DEĞİŞEN DİPLOMASİ ANLAYIŞI VE TÜRKİYE - Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









DEĞİŞEN DİPLOMASİ ANLAYIŞI VE TÜRKİYE - Yrd. Doç. Dr. Sait YILMAZ
Tarih: 16.09.2009 > Kaç kez okundu? 2071

Paylaş


Devletler çıkarlarını sağlamak ve korumak, belirledikleri hedeflerine kavuşmak için diğer devletleri belli davranışlara yöneltmek veya olası davranışlardan caydırmak için çeşitli araç ve yöntemlere başvurur. Klasik yöntemler şunları kapsamaktadır; diplomasi ve diplomatik yöntemler, propaganda, ekonomik araçlar, iç işlerine karışma, güç kullanma tehdidinde bulunma veya silahlı güç kullanımıdır. Bir devletin dış politika alanında aldığı kararları uygulamak için kullandığı çeşitli yöntemler arasında en çok bilinen yöntem diplomasidir. Diplomasi tarihi M.Ö. 4. ve 5. yüzyıllarda şehir devletleri arasında özel temsilcilerin kullanıldığı eski Yunana kadar geri götürülmektedir. Modern anlamda daimi elçilikler ise 15. yüzyıl sonlarına doğru İtalyada teşkil edilmeye başlandı. 20. yüzyılın başlarında açık diplomasi, ad hoc ve düzenli konferanslar gibi Fransız sistemine geçildi. Dışişleri Bakanlığının ilk örneği ise Kardinal Richeliu ile Fransada görüldü. 1782de İngilizler Dışişleri Dairesi kurdular, onları 1789da yeni kurulan ABD izledi. Çin, Japonya ve Türkiye ise ancak 19. yüzyıl ortalarında dış işleri bakanlığı kurdular.

Değişen Diplomasi Anlayışı

Çağdaş ve demokratik bir ülkenin ulusal hedeflerine ulaşmak için en hesaplı ve uluslararası hukuk ve etik açısından kabul edilebilir yöntem diplomasiyi kullanmak olacaktır. Diplomasi ise uluslararası ilişkilerde bulunulan durumun doğru tespiti ve savaş dışındaki uygun vasıtaların seçimi ile en kestirme yollardan amaca ulaşmayı gerektirir. Diplomasinin oyuncusu olan diplomatlar; görüşmelerde etkinlik, uygun taktiklerin saptanması, kamuoyunu etkileme ve bilgi toplama maharetleriyle üstünlük sağlarlar . Diplomasi ve diplomatik yöntemler hem barışçı, hem de daha az masraflı olmalarından dolayı en sık kullanılan yöntem olarak gözükmektedir. Diplomatik yöntemlerin başında ikili, çok taraflı, gizli, açık ya da dolaylı biçimleri görülen “müzakereler” gelir. Ancak, diplomasi 2. Dünya Savaşından beri değişim içerisindedir.

Bu değişimin temelinde diplomasinin zorlayıcı ve örtülü niteliğindeki gelişmeler yatmaktadır. Egemen devlet kendi kararını bizzat kendi verebilme hâkimiyetini kendisini bulabilen devlettir . Zorlayıcı diplomasinin stratejisi ise diğer devletin egemenlik hakkına sinsice nüfuz edilmesidir. Bir dış müdahale biçimi olarak zorlayıcı diplomasi, hedef ülkenin yönetim sistemine demokratik müdahale görüntüsü altında normal ve düzenli temellere dayandırılarak gerçekleştirilmektedir. Eski tip müzakereci diplomasinin yerini, zorlayıcı unsurlar ile takviye edilen “zorlayıcı diplomasi” almıştır. Zorlayıcı diplomasi, uluslararası ortamın iyi okunması ve ulusal hedeflere ulaşmak için durumun gerektirdiği maliyet etkin hareket tarzlarının tespiti yanında; başta haberalma olmak üzere propaganda, örtülü operasyonlar ve koruyucu güvenlik gibi istihbarat fonksiyonlarının yerine getirilmesinin diplomasinin niteliği ile bağdaştırılmasıdır.

Devletler ve örgütler stratejilerini geliştirirlerken sadece rakip örgütleri ve devletleri göz önüne almaz; sistemin ekonomik, mali, ekolojik, sosyal ve siyasal tüm dinamiklerini ve aktörlerini esas alırlar. Bu haliyle strateji, bilgiye, algıya ve olguya dayalı güvenlik anlayışlarıyla doğrudan ilişkili bir anlam içermektedir. Stratejik başarı aşağıdaki koşullara bağlıdır;

- Güç bileşkesinin, amaca ve zamana göre uygun kullanımı,

- Enformasyon kapasitesi ve entelektüel birikim,

- Teknik, ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklere uygun taktikler geliştirilmesi,

- Açık ve bilinen yöntemlerin yanı sıra, açık olmayan ve tanımında güçlükler bulunan yaratıcı mücadele yöntemlerinin (örneğin terör, propaganda, kitle iletişim araçlarını manipüle etme) kullanılması.

Diplomasi öncelikle diğer aktörleri istediklerimizi yapmaya ikna rolü oynar. Saf diplomasi etkili olmak için diğer vasıtalarla desteklense de istişare kabiliyeti geleneksel diplomasi sanatı için merkez role sahiptir. Askeri, ekonomik ve bozucu fonksiyonlar ile birleştirilen diplomasi karma (mixed) diplomasi olarak adlandırılır . Karma diplomasi diğer taraflar üzerinde zorlayıcı vasıtaları kullanmak veya kullanma tehdidinden bulunmak için bir iletişim kanalıdır. Zorlayıcı diplomasi ile karşı tarafın ikna edilmesi veya algılamasının değiştirilmesi çeşitli örtülü baskı yöntemlerini ve propaganda tekniklerini kapsayan istihbarat fonksiyonlarını gerektirir. Rakip aktörün gerçek gücünü ve muhtemel tutumunu tespit etmek için haber alma yöntemleri kullanılırken, karar alıcıları etkilemek için de haber alma sistemleri yanında özel ve örtülü teknikler kullanılır.

Zorlayıcı diplomasi yöntemi içinde uygulanan istihbarat fonksiyonları aşağıdakiler olabilir;

(1) Görüşmeler esnasında karşı tarafın uzun vadeli çıkarlarını ve pazarlık taktiğini tespit etmek.

(2) Karşı tarafa baskı unsuru olacak çeşitli vasıtalar kullanmak.

(3) Yanlış bilgi verme ve şaşırtma (dezenformasyon).

(4) Oldu-bittiye getirecek komplolar düzenleme.

(5) Kamuoyu, diğer devletleri ve uluslararası kuruluşları haklılığına ikna edecek yöntemler kullanma.

(6) Karşı tarafın diplomatik misyonunu psikolojik baskı altına alma, hata yapmaya zorlama.

(7) Şantaj türü baskılar.

(8) Hedef ülke içerisinde daha önceden şekillendirilmiş iç ve dış istikrarsızlık unsurlarının harekete geçirilmesi. (Örtülü faaliyetler).

(9) Propaganda.

Uluslararası sistemin etkin güç merkezlerinde iktidar ve bilginin iç içeliği en önemli güç çarpanıdır. Bilgi ve iktidar ya da devlet ve üniversite arasındaki etkileşim, sosyal, ekonomik ve politik hayata oldukça belirleyici olabilmektedir. Öte yandan, uluslararası sistemde yer alan bütün uluslararası aktörlerin karar alıcıları, potansiyel bir propaganda yapımcısı durumundadırlar. Gelişen teknoloji ve karar alma süreçlerinin daha karmaşıklaşması propaganda yapıcılığını, büyük ölçüde uzmanlaşmış kuruluşların üstlenmesini gerekli kılmaktadır. Değişen şartlar göz önüne alınarak “toplumla ilişkiler”, “halkla ilişkiler” veya ABDde kullanılmaya başlanılan “kamu diplomasisi” gibi yeni isimlerle ve kısmen görev alanlarındaki şekil değişikliği ile psikolojik harekât yapısı değişime uğramıştır.

Bir bütün olarak ABnin üyelik adayı ve komşu ülkelere uyguladığı politikalar temelinde zorlayıcı diplomasinin bir baskı unsuru olarak kullanılmasının örnekleri ile doludur. ABD elçileri de zorlayıcı diplomasinin en uçtaki manivelalarıdır. ABD elçileri bulundukları ülkelerde adeta ABD yönetiminin baskı unsuru olarak nüfuzlarını kullanırlar. Türkiye ile ilgili bir örnek olarak Irak Savaşı öncesi Türkiyeye tezkere ile ilgili yapılan baskıların argumanlarını hatırlamakta fayda vardır. ABD Kongre üyesi Robert Wexler başkanlığında bir heyet tezkere öncesi lobi faaliyet için Türkiyeye gelmiştir. ABDnin Irak harekâtı öncesi tezkerenin geçmemesi halinde Türkiyeye yönelik gündeme getirdiği politik baskı unsurları şunlardı: K.Irakta Kürt devleti kurulması; PKK terörünün tekrar hortlaması; Ermeni soykırımının kabul edilmesi; Kıbrıs ve Ege konularının tehlikeye düşmesi; ABDnin ambargo uygulaması; Türkiyenin yalnız bırakılması; dış kredilerin engellenmesi; Türkiyenin zararın 100 milyar dolara ulaşacağı; borçlarını ödeyemeyeceği.

Diplomasi alanında; think-tank ya da düşünce topluluğu, araştırma merkezi, savunma kuruluşu, sivil toplum örgütü, vakıf, enstitü ya da bağımsız şirket olarak tanıtılan örgütlerle ilişki demek yere sağlam basmak demektir. Sadece kendi ülkenizde değil çıkarınızın olduğu tüm ülke ve coğrafyalarda işlerin kolaylaşması demektir. Bu ilişkiler kişilerle kurulur ve dünyanın dört bir yanında görev yapan ilahiyatçılardan devlet adamlarına kadar uzanan bir ağın içinde olmanın karşılığıdır. Farklı hakikatler üreten bu bilgi odakları, bilimsel anlayışı ve gelişmeleri de kendi temelleri üzerinde şekillendirmektedir. Vakıflar, üniversiteler ve devlet istihbarat kuruluşlarının iç içeliği diplomasi alanına da yayılmıştır. Bugün bilgi-iktidar ilişkisindeki saç ayağının birini üniversiteler, diğerini devlet oluştururken, üçüncüsünü büyük çokuluslu şirketler oluşturmaktadır.

Uluslararası ilişkilerin yürütülmesinde yabancı dilleri en az ana dilleri kadar iyi konuşan ve tek işleri yerel gazetecilerle birlikte televizyon programlarına çıkmak olan diplomatlara ihtiyaç gittikçe artmaktadır. Bu elit tabakanın güç merkezini; ABD ve Batı Avrupada yönetimlerin arkasındaki asıl gücü temsil eden genellikle enerji sektöründeki şirket yöneticileri-medya patronları ve onlara teorik açılımlar sağlayan düşünce kuruluşları-üniversiteler temsil etmektedir. Ancak, her ülkede bu elit tabakanın pastasından faydalanmak isteyen şirket sahipleri, işveren dernekleri, gazete ve TV sahipleri, akademisyenler, köşe yazarları gibi şöhret, kariyer ve maddi çıkar peşindeki pek çok kimse bu ağın içinde yer edinme gayreti içindedir. Devlet, parti, üniversite gibi çok farklı yapılar içinde güçlü bir bilgi, çıkar ve milliyetsizlik duygusuyla harekete geçmiş bu kişilerin tanınması ve takibi de önemli bir güvenlik sorunu olarak yüzyıla damgasını vuracaktır. Enfluans ajanları diyebileceğimiz etki ajanları, yalnız olayların seyrini belli bir istikamette değiştirmek amacıyla değil, hedef toplumun istikrarını bozmak içinde kışkırtıcılık yaparlar. Etki ajanları genellikle; gazeteci, devlet memuru, diplomatlar, milletvekilleri, sivil toplum örgütü lideri, ticaret odası başkanı, politikacılar veya gizli servis mensupları gibi çok çeşitli çevrelerden olabilir. Bir insanın ABDye etki ajanı olmasını sağlayan özelliklerin başında devlet, ordu, iş ya da medya içinde önemli bir kişi olması veya bağlantılarının iyi olması aranır.

Türkiye ve Diplomasi

Türk Dış Politikası gündemi Soğuk Savaştan bu yana oldukça değişmiştir. Bugün Türkiye, Sovyetler Birliği ve Yunanistan ile anlaşmazlıkların esas meseleler olduğu dönemden çok daha farklı bir dizi bölgesel ve işlevsel sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. Türk Dış Politikası, artık Balkanlardan Çine kadar uzanan bir coğrafyada; Avrupa Birliğine katılım, komşu ülkelerdeki istikrarsızlıkların muhtemel yansımaları, enerji güzergâhları ve terörizm gibi konulara odaklanmıştır. Yeni güvenlik ortamı bir yandan Türkiyeye bölgesel bir güç olmanın da ötesinde çeşitli fırsatlar ve açılımlar sunarken, diğer yandan Türkiye için önemli yapısal tehditleri de barındırmaktadır. ABD ve Avrupa ile anlaşmazlık olasılıkları ortaya çıkmaktadır. Yeni güvenlik ortamı kapsamında meydana gelen önemli değişimlere Türkiyenin tam olarak ayak uydurabildiği de söylenemez.

Türk dış politikasını geleneksel olarak şekillendiren klasik sacayağını Dışişleri Bakanlığı, Başbakan ve Silahlı Kuvvetler oluşturmaktadır. Dış politikadaki “sacayağı” modelinin, Cumhurbaşkanlığı makamının karar alma sürecinde dördüncü güç olarak ortaya çıkmasıyla, 1980lerin başından itibaren değişmeye başladığı söylenebilir. Bu durum kısmen, Cumhurbaşkanının yetkilerini arttıran 1982 Anayasasının sonucudur. 1983te çıkarılan bir kanunla, MGKnın başkanı olarak Cumhurbaşkanının yetkileri arttırılmıştır. Cumhurbaşkanının dış politikasının oluşturulması sürecinde etkin bir rol oynama yeteneği, Turgut Özalın (1989-1993) ve Süleyman Demirelin (1993-2000) Cumhurbaşkanlıkları döneminde daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştır . 20. yüzyılın son yirmi yılında daha güçlü bir Cumhurbaşkanı ile Milli Güvenlik Kurulunun ortaya çıkmasının, Türkiyenin “çok kutuplu” karar alma sistemindeki kutupların sayısını arttırdığı söylenebilir.

Geleneksel olarak, Dışişleri Bakanlığı ile birlikte, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Silahlı Kuvvetler en öncelikli referans noktalarıdır. Bir kriz esnasında hangisinin liderliği üstleneceği; kişisel özelliklere, siyasi koşullara ve mevcut sorunun niteliğine bağlıdır. Başbakan, dış politikanın oluşturulması sürecinde en önemli siyasi aktördür ama Başbakanının ülkesinin dünyayla ilişkilerini şekillendirmeye yönelik katkısı ve etkisi onun dış politikaya olan ilgisine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. 1960 Anayasası ile birlikte güvenlik konuları Türkiyede akademik çalışmalara açıldı. Ondan önce bu konular yüksek siyaset olarak belirli devlet kurumlarının işi idi. Türkiyede istihbarat eksiği kadar, yanlış istihbaratın da önemli dış politika yanlışlarına yol açtığı görülmektedir . Türk Dış Politikası büyük ölçüde gizlilik içinde oluşturulur. Genellikle politikacılar, büyük zafiyet ve yenilgileri bile halka sırf moral olsun diye zafer şeklinde pompalama eğilimindedirler.

Dışişleri Bakanlığı, öncelikle hükümet tarafından tayin ve tespit edilen esaslara göre, dış politikayı uygulamak ve Türkiyenin uluslararası kuruluşlar ile ilişkilerini yürütmekle görevlidir. Bu çerçevede, Dışişleri Bakanlığının dış politika ile ilgili görevleri; “hükümete önerilerde bulunmak, münhasıran Bakanlığın katkıları ile belirlenen dış politikayı uygulamak ve yürütmek, dış politika konusunda ulusal makamlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak” olarak tanımlanmıştır. Yıllardır sürdürüldüğü gibi, ülke içi güvenlik kaygılarıyla ve bölücü, yıkıcı faaliyet ile mücadelenin ulusal güvenliğimizin sağlanmasında sınırlı bir alanı temsil ettiği ve dış istihbarat fonksiyonları ile tamamlanmadıkça kısır bir daire içine kalacağı görülmelidir. MİTin ekonomik istihbarat sahasında, diğer gizli servislerden geride kaldığını, bu sahada kayda değer bir çalışmasının bulunmadığını tespit edebiliriz.

Genel kanaate göre, Türkiyede dış politika ve ulusal güvenliğin ihtiyacı olan istihbaratı sağlayabilecek başarılı istihbarat örgütleri var olduğu halde, koordinasyon eksikliği nedeniyle istihbarat ihtiyacının tam olarak karşılanamadığı ortak bir kanıdır. Eski diplomat Kamran İnan bu eksiği şu sözlerle ifade etmektedir; “Dış istihbarat toplamada da Türkiyenin başarılı olduğu söylenemez. Bu ciddi bir zaafımızdır. Türkiyenin teşkilat ve yetişmiş eleman noksanlığı bu alandaki çalışmaları sınırlamaktadır ”. MİT eski Müsteşarlarından Sönmez Köksalda MİTte nitelikli insan ve teknoloji ihtiyacı üzerinde durmuştur . Türkiyede, devlet çapında istihbarat çalışmalarının yönlendirilmesi ve koordinasyonun sağlanmasında görüş bildirmek üzere oluşturulan Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulunun mevcut istihbarat örgütleri arasında tam anlamıyla fonksiyonunu yerine getirdiği söylemek oldukça güçtür. Türkiyede istihbarat örgütleri tarafından dış istihbarata ağırlıklı olarak yönelinmemektedir.

Kamran İnana göre dış istihbarat ile ilgili olarak; “Dışişleri Bakanlığının enformasyon kaynağı çok sınırlı ve zayıf olmuştur. Milli istihbarat teşkilatından gelen bilgiler çok yüzeyseldir. Oysa sağlıklı istihbarat savunma (ulusal güvenlik) ve dış politikanın temel şartıdır. Büyük, hatta bazı orta çaplı devletlerin en çok önem verdikleri saha istihbarattır. Bu konu Türkiyenin daima zayıf tarafı olarak kalmıştır ”. Bu durum bazı araştırmacılara göre, özellikle terörizm problemlerinden kaynaklanan iç güvenlik istihbaratı ihtiyacının, öncelikli olarak benimsenmiş olmasından kaynaklanmıştır. Türk ve Amerikan istihbarat sistemleri karşılaştırıldığında hemen öne çıkan temel farkın, amaç ve sistem farklılığı olduğu söylenilebilir. Türkiyede ulusal güvenlik istihbaratını devlet çapında yürütmekle görevli olan MİTin temel hareket noktası “ulusal güvenlik” olmakta iken, ABD başta olmak üzere günümüzde dış istihbarat örgütleri “ulusal çıkar” eksenli çalışmalar yürütmektedir. Türkiyenin yeni dünya koşullarının gereği olan uygun güvenlik yapılanmasında hem Batılı örneklerine uygun bir propaganda ve psikolojik harekât mekanizmasının kurulması hem de halk ile devletin katılımcı ortak olduğu bir milli güvenlik bilincinin oluşması gerekmektedir.

2003 yılından itibaren Irak, AB ve Kıbrıs kapsamında yaşanan gelişmeler dış ve güvenlik politikalarının artık daha fazla siyasi iktidarın inisiyatifi altında olduğunu göstermektedir. Medya, özel çıkar grupları ve sivil toplum örgütlerinin kamuoyu üzerinde artan etkisi ile birlikte dış ve güvenlik politikası oluşturma ve uygulama sürecinde de etkinliklerinin arttığı gözlenmektedir. Öte yandan Türkiyede dış ve güvenlik politikalarına etki etme çabası içinde, siyasi iktidar ile laik kurumsal yapının temel anlayış farklılıklarının bir sonucu olarak ilk defa Türkiyenin geleceği çekişen vizyonlar arasında bir çarpışma konusu olarak ortaya çıkmıştır. AKP hükümetleri döneminde Cumhurbaşkanı, Başbakan ile danışmanlarının genellikle Dışişleri Bakanlığı yerine kendi kişilik ve ideolojilerini öne çıkaran çoklu bir dış politika yönetimine yöneldikleri gözlenmektedir.

Sonuç Yerine

Soğuk Savaş sonrasındaki dönemde Türk yetkililerin strateji ve strateji geliştirme hususunda kendilerini yeni güvenlik ortamına uyduramadıklarını ve hala eski dönemin alışkanlıklarını aşamadıklarını söyleyebiliriz. Türkiye, Kafkaslar, Orta Asya ve Balkanlar gibi Türkiyeye gayet yakın üç bölgeye ilişkin belirli stratejiler geliştirerek kendi dış politikasını çeşitlendirebilme şansına sahip iken, bunu gerçekleştirme hususunda etkisiz kalmıştır. Ülke liderlerinin vizyonsuzluğu AB üyeliğine körü körüne sarılmakla aşılmaya çalışılırken, ABD ile ilişkilerde tehlikeli sularda sürmektedir. Son dönem Türk dış politikası mevcut iktidarın tercihleri doğrultusunda ; (a) oynak merkezli, (b) tüm ülkeler ile teke tek ve doğrudan karşılıklı menfaatleri hedeflemiş ilişkilere dayanan, (c) komşularla sıfır sorun yaşamak isteyen, (d) ülkeyi Ortadoğuda merkez ülke haline getiren, (e) ABDnin dümen suyunu birebir takip etmeyen bir dış politika yürütme iddiasındadır. Ancak, oynak merkezli politika; elle tutulur ve ülke çıkarlarına dayanan dış politikanın temel prensipler ile örtüşmeyince herkese mavi boncuk dağıtan, tarafları bir süre oyalasa da, eninde sonunda netice alamayan bir politikaya dönüştü.







Yorumlar











Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 631
Bugün Tekil 655
Toplam Tekil 1135068
IP 54.83.103.17






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:























































26 Zi'l-Hicce 1435
Ekim 2014
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
TURAN-SAM

Sayfanızı Da Tanıtın


Sevgim - Millete!
Vurgunluğum - Azadlığa ve adalete!
itaatim - Hocalarıma!
Borcum - Dostlarıma ve meslektaşlarıma!
Nefretim - Yalancılara ve iki yüzlülere!

(Ebülfez ELÇİBEY)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007-2014 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu