Karadeniz’de Pontus Ayaklanması - Mustafa Köse - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Karadeniz’de Pontus Ayaklanması - Mustafa Köse
Tarih: 11.03.2009 > Kaç kez okundu? 5576

Paylaş


Anadolu’nun fethiyle birlikte bölgeye yerleşen Türkler, 19. yüzyılın sonlarına kadar, bütün Müslüman olmayan unsurlarla yakın ilişkiler kurmuşlardı. Kurulan Türk devletlerinin müsamahalı siyaseti sayesin de Rumlar, Ermeniler ve diğer Müslüman olmayan etnik guruplar, dil, din ve geleneklerini korumuşlardı. Devamında Türklerin Avrupa içlerine kadar ilerlemesi; Avrupa devletleri için bir Doğu meselesini ortaya çıkarmıştı. Avrupa devletlerinin bu sıralarda tek amacı Avrupa’da Tuna boylarını geçen Türklerin ilerleyişini durdurmaktı. 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da başlayan Rönesans ve Reform hareketlerine, coğrafi keşiflerin eklenmesi, 18. yüzyılda meydana gelen Sanayi Devrimi Avrupa’nın her alanda Osmanlı’ya karşı üstünlüğü ele geçirmesine yol açtı. Özellikle 1789’da gerçekleşen Fransız İhtilali, ortaya çıkardığı “milliyetçilik” akımı nedeniyle, çok uluslu ve çok dinli yapısı nedeniyle Osmanlı Devleti’ni yıkıma götüren en önemli etkenlerden biri oldu… Yüzyıllardır farklılıklarına rağmen genelde barış, birbirine saygılı, iyi komşuluk ilişkileriyle süren yaşam sarsıldı. Avrupa Devletlerinin de her türlü destekle Hristiyan toplumları kışkırtmasıyla isyanlar, çete savaşları ve toprak talepleriyle ayaklanmalar Balkanlar’dan başlayarak 19. yüzyıl boyunca sürdü. Artık Anadolu’da 1.Dünya Savaşı sonu ve Mondros Mütarekesi devamı Türkler tarafından verilen mücadele “varlığını sürdürme” şartlarında sürüyordu. Sevr dayatmalarıyla, Karadeniz’in kıyı ve iç, büyük kısmını Pontus Devleti olarak nüfus oranlarının azlığına rağmen, İngiliz ve Yunan desteğine güvenerek gerçekleştirmeye çalışanlar sonucuna da katlanacaklardı. Ya Türk varlığı ya Pontus Rum varlığı. İkisinden biri ayakta kalacaktı… Bu Türk varlığının, yaşamını sürdürme savaşı- ydı… Kaybeden Pontus hayallerine aldanıp, mutlu ve kardeşçe yaşamı sabote eden Rumlar oldu. Yüzyıllardır yaşadıkları memleketlerini terk etmek, göç etmek zorunda kaldılar…

Pontuscu Faaliyetler ve Rum’ların Silahlı Çete’ler Oluşturmaları: “Başlangıcı bir hayli eskilere uzanan Pontus meselesi, Milli Mücadele öncesinde özellikle Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra tehlikeli bir hal almış, Milli Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’da baş gösteren ayaklanmaların en uzun süre devam edeni olmuştu. Asıl konumuz olan mütareke sonrasında Trab- zon ve yöresinde bir Pontus Rum devletinin kurulmasıyla ilgili ilk faaliyetlere geçmeden önce, konuya ışık tutacağı düşüncesiyle meselenin geçmişine kısaca değinerek Pontus meselesini doğuran başlıca faktörleri belirteceğiz.

Anadolu’nun Karadeniz kıyılarında bir Pontus Rum devletinin kurulması tasarısı XIX. Yüzyılın ilk yarısına kadar uzanmakta; Etnik-i Eterya’(Filik-i Eterya)nın doğuşu, Yunan ayaklanması ve ardından bir Yunan devletinin kurul- ması bu tasarının başlangıç yıllarını oluşturmaktaydı. Yine Tanzimat’la başlayan dönem , özellikle 1856 Islahat Fermanı önemli aşamaları oluşturmuştu. 1877- 1878 (93 harbi) Osmanlı-Rus savaşında Karadeniz Bölgesi Rumlarından bazıları düşmanla işbirliği yaptıklarından kalkıp Rusya’ya gitmişler, bir süre sonra tekrar dönmüşlerdi. Türkiye toprakları üzerinde ilk Pontus ictimagahı İnebolu’da halkın Manastır adını verdiği bir tepede Amerika Rum göçmenlerinden Rahip Klematios tarafından tesis edilmiş , ilk Pontus cemiyeti ise 1904 Yılında Merzifon Amerikan Kolejinde gizli olarak kurulmuştu. 1908 yılında Samsun’da “Müdafaa-i Meşrute”, daha sonra “Mukaddes Anadolu Rum” cemiyetlerinin kurulmasıyla Pontus teşkilatı genişletilmiş, Batum’dan Anadolu’ya kadar olan Karadeniz bölgesi dahilinde bir çok şubeler oluşturulmuştu. II. Meşrutiyet’in ilanıyla İstanbul’daki Rum Ortodoks Patrikhanesi de faaliyetlerini arttırmış, Trabzon’da Yunanlılık propagandasına başlanmıştı. Meşrutiyet’in ilanını takriben Yorma, Maçka, Tonya, Şarlı nahiyelerinde Müslümanların dinden çıkmaya başladıkları görülmüş, yapılan incelemede bunun; oralarda Ortodoks- ların her tarafta, her köyde papaz, kilise ve manastırlarının bulunmasına karşılık, İslamiyeti halka telkin edecek en ilkel bir kurumun olmayışından kaynaklandığı anlaşılmıştı. Bu durum üzerine halkı bilgisizlikten kurtarmak ve onlara öğretmek amacıyla Trabzon Vilayeti’nin her tarafına okullar açma yoluna gidilmiş, yalnız Maçka’da 50’den fazla okul açılmıştı. Pontus Cemiyeti 1909 yılında Trabzon metropoliti yoluyla Atina’daki Küçük Asya (Asya-i Suğra) Cemiyeti’nin emri altına girmiş, ertesi yıl “Pontus” adlı bir risale yayınlayarak faaliyetlerini daha da genişletmişti. Trabzon’daki Yunan konsolos- luğu 18 Nisan 1912’de Trabzon Metropolitine gönderdiği bir yazıyla Yunan Kralı L.Yorgi’nin isim günü olan 23 Nisan’da Metropolithane’ye mahsus Aya Gregoriyos kilisesinde ayin yapılmasını istemişti.

Birinci Dünya Savaşına kadar Pontus Rum devletinin kurulması bir fikir halindeyken, savaşla birlikte ilk defa Rusya’nın ve Rusya’daki Yunan siyasi memurlarının girişimleriyle çetecilik hareketleri şekline dönüştürülmüştü. Batum ve Kafkasya’nın diğer yörelerindeki Rum tüccarları vasıtasıyla Trabzon ve Samsun’da ki merkezlerle haberleşilmiş, Batum’da teşkil edilen gizli bir Ko- miteyle gizlice silah ve cephane gönderilerek yöre Rumlarının faaliyetlerini bir kat daha arttırmalarına çalışılmıştı. Düşman savaş başladığında ülkeyi parçala- mak için dahilde bulunan Rumları, özellikle kıyı kesimindeki Hıristiyanları kışkırtmış, kendilerine her türlü yardımda bulunmuştu. Seferberlik emrine karşı çıkan veya askerden kaçan Rumların kurduğu Pontus çeteleri Müslüman nüfusu azaltmak için rastladıkları Müslümanları öldürmeye, Müslüman köylerini yok etmeye ve yakmaya başlamışlardı. Rum çetelerinin diğer hedefleri Türkiye- ’yi zayıf düşürmek, üzerlerine kuvvet çekerek düşmana dolaylı destek sağlamak, ordumuzu arkadan vurmak ve nihayet yöredeki Rum varlığını ispatlayarak Türkiye’nin yenilmesi halinde Pontus emellerini gerçekleştirmekti.(1)

Balkan Savaşı yıllarında açığa çıkmaya başlayan Pontusçu hareket, 1.Dünya Savaşında iyice belirginleşmişti. Bölgedeki çetecilik hareketi; Fener Rum Patrikhanesi, Rusya hükümeti ve Yunan siyasi memurlarının girişimiyle bir silahlı ayaklanmaya dönüştürülmeye çalışıldı. Bu amaçla Batum’da teşkil edilen gizli komitelerle bölgeye silah, cephane ve mühimmat gönderildi.

Bölgedeki Rum çetelerinin faaliyetleri, Rus ordusunun Trabzon’u işgal etmesinden sonra daha da arttı. Türk köyleri yakılmaya, haklıda çeşitli işkence- lerle öldürülmeye başlandı. Rumlar, Rus subaylarının destek ve yardımlarıyla bir tümenlik güce ulaşmışlardı. Rum asıllı Rus subaylarından Ananias, Nikifo-Rakis ve Spihotis’in kumanda ettiği bu kuvvet, Bolşeviklerin Kafkasya’yı işgalleri üzerine dağılmış ve bir kısmı kaçarak Türkiye’deki çetelere katılmışlardı. Anlaşılan Ruslar, savaş süresince Ermeniler gibi Rumları da Türklere karşı kullanmışlardı.(2)

Mondros Mütarekesi Sonrası Pontus Rum Faaliyetleri:

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, müttefiklere, çıkarları- nın tehlikede olduğu her yerde duruma müdahale etme hakkını veriyordu(7. madde) Bu hüküm, bir yandan müttefiklerin, müdahale etmelerini sağlamak üzere Hristiyan nüfusun, diğer yandan da böyle bir müdahaleyi önlemek için Müslüman nüfusun harekete geçmelerine neden olacak ağır sonuçlar doğurdu. Nitekim İngilizlerin ve Yunanlıların desteğini alan Pontus Rumları, mütarekeden hemen sonra hem siyasi hem çetecilik faaliyetlerine başladılar.

Halbuki İstanbul Hükümeti, mütareke ile birlikte bütün siyasi suçlar ve asker kaçakları için af çıkarmak ve savaş sırasında göç etmiş olan Rum ve Ermenilerin geri dönmelerini sağlayacak düzenlemeler yapmak şeklinde iyi niyetli (!) adımlar atmıştı. Ancak bu uygulamalar, Rumlar üzerinde etkili olmadığı gibi devlete de fayda yerine zarar getirdi. Zira Rum cemiyetleri, Pontus Rum Devleti kurmak amacıyla Karadeniz’e çok sayıda Rum göçmeni taşımaya başlamışlardı.

Rum Muhacirin cemiyeti ve Kordos Cemiyeti eliyle getirilen Rumlar kısa sürede silahlandırılıp, Türkler üzerine gönderilmeye başlandı. 13 Kasım 1918’de Merzifon bölgesine Rum çetesinin saldırması, Rum cemiyetlerinin ne denli hızlı ve planlı çalıştıklarını göstermektedir. Rum cemiyetlerinin Karadeniz’e göçmen getirmesinde onlara en çok yardım edenlerin başında Trabzon Metropoliti Hristanos, Samsun Metropoliti Germenos ve yardımcısı Eftimos Zitos geliyor- du…. “Rum Muhacirin ve Fukaraperver” ismiyle faaliyette bulunan bu cemiyetin gerçek adı “Pontus İlhak ve İstiklal Komitesi” idi. Trabzon ve çevresi- ne devam etmekte olan Rum göçüde daha çok bu cemiyetin marifetiyle yapılıyordu. Bu komitenin depolarında, göçmen adı altında getirdiği çete mensuplarına dağıtılmak üzere 35.000 seri ateşli Rus tüfeği ve 20.000’e yakın rovelver, bomba vesaire yanıcı ve patlayıcı madde vardı.

Yunanistan da Batı Anadolu ile Doğu Karadeniz’de yoğunlukla bulunduklarını iddia ettiği Rumların ayrılıkçı çalışmalarını desteklemekteydi. Hatta Yunan Hükümeti, merkezi İstanbul Boğazında bulunan bir başkan ve yedi üyeden oluşan Pontus Merkez Cemiyeti ile işbirliği yaparak ve bölgeye heyetler göndererek, kitlesel bir ayaklanmanın meydana getirilmesi için zemin oluşturmaya başlamıştı.

Pontus meselesini hiç yoktan var ettiğini söyleyen Yunan Başbakanı Eleftherios Venizelos, Paris Konferansı’nın ilk günlerinde Pontus projesini benimsememiş gibi görünmüşse de daha sonra hedefleri arasına Pontus Rum Devleti’nin kurulmasını da katmıştır. Ona göre, böyle bir devlet, Ermenistan ve Gürcistan ile işbirliği yapmak suretiyle Türklere ve Bolşeviklere karşı sağlam bir set oluşturabilirdi.

İngilizlerin de Pontus Rum hareketinden önemli beklentileri vardı.Onların Mondros Mütarekesi’ne koydukları 24. maddeden amaçları; Ermenileri ve Rumları harekete geçirip karışıklık çıkartarak Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerini işgal edip Karadeniz’e çıkışı olan bir Ermenistan kurmak ve Pontus Rum hareketini güçlendirmekti. İngiliz işgal kuvvetlerinin İstanbul Boğazı’nı Kontrol altına alırken Yunan gemilerine de yer vermesi ve Anadolu’nun yukarı kıyılarını Yunanistan’a terk etmesi, bu planın bir parçasıydı. Böylece hem Yunan emelleri tatmin edilecek hem de Ermenilere Pontus Rumlarına daha kolay yardım ulaştırılacaktı. Nitekim Pontus Rum çeteleri, mütareke sonrasında bölgeye serbestçe girip-çıkan Yunan savaş ve ticaret gemileri aracılığı ile Yunanistan’dan gönderilen silah ve malzemeyi kolayca alabilmekteydiler.(2)

Pontusçu Rumların esas umudu ve amacı ortalığı iyice savaş alanına dönüştürüp, zulme uğruyoruz iddialarıyla İngiliz ve Yunan Ordusu’nun Karadeniz’e çıkarma yapması ve bu sayede emellerine ulaşmaktı. Zaten başta Samsun olmak üzere 30.000’i geçen çeteler mevcutlarının başlarında eğitilmiş militanlar ve Yunan subayları olduğu halde gelişmelerle mağlup edilmeye ve dağılmaya başlamışlardı. Hele Giresun’da, Karadeniz’de ki en önemli Kuva-yı Milliye gücünün aktif saldırıları.. Osman Ağa, Giresun Askerlik Şube Başkanı Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan ve Jandarma Komutanı Yarbay Hamdi, el ele vererek gençleri teşkilatlandırarak oluşturulan 42. ve 47. Gönüllü Alaylar ve Nurettin Paşa komuta- sındaki Merkez Ordusu’nun harekatı karşısında hiç şanslarının olmadığı açıktı. Beklenen destek gelmemiş hatta sahil şehirlerindeki bir miktar İngiliz askerleri de çekilip gitmişti…

GİRESUN’DA PONTUSCU FAALİYETLER:

“8 Mayıs 1919 Perşembe sabahı limana bir Yunan Kızılhaç gemisi geliyor- du. Sözde, Rumlara doktor ve ilaç getiriyordu. Silah ve komiteci getirdiği şüphesizdi. Rumlar büyük şenlik yapmışlardı. Bu geminin gelişi ve Rumlar tarafından karşılanışı sırasında, cereyan eden olaylara şahit olan Dizdarzade Eşref Bey, O günlerde yayınlanmakta olan IŞIK gazetesinin 11 Mayıs tarihli nüshasında geniş bilgi veriyor ve bu olaylara sessiz baka kalmış olan Giresun mahalli hükümetini şiddetle yeriyordu.

Giresunlu Rumlar Perşembe sabahı palto ve pardösülerin altına gizledikleri Küçük Yunan bayrakları ile rıhtıma inmişlerdi. Haberini aldıkları gemi, ne olur ne olmaz gelmez düşüncesi ile bayrakları hemen ortaya çıkarmamışlardı. Fakat Yunan gemisi rıhtıma yanaşınca mavi-beyaz bayrakları sallamaya başlamışlardı.

Kalabalık arasında “Zito kurtarıcı” diye bağıranlar çoktu. Henüz İzmir’in işgal edilmediği günlerdeydik. Çalgıcı Panayot Usta’nın idaresindeki Rum orkest - rasıda, rıhtımda Yunan marşları ve şarkıları çalıyordu. Yunan gemisindekiler bile Giresun’daki bu karşılama töreni karşısında hayretler içinde kalmışlardı.”

BİR AVUÇ GENÇ …

Giresun Rumları, diğer Karadeniz kıyılarındaki şehirlerde bulunan Rumlar gibi, İzmir’in işgali haberini büyük sevinçle karşılamışlar, meyhanelerde meydanlarda sabaha kadar eğlenip bol mermi yakmışlardı. Giresun Türkü sessiz bir ızdırap içinde kalmıştı. Silahsız olmalarına rağmen gene de Giresun’un bir avuç genci harekete geçiyor ve hiç olmazsa bir protesto mitingi tertip etmek lüzumunu hissediyordu.(Topal Osman Ağa’nın desteğiyle) 17 Mayıs Cumartesi günü halkı Çamlı çarşı önünde toplamışlardı. Dükkanın kepengini indiren gelmişti. Buradan İstanbul’da İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan yüksek komiserlerine pretosto telgrafları çekilmişti. Ayrıca Padişaha, Damat Ferit Paşa’ya yollanan telgraflar da İzmir’in Yunan idaresi altında kalmayacağı, kalamayacağı oldukça kati bir lisanla ifade ediliyordu.”

GİRESUN’A RUMLAR DOLUYORDU..

Giresun’un ateşli gençlerinden ve öğretmenlerinden Niyazi Tayip, IŞIK gazetesinde, İzmir’in işgali olayını “iğrenç bir dram” olarak göstererek büyük Devletlerin adaletine güven gösterilmemesini Giresunlulardan istiyordu. Niyazi Tayip şu suali de soruyordu;

“Yunanistan böyle tehlikeli işlerle oynamaya nasıl cesaret gösteriyor?”

“Niyazi Tayip bu defada “Karadeniz” gazetesinde yayınladığı şiirde Yunan tehlikesi üzerine dikkati çekiyordu;

“Yunan denilen o eski düşman

Sanki kudurmuş bu melun yılan

Bulunca fırsatı fevtetmez heman

Saldırmış İzmir’e vermeyip aman

Bak galip olunca insanlar neyler

Adalet, mürevvet demez mahveyler

Vilson prensip hepsi boş şeyler

Ezilir mağluplar iman et iman.”

İzmir’in işgalini takip eden iki hafta içinde Giresun ile birlikte Karadeniz’in diğer limanlarına da Rum akını baş göstermişti. Bunlar Rusya’dan Bolşevik ileri hareketi karşısında Karadeniz’in Rus sahillerinden pılısını pıtısını kendini gemi- lere atmış olan Rumlardı.

Giresun’da sanki artık Pontos Rum devleti kurulmuş gibi şımarıklığa başlayan Rumlar karşısında, Damad Ferit hükümetinin kaymakamı sesini dahi çıkaramıyordu. Rum idarecileri esasen (kaymakam) Nizamettin Bey’i azlettirmişler, yerine Damadcı Baki Nedim’i getirtmişlerdi. Onu da istedikleri gibi kullanıyorlardı. Gümrük memurları da Giresun’a dolmaya başlayan Rumlara mani olamıyordu. Rusya Rumları önceleri Osmanlı ülkesinden tehcir edilmiş eski Türkiye Rumları kisvesi altında sokulmaya devam ediyordu. Pontos bölgesinde Rum nüfus çoğunluğunu süratle sağlamak tek hedefti.

“Rusya sahillerinde ve çoğunlukla Batum ve çevresinde toplanan 200 bin Rum’u bizim sahillerimize yerleştirmek, nüfus yoğunluklarını arttırmak. Ancak bu göç istedikleri gibi gerçekleşe- meyecekti.”

Diğer yandan Giresun Rum’u açık tahriklerini artan bir hırsla devam ettiriyordu. Önceleri yalnız pazardan pazara Rum okullarına Yunan bayrağı sallandırıyorlardı. Mütarekeyi müteakip bunu adet etmişlerdi… Ancak şimdi Yunan bayrağı her gün sallandırılmaktaydı. Işık Gazetesi bütün bu olup bitenlerden Damat Ferit hükümetini mesul tutuyor ve soruyordu: “ İcra kuvvetini Millet ele almaya mecbur edilinceye kadar bu halle devam mı edilecek? ”

Fakat 5 Haziran 1919 Perşembe sabahı Giresun Türkleri bunlardan da acı bir sahne ile karşı karşıya kalmışlardı. Rum okulunun (TAŞKIŞLA) ön cephesini kocaman bir başka bayrak kaplıyordu. Damdan yere kadar sarkıyordu.

Tüm ipektendi. Yirmi metre boyu vardı belki. Bu Pontos Rum devletinin bayrağı idi! Binanın diğer yanına ise büyük bir Yunan Kızılhaç bayrağını sarkıtmışlardı. Kaymakam Baki Nedim ise yerinden kıpırdamamıştı.(3)

TOPAL OSMAN AĞA GELİYOR…

Trabzon’da 10 Şubat 1919 günü kurulan Muhafazai Hukuku Milliye Cemiyeti’nin bir süre sonra Giresun’da da bir şubesi açılmıştı. Dizdarzade Eşref Bey’in başkanlığı altında toplanan Giresun şubesinde öğretmen Niyazi Tayip, Dr. Ali Naci, hukuk talebesi Edhem Nazif, mühendis İbrahim Hamdi idare heyetini teşkil eylemişlerdi. Fakat bu şube, 1919 haziranında Rumlar her tarafa Yunan ve Pontos bayraklarını çekerken bunlara karşı gelecek güce ve silaha sahip bulunmuyor, kıpırdıyamıyorlardı. Yalnız iki küçük gazete yayınları ile bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın ilk direktiflerine göre Trabzon merkezi kendilerine silahlı bir çatışmaya göre de hazırlıklı bulunmaları gerektiğini bildirmiş, tedbir almalarını istemişti. Bunu yapacak güçte değillerdi. Bunu ancak Osman Ağa yapabilirdi.

Osman Ağa ve adamları, o sıralar çoğu asılsız yada abartılı, Rum ve Ermenilerin Damat Ferit Hükümetine yaptıkları ihbarlar sonucu, İşgalcilerin ve azınlıkların ihbar ve talimatlarıyla Kuva-yı Milliyeci avında olup, darağaçları kurduran Nemrut Mustafa Divan-ı Mahkemesince, yakalanma ve tutuklanma emriyle aranmaktaydı. Onlarda önce Tepeköy’e daha sonra Şebinkarahisar dağlarına çekimişlerdi. Bu yüzden Pontusçular meydanı boş zannediyorlardı..

Karahisar’a adamlar gönderiliyor, Pontos Bayrağı asılması,Osman Ağa’ya duyuruluyordu…. Yıllar kadar süren iki koca hafta geçmişti. Sabahın ilk ışıkları daha seçilirken yirmi kadar atlı Rum okulunun etrafında mevzi alıyordu.

Osman Ağa gelmişti…. Okulun kapısındaki Rum nöbetçiyi hemen yakalamışlar, Osman Ağa’ya getirmişlerdi:

-- Kim bu bayrağı asan ?

-- Doğramacı ustası Aristidi Bolavani…

Kahyaoğlu Hüseyin hemen içeri girmiş, binanın en üst katına fırlamış ve ipekten Pontos bayrağının iplerini kesivermişti. Bayrak aşağıda bekleyen Osman Ağa’nın atının ayaklarını dibine serilmiş hemen orada paramparça edilmişti.

Bu arada Rum mahallesinin içlerine kadar sokulan birkaç kişi de doğramacı ustasını yakalayıp getirmişlerdi. Osman Ağa’ya. Adam çırpınıyordu.

“ Ben Yunan vatandaşıyım, bana bir şey yapamazsınız?.”

Onu da almışlar süratle şehirden çıkarak tekrar dağa çekilmişlerdi. ( Bu defa) Giresun Rumunu yeniden bir korku almıştı. Ertesi gece doğramacı ustasının cesedini dalgalar sahile attığında bu korku daha da yayılıyordu.

Giresun Türk’ü ise ilk defa rahat bir nefes almıştı. (3)

KOMŞULARININ ZOR GÜNÜNDE AYAKLANIP, O BAYRAĞI ASANLAR; NE BEKLİYORLARDI Kİ !...

NÜFUS: 1903 tarihli Trabzon vilayeti salnamesine göre Trabzon vilayeti, (Hopa’dan Fatsa kazası yakınındaki Bolaman’a kadar, Canik sancağıda dahil..)

1.232.674 nüfus, 890.267 Türk, 188.936 Rum, 50.678 Ermeni, 1279 Protestan, ve 1514 Katolik idi…

PONTOS( PONTUS ) NEDİR? : Antik yazarlar Pontus sözcüğünü çoğunlukla kıyı boyunca yer alan kentleri kapsayacak şekilde Karadeniz kıyıları için kullanmışlardır. Daha sonra Karadeniz’in güney kıyıları için, Pontus krallığının kurulmasından sonra ide bu krallığın kapladığı alanların temeli anlamında kullanılmıştır. Buna göre Pontos sözcüğü coğrafi olarak kuzey Küçük Asya’nın Kıyı sıradağlarını, aşağı yukarı Çoruh ırmağının denize döküldüğü yerden Bartın Çayına kadar uzanan yerleri ve küçük Asya yaylalarının kuzey bölümlerini içine almaktadır. .. Pont-Ökzen (Pontus) eski Yunanlıların Karadeniz’e verdikleri isimdir. .. İlkçağda bu bölgede kurulan Pontus Krallığı’nın ( İ.Ö. 298- İ.S.63 ) Yunanlılıkla bir ilgisinin olmadığı (M.GOLOĞLU, Anadolu’nun milli devleti Pontus, Ankara-1973 ) iddia edilmiştir… Pontus krallığının sona ermesinden asırlarca sonra Aleksi Komnen tarafından kurulan Trabzon Rum İmparatorluğu (1204) ise hiçbir zaman bağımsız olmamış, sırasıyla Selçuklulara, Moğollara vergi ödeyerek daha sonra Türkmen beylerine kız vermek suretiyle varlığını sürdürmeye çalışmıştı. Nihayet Fatih’in, 1461’de bu Rum devletine son verme- siyle Trabzon ve havalisi Türk topraklarına katılmıştı.

KAYNAKÇA:

1-Dr. Sabahattin ÖZEL- MİLLİ MÜCADELEDE TRABZON-

TÜRK TARİH KURUMU BASIMEVİ- ANKARA- 1991

2-Doç. Dr.Mehmet OKUR- Milli Mücadele’de Karadeniz Bölgesi’ne Yönelik İngiliz Faaliyetleri.Gnk.ATESE Yay. Ankara. 2006-

3- MUSTAFA KEMAL’İN MUHAFIZI- OSMAN AGA-TOPAL OSMAN-ÖMER SAMİ COŞAR.. Garanti Matbaası-1971





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 716
Toplam Tekil 1637777
IP 54.87.119.171






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu