YOL YOLCU VE YOLLARIN ANATOMİSİ - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









YOL YOLCU VE YOLLARIN ANATOMİSİ - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK
Tarih: 28.06.2012 > Kaç kez okundu? 1951

Paylaş


Yollar, yollar ve yollar…



Yollar üzerine basılacak, tepelenecek ve hor görülecek toprak parçaları, asfalt veya betondan yapılan nesneler değildirler. Onlar kendileri ile ‘sohbet’ edilecek, hasbıhâlde bulunulacak, elektrik alınıp-verilecek mekânlardır. Yapıları önemli değildir yolların; toprak, stabilize veya asfalt, duble veya otoban olabilirler. Fizik yapıları onların ruhlarını ve karakterlerini etkilemez.



Âşıklar onunla buluşurlar, sevmeyenler onunla uzaklaşırlar. Onlara nasıl bakarsanız, onlar da size öyle bakarlar. Yollar, annelerinin yavrularını sevdiği gibi sevilmelidirler. Çünkü yollar kendisini sevenleri işte öyle severler… Hele hele besmele ile başlayan yolculuklarda yollar, bir başka mutluluk yaşarlar… Kendilerine iyi baktığınız, ilgilendiğiniz sürece iyidir yollar, kötü baktığınız sürece sizden uzaktırlar. Bir şekilde yola çıkarsanız eğer, ‘öff… Şu yol da bir bitse…’ diye sakın mırıldanmayın, çok üzülür yollar… Kimsenin kimseyi üzmeye de hakkı yoktur şu fâni âlemde!



Onlarla bir yerlere ‘varmak’ önem taşımaz; önemli olan, onlarla biteviye birlikte olmaktır. Yollar, her türlü ‘yolcu’yu severler; yeter ki sadece ‘yolcu’ olsunlar, ‘seyyah’ olsunlar, ‘gezgin’ olsunlar. Yollar, üzerlerinde ‘doğru adam’ olduğu sürece mutlu, ‘yanlış adamlarla’ mutsuzdur. ‘Yalancı seyyahlar’ı sevmezler ve kendilerine ihanet eden yolcuları da hoş görürler, ama ihaneti unutmazlar.



Yolların en çok sevdikleri seyyahlardır, gezginlerdir, yürüyenlerdir… İster yaya, ister motorize, fark etmez… Sadece ve sadece gezmek için yürüyenlerdir. Dünyanın en muhteşem yolları için makbul olanlar, sürekli yolda olanlardır. Yollar, tüketilmek veya bitirilmek üzere kendileri ile bir süre birlikte olanlara sonra da kendilerini terk edenlere kızarlar…



İnsanoğlu, doğar, büyür ve ölür… Allah, böyle bir kanun koymuştur şu dünyada... Âdemoğlu ‘dünya’ denilen bu arz küresine geldiğinden beri, konulan kural böyle işlemektedir ve böyle işlemeye devam edecektir. Bundan kaçış veya istisna yoktur. Her canlı muhakkak ölümü tadacaktır. Bu mutlak gerçekten, hiçbir şekilde, hiçbir canlının muaf olması mümkün değildir. Ancak yollar böyle midir ki? Onlar ölmek/yok olmak için yapılmamışlardır ki... Allah’ın insanlara bahşettiği ömürler biter, ama yollar ‘bitmez’… Onlar, ‘her nesnenin bir bitimi vardır’ sözünün istisnasıdırlar… Yollar, bitmezler…



Tünellerle yakın dostluk, muhabbet ve arkadaşlıkları vardır yolların… Hatta bunlar, birbirini hiç bırakmamak üzere sarılmış ve ebediyete öyle göçmüş sevgililer gibidirler. Tabiat kendisine yol vermediğinde yollar tünellerle sarmaş dolaş olurlar. Tünel ve yol, bir bütündür; âşık ile mâşuk gibi… Ferhat ile Şirin gibi… Biri olmazsa diğerinin bir anlamı olmaz. Yolları sevenler, tünelleri de, yani her ikisini birden sevmelidirler… Birini severseniz diğeri üzülür…



Dünyanın en muhteşem yolları, çöllerde, buz tutmuş bölgelerde, ıssız, kuş uçmaz kervan geçmez coğrafyalarda bulunanlardır. Bunlar, o diyarlara hasbelkader düşen insanoğlunun yegâne sığınak yerleridir, umutları ve kurtuluş araçlarıdırlar. Asya’daki Hindu Kuş Dağları, Everest’in yamaçları, Tanrı Dağları’nın muhteşem ve gizemli kıvrım kıvrım yolları, Güney Amerika Kıtası’nın ıssız ve zirveleri bulutlara değen bölgelerinden geçen yollar var ya… İşte dünyanın en mübarek yolları oralardadır.



Yolların yorganları yolcu dostlarıdır. Yolcu olmazsa yollar üşür. Yazları ise serinleticileri kendileri ile birlikte seyahat eden yolculardır. Bir garip hüzün çöker yolların üzerine, el ayak çekilince, yolcular kalmayınca… Tek başına kalır olduğu diyarda, etraf sessizleşince… Yolcu olmazsa, yollar bir yerlere gidemez… Beklemeyi pek sevmezler, ama yine de ‘bir gelen olur’ diye beklerler. Yolcuları varsa, yollar bir anlam kazanır.



Dağlar ne kadar yüksek olursa olsun, yollar muhakkak onların üzerinden geçer. Muhteşemlikleri de işte bundandır. Başlarını hiç eğmezler… Yılanvari kıvrıla kıvrıla ‘yol alırlar’ ama hep gururlu, hep mağrur, başları dik ve hep tavizsiz…



Sevdasız olmaz yollar… Her yol muhakkak bir sevda tepesine uğrar geçer… O tepelerde nefeslenir, dinlenir, hayal kurar… Yol, bir yönüyle sevdadır. Başka anlam yüklemeye de gerek yoktur. Gönülleri, bedenleri, uzakları ve ulaşılmazları birbirlerine bağlayan yollar, ‘doğru adamlar’ ile kat edilirse çok değerli hâl alırlar. Yol, aslında kıymetli bir hâlin ifadesidir. Yollara çıkanların ruhları mutlulukların zirvesine çıkar, üzüntüleri ve sıkıntıları okyanusların derinliklerine gömülür… Bu duyguyu da ancak bilen bilir… Yolcu olmayanın bundan haberi olmaz ki…



Yanlış adamların yola çıkmaları veya yolda olmaları, yolları kirletir. Fizik çöplerin, atıkların, pet şişelerin, konserve kutularının ve daha binlerce atığın geri dönüşümü çok ama çok kolaydır ve mümkündür. Yollar, tüm sayılan atıkları geri dönüştürür… Ama gelin görün ki, maalesef ve mateessüf, ‘yanlış adamları’ geri kazanma ve geri dönüştürme güçleri yoktur onların… Bu yüzden sesini çıkarmadan tahammül ettikleri yanlış adamların bir an için yoldan çıkmaları için hep dua ederler Yaratıcı’larına…



Yollar öyle mütevazı yaşayan, sabırlı ve canlı organizmalardır ki üzerlerinde tepinen, kendilerine zulmeden, hakir gören, küfreden ve aşağılayan yaratıklara da sabrederler… Aslında yolların değerleri bunlarla daha da artar. ‘Her şey zıttı ile kâimdir’ derler… ‘Ak’ olmasa ‘kara’nın bir anlamı olmaz ki… ‘Yolsuzları’ ve ‘yolsuzlukları’ iyi bilmek gerekir ki ‘yolluları’ ve ‘sağlam yolcular’ daha iyi bilinsin…



Yalnızlığa yollar kadar tahammüllü başka bir varlık yoktur. Sibirya’nın soğuğuna, Büyük Sahra’nın sıcağına, fırtınalara, yağmurlara ve en ağır tabiat şartlarına hiç itiraz etmeden tahammül gösterirler. En güç zamanda bile şikâyetçi olmazlar hallerinden. Amaçları, ihtiyaçları olanlara şartsız şurtsuz yardımcı olmaktır onların…



Yol bir kültürdür, kültür taşıyıcıdır, kültür inşa eder; çeşme kültürü ile birlikte olursa onunla birlikte olmak duyumsuz bir haz verir kendisi ile seyahat edenlere… Yol çeşmelerde, pınarlarda, park alanlarında, yeşilliklerin müsait olduğu yerlerde mola verir. Bu tür yerlerde dinlenmeyi çok sever. Dinlenir oralarda seyyahlarla birlikte… Enerji biriktirir. Yemeğini yolcularla birlikte yer, sularını yolcularla birlikte çeşmelerden, akarsulardan ve bunları bulamazsa kenarlarında inşa edilmiş ‘suni turistik mola yerleri’nden içer.

Herkesçe bilir ki, doğru yoldan ayrılmakla dünya yıkılmaz, ama yollar üzülürler. Doğru yoldan ayrılanlara çok kızarlar yollar…



Bir soğan soyarken yaşarır da insanoğlunun gözleri, üzerinde zaman zaman taşıdığı yanlış adamlara gözyaşlarını göstermez, edeplidir, yine de utandırmaz, sessiz kalır; bilir ki bir süre sonra bu yanlış adamlar ‘doğru yol’dan çıkıp kendisini terk edecektir…



Yollar emanetlerini/yolcularını hiç yanıltmazlar… İnsanlar yanıltabilirler birbirlerini ama yollar yanıltmazlar… Gitmek istediğiniz yola çıkın, bakın ne olacak?… Yolların gerçeğini anlayanların, kâinatta anlayamayacakları hiçbir şey yoktur! Eğer insanoğlu illa bir yere ait olacaksa, yollara ait olmalıdır.



Âhh… Yollar ah…

Siz beni mahvedeceksiniz…

Her yol bir iklimdir, şiirdir, hikâyedir, masaldır, romandır. Daha mı? Şarkıdır, türküdür, destandır…

Ben şimdi nasıl anlatayım bütün bunları, özellikle beni anlamayanlara?

Yollar! Ey yollar!

En iyisi, siz kendiniz kendinizi anlatın, Mihriban’ı kendisinin anlattığı gibi…



Hâsılı vel kelam;

Duam şudur:

Yollarınız ve bahtlarınız açık olsun.

Allah hiç kimseyi, ‘doğru yolun sapık kulları’ndan etmesin.

Allah hiç kimseyi, ‘yolsuz’ yapmasın ve ‘yolsuzluğa’ bulaştırmasın.

Allah hiçbir âdemoğlunu, ‘doğru yolda yanlış adamlar’la imtihan etmesin.

Allah hiç kimseyi, ‘doğru yol’dan ayırmasın. Hep ‘Sıratı Müstakim’ üzere tutsun.









Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 87
Toplam Tekil 1635618
IP 54.158.83.210






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu