GOCA REİS (Dr. Sadettin Bilgiç)’İN ARDINDAN!.. - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









GOCA REİS (Dr. Sadettin Bilgiç)’İN ARDINDAN!.. - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 23.04.2012 > Kaç kez okundu? 1877

Paylaş


Adalet Partisi kurucularından Dr. Sadettin Bilgiç (Koca Reis) 20 Nisan 2012 Cuma günü Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Nur ve huzur içinde yatsın. Toprağı bol olsun. Allah (CC) rahmet ve mağfiret eylesin. Kederli ailesi, O’nu yıllarca yalnız bırakmayan, her daim ve her şeye rağmen terk etmeyen sadık dostlarının başı sağ olsun. “Acaba günün birinde, bir çılgınlık eder de, hüküm işgalcilerinin, yıllardır millete yaptığı işkence, eziyet ve zulmü açıklamaya kalkar mı” diye, korku içinde yaşayan sabık düşmanlarının ise gözü aydın!..

“Ülkemizde; organize azınlıklar, organize olmayan çoğunluklara hâkimdir” (Hatıralar, s.5) diye haykıracak kadar cesur; 27 Mayıs öncesi ve bilhassa sonrasının buhranlı günlerinde, Türk Siyaset hayatında çok önemli roller üstlenecek kadar sorumlu; Politikada teşkilâtçılığın piri... Din Uleması Atalarının medar-ı iftiharı; İlk amblemi “kitap” olan, eski Adalet Partisi kurucularından, Isparta Şarki Karaağaç’lı Sadettin Bilgiç, namı diğer “Koca Reis” 92 yaşında İstanbul'da boyut değiştirerek Hak’a yürüdü, dünya deyimiyle vefat etti.

19 Nisan Perşembe günü taburcu olmuştu…

AK Parti Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, babası Sadettin Bilgiç'in İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi'nde bir süre tedavi gördüğünü kaydetti. Babasının perşembe günü hastaneden taburcu edildiğini belirten Süreyya Sadi Bilgiç, ''Maalesef babamı dün akşamüstü kaybettik. Yaşa ve şeker hastalığına bağlı olarak 15 gündür sıkıntı yaşıyordu. Cenazesini yarın (22 Nisan 2012 Pazar günü) Isparta Şarki karaağaç Camisi'nde düzenlenecek törenin ardından defnedeceğiz'' dedi. (21 Nisan 2012, Cumartesi)

ÇOK VELÛT (verimli ve başarılı) BİR ÖMÜR

''Koca Reis'' lakaplı Sadettin Bilgiç, 1920 yılında Isparta'nın Şarki karaağaç ilçesinde doğdu. İlkokulu Isparta'da; Ortaokul ve liseyi parasız yatılı olarak Kayseri’de okudu. 1939’da Lise'den mezun oldu. 1947’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitiren Bilgiç, 1957’ye kadar pratisyen hekim olarak çeşitli il ve ilçelerde çalıştı. 1957’de Ankara Numune Hastanesi'nde genel cerrahi asistanlığına başladı. 1961’in Nisan ayında genel cerrah oldu. Aynı yıl Adalet Partisi'nden Isparta Milletvekili seçilen Bilgiç, 1962'de genel başkan yardımcılığına geldi. 10 Haziran 1964'te Genel Başkan Vekili oldu. 29 -30 Kasım 1964 tarihli AP Büyük Kongresine kadar bu üstün bir başarıyla bu görevini sürdürdü.

1965’de İstanbul Milletvekili seçildi. 3 Nisan 1967'de 1. Demirel hükümetinde Ulaştırma Bakanı oldu. 1969’da tekrar İstanbul Milletvekili seçildi. 1970 yılında; “devleti acze düşüren ve milleti soyup-soğana çevirmenin milâdı olan “finansman kanunları” adı altında, Türkiye’nin ilk iktisadi kriz, bunalım, buhran” kalkışmasına 72’ler harekâtı ile “ret cephesi oluşturarak” şiddetle karşı durdukları için; Haziran ayında bir grup arkadaşıyla birlikte Adalet Partisi'nden ihraç edildi. Aynı yılın Aralık ayında, tarihi ve kadim Demokrat Parti’nin “yeniden dirilişi” olan Demokratik Parti'yi kuran Bilgiç, 1973 seçimlerinde Demokratik Parti'den İstanbul Milletvekili seçildi.

Süleyman Demirel’in sistematik darbe, tefrika ve bozgunculuğu sonucu, 30 Mart 1975’de Demokratik Parti'den ayrılmak zorunda kaldı. 1976 yılı Haziran ayında AP'ye geri dönerek genel başkan yardımcısı seçildi. 1977’de yine İstanbul’dan milletvekili seçildi. 21 Temmuz 1977 tarihi itibarıyla kurulan 4. Demirel hükümetinde Milli Savunma Bakanı oldu.

18 Ekim 1977'de bakanlıktan istifa ederek ayrılan Bilgiç, 12 Eylül 1980'e kadar AP genel başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 1982 ihtilâlinde 10 yıl siyasetten yasaklandı. 1983 Haziran başı, Eylül sonuna kadar Çanakkale Zincirbozan’da ikamete mecbur edildi. 1987 referandumu ile siyasi hakları iade edildi. 1988 Büyük Kongresinde DYP, Genel İdare Kurulu’na seçildi… 1990'a kadar aralıksız bu görevde kaldı.

1992 büyük kongresinde AP'nin yeniden açılması; DYP’nin aslına rücu ederek AP’ye katılması, akabinde AP’nin; yeniden açılan tarihi ve kadim Demokrat Parti’ye iltihakı projesi” uğruna verdiği mücadele, başta Süleyman Demirel, avenesi ve Aydın Menderes’in engelleme çabaları üzerine başarısız olup, sonuçsuz kalınca, Koca Reis ‘fiili politika’ hayatına son verdi!

O, siyasette Truva atı, piyon yahut emanetçi, hıyanetçi değil; Milli bir aktördü…

Allah (CC) rahmet eylesin, Cennet mekân olsun. Nur ve huzur içinde yatsın. Âmin…

İHANETİN PENÇESİNDE MALTA SÜRGÜNÜ

Mustafa Nevruz SINACI

İhanetin pençesi ve Ermeni kıskacında Malta sürgününe gönderilenler, İttihat ve Terakki Komitesinin en ünlü üyeleriydi. Öyle ki, gerek müttefiklerden yana görünen günün hükümeti ve (taraftarlarını yüreklendirmek bakımından) gerek İstanbul’daki ve gerekse Anadolu’daki İttihat ve Terakki Komitesi taraftarlarının cesaretini kırmak için bunların kaçıp kurtulmalarına karşı sıkı tedbir alınması son derece önem taşıyordu.

Bu sanıkların, hapisten kurtulur kurtulmaz hemen bütün İttihatçı taraftarların çekirdeği olacakları açıktı. Bunun sonuncunda başkentte bile son derece ciddi karışıklıklar çıkacağından korkuluyordu. Bu karışıklıklar, yalnız hükümetin değil, aynı zamanda Müttefiklerin de maddi, manevi çıkarlarının zararına olacaktı. Tehlike açık ve acildi. Mahpuslar, 28 Mayıs 1919 tarihinde gemiye bindirildi. Gemi aynı gece yola çıktı. (Amiral Arthur Calthorpe, İngiliz Yüksek Komiseri, 30 Mayıs 1919) İngilizler, Mondros Silah Bırakışması’nın (30 Ekim 1918) ardından, 13 Kasım 1918’de, İstanbul’a donanma gönderdi. Anadolu’nun parçalanması, paylaşılmasından pay almak ve kuracakları Ermeni devletine öncülük yapmak istiyorlardı. Amiral Calthorpe, 2 Ocak 1919 tarihinde İngiliz Hükümetine çektiği telgrafta, “Anadolu ve Trakya” sömürge valisi yetkilerinin kendisine verilmesini isteyerek: “Hükümet bize her iyi niyeti gösteriyor ama hükümet emirlerine ve Kafkasya ile Kilikya’da mütarekeye uyulmuyor. Ermenilere karşı davranışları her zamanki gibi saldırgan… Bu nedenle durum, yeni eylem gerektiriyor. Kendileri aleyhinde delil bulunduğu sanılanların hemen yakalanıp Müttefik askeri makamlarına teslim yetkisinin bana verilmesi, en etkin çare olacaktır kanısındayım.”

Emperyalistlerin asıl amacı, İşgale direnme ihtimali olan Komutan ve görevlileri pasife ederek esir almaktır. Bu gözdağı ile Anadolu’da beklenen Milli direniş ve kurtuluşun önüne geçeceklerini umuyorlardı. Padişah ve Hükümet işgalcilerin elinde idi. Durumu İngiliz Komiser, Padişah’ı halkına hain, işgalcilerle işbirliği içinde olduğunu iddia eden mesajı Londra’ya aktarır:

“Padişah, uzun zamandan beri, İttihat ve Terakki Komitesi’nin hafiyeleriyle sarıldığını ve onlardan çok çektiğini söyledi. Kendisi her zaman İngiliz taraftarı idi. Şimdi bütün ümidini İngiltere’ye bağlamaktadır. İngiltere’nin savaş tutsaklarına barbarca davrananlar ile kırımdan sorumlu olanların cezalandırılmasını istediğini bilmekte ve İngiltere’nin isteyeceği her kişiyi, yine İngiltere’nin arzusuna göre yakalatıp cezalandırmaya hazır. Ancak geniş bir eylem ihtilal olacağından, kendisinin devrilip öldürüleceğinden korkmakta... Halk sert biçimde eyleme geçince müttefiklerin desteğine güvenip güvenemeyeceğini, müttefiklerin bunu Türkiye’nin bir iç işi olduğunu söyleyip kenarda durup durmayacaklarını öğrenmek istemektedir.”

Savaş suçlusu yaratmak için vatansever avına çıkan İngilizler, kendilerinin oluşturacakları Yüksek Mahkemede, Ermenilere karşı “sözde” suç işlemiş, kırım yapmış asker, sivil Osmanlı yöneticilerini yargılamak ve bir Ermeni kırımının yapıldığını tüm dünyaya duyurmak istiyorlardı. Amaçlarına ulaşmak için 1919–1920 arasında, işbirlikçiler dışında, sorgusuz, sualsiz keyfi olarak tutukladıkları Osmanlı üst düzey görevlileri, komutanları ve toplumun ileri gelenlerini, ilk önce İstanbul’daki Bekirağa Bölüğü’nde bir süre tuttuktan sonra, Malta’ya sürgüne gönderiyorlardı. İngilizlere göre, Malta adası “adaletin pençesinin suçluların yakasına erişebilecek kadar yakın ve sanıkların kurtulup kaçamayacakları kadar uzak ve güvenilir bir yerdi.”

Aslında sürgün politikası, İngilizlerin bütün sömürgelerinde uyguladıkları hain savaş yöntemlerinden biriydi. Bu çerçevede, İngilizler, 1919 başlarından itibaren kendilerince suçlu gördükleri, işgale karşı çıkan ve ilerde direnebilecek olanlar hakkında, “kara listeler” hazırlar; Rum ve Ermeni azınlık örgütleri ise Ermeni Patrikhanesi, İngiliz Muhipler Derneği bu konuda İngilizlere yardımcı olurlardı. Dış ülkelerle ‘Ermeni Haberler Bürosu ‘ aracılığıyla temas kuran Ermeni-Rum Şubesi, casus muhbir örgütü gibi çalışır…

İşte, alçakça ve haince bir “24 Nisan” furyasının kalleş anatomisi… Hiçbir haklı, doğru ve dürüst yanı, orijinal, objektif bilgisi, belgesi bulunmayan, başlı başına bir yalan, korkunç bir iftira ve kara, kirli oyun olan 24 Nisan gerçeğinden “ibret ve dehşet verici” bir kesit!.. Hem de başkaca bir yoruma gerek bırakmayan!.

‘Malta Adası Sürgünleri’ ihanetin pençesinde vaki bir alçaklık ve kalleşlikten ibaretti!..

İNSAN’A ZULÜM VE MEDENİYET

Mustafa Nevruz SINACI

SERVER Vakfı tarafından tertiplenen "Cuma Seminerleri"ne katılan A.Ü.Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi - Medeniyet Akıncıları Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Hikmet Akgül, Vakıf Konferans Salonu’nda "Medeniyet ve Dünya Doğal Düzeni" konulu konferansında "medeniyet ve Evrenin tabii işleyişi" arasındaki hassas ilişkiye dikkat çekerek; "İnsan’a zulmeden toplumdan medeniyet olmaz" dedi. (Necati Çavdar, 22 Apr 2012)

"Biz gerçekten medeni miyiz, bizim düzenimiz adaletli midir?" sorusuna cevap arayan ve "Şu anda ne Avrupa, nede bizde medeniyet yok. İnsana zulmeden toplumdan medeniyet olmaz" diyen Prof. Dr. Akgül; Medeniyet konusundaki düşüncelerini aktarırken şöyle konuştu:

“Medeniyet, bize yabancı değil. Medeniyet kelimesinin çağrıştırdığı kavramı ya kabul eder ya da karşı çıkarız. O medeniyeti yaşadığımız halde, karşı çıkmamız, başkaları kurdu diyedir. Bu günkü "medeniyet" kavramı içindeki düzeni Batılılar Rönesans’dan sonra kurdular… İnsana değer vermeyen, insanı madde olarak gören bir medeniyet.

Bu medeniyeti, bir kısmımız eleştirir, karşı çıkarken bir kısmımızda çok iyi bulur. İnsana değer vermeyen, insanı madde olarak gören bir medeniyete karşı çıkanların bu fikirlerini Mehmet Akif, "Tek dişi kalmış (canavar) medeniyet" olarak ifade eder..

Ancak böyle bir medeniyeti savunanlardan bir şairde "Nihayet medeniyet, ülkemize de ulaştı" diye sevincini belirtir. Biz batı medeniyetini ret ediyor, fakat aynı zamanda yaşıyoruz.

Peki, orijinal medeniyet ne?

Medeni olabilmek için dünyayı tanımak, yaşadığımız dünyayı bilmek gerek. Dünya, Evren; belirli yasaları var. O yasalara göre işler. Belirli kurallar içinde varlığını sürdürür gider. Evrende bir sistem var. Tesadüf diye bir şey yok. Dünya tek yüzlüdür. Fakat insan, ikiyüzlüdür. İnsan yalanda söyler. Dünya tek yüzlü ancak çok boyutludur. Dünya; insanı değil, İnsan; dünyayı bozuyor. İnsanlar fizik, biyolojik yasalar yanında sosyal yasalara da bağlıdır. Herhangi bir olayda Fizik, biyolojik ve sosyal yasalar birlikte işler. Yaratılış yasası, dinamik bir süreç olduğu için her şey dinamik ve hareket halindedir. İnsan statik ve statükoyu koruduğu sürece medeniyet olmaz; Medeniyet gelişmez. Medeni toplum dinamiktir. Statik toplum da dedikodu kültürü artar.

TAKLİT, MEDENİYET DEĞİL

Bir medeniyetin olması için; - Sanat felsefesi; Bilim felsefesi; Din felsefesi gerekir. Zira Medeniyet; Bilim, (ilim) sanat ve din felsefesiyle başlar. Kur-an kökenli olmayan İslam olamaz. Medeniyet inşası için sanat ve bilim konusunda lâboratuarlar oluşturmalıyız. Taklitle medeniyet olmaz. Tahkik (Araştırma) olursa medeniyet olur. Şu anda ne Avrupa'da nede bizde medeniyet yok. İnsana zulmeden toplumdan medeniyet olmaz.

EMANETE İHANET ETME

Medeniyet için; - Emanete ihanet edilmeyecek. Hiç bir malın tapusu senin değil.. Biz dünyanın ve evrenin sahibi değiliz. Evrende emaneti kullanıyoruz; -Konuşmak zorunda değilsin. Konuştuğunda yalan söylemeyeceksin; -Söz vermek zorunda değilsin. Söz verince sözünde duracaksın. Diploması olan değil, hayatı okuyan; İşini iyi yapan (o işin) profesörüdür.

EVRENSELLİK

Dünyada yedi milyon insan var. Herkes, insan.. Biz bu yedi milyar insandan biriyiz. Çeşitlilik içinde teklik sitemi var. Tevhit düzeni de budur. Evrensel olmak durumundayız. Bizim evrenselliğimiz hesap gününün evrenselliğidir. Yetişkin insan, sorumluluk duyar, yetki kullanır. Her alanda süreklilik var. Bu süreklilik hesap gününe kadardır.

İSTİŞARE

İki kişi arasında istişare olmaz. İki kişi fikir alış verişi yapar. İstişare en az üç kişiyle, yani dürüst bir insanın devreye alınmasıyla olur. Ahlâki temeli olan kişilerle istişare yapılır ve istişare sonucu oluşan karar uygulanır. İstişare var. İslam toplumu var. İstişare yok, İslam toplumu yok.”

Günümüze ışık tutan, yol gösteren ve geleceğimizi aydınlatan bu ‘harikulâde’ hakikatlerin dile getirilmesine vesile olan SERVER Vakfı’nı kutlarım; Ancak, değerli Yönetici ve saygıdeğer üyelerinin dikkatini ve dikkatlerinizi: “Son 15 gün içinde, yayınlanan “dindarlık” ın açılım, mânâ ve muhtevasına dair makaleler üzerine çekmek isterim. İslâm’ı, arı-duru yaşayabilmek dileğiyle!.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 11
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 159
Toplam Tekil 1635690
IP 54.147.236.192






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.406 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu