BASIN BÜLTENİ Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu: “Türk askerinin Ada’daki varlığı Kıbrıs Türk Halkı için tek güvence kaynağı olmaya devam ediyor” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu: “Türk askerinin Ada’daki varlığı Kıbrıs Türk Halkı için tek güvence kaynağı olmaya devam ediyor”
Tarih: 21.07.2016 > Kaç kez okundu? 563

Paylaş


Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Türk askerinin Ada’daki varlığının Kıbrıs Türk halkı için tek güvence kaynağı olmaya devam ettiğini; iki taraf arasında varılacak bir anlaşmada Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamının Kıbrıs Türk tarafı için vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Ertuğruloğlu, yazılı açıklamasında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Kasulides’in Brüksel’de gerçekleşen 28. Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda, Türkiye’de yaşanan başarısız darbe girişimini mazeret göstererek, Kıbrıs’ta olası bir anlaşma sonrasında Türkiye’nin herhangi askeri bir varlığı olmaması gerektiği yönünde yapmış olduğu açıklamasını şiddetle kınadıklarını ifade etti.

Bakan Ertuğruloğlu şunları kaydetti:

“Kasulides, yaptığı açıklamada Türkiye’de 15 Temmuz akşamı seyreden talihsiz olaylar sırasında ‘Türk askerinin Ada’da başıboş kaldığını, belirsizlik oluştuğunu’ söyleme cüretini gösterebilmiştir. Olayların tezekkürünün ertesinde Kıbrıs Rum tarafının, her seviyede akla gelmeyecek beyanatlar verdiğini hayretle gözlemlemekteyiz. Rum tarafında yerleşik bu sağlıksız zihniyetin hiç yok olmayacağı açıktır.

Esasen, söz konusu beyanlarla kendini belli eden bu zihniyet Kıbrıs Türkü için Türk Ordusu’nun Ada’daki meşruiyetini daha da perçinleştirmektedir.

Rum tarafında çeşitli beyanlarda belirtilen ve Rum tarafının niyetini açık bir şekilde ortaya koyan düşünceler karşısında Türk askerinin Ada’daki varlığının Kıbrıs Türk halkı için tek güvence kaynağı olmaya devam ettiğini bir kez daha vurgulamakta yarar görmekteyiz.”

Ertuğruloğlu, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma yönünde süren müzakerelerin yoğunlaştırılmış bir şekilde devam ettiği, güvenlik ve garantiler başlığının sürecin en son aşamasında ele alınacağı yönünde mutabakat bulunan bu belirleyici dönemde, Kıbrıs Rum tarafına karşı gerçekte hiçbir tehdit unsuru içermeyen, Anavatan Türkiye’de yaşanan talihsiz olayların, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi makamlarınca Güney’e karşı bir endişe sebebi olarak yansıtılarak, müzakerelerin seyrinin çarptırılmaya çalışıldığına işaret etti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmaları uyarınca konuşlu Türk askerinin, Kıbrıs Rum tarafının 1963 yılından 1974 yılına kadar Kıbrıslı Türklere karşı gerçekleştirdiği kanlı saldırılara son vererek adadaki barışı yeniden tesis eden ve bugüne kadar Ada’daki huzur ortamını sağlayan unsur olduğunu hatırlatan Ertuğruloğlu, “20 Temmuz Barış Harekatı ile Kıbrıs Türk halkının yanı sıra birçok Kıbrıslı Rum’un hayatının da kurtarıldığını 42’inci yıldönümüne rastgelen bu anlamlı günde hatırlatmakta fayda görmekteyiz” dedi.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu şöyle devam etti:

“Kasulides tarafından Anavatan Türkiye’de yaşanan bu talihsiz olayların siyasi malzeme haline getirilerek Kıbrıs müzakerelerinin yerleşik parametreleri ve mutabakatlarından sapmak için bir fırsat olarak kullanılmasının hiçbir mantığa sığmadığının altını çizmek isteriz. Kıbrıs Rum tarafını, bu tür mesnetsiz açıklamalar yapmak yerine çabalarını, Ada’daki iki halkın huzur içerisinde yaşamasını sağlayacak bir çözüm bulma ruhuyla düşünmeye başlamaya davet eder, iki taraf arasında varılacak bir anlaşmada Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamının Kıbrıs Türk tarafı için vazgeçilmez olduğunu vurgularız.”



Cumhurbaşkanı Akıncı: “2016 yılı çözümsüz olarak geçirilir ve 2017’ye girilirse, bu yeni sorunlar getirecek”



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 2016 yılı çözümsüz olarak geçirilir ve 2017’ye girilirse, bunun yeni sorunlar getireceğinin altını çizdi ve “2017 yılı başlarında doğal gaz için sondaj çalışmalarını başlatmak yönünde planlanan girişimler de, çözüme ulaşmadığımız bir ortamda, yeni gerginliklerin tetiklenmesi anlamında olacaktır” dedi.

Akıncı, Kıbrıs sorununun çözümü için var olan fırsatı en iyi şekilde değerlendirmenin her iki tarafın ciddi sorumluluğu olduğunu da kaydetti.

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları kapsamında Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Akıncı, Türkiye’nin Atatürk’ün öngördüğü ilkeler doğrultusunda çağdaş, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak kurumsallaşarak gelişmesi ve daha da kalkınmasının sadece Türkiye’nin kendisi için değil, Kıbrıs Türk halkı için de büyük önem taşıdığını vurguladı. Akıncı, bunun aynı zamanda bölgedeki coğrafyanın istikrarı açısından da gerekli olduğunu söyledi.

Türkiye’nin bu sıralar içinden geçtiği zor günlere rağmen 20 Temmuz 1974’ün 42’nci yılında, etkinliklere katılmak için aralarında bulunan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine “hoş geldiniz” diyen Mustafa Akıncı, Türkiye ve diğer yerlerden aralarında bulunan tüm konuklara teşekkürlerini sundu.

20 Temmuz 1974’ü anarken, onu yaratan tarih olarak ister istemez 15 Temmuz 1974’ten başlamak, faşist Yunan cuntasının darbesinden söz etmek gerektiğini ifade eden Akıncı, işin bu yanı bazen unutturulmak istense de, gerçekte 20 Temmuz’un yaşanmasının asıl gerekçesini bu darbenin oluşturduğunu söyledi.

Akıncı, “Kısacası her zaman vurguladığımız gibi, 15 Temmuz yaşanmasaydı 20 Temmuz da olmazdı.

Geçen yıl sizlere hitaben yaptığım konuşmada, 15 Temmuz 1974 günü Yunan Cuntası’nın yaptığı darbeyle başa geçirilen Nikos Samson’a 3 gün içinde 15 bin kutlama telgrafının gönderildiğini 20 Temmuz olmasaydı darbecilerin iktidarının kökleşeceğini belirtmiş ve devamla şöyle demiştim:

Acıdır ama bir gerçektir ki; tarihin bazı dönemlerinde toplumsal bünyeler demokratik zafiyet göstermekte ve darbeler lanetleneceğine alkışlanmaktadır. Dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, bazı dönemlerde Yunanistan’da, Türkiye’de ve Kıbrıs’ın güneyinde de bunların yaşandığı bir gerçektir” dedi.

Bu yıl 20 Temmuz’dan bahsederken artık bir yerine iki 15 Temmuz’dan söz etmek durumunda olduklarını ifade eden Akıncı, 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de yer alan askeri darbe girişimi demokrasiye tutkun Kıbrıs Türk halkı arasında ciddi kaygılara neden olduğunu ifade etti.

Bu girişimin başarıya ulaşmamasının ise Türkiye gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkını da rahatlattığını vurgulayan Akıncı, “Türkiye darbeler yüzünden büyük acılar çekmiş bir ülkedir. Başarılan her darbe Türkiye’yi daha iyiye değil, daha kötüye götürmüştür. Gelişmenin, kalkınmanın yolu demokrasiden geçmektedir. Türkiye’nin Atatürk’ün öngördüğü ilkeler doğrultusunda çağdaş, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak kurumsallaşarak gelişmesi ve daha da kalkınması sadece Türkiye’nin kendisi için değil, Kıbrıs Türk halkı için de büyük önem taşımaktadır. Bu aynı zamanda bölgemizdeki coğrafyanın istikrarı açısından da gereklidir” diye konuştu.

Türkiye’de artık darbeleri geçmişteki gibi alkışlayan bir toplum olmadığını görmenin de sevindirici olduğunu dile getiren Akıncı, halkın, siyasi partilerin ve medyanın bu girişimin karşısında yer almasının, bundan sonraki benzeri durumlara teşebbüs edilememesinin en önemli garantisini oluşturacağını vurguladı.

Türkiye’de yaşananların Kıbrıs Türk halkını da yakından ilgilendirdiğini vurgulayan Akıncı, şunları kaydetti:

“Türkiye’deki olumlu gelişmelerle sevinen, acılarla üzülen Kıbrıs Türk halkı olarak elbette bu olayda sevdiklerini yitirmiş bulunan acılı ailelerin yanındayız. Yaşamını yitirenlere tanrıdan rahmet, geride kalanlara ve tüm Türkiye’ye başsağlığı diliyorum. Yaralılara acil şifalar temenni ediyorum”.

Türkiye’de silahlı kuvvetler içinde bu darbe girişiminde bulunan grup ile bir kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni birbirine karıştırmamanın önemine işaret eden Akıncı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli komutanlarının ve mensuplarının gerek Türkiye’de, gerekse Kıbrıs’ta görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye devam edeceklerinden kuşkuları olmadığını söyledi.

Darbe girişiminin önlenmesinden sonra, Türkiye’yi bekleyen önemli bir görevin de hukuk devleti olmanın gereklerinin eksiksiz yerine getirildiğinin tüm dünyaya gösterilmesi olduğunu vurgulayan Akıncı, hukuk ve demokrasi dışı bir kalkışmaya karşı en iyi cevabın kuşkusuz hukuk ve demokrasi içinde kalınarak verileceğini belirtti. Akıncı, bunun Türkiye’de demokratik hukuk devletinin daha da kökleşmesini getireceğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, Kıbrıs sorununu çözmek yolunda yoğunlaştırılmış müzakerelerde bulunduklarını hatırlattı ve Temmuz ayının son haftasında 3 liderler görüşmesi daha yapacaklarını, bu görüşmelerde var olan ayrılık noktalarını azaltmayı ve mümkün olursa, 2016 yılını çözüm yılı yapmayı hedeflediklerini kaydetti.

2016 yılı çözümsüz olarak geçirilir ve 2017’ye girilirse, bunun yeni sorunlar getireceğinin altını çizen ve uyarılarda bulunan Cumhurbaşkanı Akıncı, “2018 yılı Şubat ayında güney Kıbrıs’ta başkanlık seçimleri vardır. 2017 yılı Mart ayından itibaren o seçime yönelik hazırlıkların başlayacağını bizzat Rum liderler kendileri seslendirmektedirler. 2017 yılı başlarında doğal gaz için sondaj çalışmalarını başlatmak yönünde planlanan girişimler de, çözüme ulaşmadığımız bir ortamda, yeni gerginliklerin tetiklenmesi anlamında olacaktır” diye konuştu.

2017 yılının aynı zamanda yeni bir BM Genel Sekreteri ile, ABD’de yeni bir yönetimin iş başına geleceği yıl olduğunu, her an beklenmedik başka gelişmeler de söz konusu olabileceğini ifade eden Akıncı, “Çünkü hiçbir şey durağan değildir. Geçtiğimiz kısa dönemde Türkiye’nin Rusya ve İsrail ile ilişkilerinde yaşanmaya başlanan normalleşme ve yakınlaşmayı ise olumlu bir gelişme olarak not etmek gerekir” dedi.

Kıbrıs sorununun çözümü ile birlikte, Doğu Akdeniz’de enerji işbirliği olanaklarının artacağını, çözümle birlikte bölgedeki doğal gazın, gerek Kıbrıs ve Türkiye’nin kendi ihtiyaçlarında kullanılması, gerekse Kıbrıs ve Türkiye üzerinden AB ülkelerine ulaştırılmasının hayal olmaktan çıkacağını kaydeden Akıncı, bu çerçevede Kıbrıs sorununun çözümü için var olan fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek, her iki tarafın da ciddi sorumluluğu olduğunun altını çizdi.

Akıncı şöyle konuştu:

“Biz, bu sorumluluğumuzun bilinci içerisinde bir yılı aşkın bir süredir çalışmalarımızı tüm iyi niyetimizle sürdürüyoruz. Bu bağlamda gerek iki kesimli, iki toplumlu federal çözüm kapsamına giren konularda gerekse, güven artırıcı önlemler alanında üzerimize düşenleri eksiksiz yerine getirdik.

Derinya ve Lefke-Aplıç kapılarının açılabilmesi, cep telefonlarının her iki tarafta da sorunsuz çalışabilmesi ve elektrik şebekelerinin kalıcı bağlantısı için, gerek siyasi gerekse teknik anlamda üzerimize düşen ne varsa yaptık. Geçiş kapıları ile ilgili olarak BM Kalkınma Programı’nın ihale süreci ilerlemektedir. Cep telefonları konusunda güneydeki bir yasa engel olarak gösterilmektedir. Elektrik şebekelerinin kalıcı olarak bağlantısı konusunda da yine Rum tarafının adım atmasını beklemekteyiz. Durum bu olduğu halde son olarak yayınlanan BM Genel Sekreterliği raporunda her iki lidere de çağrıda bulunulmasını anlamış değiliz; çünkü biz üzerimize düşenleri yerine getirmiş bulunmaktayız”.

Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme ulaşma çabası sürerken güven artırıcı önlemlerin yaşama geçtiğini toplumların görmesi ve bunu yaşamasının çözüme olan inancı artıracağını ifade eden Akıncı, Güneyde zaman zaman Kıbrıslı Türklere ve araçlarına yapılan saldırıların faillerinin cezalandırılmamasının ise güven duygusunu yok ettiğini vurguladı.

Akıncı, “Nedeni ne olursa olsun, şiddet cezasız kalmamalıdır. Bu bağlamda ortak olarak oluşturduğumuz Eğitim Komitesi’ne de barışçı genç kuşaklar yetiştirilmesi anlamında büyük görevler düştüğü kuşkusuzdur” dedi.

Haziran ayında Trodos Dağları’nda yaşanan büyük yangın felaketinde bile iki tarafın işbirliği yapamamış olmasının hiç bir mantıklı izahı olmadığını kaydeden Akıncı, bu olay karşısında bile yerleşmiş politik kalıpların dışına çıkılamaması ve uzatılan yardım ellerinin havada kalmasının, toplumlarda güven duygusu yaratmadığını, tam tersine güvensizliği körüklediğini kaydetti.

BM Genel Sekreterliği’nin raporunda yangına ilişkin ifadelerin Rum tarafının girişimi ile çıkarılmış olabileceğini söyleyen Akıncı, “Ama bu, anlattığım gerçeği değiştirmez” dedi.

Felaketler karşısında ortak hareket etmek için var olan Kriz Yönetimi Teknik Komitesi’nin yeni felaketlerin yaşanmasını beklemeden, böylesi durumlarda politik engellere takılmadan nasıl süratle hareket edilebileceğinin çerçevesini çizmek gibi önemli ve ivedi bir görevi olduğunu belirten Akıncı, bunun da bir an önce yerine getirilmesi için gerekli adımlar atılmaya başlanması gerektiğini kaydetti.

Kıbrıs’ta her iki tarafın da kabul edebileceği makul bir çözümün çerçevesi olarak, iki kesimli, iki toplumlu, iki kurucu devletin siyasal eşitliğine dayalı, egemenliğin her iki toplumdan eşit olarak neşet edeceği federal yeni bir yapıyı oluşturmaya çalıştıklarını anlatan Akıncı, böylesi bir yapıda iki kesimlilik, eşitlik ve güvenliğin kendileri için hayati öneme sahip olduğunu ifade etti.

Bunu hem muhataplarına, hem BM yetkililerine, hem de temasta oldukları diğer 3’üncü taraflara bıkmadan usanmadan anlattıklarını söyleyen Akıncı, böylesi bir yapıyı oluşturmak ve bunu her iki tarafın da kabul edebileceği çerçeveye oturtmanın kolay bir uğraş olmadığını vurguladı.

“Bu; toplumsal haklarımızı sonuna kadar korumayı, aynı zamanda diğer toplumun da meşru haklarını göz ardı etmeyen, dengeli bir anlayışı gerektirir. Bu anlayışın sadece bir tarafta olması da yetmez, bu ancak karşılıklı olursa bizi sonuca götürebilir. Biz bu anlayışla önümüzde birkaç ayın ne kadar önemli ve geleceğimiz açısından hayati olduğunun bilinci içerisinde çabalarımızı yoğunlaştıracağız” şeklinde konuşan Akıncı, yapmakta oldukları çalışmanın kendi nesillerinin belki de son denemesi ve federal çözüm için son bir şans olduğunun bilincinde olduklarını söyledi.

Bu çabanın başarısızlığa uğramasını arzu etmediklerini kaydeden Akıncı, çözümün her iki toplumun yanı sıra ada ve bölge için de olumlu sonuçlar yaratacağının, yeni işbirliği olanakları sağlayacağının farkında olduklarını kaydetti.

Çözümün Türkiye’nin gerek bölgesel gerekse dünya ölçeğinde ilişkilerinin rahatlamasına ve gelişmesine de katkı yapacağına işaret eden Akıncı, “Ama şu husus hiç akıldan çıkarılmamalıdır: Çözüme ‘evet’ diyecek olanlar da, sürdürülebilirliğini sağlayıp, yaşatacak olanlar da bu adanın toplumlarıdır. Bu çerçevede Kıbrıs’ın iki ana toplumundan biri olarak siz değerli yurttaşlarımızın önümüzdeki haftalarda da gelişmeleri yakından izlemeniz ve geleceğinizi belirleyecek günlere yaklaşırken, en sağlıklı kararları verebilmeniz için bilgili olmanız önemlidir. Müzakere sürecinin zorunlu kıldığı ölçüler içinde sürekli olarak vermekte olduğumuz bilgiler kuşkusuz ki sürecin sonunda çok daha ayrıntılı olarak sizlere duyurulacaktır. Müzakere süreci eğer başarıyla tamamlanırsa, halkımız neyi oylayacağını elbette tüm detaylarıyla bilerek sandığa gidecektir” dedi.

Çözüm için uğraşlarını sürdürürken, öte yandan da yaşamın devam ettiğini kaydeden Akıncı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sorunları, Kıbrıs sorununa ne kadar kısa sürede çözüm bulmayı hedefliyor olsalar da çözüm gününü bekleme lüksüne sahip olmadığını kaydetti.

KKTC’de sorunlarla baş etmeye ne kadar hazır hale gelinirse, kurma ümit edilen birleşik federal Kıbrıs’ta yerlerin o kadar sorunsuz şekilde alınabileceğini ifade eden Akıncı, KKTC ekonomisi ve demokrasisi ile ne kadar güçlenirse, federal birliktelikte ve AB içinde de o kadar sağlıklı bir şekilde yerini alabileceğini vurguladı.

Akıncı, bir yandan kapsamlı çözüm için yoğun çalışmaya devam ederken, evlerinin içini de daha düzenli hale getirmek yönünde gayretlerini sürdürmeleri gerektiğini de kaydetti.



Türkeş: “Kıbrıs meselesinin bir zaman perspektifi olmadan çözümsüz ve sonu gelmeyen döngüye girmesi kimsenin menfaatine değildir”



20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı, dolayısıyla dün Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törene Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş de katıldı. Türkeş, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini temsilen yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının barış ve özgürlüğüne kavuştuğu Barış Harekatı’nın yıldönümünde KKTC’de bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğunu ifade etti.

Kıbrıs’ın Türkiye için müstesna bir yeri bulunduğunu kaydeden Türkeş, Kıbrıs Türkünün adanın eşit sahipleri olarak varlığını sürdürmek için verdiği mücadelenin dönüm noktasını teşkil eden, geçmişin acılarla dolu bir sayfasını kapatan şerefi bir günün yıldönümü vesilesiyle toplanıldığını kaydetti.

Uluslararası anlaşmalardan, Türkiye’nin meşru garantörlük haklarından kaynaklanan, tamamen hukuka, insan hakları ve evrensel değerlere dayanılarak gerçekleştirilen Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türk halkını zulümden kurtardığını ve refaha kavuşturduğunu kaydeden Türkeş, Barış Harekatı’nın ayrıca Akdeniz’de barış ve istikrarın yeninden sağlanmasına katkıda bulunduğunu söyledi.

Türkiye’nin Kıbrıs Türklerinin eşitlik, özgürlük ve var olma mücadelesini her koşulda ve zeminde destekleyeceğini tüm dünyaya gösterdiğini belirten Türkeş, “Türkiye Kıbrıs’a bir ilhak için gelmemiştir, Türkiye Kıbrıs’a Megalo İdea denilen bazı amaçlar için de gelmemiştir, Türkiye meşru müdafaa hakkını kullanarak Kıbrıs Türkü’nün yok edilmesini, katledilmesini, ortadan kaldırılmasını engellemek için gelmiştir, canını, malını, hürriyetini korumak için gelmiştir” dedi.

Türkeş, mücadelenin önderleri olarak nitelendirdiği Dr. Fazıl Küçük ve Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’a da rahmet diledi.

Barış Harekatı ile sadece Kıbrıs Türklerine değil, tüm adaya barış ve huzur getirildiğini kaydeden Türkeş, KKTC’nin, hükümet, meclis, tüm kurum ve kuruluşlarıyla; çoğulcu demokratik değerler üzerinde yükselen, insan haklarına saygılı çağdaş hukuk devleti yapısıyla bölgedeki istikrara önemli katkı sağlayacak konuma geldiğini söyledi.

Kıbrıs Türkü’nün buna, birlik beraberlik içerisinde değerlerine sahip çıkarak ulaştığını kaydeden Türkeş, gönül birliği ve milli davaya olan inanç muhafaza edildiği sürece aşılamayacak engelin bulunmadığını belirtti.

KKTC’de halkın kendi iktidarını kendisinin belirlemesi, demokratik yollarla iktidar değişikliğine gidiyor olmasının önemini vurgulayan Türkeş, “KKTC bir çok ülkeden daha derin ve güçlü demokrasi değerlerine sahip olduğunu dünyaya pek çok kez ispatlamıştır” dedi.

Müzakere sürecine de değinen Türkeş, “Sürdürülmekte olan müzakere süreci mevcut Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde çözüm için son fırsatı teşkil etmektedir. Kıbrıs meselesinin bir zaman perspektifi olmadan çözümsüz ve sonu gelmeyen döngüye girmesi kimsenin menfaatine değildir” dedi.

Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının iyi niyet ve kararlılıkla müzakere sürecine sahip çıktığını, adil kalıcı ve kapsamlı bir çözüme ulaşılabilmesi için her zaman inisiyatif alan taraf olduğunu kaydeden Türkeş, Kıbrıs Türk tarafının 2004’de çözüm planına evet dediğini Kıbrıs Rum halkının ise reddettiğini anımsattı.

Türkeş, “Kıbrıs Türkü bu topraklarda eşitlik ve barış içerisinde yaşayabilmek için her tür çabayı iyi niyetle ortaya koyuyor. Hal böyle olmakla birlikte Kıbrıs Türkü’nün eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçeceğini, azınlık olarak yaşamayı kabul edebileceklerini ummak boş bir hayalden ibarettir” dedi.

Tuğrul Türkeş, “Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğini, meşru haklarını ve güvenliğini teminat altına alacak şekilde, kapsamlı bir çözüme kavuşturulması, milli bir dava olarak gördüğümüz bu konudaki önceliğimiz olmaya devam etmektedir” dedi.

Türkiye’nin bu yöndeki her türlü iyi niyetli yaklaşıma ve Birleşmiş Milletlerin çabalarına destek vermeyi sürdüreceğinin altını çizen Türkeş, Türkiye’nin meseleye 2016’da kalıcı, kapsamlı ve yaşayabilir bir çözüm bulunması yönündeki beklentisinin sürdüğünü, bu bağlamda, her iki liderin çözüme 2016’da ulaşılması yönündeki kararlılıklarını müzakerelerin başlamasının yıldönümünde bir kere daha vurgulamış olmalarının önemli olduğunu kaydetti.

Tuğrul Türkeş, “Türkiye, müzakere sürecinde, daha fazla vakit kaybetmeksizin çözüm yolunda mesafe kat edilmesi için, garantör ülke olarak her türlü desteği vermeye ve sürece yapıcı katkılarda bulunmaya devam edecektir” dedi.

Çözüm sürecinde gerekli siyasi anlayış ve esnekliğin gösterilmesi kadar, tarafların birbirlerini gelecekteki ortağı olarak görmeleri, “yan yana yaşamaya ve birbirlerinin haklarına riayet etmeye hazır olduklarını” göstermelerinin de elzem olduğunu kaydeden Türkeş, “Gerçek bir ortaklık hedefleniyorsa, bu tutumun şimdiden somut biçimde ortaya konması gerekir” dedi.

Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız tecride son verecek adımların vakit kaybedilmeden uluslararası toplum tarafından atılması gerektiğini de vurgulayan Türkeş, “Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı bu haksız uygulamaların siyasi, hukuki, ahlaki ve insani hiçbir açıdan izahı yoktur. Dünyada, hem mazlum olup hem de tecrit edilen çok az toplum vardır. Kıbrıs Türkleri, hem ortadan kaldırılıp hem de ‘çağdaş’ dünya tarafından cezalandırılmanın sıkıntısını yıllardır yaşıyor” dedi.

Türkiye’nin, her türlü zorluğa karşın, Kıbrıs Türk halkının yaşam kalitesini daha da üst düzeye çıkaracak kudret ve iradeye sahip olduğunu ve elinden geleni yaptığını belirten Türkeş, “Ancak ‘hem suçlu hem güçlü’ olan tarafın değil, mazlum ve masum Kıbrıs Türklerinin desteklenmesi, hakkının teslim edilmesi ve tecritlerin kaldırılması gerekir” dedi.

Kıbrıs Türkü’nün ekonomik açıdan daha güçlü bir seviyeye ulaşması için her zaman Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerle dayanışma içinde çalıştığını, KKTC’nin ekonomik altyapısının güçlendirilmesi ve refahının arttırılması için sıkı işbirliğinin devam edeceğini kaydeden Türkeş, “Bu çerçevede, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin sağlam ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasını amaçlayan reformların süratle gerçekleştirilmesine yönelik çalışmaların titizlikle ve kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz. Dünya bilmelidir ki Türkiye var olduğu sürece, Kıbrıs Türkü de yalnız değildir” dedi.

Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerin huzur ve güvenlik içinde, ekonomik gelişimini sürdürmesine özel önem atfettiğini kaydeden Türkeş, “Bu sebeple, müzakerelerden sonuç alınamasa bile, KKTC’nin yoluna güvenle devam etmesi amacıyla önemli projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz” dedi.

Türkiye’den getirilen suya da değinen Türkeş, şunları ifade etti:

“Su, muhtemel ortaklık devletinde iki halkın refah içinde yan yana yaşayabilmesi için Türkiye’nin sağladığı çok önemli bir katkı olarak görülmelidir. Türkiye’den getirilen suyun, olası çözümün ardından her iki halkın da hizmetine sunulması, en samimi arzumuzdur. Türkiye’den gelen su, ‘barış suyu’ olmalıdır.”

Doğal kaynakların adilane paylaşımının sağlanamadığı bölgede, suyu, gelecek kuşaklara bir barış ve işbirliği projesi olarak miras bıraktıklarını belirten Türkeş, “Büyük ve cesur projeler gerçekleştirmek için azimle çalışmaya, KKTC'nin gelişip güçlenmesi ve ekonomik açıdan uluslararası alanda rekabet edebilir bir noktaya gelmesi için her türlü katkıyı sağlamaya devam edeceğiz” dedi.

Doğu Akdeniz’deki güvenlik sorunları ile insani krizlere uluslararası mekanizmaların çare bulmakta zorlandığına işaret eden Türkeş, “Barış Harekâtı sayesinde Kıbrıs’ta 42 yıldır barış ve huzur ortamının muhafaza edilmesi ise gerçekten önemli bir başarıdır” dedi.

Türkeş, “Kıbrıs Türk halkının 1963-1974 döneminde yaşadığı trajik tecrübenin tekrarı ve 1974 yılında Ada’da gerçekleştirilen askeri darbenin olası sonuçları Garanti sisteminin varlığı sayesinde önlenebilmiştir. Önümüzdeki kritik süreçte de arzumuz, diğer Garantör ülkelerin ve bilhassa Yunanistan’ın da sorumlu bir tutum izleyerek, sürecin yaşayabilir bir çözüme bir an önce kavuşturulabilmesi için gerçekçi ve kolaylaştırıcı katkılarda bulunmalarıdır” şeklinde konuştu.

Kamuoyuna verilen mesajların tüm Doğu Akdeniz bölgesindeki huzur ve istikrara katkıda bulunacak bir anlayışa yönelik verilmesi gerektiğini ifade eden Tuğrul Türkeş, adil ve kalıcı bir çözümün, yalnızca Ada’daki taraflara değil, başta Doğu Akdeniz olmak üzere geniş bir coğrafyaya olumlu yansımaları olacağını belirtti.

Türkeş, “Kıbrıs Türkü’nün hürriyeti, hukuku, refahı ve güvenliği bizim milli davamızdır. Anlayış ve gönül birliğimizi muhafaza ederek, atılması gereken adımları kararlılıkla atacak, ortaya çıkabilecek sıkıntıları da geçmişte olduğu gibi birlikte aşacağız” dedi.

Tuğrul Türkeş, Barış Harekâtı’nda şehit düşen Mehmetçik ve Mücahitleri rahmet, gazileri şükranla andığını belirtti ve Kıbrıs Türk Halkı ve tüm Milletin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramını kutladı.



TBMM Başkanı Kahraman: "Barış Harekatı sayesinde soykırım, cinayet, tecavüz gibi insan yaşamını, insan hak ve hürriyetlerini ve insanlık onurunu ilgilendiren asıl büyük sorunlar ortadan kalkmış durumdadır"



TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 42. yıl dönümünü kutlayarak, Barış Harekatı sayesinde soykırım, cinayet, tecavüz gibi insan yaşamını, insan hak ve hürriyetlerini ve insanlık onurunu ilgilendiren asıl büyük sorunların ortadan kalktığını belirtti.

Kahraman, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımlayarak, Kıbrıs Adası'na barış ve huzur getiren, Ada Türkleri'nin can güvenliğine kavuşmasını ve hak ve hürriyetlerini elde etmesini sağlayan Barış Harekatı'nın yıl dönümünde kutlanan 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nı tebrik etti.

Barış Harekatı ile Kıbrıs'taki Türkler'e yönelik katliamların engellendiğini, adada güven ortamının yeniden tesis edildiğini ifade eden Kahraman, bu nedenle 20 Temmuz'un sadece KKTC vatandaşlarının değil, Türkiye halkının da sevinç ve mutluluk günü olduğunu vurguladı.

Kahraman, Akdeniz'de büyük bir deniz üssü gibi duran Kıbrıs'ta, Barış Harekatı sayesinde 42 yıldan beri huzur ve güven ortamının hakim olduğunu belirterek, "Her ne kadar bugün bir Kıbrıs sorunundan söz ediliyorsa da bu sadece siyasal düzeyde bir uzlaşmaya varılamaması durumuna karşılık gelmektedir. Barış Harekatı sayesinde soykırım, cinayet, tecavüz gibi insan yaşamını, insan hak ve hürriyetlerini ve insanlık onurunu ilgilendiren asıl büyük sorunlar ortadan kalkmış durumdadır." değerlendirmesinde bulundu.

Kahraman, mesajında şunları kaydetti:

"İki halklı ve iki devletli adadaki anlaşmazlıkların giderilmesi ve barışın kalıcı hale gelip kurumsallaşması için yürütülen görüşmelerin hak ve hukuka uygun bir neticeye ulaşması en büyük temennimizdir. Barışın kalıcı hale gelmesi için yürütülen görüşmelerin geçmişte yaşanan üzücü olayların tekrar etmesine yol açmayacak bir sonuca ulaşması için, bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da her türlü desteği vermeye devam edeceğimizden kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Bu vesileyle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı bir kez daha tebrik ediyorum. Kuzey Kıbrıs Türk halkının huzur, güven ve barış içinde yaşamasını diliyorum. Kıbrıs’ta yürütülen müzakerelerin geçmişten alınan derslere dayalı olarak tarihin tekerrür etmesine yol açmayacak adil ve hakkaniyetli bir sonuca kısa zamanda ulaşmasını samimiyetle temenni ediyor, Kıbrıs Türkleri'nin can güvenliğini, ırz ve namusunu, hak ve hürriyetlerini korumak için her türlü fedakarlığı yapmış bulunan tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum."



Başbakan Özgürgün, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu kabul etti



Başbakan Hüseyin Özgürgün, Türkiye’de ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu kabul etti.

Özgürgün, kabulde yaptığı konuşmada, Kılıçdaroğlu’nu Başbakanlıkta ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Anavatan Türkiye ile olan ilişkilerin, hükümetler düzeyinde olmadığını, Anadolu halkı ile Kıbrıs Türk halkı düzeyinde olduğunu ifade eden Özgürgün, Kıbrıs Türk halkının Türkiye’de siyasi olsun, ekonomik olsun gelişmeleri yakından takip ettiğini, Türkiye’de yaşanan olumsuz bir olayda Kıbrıs Türk halkının da üzüntü duyduğunu söyledi.

Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerin çok güçlü olduğunu, bunun göstergelerinden birinin de Türkiye’den gelen su olduğunu kaydeden Özgürgün, bir çözüm halinde suyun Güney Kıbrıs’a da “Barış Suyu” olarak gidebileceğini ifade etti.

Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı bir anlaşma temenni ettiğini ancak Kıbrıs’ta 48 yıldır bir anlaşmaya varılmamasının sorumlusunun Kıbrıs Rum tarafı olduğunun altını çizen Özgürgün, gerek Türkiye, gerek Kıbrıs Türk halkının bir anlaşmayı her zaman desteklediğini, 2004’de referandumda çözüm planına evet demesinin bunun somut göstergelerinden biri olduğuna işaret etti.

Özgürgün, “Kıbrıs Türk halkı bir anlaşma taraftarıdır, bunu göstermiştir ama sonuçta hayat devam ediyor, anlaşma olmasa da Kıbrıs Türk halkı Türkiye ile birlikte güçlü bir şekilde yoluna devam edecektir” dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ise, KKTC’de bulunmaktan son derece mutlu olduğunu, 20 Temmuz’da Kıbrıs Türkü’nün sevincine ortak olmanın kendileri açısından çok önemli olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, “Kıbrıs, siyasi görüşü ne olursa olsun tüm siyasi partilerin ortak davası konumunda. Kıbrıs’a bir milli dava olarak bakarız. Kıbrıs’ın kendi sorunlarını çözmesi bizim için çok önemli. Sorunlar çözüldükçe bölgenin rahatlaması, Kıbrıs- Türkiye ilişkilerinin çok daha güçlü olması, Kıbrıs’ın uluslararası arenada daha güçlü bir konuma gelmesi demek” şeklinde konuştu.

Kabulde, Türkiye Cumhuriyetinin Lefkoşa Büyükelçisi Derya Kanbay ve Başbakanlık Müsteşarları Olgun Amcaoğlu ile Metin Beyoğlu da hazır bulundu.

Görüşmede, ziyaret anısına karşılıklı plaket takdim edildi.



20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Yavuz Çıkarma Plajı’nda törenle kutlandı



20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları kapsamında Yavuz Çıkarma Plajı’nda tören düzenlendi.

Saat 08:20’de protokol sırasına göre çelenklerin denize bırakılmasıyla başlayan törende, saygı marşı çalındı, saygı duruşunda bulunuldu.

Tören daha sonra KKTC Yelken, Motor, Kürek Federasyonu’na bağlı yatlar tarafından Türkiye Aydıncık’tan getirilen Bayraklar Türk Askeri’ne teslim edilerek adaya çıkarılmasıyla devam etti.

Bunu İstiklal Marşı eşliğinde Bayrakların göndere çekilmesi izledi.

Ardından adada yakılan barış ve özgürlük meşalesi asker tarafından sahile çıkarılarak Lefkoşa’daki tören alanına taşınmak üzere Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) öğrencilerine teslim edildi.

Tören, Karaoğlanoğlu Şehitliği’nin gezilmesi ve kabirlere çiçek bırakılmasıyla sona erdi.



7’nci Şafak Nöbeti etkinliği gerçekleştirildi



20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları kapsamında 7’ncisi düzenlenen Şafak Nöbeti etkinliği dün akşam Yavuz Çıkarma Plajı’nda gerçekleştirildi.

Etkinlikte, Din İşleri Başkanlığı'ndan hocalar da dua ve ilahiler okuyarak şehit ve gazilere şükranlarını sundu.

Gecede, Hava Sporları Federasyonu da sıcak hava balonları uçurdu.

Şafak Nöbeti Organizasyon Komitesi Başkanı Fevzi Tanpınar gecede yaptığı konuşmada, Şafak Nöbeti'nin gelenekselleşerek sonraki nesillere taşınmasının önemine dikkat çekti.

Tanpınar "Şafak Nöbeti yine binlerin katılımı işe coşkulu bir şekilde tamamlandı. Şanlı Türk Ordumuzun 42 yıl önce adaya gelişi hepimiz için bir umuttu. Bu umudun bekleyişini sembolize eden Yavuz Çıkarma Plajı'daki nöbet, bize bir kez daha bir bayrağa ve bir vatana sahip olmabilmenin ne kadar değerli olduğunu da bir kez daha hatırlattı. Bu nöbet ayrıca bizlerin Anavatan'ımızla bağlarımızın ne kadar güçlü ve kopmaz olduğunun da bir ritüeli olmuştur. Şehitlerinizi bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz" şeklinde konuştu.

Şafak Nöbeti'nde dünya rekoru

Guiness Rekorlar Kitabı'na giren ilk Türk sualtı sporcusu olan Cem Karabay da kutlamalar kapsamında Yavuz Çıkarma Plajı’nda giriştiği su altında yaşama dünya rekorunu kırdı.

Karabay, kendine ait 72 saatlik dünya rekorunu 142 saat 42 dakika 42 saniye’ye çıkardı.

Yaklaşık 6 gün sualtında kalan Karabay, bir elinde Türkiye diğer elinde KKTC bayrağıyla rekorunu sonlandırırken Şafak Nöbetçileri’nin coşkusuyla karşılandı.

Şafak Nöbeti özel yayını yapan BRT, nöbetin tamamını canlı yayınladı.

Etkinliğin sunuculuğunu ise her yıl olduğu gibi bu yıl da Şafak Nöbeti Organizasyon Komitesi Koordinatörü Taner Gönül yaptı.

Din İşleri Başkanlığı'na bağlı hocaların dua ve ilahiler okuduğu et etkinlikte, sembolik olarak sabah ezanı da okundu.

Gecenin sonunda, Yavuz çıkarma Plajı'na 42 yıl önce ilk ayak basan Türk Askeri’nin izini takip eden SAT komandoları bayraklarla çıktı.

Güvenlik Kuvvetleri Amfibi Birliği mensubu komandolar, önce temsili deniz dibi bomba taraması yaptı, ardından sahile çıkarak 42 yıl önceki heyecanı tekrar yaşattı. Şafak Nöbeti Organizasyon Komitesi’nden yapılan açıklamaya göre, etkinliğe Başbakan Hüseyin Özgürgün, Başbakan Yardımcısı, Maliye Bakanı Serdar Denktaş, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, İçişleri Bakanı Kutlu Evren, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Özdemir Berova, Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, Sivil Savunma Teşkilat Başkanı Erdoğan Çelebi, bazı millevekilleri ile çok sayıda “Şafak Nöbetçisi” katıldı.









Enformasyon Dairesi









Facebook







Twitter







Instagram













Dışişleri Bakanlığı













Facebook







Twitter







YouTube







Websitesi













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Fax: +90 (392) 228 4847

E-Mail: pio_news@kktcenf.org

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: TRNC Public Information Office / KKTC Enformasyon Dairesi

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 20
Dün Tekil 1002
Bugün Tekil 456
Toplam Tekil 1932687
IP 54.167.202.184






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































28 Muharrem 1439
Ekim 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk hakanları ve Türkmen Padişahları devlet işlerinde hatunun fikirlerini üstün tutar.
(NİZAM ÜL-MÜLK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.716 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu