PROF. DR. SALİH ŞİMŞEK İLE SÖYLEŞİ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









PROF. DR. SALİH ŞİMŞEK İLE SÖYLEŞİ
Tarih: 13.06.2013 > Kaç kez okundu? 1626

Paylaş


Gazetemizin köşe yazarı, Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı, modern seyyah Prof. Dr. SALİH ŞİMŞEK, bu haftaki Pazar Filesi'nin konuğu oldu…



İktisat Bölümü son sınıf öğrencilerinden S. GÜNAYDIN son derece ilginç bir söyleşide bulunmuş Prof. Dr. Salih Şimşek ile…



Gerek bizim, gerekse okuyucularımızın ve talebelerinin dahi bilmediği önemli özellikleri dile getirilmiş…



Önce bu renkli söyleşiyi okuyalım, sonra söyleyelim son sözü…



S.Günaydın: İktisatçı kimliğiniz hakkında konuşarak başlayalım. İktisadı nasıl seçtiniz ve devamında yüksek lisans ve doktora çalışmalarınızı nerede ve kimlerle yaptınız?

Salih Şimşek: Bu konuda bir iradem olmadı. İktisadı gayr-ı ihtiyari seçtim. Sümerbank'ta müfettiş iken Adapazarı'nı 'görmek' niyetiyle asistanlık imtihanına girdim ve nasip böyleymiş burada kaldım. Tam 36 yıldır buradayım. Doktoramı İstanbul'da yaptım. Doktora hocam ve danışmanım, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Baysal'dı. Birkaç yıl önce rahmetli oldu (kendisini rahmet ve minnetle anıyorum). Onun yönetiminde doktora tezimi hazırladım. Hep Sakarya'da olmak üzere, Sakarya Devlet mimarlık ve Mühendislik Akademisi (SDMMA), İ.T.Ü. Sakarya Mühendislik Fakültesi ve Sakarya Üniversitesi'nde asistan, doktoralı asistan, doktoralı öğretim görevlisi, Yardımcı Doçent Dr, Doçent Dr. ve derken Prof. Dr. olarak, 1978 yılı başından beri, hep Sakarya'da çalıştım ve halen de çalışıyorum. Yani, denebilir ki, Sakarya Üniversitesi'nin en eski hocalarından biriyim… Esas itibariyle alanım 'uluslararası iktisat ve İktisadi Gelişme'… Doktora tezi konum da "Lisans Anlaşmalarıyla Teknoloji Transferi"dir.







S.Günaydın: İktisatçı olarak nasıl bir çizginiz oldu? Hangi konularda çalışıp neler ürettiniz?

Salih Şimşek: 'İktisatçı' kimliğimin yanında benim esas kimliğim, 'seyyahlık'tır. Günümüze kadar dünya ülkelerinin neredeyse %20'sini, Türkiye'nin de neredeyse %95'ini gezdim. Akademik çalışmalarımı 'gerektiği' zamanda ve 'gerektiği kadar' yaptım. Onun yanında, sürekli olarak seyahat halinde oldum. Şu anda beş altı tane baskıya hazır vaziyette seyahatname kitabım var. Bir arkadaşımla birlikte yazdığımız İktisat Bilimine Giriş, diğer akademisyen arkadaşlarımla birlikte yazdığımız Makro Ekonomik Analizin Temelleri isimli iki ders kitabımız var. TOBB tarafından basılmış '"Lisans Anlaşmalarıyla Teknoloji Transferi ve Türkiye Uygulaması" isimli kitabım 1988'de yayınlandı. 2008 yılında yayınlanan '30 Şubatta Doğdum Yerimde Duramıyorum' isimli bir seyahatnamem var. 'Endülüs Hüzün Medeniyeti' ve 'Benim Gönlüm Hep yollarda' isimli iki kitabım da halen basım aşamasında matbaada… Şu anda, Üniversitemde değişik bölümlerde, İktisada Giriş (Genel Ekonomi) derslerini veriyorum, ama akademisyen olduğumdan bu yana belki otuz çeşit ayrı ve farklı derslere girdim. Son yıllarda sadece iktisada Giriş dersini yürütüyorum. Öte yandan tam sekiz yıldır, yerel gazetelerde ve internet sitelerinde, her hafta bir köşe yazısı yazıyorum. Bu hafta 320. haftanın yazısı yayınlandı. Ülke dışında ve ülkemin değişik şehirlerinde onlarca konferans verdim. Bu faaliyetlerim, Dekanlık gibi idari ve akademik görevlerimin yanında, hâlen devam ediyor. Öte yandan çeşitli konferanslarda bildiriler sundum, ulusal ve uluslararası kongrelerde oturum başkanlıkları ve bilim heyetlerinde yer aldım. Türkiye'deki çeşitli üniversite dergilerinde - sayısını hatırlamıyorum- belki 15 adet bilimsel hakemlik görevlerim var. Bunlar halen devam ediyor ve her zaman zaman yenileri ekleniyor. Akademik hayata başladığım andan itibaren, ilk dört yılı saymazsam, 32 yıl boyunca Ana Bilim Dalı Başkanlıkları, Bölüm Başkanlıkları, MYO Yönetim ve Yüksekokul Kurulu üyelikleri ile Program Başkanlıkları, Fakülte Yönetim ve Fakülte Kurulu üyelikleri, Sosyal Bilimler Enstitüsü Ana Bilim Dalı Başkanlığı ve Kurul Üyeliği, Üniversite Yönetim Kurulu ve Senato üyeliği ve sayısını hatırlayamadığı kadar Komite, Komisyon ve Kurul üyelikleri yaptım. Bunlar demek oluyor ki 30 yılı aşkın bir süre kurumumda yönetim görevinde bulunuyorum. Tüm bunların yanında onlarca Yüksek Lisans ve Doktora tezi yöneticiliği yaptım ve bunları sonuçlandırdım.



S.Günaydın: İktisatçı yaşamınızda geriye dönüp baktığınızda ne gibi duygular içinde olursunuz?

Salih Şimşek: Ben 'iktisatçı' kimlikten ziyade, 'iyi bir hoca' olmayı amaçladım. Onu da başardığımı düşünüyorum. Yıllardır derslerine girdiğim öğrencilerin doldurdukları anket sonuçları bu görüşümü doğrulamaktadır. Akademik hayatımı, akademik olarak alınması gereken terfileri almaya yönelik olarak düzenledim. Herhangi bir şekilde, iktisat alanında büyük bir iddiam da olmadı. Şu anda geldiğim yer ve halden de mutluyum.



S.Günaydın: İktisatta beklediklerinizi buldunuz mu?

Salih Şimşek: İktisatta beklediğim bir şey olmadığı için, bulduğum her şey beni mutlu etti.



S.Günaydın: Kendinizi şu veya bu ekole, görüşe bağlı bir iktisatçı olarak tanımlar mısınız? Monetarist, Keynesyen, Neo-klasik gibi ekollerden hangisine daha yakınsınız?

Salih Şimşek: Öyle bir derdim yok. Dediğim gibi akademisyenliğim içerisinde ciddî bir ekol içerisinde olmayı aklıma bile getirmedim ve hâlâ da getirmiyorum. Ekollerin hiç birine yakınlığım da yok... Ben tabir caizse 'aykırı' bir akademisyenim. İktisadi ekollerin beğendiğim tarafları var, olmayan tarafları var. Ama kesin olarak Monetarist, Keynesyen veya Neo-klasik demek biraz zor…



S.Günaydın: Türkiye'de son zamanlarda fizik, matematik gibi temel bilimlere ilgi azalırken; iktisat, işletme gibi alanlara yönelik talep artışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Salih Şimşek: Bu bahsettiğiniz yönelmeleri ben 'genel kültür' veya 'genel eğitim' olarak algılıyorum. Çağımızda insanlar üniversite öğrenimini meslek öğrenimi olarak görmemeye başladılar ki, bende öyle görüyorum. Özellikle İktisadi ve İdari bilimler fakültesi ve benzeri tipteki fakültelerin mezunlarının çıktıklarında hazır işleri yok. Bunlar genel üniversite eğitimi alacaklar, kendi işlerini kuracaklar, kendi yollarını kendileri bulacaklar. Öbür taraftan da matematik, fizik ve buna benzer temel bilimlerdeki çalışma alanları da kısıtlı… Kısıtlı olunca da, ister istemez öğrenciler bu tarafa yöneliyorlar.



S.Günaydın: İktisada yönelik talep artışı varken, iktisat hocalarının kalitesi de aynı yönde artmakta mıdır?

Salih Şimşek: Bu konuda bir şey söylemek çok güç… Toplumsal hadiseleri ve toplumsal olayları 'iki kere iki eşittir dört' diyerek açıklamak çok güçtür. Kalite artışı olanlar da, olmayanlar da muhakkak ki vardır.



S.Günaydın: Türkiye'de iktisatçılar gelişmelere yeterince ağırlık koyabilmişler midir sizce?

Salih Şimşek: Türkiye'deki iktisatçılara temel iktisat açısından baktığımız zaman belli bir ağırlıkları olduğunu çok düşünmüyorum. Yeni teoriler de gelmiyor. Mevcut teoriler üzerinden gidiliyor. Ara sırada olsa da 'çıkış' yapan bilim adamları oluyor ama yeterli olduğunu düşünmüyorum.



S.Günaydın: İktisatçıların, toplum bilimciler olarak, Türkiye'deki iktisadi ve toplumsal gelişmelere yeterince yön vermekte midirler?

Salih Şimşek: Pek söylenemez. Esas karar vericilerin, şu veya bu faktör etkisiyle, iktidardaki 'siyasetçilerin elit tabakası' tarafından yön verildiğini düşünüyorum.



S.Günaydın: Bu maksatla gelişmelere yön veren kurum ve kuruluşlarda yeterince yer almakta mıdırlar?

Salih Şimşek: Onu da söylemek çok zor… Siyasetçilerin bilim adamlarının görüşlerine ihtiyaçları olmaz! Onlar her şeyin en iyisini (!) bilirler!



S.Günaydın: Türkiye'de önemsediğiniz kaç iktisatçı vardır? İsimlerini söyleyebilir misiniz?

Salih Şimşek: İsim söylemek uygun olmaz, ama belli başlı, sesleri de çıkmayan, sadece yazılarıyla kalan popüler görünmeyen insanlar elbette ki var... Her toplumda da vardır böyleleri... Bazıları bilinmezler bile… Yazar, çizer kendi çevresinde kalır. Zaten onlara çok da dikkat edilmez…



S.Günaydın: Türkiye'de akademisyenlerin, özellikle iktisatçıların sorunları nelerdir?

Salih Şimşek: Akademisyenlerin sorunlarını iktisatçıların sorunlarından ayırt etmek mümkün değildir. Akademisyenlerin tamamı iktisatçıların da içerisinde olduğu gruptur. Dolayısıyla temel problem hep aynı problemlerdir.



S.Günaydın: Tekrar lise yıllarına dönecek olsanız, yine iktisatçı olmayı ister miydiniz?

Salih Şimşek: Herhalde öyle 'olabilirdi' diye düşünüyorum. Gerçi ben biraz önce ifade ettiğim gibi, iktisatçı olmayı şuurlu olarak seçmedim, ama bugünden geriye bakarsak, 'isterdim' diye düşünüyorum.



S.Günaydın: İyi bir iktisat eğitimi önündeki engeller nelerdir?

Salih Şimşek: Fakültelerimizde çok sayıdaki öğrencinin varlığı en büyük engeldir. Bilim adamları olan akademisyenler, öğrencilerini yakından tanıyamıyorlar. Onların özelliklerini bilemeden, sadece büyük bir kitle karşısında derslerini verip geçiyorlar. Dolayısıyla da en büyük engel çok sayıdaki öğrenciyle muhatap olmak…



S.Günaydın: Türkiye'deki iktisat eğitimi Neo-klasik iktisadın "tek doğru" şeklinde öğrenciler sunulmaktadır. Alternatif iktisada yer verildiğini düşünüyor musunuz?

Salih Şimşek: Alternatif iktisada yer veren hocalar da var, vermeyen hocalar da var. Çünkü her ne kadar belli bir müfredat olsa da, 'hoca bildiğini okur' kuralı geçerliliğini korur. Üniversitede hocaların derslerini anlatırken tığı belli bir kalıp yoktur. Her hoca aynı dersi, farklı kalıplar içinde anlatabilmektedir; kendi eğilimine göre, kendi yapısına göre… Ders aynı olmasına rağmen farklı anlatım tarzları olabiliyor. Dolayısıyla burada kesin bir şey söylemek güçtür.



S.Günaydın: Türkiye'deki üniversiteler Marksist, Keynesyen veya liberal okullar şeklinde değil de, üniversite sınavında öğrencilerin yapmış oldukları talebe göre sıralanmaktadır (iyilik-orta ve zayıf açısından). Bu konuda neler yapılmalıdır?

Salih Şimşek: Bu Türkiye'in temel problemidir. Yani bunun içinde; 'şunu yaparsak' şöyle olur, 'bunu yaparsak' böyle olur demek zor. Bunun için de çok fazla fikirler vardır. Yazılıp, çiziliyor; ne kadar ilgi görüyor, görmüyor söylemek de mümkün değildir.



S.Günaydın: Türkiye'de temel iktisadi sorun nedir sizce?

Salih Şimşek: Türkiye'de 'temel iktisadi sorun' israftır bir, İsraf hayatın her alanını kapsamaktadır. Sadece İstanbul'da günde 2 milyon ekmeğin çöpe atıldığı düşünülürse, işin vahameti daha iyi anlaşılır. Bir de, son on yıl hariç, her dönem yeni gelen iktidarlar kendilerine göre yeniden ekonomik modeller uygulama ve ekonomiye yeni bir şekil verme operasyonlarıdır. Her gelen iktidar, eski iktidarın 'iyi yaptıklarını' bile iyi kabul etmemektedir. Yapılanlar bozulup, tekrar tekrar yapılmaktadır. Dolayısıyla kurumsallaşmış bir yapı oluşmamaktadır. Kurumsal bir kimlik olmayınca da her gelen yönetim, kendine göre yeni bir şekil vermekte ve bir kargaşalık yaşanmaktadır. Bence temel sorun budur.



S.Günaydın: Enflasyon ve iktisadi büyümeyi temel sorunlar olarak biliyoruz. Ayrıca istihdam ve işsizlik sorunu var. Sizce hangisi daha önemlidir? Bu sorununun üstesinden gelebilmek için yeterince çaba gösteriliyor mu?

Salih Şimşek: Yani, elbette gösteriliyor olabilir, ama bunları birbirinden ayırmak mümkün değil. Nasıl ki bir saatin içinde çok sayıda çark vardır ve biri döner diğerini etkiler bu da böyledir. Dolayısıyla bunları birbirinden ayırmak etle tırnağı ayırmak gibidir ve mümkün değildir. Birbirlerini her halükarda etkiler. Önceliği de yoktur. Çaba gösteriliyor ama ne kadar başarılı olduğu ayrı bir konu. Hangi idare gelirse gelsin, hangi yönetim gelirse gelsin, kendine göre gerçekten bir çaba sarf ediyor. Ama sonuç olumlu oluyor, olumsuz oluyor.



S.Günaydın: Türkiye'de son 10 yıldır uygulanan iktisat politikalarını nasıl buluyorsunuz?

Salih Şimşek: Türkiye'deki son on yılda iktisat politikalarının genel trendini beğeniyorum. Türkiye'de çok şey değişti. Çağa uyum sağlandı. Çok hızlı gelişmeler oldu. Milli gelirde artışlar oldu, ama bir problem var, henüz çözülemedi: Gelir dağılımının iyileştirilmesi problemi. Milli gelirdeki kötü dağılım, hâlâ ciddî problem... Fakir ve zengin arasındaki ciddî boyuttaki açıklık, hâlâ devam ediyor. Zenginlerden, fakirlere fon akışı henüz yok. Zaten tüm toplumların da genel problemine baktığımız zaman, gelir dağılımı problemi vardır. Bir ülkenin milli gelir artabilir. Mesela belli bir dönemde 100 tane ekmek üretilirken bir sonraki yıl 120 adet üretilmişse, %20'lik bu büyüme, milli gelirde ciddî bir artıştır. Ama meydana gelen %20'lik artış, toplumdaki nüfusun %5'inin elinde kalıyorsa, bu ciddî bir gelir dağılımı problemidir. Demek istiyorum ki, ülkede üretilen ekmeğin ne kadar olduğunun yanında nasıl dağıtıldığı daha önemli. Bu problem, geçmişte de vardı, günümüzde de var... Ancak şunu söylemek lazım; 10 yılın öncesine göre gelir dağılımında kısmi düzelmeler olmasına rağmen, bu kısmi düzelmeler yeterli değildir. Dünya genelinde de aynı sorun var. Gelişmiş ekonomilerde de aynı sorun var. Amerika'ya bakın milyonlarca insan evsiz. Orada belki en fakir dilim bizden daha fakirdir. Amerika dünyanın devi kabul ediliyor. Ama bu devlik nerede? Devlik, bilimsel araştırmalara önem verilmesinde, akademisyenlerini çok iyi desteklenmesinde ve Araştırma-geliştirme sonuçlarının sanayiye uygulanmasında… Tüm bunlara rağmen ABD'de ciddî bir gelir dağlımı problemi vardır.



S.Günaydın: Büyüme konusuna gelelim. İktisatta ileri sürülen bir görüşle başlayalım isterseniz. Her ekonominin üzerine kolay çıkamayacağı belli bir büyüme potansiyeli var mıdır? Yoksa ekonomiler, özellikle bazı dürtülerle, daha hızlı veya daha yavaş büyüyebilir mi?

Salih Şimşek: Ekonomilerin büyümeleri kaynaklarını (beşeri sermaye olan insanlarını, topraklarını, yeraltı ve yer üstü kaynaklarını) tam kullanıp kullanmamalarına bağlıdır. Mesela bir Almanya ekonomisini düşünürseniz, onlar üretim kaynaklarını faktörlerini yeteri kadar kullanıyorlar. Bunlardaki üretim artışı olan büyüme öyle çok kolay olamaz. Çünkü kaynaklarını zaten kullanıyorlar. Yani yüz kişinin çalıştığı bir yerde üretebileceğiniz miktar bellidir. Onu arttıramazsınız. O kadar kalır, o belli dönemde. Ama bizim gibi ülkelerde işsizliğin olduğu ülkelerde üretim faktörlerini üretime kattığınız anda büyümeler her zaman olur. Almanya % 1 büyürken biz % 10 büyüyebiliriz. Çünkü işlenmemiş kaynaklarımız var, işsizlerimiz vardır. Bunları üretime kattığımız anda büyüme artışı gerçekleşir. Yani işsizlik büyüme için önemli kaynaklardan bir tanesidir.



S.Günaydın: Türkiye'de bu konuda neler doğru, neler yanlış yapılmıştır?

Salih Şimşek: Bu da kesin cevabı olan bir soru değil. Her hükümet büyümeyi arttıralım, milli gelir artsın gayretinde oluyor ama uygulanan politikaların bir kısmı birbiriyle çelişiyor, bir kısmı doğru gidiyor, bir kısmı tekrar değiştiriliyor… İstikrarı yok. Dolayısıyla sonuç almak da mümkün değil.



S.Günaydın: Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Merkez Bankası bağımsız mıdır, yoksa hükümetin kontrolünde midir?

Salih Şimşek: Merkez Bankaları Türkiye ve dünyada önemli bankalardandır. Ülkenin ekonomik yapısına tepeden bakarlar. Hükümetlere danışmanlık yaparlar. Ama hiçbir zamanda bağımsız olduğunu tam olarak söylemek mümkün değildir. Kısmî bir bağımsızlık söz konusu olabilir. Yani bağımsızlığı % 100 kabul edecek olursak % 50- 70 bağımsız olabilirler ama neticede hükümetle yakın çalışmak durumunda olan, başkanını hükümetin ya da hükümete bağlı bir kurumun atadığı bir yerde, bağımsızlık ne kadar olabilirse o kadar olur.



S.Günaydın: Bir ekonominin mutlaka yüzde şu kadar büyüyeceği kesin bir doğal sınır olmadığını düşünürsek, Türkiye'nin tam istihdama ulaşması için ne yapması gerekir?

Salih Şimşek: Sorunun maalesef kesin bir cevabı yok. İki kere iki eşittir dört gibi… B konuda da kesin bir şey söyleyemeyiz. Bir defa kaynaklarımızın neler olduğuna, bakılması lazım. Büyük bir işsiz kitlemiz var. Bunun emilmesi demek, bunların tamamına iş bulmak ve iş vermek, tam istihdama ulaşılması demek. Bu işsizliğin emilebilmesi için yatırımların artması gerekiyor. Yatırımlar artınca işçi (emek) talebi de diğer faktörlerin talebi de artacaktır. Tam istihdama doğru gidilecektir ama ülkelerin temel problemlerinden biri de tam istihdama gidememe problemidir.



S.Günaydın: Türkiye'de son 10 yılda refah seviyesinde ciddî artışların olduğu muhakkaktır, ancak gelir dağılımının ise son derece kötüleştiği yönünde eleştiriler vardır. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Salih Şimşek: Evet. Onu az öncede söyledim. Gelir artıyor dedim, siz de tespit etmişsiniz zaten. On yıldır genel anlamda refah seviyesinde ciddî artışlar var. Ama gelir dağılımı problemi çözülememiştir. Problem devam ediyor.



S.Günaydın: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) girme ihtimali var mı? Olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Salih Şimşek: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) girme ihtimali zayıf… Aslında yarım asırdır kat edilen yola bakıldığında Avrupa'nın Türkiye'yi bünyesine alma niyeti aslında yok, denebilir. Türkiye'nin ilk müracaatın yapıldığı tarihte birliğe girme niyeti vardı. Süreç sonunda şu anda geldiğimiz noktada, 'niyet'in olduğunu, da çok ciddi düşünmüyorum. Türkiye'nin genel konjonktürü içerisinde son on yıldaki hükümette, daha önce geçirilen tecrübelerden yola çıkarak Avrupa Birliği'ne girmenin Türkiye'nin kaderi açısından önemli bir aşama olduğunu düşündüklerini düşünüyorum. Ama Avrupa Birliği'nin gerçek niyeti Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne alacağı şeklinde değil, ama bugün dünyanın 16. büyük ekonomisine sahip olan Türkiye'yi 'küstürmek' de istemiyorlar, diye düşünüyorum.



S.Günaydın: AB'ye girme durumunda Türkiye neler kazanır, neler kaybeder?

Salih Şimşek: Bu çok uzun araştırmaların konusu olmuştur. Konuyla ilgili o kadar çok yayın yapılmıştır ki haddi ve hesabını bilmek mümkün değildir. Mesela bu konuda denebilir ki, Avrupa birliği içerisinde işsizlik yok işçi talebi varsa, Türkiye'deki işsizleri alır götürür çalıştırır, iyi olur. Ama şimdi oradaki işsizler buraya geliyorlar. Dolayısıyla işsizliğe ne kadar katkısı olabilir? Elbette ki -eğer olacaksa- serbest dolaşımın getirdiği bir rahatlık olacaktır. Eğer tam anlamıyla gerçekleşirse; işçilerin Avrupa'da rahat dolanımı, sermayenin dolanımı çok rahat olacak, belki o yönüyle çok insan için iyi olabileceğini düşünüyorum. Ama bizim şu an geldiğimiz yerden çok yükseklere de fırlayacağımızı düşünmüyorum.



S.Günaydın: Kürt sorununun çözümü ve terör olaylarının bitmesinin ülkemiz üzerinde ne gibi etkileri olur?

Salih Şimşek: Bir yerde karışıklık varsa, orada bir problem vardır. Bir problem varsa, iktisadi problem de oluşur. Eğer Türkiye'nin Kürt sorunu ve ya başka bir sorunu olmazsa, artık ülke kendi ekonomik ve siyasi problemleriyle uğraşır. Ekonomiyi canlandırmanın yollarını arar. Kaynaklarını oraya verir. Şimdi düşünün, kırk yıla yakındır Güneydoğu Anadolu'da 'Kürt Sorunu' çözümü için silahlı mücadele veriliyor, politikalar üretiliyor vs… Ne kadar kaynak harcandığını bilen yok. Yani terörle mücadeleye verilen kaynaklar ekonominin diğer alanlarında kullanılsa, herhalde çok daha iyi durumda olurduk.



S.Günaydın: Terör sorunu çözüldükten sonra, Türkiye'nin önünde ivedilikle çözülmesi gereken meseleler nelerdir?

Salih Şimşek: Bunu da şöyle veya böyle demek, zor… Ülkemizde büyük bir işsiz kitlemiz var. Uluslararası ilişkilerdeki problemlerimiz var. Terör biter, Suriye ile bir problem başlar. O biter, bir süredir uykuda olan Yunanistan problemi çıkar. Batı ülkeleri, dünyaya yön tasarlayan güçler, Türkiye'yi rahat bırakmak istemezler. Bir zamanlar İran ile çok karşı karşıyaydık. Sonra o geçti Yunanistan ile karşı karşıya getirdiler. O şimdi uykuda… Bu defa Suriye gündemde… Demek istiyorum ki, yabancı ülkeler, bizim hiçbir zaman 'dik' durmamızı arzu etmezler. Terör sorunu çözüldükten sonra da uluslararası arena Türkiye'ye başka ciddi problemler de getirebilir.



S.Günaydın: Teşekkür ederim Hocam.

Salih Şimşek: Ben teşekkür ederim. Bana nostaljik bir tur yaptırdınız.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 534
Toplam Tekil 1636828
IP 54.211.191.72






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.788 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu