YAKUT-SAHA TÜRKLERİ HAKKINDA - Yrd. Doç. Dr. Elnur Hasan MİKAİL(Derleyen) - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









YAKUT-SAHA TÜRKLERİ HAKKINDA - Yrd. Doç. Dr. Elnur Hasan MİKAİL(Derleyen)
Tarih: 19.07.2013 > Kaç kez okundu? 6883

Paylaş


Yakutlar

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Atla: kullan, ara

Yakutlar Toplam nüfus

450,000

Önemli nüfusa sahip bölgeler

Rusya Rusya

Diller



Yakutça, Rusça

Din



Ortodoksluk, Şamanizm



Yakutlar ya da Sahalar (Yakutça: Сахалар Sahalar), Rusya Federasyonu içindeki Yakutistan'da yaşayan Türk halkı.



Yakutça, Türk dilleri'nin kuzey öbeğine bağlı bir dildir. Çoğunluğu Yakutistan'da olmak üzere, bu dili yaklaşık 456.000 kişi konuşur. Yakutça, Magadan, Sahalin bölgelerinde, Taymir ve Evenk özerk bölgelerinde de konuşulur. Yakutların dili, aynı zamanda kuzey Sibirya'nın küçük halklarının ticârî dilidir. 1960 ve 70'lerde kültürel ve manevi bir canlanma Yakut dili ve edebiyatının yeniden doğmasını sağlamıştır.



Yakutlar, 13. ve 14. yüzyıllarda Moğol kökenli Buryatların akınlarından sonra Sibirya'nın Baykal Gölü bölgesinden kuzeye göçen ve Türkçe konuşan insanların torunlarıdır. Bölgenin yerlisi olan daha küçük sayıdaki Moğol, Even (Lamut), Tunguz ve Eski Asya halkları da Yakutlarla kaynaşmıştır. Bölgenin güney ve kuzeyi arasında kültürel farklılıklar bulunmasına rağmen, her iki grup da Doğu Ortodoks Kilisesi ile Şaman inançlarının bir bileşimini benimsemiştir. Yakutların nüfusu 1926 ile 1959 arasında kolektivizasyonun ve Sovyet baskısının sonucunda hızla düşmüştür. Bugün Rusya Federasyonu topraklarının beşte birini oluşturan Yakutistan’ın toplam nüfusu 929.280’dir (2002); Yakutların bu nüfus içindeki oranı % 46’dır (432.290) ve cumhuriyetin nüfusunun çoğunluğunu oluştururlar.

Konu başlıkları



1 Nüfus

1.1 Yıllara göre nüfus dinamiği

1.2 Erkek kadın oranı

1.3 Irk dağılımı

2 Ayrıca bakınız



Nüfus



Sahalar veya Yakutların en fazla nüfusunun olduğu Yakutistan 949 753 kişilik (2009) bir nüfusa sahiptir. Куораттарга олорор дьон — 64,3 % (2002) Ülke yüzölçümü büyük olduğundan 0,3 kişi/km² düşer.

Yıllara göre nüfus dinamiği



Yakutistan nüfus ilerlemesi(bin kişi.).

Yıl Sayısı

1959 487

1978 842

1989 1049

2002 949

2010[1] 958,3

Erkek kadın oranı



2002 yılı resmi sayımlarında

Şehir Kırsal Tümü %

Erkek 296 155 168 062 464 217 48,9

Bayan 313 844 171 219 485 063 51,1

Irk dağılımı



Yakutya'da 1939—2010 arası ırki oran dağılımı:

Irklar 1939[2] 1959[3] 1970[4] 1979[5] 1989[6] 2002[7] 2010[8]

Saha Türkleri 233 273 (56,5 %) 226 053 (46,4 %) 285 749 (43,0 %) 313 917 (36,9 %) 365 236 (33,4 %) 432 290 (45,5 %) 466 492 (49,9 %)

Ruslar 146 741 (35,5 %) 215 328 (44,2 %) 314 308 (47,3 %) 429 588 (50,4 %) 550 263 (50,3 %) 390 671 (41,1 %) 353 649 (37,8 %)

Ebenkiler 10 432 (2,5 %) 9505 (2,0 %) 9097 (1,4 %) 11 584 (1,4 %) 14 428 (1,3 %) 18 232 (1,9 %) 21 008 (2,2 %)

Ukraynalılar 4229 (1,0 %) 12 182 (2,5 %) 20 253 (3,0 %) 46 326 (5,4 %) 77 114 (7,0 %) 34 633 (3,65 %) 20 341 (2,2 %)

Ebeenler 3133 (0,8 %) 3537 (0,7 %) 6471 (1,0 %) 5763 (0,7 %) 8668 (0,8 %) 11 657 (1,2 %) 15 071 (1,6 %)

Tatarlar 4420 (1,1 %) 5172 (1,1 %) 7678 (1,2 %) 10 976 (1,3 %) 17 478 (1,6 %) 10 768 (1,1 %) 8122 (0,9 %)

Ayrıca bakınız



Aan Alahçın Hatun

***



Yakutistan

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Atla: kullan, ara

Yakutistan

Республика Саха (Якутия)

Саха Өрөспүүбүлүкэтэ

Bayrak Arma

Yakutistan Bayrağı Yakutistan Arması

Milli Marş: Saha Öröspüübülüketin örögöyün ırıata

Konum

Yakutistan

Yönetim

Ülke: Rusya

Federal Bölge: Sibirya

Ekonomik Bölge: Uzak Doğu

Başkent: Yakutsk

Vali: Yegor Borisov

Yasama organı: Yakutistan Bölge Yönetimi

Anayasa: Yakutistan Anayasası

Genel bilgiler

Yüzölçüm: 3.103.200 km² (1.198.152 sq mi)

- Rusya içinde: 1

Nüfus: 949.280

- Rusya içinde: 58

- Şehir nüfusu: 59.6%

- Köy nüfusu: 40.4%

- Yoğunluk: 0 /km² (1 /sq mi)

Diğer bilgiler

Dili: Rusça, Yakutça

Kuruluş tarihi: 30 Mayıs 1923

Kodu: 14

ISO 3166-2:RU: RU-SA

Resmi

internet sayfası: http://www.sakha.gov.ru/



Yakutistan veya Saha Cumhuriyeti (Yakutça: Саха Өрөспүүбүлүкэтэ Sakha Öröspüübülükete), Rusya Federasyonu’nu oluşturan federe cumhuriyetlerden biridir. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Yakutlar bir Türk halkıdır. Cumhuriyetin Rusça'da tam adı Respublika Saha olarak yazılır.



Yakutistan Türkçede zaman zaman Saha Cumhuriyeti biçimlerinde de yazılmaktadır. Cumhuriyet, 3.103.200 km²’lik bir alanı kaplar ve bu alan, Rusya Federasyonu topraklarının beşte biridir. Yakutistan dünyadaki en büyük yüzölçümüne sahip olan özerk ülkedir. Başkenti Yakutsk'tur (Yakutçada Dokuuskay).

Konu başlıkları



1 Zaman dilimi

2 Nüfus

3 Eğitim

4 Ekonomi

5 Kaynakça



Zaman dilimi



Yakutistan, coğrafi olarak üç farklı zaman dilimi boyunca yayılır:



1.

RTZ8.png



Lena Nehri’nın batısında kalan Yakutistan toprakları ve ırmağın iki kıyısında ulusları kapsayan kısmı Yakutistan Zaman Dilimindedir (YAKT). UTC 'e göre saat farkı +1000.



2.

RTZ9.png



Yakutistan'ın 127°Doğu ve 140°Doğu (boylam) arasında kalan kesimini kapsayan Vladivostok Zaman Dilimi'dir (VLAT). UTC'e göre saat farkı +1100.



3.

RTZ10.png



Cumhuriyetin 140°Doğu boylamının doğusunda kalan toprakların çoğunu kapsayan bölümü Magadan Zaman Dilimindedir (MAGT). UTC'e göre saat farkı +1200.

Saha Cumhuriyeti üç saat diliminden oluşur

Ostrog Kulesi Yakutsk, Yapım Yılı: 1683

Nüfus

Amga Nehri

Yakutistan’da Lena Nehri’nin alanı



2002 verilerine göre cumhuriyette Yakutların nüfusu 432.290’dir ve bu sayı toplam nüfusun % 45.5’ni oluşturmaktadır.Yani Yakutlar ülkede çoğunluktadır.Diğer gurupların nüfusu ve toplam nüfusa oranları şöyledir. Ruslar (390.671 veya %41.2), Ukraynalılar (34.633 veya % 3.), Evenkler (18.232 veya % 1.9), Evenler (11.657 veya % 1.2), Tatarlar (10.768 veya % 1.1), Buryatlar (7.266 veya %0.8), Beloruslar (4.236 veya % 0.5). Ayrıca Yakutistan'da yaşayan küçük gruplar da vardır.





Yakutistan nüfusu

1939 1959 1970 1979 1989 2002

Yakutlar 233,273 (56.5%) 226,053 (46.4%) 285,749 (43.0%) 313,917 (36.9%) 365,236 (33.4%) 432,290 (45.5%)

Dolganlar 10 (0.0%) 64 (0.0%) 408 (0.0%) 1,272 (0.1%)

Evenkler 10,432 (2.5%) 9,505 (2.0%) 9,097 (1.4%) 11,584 (1.4%) 14,428 (1.3%) 18,232 (1.9%)

Evenler 3,133 (0.8%) 3,537 (0.7%) 6,471 (1.0%) 5,763 (0.7%) 8,668 (0.8%) 11,657 (1.2%)

Yukaghirler 267 (0.1%) 285 (0.1%) 400 (0.1%) 526 (0.1%) 697 (0.1%) 1,097 (0.1%)

Çukçisler 400 (0.1%) 325 (0.1%) 387 (0.1%) 377 (0.0%) 473 (0.0%) 602 (0.1%)

Ruslar 146,741 (35.5%) 215,328 (44.2%) 314,308 (47.3%) 429,588 (50.4%) 550,263 (50.3%) 390,671 (41.2%)

Ukraynalılar 4,229 (1.0%) 12,182 (2.5%) 20,253 (3.0%) 46,326 (5.4%) 77,114 (7.0%) 34,633 (3.6%)

Diğerleri 14,723 (3.6%) 20,128 (4.1%) 27,448 (4.1%) 43,695 (5.1%) 76,778 (7.0%) 58,826 (6.2%)

Eğitim



Yakutistan içinde Yakutsk Devlet Üniversitesi bulunmaktadır. Ülkedeki tek üniversite burasıdır ve Rusça eğitim verilmektedir.

Ekonomi



Halkın geçim kaynakları arasında kürk avcılığı ve balıkçılık önemli yer tutar. Ülkede bulunan samur, kutup tilkisi ,sincap, tilki ve nadir balık çeşitleri ; avcılar ile maceraperestleri kendine çeker. Bu avcılar sayesinde üretilen kaliteli kürklerin ve balıkların şöhreti bütün dünyada meşhurdur. Yakutistan’ın en önemli kaynaklarından biri de yer altı zenginlikleridir. Ülkede elmas, altın, gaz, kömür, gümüş ve bakır çıkarılmaktadır. Mendeleyev tablosundaki bütün elementler Yakutistan’da bulunmaktadır. Elmas Saha yurdunda çok önemli bir yere sahiptir . Bunların en değerlilerinden biri de Moskova’da müzede bulunan ve 342,5 karatlık pırlantadır. Yakutistan’ın hemen her bölgesinde elmas çıkarılmaktadır.

Kaynakça



http://ozturkler.com/data/0007/0007_09.htm

http://www.nihalatsiz.org/yakutistan.html

http://www2.omu.edu.tr/ogrenciklupleri/klupler/turkdunyasi/yakutistan.htm

***



Yakut Türkleri kendileri için Saha adını kullanmaktadır. Yakut adı Tunguzlarda Yako şeklinde, Buryatlarda +t çokluk eki ilavesiyle Yakut şeklinde kullanmaktadırlar. Saha kelimesinin ise *çaka > *yaka (kıyı) kelimesinden ses değişmesiyle ortaya çıktığı ve bu halkın uygarlığın kıyısında veya ülkenin uzak sınırında yaşadığını ifade etmek üzere kullanıldığı yolunda görüşler bulunmaktadır. Böylece Yakut adıyla Saha adı y > s değişikliği ile aynı kökten getirilmektedir. Bu kelimelerin Türk lehçe ve şivelerinde olduğu gibi Moğolca, Buryatça gibi diğer Altay dillerinde de karşılıkları bulunmaktadır.



Yakutlar'ın, Hun Türkleri'nin bir kolu olan Kurıkanlar'dan (Güligan) veya Sakalar'dan geldiği yolunda görüşler vardır.



Yakut Ülkesi, Rusya Federasyonunun en geniş Slav kökenli olmayan milli cumhuriyetidir. Yüz ölçümü 3.103.000 km² dir. Ancak bu alanın %1'i tarıma el verişlidir. Yakut Ülkesinin asıl zenginliği altın, elmas, kurşun, kömür gibi madenlerdir. Yakut Ülkesinde sayısı yüz bini bulan göl ve çok sayıda nehir bulunmaktadır. Irmakların en uzunu 4.700 km.lik Lena'dır. Yakutlar, ren geyiği yetiştiriciliği, avcılık, balıkçılık ve Lena Vadisi'nde yapılan tarımla geçinirler. Bu günkü Yakut Özerk Cumhuriyeti 1922'de kurulmuştur.



Daha güneylerde yaşarlarken, bu güne kadar tam belirlenemeyen bir tarihi olay sebebiyle 13.-14. yüzyıllarda şimdiki ülkelerine gelmişlerdir.



1989'da yapılan nüfus sayımına göre 382.555 kişilik bir nüfusa sahip olan Yakut Türkleri'nin 365.236 kişilik nüfusu Yakut Özerk Cumhuriyeti'nde bulunmaktadır ve bu özerk cumhuriyetin 1.094.065'i bulan nüfusunun % 33.4'ünü meydana getirmektedir. Yakut Özerk Cumhuriyeti'nde Yakut Türkleri'nden başka 17.415 Tatar Türkü ve 13.366 diğer Türk topluluklarından insanlar yaşamaktadır. Bunların genel nüfusa oranı ise 2.8'dir. Böylece Yakut Özerk Cumhuriyeti'nin genel nüfusunun 36.2'sini Türk toplulukları teşkil etmektedir. 550.263 kişilik nüfuslarıyla Ruslar genel nüfus içinde 50.3'lük bir orana sahiptirler. Diğer bir Slav asıllı topluluk olan Ukraynalılar 77.114 kişi olan nüfusları ile Yakut Özerk Cumhuriyeti'nde %7'lik bir orana ulaşmışlardır.



Çok güçlü bir milli şuura sahip olan Yakutlar, dillerini Ruslara da öğretmişlerdir. Tüccar ve idareci Ruslar Yakut Türkçesi ile konuşurlar. Ayrıca Evenki, Even, Dolgan boyları ile Sahalin ve Amur vilayetlerinin yerli ahalisi de Yakut Türkçesi'nin ağızlarıyla konuşmaktadır.



Bu topluluklardan en büyüğü olan Dolganlar 5.000 kişidir ve kuzeyde Rusların çoğunlukta olduğu Taymir bölgesinde yaşarlar. Yaşadıkları bölge yanında ağız özellikleri ile de araştırmacıların ilgisini çeken Dolganlar, Yakut Türkçesi'nin Tunguzca ile karışmasından meydana gelmiş, Yakut Türkçesi'nden ses ve şekil bakımından çok fazla farklılaşmamış bir Türkçeyle konuşurlar. Dolgan Türkçesi'nde Eski Türkçenin fonetik özellikleri Yakut Türkçesi'ne göre daha fazla korunmuştur. Tunguzca'nın Dolgan Türkçesi üzerindeki etkisi ise büyük ölçüde kelime hazinesiyle sınırlı kalmıştır25.'i. Tunguzca'nın bu etkilerine rağmen Dolgan Türkçesinin söz varlığı, diğer Türk lehçe ve şiveleri ile mukayese edildiğinde Türkçe unsurların büyük ölçüde korunduğu görülmektedir.



Rus tarihçilerinin verdiği bilgiye göre 1681'de 26 Yakut Türkü Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Çar I.Petro'nun vergi indirimi ve mükafatlandırma çabalarıyla 18. yüzyılın sonunda Yakutların yarısı Hıristiyanlaştırıldı. Kiliseler açıldı, Yakut dilinde ibadetler başladı. Ancak Hıristiyanlaşan Yakutlar Şamanlık'taki dini gelenek ve ibadetlerinden vazgeçmediler.



Hıristiyanlaştırma siyaseti, Ruslaştırma çabası için bir basamak teşkil etti. Rus isimleri şart koşuldu, hatta coğrafi isimler bile değiştirildi.



Yakutlar'ın dili, diğer Türk boylarından uzakta kalmış olmalarının da etkisiyle önemli fonetik değişiklikler göstermektedir. Fakat diğer Türkler için Yakut Türkçesi'ni anlamaktaki asıl zorluk, bu dile bir çok Moğolca unsurun girmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Yakut Türkçesi'nin kelime hazinesinin %26'sını Moğolca, %32.5'ini Türkçe %5'ini Tunguzca ve Samoyedce, geri kalan % 36.5'ini de Yakutlar'dan önce buraılaırda yaşayan ve Yakutlar tarafından asimile edilmiş olan bir topluluğun dilinin teşkil ettiği sanılmaktadır. Yakut Türkçesi'nin kelime hazinesinin %50 Moğolca ödünç kelimeye dayandığı görüşü varsa da bunu doğru kabul etmek mümkün değildir. Yakut lehçesinde veya bazı iddialara göre Yakutça'da diğer Türk lehçe ve şivelerine göre bazı önemli fonetik ve morfolojik farklılıkların bulunduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Ancak bu dil veya lehçenin başka hiç bir dil veya dil kolu ile (lehçe, şive vb.) olmadığı kadar Türkçe ile şekil ve cümle yapısı bakımından ortaklığı vardır. Türkçe'nin uzak kollarından olan Yakut Türkçesi diğer Türk şivelerine göre Tuva, Hakas ve Başkurt Türkçeleri'ne biraz daha yakındır. 19.yüzyılın başlarından beri bir yazı dili olan Yakut Türkçesi'nin üç ağzı bulunmaktadır: Birincisi yazı dilinin dayandığı Kangal-Vilguy, ikincisi Nam-Aldan, üçüncüsü ise Dolgan ağzıdır.



Daha önce de belirtildiği gibi, Yakut Türkçesi'nin kökeni konusunda birbirinden farklı görüşler vardır. Reşid Rahmeti Arat, Yakut Türkçesi'nin Ana Türkçe'den Çuvaş Türkçesi ile birlikte ayrıldığını; Poppe, Yakut dilinin Türk dili ailesinin Kuzey grubuna girdiğini ve muhtemelen 14. yüzyılda Tuva diline yakın bir koldan çıktığını söylemektedir. Ramstedt ve Ligeti ise Yakut Türkçesini, Çuvaş Türkçesi gibi Türkçe'nin ayrı bir lehçesi olarak ele almaktadır.



Yakut Türkleri'nin 19. yüzyılın başlarına kadar bir yazı dilleri ve alfabeleri yoktu. Böhtlingk 1851 yılında Yakut Grameri'ni yazdığında Rus Kiriline dayanan bir alfabe kullandı. Bu alfabeyi daha sonra 1899 yılında Pekarski, 1908 yılında da Radloff kullanmaya devam ettiler.



Resmi alfabe, S.A. Novgorodov tarafından Rus Kiriline dayandırılarak hazırlandı ve 1923 yılında yürürlüğe kondu. 1929 yılında Latin alfabesine geçildi ise de 1938'de yeniden Kiril alfabesi kabul edildi.



Sovyet ihtilaline kadar Yakut Türkleri'nde hikaye, roman, tiyatro türü eserlerin verildiği bir yazılı edebiyat yoktu. Bunun birinci sebebi edebiyatla ilgili olanların sayısının azlığı ve okuma-yazma oranının düşüklüğüdür. Rusların Yakut Türkleri için meydana getirdiği alfabe tamamen dini amaçlıydı ve İncil türünden dini eserler dışında başka eserlerin basımında kul1anılmamaktaydı. Bu sebeple değişik defalar Yakut Türkleri için düzenlenen alfabelerin hiç biri edebi eserlerin ortaya çıkmasına katkıda bulunmadı.



Yakut Edebiyatı uzun süre diğer Türk toplulukları ile ortak olan ve kökleri çok eskilere dayanan masal, destan, kahramanlık efsaneleri türünden anonim eserlerden ibaret kalmıştır.



Bu anonim eserler arasında "Olongkho" diye anılan kahramanlık hikayeleri nesilden nesile zenginleşerek ve genişleyerek aktarılmış; bazıları 10-15 bin beyite kadar çıkmıştır. Bunlar genellikle ana kahramanlarının adıyla, "Nyurgun Bootur, Erbekhtei Bergen, Müljü" gibi adlarla anılır. Üslup ve kurgu olarak hepsi birbirine az veya çok benzer. Hepsinde de bilgeler, köleler, Abaasy denilen insan yiyen mitolojik varlıklar bulunur.



Bu destanlardaki ortak konu, insanları öldüren Abaasy adlı deve karşı bir kadını veya bir toprağı kurtarmak için verilen mücadeledir. Kahraman, köyün veya kabilenin mutlu olması için savaşır ve sonunda başarılı olur. Bu eserler yapı olarak diğer Türk ve Moğol destanlarına benzerler. Gösterişli törenler, hayal ve abartma örnekleri , sıfat ve benzetmeler oldukça fazladır. Bu destanlardaki tasvirlerden, tabiat zenginlikleri , giyim-kuşam, evler , silahlar ve sosyal pratikler hakkında çok şey öğrenilebilir. Bu Olongkholar ezberden ve enstrümansız olarak şarkı şeklinde söylenir.



Yakut Türklerinin sözlü edebiyat terimleri, bu eserleri ortak Türk Edebiyatı köküne götürmekte ve geleneğin eskiliğini ortaya koymaktadır. Olongkho, Kırgız Türkçesinde "oleng,ölöng" şeklinde ve şarkı anlamında kullanılır; -ko kısmı ise koş- "şarkı söylemek" sözüyle ilgilidir.



"Toyuk" terimi "şarkı söylemek, terennüm etmek, övmek" anlamına gelir. Eski Türkçede "toyık" şeklinde "şiir,şaman marşı, sihir" anlamlarında kullanılır.



"Kılıhak" terimi ise kıl ve sak sözlerinden meydana gelir, kıl "kopuzun teli", sak ise "çak-" fiilidir. İkisi birden "kopuzun telinden çıkan ses'' anlamında kullanılır.



Yazılı edebiyat döneminde eser veren Yakut yazar ve şairlerine de ilham veren sözlü edebiyatın diğer türleri arasında efsaneler (sahan), hikayeler (kapsan), masallar (ostuoruya), ilahiler (algis), türküler (iria, chohon), atasözleri ve destanlar sayılabilir.



Manzum sözlü edebiyat eserlerinde kafiye yerine, eski Türk şiirinde olduğu gibi, mısralardaki ilk hecelerin ses uyumlarına dayanan aliterasyon kullanılır. Mısralar yedi heceli veya daha uzun olabilir.



Yakut Türkleri'nin yazılı edebiyatı 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmıştır. Ruslar, 1632'de Yakut Ülkesi'ni ilhak ettikten sonra Yakut Türkleri'nin sosyal, ekonomik ve kültürel durumlarında önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. Rus etkisi her alanda gittikçe artmış; bu durum hürriyet özlemini ve bağımsızlık duygusunu artırmıştır. Yakut yazarı V.V.Nikiforov kurduğu Saha Soyuna (Yakutlar Birliği) adlı dernekle "Yakutlar için Yakutisan" fikrini yaymaya çalışmıştır.

Yakut Edebiyatı'nın kurucuları şair A.E. Kulakovskoy (1879-1926) tiyatro yazarı A.I.Sofronov (1886-1936) komedi ve hikaye yazarı N.D. Neustroev(1895-1929)'dir.

1920'de aydınların teşviki ve işbirliği ile halkın kültür seviyesinin yükseltilmesi düşüncesiyle Saha Omuk (Yakut Halkı) adıyla bir topluluk kurulur. Yayın organı olarak da "Çolban" adıyla bir dergi çıkarılır. Ancak bu dergide yazılan yazılar ve topluluğun faaliyetleri hürriyetçi ve milliyetçi bulunduğu için 1928'de topluluk dağıtılır ve Çolban'ın yayın kurulu değiştirilir.



Aynı yıllarda Sovyetçi bir edebiyat eğilimi baş gösterir. Bu hareketin başta gelen ismi P.A. Oyunuskay Slepcov (1893-1939)'dur. Oyunuskay iyi bir şair, nesir ve tiyatro yazarıdır. Otuzlu yılların sonunda tutuklanmış ve hapiste ölmüştür. 1956'da itibarı iade edilmiş ve 7 cildi bulan eserleri 1960'lı yıllarda yayınlanmıştır. Rus iç savaşlarını anlatan "Köngül İriata" (Kartalın Vasiyeti) şiiri ve "Kihil Öyün" (Kızıl Şaman) adlı manzum tiyatrosu ünlüdür. Halk şiirinden yararlanan Oyunuskay, Yakut şiirine hece ölçüsünü sokar. Sosyalizm propagandası yapan Allay, Mayakovski'nin etkisi ile şiirler yazmıştır. A.İvanov-Kundo (1898-1934) ise "Şu Yıllar" adlı eserinde bir komsomol üyesinin Sovyet ihtilalinin gerçekleşmesi için verdiği mücadeleyi anlatır. Sovyet propagandasının ön plana çıktığı bu dönemde şiir güçlenirken nesir pek fazla etkili olamamıştır . Daha sonraki yıllarda İkinci Dünya Savaşı ile ilgili konular da işlenmiştir.



Yakutlar, diğer Türk boylarından en fazla Kazaklarla ilişki kurmuşlar ve Kazak Türkçesi'nden bazı eserleri Yakut Türkçesi'ne aktarmışlardır.



Yakut dilinde yayınlanan ilk gazete ve dergiler, 1905'te çıkmaya başlayan "Saha Doyuta" (Yakut Dünyası), "Saha Olaha", (Yakut Hayatı), 1912-1913'te neşredilen "Saha Sangata" (Yakut Sesi)'dir.



KAYNAKÇA: http://cevaplar.mynet.com/soru-cevap/yakut-turklerinin-dini-inanci-nedir/5207042



***



Sahalar (Yakutlar), günümüzde, Rusya sınırları içerisindeki Saha Federe Cumhuriyeti’nde yaşayan ve kendilerini “Saxa” olarak adlandıran bir Türk kavmidir. Orta Asya halkları uzmanı Rus araştırmacı Karl Menges, Orhun Abidelerinde adı geçen Üç Kurıkanların, Saha Türklerinin ataları olduğunu belirtir ve şimdiki yurtlarından önce, Baykal Gölü’nün etrafında, Lena Nehri’nin kıyı bölgelerinde yaşadıklarını vurgular (Menges 1978: 247). Günümüzdeki toplam nüfusları 450.000 olan Saha Türklerinin büyük kısmı Hıristiyanlık inancına bağlı olmakla beraber, Şamanizm geleneğini sürdüren Saha Türkleri de bulunmaktadır.



Saha Federe Cumhuriyeti (Yakutistan)



Yakutistan BayrağıToplam 3.103.200 km2’lik yüz ölçümüne sahip olan Saha Federe Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu topraklarının yaklaşık beşte birini teşkil etmektedir. 949.280 kişilik nüfusu bulunan Federe Cumhuriyetin bu nüfusunun yaklaşık %50’sini Saha Türkleri, %45’ini Ruslar, geri kalanını ise diğer halklar oluşturmaktadır. Saha Türklerinin genel nüfus içerisindeki oranı ise gün geçtikte azalmaktadır.



Başkenti Yakutsk (Dokuuskay) olan Saha Federe Cumhuriyeti, 27 Nisan 1923 tarihinde kurulmuş ve 32 idarî bölgeye ayrılmıştır. Ekonomisi ağırlıklı olarak madencilik ve hayvancılığa dayanan ve 4,310 km uzunluğundaki Lena Nehri başta olmak üzere, dağlar ve göller gibi coğrafî oluşumlarıyla da dikkati çeken Saha yurdu, Kuzey yarımkürenin soğuk iklim kuşağında yer almaktadır.



Saha ve yakut kelimeleri



Azerbaycanlı Türkolog Ferhad Zeynalov, “Türkologiyanın Esasları” adlı kitabında, ‘kenar, kıyı’ gibi anlamlara gelen Türkçe yaka kelimesinin y- ~ s- ve -ķ- ~ -x- ses denklikleri sonucu saxa (saha) şekline dönüşmüş olduğunu belirtir (Zeynalov 1981: 331).



Saha Türklerine komşu olarak yaşayan Tunguz halklarından Evenkilerin, Saha Türklerini eko olarak adlandırdıkları bilinmektedir. Otto Böhtlingk, Evenk dilindeki bu kelimeye –t çokluk ekinin eklenerek ekot (ekut) biçiminin ortaya çıktığını savunmakta ve Rusların da kelime başı /e/ sesini /ya/ şekline dönüştürerek bu kelimeyi yakut şeklinde telaffuz ettiklerini aktarmaktadır (Böhtlingk 1964: XXXIV; Gömeç 1994: 227).



Saha (Yakut) Türkçesi



Kuzey Sibirya Türk lehçeleri içerisinde değerlendirilen Saha Türkçesi, söz varlığındaki Moğolca ve Tunguzca kelimelerin çokluğu nedeniyle diğer Türk lehçeleri arasında ayrı bir öneme sahiptir. Öyle ki Radloff, Türk lehçelerini tasnif ederken, Saha Türkçesini diğer lehçelerden ayrı ve bağımsız bir dil olarak ele alıp Moğol dilleri arasında değerlendirmiş; fakat bu görüşü bilim dünyasında yer bulamamıştır.



Ramstedt ve Ligeti, Saha Türkçesini Çuvaş Türkçesi gibi diğer Türk lehçelerinden ayrı olarak ele alırlar. Reşid Rahmeti Arat da bu görüşlere uygun olarak, Saha Türkçesinin Çuvaş Türkçesiyle birlikte Ana Türkçe döneminden ayrıldığını savunmaktadır (Arat 1976: 319-320).



Bu görüşlerin aksine, Brigitte Pakendorf Saha Türkçesini Orhun Türkçesinin bir devamı olarak nitelendirirken, Nicholas Poppe ise, Saha Türkçesinin de (Çuvaş Türkçesi hariç) diğer Türk lehçeleri gibi /z/-/ş/ grubuna dâhil edilebileceğini ifade eder (Pakendorf 2007: 6; Poppe 1959: 671).



Saha Türkçesi Üzerine Yapılan Çalışmalar



Lexical Categories and Argument Structure: A Study with Reference to Sakha



Lexical Categories and Argument Structure A Study with Reference to SakhaNadezhda Vinokurova tarafından doktora tezi olarak hazırlanan ve 2005 yılında Utrecht Üniversitesi tarafından yayımlanan bu eser, Saha Türkçesinden hareketle, dillerdeki sözcüklerin sınıflandırılması ve kategorilere bölünmesi konusunu ele almaktadır.



En eski Sanskrit gramerinin yazarı Pânini ve Platon’un konuyla ilgili düşüncelerinden başlayarak sözcüklerin sınıflandırılmasının geçmişini aktaran eserin birinci kısmında, leksik kategorilendirmenin teorik zeminine ve ardından, konuyla ilgili olarak günümüzdeki çalışmalara değinilmektedir. Eserin geri kalan kısımlarında ise, Saha Türkçesindeki isim ve sıfatlar üzerine yapılan leksik araştırmalar aktarılmakta, yükleme hâli eki üzerinde geniş bir inceleme verilmektedir.



480 sayfalık bu eser, Saha Türkçesinin sözcük kategorilerinin yanı sıra çeşitli açılardan derinlemesine incelenmesi bakımından önemlidir.







Saha (Yakut) Türkçesi Grameri



Saha (Yakut) Türkçesi GrameriFatih Kirişçioğlu tarafından kaleme alınan bu eserde Saha Türkçesi, ses bilgisi ve şekil bilgisi yönüyle incelenmiştir. Eserin giriş kısmında Saha Türkleri, Saha Federe Cumhuriyeti, Saha kelimesinin kökeni gibi hususlara değinen ve bu konularda ayrıntılı bilgiler aktaran Kirişçioğlu, Saha Türkçesindeki dil bilgisel unsurları ayrı ayrı ele almıştır. 190 sayfalık ser, Türk Dil Kurumu aracılığıyla yayımlanmıştır.







Sakha-English Dictionary



Sakha-English DictionaryChicago Üniversitesi Dil Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Christopher Straughn tarafından hazırlanmakta olan ve 2.400 madde başı içeren Saha Türkçesi-İngilizce Sözlük’ün bir kısmı 2006 yılında yayımlanmıştır. Sözlükte, Saha Türkçesine ait alfabe de yer almakta ve türlerine göre ayrılmış kelimelerin İngilizce karşılıkları verilmektedir. Genel ağ üzerinden erişilebilen sözlüğün basım çalışmaları devam etmektedir.







The Turkic Languages



The Turkic LanguagesLars Johanson ve Éva Csató editörlüğünde geniş bir yazar kadrosu tarafından hazırlanan bu eserde, Saha Türkçesi de dâhil olmak üzere, Türk lehçeleri ile ilgili genel bilgiler aktarılmaktadır. Eserin, Marek Stachowski ve Astrid Menz’ce düzenlenen “Yakut” başlıklı bölümünde, Yakut Türkçesinin ses dizgesi, biçim bilgisi, söz dizimi, söz varlığı ve ağızları konuları ele alınmaktadır. Yakut Türkçesinin tarihine de değinilen bu bölümde, bilimsel anlamda Yakut Türkçesi üzerine çalışmaların Otto Böhtlingk’in yayımladığı dil bilgisi kitabı ile başladığı vurgulanmaktadır (Stachowski ve Menz 1998: 417).







Türkçe-Sahaca (Yakutça) Sözlük



Türkçe-Sahaca (Yakutça) SözlükYuriy Vasiliev tarafından 1995 yılında Türk Dil Kurumu aracılığıyla yayımlanan bu sözlük, yaklaşık 6700 kelime ihtiva etmekte ve Türkiye Türkçesindeki kelimelerin Saha Türkçesindeki hem Lâtin harfli transkripsiyonlarını hem de Kiril harfli biçimlerini vermektedir. lk başta Kültür Bakanlığı tarafından hazırlanan “Türk Lehçeleri Sözlüğü”ne bir ekleme olarak düşünülen sözlük, daha sonra bu eserin yayımlanmasıyla birlikte, daha da genişletilerek ayrı olarak basılmıştır. Sözlük, Türkiye Türkçesiyle hazırlanmış en kapsamlı Türkçe-Sahaca sözlük olması bakımından önemlidir.







Orhon Türkçesi ile Yakutçanın Söz Varlığı ve Söz Yapımı Bakımından Karşılaştırılması



Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Hülya Yıldız tarafından Prof. Dr. Mehmet Ölmez danışmanlığında hazırlanan bu tezde; Köl Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtlarındaki söz varlığı Saha Türkçesinin söz varlığı ile örnekler eşliğinde karşılaştırılmıştır. Bazı seslik ve biçimlik farklarla Yakutçadan ayrılmasına karşın, bir süredir bağımsız yazı dili hâline gelmiş olması nedeniyle, çalışmada Dolgan Türkçesine de yer verilmiş ve Orhun Türkçesinin söz varlığındaki kelimelerin Dolgan Türkçesinde aldığı biçimler de aktarılmıştır. Çalışma sonucunda, tarama kapsamına alınan üç büyük yazıtta geçen kelimelerden Saha Türkçesi ve Dolgan Türkçesinde varlığını sürdürenlerin daha çok Orhun Türkçesindeki yalın ad ya da eylemler olduğu, türemiş isim ya da fiillerin büyük bir çoğunluğunun bu iki lehçede yer almadığı tespit edilmiştir.



BİBLİYOGRAFYA



A. Dil Bilgisi Kitapları



BÖHTLINGK, Otto (1851), Über die Spracher der Jakuten, St. Petersburg.



EFREMOV, N. N. (1983), Issledovaniya po Grammatike Yakutskogo Yazıka, Yakutsk.



HARITANOV, L. N. (1951), Saha Tılın Grammatikata-Morfologiya, Yakutsk.



HARITANOV, L. N. (1954), Tipi Glagolnoy osnovı v Yakutskom Yazıke, Moskva: Akademiy Nauk SSSR.



HARITANOV, L. N. (1960), Formı Glagol’nogo vida Yakutskom Yazıke, Yakutsk.



IVANOV, S. A. (1986), Yakutskiy yazık : istoriya i aktualnıe vopros, Yakutsk.



KİRİŞÇİOĞLU, Fatih (1999), Saha (Yakut) Türkçesi Grameri, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.



KORKINA, E. İ.-UBRYATOVA, E. İ.-HARITANOV, L. N.-PETROV, N.E. (1982), Grammatika Sovremennego Yakutskogo Literaturnogo Yazıka-Fonetika i Morfologiya, Moskva.



KRUGER, John R. (1962), Yakut Manual, Indiana.



PETROVA, T. I. (1993), Saxa Tıla, Yakutsk.



PETROVA, T. I.-IZBEKOVA, L. K. (1994), Saxa Tıla, Yakutsk.



VINOKUROVA, Nadezhda (2005), Lexical Categories and Argument Structure - A Study with Reference to Sakha, LOT, 480 s.



B. Sözlükler



AFANAS’YEV, P. S.-HARITONOV, L. N. (1968), Russko-Yakutskiy Slovar, (sahaloo-nuuççalıı tıldıt), okolo 28 500 slov, Izdatel’stvo Sovetskaya Entsiklopediya, Moskva, 720s.



AFANAS’YEV, P. S.-VORONKIN, M. S.-ALEKSEYEV, M. P. (1976), Dialektologiçeskiy Slovar Yakutskogo Yazıka, Moskva , 392 s.



BARASKOV, Petr Petrovic-GRIGOREV, N. S. (1942), Orfografiçeskiy Slovar Yakutskogo Literaturnogo Yazıka, Yakutsk.



BARASKOV, Petr Petrovic (1955), Saha Tılın Orfografıyatın Tıldıtta, Yakutsk.



BÖHTLINGK, Otto. (1851), Jakutisch-Deutsches Wörterbuch (Über die Sprache der Jakuten), S. Petersburg, 178 s.



FUJISHIRO, Setsu (1995), “An Analysis of the Linguistics Data of Yakut Language in Sisuka, Sakhalin in 1931”, Gakiijutsu Joirhu Setncc, Kiyou, c. 3, s. 313-342.



KALUZYNSKI, Stanislaw (1995), Lacutia, Prace Jakutoznawcze, Warszawa, 404 s.



KALUZYNSKI, Stanislaw (1962), Mongolische Elemente in der Jakutischen Sprache, Warszawa.



LEVIN, G. G. (2001), Leksiko-Semantiçeskie Paralelli Orhonsko-Tyurkskogo i Yakutskogo Yazıkoc, Nauka Novosibirsk, 190 s.



MONASTYRJEW, Wladimir (2006), Jakutisch: Kleines erklarendes wörtebuch des Jakutischen (Sacha-Deutsch), Wiesbaden: Harrassowitz, 215 s.



NELUNOV, A. G. (1998-2002), Yakutsko-Russkiy Frazeologiçeskiy Slovar, İzd-vo SO RAN, Novosibirsk.



OYUNSKIY, P. A. (1942), Russko-Yakutskiy Slovar Uçebnıh Terminov, Yakutsk.



OYUNSKIY, P. A. (1935), Russko-Yakutskiy Termino-Orfografiçeskiy Slovar, Moskova.



PAVLOV, N. N.-POPOV, J. P. (1948-1949), Russko-Yakutskiy Slovar I-II, Yakutsk.



PEKARSKIY, Eduard Karloviç (1907-1928), Slovar Yakutskogo Yazıka, Tipografiya Imperatorskoy Akademiya Nauk, Petersburg.



PEKARSKIY, Eduard Karloviç (1917-1928), Slovar Yakutskogo Yazıka I-IV, Leningrad: Akademii Nauk Soyuza.



ROMANOVA, A. A. (1968), Dialektologiçeskiy slovar' : evenkiyskogo yazıka : materialı govorov evenkov yakutii, Leningrad : Izdateltvo Nauka.



SLEPTSOVA, P. A. (1964), Russkie leksiçeskie zaimstvovaniya v Yakutskom yazıke: (dorevolyutsionnıy period, Yakutsk: Yakutskoe Knicnoe İzdatel'stvo, 195 s.



SLEPTSOVA, P. A. (1972), Yakutsko-Russkiy slovar, Moskva: Akademiya Nauk SSSR, 605 s.



VASILIEV, Yuriy (1995), Türkçe-Sahaca (Yakutça) Sözlük, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 312 s.



C. Tezler



DURANLI, Muvaffak (2004), Yakut Efsaneleri, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 482 s.



KİRİŞÇİOĞLU, M. Fatih (1992), Yakut Türkçesinde Fiil, G.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 207 s.



YILDIRIM, Hüseyin (2000), Ayıı Üöreğe (Tanrı Öğretisi) Metni Esasında Saha Türkçesinde İsim, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 435 s.



YILDIZ, Hülya (2007), Orhon Türkçesi ile Yakutçanın Sözvarlığı ve Sözyapımı Bakımından Karşılaştırılması, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir, 159 s.



Ç. Diğer Eserler



ALEKSEEV, I. E. (1982), Voprocıtel'ove Predlojenie v Yakutskom Yazıka, Yakutsk: Akademia Nauk SSSR.



BARAŞKOV, S. S. (1985), Foneticeskie osobennosti govorov Yakutskogo yazıka: sravnitel'no- istoriceskiy ocerk, Yakutsk: Akademiya Nauk SSSR.



BILYUKINA, A. A. (1992), Yazıçeşkie obryadı Yakutov: istoki Yakutskoy dramı, Yakutsk: Yakutskiy Nauçnıy Tsentr SO RAN.



BUDER, Anja (1989), Aspekto-temporale kategorien im Jakutischen, Wiesbaden: Otto Harrassowitz.



DANILOV, S. P (1993), Oyuunuskay-Saha noruotun uluu uola, D'okuuskay: Saha Respublikatın Uges Budbut Uonna Ofitsial'nay D'ahallar D'ıalalarıgar Natsional'nay Komiteta.



GYULA, Nemeth (1914), En Eski Yakut Fonetiği Esasları, Çev. Hüseyin Namık Orkun, Budapeşte.

HARITANOV, L. N. (1963), Zalogovie formı glagola v yakutskom yazıke, Moskva: Akademiy Nauk SSSR.



KALUZYNSKI, Stanislaw (1961), Mongolische elemente in der Jakutischen sprachen, Warszawa: Polska Akademia Nauk.



KALUZYNSKI, Stanislaw (1977), Einige jakutische etymologien, Helsink: Studia Orientalia.



KALUZYNSKI, Stanislaw (1983), Einige Tunguische lehnwörter im Jakutischen, Budapest: Acta Orientalia (ayrı basım).



KALUZYNSKI, Stanislaw (1995), Jacutica: prace jakutoznawcze, Warszawa: Wydawnickwo Akademickie Dialog.



KOMİSYON (1958), Bibliyografiya Yakutskoy ASSR (1931-1955), Moskva: İzdatel'stvo Akademii Nauk SSSR.



KORKINA, E. İ. (1985), Deepriçastiya v Yakutskom Yazıke, Novosibirsk.



LEVIN, G. G. (2001), Leksiko-semantiçeskie paralleli Orhonsko -Tyurkskogo i Yakutskogo yazıkov, Novosibirsk: Nauka.



OKLADNIKOV, A. P. (1970), Yakutia-Before its Incorporation into the Russian State, Montreal-London.



PAKENDORF, Brigitte (2007), Contact in the prehistory of the Sakha (Yakuts): Linguistic and genetic perspectives, Utrecht: LOT.



PETROV, N. E. (1984), Modal'nie slava v Yakutskom yazıka, Novosibirsk: Akademiya Nauk SSSR.



RADLOFF, Wilhelm (1908), Die Jakutische Sprache in ihrem verhaltnisse zu den Türksprachen, St. Petersburg: L'Academie Imperiale des Sciences de St. Petersburg.



ROMANOVA, A. V.-MIREYEVA A. H.-BARAŞKOV P. P. (1975), Vzaimovliyaniye evenkiyskogo i yakutskogo yazıkov, Leningrad: İzdatel'stvo Nauka.



SEROŞEVSKIY, V. L. (1896), Yakutı: opık' etnografiçeskogo izsledovaniya, Saint Petersburg: Tipografiya Glavnago Upravleniya Udelov.



STACHOWSKI, Marek (1995), Studien zum Wortschatz der jakutischen Übersetzung des Neven Testaments, Krakow: Polska Akademia Nauk.



UBRYATOVA, E. T. (1960), Das Jakutische in seinem verhaltnis zu den anderen Türkischen sowie den mongolischem und Tunguso-Mandschurischen sprachen, Moskau: Orientalische Literatur.



UBRYATOVA, E. T. (1976), İszledoveniya po sintaksisu yakutskogo yazıka: Slojnoye predlojeniye, Novosibirsk: İzdatel'stvo Nauka"Sibirskoye Otdeleniye.



VASILIEV, Yuriy (1993), Türkçe ve Sakaca (Yakutça) konuşuyoruz = turaktıı uonna sahalıı kepsetiegin, Erzurum: Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.



VASILIEV, Yuriy vd. (1996), Saha (Yakut) Halk Edebiyatı Örnekleri, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.



VORONKIN, M. C. (1998), Yakutskiy Yazık: Dialektologiya, Novosibirsk: Nauka Sibirskoye Predpriyatiye Ran.



KAYNAKÇA: http://www.isa-sari.com/saha-yakut-turkleri-ve-dilleri/



İsa SARI



***



Saha (Yakutistan) Cumhuriyeti

(Turan İlleri)



Yüzölçümü : 3.103.200 km2



Nüfusu : 1.381.000



Başkenti : Yakutsk



COĞRAFİ BİLGİLER Kuzeydoğu Sibirya’da Kuzey Buz Denizi’ne dökülen Lena, Yana, İndigirka ve Kolıma ırmaklarının havzasında yer alır. Ülkenin % 40′dan fazlası kutup dairesinin kuzeyindedir. Ülkenin % 20′si kuzey kutbundadır ve 2/3′ü dağlarla kaplıdır. Ortalama sıcaklık Ocak ayında -34, -50 C°, Temmuz ayında ( merkezi bölgede ) +18,+29 C° dir.



TARİHÇE Yakutistan arazisinde en eski insan izleri yukarı Paleolite ( M.Ö. 20-10 bininci yıllar ) aittir. M.S. 6-10′uncu yüzyıllarda güneyden gelerek yerleşen bir Türk boyu olan Yakutlar ( Sahalar ) 17′inci yüzyılın ilk yarısında Rus Çarlığının denetimine girdi. Yakutistan’ın en büyük kenti olan Yakutsk eyaleti 1632′de kuruldu. 1638′de Yakutsk eyaleti ( Voyevodstvo ) oluşturuldu ve bu topraklar Rusların yerleşimine açıldı. Ruslar özellikle Lena nehrinin orta kesimi boyunca sıralanan şehirlere yerleştiler. Yüzyıllar boyunca göçebeliğe dayalı bir hayat tarzı sürdüren Sahalar 19′yy.da yerleşik düzene geçtiler. Saha ( Yakut ) Türklerinin milli bilinçleri gözle görülür derecede artmaya başlamıştır.27 Eylül 1950′de “Yakut Saha Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Devlet Egemenlik Deklarasyonu” ilan edildi. 20 Aralık 1991′de cumhuriyet tarihinde doğrudan başkanlık seçimi yapıldı. Başkan göreve gelir gelmez birinci iş olarak cumhuriyetin adını “Saha Cumhuriyeti” olarak ilan etti. Yakutlar Orhun kitabelerinde de Kurıkan adıyla geçmektedir. Daha sonra ku-zeye çekilen Yakutların ana Türk kütlesiyle bağları kopmuştur. Bu yüzden Saha ( Yakut ) Türkçesi Türkiye Türkçesinden ve diğer Türk lehçelerinden biraz uzaktır. Sahalar’ın tarihte 10 asra yakın bir süre varlıklarını sürdüren İskit (Saka) Türklerinin bir uzantısı oldukları da uzmanlarca belirtilmektedir. Kendilerine Saha demeleri de, buna bir delil sayılmaktadır.



NÜFUSUN ETNİK YAPISI 1998 tahminlerine göre 1.381.000 olan Yakutistan nüfusunun % 50.5′i Ruslardan % 36.9′u Saha ( Yakut ) lardan oluşmaktadır. Geriye kalan yaklaşık % 13′lük kısım ise Ukrain, Kazak, Tatar ve Azerilerden müteşekkildir. Başkent Yakutsk’un nüfusu 270.000′dir. Yakutların % 95′ i Yakutistan Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşamaktadır.





İDARE VE DEVLET YAPISI Hükümet, cumhurbaşkanı ve onun yardımcılarından oluşmaktadır. Yardımcıların kendi bölümleri vardır ve çeşitli konulardan sorumlu olarak çalışırlar. Halen Saha cumhuriyetinde 14 bakanlık vardır. Bunlardan 12′sinin başında Saha Türkleri vardır. Ülkenin parlamentosu (İl Tümen)ise 200 kişiden oluşmaktadır. Bunların da % 83′ü Saha Türk’üdür. Cumhuriyetin sembolü beyaz turnadır. Ülkede Yakutsk, Aldan, Verkoyansk, Mirnıy, Olyokminsk adlı oblastların (eyaletlerin) dışında 32 rayon vardır. Nüfusun % 90′ı merkezdeki bölgelerde, Yakutsk ve Vilüysk şehirleri civarında yerleşmiştir. Moskova sömürgelerinin hepsinde olduğu gibi burada da yerli ahalinin yüzdesi yıllar geçtikçe düşmekte, kolonize etmek için getirilen Rus nüfusu artmaktadır.



SİYASİ YAPI 1990′lı yılların başında Cumhuriyette milli hareketler oluştu. İlk ortaya çıkan hareket “Saha Omuk” hareketidir. Daha sonra ” Saha Keskile” hareketi ortaya çıktı. Glasnost ve Perestroika ile birlikte Moskova merkezli olarak ortaya siyasi partiler çıkmıştır. Bunlardan Sosyal Demokrat Parti Rusya’ya yönelerek Rusya ile tam bir birlik oluşturmak istemektedir. Bir diğer parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bu partinin kurucusu Moskova’da yaşamaktadır ve faaliyetlerinde merkeze bağlıdır. Yakutistan Halk Partisi ise bağımsız bir devlet kurmayı amaç edinmiştir. Partinin başkanı genç bir Saha Türkü olan İ.Miroslav’dır.



EKONOMİ Halkın geçim kaynakları arasında kürk avcılığı ve balıkçılık önemli yer tutar. Ülkede bulunan samur, kutup tilkisi ,sincap, tilki ve nadir balık çeşitleri ; avcılar ile maceraperestleri kendine çeker. Bu avcılar sayesinde üretilen kaliteli kürklerin ve balıkların şöhreti bütün dünyada meşhurdur. Yakutistan’ın en önemli kaynaklarından biri de yer altı zenginlikleridir. Ülkede elmas, altın, gaz, kömür, gümüş ve bakır çıkarılmaktadır. Mendeleyev tablosundaki bütün elementler Yakutistan’da bulunmaktadır. Elmas Saha yurdunda çok önemli bir yere sahiptir . Bunların en değerlilerinden biri de Moskova’da müzede bulunan ve 342,5 karatlık pırlantadır. Yakutistan’ın hemen her bölgesinde elmas çıkarılmaktadır.



KAYNAKÇA:

http://www.bilgicik.com/yazi/saha-yakutistan-cumhuriyeti-turan-illeri/



***





Dom!







KAYNAKLAR

Abdulkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara 2000

Eduard K. Pekarskiy,.(POPOV,D.D.,-İONOV,V.M.,) Wörterbuch der Jakutischen

Sprache,Yakutsk-Petersburg. (1899-1930)-2.baskı M_L.1959.

Eduard Pekarskiy, Yakut Dili Sözlüğü, c.I,İstanbul 1945.

Celal Beydili (Memmedov), Türk Mifoloji Sözlüyü, Bakı,2003.

Jean-Paul Roux (Türkçesi : Aykut Kazancıgil), Türklerin ve Moğolların Eski Dini,

İstanbul 1994.

Jean-Poul Roux (Türkçesi : Aykut Kazancıgil), Eski ve Orta Çağda Altay Türklerinde

Ölüm, İstanbul 1999.

Mircea Eliade (Çeviren : İsmet Birkan), Şamanizm, Ankara 2006.

V.E.Vasilyev, Saxa Törüt İteğele Bılırgı Sehennere, Cokuuskay, 2006.













(176) İnsanın Hava ruhu olgunlaştıktan sonra vücut parçalanması başlar. Şeytanlar gelip,

insanın vücudunu paylaşarak yerler. Şeytanların gelişi insanın oyuun ağacının hangi dalında

bulunduğuna bağlıdır.

Küçük oyuunun dalı ancak üçüncüde olabilir. Oraya sadece ilk üç bölümün belâları

gelir.

Orta oyuun yedinci dala kadar çıkacak güce sahiptir. Buraya ilk yedi bölümün belâları

gelir.

Parçalanan insanın vücudundan yiyen belâ bu insanla bağlantılı olur.

Belâlar insan vücudunu yedikten sonra yeni vücudu oluştururlar. Buna “buorça”

denilir.

Bu et belâlarla bağlantılı olur.

Kara oyuunda bunun sonucunda kutsal et açılır.

Parçalama bittikten sonra eğitimin ikinci safhası başlar; yolları açılmış belâlara

dolaşmak. Bu tür eğitimi başka oyuun verir.

Eğitimin esası, dili doğru kullanmaya, belâların adlarını yollarını, oturdukları yerleri

bilmeye, oyuunun yöntemlerini başarmaya dayanır.

Eğitim tamamlandıktan sonra oyuun “pişmeye” geçer.

Kara oyuunun önemi. Kara oyuunun belâlarla bağlantı kurması yer yüzündeki

insanları korumak için yapılır.

Ak oyuun insanı sağlamlaştırır, belâlara karşı yenilmez etkiyi sağlar.

Fakat insanın ruhunu yiyen belâ girmişse sadece kara oyuun insanı kurtarabilir.

O, Hava ruhunu belâların yollarından gönderir ve hastalığın başına gidip çalınmış olan

insan ruhunu geri getirip insana sokar.

İki yollu oyuun. Ak oyuun, kendi bulutunu Tanrılara kadar çıkaracak güce sahiptir.

Kara oyuun, bulutunu belâlara kadar götürebilir.

Halk hikâyelerinde anlatıldığına göre hem Tanrılara kadar yükselen, hem belâlara

kadar ulaşan oyuunlar da varmış. Tanrıların gideceği zaman kendi bulutunu hafifleterek

yükseltir, belâlara gireceği zaman bulutunu ağırlaştırıp indirir. Bu tür oyunlara iki yollu

oyuun denilir.

Sonuç. Üötüülü eğitim Tanrı öğretisini derinleştirir, önemli kılar. Bundan dolayı

üötüülü eğitimi yaratmak-ilk görev olur.

(177) O zaman ruhu korumak yerleşir. Üötüülü eğitim varsa gelenek yerine getirilebilir,

âdetler uygulanabilir.

Ak oyuun etkisini duayla sağlar. Onun için ona bazen duacı derler.

Ak oyuunun düzgün davranışlar hakkında anlatımları vardır. Ondan dolayı ona bazen

anlatıcı denir.

(175) Masalın, destanın, şarkının, türkünün tamamı Tanrı oyuunun anlatımının türleridir.

Ak oyuun Tanrı öğretisini izler.

Ak oyuun Isıahı gönderir, ondan dolayı ona bazen ısıahın oyuunu derler.

İsimleri. Ak oyuunun eğitimini başarmanın eski adları vardır: Toyon, Bahşı, Tanxa.

Toyon. Toyon diye Tanrı eğitimini yöneten kişiye denir.

Bahşı. Tanrı eğitimindeki âdetleri gerçekleştirmiş birisidir.

Bahşı yerleşim bölgelerinde Tanrı eğitimini başlatır.

Tanxa. Tanrı eğitimini tüm vücuduyla hissetmiş, algılamış kişidir.

Tanxa sıradan geleneklerle yaşayanlara Tanrı eğitimini öğretir.

Devamı. Devamı tam olmalıdır.

Ak oyuunun eğitimini almış insanların devamı tam olmak zorundadır. Demek ki, onlar

Tanrı eğitiminin bütün âdetlerini yerine getirmek zorundadırlar.

Sıradan yeteneklerle yaşayan insanların âdetleri ara sıra da uygulamaları gerekir.

Kara oyuun. Kara oyuun belâlarla bağlantılıdır. Ondan dolayıdır, ona bazen şeytan

oyuun’u derler.

Kara oyuun bedduayı kullanır. Ondan dolayı ona beddua sahibi denilir.

Kara oyuun da eğitimlidir. Onun eğitimi belâların yollarını bilmesine dayanır.

Kara oyuunun eğitimi. Oyuun adayının Hava ruhuna yukarıdaki şamanların başından

ruh iner. O zaman insanda oyuun olma yeteneği uyanır.

İniş gerçekleştikten sonra insan yetişmeye başlar.

Yetişmenin birinci bölümü vücudu parçalattırmaktır.







Vücudunu parçalattıran kişinin Hava ruhu, oyuun dağına gidip orda bulunan oyuun

ağacının bilmem kaçıncı dalında (orda serçe yuvaları vardır) kuş yavrusu gibi yuvada yatar.

Böylece insan ikiye ayrılır. Görünen tarafı orta dünyadadır, fakat gözükmeyen tarafı ataların

olgun eğitimlerine teslim edilmiştir.

Kuş yavrusu olarak yuvada yatan insanın ana ruhu başka yemeklere ihtiyaç duyar. O

yemeği ölü ruhlar, şeytanlar getirip verirler. Yemek insanın vücudunu belâlara açılışını sağlar.

Hasta birisi olsun, sakat olsun, sağlam olsun insan kendi ruhunu korumalıdır, başka

insanların ruhlarını korumalıdır. Buna gelecek denir. O zaman iyilik yükselir.

(137) Dua yerleşsin,

İyilik yükselsin!

VII. GELENEK, ÂDET, AHLÂK



GELENEK

(174) Önemi. Atalarımızdan miras kalmış ahlâktır.

Gelenek, tabiatı izlemektir.

Gelenek, Tanrı yolunu takip etmektir.

Gelenek, hayatın gayesidir.

Yetişmesi. Geleneğin yetişmesi demek, geleneğin tam yerine getirilmesiyle

bağlantılıdır.

Geleneği yerine getirmek, çok büyük bir sabır ve cesaret gerektirir. Geleneği yerine

getirmek için insan hayatını vermelidir.

Sadece Tanrı ile bağlantılı olanlar geleneği yerine getirir.

Çeşitleri. İki çeşit gelenek vardır: sıradan gelenek ve üötüülü gelenek.

Sıradan gelenek. Üötüülü eğitimi olmayanlar sadece sıradan gelenekleri yerine

getirir.

Sıradan gelenek Tanrı yolunun en alt şeklidir.

Sıradan gelenekle yaşayan insan üötüülü gelenekle yaşayanın sözünü dinlemelidir, o

zaman bir yerde kaybolmaz.

Sıradan gelenekle yaşayan insanla, üötüülü gelenekle yaşayan insanlar birbirlerini

karşılıklı olarak desteklemelidir. O adet, azalıp zayıfladığında âlim kişi tamamlamalıdır. O

zaman Tanrıların duaları çoğalır, ruhların akışı devam eder.

Sıradan gelenekle yaşayan insan Tanrı öğretisini bilmeli, sadece Tanrı öğretisine açık

olmalıdır.

Üötüülü gelenek. Tanrı öğretisine göre, mesleği derin şekilde almış insanların tamamı

üötüülü geleneğe sahiptir.

Üötüülü gelenek, Tanrı öğretisini tüm vücuduna sindirmek demektir.

Böyle insanlar Tanrı’dan güç alırlar.

Üötüülü eğitimin en derin türüne Oyuun eğitimi denir.

Ak oyuun. Ak oyuun gücünü Tanrılardan alır. Ona bazen Tanrı oyuunu derler.

İnsanların Tanrılarla bağlantıları sağlam olursa sürleri büyür.

(136) Sürleri büyümüş insanların sürleri ne kadar geniş alanı kaplamışsa, o sınırlar içinde

insan, kendini daha rahat hisseder. O bölge onların yerleridir. Onlar sahiplenir.

Bundan dolayı iyiliği yükseltmek sürü yükseltmenin yoludur.

Koparma. Sür, canlının canlı olmasına yardım eden güçtür. Sürün yayılma, yetiştirme

gibi yetenekleri vardır.

İnsan sürünü kendi içinde saklar, o zaman güçlü olur.

Sürünü kaybetmiş birisi, yaşam gücünü yitirir.

Belâlar, insandaki sürü çalmaya çalışırlar. Çaldıkları zaman kendilerininki ile değiştirirler.

O zaman, insandaki sür kırmak bozmak için kullanılan güç olur. Ölü sürü, şeytan sürü diye

böyle güçlere diyorlar.

Yeme. Sürü, kötü ruhlar çalarsa ona “yeme” denilmektedir.

Belâ, insana kötü bir nefesle girebilir.

Belâ, insana “üör” olarak girebilir.

Belâ, insana bulut olarak girebilir.

Belâ, insana beddua olarak girebilir.

Belânın girdiği insan, belâlara bağlı kalır derler; onu, ruhun belâlar yemeye devam

ederler.

Belâ girmiş insanlar, başka insanların sağlam düşüncelerini bozmaya, vücutlarındaki

sistemi alt üst etmeye çalışırlar. Bu düşünce onda, belâların sürekli onun sürünü yemeleriyle

ortaya çıkar.

Bundan dolayı, belânın bulaştığı adam, başka insanların peşinden gidip insana kötü

düşünceyi verip, ondaki sürü çalar. Buna da insanın insanı yemesi derler.

Yeme arttığı zaman, insanlar birbirlerine güvenmezler.

Yeme arttığında kavga, çatışma başlar.

Yeme, beraberliği dağıtır.

Korunma. Tabiat yoluyla gitmek demek “yemeye” karşı çıkmaktır, sürü güçlendirir.

İnsanlar birbirlerine karşı saygılı olmalı, birbirlerine iyi davranmalıdırlar. O zaman

iyilik artar.

İnsanlar saygılı, çalışkan olmalıdırlar. O zaman hayat düzenli olur.

Beşinci dal, belin beşinci bölümü-akciğer-Ulu Suorun yolu.

Altıncı dal, belin altıncı bölümü-kalp-Aan Caahın yolu.

Yedinci dal, belin yedinci bölümü-gözler,kulaklar-Cılga yolu.

Büyük sürlü. Bunlar sekizinci daldan dokuzuncuya ulaşırlar.

Sekizinci dal, belin sekizinci bölümü-beyin-Odun yolu.

Dokuzuncu dal, belin dokuzuncu bölümü- kutsal et-Ürün Ayıı yolu.

İnsan, kendi sürünü yükseltmek için gayret etmelidir. Tanrı yolundan gitmenin

kurallarından biri de budur.

Genişliği. İnsan kendi sürünü yetiştirmek için tabiatla, ailesiyle, başka insanlarla

bağlantısını koparmamalıdır.

Sürün yükselmesiyle yayılma da gerçekleşir.

Sür tabiatla bağlantısını koparmazsa ailesindekilerle bağlantısı devam edip başka

insanlarla da bağlantı kurabilir.

Bundan dolayı bir insanın sürünün yükselmesi pek çok insanın sürünün gücüyle

alâkalıdır.

Yolu. İyiliği yükseltmek diye sürün güçlenmesine denir.

Dom!



SÜR6

Önemi. Sür insanı canlı kılan güçtür. Sürsüz insan yoktur.

Ailesi. Sürü insana Ulu Suorun vermektedir.

Rengi. Sürün rengi yoktur, şeffaftır.

Yayılışı. Sür, insanın etrafında yayılmış ince bir tabiattır. Ondan dolayı insandan önce

belli olup, etkisi altına alma yeteneğine sahiptir. Onun için misafirliğe gidecek olan kişinin

sürü insandan önce belli olur.

Başka sürler. Sür sadece insanda bulunmaz. Her şey sürlüdür.

Bitkilerin sürü vardır.

Hayvanların sürü vardır.

Hastalığın sürü vardır.

Sür, her zaman bir baskı şeklindedir.

Sahalara göre, insanın rüyasında sürler görünürler.

Ölçüsü. Sürü, güçlü ve zayıf diye ikiye ayırırlar. Güçlü sürün yayılışı büyük olup

etkisi de derin olur.

Kaldırılma. Sürün gücü kaldırılmaya dayanıyor. Kaldırılma demek, Tanrılarla

bağlantıyı kuran dildir. İnsan düşüncesiyle ne kadar yukarı çıkarılırsa, o kadar da yüksekteki

Tanrı’ya yaklaşır.

Sürün kaldırılması dokuz bölümlüdür. Bunu dallarla ölçebiliriz.

Sahalara göre, insanın gerçek içi ağaçtır. Bu ağaç, bel olup dokuz dallıdır. Oyuunlar

dal denen tecrübeye sahiptirler.

Dal tam yetişirse, orada sür yerleşir.

(135) Sür, o daldaki Tanrılardan gücü tam aldığını gösterir.

Küçük sürlü insan:Aşağıdaki üç dalın içinde bulunan sürlü kişilere küçük sürlü

derler.

Birinci dal, belin birinci bölümü- üreme organı-Ayııhıt yolu.

İkinci dal, belin ikinci bölümü-mide, bağırsak, İeyehsit yolu.

Üçüncü dal, belin üçüncü bölümü-ciğer-Cöhögöy yolu.

Orta sürlü. Bunlar dördüncü daldan yedinci dala ulaşır.

Dördüncü dal, belin dördüncü bölümü-mide-Hotoy Ayıı yolu.



6 Sür, insanların, hayvanların hatta balıkların bile ruhî hayatıdır.

Nefes çekme. İnsan nefesi çekerek havayı alır. Sıradan insanlar böyle düşünür. Açık

vücutlu insan nefesi çekerek havayı almadan başka derin bir nefes de alır.

Derin nefes ilâhî nefestir. Tanrıların gücünü almak derin nefes demektir. Belâların

kara bulutlarını almak da derin nefes demektir. Kendisinde ruhu toplar.

Tanrıların gücüyle nefes alan insan kendi vücudunu geliştirir. Kendisinde iyiliği (ruhu)

biriktirir.

Belâlardan nefes alan insanın vücudu hastalanır, zayıf düşer.

Ağızla (burunla) nefes çekmenin dışında vücudun diğer bölümleriyle de nefes alma

vardır.

Vücutla nefes almak için gözenekleri açabilme, kendine iyi gücü sindirmek için çok

faydalıdır.

Derinden Çekmek. Nefes almanın bir çeşidi de derin çekmektir.

Derinden çekerek insanın ruhunu çekerler.

Derinden çekerek insandaki hastalığı emerler.

Onun için derinden çekme kötülüğe de iyiliğe de kullanılır.

Nefes Verme. İnsanın nefesini dışarıya çıkarmaya “nefes verme” denir. Sıradan adam

nefes vermesi gerektiğini bilir. Açık insan hangi nefesin dışarıya çıktığını bilme yeteneğine

sahiptir.

Sahalara göre nefes verme demek, kendi sıkıntılarını anlatan başkalarıyla dertleşen

insanlardır.

İnsanın vücuduna hem Tanrı, hem kötü ruhların güçleri de sinebilir.

İnsanın nefes vererek, kendisine sinen Tanrı gücünü çıkarması mümkündür.

(134) Ya da insan nefes verirken kendisine sinen kötü nefesi de çıkarması mümkündür.

Üfleme. Nefesi çıkarmanın en güçlü türüne üfleme denir. Oyuun üfleme yoluyla

insana iyiliği getirebilir ya da üflemeyle insana kötülüğü sokabilir.

Sonuç. Sıradan nefes alma ile derin nefes alma birbirlerine karşı gelebilirler.

İnsan sıradan nefes almayı bilmelidir, o, sıradan nefes almadan derin nefes de vermeyi

öğrenmelidir. O zaman insanın nefesi derinleşir ve uzar.

İnsan tabiatla tam dengeyi sağlarsa, anlaşırsa sonsuz bir nefesi olur.

Genişliği. Nefes geniş ya da dar olabilir.

Nefesi genişlemiş insan, Tanrı gücünü daha fazla kullanır; böylece vücudu

sağlamlaşır; eski hâlini alır.

Nefesi daralmış insan, Tanrı gücünü daha az kullanır; böylece vücudu zayıflar.

İnsanın nefesi ne kadar genişse insanın düşüncesi de o kadar geniştir.

Dar nefesli insanın düşüncesi de kesilir.

Ağırlığı. İnsan nefesinin ağırlığı olur.

Ağır nefesli diye başka insanları ezen insana derler.

Hafif nefesli diye insanları rahatlatan ve sevindiren insana derler.

Derin nefes. Hava ile nefes almadan başka, iyi nefes alma veya derin nefes alma

denilenler de vardır. Böyle nefesi sıradan insanlar hissedemezler.

Derin nefeste iyi nefes ile kötü nefes belli olur.

Bu nefes, vücut vasıtasıyla gerçekleştirilir. Bunlar sırasıyla olurlar: Nefes aldığımız

organlar, oybanlar5 , gözenekler.

Nefes aldığımız organlar. Sahalara göre, insanın bedeninde bazı bölgeler vardır. O

yerlere iğne batırılır, bardak konulur, delinir, okşanılır.

Oybonlar. İnsanın bedeninde nefesin içeriye girmesini sağlayan esas bölgeler vardır.

Onları, oybon diye adlandırırlar.

Bazılarına göre oybon deliğiyle insana iyi nefes üflenmesi mümkündür.

Oyuunların oybonlarına belâ girdiğinde, o yere bıçak sokarlar. Böyle bölgeden kan

gelmez, açılan yara hemen geçer.

Oybonlar, insan vücudunun açık yerleridir.

(133) Et (kas) arası delikler. Et (kas) arası delikler çoktur. Bunların arasına nefes sinmiştir.

Bunlar bazen açılır.

Dil bunları açıyorsa, insana derin tepki bırakır.

Dil de nefestir.

Et arası delikler açılırsa hem iyi hem kötü nefes içeriye girebilir.

Esas et parçaları. Bu söylediğimiz yerlerde dolaşan nefesler, esas et parçalarında

birikir. Bunların sayısı dokuzdur. Beldeki dokuz bölge arasında oluşmuş dokuz âdet et parçası

hakkında bahsetmiştik. Onlar esas et parçaları olur.



5 Kışın göller buz tuttuğunda hayvanların su içmelerini sağlamak için donmuş gölde açılan delik; şaman

elbisesinin arkasında “an iye doydu” hamını taşıyan, yuvarlak demir üzerinde dünyayı tasvir eden delik;

yaralanmaya en müsait yer.

Dom!



NEFES

Önemi. Nefes de bir nevi güçtür. Nefes alarak canlı kalınır.

Görünüşü. Nefes iki türlüdür: İyi nefes ve kötü nefes.

İyi nefes, Tanrıların verdiği nefeslerdir.

Kötü nefes, belâların verdiği nefestir.

Nefes alma. İnsan nefes aldığı için canlıdır.

İnsanın düşüncesinin ve vücudunun gelişmesi hangi nefesi aldığına bağlıdır.

Tanrıların gücüyle ortaya çıkan nefesle doğan insan, iyi nefesi alma temayülündedir.

Belâyla ilişkili olan insan kötü nefesi alma temayülündedir.

Hava. Havayla nefes alma yolları bunlardır: Burun veya ağız yoluyla hava insanın

akciğerlerine girer sonra kullanıldıktan sora dışarıya atılır.

Çektiğimiz nefese ak nefes, çıkardığımız nefese kara nefes denir. Bundan dolayı

duada:

Ak nefesimizi

Biriktir.

Kara nefesimizi

Koru,-

derler.

Yolu. Havanın da yolu vardır. Hafif olan havanın yolu doğu gökten başlar.

Kuru havanın yolu güneyden olur.

Nemli havanın yolu kuzeyden gelir.

Ağır havanın yolu batı göğünden başlar.

Etkisi. Hafif hava insanı rahatlatır.

Kuru hava insanı kurutur.

(132) Nemli hava insanı ezer.

Uzunluğu. Nefes uzun ya da kısa olur.

Uzun nefesli diye Tanrı’nın nefesini kullanan birisine derler. Böyle nefesli kişilerin

vücutlarına Tanrı gücü girer.

Uzun nefesli insan sağlam olur, parlak düşüncelidir, yorulmak bilmez, sabırlı ve

cömerttir.

Kısa nefesli diye, Tanrı’dan gelen nefesi çok az miktarda çeken insana denir. Böyle

insanların vücudunda muhakkak bir sakatlık olur, sabırsız ve düşüncesizdir, çabuk yorulurlar.

Bu ruhlar ara sıra insanlara inerler.

(130) Korunması. İnsan Hava ruhunu korumalıdır. Hava ruhu, insan öldükten sonra yerde

kalır ve gelecek nesillere yardımcı olur.

İyi Hava ruhu, gelecek nesillere iyiliği aktarır.

Kötü Hava ruhu, gelecek nesillere kötü düşünceyi verir.

Onun için insanların Hava ruhunun tertemiz olması için gayret etmelidir. Tertemiz

Hava ruhu umudu besler.

Dom!

SONUÇ



Üç Kut. Sahalara göre her insan üç ruhludur. Ana ruhu, Toprak ruhu, Hava ruhu.

Hayvanlarda da ruhlar vardır. Fakat insanın ruhları gibi açık ayrılmazlar.

Bitkilerin de ruhları vardır. O ruhlar da açık ayrılmazlar.

Sağlamlığı. Ruh sağlam olmalıdır. Sağlam ruh insanın düşüncesini ve bedenini de

sağlamlaştırır.

Sağlam ruh belâyı içeriye almaz.

Sağlam ruh insanın kendisinde yaşar. Bunun için böyle insanlara ruhu yerleşmiş birisi

denilmektedir. Böyle insanlar kendini rahat hissederler; cömert olurlar, geniş göğüslü ve uzun

nefeslidirler.

Darbeye uğraması. Ruhunu yeme diye ruhun zayıfladığını ve ruha kötülüğün

girdiğini anlatırlar.

Hava ruhu darbeye uğrarsa insanın düşüncesi bozulur.

Toprak ruhu darbeye uğrarsa insan hastalanır.

Ana ruhu darbeye uğrarsa insanın soyundan birisi gider.

Herhangi bir ruhun darbeye uğraması başka ruhları etkiler.

Yönelişi. İnsan Tanrılara saygılı olamazsa ruhu onu terk eder. Buna ruhun yönelişi

denilmektedir. Genel olarak söylersek ruhun yönelişi ruhun yerleşmez olduğunu gösterir.

Bu uzaklaşmış ruh, insanın kendisine çok sağlam girmez, onun için insanın dışında

başka bir yerde saklanır.

Kutu uzaklaşmış insan, kendini rahat hissetmez ve kendine sahiplenmez. Her zaman

başkaları tarafından incitilir ve dışlanır.

Böylece duamız şöyledir:

(131) Tanrı yavrusu

Ruh sahibi ol!

Hava ruhu Tanrı’ya sinebilir, belâya da girebilir.

İniş. Sahalara göre, bir de “iniş” vardır. İniş, insanın Hava ruhuna başka ruhun girmesi

demektir. Bu ruhla daha önce yaşayıp ölmüş insanın Hava ruhu aktarılır. Genellikle bazıları

eski soyundan olur.

Hava ruhuna birisinin ruhu inerse, insan o inen ruhun ahlâkını alır, bilgisini sindirir,

ilgi alanını aynen alır.

(129) Çoğunlukla ruh indiğinde insan öğretilir. Öğretilmek demek düşünceyle, zekâyla,

vücutla değişmektir.

İnişin ölçüsü. İniş de bir ölçülü olur. Atalarımıza göre yakındakilerin inişleri

oradakilerin inişleri ve esasların inişi diye ayrılıyor.

Yakındakilerin inişleri demek, yakın soyların Hava ruhlarının inişidir. Bu iniş

sayesinde insan çok fazla güçlü olmaz.

Oradakilerin inişi demek, uzak soylarımızın Hava ruhlarının inişidir. Bu inişle insan

pek çok değişime uğrar, derin bir köke sahip olur.

Esaslardan iniş demek, en uzak soyların Hava ruhunun inişidir. Bu inişle insan

bambaşka bir insan olur, tabiat gibi derin güçlü olur.

Yetişme: İnen hava ruhu insandaki Hava ruhunu götürür ve çeşitli yollarda onu eğitir.

İnsan bu dönemde sancılı bir metanet geçirir. İlk olarak insan eski hâline döner ve bu

zamanda Hava ruhu çok uzaklarda bulunan soylarına gider ve tabiatın derin bilgisiyle eğitilir.

Hava ruhunun soyların ve tabiatın eğitimi almasına gerçek eğitim denilir.

Siniş. Öğretim sırasında, sadece düşünce değişmez. Düşünce vasıtasıyla tüm vücut

tekamül gösterir. Yeniden doğuş başlar. Buna da öğretilmenin sinişi diyoruz. Toprak ruhunu

araştırırken insanın vücudu yeni şeklini alıp yedi yıla eşit olarak geliştiğini söylemiştik.

Öğretilme bundan dolayı bu kadar yıl olur.

Açılma. Öğretme, genel olarak Hava ruhunun yetiştirmesi sonucunda Tanrıların

gücüne ihtiyaç duyarak artar.

Öğretilmenin vücuda sinmesiyle yavaş yavaş Ana ruhta, yeni açılış oluşur; başka türlü

söylendiğinde düğüm çözülür. Böylece Tanrı ailesinden gelen gücün girmesi büyür.

Uçuşu. Hava ruhu, Toprak ruhun dağılmasıyla uçar.

Sağlam olan Hava ruhu, aydınlığı takip eder.

Yenilmiş Hava ruhu, alaca karanlığı takip eder.

Kirlenmiş Hava ruhu, kapkaranlığı takip eder.

Bu uçmuş olan ruhlar, Toyuk bulutunu yaratırlar. Böylece pek çok hava ruhu bir araya

gelerek bulutları oluştururlar.

Yaratılışı. Ana ruhu, Tanrıların aartıklarını açıp vücudun gelişmesini sağlayan Toprak

ruhunu oluşturur. Sonradan Toprak ruhu insanın hayallerini, duygularını, düşüncelerini

yöneten gücü, Hava ruhunu yaratır.

Esas anlamı. İnsan hangi Tanrılara bağlı ise, o Tanrıların duaları Hava ruhuna girip

ince âlemi oluşturur.

(128) -Ayııhıt girdiği zaman, insan ev ve bark kurma düşüncesine kapılır;

-İeyehsit girdiği zaman, insan tabiatı korur;

-Cöhögöy girdiği zaman, insan çalışkan olur,

-Hotoy Ayıı girdiği zaman, insan başka insanlarla birlikte yaşama yeteneğine sahip

olur;

-Ulu Suorun girdiği zaman, insan meslek sahibi olur;

-Aan Caahın girdiği zaman, insan hayatın gerçeklerini anlama şansına sahip olur.

-Cılga (Tanxa, Bilge) girdiği zaman, insanın bilgisi genişler.

-Odun (Çınıs) girdiği zaman, insan tabiatı bile etkileyebilecek güce sahip olur:

-Ürün Ayıı girdiği zaman, insan ilâhi zekâya sahip olur.

Şimdi bu giren bilgiler Tanrıların aartıkların derinlerine giderse o kadar düğüm

çözülebilir.

Düşünce yürüyüşü. Sahaların anlayışına göre düşünce yürüyüşü vardır.

Düşünce yürüyüşü hem doğru olabilir hem de yanlış olabilir. Tanrılardan ortaya çıkan

düşünce yürüyüşü doğru olur.

Belâlardan çıkan düşünce yürüyüşü yanlış olur.

Sahalara göre düşünme denilen şey, Tanrılardan derlenerek çıkan düşüncedir. Bu

düşünce, tabiatı takip eder.

Hava ruhu düşünce yürüyüşünü doğurur.

Bilginin temeli. Tanrı öğretisine göre, bütün bilgiyi Ürün Ayıı beraberinde taşır. Bu

bilgiler, dokuz bölüme ayrılarak Tanrı’nın katının dokuz bilgisini oluştururlar.

Bundan dolayı, bilgi Saha düşüncesine göre insana bağlı olmayıp tabiattadır. İnsan bu

bilgilerin sadece bir kaçından faydalanabilir. O faydalanma Hava ruhu aracılığıyla

gerçekleşir.

Giriş. İnsanın Hava ruhu, başka insanın bulutunu sindirme yeteneğine sahiptir.

İnsan, hava ruhuna başkasının bulutu girerse düşüncesinin yürüyüşü ve ahlâkı, girmiş

bulutun hükmü altına girer. Böylece insan bulutunu verdiği insanı taklit etmeye başlar.

Öğrenme Hava ruhun sindirme yeteneğinde yerleşir.

Öğretme de bu yeteneğe bağlı kalır.

Kutsal ete sahip Tanrı aartıklarını açmış, dünyayı tam olarak bütün gerçekleriyle

anlamış birisi derler.

Korunuşu: İnsanın canlı olması, Toprak ruhuna bağlıdır.

-Tanrılar Toprak ruhunu sağlamlaştıran yeteneğe sahiptirler,

-İnsan Toprak ruhuyla diğer taraftaki yeni Ana ruhu açarak çocuk olur,

-Toprak ruhunu koruyarak, mal ve mülk sahibi olur.

(127) -Toprak ruhunu koruyarak, insan tabiatına sahip çıkar.

-Çocuklarını, Toprak ruhunu korumak için insan servet biriktirir.

Fakat, Tanrı öğretisine göre, sadece Toprak ruhunu korumak yetersizdir, insan Toprak

ruhunu koruyarak Ana ruhunu da korumuş olur.

Dağılışı. Ana ruhu uçtuğu zaman, Toprak ruhu dağılır. Bu demektir ki, Tanrı’nın gücü

girmez olur, içindeki işleri durdurur.

Bunu ölüm diye adlandırırlar.

Sonuç.

Ömrünü uzat,

Yaşını doldur,

Hayatındaki gayeni gerçekleştir,-

duamızdır.









Dom!







HAVA RUHU

İsmi. Hava ruhuna bazen uçan ruh, hafif ruh denilmektedir.

Ailesi. Hava ruhu, Toprak ruhundan türemiştir.

Hava ruhu Çınıs ile bağlantılıdır.

Rengi. Hava ruhunun rengi bembeyaz olmaktadır. Bazen cüce olarak gözükmektedir.

Ağırlığı. O hafif olur. Onun için hem sıçrayabilir hem de uçabilir.

Yerleşimi: Hava ruhu, insanın kulağında bulunmaktadır.

Önemi. Hava ruhu, insanın ince âlemini oluşturur. Bu âlemde insanın durumu,

istekleri, düşünceleri bulunmaktadır.

İyi damat,

Utangaç gelin,

Dönemi,-

diye adlandırırlar.

(126) Yirmi sekiz yaşından otuz beşine kadar insan daha ciddî olur, tertipli olur. Bu dönem

için onlara:

Saygıdeğer ağabeyler,

Güzel, narin yengeler,-

derler.

Otuz beş yaşından kırk ikisine kadar daha da ciddileşir ve idrakli olur.

Kesişme dönemleri insanları yetiştirmekte kullanılır. Olgunlaşma tüm vücuda

sinmelidir, böylece vücut olgunlaşması gerçekleşir. Bunun için insanın vücudunun

olgunlaşmasını yetiştirmek için kullanırlar. Kurallarımız da böyledir:

-Olgunlaşma kesişme dönemine denk gelmelidir.

-Olgunlaşma vücudun tamamına sinmesi yedi yıl boyunca sürer.

Esas anlamı. Tanrıların Toprak ruhuna girmesiyle tepkiler şöyle gerçekleşir:

1. Üreme organı olgunlaşır.

2.Yemeğin mideye ulaşmasını sağlayan ve yemeğin pişmesini sağlayan organlar

olgunlaşırlar.

1. Ciğerler tam gücü verirler.

2. Mide sağlamlaşır.

3. Akciğer temizlenir.

4. Kalp iyileşir.

5. Göz keskinleşir, kulak açılır.

6. Beynin işlemi hızlanır.

7. Kutsal et açılır.

Durumları. Toprak ruhu ne kadar fazla gücü Tanrılardan alırsa insanın durumu

değişir. Tanrı öğretisi üç ayrı durumu belirtmektedir.

Kapalı bir vücuda sahip diye, Tanrılara ulaşan yolun sadece birinci ve ikinci

düğümlerini çözmüş olarak dünyayı tam anlamamış birisine derler.

Açık vücutlu diye, Tanrıların aartıklarını üçüncü ve dördüncü düğümlerini çözmüş,

dünyayı iyi algılayan birisine denir.

Yerleşmesi. Ana ruhu, Tanrı yolunun akışıdır. Bu yolun akışı Toprak ruhunun

oluşmasıyla sadece duraklar ve beş âlemi kendi etrafında toplayıp gözüken-bilinen yaratık

olur.

(125) Bu duraklamaya “turuu” derler.

Utumu4. Toprak ruhu, vücudu oluşturur. Orada da o Ana ruhundan gelen bilgiden

faydalanır. O bilgiyi kullanarak vücudu olgunlaştırır.

İnsanın yetişme çağını (yedi yaşına kadar) üç ayrı bölüme ayırırlar.

İlk önce insanın yetişmesi için dokuz bölümü tam olgunlaşmalıdır. O zaman

vücudunun tamamı sağlam olur.

İkinci olarak, insan dokuz bölümle bağlandıktan hemen sonra Ana Tanrı’nın gücü

altına girer. Bundan dolayı, insanın vücudu herhangi bir görevi yapmak için hazırlanmaya

başlar. Onun belirtisi, insanın doğuşundan beri görülür. Onu araştırmacılar görür.

Üçüncü olarak, insan ana dilini öğrendikten sonra vücudunun gelişmesi konuşma ile

sağlanır.

Böylece insan, yedi yaşına kadar üç dönemi geçip olgunlaşabilmek için hazır hâle

gelir.

Kesişmeler. İnsan büyüdüğünde vücudunun olgunlaşması döneminde kesişmeler

vardır. Bu kesişmeler her yedi yılda bir kere kendilerini değiştirir.

Doğumundan yedi yaşına kadar insan gelişmesinin birinci dönemini geçmiş olur. Buna

da “ulara” oldu diyorlar.

Yedisinden on dördüne kadar insan yavaş yavaş olgunlaşır. Bunu da ayağı kara oldu,

elini kaldırır oldu diyorlar.

On dördünden yirmi birine kadar insanın vücudu tam olgun olur.





El kasları

Büyüdü.

Bacakları

Pişti.-

diye onu anlatırlar.

Yirmi birinden yirmi sekiz yaşına kadar insan ev, bark sahibi olup hayatını kurmaya

başlar. Bundan dolayı bu dönemi,



4 Soydan soya, nesilden nesile.

Her insan belli bir ayda dünyaya geliyor. Ondan dolayı doğduğu ayın ruhunun etkisi

altına girer.

Akraba yolu ve Tanxa yolunun kesişmesi olumlu olabilir ya da olumsuz olabilir.

İnsan Ana Tanrısının ayında doğduğu zaman kesişme olumlu yönde olur. O zaman

insanın yetenekleri ortaya çıkar.

(121) İnsan Ana Tanrısının ayından önce ya da sonra dünyaya gelirse kesişmenin sonucu

yetersiz olur.

İnsan Ana Tanrısının ayından daha önce ya da daha sonra dünyaya gelirse kesişme

sonuçsuzdur. Böyle insan yeteneklerini eksik kullanır.

Akraba yolu. Akrabaların ayrı bir Tanrısı olur.

Bu akrabalar kendine has özellikleri olup boylara ayrılmaktadır. Böyle bir ayrım

utumların3 değişmesinde gerçekleşir.

Tamamı dokuz utumdur. Akraba insanlar ne kadar çok utuma sahip çıkarlarsa o kadar

güçlü olurlar.

TOPRAK RUHU

İsmi. Toprak ruhuna bazen su ruhu derler.

Önemi. Toprak ruhu vücudu oluşturan güçtür. O, Odun’dan türemiştir. Su ruhuyla,

Toprak ruhuyla, Dağ ruhuyla, Yer ruhuyla, Hava ruhuyla, Ateş ruhuyla alâkalıdır.

Rengi. Toprak ruhunun rengi kahverengi olur. Âlimlerin söylediğine göre o bazen

cüce olur, bazen bit olur, bazen de tüm vücuda dağılır.

Yeri. Dolaştığı yerler de ayrıdır. Bazıları ona kalpte yaşar derler. Bazıları da belde

bulunur derler.

Ağırlığı. Toprak ruhu ağırdır. O Hava ruhu gibi sıçramaz, uçmaz.

Yaratılışı. Toprak ruhu, Ana ruhu oluşturur. O Ana ruhun ikinci şeklidir.

O, çocuğun yetişmesiyle var olur ve çocuğun vücudunun gelişmesini kontrol eder.





Yetişmesi. Dokuz Tanrı ailesinin gücüyle dokuz ayrı bölümden oluşan omurilik

yetişir. Sonra bu bölümler arasında kutsal etler oluşuyorlar. Ağaç gibi insan da yetişmeye,

büyümeye başlar. Bu büyümeyi Toprak ruhu sağlamaktadır.



3 Utum: Tanrı’ya ulaşan uzun yol, bazen bu yolun takipçilerine de veya yol göstericilere

“utummaaççı” diyorlar.

Şekli. Âlimlerin söylediğine göre, ana ruhu şeffaf yumurtaya benziyormuş. Bazen de

cüce olarak gözüküyor.

Yeri. Ana ruhu insanın kalbindedir.

(120) Ana Ayıı (Tanrı). Ürün Ayıı ruhu kendisi vermez. Onun altındaki Tanrılardan ya da

ruhlardan herhangi biri verir.

O ruhu veren Tanrı (ruh) ona kendi özelliklerini de verir. Onun için Ana Tanrı oluyor.

Yere inişi: Ana ruhu dokuz göğün hepsini dolaştıktan sonra yere iner. Onun için

onlara bağlı kalır.

Fakat, veren Tanrı’dan fazla bir güce sahip olur.

İzlediği yolu. Saha anlayışına göre her insanın kendine göre izlediği yolu vardır.

Ana ruhu denilen kapı Tanrı gücünün çıktığı kapıdır.

Bu kapının yukarıda söylediğimiz gibi dokuz yolu (aartığı) vardır ve yolun her biri

yedi düğümlüdür.

Yol açıldığında Tanrıların her biri bir yola gider. O açılan kapıyla içeri güzel bir

davranış biçimi, yetenek ve meslek gibi özellikler girebilir.

Ancak giren güçler düğümlerin çözülmesine bağlıdır.

Ne kadar çok kapı açılırsa, düğüm çözülürse o kadar da insana giren güç artar.

Akraba yolu. Soylu bir ailenin atasının isteğiyle yollar açılır.

Örneğin Namların2 kutsal hayvanı kuğudur, bu demektir ki, onlar İeyehsit’e kadar yol

alıyor.

Xanalas bölgesinde yaşayanların kutsal hayvanı kartaldır. Yollarını Hotoy Tanrı’dan

alırlar. Xorolor Ulu Suorunun soyundandır.

Hem ananın hem atanın da kendilerine has Tanrıları vardır. O Tanrılardan hangisinin

gücü galip gelirse çocuk ruhunu o verir. O zaman o çocuğa Asıl Tanrı olur. Çocuk,

olgunlaşması ve adam olması için Ana Tanrı’nın yolunu takip eder. Ancak, ebeveynlerinden

birisinin ruhu yenilgiye uğrarsa Ana Tanrı’nın yolu kalır. Herhangi bir zaman o, yeniden yol

alabilir.

Tanxa yolu. İnsan hayatının iç akışı hep akraba yoluyla gider. Buna da Cılga Xaan’a

bağlı yol derler.

Bu yol tabiatın akış sistemine uyarak ilerde Tanxa ile bağlanmalıdır.

İnsan doğduğu günden beri Tanxa’nın etkisi ile yaşar.



2 Yakutistan 32 valiliğe ayrılıyor. Nam onlardan birisidir.



Birinci gökte Ürüŋ Ayıı, Ayııhıt olarak gözükür.



İkinci gökte o, İeyexsit olur.



Üçüncü gökte, Cöhögöy olur.



Dördüncü gökte, Xotoy Ayıı olur.



Beşinci gökte, Uluu Suorun olur.



Altıncı gökte, Aan Caahın olur.



Yedinci gökte, Cılğa, Taŋxa ve Bilge olur.



Sekizinci gökte, Odun ve Çıŋıs olur.



Dokuzuncu gökte ise sadece kendisi gözükür.

Beş âlem. Tanrı öğretisi beş genel âlemi ayırır.

1. Ateş;

2. Hava;

3. Su;

4. Toprak;

5. Taş (demir);

Bunların hepsi ruhludur.

İnsanın durumu. İnsanın durumu, bu âlemlerden hangisinin güçlü olduğuyla

alâkalıdır.

Ateş güçlü ise, insanlar çok gayretli olur, hiçbir şeyden doymazlar ve durmazlar.

Hava güçlü ise, insan çok rahat, uyanık, hareketli, insan sarrafı olur.

Su güçlü ise, insan oldukça ağır, gayretli, yavaş hareketli olur.

(98) Toprak güçlü ise, insan yerleşik hayattan hoşlanır, ani kararlar almayıp değişmez.



Taş (demir) güçlü ise, insan kendisine hakim olup, sert karaktere sahip olur.

ANA RUHU

İsmi. Ana ruhuna bazen ata ruhu derler.

Ana ruhun

Koruyucusu

Ata ruhun yardımcısı

diye dualarda söylerler.

Ailesi. Ana ruhu, Ürün Ayıı yaratmıştır. Ana ruh onun vücudunun bazen parçası olur.

Onun için Ana ruhu, esas ruh diyorlar.



O, bu bulutun durumunu bilir. Nereden kötülüğün, hilekârın sızarak gireceğini,

nereden bedduanın döneceğini bilir. Ve kendi kudretini kullanarak bu kötülükleri dağıtır ve

uzaklaştırır.



Tanrı ateşli kişinin etkisi insanların umumî bulutunda dağılma gücüne sahip olur.

Böylece insanları toplar, düşüncesini berraklaştırır, sürünü kuvvetlendirir.

Toprağın çekmesi. İnsanın toprak kutunun yetiştiği yerinin, farklı bir önemi vardır. Bu yerin

toprağı onunla bağlantılıdır. Onun için toprağın çekmesi diye bir anlayış doğmuştur. Doğduğu

toprakla bağlantısı koptuğunda, insan kuvvetten düşer.

58.

Ana kutun yerleşmesi. İnsanın ana kutunun bir kısmı, herhangi bir ota, ağaca ve

hayvana yerleşme yeteneğine sahiptir.

İnsanın ana kutu bir kısmı, tabiatın değişik unsurlarına ne kadar sinerse, o, o kadar

güçlenir.

Ana kutu tabiatla tam bir bütün olduğu zaman, insan ölümsüz olur.

Ruhlar. Tanrı öğretisinin söylediğine göre, her şeyin bir ruhu vardır. Ruhlu olan her

şey, yaratılmıştır. Böylece ruh, toplayan, birleştiren güç, gerçek unsurları (âlemi) yaratan

güçtür.

Bu güç, Ürüŋ Ayıı’nın duasının toplanmasından türemiştir.

Odun, bu gerçek âlemi yaratan ruhlardan en güçlüleri ve soylularıdır.

Odun, Orta dünyanın temelidir.

Toprak kut. Ürüŋ Ayıı teşkilâtlanma, çoğalma gücü verir. Bu gücü en ince tabiat

şeklinde bütün dünyaya yayılır.

Ürüŋ Ayıı, dünyanın ana kutudur. Bundan dolayı onu yaratıcı ana kut diye

adlandırabiliriz.

Diğer ana kutlar ondan yaratılırlar.

Odun ise Orta dünyanın toprak kutudur. O, güneşi, ayı, yıldızları, yeri, dağları,

hayvanları ve insanları yaratmıştır.

Odun, asıl toprak kutudur. Diğer toprak kutlar ondan yaratılırlar.

Tanrılar. Âlimlerin söylediklerine göre, Tanrıların hepsi Ürüŋ Ayıı’nın çocuklarıdır.



Bazen bunu Ürüŋ Ayıı’nın görünüş değiştirmiş şekli olarak ifâde ederler.



Bu ateş insana siner, insanın sürüne girer. O zaman insan kötülüğü anlayıp ayırt

edebilir.



Tanrı ateşli insan yaşamında yetenekli, iyiliği çoğaltmaya gayret eden, dinamik

enerjiye sahip olur.



Gerçek. Tanrı ateşinin girdiği insan, gerçeği anlama yeteneği kazanır.



Gerçek, Tanrı yolunu izlemek, düşünceye, dile, vücuda kötülüğü sindirmemek, iyiliği

yüceltmektir.



Gerçek, sürü kuvvetlendirmektir. Gerçeği bilme yeteneğine sahip olan insan hata

yapmaz, onun için

Ölçü. Bizim düşüncemize göre, ölçü kelimesi insanın sürünün ölçüsünü göstermektedir.



Ölçüsü küçük diye, az sürlü insana derler. İnsanın sürü (ölçüsü) ne kadar az ise, o

kadar da kapsamı dardır.



Böyle bir insan daima acele etme durumundadır.



Ölçüsü geniş olan insanın kapsamı geniştir, rahat durumdadır. Bu da sürü demektir.



Tanrı ateşi. İnsan Tanrı ateşini almayı öğrenmelidir. İnsan bu ateşi ne kadar çok alırsa

ölçüsü büyür, kapsamı genişler, düşüncesi uzar, rahatlar, o kadar da yayılması doğru olur.



Tanrı ateşi, Tanrı yoluna ulaşmaya rehberlik eder.



Bioenerji. Tanrı ateşi insana sinerek sür olur. Bu sürün insanın etrafında yayılması

bioenerji diye adlandırılır. Bioenerji, insanın etrafında bulut gibi yayılır.



Bioenerji, insanı kötü ruhlardan korur, onları yaklaştırmaz.

50.

Üstteki bioenerji yukarıdan giren kötü ruhları kovar, ortadaki bioenerji kuzeyden

yayılan kötü ruhları kovar, aşağıdaki bioenerji batıdan girmeye çalışan kötü ruhları geri

döndürür.



Korunma. İnsan, Tanrı ateşini ne kadar alırsa, o kadar kendi kutunu-sürünü koruma

gücüne sahip olur.



Burada da onun kapsamının genişliği yardım eder. Kapsam ne kadar çok geniş olursa,

kötülük , hilekâr o derece yerleşemez.



Bioenerji de yardım eder, bioenerji insanın etrafında dolaşarak korunma ortamını

yaratır.

O, hilekârlığı bilip hissetme yeteneği kazanır, vücudu bu yönüyle açılır.



Tanrı ateşli insan sadece kendi sürünü anlar olmaz. O, pek çok insanın sürü (bulutu)

birleşerek bir, genel sür olduğunu vücuduyla hisseder.



Hava kutu yetiştirme (eğitme). Yetişme ilk önce hava kuta girer. İnsanın düşüncesi o

zaman mesleğe yönelir. Bunu hava kutu yetiştirme diye adlandırırlar.



Hava kutun eğitilmesi insanın iç kudretini açar.



Ana kutu eğitme. Ana kut, Ürüŋ Ayıı’nın bir parçasıdır. Onun için sınırsız gücü açma

kudretine sahiptir. Fakat, tabiat gücünü almanın birkaç ölçüsü vardır.



Ana kutu eğitme demek, insanın tabiat gücünü (Ürüŋ Ayıı’nın duasını) kullanmayı

genişletmesidir.



Hava kut, mesleğe yönlendirildiği zaman, ana kutun gücünü çıkarmak için bir yol

açılır. O zaman insanın ana kutunun yaratma gücünü ortaya çıkartması çoğalır. İşte buna ana

kutu eğitme diyoruz.



Toprak kutu eğitme. Hava kut, toprak kutun aracılığıyla ana kutun gücünü alır. Onun

için vücudu mesleğe hazırlamanın büyük önemi vardır.

46. Meslek çeşitleri. Mesleğin başlıca üç çeşidi vardır: dil mesleği, şaman

mesleği, ustalık mesleği.

Ustalık mesleği. Bu mesleğin atası Uluu Suorun’un dünyasından inip yerin altına

yerleşmiştir.



Usta olma demek, tabiatın parçalarını insanın kullanacağı eşya olarak

şekillendirmektir.



Böylece bir şeyler yapmanın hepsi ustalık mesleği arasına girer.



Ustalık sanatının atası insanın toprak kutuna daha çok girer.



Dil mesleği. Dil mesleğine sihirbazlık denir. Bu meslek içine destancı olma, şarkıcı

olma, dua etme, dille eğitim mesleklerinin hepsi girer.



Sihirbazlık daha çok insanın hava kutuna girer.



Şaman mesleği. Şaman olma, tabiatın derin güçlerini tüm vücuduyla hissederek

öğrenmeye dayanır.



Şamanlığın atası ana kuta daha çok girer.

Deneme. Yetişme eğitimini geçen insan denemeyi de geçer. Deneme, insanın

mesleğini ne kadar öğrendiğini kontrol etmektir.

Denemeyle insanın mesleği ne kadar başarabildiği belirlenir.

Dal. Mesleğin dokuz ölçüsü vardır. Onu dal diye adlandırırlar.

İnsan ne kadar yüksek mevkie ulaşırsa, o kadar gücü artar.

Girişi. Aan Caahın insana Tanrı ateşi olarak girer. Tanrı ateşi, güneşin ateşidir. Tanrı ateşini

yıldırım düşüş bir ağacın dallarını yakarak da alırlar.

Ağaç, kökleri sağlam, dalları ve budakları yeşilse, büyür.

Aal luuk mas1 , işte bu idarenin simgesidir.

İdarenin önemi. Birleşme düzensiz olmaz. Birleşme düzenli olur, ancak o zaman

sağlam temellere oturur.

İdare insanların yeteneklerinin çıkmasını sağlamalıdır, iyiliğin yükselmesine yardımcı

olmalıdır. İşte bu tanrının idaresidir.

Yönetme. İdare, sürün akışlarını düzenlemektir. Buna yönetme denilir.

Yönetme akışını ne kadar doğru iletirse, o kadar iyiliği arttırma çoğalır.

Yönetme de Tanrı yolunu takip etmektir, o zaman sağlam olur.

Yönetme yolları. Tanrıların dokuz yolu vardır, yönetme de bu şekilde hayatın akışını

düzene sokmalıdır.

Sürleri düzene sokma. Yönetme sürleri (birer birer fertleri) beceriyle

sağlamlaştırmalıdır. Bu düzen sürün akışını sağlamalıdır.

Yükselme, dalların yükselişi gibi veya Tanrı göklerinin sıralaması gibi yapılmalıdır.

İnsan ne kadar güçlü sürlü ise, o kadar yüksek seviyede duracaktır.

Ancak bu şekilde sürün akışını uygun olarak sağlayabilir.

Sürü yetmeyen insan kendi kudretinden daha üst seviyede olduğunda, diğer sürlere

engel olur ve kapatır.

Böyle bir insan, yeme düzenini başlatabilir.

Ebedî olması. Mesleği almış olan insanın hava kutu ölmez, mukaddes buluta göçer veya

mesleğin atasına gider.



Bu kut zamanı geldiğinde birisine iner.



Hazır olma. Meslek girdiğinde, insan yetişmeye hazırlanır. O zaman, önceden ne

yapıp ne yapmayacağına karar vermelidir.



Bazı insanlar meslek girdiğinde hazır olamazlar. O zaman çok ağır bir şekilde

hastalanırlar, hatta ölebilirler de.



Olgunlaşan (mesleğinde) insanlar, yetişirler.



Yetiştirilme. Mesleği almayı öğrenmeye yetişme diyorlar. Yetişmenin iki şekli vardır:

birincisi, mesleği bilen insanı taklit ederek öğrenme, ikincisi, kendi kendine öğrenme.



Görünüş değiştirme. Yetişmiş insanın şekli değişir. Onun girdiği (indiği) insan

mesleğine uygun olarak düşüncesiyle, vücuduyla değişir.



1 Mukaddes meşe ağacı. Rivayete göre, bu efsanevî ağacın sahibi olan ruha, oğlunu veya kızını evlendirmek isteyenler,

onların akıbetlerine dair sorular sormak üzere, hediyeler vererek müracaat ederlerdi; bu ruh bunlara kadın şeklinde

gözükürdü ve eğer hediyelerle tatmin edilmiş ise yarıya kadar gözükerek ve apaçık konuşarak sorulara cevap verirdi.

kuvvet-I hayatiyet, daha yaşamak gücünde olan bünye; süre tostubut (köppüt): onun

(hastanın) yaşamak kuvvet ve enerjisi kırılmış (uçmuş).

(E. K. Pekarskiy, Yakut Dili Sözlüğü, s. 2402, Cilt: 2, Sovyet Bilimler Akademisi

Yayınları 1959.)



Tıın I (karş. Türkçe tın: soluk, ruh, hayat, can): 1. soluk al-, üfle-; nefes, hayat, ruh,

can (krş. kut I, sür II, duhaa) hem hayvanata hem de nebatata has olan hayatiyet (ten şu veya

bu sebepten kutu kaybetmekle bir parça hayatiyeti kaybetmiyor, ve kut bedene geri dönerek

onu canlandırıyor; ancak beden çözülme alâmetleri göstermeye başlarsa, artık anda tıın

bulunmuyor demektir, ve kut oraya dönmekle ölü bedeni diriltemez) tıının baar buollar:

eğer sende daha soluk varsa (yani sen daha diri isen) tıına ere xaalan baran: onda artık pek

az nefes (hayat) kaldı tıına suox: nefessiz, cansız kuhağan tıın: fena (şerir) ruh (krş. abaahı)

tıın bier: ihya etmek (krş. tilinner) taňarağa tıını bier: can Tanrıya ver-, can çıkmak, ölmek

2. nefes, görülen soluk alma, buhar (topraktan çıkan) 3. menfez, hava geçmek için delik





(E. K. Pekarskiy, Yakut Dili Sözlüğü, s. 2948-2949, Cilt: 3, Sovyet Bilimler

Akademisi Yayınları 1959.)



Bu anlayışa göre, kutun bedenden ayrılması ile ölüm gerçekleşmez ama kişideki

kutsallık kalkar, sıradanlaşır.Kut, insan için kesinlikle bir güç ve uzun ömrün vazgeçilmez bir

dayanağıdır. Birey onsuz hayatını sürdüremez. Ancak tın bedenden ayrıldığı vakit, bedenin

ölümü hemen gerçekleşmiş olur (İnan, 2000, 176).

Kut,kelimesi üzerine yapılan açıklama ve tartışmalara Jean-Poul Roux "Altay

Türklerinde Ölüm" adlı eserinde geniş yer vermiş olup, bu açıklamada kutu şu şekilde izah

eder;

1- Çadırın açıklığından düşen jelati-nimsi bir madde,

2- Zihin, ruh, hayati güç,

3- Şans,

4- Sürüleri koruyan bir muska ya da nazarlık anlamlarını taşımaktadır (Roux, 1999:36).











Sürün akması. Açık olmaya geçidin açılışı denilir. Bu geçitten dua girer. Duayı biz sür diye

de adlandırırız.



İnsanlar, tabiat, Tanrılar hepsi birbirlerine bağlayan geçide (iplere) sahiptirler, o geçit

boyunca sürün akışı gerçekleşir.



Sürün akışı ne kadar düzgün sağlanırsa, insanlar o kadar birlik beraber içinde olur.

İdarenin simgesi. Tanrı öğretisinin idaresi ağacın büyümesine benzer. Tanrı idaresi,

tabiatı takip etmelidir.

SAHA (YAKUT) TÜRKLERİNİN KUT-SÜR İNANCI





Prof. Dr. Fatih KİRİŞÇİOĞLU









Kimilerinin bir din kimilerinin ise bir inanç sistemi olarak gördüğü yaygın adıyla

Şamanizmin (Tengricilik,Kamizm, vb.) bugün de başta Kuzey halkları olmak üzere bir çok

toplumun hayatında önemli bir rol oynadığını söylemek mümkündür.Bu inanç sisteminin

Sahalardaki adı Kut-Sür İteğele (Kut-Sür İnancı) veya Tañara Üöreteğe (Tanrı İlmi-

Öğretisi) dir. Sahaların günlük hayatlarında Kut-Sür İnancının derin izlerini her zaman

görmek mümkündür. Fakat, bu inanç sistemi üzerinde Türkiye’de yeteri kadar çalışma

yapılmadığı için kavram ve rituelleri ile birlikte tam olarak bilinmemektedir. Bu

tebliğimizde hiç olmazsa ana hatlarıyla bu inanç sistemi üzerinde bilgi vermek

istiyorum.Öncelikle kavramlar ve karşılıkları üzerinde duralım.

Kut : Bütün canlı varlıkların canı.İnsanın canı 3 unsurdan ibarettir.Buor kut (toprak-

can) ; Salgın kut (hareket eden, esen hava-can) ; İye kut (ana can). Bazı sahaların rivayetine

göre

kut,

Ürüñ

Ayıı

Toyon

tarafından

verilmektedir.Bunu

Ayııhıt

İlahesi

getirmektedir.Hikâye ve masallarda Ağa kut (baba-can) ve Sür kut (hayat-can) ibarelerine de

tesadüf edilmektedir.

Soroxtoro (oyun con) salgın kuta salıybıtın,

İye kuta telesiybitin,

Bıtarıyar buor kuta burallıbıtın

Bulan ağalannar (caxtar) sürüger

Kutuyar xolbuu iñerdiler (Vas.).

“Bazı şamanlar onun (kadının) dönmemek üzere gitmiş olan hava-canını, uzaklaşmış

olan ana-canını, dağılmış olan toz olup dökülen toprak canını bulup getirerek bütün bir cisim

hâline koydular ve onun ( kadının) sür-kutuna (yani, yaşama kabiliyetini haiz bedenine,

uzviyetine) aşıladılar.”

Ağa kuta aymanan,

İye kuta iedeyen,

Sür kuta süüdüybüt.

“(Onun) Baba-canı bozulduğundan,Ana-canı şaşaladığından Onun yaşama ve hayat

kudreti zayıfladı” (YDS,570-571).

Kuta toxtubut : öldü (canı döküldü).

Kutun-sürün xamnattım (ürgüttüm) : onun mevcudiyetini sarstım (korkuttum)

(YDS, 572).

Sür II (krş. Türk. can, insan ve hayvanda yaşamak kudreti): Enerji, irade ve

genellikle insandaki ruhî hadiseler timsali, herhangi bir şeyin en yüksek derecesi, insanların,

hayvanların hatta balıkların bile ruhî hayatı (krş. I kut); sür, Uluutuyar Ulu Toyon

tarafından verilmiştir ki öldükten sonra da onun yanına gider. “sür” abaahı tarafından

yenilemez. Sür-kut: hayat-ruh. Yaşamak kudreti, kuttaax sür: can ve hayat. süre suox:

cansız. Aňardas saňarargıttan arıı (yahut as) süre kötön xaalar: Yalnız senin

konuşmalarından yağın ruhu (veya genellikle yemeğin ruhu) uçuyor (uçup gidiyor). Yani yağ

(yemek) lezzetini ve besleyici kuvvetini kaybediyor. Tıl süre yahut tıl ös süre (tıl iççite

kelimesi ile birlikte bir derecede kullanılıyor) havadisin canı (ruhu) (rüyada görüp işitilen ve

hakikatte ise bir havadis almaya işaret olan rüya hakkında söylenmiş); sür kut: yaşamak,



KAYNAKÇA: http://turkoloji.cu.edu.tr/CAGDAS%20TURK%20LEHCELERI/fatih_kiriscioglu_saha_turkleri_kut_sur_inanci.pdf













Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 461
Toplam Tekil 1640816
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu