Bursa Nutku’nun, Asıl Hedef Kitlesi - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Bursa Nutku’nun, Asıl Hedef Kitlesi - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 10.06.2012 > Kaç kez okundu? 1899

Paylaş


Özellikle 11 Kasım 1938 ‘karşıdevrim’ini müteakip ve 27 Mayıs 1960’dan sonra, kurucu önder Atatürk’ün ‘Bursa Nutku’ orijinal metinleri Batı üniversitelerinde incelettirilerek yalanmak istenmiş; Bu amaçla çok teşebbüsler yapılmış ise de; Her seferinde cevap: “el yazması orijinal ve gerçektir” biçiminde olmuştur. Nutku okuduğunuzda, bu kalkışmaların sebebini anlayacaksınız!..



GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN BURSA NUTKU



“Türk genci, inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmış; Rejimi ve inkılâpları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve hareket duydu mu; ‘bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır...’ demeyecek; Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silâhla... Elinde nesi varsa onunla eserini koruyacaktır…



Polis gelecek; asıl suçluları bırakıp, suçlu, diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘polis henüz inkılâp ve Cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek fakat asla yalvarmayacak. Mahkeme onu mahkûm edecektir... Genç tekrar düşünecek: ‘demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım...’ O’nu hapse atacaklar, kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; Bana, İsmet Paşa’ya, Meclise telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayırılmasını asla istemeyecek... Diyecek ki: ‘ben, inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimizde haklıyım. Eğer buraya, haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir...’



İşte benim aradığım Türk genci ve Türk gençliği...”



MESAJIN HAKİKİ MUHATABI VE NUTKUN AMACI?...



Kurucu unsurun Bursa Nutku, yıllarca, gençliğe ve gelecek nesillere verilmiş “sembolik” bir vazife olarak görüldü. Millet iradesi cebren ve hile ile gasp edildiğinde, dâhili bedhahlar ve eş başkanı mütegallibe tarafından bir tedirginlik, kaygı ve korku nedeni olarak görüldü. Bunun için yalanmak, inkâr edilmek ve yok sayılmak istendi…



Gerçekte, mütegallibenin esas korkusu gençlik değil; Nutkun hakiki muhatabı olan kanaat önderleri, bilgeleri, namuslu-dürüst, onurlu ve sorumlu insanları ile Cumhuriyet Savcıları;, Millet adına hüküm veren Yüce Mahkemelerin adaletli-faziletli Hakimleri, mahalli liderler, akil, uyanık ve hakiki muhalefet partileri idi! Çünkü bu nutkun; “millete bir emanet, vasiyet ve mesaj olarak” tamamlayıcı unsurları, mütemmim cüzleri vardı. Ve bu mesajlar doğal olarak Atatürk’ün “Nutuk” isimli eserinde yer almaktadır. İşte Bakınız:



NUTUK; İNSAN HAKLARI, ADALET VE HUKUK



01- Her halde dünyada bir ‘hak’ vardır. Ve ‘HAK’ kuvvetin üstündedir. (1919-Nutuk,3/1184) Esas olan ‘haklıların güçlülüğü’dür. Haksızların gücüne imkân veren hükümetler kesinlikle ‘yok’ hükmünde olup; Devlet daima iyi insan ve iyi vatandaştan yana olmak zorunda, durumundadır.



02- Devlet halinde teşkilâtlanmış bir insan toplumunun Anayasası’nda, adalet kuvvetinin bağımsızlığının önemini açıklamaya gerek yoktur. Adalet kuvveti bağımsız olmayan bir milletin, “devlet olarak” varlığı kabul edilemez. (1920-Nutuk, 2/55-56)



03- Her şey kanun yapmaktan ibaret değildir. Aksine, her şey o kanunları uygulamak ve eşit bir halde uygulattırmaktan ibarettir. Uygulayan, yerine getiren, daima karar verenden daha kuvvetlidir. (1920-1/207)



04- Adalet, hak ve hukuk, bir devletin esası olduğuna göre; Mahkemelerin sözde değil, hakikaten bağımsız ve tarafsızlığını temin her işin başında bulunmalıdır. Hak sahiplerine zorluk çıkarmamak, resmi dairelerde işlerini takip eden kimseleri “bugün git yarın gel” diye bir takım zorluklara muamelelere cüret etmek gibi durumlar mutlaka önlenmelidir. (Atatürk’ün Hususiyetleri, Sayfa: 57 – Kılıç Ali, Nutuk)



05- Bir ülkede adalet yoksa o ülkede anarşiden başka bir şey yoktur. Orada hükümet de yoktur. Aslında (adalet olmayan) o ülkede hiçbir şey yoktur. (Düşünceleriyle Atatürk, S: 300, Arı İnan)



06- Bütün inkılâp sonuçlarını, vatandaşların tam güvenliğini ve milli düzen ve disiplini, dâhili ve adli teşkilât ve kanunlarıyla koruyan ve hiç sarsılmayan bir hükümet otoritesi kurmak ve işletmek; İşlerimizin temelidir. (1931-Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan)



***///***









NUTUK; İnsan Hakları ve Hukuk



Mustafa Nevruz SINACI



Mesele: Mutlak surette adalet’in temini, hukuk ve ahlâkın tesisi; Huzur, emniyet, istikrarlı bir yaşam ortamının sağlanarak, sürekli (sürdürülebilir) kılınmasından ibarettir. Kurumsal Devlet olmanın sebebi ile Cumhuriyet, demokrasi ve lâiklik gibi temel umdelerinin varlık nedeni budur.



Bakınız; Günümüzde kavranamayan, idrakten aciz kalınan bu hakikat, Anti Emperyalist Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘kurucu “kutsal” unsuru’ tarafından ne kadar derinlemesine biliniyor ve günümüz cahilleri, gaflet, dalâlet ve hıyanet erbabına yol göstermesi, ayık tutması, ışık olması, aydınlatması maksadıyla nasıl atiye emanet ve vasiyet ediliyordu!..



1- Türkiye Cumhuriyeti’nde kimsesiz diye bir şey yoktur. Cumhuriyet böyle bir varsayımı asla kabul etmez. İnsan hakları yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcı ve destekçisi devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan Cumhuriyetin savcılarıdır. Velev ki, kendilerini kimsesiz görenlerin her an ve zaman yanlarında haklarını aramakla yükümlü savcılar bulunduğunu asla hatırdan çıkarmamaları ve bundan emin olmaları gerekir. (Cumhuriyet Savcılığı Özel Kalem Müd. 2149, Ekim-1925, S: 124)



2- Memleket ve millet işlerinde; Adalet işlerinde duygulara, hatır ve dostluğa göre hareket edilmez. Bir ülkede ‘adalet’ yoksa o ülkede anarşiden başka bir şey yoktur. Orada hükümet denen nesne de yoktur. Aslında orada hiçbir şey yoktur. O halde, dünyada bir ‘hak’ vardır, hak ve adalet mutlaka ve behemahal kuvvetin üstündedir.. (Atatürk, Nutuk)



HÜRRİYET; TÜRK’ÜN HAYATIDIR



3- Kişisel haklar teorisinin temeli şöyle kuruldu: Her türlü hakkın kaynağı (insan) kişidir. Çünkü gerçek hür ve sorumlu olan yaratık, yalnız insandır. Serbest gelişmeyi sağlamak, kişisel hakların oluşturduğu çeşitli hürriyetlerin ana gayesidir. Bu haklara saygı göstermeyen siyasiler ve toplum, asıl vazifesinde kusur etmiş olur ve devlet, var oluşunun nedenini ve anlamını kaybeder.



Çağdaş demokrasi de, kişisel hürriyetler, özel bir değer ve önem kazanmıştır; artık kişisel hürriyetlere devletin ve hiçbir kimsenin müdahalesi söz konusu değildir. Ancak, bu kadar yüksek ve kıymetli olan kişisel hürriyetlerin, medeni ve demokrat bir millete, neyi ifade ettiği; ‘Hürriyet’ kelimesinin, mutlak şekilde düşünülebilen manâsıyla anlaşılamaz. Zira söz konusu olan hürriyet, “medeni ve sosyal insan” hürriyetidir. Bu sebeple hürriyet; Türk’ün hayatıdır. Artık, Türkiye’de “Her Türk hür doğar ve hür yaşar” Türk’ler, namuslu (dürüst) demokrat, hür ve sorumluluklarını bilen vatandaşlardır. (1930-Medeni Bilgiler,286)



NAMUSLU VE DÜRÜST BİR İDARE!...



4- Memleket kesinlikle çağdaş, ileri, medeni ve yenilenmiş olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır. Bütün çaba ve fedakârlığımızın verimli olması buna bağlıdır. Türkiye, ya yeni fikirlerle donatılmış, “namuslu, dürüst bir idare” olacaktır veyahut olmayacaktır. Halk ile çok ilişkim vardır. O temiz kitle, bilmezsiniz, ne kadar yenilik taraftarıdır. Faaliyetlerimizde hiçbir zaman engeller bu yoğun ve asil tabakadan gelmeyecektir. (1923-SD, Cilt: III/313-1952)



DOĞRULUĞUN VE ADALETİN TEMİNATI FİKİR HÜRRİYETİDİR



5- Vicdan hürriyeti, Toplantı-gösteri ve basın hürriyeti; Bu iki hürriyet, anı prensipten çıkar. O prensip, insanların fikirlerini (duygu ve düşüncelerini) serbest söylemek ve yaymak hakkıdır. Vatandaşlar, kendi öğrenim ve eğitimleri için ve toplumun menfaatleri açısından, fikir alışverişinde bulunabilmeli, düşündüklerini istedikleri gibi söyleyebilmelidirler. En büyük gerçekler ve ilerlemeler, fikirlerin serbestçe ortaya konulması ve karşılıklı söylenebilmesi ile meydana çıkar ve yükselir., Kişisel ve Siyasi haklar, cins, yaş ve kabiliyet farkı olmaksızın milletin her ferdine verilmiştir. (1930 / 289 – Medeni Bilgiler, TTK-Prof. Afet İnan, 1969)



6- Tenkit, münakaşa ve münazara tamamen hürdür. Bu hürriyet herkes tarafından, hiç kimsenin etkisi olmadan, kendi kendine kullanılır. Hükümeti ve Meclisi dikkatli bulunduran tenkit hürriyetidir. Kamuoyunun tenkit hürriyeti, başlıca çok sayıdaki yayınlar ile olur. Yayınlar yolsuzluklara engel olur ve hükümet organlarını vazifelerini doğru yapmaya mecbur eder. Yayın, en etkin kontrol vasıtalarındandır. Bu noktada, tenkidin kolay ve fakat yapmanın güç olduğu hakikatinin unutulmaması lâzımdır. Gerekli görülen fikirler, toplumun iyiliği için ortaya atılmalıdır. (1930-MB)



***///***









Güncel Siyaset, Meşruiyet ve Adalet



Mustafa Nevruz SINACI



“İdealimizi açıkça ifade etmeliyiz. O’nu imanla duymalı ve hiç yılmadan takip etmeliyiz. Kişisel çıkarlarımızdan ve bencil emellerimizden sıyrılmayı, ancak böyle canlı ve alevli bir ideal sayesinde başaracağız. Fakat bütün iyi niyete, gösterilen bütün yılmazlık, kararlılık, dayanıklılık, meydana getirilen bütün birlik ve beraberliğe rağmen yine en güzel, şaşmaz, en doğru düşünceleri ve idealleri bozmaya çalışacak insanlara rastlanacaktır. Öylelerine karşı milletin bütün fertleri çok sert karşılık vermelidir. Hepimiz için öylelerine karşı ezici bir birlik ve beraberlik halinde olmak en zorunlu bir vicdani sorumluluktur. Zira bu hususta bozgunculuk yapacak kimselere iyi niyet ve hoşgörü göstermek, kıymet vermek, ‘terbiye eseri değil’ belki ‘bir milletin mutluluğuna, şerefine, canı, malı ve namusuna göz dikmiş’ insanlara hoşgörüdür ki, hiçbir fert buna müsaade edemez. Hiç kimse buna müsaade etmek hakkına sahip de değildir. (1923/322-Atatürk’ün SD., Cilt: II-1952 TİTEY)



“Meşrutiyet ve Kanuni Esasi İdaresi hakkında bilgilerimiz şaşılacak kadar esassız ve sathi idi. Ancak, bir kanaatte çok samimi olarak sağlam duruyorduk : “Kanuni Esasi, iç politika ve dış politika’nın bütün aksi cereyanlarını yenecek ve hiç güçlüğe uğramadan saat gibi düzgün işleyen bir idare” kurulacaktı. (İnönü, Hatıralar – Birinci Kitap, s. 4)



“Muhterem efendiler! İdare-i Devlette adaleti bütün vatandaşlar için müsavat üzere (eşit) arıyoruz. Anadolu’nun herhangi bir çiftçisi hakkında kabil-i tatbik (uygulanabilir) olan kanunun, memleketin en yüksek, herhangi bir nokta-i nazardan yüksek addolunabilecek diğer bir efendisi hakkında da aynı müsavat ile aynı ciddiyet, aynı adalet ve aynı şiddetle tatbik olunmasına dikkat ediyoruz. O zaman Büyük Millet Meclisi bunu bir tedbir olarak kabul ederken bir iki efendi veya arkadaş, şunun bunun arkadaşı diye böyle bir esası tağyir etmeyi mevzu-i bahs edemezdi. Meclis-i Ali’nin şiar-ı adaletine ve bir devletin esasatına sarahaten mugayirdir. (ana temellerine aykırıdır) Cumhuriyet hükümeti, kanuni vazifelerinde bütün vatandaşlara eşit (adil) muamele ile sığınılacak bir yer olmak zorunda ve durumundadır. (İ.İ., TBMM’ deki Konuşmaları, 1920-1938, s.168 / Bernard Lewis, The Emergence of Modern Turkey, s.266 / Ergun Aybars, İstiklâl Mahkemeleri, Ankara-Bilgi Yayınevi, 1975)



“Hükümetler bütün vatandaşlara eşit mesafede olmak ve adil davranmak zorunda ve durumundadır. (29 Nisan.1928) Bizim takip ettiğimiz siyaseti, dâhili ve harici safhasında vuzuh ve istikametle ifade edebiliriz. Dâhili siyasette vuzuh ve istikamet: Cumhuriyet kanunlarını bilâ fark ve bilâ imtiyaz herkese tatbike dikkat ve hassasiyet gösteren bir siyasettir. Demokrasinin bu tarzda tezahürü elbette kuvvet ve kudretle tecelli eder. Biz bu memlekette hayırlı ve semereli olarak yapılacak bütün işler için ilk şart ve azimet noktası evvel emirde vatandaşların huzurunu ve cemiyetin nizamını salim, kavi ve müstakim (sağlam) bir dahili siyasette bizatihi müteharrik (kendiliğinden hareket edebilen) hâkimler eline mevdu (teslim eden) bir usul ile kabil-i tahakkuk görüyoruz. Bu memleketin yüz seneden beri tarihi gösterir ki; Hayırlı ve iyi ıslahat yapmak için memleketin şeraitinin, vesaitinin müsait ve mütehammil (uygun/dayanıklı) olduğu azami hasılayı idrak etmekte tereddüt ne kadar muzır (zararlı) ise, geniş ve kayıtsız şeraiti memleketin ortasına sererek anarşiyi tesci etmek (desteklemek), onun kadar muzır, onun kadar kısırdır. Memleketin hayır ve nef’i (faydası) için şeraitinin ve vesaitinin müsait ve mütehammil olduğu azami hasılayı isteyecek ve alacak kadar idrak ve cesaret, sonra bütün icraatı memleketin demokrasi yolunda her gün bir hatve (adım) daha ilerlemesini temin edecek dikkat, hassasiyet ve kudret; İşte bizim anlayışımız dahili siyasette budur. (İsmet İnönü’nün TBMM Konuşmaları, 1920-1973 Birinci Cilt, 1920-1938 s.285)



“Genel çıkarlar, halkın vicdanı ile özdeş olduğu için, devlet Demokratik hukuk devleti olmalıdır. (İsmet İnönü; Barutçu, Siyasi Anılar, 1939-1954, s.323-324) Yalnız Meclis’te ekseriyete sahip siyasi partinin değil, bizzat Meclis manevi şahsiyetinin üstünde, mer’i Anayasa ve onun da üstünde, kendimize mal etmek için 19. asır başlarından beri çabaladığımız batı medeniyetinin inandığı ve titizlikle yaşadığı hukuk ve demokrasi prensipleri vardır. Anayasa ve bu prensipler, iktidarda bulunan herhangi bir partinin günlük politika taktiklerine ve onların yürütülmesinde çok muti (yararlı) bir vasıta hizmeti gören parti disiplinine, hattâ en iyi niyetli maddi refah ve iktisadi kalkınma mülâhazalarına da feda edilemez.” (İnönü, Muhalefette İsmet İnönü, 1956-1959, s. 12)



“Hukuk devleti, insan haklarının korunmasında temel unsurdur. (İ.İ., Konuşmaları, s.261)



***



DİKKAT!..



EK: DOSYA





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 10
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 257
Toplam Tekil 1636551
IP 54.163.147.69






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.288 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu