KUŞKU DUYUYORUM - Yrd. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









KUŞKU DUYUYORUM - Yrd. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 26.04.2013 > Kaç kez okundu? 1946

Paylaş


Türklerle İranlılar çok uzun yıllardan beri bu coğrafyada komşu olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu iki kadim halkın birbirleriyle olan münasebetleri eski İran İmparatorluğu ile doğu komşusu Turanlılarla başlar. Bu bilgiyi de eski mitolojik destanlar ve özellikle Fars Edebiyatı’nın en önemli destanı sayılan Hakim Ebulgasım Firdevsi’nin ünlü Şehnamesinden öğreniyoruz. İslamiyet sonrasında Türklerin Müslümanlaşmasıyla birlikte İran coğrafyasına yüz yıllarca Türk asıllı Gazneliler, Harzemşahlar ve Selçuklulular hakim olmuştur, ayrıca İran, Türk asıllı hükümdarlar veya hanedanlıklarca yönetilmiştir.

Daha sonraları Osmanlılar ile İran’da iktidarda bulunan çoğu Türk asıllı Safeviler, Zendler, Avşarlar ve Kacar hanedanları arasında süre gelen kanlı savaşları, barış dönemlerini ve inişli çıkışlı münasebetleri biliyoruz. Daha önceleri Akkoyunlu ve Karakoyunlu Devletlerinin Osmanlılarla sürtüşmelerini ve bilhassa Uzun Hasan döneminde de iki ülkenin sınır vilayetleri sürekli bir anlaşmazlık sahası gibi görülmektedir. Kurtuluş Savaşı sonrası ülkemizde Cumhuriyet rejimi kurulurken, İran’da iktidarda Pehlevi Hanedanı’ndan Şah Rıza iktidarı ele geçiriyor. Rıza Şah Pehlevi ile Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk arasında dostluğa dayanan kişisel münasebetler kuruluyor. Kimi zaman rekabete dayanan karşılıklı ilişkiler, Sadabat Paktı’nın oluşturulmasıyla birlikte normal sayılabilecek bir dönemin başlangıcına şahit oluyoruz.

Her ne kadar iki devlet arasında 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan bu yana savaş diye nitelendirilecek önemli bir askeri çatışma yaşanmamışsa da dönem dönem siyasal krizler, lokal çatışmalar, bölgesel ve ulusal sorunlar, ideolojik, etnik ve mezhepsel anlaşmazlıklar kapsamlı bir savaşa dönüşmeden engellenmiştir. Kuşkusuz her iki devletin ulusal çıkarlarını korumak istemesi; var olan ekonomik, askeri, sosyal, kültürel münasebetlerin geliştirilmesi, ideolojik ve psikolojik üstünlük kurma faaliyetleri; Orta Doğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar ve Orta Asya bölgelerinde nüfuz sahalarını genişletme gayretleri sürekli olarak sürmüştür ve sürmektedir.

Dünyanın hemen hemen pek çok yerinde, komşu ülkeleri arasında sınır anlaşmazlığı, komşu ülke toprakları üzerinde hak iddiası, çıkar çatışması, hakimiyet alanı tartışması gibi pek çok husumet, çatışma ve hatta sıcak savaşlarla sonuçlanan ihtilaflar mevcuttur. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nın nedenlerinin başında Avrupa’daki sınır sorunları ve anlaşmazlıkları sayabiliriz. Günümüzde sınır sorunları komşu ülkeler arasında önemli siyasal sorun ve krizlere neden olan bölgeler mevcuttur. Bu devletlerden bahsedecek olursak Çin ve Japonya arasında başta tartışmalı adalar konusu olmak üzere çeşitli sınır anlaşmazlıkları vardır. Ayrıca Rusya ile Japonya, Hindistan’la Pakistan, Hindistan’la Çin, Afganistan’la Pakistan, Ermenistan’la Azerbaycan, Balkanlarda başta eski Yugoslavya’dan ayrılan devletler olmak üzere pek çok ülkenin birbirleriyle anlaşmazlığı mevcuttur. Amerika’yla Meksika, Güney ve Orta Amerika devletlerinin birbirleriyle olan sınır sorunları ve son olarak Afrika’da ki pek çok komşu ülke arasında süre gelen anlaşmazlıkları örnek verebiliriz.

İran’la Türkiye arasında ki sınır 454 kilometredir.İlk bakışta çok uzun görünmese de İran’ın Türkiye’yle olan sınır kapıları, bu ülkenin karayoluyla batıya açılan en hayati irtibat noktalarıdır. Aynı zamanda İran ekonomisinde çok önem arz eden ham petrol ve doğal gazını batı pazarlarına ulaştırmada Türkiye en ekonomik alternatiflerin başında gelmektedir.Bunun yanı sıra İran’ın kara yolu ile olan ithalatının büyük kısmı Karadeniz ve Trabzon Limanı yoluyla gerçekleştirilmektedir. Ülkemizin ise Orta Asya’ya, Hint Yarımadası’na ve Çin gibi uzak doğu ülkelerine karayolu ve demiryoluyla ulaşımı İran üzerinden sağlanmaktadır. İki ülke arasında tarihsel, dinsel, kültürel ve sosyal alanlarda çok sıcak ve gelişmiş ilişkiler mevcuttur. Halen 15 milyar dolarlık ekonomik ilişki hacminin önümüzdeki yıllarda 30 milyar dolara ulaşması planlanmaktadır. İki ülke İslam konferansı, EKO vb. bölgesel, ekonomik ve siyasi iş birliği teşkilatlarında üyelikleri mevcut olup, karşılıklı güven ve birbirlerinin iç işlerine müdahale etmeme prensiplerinden hareket ederek, münasebetleri geliştirme ve pekiştirme siyasetini gütmektedirler.

1979 da İran’da meydana gelen İslam Devrimi’nden sonra iki ülke ilişkileri soğumaya yüz tutmuşsa da, özellikle 1997 yılında dönemin Başbakan’ı Necmettin Erbakan öncülüğünde oluşturulan G8 grubunun kurulması ve 2001 yılından itibaren Ak Parti hükümeti döneminde ekonomik ve siyasi ilişkiler görülmemiş bir boyutta gelişmiştir. Her iki ülke, ilişkilerini daha da ileri götürmeye gayret ve çabaları başarıyla sonuçlanmış, uzun bir zamandan sonra ilişkilerde bahar havası hakim olmuştur.

Arap Baharı diye adlandırılan Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu saran toplumsal hareketlilik sürecinde Suriye’de meydana gelen gelişmelere yönelik iki ülkenin farklı bakış açılarıyla değerlendirmeleri sonucu iki ülke arasındaki ilişkilerinin gidişatı yavaşlamış ve soğumaya başlamıştır.İran Devleti’nin Suriye’de Beşer Esat’a verdiği desteğe karşı Türkiye muhalif grupları desteklemesi sonucunda Suriye krizine yönelik iki ülkenin birbirlerine tam zıt yaklaşımı, gelişmekte olan ilişkileri son derece olumsuz etkilemiştir. Bunun yanı sıra Türkiye, Irak merkezi hükümeti başbakanı Nuri El Maliki hükümeti ile ilişkilerinde sorun yaşarken, Fars Körfezindeki Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle münasebetlerini geliştirmektedir. İran ise Maliki hükümetiyle ilişkilerini pekiştirirken başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelerle önemli sorunlar yaşamaktadır.

Esasen ülkemizin İran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili ABD başkanlığındaki batı bloğuna ters düşecek politikalar izlemesi hatta nükleer takas anlaşmasını desteklemesi İran’a büyük avantaj sağlamıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İran’a karşı öngörülen sert yaptırımlara hayır oyu kullanması batı tarafından yalnızlaştırılmaya ve tecrit edilmeye çalışılan İran’a büyük destek sağlamıştır. O dönem İran kamuoyu da bu açık desteği memnuniyetle karşılamıştır. Ama ne yazık ki son dönemlerde ilişkilerin soğumaya yüz tutmasıyla birlikte başta medyanın olumsuz davranışları olmak üzere Türk İran ilişkilerini zedeleyecek durumlarla karşı karşıya kalmaktayız.

Yazımın başlığını “Kuşku Duyuyorum” olarak belirlememin nedeni ise; son zamanlarda ülkemizde sağ ve muhafazakâr basında İran’a yönelik bir karalama kampanyasıyla karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz.Pek çok köşe yazarı tam da batı ve İsrail jargonunu kullanarak İran’a saldırmakta ve eleştiri sınırlarını aşacak tarzda , suçlamalara varan haber veya yorumlar yayınlamaktadırlar. Ayrıca çok izlenen ulusal televizyon kanalları da açık ve aleni şekilde İran’ı küçük düşürecek olan egemenlik ve hâkimiyet sembolü bayrağından tutun inanç ve değer yargılarına hakarete varan programlar yayınlamaktadırlar. Daha iki gün önce muhafazakâr bir kanalda tarihi mesnedi kuşku götürecek kurgusal bir yapımda çok hassas ve tehlikeli olan mezhep anlaşmazlıkları konusunu ele alan programı İran’a karşı tahrikkar ve provoke eden diziyi hayretle izlemiştim. Yazılı basın, görsel medya ve kitaplar aracılığıyla sürdürülen bu karalama kampanyası sürekli artarak devam etmektedir.

İran basın ve medyasını da yakından takip etmekteyim. Şimdilik orada ülkemize yönelik olumsuz yazı ve yorumların fazla bir ivme kazanmadığını, yalnız sürecin bu şekilde devam etmesi halinde şiddetleneceğinden endişe duyduğumu söylemeliyim. Esasen son iki yılda İranlı kimi üst düzey komutan veya ikinci dereceden yetkilinin bazen ülkemize karşı sorumsuzca verdikleri beyanatlar iki ülke ilişkilerini olumsuz yönde etkilemiştir.

İran’da yaşayan milyonlarca Türk asılı İran vatandaşı tarih boyunca iki ülke arasında sorun olmaktan çok her zaman ilişkilerin ve münasebetlerin gelişmesinde en önemli faktörlerden birisi olmuştur. Dönem dönem İran’da marjinal ve ayrılıkçı grupların merkezi hükümete karşı başlattıkları hareketlere rastlamaktayız.Bu gibi kalkışmalar İran Devleti’nin sert tutumlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Ülkemiz ise bu tür girişimlere kayıtsız kalmış ve sağduyulu bir yöntem izleyerek İran’ın toprak bütünlüğüne halel getirecek ayrılıkçı guruplara destek sağlamaktan kaçınmıştır. Nitekim bunun en büyük ispatı 12 Aralık 1945 – 12 Aralık 1946 yılları arasında İran merkezi hükümetine karşı özerklik girişimi başlatan ‘Muhtar Azerbaycan Hükümetine’ karşı Türkiye olumsuz tavır takınmış ve İran’ın toprak bütünlüğünü savunmuştur. Türkiye daha sonra ki yıllarda da bu tip maceracı girişim hareketlerine karşı mesafesini korumuştur.

Son dönemlerde İran’a karşı yürütülen ABD, İngiltere, Suudi Arabistan ve İsrail destekli saldırı planları kapsamında İran’da yaşayan etnik ve dinsel azınlıkları merkezi hükümete karşı ayaklanmaya ve başkaldırmaya teşvik etme ve destekleme planları hız kazanmıştır. Bu kirli plan ve oyunlar İran’ın güneydoğu illerinden Siyistan ve Belocistan’da yaşayan Beluçlar üzerinde faaliyet gösteren Cundullah terör örgütü, güneybatı bölgesinde Xuzistan ilinde yaşayan İranlı Araplar, İran Kürtleri üzerinde faaliyet gösteren PEJAK, Terörist Halkın Mücahitleri Örgütü ve İran Türkleri üzerinde faaliyet sürdüren GAMOH gibi ayrılıkçı ve bölücü hareketlere önemli destekler sağlanmaktadır.

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin başkenti Bakü’de bazı batı ve İsrail destekli grupların İran toprak bütünlüğüne karşı düzenledikleri toplantı ve gerçekleştirdikleri eylemlerde kimi Azerbaycanlı yetkililerden de destek gördüğü tezi basına yansımıştır. Türkiye böyle hassas konularda sağduyusunu sürdürürken, ülkemizde de bazı sorumsuz gruplar özellikle sosyal medya üzerinden bu tip ayrılıkçı hareketlere ve gruplara destek vermektedir. Bu destekler kimi zaman Ankara ve İstanbul gibi büyük kentlerde toplantılarla tecelli etmektedir.

Son günlerde gelen birtakım haberler de bu konudaki tedirginliğimi artırmıştır. Birinci olarak bazı Türk bankalar tarafından İran vatandaşlarının mevduatlarına yönelik kısıtlama uygulaması başlatılmasıdır. Gelen haberlere göre söz konusu bankalar İranlı müşterilerine belirli bir süre içinde mevduat hesaplarını kapatmaları doğrultusunda uyarıcı bilgiler göndermişlerdir. Bildiğimiz gibi İran vatandaşlarının yabancı bankalardaki kişilere ait mevduat hesaplarının kapatılması Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ön gördüğü ekonomik yaptırımlar kapsamına girmemektedir. Avrupa ve Amerika’daki bankalar bu gibi yaptırım karalarını ABD yönetiminin keyfi baskısıyla almaktadırlar. Türkiye ise şimdiye kadar ABD yönetiminin böyle bir baskısına boyun eğmemişti. Bu yeni uygulama yukarıda da sözünü ettiğim kuşkularımı haklı çıkaracak niteliktedir.

Öte yandan ABD’nin son dönemlerde Körfez Ülkelerine olağan üstü teknolojik silah ve savaş malzemesi satması haberi gözden kaçmamalıdır. ABD dünyanın başka hiçbir devletine satmadığı dikey yükselebilen savaş uçakları ve benzer üstün teknoloji ürünü savaş teçhizatını İsrail Devleti’ne vermesi ve İsrail’i muhtemel bir İran’a saldırma konusunda haklı görme yönündeki siyasal görüşünün deklare edilmesi kamuoyuna yansımıştır. Bu gelişmeler ABD başkanlığındaki uluslararası emperyalizmin bölgemize yönelik karanlık ve kışkırtıcı planlarını ortaya koymaktadır.

Bu karışık ortamda Sunday Times gazetesinin İsrail’in ülkemizde İran’a yönelik casusluk faaliyetlerini geliştirip sürdürecek havaalanı talebi yönündeki haberin yayınlanması kuşkularımı haklı çıkartacak başka bir gelişme olarak kamuoyuna yansımıştır.Tamda bu sırada önce Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de İranlı ayrılıkçı grupların toplantılar yapması, ardından Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı El Mayar Muhammed Yarov’un İsrail’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmesi ve iki ülke arasında kamuoyuna yansımayan gizli anlaşmaların imzalanması İsrail ile Azerbaycan devleti arasında eskiden beri var olan sıkı ilişkilerin daha da pekişip derinleşmesinin bir göstergesidir.Kamuoyuna yansıyan kimi bilgilere göre İsrail hükümeti İran’a karşı muhtemel bir hava saldırısında Azerbaycan hava sahasını kullanmak niyetindedir.Bu pis kokulu gelişmeler yazımın başından beri kuşku duyduğum konular konusunda çok da haksız olmadığımın bir göstergesi gibidir.

Sonuç olarak; yukarıda değindiğim son zamanlardaki gelişmeler, haberler, televizyon programları gibi eylemlerden kuşku duymaktayım. Bu gibi maceracı, tahrik edici, yıkıcı eylemlerin arkasında her zaman karanlık güçlerin varlığını hissetmişimdir. Geçen yaz İran’ın başkenti Tahran’da İran Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen ilişkilerin normalleştirilmesi ve var olan sorunların çözülmesi doğrultusunda Türkiye’den de pek çok bilim adamı, gazeteci, sivil toplum liderleri ve yazarın katıldığı geniş kapsamlı toplantılar düzenlendi. Toplantıya katılan aydınlardan bazıları bu tehlikeye dikkat çekmiştir.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki İran halkı ve İran kamuoyu her zaman Türk halkına ve Türklere muazzam bir yakınlık ve sıcaklık hissetmekte ve büyük bir sempatiyle ülkemize bakmaktadırlar. İddia ediyorum dünyada hiçbir ülkede Türkiye’ye ve Türklere karşı İranlılar kadar sıcaklık, yakınlık ve sempati duyan başka bir halk yoktur. Orta Asya ve Kafkasya ülkeleri de bu iddiamın kapsamına dahildir. İster turist, ister bilim adamı, ister iş adamı herhangi bir meslekten olup herhangi bir sebepten dolayı İran’a gittiğiniz taktirde bütün İranlılar sizi unutamayacağınız bir sevgi ve misafirperverlikle karşılayacaklardır. İstanbul başta olmak üzere, İzmir ve Antalya gibi ketlerimize, sanatçılarımıza, dizilerimize ve ülkemizin diğer değerlerine karşı duydukları sevgiyi dile getireceklerdir.

Her İranlı alışverişe gittiğinde ilk tercih ettiği ürün mutlaka Türk markalı ürünlerdir. Her İranlı mutlaka bir gün İstanbul’a, Antalya’ya veya ülkemizin diğer turistik bölgelerine gelip görmek istemektedir. Günümüzde başta Tahran, Tebriz, Şiraz, İsfahan olmak üzere İran’ın bütün kentlerinde Türk ürünlerini satan büyük mağazalar ve şovrumlar mevcuttur. Ülkemizi Tahran’a bağlayan karayolu üzerinde bulunan Tebriz ile Sofiyan ilçesi arasındaki 30 kilometre boyanca onlarca Türk sermayeli fabrika ve işletmenin faaliyetini görünce mutlu oluyoruz. Anadolulun müteşebbis insanı rahatlıkla İran’ın her noktasında yatırım yapmakta ve iktisadi faaliyetlerini sürdürebilmektedir. Türklere ve Türkiye’ye karşı en ufak olumsuz bir ön yargı ve kuşku söz konusu değildir. Üstelik iki ülke arasında herhangi bir sınır anlaşmazlığı veya toprak iddiası söz konusu değildir.

Bugün ülkemizle Nahçıvan’ı birleştiren dar koridor daha cumhuriyetin ilk yıllarında karşılıksız olarak İran tarafından Türkiye’ye devredilmiştir. Bu kadar ortak değerlerin varlığı, aynı dinin mensupları, aynı kutsal kitaba inananlar, üstelik İran’da yaşayan milyonlarca Türk’ün varlığı iki ülke arasında ki dostluk ve kardeşliğin güvencesi olmalıdır. İyi niyetli olmayan, dostluktan, kardeşlikten, karşılıklı ilişkilerin gelişmesinden tedirginlik duyan, fitne fesat peşinde olan, ekonomik gelişmemizi, ülkemizdeki huzur ve istikrar ortamından rahatsızlık duyan kişi ve kurumların oyununa ve entrikalarına kanmamalıyız. Batının ve özellikle İsrail’in oyunlarına gelerek bu samimi ilişkilere zarar verecek girişimlere hem birey olarak hem de devlet olarak, karşı olup, dikkat etmeliyiz. Son olarak yukarda dile getirdiğim kuşkularımda yanıldığımdan mutlu olacağımı belirtirim.

Kara_agacli@yahoo.com

*Giresun Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

BİLGESAM Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 26
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 800
Toplam Tekil 1641155
IP 54.167.149.128






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.692 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu