OTORİTE BOŞLUĞU; ADALET VE HUKUK YOKLUĞU - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









OTORİTE BOŞLUĞU; ADALET VE HUKUK YOKLUĞU - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 11.09.2012 > Kaç kez okundu? 1849

Paylaş


Bir de şöyle düşünün: “Hiçbir cihat gerekçesi olmaksızın yasa, hukuk, din ve ahlâk dışı sürdürülen Suriye macerası “sömürgeci BOB çeteleri” için mühimmat lâzım. Fakat bunu meşru ve resmi yollardan sağlayıp göndermek imkânsız, Meclisten alınmış bir teskere yok. NATO veya BM kararlarına müstenit herhangi bir meşruiyet kararı da söz konusu değil!..”

Şu halde nasıl? “hakkaniyet-adalet ve hukuk dışı” fitne-fesat, tefrika ve gaflet sonucu sürüklendiğiniz karanlık operasyona lojistik destek sağlarsınız? Ordunuz var, izniniz, yetkiniz ve hakkınız yok. Muhalefet denen melânetler üç maymunları oynuyor. Ama millet uyanık, her daim şehit edilen evlâtlarının gerçekte alçakça-kalleşçe bir tertibe kurban gittiği, taammüden katledildiği kanaati vicdanlarda yayılıyor. Diğer taraftan Mehmetçiğin gözü kara, gönlü gani, öyle şerefli ve soylu ki; Peygamber Ocağı’ndan bir zerre emvalin zayiine imanı razı değil.

Bu şartlar altında, ihanet şebekeleri ile gizli iş tutan hain ne yaptırtmak ister?..

Muhtemelen şöyle yaptırılır: “Dikkat çekmesin diye mesai bitiminde, çok önce özenle seçilen 25 kınalı kuzu mühimmat deposuna sokulup, nakliye araçları kapıya dayanır ve dolum başlar. Yükleme tamamlanıp araçlar selâmetle yola çıkarıldıktan sonra; Özellikle “hukuk dışı sevkiyat deşifre olmasın, ne kadar cephane alındığı bilinmesin” ve “geride şahit bırakılmasın” kaygısı ile ani ve çok ustaca bir sabotajla iş temize havale edilir!…”

Tabii bu bir kaygı, kuşku ve şüphedir. Şüphe şaibeyi muciptir. Olay, yukarıda ifade edildiği gibi gerçekleşmiş de olabilir; Vakıaya anarşi, terör-tedhiş, etki ajanı, provokatör ve casuslarda karışabilir. Şüphenin dayanağı: Mesai dışı gayri resmi faaliyet ve esasen imkânsız olduğu halde; Her nasılsa bir şekilde vuku bulan kaza ve muhtemel şahitlerin şehadetidir!..

Şaibesi ise: Mezkür ‘patlatma’ olayı muhaberat, cıa ve mossad ajanlarının ülkemizin şah damarlarına kadar nüfuz etmiş olduğunun en net ifadesidir. Hani Beşşar Esad'ın babası Hafız Esad ile ‘eşkıya başı bebek katili’ yüzünden kapıştığımız günlerde de, Kırıkkale silah fabrikasını patlatmışlardı. Başka gizemli yüzlerce vukuat daha var. Irak, Yunanistan ve Suriye tarafından düşürülen uçaklar; Muavenat, Eşref Bitlis, ASELSAN Mühendisleri, BBP Başkanı Yazıcıoğlu ve Isparta da ‘bilim adamı dolu’ uçak avı. Bir türlü esrar perdesi aralanamayan ve aydınlatılamayan; Hükümetlere Rağmen” daha binlerce esrarengiz, şüpheli ve şaibeli olay!..

Bu nedenle: Bahse konu vaka mahallerinde görev yapan komutanlar, subaylar ile ast subaylar hakkında geriye dönük olarak; Soy-sop, secere-mezhep-dünya görüşü-cinsel tercih ve mason (lions-rotary) olup olmadıkları konularında derin araştırmaların yapılması şarttır.

Şu ana kadar yapılan resmi açıklamalar çok muğlâk; Maalesef güven telkin edici ve tatminkâr değil… Bunun asıl önemli nedeni de: Hâlâ sınırlara hâkim olunamaması, öncelikle Hatay, Suriye, Irak ve İran gümrük kapılarının; Otorite yokluğu, idare, adalet zaafı ve hukuki boşluklar yüzünden, devlet umuru ile bağdaşmaz bir keşmekeş içinde bulunmasıdır.

Kaldı ki, ülkede vaki bir hükümete rağmen; Mecliste hükmen yasak bir ırkçı, faşist ve terörist partinin barınabilmesi; Devlet içinde tonlarca patlayıcının dolaşımda olması; Her köşe bucakta bir azılı anarşist, terörist, cani ve potansiyel katilin kol gezmesi;. Hükümetin koruma, kontrol ve sorumluluk alanında yer alan dağlarda eşkıyanın yuvalanması;. Yol ve sokaklarda mütemmimleri ile kucaklaşması; Yol kesmesi, sözde kontrol yapması; Hükümetin gözünün içine baka baka uyuşturucu ticareti, kaçakçılık, insan ticareti yapabilmesi; AKP ve hükümet adına tam bir utanç, rezillik, otorite boşluğu, görev ihmali, suiistimal, kara-kirli bir zaaftır...

Şunu mutlaka kabul etmek lâzımdır ki; Balık baştan kokar; Baş bozuk olursa ayaklar istikametten şaşar; Beden ve ruh sağlığı, önce baş sağlığı/sağlıklı baş ile kabildir. İşin mecazı böyle, pekalâ aslı nedir? Aslı şu: TC’nin en üst yetkili, görevli ve sorumlusu: anayasa, yasalar ve mevzuata göre Cumhurbaşkanıdır. Buna şüphe yok! Anayasa’nın 101–107. maddelerinde yer alan amir hükümlerine göre, bu makamla iştigal eden kişi devletin en yetkilisi olduğu gibi; Hüküm-hikmet gereği (Hz. Ömer gibi) en baş sorumlusu olup mutlaka görevini yapmalıdır.

İKİYÜZLÜ MUHALEFET;

KALLEŞLİK VE KÜSTAHLIK

Mustafa Nevruz SINACI

02 Eylül 2012 Pazar günü Şırnak'ın Beytüşşebap ilçe merkezine yönelik terör saldırısı sonucu 10 asker şehit oldu, 11 asker, 3 polis yaralandı. İki gün sonra 5 Eylül 2012 Çarşamba günü saat: 21.15’de, Afyon Lojistik komutanlığına bağlı depo ve cephanelikte bilinmeyen bir nedenle vaki patlamada 25 asker şehit oldu, 4 asker hafif yaralandı (!).

Bunlar yeni vukuatlar, Ağustos ve evvelinde olanlar başka!..

Bu noktaya gelmeden önce: Irkçı partinin güdümlü Başkanı ‘Şemdinli-Çukurca arası 400 km2’lik alan örgüt denetiminde. Ordu ancak havadan destek veriyor. Artık ordu değil, örgüt operasyonlar yapıyor’ demişti. Bu aleni tahrik, meydan okuma, ihanet, anayasal suç, alçaklık ve küstahlığa rağmen hakkında halâ herhangi bir işlem yapılmaması garip!...

O ara başbakan; “O kadar büyük alanın 700 teröristle ele geçirilmesi mümkün değil” dedi. Buna rağmen terör örgütü karayollarında “denetim” yapmayı sürdürdü. Araçları sıraya sokup insanları kimlik kontrolünden geçirdi. Şantiye basıp yaktı, işçi kaçırdı. Elinde halâ bir kaymakam vekili, polisler, uzman çavuşlar ve astsubaylar var!.. Bir tabur 48 saat içinde 3 defa baskına uğradı ve ancak kendi yerleşim alanını korudur!.. Sadece kendi alanını koruyabilmek uğruna şehit verdi!.. Teröristler, ırkçı partinin küstah vekillerini devlet karayolunda karşılayıp sarmaş dolaş oldu. CHP’li vekil kaçırıldı. Araçlar çalındı. Aylarca memlekette tur atıldıktan sonra bir karakol önünde veya kalabalık bulvarlarda patlatıldı. Tam kadro hükümet seyirci!..

Baş yetkili ve esas sorumlu hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Recep, Türkiye’nin her m2’sine hakimiyetten söz ediyor!.. Hani hakimiyet hacmi kaç metrekare?.. Ülkenin her metrekaresinde anarşist, terörist, hırsız, yolsuz ve kanunsuz var?.. Eğer, hâkim ve hükümran bir hükümet varsa, terör karayolunda nasıl ‘denetim’ yapabilir? Orman yakar; devlet / kamu ihalelerine girer, yolsuzluk, hırsızlık ve kaçakçılık yapabilir?.. Yol tabelalarında Türkçe köy, kasaba adlarının iptal ve değişimini önlemekten aciz hükümet bakan’ları; Anarşiyi yüzlerce koruma ile çevrili tribünden seyrediyorlar. Vali ve kaymakamlar da tribünde oturuyor!.. Bir yandan bütün şiddetiyle devam eden terör, akıl almaz cinayetler; Sorumlu: Ülkeyi 10 yıldır yöneten AKP hükümeti ve kadroları. Neden medya GÜL’e “hükümetin noteri” diyor!..

Şehit cenazelerinde, bir yandan ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez, kahrolsun asala’ diye slogan atacak; Diğer yandan sigara, tütün, çay ve akaryakıt kaçakçılığına göz yumacaksın. Bu iş değil, böyle devlet, hükümet veya vatandaşlık olmaz… Zira kaçak çay, sigara ve akaryakıta ödenen paralar, şiddet olarak geri dönmekte. Terör bu parayla bomba yapıyor, mayın döşüyor, silah alıyor, güvenlik güçlerimizi şehit ediyor. Ayrıca, bir yandan yöneticilere kızarken, diğer yandan vatandaş olarak kendimizi de sorgulamalıyız…

Niçin? Bop’çu, Ab-Abd’ci, menfurlara uşaklık ediliyor? Neden halkın vicdanı, irfanı ve basını hür değil? Niçin Hükümet öz eleştiri ve denetime kapalı, muhalefete tahammülsüz!.. Etki Ajanı, anarşi, terör ve tedhiş unsurları, üsler ve ikili oyun domuzlarının ülkemizde işi ne? Saydam ve dürüst olmamak niye?. Ve siz; Neden? “onurlu ve sorumlu yurttaş” değilsiniz?...

Meşruiyet kisvesi altında devlet kurumu; Dâhili ve harici bedhahlar, dönme-devşirme, kripto, etki ajanı ve ihanet şebekelerinden müteşekkil rezil şahısların baskısına boyun eğer de, kanun yerine kifayetsiz muhterislerin kapris, tasallut ve tahakkümü kaim olursa; Türk milleti münferiden, milli medya, sivil toplum, adalet ve hukuk kurumları yoluyla yukarıda arz, ifade olunan ilke, devlet onuru, görev ve sorumluluk idraki ile hareket ederek “ne pahasına olursa olsun” yozlaşma, kirlenme ve başıbozukluğa mutlaka “DUR” demek zorundadır.

Toplumsal beka / basiret, umur-u devlet, kemali ciddiyet, bilim, tarih ve hukuk şuuru ile bilhassa “sürdürülebilir objektif siyaset” ile mütekabiliyetten yoksun, olumsuz gidişat bu sorumlulukla durdurulabilir. Kifayetsiz muhterisler frenlenebilir. Devlet kapısını rant, imkân ve avantaj kapısı olarak gören; İcabında terör ve tedhişle birlikte hareket edebilen güruh, bu şekilde ayıklanıp temizlenebilir… Hem de; Hemen şimdi!.. Daha sonra değil!..

ESAS SUÇLU KİM? ACABA!..

Mustafa Nevruz SINACI

Milli Devlet ağırlıklı; Öznesi insan, adalet ahlâkı, ulusal birlik ve evrensel hukuk olan; Fakat TC düşmanı ihanet şebekeleri tarafından ısrarla ilga ile acilen çöpe atılmak istenen meri 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanlığı Kurumunu düzenleyen 101-107. maddelerinin:

“1. Cumhurbaşkanı tarafsızdır. (I.A, Madde: 101) (TC, adalet ve hukuktan yanadır)

2. YEMİN: “C.başkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma;, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, TC’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine and içerim.” (I.C, Madde: 103)

3. Görev ve yetkileri: (I.D, Madde: 104)

Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla TC’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:

Yasama ile ilgili: Gerekli gördüğü takdirde, TBMM’de açılış konuşmasını yapmak; TBMM’ni gerektiğinde toplantıya çağırmak; Kanunları yayımlamak veya tekrar görüşülmek üzere TBMM’ne geri göndermek;, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları icabında halk oyuna sunmak; Kanunlar ve KHK’in, TBMM İç Tüzüğünün, tümü veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak; TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek…

Yürütme ile ilgili: Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek; Başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek; Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak; Yabancı devletlere Türk Devletinin temsilcilerini göndermek, TC’ne gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek;, Milletlerarası antlaşmaları onaylamak ve yayımlamak; TBMM adına TSK’nin Başkomutanlığını temsil etmek; TSK’nin kullanılmasına karar vermek; Genelkurmay Başkanını atamak; MGK’nu toplantıya çağırmak; MGK’na Başkanlık etmek; Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak; Kararnameleri imzalamak; Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak; DDK’nun üyeleri ve Başkanını atamak; DDK’na inceleme, araştırma ve denetleme yaptırtmak; YÖK üyelerini seçmek; Üniversite rektörlerini seçmek…

Yargı ile ilgili: Anayasa Mahkemesi üyelerini; Danıştay üyelerinin dörtte birini; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekilini; Askerî Yargıtay üyelerini; AYİM üyelerini; HSYK üyelerini seçmek. Ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.

Sorumluluk ve sorumsuzluk hali: (I.E, 105)

C.başkanının, anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakan imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemler dışındaki bütün kararları Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; Bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. C.başkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dâhil, yargı mercilerine başvurulamaz. C.başkanı, vatana ihanetten dolayı, TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az ¾’ünün vereceği kararla suçlandırılır…”

Açık, net ve amir hükümlere göre Abdullah GÜL; En yetkili ve tek sorumludur.

Hakkaniyet ilkeleri, adalet ahlâkı, hukuk karinesi ve “kamu vicdanı” adına;

Ya C.Başkanı bütün yetkilerini kullanmalı; Ya da TBMM gereğini yapmalıdır..

BAŞIBOZUKLUK VE KÜSTAHLIK!...

Mustafa Nevruz SINACI

Şunu mutlaka kabul etmek lâzımdır ki; Balık baştan kokar; Baş bozuk olursa ayaklar istikametten şaşar; Beden ve ruh sağlığı, önce baş sağlığı/sağlıklı baş ile kabildir. İşin mecazı böyle, pekalâ aslı nedir? Aslı şu: TC’nin en üst yetkili, görevli ve sorumlusu: anayasa, yasalar ve mevzuata göre Cumhurbaşkanıdır. Buna şüphe yok! Anayasa’nın 101–107. maddelerinde yer alan amir hükümlerine göre, bu makamla iştigal eden kişi devletin en yetkilisi olduğu gibi; Hüküm ve hikmet gereği (Hazreti Ömer gibi) en baş sorumlusudur da!...

GÖREV İHMALİ YA DA SORUMLULUKTAN KAÇIŞ!..

Bakınız: 02 Eylül 2012 Pazar günü Şırnak'ın Beytüşşebap ilçe merkezine teröristlerce vaki saldırıda 10 asker şehit oldu, 11 asker ve 3 polis yaralandı. Saat: 22.00’de 4 ayrı yerden Kaymakamlık, Tümen Komutanlığı, askeri lojmanlar ve polis karakollarına ağır silahlar ve roketatarla saldırdılar. İlçe karanlığa gömülürken çıkan çatışma saatlerce sürdü. Saldırıda 10 asker şehit oldu, 11 asker ile 9 polis de yaralandı. Bu son vukuat, Ağustos’ta olanlar başka!..

Bir emekli general, TV kanalında, mecazi anlamda ‘Hakkari elden gitti’ dedi!..

Akabinde ırkçı partinin güdümlü Başkanı ‘Şemdinli-Çukurca arası 400 km2’lik alan örgüt denetiminde. Ordu ancak havadan destek veriyor. Artık ordu değil, örgüt operasyonlar yapıyor’ diyor!.. Bu aleni tahrik, meydan okuma, ihanet, anayasal suç, alçaklık ve küstahlığa rağmen hakkında herhangi bir işlem dahi yapılamıyor.

Sonra öğrendik, CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin, bu iddiayı “başbakan” a sorunca: “O kadar büyük alanın 700 teröristle ele geçirilmesi mümkün değil” demiş!.. Ama buna rağmen terör örgütü karayollarında “denetleme” yapıyor! Araçları sıraya dizip insanları kimlik kontrolünden geçiriyor. Şantiye basıp yakıyor, işçileri kaçırıyor. Elinde halâ bir mülki amir (kaymakam vekili), polisler, uzman çavuşlar ve astsubaylar var!.. Bir tabur 48 saat içinde 3 defa baskına uğrar mı hiç? Eğer uğrarsa, devlet hakimiyeti, ancak o tabur yerleşim alanı ile sınırlı kalır!..Ve sadece o küçücük alanı koruyabilmek için şehit verir!..

Teröristler, ırkçı partinin küstah vekillerini devlet karayolunda karşılayıp sarmaş dolaş oluyorlar. CHP’li vekil kaçırılıyor. Araçlar çalınıp, aylarca memlekette tur atıldıktan sonra bir karakol önünde veya kalabalık bulvarlarda patlatılıyor!.. Tepeden tırnağa hükümet seyirci!.. Baş yetkili ve sorumlu ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Recep, Türkiye’nin her metre karesine hakimiyetten söz ediyor!.. Hani hakimiyet ve hacmi kaç metrekare?.. Çünkü ülkenin her metrekaresinde anarşist, terörist, hırsız, yolsuz ve kanunsuz var bu ne iş?.. Eğer, hâkim bir devlet (akp’nin yönettiği) varsa, terör örgütü karayolunda nasıl ‘denetleme’ yapabilir? Orman yangınları çıkartabilir, devlet ihalelerine girebilir, her türlü yolsuzluk, hırsızlık ve kaçakçılığa taraf olabilir?.. O devlet ki, yol tabelalarında Türkçe köy, kasaba adlarının iptal ve değişimini önlemekten aciz kalmış, sadece yüzlerce koruma ile çevrili tribünden seyrediyor!..

Recep gibi devletin valisi de kaymakamı da tribünde oturuyor!.. Bir yandan bütün şiddetiyle devam eden terör, akıl almaz cinayetler; Sorumlusu, ülkeyi 10 yıldır yöneten AKP hükümeti ve kadrolarıdır. Neden gazeteler Abdullah GÜL’e “hükümetin noteri” diyor!..

DAMI TENVİR: SAHİBİNDEN SATILIK KELEPİR ÜLKE!..

Şehit cenazelerinde, bir yandan ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez, kahrolsun asala’ diye slogan atacak; Diğer yandan sigara, tütün, çay ve akaryakıt kaçakçılığına göz yumacaksın. Bu iş değil, böyle devlet, hükümet veya vatandaşlık olmaz… Zira kaçak çay, sigara ve akaryakıta ödenen paralar, şiddet olarak geri dönmekte. Terör bu parayla bomba yapıyor, mayın döşüyor, silah alıyor, güvenlik güçlerimizi şehit ediyor. Ayrıca, bir yandan yöneticilere kızarken, diğer yandan vatandaş olarak kendimizi de sorgulamalıyız…

Niçin? Bop’çu, Abd’ci, Ab’ci köpeklere uşaklık ediliyor? Neden halkın vicdanı, irfanı ve basını hür değil? Niçin Hükümet öz eleştiri ve denetime kapalı, muhalefete tahammülsüz!.. Etki Ajanı, anarşi, terör ve tedhiş unsurları, üsler ve ikili oyun domuzlarının ülkemizde işi ne? Saydam ve dürüst olmamak niye?. Ve siz; Neden? “onurlu ve sorumlu yurttaş” değilsiniz?...

UMUR-U DEVLET,

ADALET VE HUKUK

Mustafa Nevruz SINACI

Derebeylik, despotluk ve aşiretten devlete geçişin milâdı İslâm’dır.

İslâm’la birlikte insan yücelmiş, değerlerini iktisap etmiş ve “Umur-u devlet” denilen, insan hakları, adalet ahlâkı ve evrensel hukukla kaim “medeni kurum” hayat bulmuştur. İbn-i Sina, İbn-i Haldun ve İbn-i Battuta bu süreci “medeni siyaset” olarak adlandırır. (Atatürk ise, “Demokrasi, mazide atalarımızın tatbik ettiği medeni siyaset’in bu günkü adıdır” der.) Yesrip adı Ensar ile vaki bir antlaşma sonucu değiştirilerek Medine yapılmıştır. Medine şehir / devlet (medeni insanların birlikte yaşadığı kurumsal yapı) anlamında olup; Aynı zamanda medeni dünyanın ilk modern hukuk devletidir.

Objektif ve orijinal siyaset bilimi bunu böylece tarif, tasnif ve tasdik eder.

Buna göre: Adalet ahlâkı ve evrensel hukuk meşruiyetin temeli ve çimentosudur.

Adalet varsa devlet vardır; Hakkaniyet, adalet, eşitlik, emniyet, huzur ve hukuk yoksa devletin; Hakikatte hükümetin “hüküm ve hikmet’in” varlığından söz edilemez.

UMUR-DEVLET ASKIDA

İşte şimdi; Türkiye Cumhuriyetinde hak, adalet, eşitlik, emniyet, huzur ve hukuk’un tefessüh ettiği (fiilen bulunmadığı) bir “fetret devri” yaşıyoruz. Dolayısıyla bundan “devlet” dediğimiz, uzuvdan yoksun izafi kavram değil; Devletin görevli, yetkili ve sorumlu uzuvları (vücudu) olan hükümetin şahsında “makam ve mevkii sahibi bireyler” sorumludur.

Çünkü: Gerçekte izafi bir kavram olan ‘devlet’in asli uzvu (unsurları) mesabesindeki hükümetlerin bütün fiil, tasarruf, eylem ve işlemleri;. İnsanlık onuru, mutlak dürüstlük, beka, basiret ve umur ile bağdaşmak, Medeni siyaset, hak ve Lâiklik temelinde yükselen (önceleri ümmet, sonraları millet) milli devlet ve milli siyasete “ebed-müddet” hayat vermek zorunda ve durumundadır… Zira hükümet varsa, hüküm ve hikmet “YASA” hâkimdir; Hükümetten eser yok, görev ehli atalet, zaaf ve kararsızlık ile malûl ise “anarşi, terör ve tedhiş” vakidir.

DAHA AÇIK BİR ANLATIMLA

Yukarıdaki “Umur-u devlet, adalet ve hukuk” kavram ve karinesinin; medeni siyaset geleneği “hakkaniyet, adalet, hukuk ve konjonktür” bağlamda incelenmesi gerekir. Örneğin: meşruiyet kisvesi altında devlet kurumu; Dâhili ve harici bedhahlar, dönme-devşirme, kripto, etki ajanı ve ihanet şebekelerinden müteşekkil rezil şahısların baskısına boyun eğer de, kanun yerine kifayetsiz muhterislerin kapris, tasallut ve tahakkümü kaim olursa;..

Türk milleti münferiden, milli medya, sivil toplum, adalet ve hukuk kurumları yoluyla yukarıda arz ve ifade olunan ilke, umur-u devlet onuru, görev ve sorumluluk idraki ile hareket ederek “her ne pahasına olursa olsun” bu yozlaşma, kirlenme, dejenerasyon ve başıbozukluğa mutlaka “DUR” demek zorundadır.

Toplumsal beka / basiret, umur-u devlet, kemali ciddiyet, bilim, tarih ve hukuk şuuru ile bilhassa “sürdürülebilir objektif siyaset” ile mütekabiliyetten yoksun, olumsuz gidişat bu sorumlulukla durdurulabilir. Kifayetsiz muhterisler frenlenebilir. Devlet kapısını rant, imkân ve avantaj kapısı olarak gören; İcabında terör ve tedhişle birlikte hareket edebilen güruh, bu şekilde ayıklanıp temizlenebilir…

GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARIN GEREĞİ YAPILMALI..

Sanki hiç devlet, hükümet, polis, asker, jandarma ve mit yokmuş gibi; Tüm Vatan toprağında serbestçe dolaşan ve her gün umulmadık, beklenmedik bir yeri alçakça, kalleşçe vuran terör ve tedhişe “DUR” diyemeyen yetkili, sorumlu ve görevliler niçin halâ iş başında?

Sınırları koruyamayan, çalıntı arabaları bulamayan, istihbarat kabiliyetinden aciz, yurt içinde serbestçe dolaşan potansiyel ve müseccel suçlulardan; Tonlarca patlayıcı ve hain canlı bombalardan bihaber “güvenlik teşkilâtı” olmaz. Olanlar niçin yetkilerini tam olarak vatan, millet, milli birlik ve beraberlik lehine kullanılmaz… Veya kullanılamaz?.. Başta devletin en üst görevlisi, yetkili ve sorumlusu olmak üzere; En tabandakine kadar sorgulanması şarttır…

***





***

SAHİBİNDEN SATILIK KELEPİR ÜLKE!.. (1)

AHMET AÇIKAY & NEVZAT LÂLELİ & MUSTAFA NEVRUZ SINACI



Geçtiğimiz aylarda yasalaşan ve tartışmaları da beraberinde getiren yabancılara toprak satışının kişi başına 600 dönüme kadar çıkarılmasından sonra Ramazan Bayramı'na birkaç gün kala hükümet bir başka skandala daha imza attı. Artık askeri bölgeler ve bu bölgelere 5 km mesafede yer alan, özel güvenlik bölgeleri olarak adlandırılan alanlar, son yapılan düzenlemeyle artık yabancılara satılabilecek.

•

UYGULAMA BİÇİMİ AKILLARA ZARAR

28386 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Ekonomi Bakanlığı'nın yönetmeliğinde 2644 Sayılı Tapu Kanunu'nda yabancıların toprak satışı ile ilgili yapılan yeni düzenleme inceleyenleri hayrete düşürüyor. Yeni düzenlemede askeri bölgelerin yakınında bir yer satın almak isteyen yabancılar önce Valiliklere başvuruyor. Valilik bu talebi Genelkurmay Başkanlığı'na ileterek cevabın 15 gün içinde verilmesini yönetmelik çerçevesinde talep ediyor. İlginç olan kısım bundan sonra başlıyor. Yönetmelikte 'Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde söz konusu taşınmazın belirtilen alanlar içerisinde olmadığına hükmedilerek işlem yapılır' ifadesi dikkat çekiyor.

YASA YÖNETMELİKLE DELİNDİ

Daha önce çıkan 2565 Sayılı Kanuna Göre Askeri Yasak Bölgeler ile Stratejik bölgeler Genelkurmay Başkanlığı'nın teklifi ile Bakanlar Kurulu kararı ile bölgelerin stratejik olduğu ve yabancılara satılamayacağı kararı verilmişti. Ancak yönetmelikle yapılan düzenleme sonrası askeri yasak bölgelerin ve yakınında bulunan alanların yabancılara satışı için Valilikler ilgili başvuruyu 3 iş günü içinde Genelkurmay ve ilgili komutanlıklara göndererek, ülke güvenliği açısından uygun olup olmadığını 30 gün içinde talep edecek. Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde mülkiyet edinimi talebinin ülke güvenliği açısından uygun olduğuna hükmedilerek işlem yapılacak.

Askeri bölgelerin sınırları ve dışında kalan 5 kilometre mesafedeki alanlarında yabancılara satışı önündeki engel kalktı. Artık herhangi bir yabancı şahıs veya şirket stratejik kurumlarımız olan askeri bölgelerin hemen dibinde mülk edinebilecek, arazi satın alabilecek. Bu düzenleme Ramazan Bayramına birkaç gün kala 16 Ağustos Perşembe günü Resmi Gazete'de yayınlanan Ekonomi Bakanlığı'nın değişiklik yaptığı yönetmelik ile gerçekleştirildi.

Türkiye bu tartışmalar ile boğuşurken bu sefer Ramazan Bayramı'nın gölgesinde ve gözden kaçırılarak bir yönetmelik daha yayımlandı. 28386 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Ekonomi Bakanlığı'nın yönetmeliğinde 2644 Sayılı Tapu Kanunu'nda yabancıların toprak edinimi ile ilgili yapılan yeni düzenlemeler görenleri şok ediyor.

Askeri Yasak Bölgeler, Askeri Güvenlik Bölgeleri ve Özel Güvenlik Bölgeleri dâhilinde yer alan arazilerin ve mülklerin yabancılara satışı daha önce yasa ile yasaklanmıştı. Bu bölgelere 5 kilometre mesafede yer alan alanlarda özel güvenlik bölgeleri sayılarak Tapu Kadastro ve Genelkurmay Başkanlığı'nın koyduğu şerh ile yabancılara satış yapılmıyordu. Yönetmelikle yapılan yeni düzenleme sonrası artık bu alanlarda da yabancılar mülk edinebilecek.

UYGULUMA BİÇİMİ AKILLARA ZARAR

Yönetmelikle yapılan düzenleme sonrası askeri alanların ve bu alanlarla ilişkili stratejik bölgelerin yabancılara satışına ilişkin uygulama biçimi ise akıllara zarar. Yeni düzenlemede askeri bölgelerin yakınında bir yer satın almak isteyen yabancılar öncelikle Valiliklere başvurur. Valilik bünyesinde oluşturulan birim bu talebi Genelkurmay Başkanlığı'na iletir ve cevabını 15 gün içinde vermesi yönetmelik çerçevesinde talep edilir.

Ancak ilginç olan kısım bundan sonra başlıyor. Yönetmelikte ilgili bölüm 'Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde söz konusu taşınmazın belirtilen alanlar içerisinde olmadığına hükmedilerek işlem yapılır' şeklinde yer alması dikkat çekiyor.

Yönetmeliğin ilgili maddesinin ikinci fıkrasında, 'Valilik, başvuruyu müteakip üç iş günü içinde taşınmazın özel güvenlik bölgesi içinde kalıp kalmadığını on beş gün içinde bildirmesini, il emniyet müdürlüğünden veya il jandarma komutanlığından talep eder. Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde söz konusu taşınmazın özel güvenlik bölgesi içerisinde olmadığına hükmedilerek işlem yapılır' cümleleri ile yer alıyor.

YASAYLA YASAK OLMASINA RAĞMEN YÖNETMELİKLE SATILACAK

Mülk edinimi söz konusu bölgenin 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kanunu kapsamında ise uygulanacak sistem farklı işliyor. Daha önce çıkan 2565 Sayılı Kanuna Göre Askeri Yasak Bölgeler ile Stratejik bölgeler Genelkurmay Başkanlığı'nın teklifi ile Bakanlar Kurulu kararı ile bölgelerin stratejik olduğu ve yabancılara satılamayacağı kararı verilmişti.

ÖZEL GÜVENLİK BÖLGELERİNDE DE DURUM AYNI

Öte yandın yapılan düzenleme ile taşınmazın özel güvenlik bölgeleri içinde kalması halinde ise Valilik bünyesinde oluşturulan komisyon ülke güvenliği açısından uygun olup olmadığına kanaat getirir. Komisyon 5 iş günü içinde değerlendirir ancak bu sürede değerlendirme yapılmadığı takdirde mülkiyet edinme talebi ülke güvenliği açısından uygun olduğuna hükmedilerek işlem yapılacak.

***



SAHİBİNDEN SATILIK KELEPİR ÜLKE!.. (2)



AHMET AÇIKAY & NEVZAT LÂLELİ & MUSTAFA NEVRUZ SINACI



Yabancılara toprak satışının 25 dönümden 600 dönüme çıkartılmasının ardından, ülke toprakları adeta açık pazar haline geldi.







Yabancılar akbaba gibi özellikle belirli bölgelerdeki arazilere üşüşüyor. Bu vahim durumun ulaştığı son nokta, Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya'yı da isyan ettirdi. Yabancıların Trakya'da arazi topladığına dikkat çeken Yerlikaya, "Valiniz olarak, ben dahi '1 dekar araziyi bana verin, parası neyse alayım dersem' buna cevap vermeyin" uyarısında bulundu.



DÜNYANIN İLK 4 ZENGİNİ BÖLGEMİZDE ARAZİ TOPLUYOR



Çiftçilere; "Bu araziler bizim olmaya devam etsin" diyerek tavsiyelerde bulunan Yerlikaya, "Dünyanın ilk 4 zengini blok, tek tapu olarak yekün verimli tarım arazilerini son 10 yıldan beri topluyor. Bizim şehrimiz yüz ölçümümüzün yani 6 bin 313 kilometre karenin yüzde 56.6'sı tarım arazisi. Şehrimizin tarım arazilerine yönelik onu elde etmeye, arazi, arsa, tarla toplamaya yönelik bir gayretin olduğunu işittim. Valiniz olarak, bir kardeşiniz olarak, Ben dahi '1 dekar araziyi bana verin parası neyse alayım' dersem lütfen buna cevap vermeyin. Topraklarınızı satmayın. Şu anda ve bundan sonraki yıllarda çok stratejik öneme sahip bu ülkenin Avrupa'ya açılan bir penceresi, en yakını olan en güzel arazilere sahipsiniz, kıymetini biliyorsunuz ama aklımızı döndürecek rakamlardan kaçının burayı elinizden çıkarmayın" dedi.

Önder Çiftçi Projesi (ÖÇP) ve Alman Tarım Birliği (DLG) tarafından Tekirdağ'ın Karaevli köyündeki 190 bin metre kare arazi üzerine kurulu tarla günleri fuarının açılışında konuşan Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya'nın sözleri gündeme bomba gibi düştü. Trakya'dan arazilerin toplandığını söyleyen Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya, çiftçilere arazilerini satmamaları konusunda uyarı yaptı. Dünyanın ilk 4 zengininin arazi topladığını ifade eden Vali Yerlikaya, "Valiniz olarak, ben dahi 1 dekar arazi bana verin parası neyse alayım dersem, buna cevap vermeyin" dedi.



ARAZİ VE ARSA, TOPLAMAYA YÖNELİK BİR GAYRET VAR

Yerlikaya, "Dünyanın ilk 4 zengini dünyanın blok, tek tapu olarak yekün verimli tarım arazilerini son 10 yıldan beri topluyor. Bizim şehrimiz yüz ölçümümüzün yani 6 bin 313 kilometre karenin yüzde 56.6'sı tarım arazisi. Toplam gayri safi üretimimiz içerisinde yüzde 15'e tekabül ediyor. Şehrimizin tarım arazilerine yönelik onu elde etmeye, arazi, arsa, tarla toplamaya yönelik bir gayretin olduğunu işittim. Valiniz olarak, bir kardeşiniz olarak ben dahi 1 dekar arazi bana verin parası neyse alayım dersem lütfen buna cevap vermeyin. Topraklarınızı satmayın. Şu anda ve bundan sonraki yıllarda çok stratejik öneme sahip bu ülkenin Avrupa'ya açılan bir penceresi, en yakını olan en güzel arazilere sahipsiniz, kıymetini biliyorsunuz ama aklımızı döndürecek rakamlardan kaçının burayı elinizden çıkarmayın. En güzel şekilde en verimli şekilde üretim yapın." dedi.



BU ARAZİLER BİZİM OLMAYA DEVAM ETSİN

Çiftçilere çeşitli tavsiyelerde bulunan Vali Yerlikaya, "Yeniliklerden yararlanalım. Türkiye'nin geri kalan bölgelerine örnek oluyoruz, örnek olmaya devam edelim. Bu araziler bizim olmaya devam etsin. Her zenginimiz, Tekirdağ'a gelen her sanayicimize tarımsal hayvancılık ürünle ilgili yatırım yapacak olan sanayicimize, büyük ölçekli çiftçilik yapmaya gelene kapımız açık. Beraber yapalım. Hiçbir şey yapamıyorsak ortak olarak yapalım." dedi.



ARAZİ VE MÜLK SATIŞI HIZLANDI

Sadece Tekirdağ'da değil, birçok ilimiz de satışlar patlamış durumda. Yabancıların Türkiye'de en çok taşınmaz edindikleri ilçelerin ilk sırasında yer alan Alanya'da, Mütekabiliyet Yasası'yla birlikte tapu işlemleri yüzde 60 arttı. Alanya Tapu Sicil Müdürü Çetin Özdemir daha önce 60 ülkenin yer aldığı listenin, yabancılara mülk satışının önünü açan yasa ile birlikte 180 ülkeye çıktığını belirterek, 2,5 aydır 600'e yakın işlem yaptıklarını söyledi. Yabancı şirketler, ise en çok araziyi Muğla'dan aldı. Sadece 85 şirket, 4 milyon 749 bin 710 metrekare büyüklüğünde araziyi satın aldı. Muğla'yı 1 milyon 522 bin 203 metrekare alanla Antalya, 1 milyon 441 bin 371 metrekarelik alanla İstanbul takip etti.



ALMANLAR BAŞI ÇEKİYOR

Yabancılar arasında Türkiye'ye en büyük rağbeti İngilizler ve Almanlar gösterdi. 37 bin 819 İngiliz, Türkiye'den 6 milyon 451 bin 357 metrekare büyüklüğünde 27 bin 22 taşınmaz aldı. 30 bin 412 Alman ise, 65 milyon 166 bin 746 metrekarelik 49 bin 399 taşınmazla ikinci sıraya yerleşti. Rakamlar, Almanları birden fazla konut ve arazi alarak Türkiye'de en fazla taşınmaz alan 1. ülke konumuna yükseltirken, 4 bin 715 Avusturyalı ise 16 milyon 222 bin 560 metrekarelik 8 bin 644 taşınmazla Türkiye'de en çok arazi alan ikinci ülke oldu.



***

YABANCI DİL İLE DEĞİL; MİLLî DİL İLE,

“MİLLİ EĞİTİM”

Dr. Sakin ÖNER

Dil, millete kimliğini kazandıran ve millî varlığını koruyan en önemli unsurdur. Millî dil, millî birliğin altyapısını oluşturur. Millî duygu ile dil arasında önemli bir bağ vardır. Millî dil, millî kültürü ve bizi biz yapan değerleri geçmişten geleceğe taşıyan en önemli araçtır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vatanı düşman işgalinden kurtarıp bağımsızlığımızı kazandırdıktan sonra en büyük savaşı, dilimizi bağımsızlığına kavuşturma yönünde vermiştir. Bunun için dilimizdeki doğu ve batı kökenli yabancı kelimelerin ve dil kurallarının temizlenmesini istemiştir. Türk Dilini Tedkik Cemiyeti ve sonraki adıyla Türk Dil Kurumu’nu hayata geçirerek ve Türk Dili Kongreleri toplayarak, bu savaşı bilimsel ve kurumsal bir zemine oturtmaya çalışmıştır. Çünkü, Atatürk, Türk milletinin millî birlik, beraberlik ve bütünlüğünün millî dille sağlanacağını, millî kimlik ve varlığın millî dille korunacağını biliyordu.

Mütareke ve İstiklâl Savaşı yıllarında Millî Mücadele’ye ve Kuvvâ-yı Millîye’ye karşı çıkan, kurtuluşu Amerikan ve İngiliz mandasında gören kafalar, bugün de birçok alanda olduğu gibi dil alanında da karşımıza çıkmaktadırlar. Bu zihniyettekiler, “Türkçe bilim yapma yeterliliğine sahip değildir, bunun için yabancı dille eğitim yapmak gerekir” diyorlar. Yabancı dille yapılan eğitimin, bize uluslararası mesleki ve akademik hayatın kapılarını açacağını savunuyorlar. Bazı iyi niyetliler de, “yabancı dil öğretimi” ile “yabancı dil eğitimi”ni birbirine karıştırdıkları için, yabancı dille eğitim yandaşlığı yapıyorlar.

Bu yüzden, toplumumuzda yıllardır “yabancı dil öğretimi mi”, “yabancı dille eğitim mi” konusu tartışılıyor. Her tartışma konusu gibi bu konu da, siyasi ve ideolojik zemine çekiliyor. Halbuki konu, bilimsel ve pedagojik zeminde ele alınmalı, bilimsel verilerle değerlendirilmelidir. Bir defa bu tartışmayı yapanlar, her şeyden önce buradaki “öğretim” ve “eğitim” kavramlarının işlevlerinin tamamen birbirinden farklı olduğunu göz ardı ediyorlar. Öğretim(talim); belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işidir. Eğitim(terbiye) ise, bir insanın toplum yaşayışına uyumunu sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmeleri ve kişiliklerini geliştirmeleri için yapılan çalışmaların bütünüdür.

Eğitim ve öğretim kavramlarının aralarındaki bu büyük anlam farkına baktığımızda yapılan tartışmanın ne kadar anlamsız olduğu ortaya çıkar. Bizim çocuklarımızı ve gençlerimizi kendi toplum hayatımızın şartlarına göre eğitmemiz, ülkenin ve çağın gereklerine göre öğretmemiz gerekir. Atatürk gibi, Gökalp gibi biz de, “yabancılaşmadan çağdaşlaşma” ilkesini benimsemeliyiz. Bunun da yolu, sağlam bir millî dil eğitiminden geçer.

Birey olmak, bağımsız düşünmeye bağlıdır. Bağımsız düşünce, bağımsız dille sağlanabilir. Çünkü, dille düşünce arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Dil, birey olmanın, millî kimlik kazanmanın ilk unsurudur. Ama bu dil, yabancı bir dil değil, millî dildir. Başkasının diliyle düşünmeye çalışmak, o dili konuşan insanların düşünce çerçevesini, tarzını, altyapısını, kültürünü benimseme sonucunu doğurur. Bu da, millî kimlikten uzaklaşmaya ve yabancılaşmaya yol açar. Bunun için diyoruz ki, bir insan ancak millî diliyle sağlıklı düşünebilir. Bilişim, iletişim ve ulaşım alanındaki hızlı gelişmeler, dünyamızda hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecini başlamıştır. Bilginin hızla geliştiği ve yaygınlaştığı bu “Bilgi çağı”nda, bir “Bilgi toplumu” haline gelen küreselleşen dünyada, insanlarımızın uluslararası ilişkiler kurabilmesi, iyi bir veya birkaç yabancı dil öğrenmelerine bağlıdır. Bunlar da, ilişki kurulacak ülkelere göre değişkendir. Fakat, insanımızın küreselleşme buhranı ve bunalımları arasında millî varlık ve kimliklerini korumaları için, yabancı dilleri millî dilin önüne geçirmemeleri gerekir.

Ben Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi almış, bu konuda yayınları olan ve millî hassasiyetleri yüksek bir kişiyim. Kırk yıllık eğitim hayatım içinde on sekiz yıllık Anadolu Lisesi Müdürlüğümün ayrı bir yeri vardır. Ben Anadolu Liselerini, kolejlerde ve yurt dışında yabancı dil öğrenme imkânı bulamayan Anadolu çocuklarının yabancı dil öğrenerek dünyaya açılmalarını sağlayan bir pencere olarak gördüm. Bu yüzden özelliklerinin korunarak yaşatılmaları için mücadele ettim. Bu konudaki hassasiyetimi, 2005 yılında Vefa Lisesi Müdürü iken bu okulların Hazırlık Sınıfları kapatıldığında bunun yanlış olduğunu belirterek düzeltilmesi için yaptığım çalışmalara büyük destek veren değerli dostum araştırmacı-gazeteci sayın Uğur Dündar iyi bilir. Bu mücadele, Vefa Lisesi ile birlikte Kabataş Erkek ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde yeniden Hazırlık Sınıflarının açılmasıyla sonuçlandı. Bugün bu okullardaki öğrencilerin daha iyi dil öğrendiklerini, dış ilişkilerinin arttığını ve üniversiteye yerleşme oranlarının daha yüksek olduğunu görerek doğru yaptığımızı anlıyorum.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde de yabancı dille eğitim yoktur. Yabancı dille eğitim, ancak müstemleke veya işgal altındaki ülkelerde geçerli bir eğitim şeklidir. Bu da beraberinde şahsiyetsizliği, ezikliği ve silikliği getirir. Aklımızı başkasının kılavuzluğu olmadan kullanamama zavallığından kurtulamayız.

Yabancı dille verilen eğitimle aslında belli kalıplar ve kurallar dışında fazla bir şey öğrenilmez. Ayrıca yabancı dille eğitim yaparsak, kendi dilimizle bilim yapılamayacağını kabul etmiş ve dilimizin gelişimini de önlemiş oluruz. Öyle ise yabancı dil öğretiminde nasıl bir yol takip edilmelidir: İlk ve orta öğretimde öğrencilere iyi derecede bir veya birkaç yabancı dil öğretilmeli, yüksek öğretimde de branşında ve alanında bir yabancı dilden çok isim, sıfat, terim ve kavram kullanılıyorsa, sadece terminolojinin kazandırılması yoluna gidilmelidir. Bu sebeplerle son günlerde yabancı dille eğitim yapan Hacettepe Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer’in “İngilizce eğitim sömürgede olur” biçimindeki çıkışını çok yerinde ve anlamlı buluyorum. Amerika’da eğitim gören ve orada “en genç profesör” ünvanını kazanan Oktay Sinanoğlu’nun yıllardır devam eden “Yabancı dille bilim yapılmaz. Türkiye’nin bilim dili Türkçe olmalıdır” yönündeki makale, kitap ve konferanslarla sürdürdüğü mücadelenin yavaş yavaş meyvesini vermekte olduğunu görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Son birkaç Millî Eğitim Şûrasında da bu yönde kararlar alınmıştır. Yapılacak şey, uluslararası anlaşmalarla yabancı dille eğitim yapmasına izin verilen eğitim kurumlarının dışındaki bütün eğitim kurumlarımızda eğitim, Türkçe yapılmalıdır.

Sonuç olarak diyorum ki, bir ülkenin bilim ve eğitim dili, millî dilidir. “Yabancı dil öğretimi”ne sonuna kadar “Evet!”, “Yabancı dille eğitim”e sonuna kadar “Hayır!” diyorum. Parolamız “ Yabancı dille eğitim değil, millî dille eğitim” olmalıdır. Unutmayalım, “Türkçe biterse, Türkiye gider”, yabancı dille eğitim bizi kurtaramaz.

YABANCI DİL EĞİTİMİNE EVET! YABANCI DİLDE EĞİTİME HAYIR!

Hacettepe Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu (YDYO) hazırlık muafiyet kursuna devam eden 107 öğrenciyle buluşan Rektör Prof. Dr. Murat Tuncer’e öğrenciler büyük sevgi gösterdi. Burada öğrencilerin hazırlık sınıflarındaki yabancı dil konusunda yaşadıkları sorunları dinleyen Rektör Tuncer, bu konuda radikal değişiklikler yapılması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

“Almanya'da 'İngilizce Tıp' duydunuz mu? Ya Fransa’da? Yok. Bağımsız, uygar Ülkelerde böyle bir gariplik olabilir mi? Olmaz. Böyle şeyler ancak sömürge ülkelerinde var. Değiştirmemiz lazım. “İllâ İngilizce eğitim” demek yanlıştır. “Good Morning” diyerek derse başlanıyor, çok tuhaf. Dilimiz Türkçe, aramızda yabancı yok, ama İngilizce anlaşmaya çalışıyoruz. Öğrenci, İngilizce'yi geçemediği için Türkçe eğitimine devam edemiyor. Bu yanlışlığı düzeltmeliyiz. Güzel Sanatlar Fakültesi’nden arkadaşlar bir duvar çalışması yapmışlar.'Türkçe oku, Türkçe geç' yazıyor. Bizim ülkemiz de bir dünya ülkesi. Arkadaşlar, İngilizce öğrenilsin. Ya da başka bir yabancı dil. Ama mesela 4 yılda öğrensin bunu öğrencilerimiz. Zorlamayalım. Böyle bir sistem düşünüyoruz. Belki yarın, belki yarından da yakın gerçekleştireceğiz bunu. Bir de sınav konusu var. Yabancı ülkelerde öğrenci telefon açıp 'Sınava gelemeyeceğim’ diyor. İstediği zaman girebiliyor. Bizde de benzer uygulama olmalı.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 21
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 796
Toplam Tekil 1641151
IP 54.167.149.128






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.789 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu