Kültür dünyamızın yeni hizmetkârlarından: Münevver Düver - Prof. Dr. İsa KAYACAN - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Kültür dünyamızın yeni hizmetkârlarından: Münevver Düver - Prof. Dr. İsa KAYACAN
Tarih: 21.12.2011 > Kaç kez okundu? 2628

Paylaş


Gazete, dergi, radyo ve televizyonlarımıza ilaveten, bir de İnternet ortamı eklendi çalışmalarımız, yayınlarımız, iletişimlerimiz arasına.

İnternet ortamındaki yayın çalışmalarıyla, başarılı hizmetlerin altına imza atanlarımız var.

Ankara’daki kitap yayınlarıyla tanıdığım, Münevver Düver, Adana ilimiz merkezinden sesleniyor “Münevver Düver Sanatevi Sitesi ve öteki internet ortamlarında kurduğu sistemlerle.

Buradan hareketle yola çıktığımızda; Münevver Düver’in, kültür dünyamıza, Türk dünyasına önemli yayın hizmetlerinin gerçekleştiricisi olduğunu görüyor, tebriklerimizi sunuyoruz efendim.

Münevver Düver kimdir? sorusunun karşısına çıkan cevaplar nasıl sıralanıyor, şöyle bir bakalım:

Münevver Düver: 1965 yılında Adana’da doğdu. 10 yıla yakın, Kültür Bakanlığına bağlı personel olarak görev yaptı. Sonra ayrıldı, gazeteciliğe başladı. Merkezi Adıyaman’da bulunan “Öz Zirve” Gazetesinde gazetecilik çalışmalarını sürdüren, bu gazetenin şiir sayfasının editörlüğü ve yayın kurulu üyeliğiyle birlikte, Adana merkezde haftalık olarak yayınlanan “Türkay Haber” Gazetesinin sanat editörlüğünü ve aynı gazetede “Sanat Penceresi” köşe başlığı altındaki makaleleriyle, okurlarının karşısına çıkıyor.

Can By Mix Yapımcı Müzik Şirketinin Basın Danışmanlığını yapan, değişik konularda toplam 25 ayrı kitabı yayınlanan, 180’in üzerindeki fotoğraflarıyla değişik yerlerde sergiler açan, eserlerinin pek çoğu Tv ve Radyolarda yayınlanan Münevver Düver’in, pek çok Meslek Odası, Federasyon ve Derneğin aktif üyeleri arasında olduğu biliniyor.

Yurt içinde ve yurtdışında, sanat ağırlıklı yayın yapan onlarca dergi ve gazetede şiirleri yayınlanan, “başarı ve hizmet” ödülleriyle taltif edilen Münevver Düver, şiirleri yayında, yazılarıyla da dikkat çeken isim ve imzalar arasında yeralıyor.

Onlarca, plaket, katılım ve teşekkür belgesi alan, şiirleri; Refik Uçar, Mustafa Sülün, Binali Yıldırım, Tekiner Aksoy, Cemali Altıner, Ersin Kayışlı, Nezir Kaya başta olmak üzere pek çok bestekâr tarafından bestelenen, değişik sanatçılar tarafından seslendirilen, toplam 45 şiiri bestelenerek, şarkılaştırılan Münevver Düver’in yayınlanan kitaplarından bazılarının isimleri:

Sevginin Bedeli Olmaz (Şiir, 2005), Yalgın (şiir, 2005), Adı Zenginliğinde Gizli Adana (Araştırma- inceleme- 2009) Şehit Sinan Eroğlu (Anı- 2009), Hristiyan Türk Boyu Gagauzlar (Araştırma- İnceleme, 2009), Anne Sevgisi Sönmeyen Bir Alev (Şiir, 2010), Yansıma (Anı, 2010) vd.

Münevver Düver ; Ali Gündüz, Sabahat Mayda Yavuz, Mine Ömer, Mustafa Ceylan, Mansur Ekmekçi, Hüseyin Yurdabak, Hatice Ak tarafından hazırlanan Antolojilerde eserleriyle yer alarak, sanat ve edebiyat tarihimizdeki yerinden, sanatsever ve okurlara seslenme fırsatı buldu.

GÜNÜN SÖZLERİ:

1- Yüksek bir mevkiye yerleşen, alçak bir kişiden daha kötü bir şey olamaz (Claudianus)

2- Planımız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl içinse insanları eğitin (Huang- Çe)

3- Yemine bakıp insana inanma; insana bakıp yemine inan (Aeskhylos)

4- Kulak yüreğe giden bir caddedir (Voltaire)

Kültür, tarih, sağlık, bereket ve

huzur beldesi: Elâzığ

Prof. Dr. İSA KAYACAN

22-25 Eylül 2011 tarihlerinde, bu tarihler arasında Elazığ ilimiz merkezinde gerçekleştirilen, 19. Uluslar arası Hazar Şiir Akşamları, programının bitiminde katılımcılara verilen yayınlar, belge niteliğindeki yayın çalışmalarından takım halinde verilenler vardı.

Bunlardan bazıları; Elazığ hakkındaki bilgilerin yer aldığı CD’ler, Hazar Şiir Akşamları (2010) belgeseli, Elazığ kent rehberi, Kültür şehri Elazığ’ın tarihi-turistik yerlerinin görüntülerini içeren, kartpostallar serisi, Şefik Gül Kültür Evi broşürü vd.

ELAZIĞ (2011)

Elazığ Valiliği Kültür ve Turizm Müdürlüğünce hazırlanıp yayınlanan broşür. Buradan aldıklarımız efendim:

Elazığ kent merkezinin geçmişi, yeni olmakla birlikte, yerleşim olarak bölgenin tarihi oldukça eskidir. Bu nedenle Elazığ’ın tarihi, devamı durumunda olduğu Harput’un tarihi ile birlikte ele alınmalıdır, gerçeğinden hareket ederek Elazığ’ın geçmişine bakılması doğru olacaktır.

1937 yılında Atatürk’ün şehre teşrifleri arasında kendileri tarafından” azığı bol il” anlamına gelen “Elazık” adı verilmiş, bu isim daha sonra TBMM’nin kararı ile “Elazığ” a dönüştürülmüştür.

Tarihi Harput kalesinin Urartular döneminde inşa edildiği bilinmektedir. Ulu Camii, Anadolu’nun en eski ve en önemli eserlerinden biridir. Kurşunlu Camii, Harput’taki Osmanlı dönemi camilerinin en güzel örnekleri arasında yer almaktadır. Cami 1738 – 1739 yılları arasında yapılmıştır.

Elazığ ve Harput konumundan ötürü, tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmuş ve canlılığını günümüze kadar sürdürmüştür.

Hazar Gölü, İl’in güneydoğusunda il merkezine 25 km uzaklıkta olan tektonik bir göldür. Kaplıca ve içmeler, Kervansaraylar dikkat çekmektedir. Keban Barajı ve Hidroelektrik Santralinin bulunduğu ilçe Keban, il merkezine 46 km uzaklıktadır. İlçe merkezinde Yusuf Ziya Paşa Camii ve Külliyesi bulunmaktadır.

Yerel etkinlikler arasında; Hıdrellez Kültür ve Bahar Şenliği, Çayda Çıra Festivali, Gezin Çiçek Festivali, Dallıca Patila Şöleni, Hazar Su Sporları Şenlikleri, Uluslararası Hazar Şiir Akşamları, yer almakta, Harput Müziği ve Halk oyunları canlılığını korumaktadır.

Elazığ hakkında verilen bilgilerin sonunda “Yapmadan dönme” başlığı altında sıralananlar var. Bunlar şöyle karşımıza çıkıyor: 1- Kültür ve tarih hazinesi, Elazığ’ın ruhu Harput’u görmeden., 2- İçinde saklı bir tarih barındıran efsanelerle bezenmiş Hazar Gölü’nü ve Batık Şehri görmeden, 3- Keban Barajı’nı görüp, Çır Çır Şelalesinden balık yemeden, 4- Tarihi Urartulara dayanan Eski Palu Kalesini ve tarihi evlerini görmeden, 5- Baskil ilçesini ziyaret edip, Baskil Kayısısından tatmadan, 6-Golan Termal Kaplıcalarına gidip dağ keçilerini görmeden, 7- Kürsübaşı meşkine katılıp dünyaca ünlü Çayda Çıra’yı seyretmeden, 8- Tarihi Kapalıçarşı’dan Orcik, Kuradut ve Çedene Kahvesi almadan, dönmeyin sıralaması, hatırlatması yapılıyor.

GÜNÜN SÖZLERİ:

1- Yüksek bir mevkiye yerleşen, alçak bir kişiden daha kötü bir şey olamaz (Claudianus)

2- Planımız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl içinse insanları eğitin (Huang- Çe)

3- Yemine bakıp insana inanma; insana bakıp yemine inan (Aeskhylos)

4- Kulak yüreğe giden bir caddedir (Voltaire)

2011 Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülleri

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Merkezi Ankara’da bulunan ve 1955 yılında kurulan, Halk Kültürü Araştırmaları Kurumunun “2011 Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülleri” 17 Aralık 2011 tarihinde, Türkiye Yazarlar Birliği Konferans Salonunda düzenlenen törenle sahiplerine verildi.

57 yıllık bir geçmişi bulunan ve 1981 yılından bu yana aralıksız verilen, Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödüllerinin sahipleri, halk kültürü alanında araştırmaları bulunanlar, katkıda bulunanlar olarak görülüyor.

Kurumun Genel Başkanı Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu, ödül töreninin açılışında yaptığı konuşmada; Yurtiçi ve yurtdışında bilimsel toplantılar gerçekleştirdiklerini, özellikle Türk Kökenli soydaşlarımıza, Türkiye Kültürüyle, Türk kültürüyle ilgili önemli mesajların verildiğini, anlatımlarda bulunulduğunu, kültürel değerlerimizin araştırmalarla yaşatılması gerektiğini anlattı, örnekler verdi. (Dünyanın neresinde Türk varsa, ellerimizi uzatmalı, kucaklaşmalıyız- İsa Kayacan).

Şimdi, Halk Kültürü Araştırmaları Kurumunun 2011 Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülünü alanlardan isimleri ve kısa bilgileri itibariyle bir sıralama yapalım:

1. Veysel Tiryaki: 1965 yılında Bolu Dörtdivan’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu. (Ankara Altındağ Belediye Başkanı)

2. Dr. Hasan Akgün: 1955 yılında Trabzon’da doğdu. Üniversiteyi bitirdikten sonra, İÜ-İşletme Fakültesi’nde “Belediyeler ve Bütçelerin Analizi” konulu teziyle yüksek eğitimini tamamladı.

3. Ahmet Yenihan: 1957 yılında Tokat- Erbaa’da doğdu. İTÜ İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldu. (Erbaa Belediye Başkanı)

4. Prof. Düsen Kaseinov: 1947 yılında Kazakistan’da doğdu. Kurmangazi Devlet Sanat Enstitüsü (Üniversitesi)’inden mezun oldu (TÜRKSOY Genel Sekreteri)

5. Aydın Karasüleymanoğlu: 1943 yılında Artvin- Yusufeli’nde doğdu. AİTİ Akademisinden mezun oldu.

6. Doç. Dr. Ali Yakıcı: 1956 yılında Konya’da doğdu. Atatürk Üniversitesinden mezun oldu.

7. Yrd. Doç. Dr. Berrin Uyar Akalın: 1967 yılında Isparta’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.

8. Haber- Türk TV Müzik ve Yol Programı: Pazar günleri Haber- Türk Televizyonunun gündüz kuşağında yayınlanan Yol Programı.

9. Prof. Dr. Hüseyn İsmayilov: 1952 yılında, Batı Azerbaycan’ın Göyçe Mahalının Ağbulak köyünde doğdu. Devlet Pedagoji Enstitüsünden mezun oldu.

10. Prof. Dr. Nuri Yüce: 1942 yılında Mersin’in Doğançay köyünde doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.

11. Prof. Dr. Vildan Çetintaş: 1951 yılında İzmir’de doğdu. İzmir Buca Eğitim Fakültesi Resim- İş, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümünü bitirdi.

12. Doç. Dr. Hasan Köksal: 1941 yılında İspir- Erzurum’da doğdu. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.

GÜNÜN SÖZLERİ:

1- Yüksek bir mevkiye yerleşen, alçak bir kişiden daha kötü bir şey olamaz (Claudianus)



Bilime yön verenlerden:

Johann Gutenberg ve Matbaa

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Basım makineleriyle ilgili gelişmelerin, başlangıcı itibariyle nerede, nasıl ve kim tarafından başlatıldığı merak edilir.

Merkezi Ankara’da bulunan, “İlkkaynak Kültür ve Sanat Ürünleri” yayınları arasında, Bilime yön verenler serisinde günyüzü gören “Johann Gutenberg” adlı yayın, “Matbaa” serisi olarak 64 sayfayla Michael Pollard, imzasıyla yayınlanmış.

Kitap da Johann Gutenberg ve matbaa makinesi üzerindeki çalışmalarıyla ilgili ilginç bilgiler veriliyor. Kitap içindeki bilgilerden:

Gutenberg’in büyük olasılıkla Almanya’nın Ren Nehri kıyısındaki Mainz kentinde 1398 yılında doğduğu kaydediliyor. Gutenberg’in ailesinin oldukça varlıklı olduğu bildiriliyor.

Matbaacılık, Batı uygarlığının belki de en önemli gelişmesiydi. Bu kadar önemli bir icadı gerçekleştiren kişi olan Johann Gutenberg, gizemli bir adamdı. Tarihe baktığımız zaman, onun bazı dönemlerde ortadan yok olduğunu görüyoruz. Okula gidip gitmediği, evlenip evlenmediği, hatta nerede ve ne zaman doğduğu da bilinmemektedir.

Matbaacılıkla ilgili “Rakip iddialar” var. Baskı dünyasında, kimin önce oraya vardığı konusu, tarihte uzmanlar arasında büyük bir tartışma konusu olmuştur. Bazılarına göre, bir Hollandalı olan Haarlemli Laurens Coster, hareketli harfleri 1423 yılında bulan ilk kişiydi. Başkalarına göre ise, bir İtalyan, Pampilo Castaldi, bu yolu açmıştı. Avignon’da yaşayan bir Çekoslovak, Procopius Waldfoghel’in 1444 yılında, “yapay yazma yöntemleri”yle ilgili çalışmalar yaptığı biliniyordu. Ama genel düşünceye göre, matbaayı, Mainzli Johann Guterberg icat etmişti.

Tüm bu iddialara ve kanıtlara bakıldığında, birçok kişinin bu alanda çalıştığı biliniyor ama ilk hareketli karakterlerle kitap basanın Johann Gutenberg olduğu görülüyor.

1450’li yıllarda Gutenberg’in matbaayı Almanya’ya, Mainz’a götürüşünden sonra Avrupa’ya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yayıldığı biliniyor.

Yüzyıl öncesine kadar, gazeteler, yalnızca politikayla ilgilenen eğitimli kişiler için basılırdı. Gazete sayfaları, bulanık basılmış, politik toplantı ve konuşmaları haber olarak veren sütunlarla dolu olurdu. Resim bulunmazdı. Bu gazeteler, az eğitimli insanların hiç ilgisini çekmezdi. Bu yüzyıla kadar, Yeni Zelanda ve Avustralya’nın bir bölümündeki kadınların dışındakiler, seçme hakkına sahip değildi. Politikaya ilgi duymazlardı. Kitaplar da eğitimli insanlar içindi.



GÜNÜN SÖZLERİ:

1- Yüksek bir mevkiye yerleşen, alçak bir kişiden daha kötü bir şey olamaz (Claudianus)

2- Planımız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl içinse insanları eğitin (Huang- Çe)

3- Yemine bakıp insana inanma; insana bakıp yemine inan (Aeskhylos)

4- Kulak yüreğe giden bir caddedir (Voltaire)

5- Her insan kendi geleceğinin mimarıdır (Appius Claudius)









Nahçıvan’dan, Haneli Kerimli’nin yeni kitabı:

Sözün Elince Galası

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Haneli Kerimli, şair, edebiyatçı. Nahçıvan Devlet Üniversitesinin Harici Talebelerle İş Fakültesinin Dekanı. Birbiri ardına yayınladığı kitaplarından bize ulaşan sonuncusunun adı: “Sözün Elince Galası”.

Kars ilimiz merkezinde günlük olarak yayınlanan, “Hüryurt” Gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Erbil Hüryurt tarafından bana ulaştırılan 320 sayfalık “Sözün Elince Galası” değişik makalelerin, haberlerin ve mektupların bir araya getirilişi olarak görülüyor.

Altmışıncı sanat yılını kutlamakta olan Haneli Kerimli hoca kitabını bendenize imzalarken; “İncesanatına ve şahsiyetine hörmet beslediğim İsa Kayacan’a saygılarımla 14 Kasım 2011” nezaket dolu ifadesiyle, gardaşlığını, dostluğunu ortaya koyuyor efendim. Teşekkürlerimi, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Kitabın giriş sayfalarında, Haneli Kerimli ve eserleriyle ilgili görüşlerini ortaya koyanlar cümleleri ve isimleri, unvanları itibariyle sıralanıyor. Kitabın Meslehetçisi: Arif Ağlarov, Redaktor: Neriman Abdülrehmanlı, olarak görülüyorlar.

Ayrıca, makaleleriyle Haneli Kerimli’yi anlatan, eserlerinden, yayınlarından örnekler verenlerin isimleri de az değil. Sayfa 218’de Gardaş Elişoğlu dostumuzun görüşleri başlıyor. Buradan birkaç cümle şöyle:

-“Söz onun gedrini bilenleri yaşadır, onun yoluna ışıg salır, garşısındaki bağlı gapıları açır, zirveden zirveye galdırır”..

Sayfa 228’de başlayan, Servaz Hüseynoğlu’nun yazdıkları dikkat çekiyor Haneli Kerimli için. Şöyle yazılmış:

- “Şairliği Tanrı ruhunun daşıyıcısı olmak, kimi değerlendiren Haneli Kerimlinin, (Mene ela gelir ki) kitabında uzun yıllar müşahedelerine söylenen deyimler elmi-edebi, içtimai-felsefi görüşler, dünyanın gerdişi hakkında olan duygu ve düşünceler sergilenip”. Bu görüşler, yayınlandıkları gazeteler isimleri ve tarihleri itibariyle, yazıların sonunda kaydediliyor.

Haneli Kerimli’nin öğrencilik yıllarına ait fotoğraflar, dostlarıyla bir araya geldiği görüntüler, kitabın arka sayfalarında dikkat çekiyor.

Haneli Kerimli, Türkiye’ye her gelişinde, gezdiği, gördüğü yerlere ilişkin duygularını şiirleştirmiş. Bu dörtlüklerden biri:

Başı dağ çalmalı dağlar koynunda,

Çırpınan, nazlanan, yatan Van Gölü.

Sen Türk’ün ebedi kan yaddaşısan,

Düneni bu güne çatan Van Gölü.

Haneli Kerimli’nin “Sözün Elince Galası” adlı kitabının 297,98, 313 ve 314 ncü sayfalarında bu satırların yazarı İsa Kayacan’ın, “Azerbaycan’ın-Şefeg-Dergisi” ve Sabir Beşirov’dan: Haneli Kerimli: Bir Ömrün Nağılı, başlıklı yazıları, kaynakları itibariyle yer almış.

GÜNÜN SÖZLERİ:

1. En iyi öğüdü ancak kendine verebilirsin (Çiçero)

2. Övgü; iyi adamı daha iyi, kötü adamı daha kötü yapar (Thomas Fuller)

3. Başarı, istediğini elde etmek, mutluluk ise, elde ettiğini sevmektir (Brawn)

4. Hizmet amaçlı işler başarıya, kâr amaçlı olanlar ise, başarısızlığa yöneliktir (Nicholas M.Butler)

5. Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenen bir suçtur (Uğur Mumcu)



Cumhur Turan’dan: Keloğlan ile Sincap

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Cumhur Turan, birbiri ardına yayınladığı kitaplarıyla dikkat çeken isim ve imzalarımızın başında geliyor.

Cumhur Turan’ın, Keloğlan masallarının bir araya getirildiği 160 sayfalık “Keloğlan ile Sincap” adlı kitabı, merkezi Ankara’da bulunan Payda Yayıncılık, yayınları arasında günyüzü gördü.

Gülendem Gültekin, Payda Yayıncılık’ın usta yöneticisi, sahibi. Yayın çalışmalarının mükemmelliği görülüyor. Tebriklerimi sunmak istiyorum.

Kitap 24 bölümden oluşmuş. Şiirsel bir anlatımla ortaya konulan Cumhur Turan masallarının, Rüzgâr Fidan’ın resimleriyle zenginleştirildiğini görüyoruz. Kitabın editörü: Mehmet Oğulcan Turan. İlk bölüm şöyle başlıyor:

Dağın yamacına oturmuş

Bir köy varmış,

Bulutlarla yarenlik eden,

Orada yaşarmış,

Keloğlanla anası.

Evlerine, hani ev denirse,

Çakınca merdivenleri / Girerler / Bir sofa / Sofaya açılan bir oda..

Evin anlatımı sürüyor. Evin altındaki dam… Burada, bir eşek, iki keçi, bir horoz, birkaç tavuk varmış. Tarlaların tümü, evlerin tümü ağanınmış. Hayvanlarıyla birlikte, tüm köy, köy halkı ağanın malıymış..

Şiirsel anlatımla ortaya konulanlar, şiirleştirilen anlatımlar, resimlerle yan yana getirilmiş, bütünleştirilmiş, zenginleştirilmiş.

Cabbar ağa hakim hilebaz, düzenbaz. Oyun üstüne oyun çeviriyor, hak hukuk tanımıyor. Kitabın, masalların 151 nci sayfasında, bölüm 23’de, Cabbar ağa yine görülüyor..

Cabbar ağa,

Aşağılanma pahasına,

Süre isterken daha,

Kafaya koymuş ne yapacağını,

Hemen toplayıp adamlarını,

Bir tuzak kurmuşlar Keloğlana..

Sonra tuzak içinde, Keloğlan bir darbe ile bayılıp yere düşüyor. Çalıların arasından çıkan iki kişi, bir çuvala sazı, bir çuvala da Keloğlan’ı koyup, ağanın ahırına götürüyorlar.

Ağalığı tartışılan Cabbar ağa. Sonraki mısralardaki anlatımlarda, Keloğlan toprak dağıtımını hakça yapıyor. Ağalık düzenini bitiriyor.

Kölelik yok bundan gayri,

Toprak ana sütü gibi helaldır,

İşleyene

Bu böyle biline…

Diyerek, zalimlerin sonlarının nereye vardığını, ne olduğunu gösteriyor.

GÜNÜN SÖZLERİ:

1. En iyi öğüdü ancak kendine verebilirsin (Çiçero)

2. Övgü; iyi adamı daha iyi, kötü adamı daha kötü yapar (Thomas Fuller)

3. Başarı, istediğini elde etmek, mutluluk ise, elde ettiğini sevmektir (Brawn)

4. Hizmet amaçlı işler başarıya, kâr amaçlı olanlar ise, başarısızlığa yöneliktir (Nicholas M.Butler)



Akşehir Postası Gazetesi

Prof. Dr. İSA KAYACAN

“Gazeteciliğin gerçek okulu Anadolu Gazeteleridir/Anadoluda gazetecilik yapmadan, yaygın basında çalışmaya başlamak, ilk, orta ve lise tahsili yapmadan, yüksek okula başlamak gibidir” şeklindeki görüşümden hareketle, Akşehir ilçemizde günlük yayınlanan “Akşehir Postası” Gazetesinin sayfaları arasında bir gezinti yapmak istiyorum.

Akşehir Postası ‘nın 166 ncı sayısı masamda. 12 normal boyutlu bir gazete Akşehir Postası. Gazetenin kimliğine bakıyorum: Sahibi: Mustafa Yıldız, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Atilla Memiş, Sayfa editörü: Emre Suat Gürdal, Muhabirler: Mehmet Soyuk, İsmet Ak, E. Sıddık Develioğlu. Yazışma adresi: Nasreddin Hoca Cad. Doktorlar İş Mrk. Kat.2, Akşehir-Konya Tlf: 0332-812 45 46

Birinci sayfa, özellikle yerel haberlerden seçmelerle oluşuyor, şekilleniyor. Aynı titizlik iç sayfalarda da kendini gösteriyor. Ali İbiş, Uğur Özteke, köşe yazılarıyla dikkat çekiyorlar.

Akşehir Postasının elimdeki sayısında, bendenizin, Mehmet Cem Yiğit’ten Harika Çocuklara Şiirler, başlıklı yazım da yer alıyordu. Ayrıca, Mehmet Barlas imzalı “Başlanan noktaya yeniden dönmenin büyük ağırlığı” başlıklı yazı, başyazı olarak veriliyordu. Şimdi, Akşehir Postası Gazetesinin sayfalarından bazı haberler başlıkları verelim efendim:

Akşehir şehidini bugün uğurlayacak /Akşehir şehitler için yürüdü / Zümre Başkanları toplantısı yapılacak / Acı haberle sarsıldık / Rektör Okudan’ın gözyaşları / Konyaspor’da genel kurul zamanı / Kartal deplâsmanda mutlu / Konya’da güreş heyecanı başladı. vd.

MEHMET CEM YİĞİT ŞİİRLERİNDEN

Konya ilimizin Akşehir ilçesinden seslenen Mehmet Cem Yiğit hocanın yeni şiirleri var masamda. Bu şiirler; Hayat bu işte, Aşkın büyüsü var, Yapayalnız başlıklarının taşıyıcıları efendim. Aşkın büyüsü var adlı şiiri aşağıya alıyorum. Buyurun birlikte okuyalım:

AŞKIN BÜYÜSÜ VAR (Mehmet Cem Yiğit)

Gökyüzünde bizim yakıcı güneş,

Yeryüzünde bilindik sen,

Elimi tutan bulut beyazı elin,

Dolunayımsı nurlu yüzün,

Saman sarısı saçın,

Gözümü yudumlayan gözün,

Tatlı ufacık tefecik,

Bir tutam sözün,

Kulağımda demlenmiş şarkın,

Dilinde yorumladığın şiirim,

Doğrusu / Sen de beni kuşatan

Aşkın büyüsü var..

GÜNÜN SÖZLERİ:

1. En iyi öğüdü ancak kendine verebilirsin (Çiçero)

2. Övgü; iyi adamı daha iyi, kötü adamı daha kötü yapar (Thomas Fuller)

3. Başarı, istediğini elde etmek, mutluluk ise, elde ettiğini sevmektir (Brawn)

4. Hizmet amaçlı işler başarıya, kâr amaçlı olanlar ise, başarısızlığa yöneliktir (Nicholas M.Butler)

5. Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenen bir suçtur (Uğur Mumcu)

Azerbaycan’dan: Prof. Dr. Hüseyn İsmayılov

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Merkezi Ankara’da bulunan, Halk Kültürü Araştırmaları Kurumunun 2011 Türk Halk Kültürü Hizmet Ödülünü alan, Azerbaycan’lı bilim adamı Prof. Dr. Hüseyn İsmayılov’un Prof. Dr. İrfan Ünver Nasrattınoğlu tarafından hazırlanan biyografisi şöyle:

1952 yılında, Batı Azerbaycan’ın Göyçe mahalının Ağbulak köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini doğduğu yerde yaptıktan sonra girdiği Devlet Pedagoji Enstitüsünü, 1974 yılında bitirdi. Aynı yıl Ararat rayonunun Şirazlı Orta okuluna öğretmen olarak atandı. 1975-76 yıllarında Sovyet ordusunda askerlik hizmeti yaptı. 1976- 88 yılları arasında Erivan Devlet Pedagoji Enstitüsünde Azerabaycan dili ve edebiyatı hocalığı yaparken çeşitli ülkelerdeki bilimsel toplantılara iştirak ederek bildiriler sundu. 1986’da Azerbaycan İlimler Akademisi Nizami Adına Edebiyat Enstitüsünde “Memmed Arif Rus Edebiyatının Tetkikatçısı Gibi” başlıklı teziyle “Filoloji İlimler Namzeti” bilim seviyesine yükseldi. 1989- 1994 arasında M.Azizbeyov adına Azerbaycan Neft ve Kimya Enstitüsünde Azerbaycan Dili bölümünün doçenti olarak görev yaptı. 1995- 2003 arasında Azerbaycan İlimler Akademisi Nizami adına Edebiyat Enstitüsü Folklor ilmi – medeni merkezinin Müdürlüğü’nü yaptı. 2004’de Bakü Devlet Üniversitesi’nde “Göyce Folklor Muhiti: Teşekkülü ve İnkişaf Yolları” adlı tezini savundu ve 2009 yılında AAK tarafından “profesör”lüğe yükseltildi. 2003-2011 arasında da Akademi Folklor Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

Prof. Dr. Hüseyn İsmayılov, folklor enstitüsünü bağımsız ve güçlü bir duruma getirdikten sonra, bir yandan araştırma ve derleme çalışmalarına, öte yandan kitap ve dergi yayınlarına hız verdi. “Azərbaycan Şifahi Halk Edəbiyyatına Dair Tətkiklər” (1961) ve Dede Korkut (2001), gibi tamamen folklor içerikli süreli yayınları başlattı ve yönetti. En büyük eseri ise, tümüyle Azerbaycan folklorunu derlemeyi amaçlayan 100 Ciltlik Azerbaycan Folkloru Antolojisi, bir yandan yayına hazırlanıp, öte yandan hızla basılmaktadır. Onun bir önemli etkinliği de, Türkiye ve Azerbaycan halkbilim uzmanlarını bir araya getiren sempozyumlardır ki, bu sempozyumlarda sunulan bildiriler hemen kitap bütünlüğünde yayımlanmaktadır. Bu düzenleme ve kitaplar, Türkiye ve Azerbaycan’da yaşayan insanların, kökende kardeş olduklarının somut göstergeleridir. Kuşkusuz bütün çalışmaları en üst seviyede takdir edilip, ödüllendirilmektedir. İsmayılov, değerli bir bilim adamı olarak, çok sayıda gencin tez hocalığını yaparak, Türkolojiye yeni doktorlar, doçentler, profesörler kazandırdı.

Hüseyn İsmayılov’un yönetimindeki folklor enstitüsü ile Halk Kültürünü Araştırmaları Kurumu’nda işbirliği olmuştur. 2002 yılında Silifke’de düzenlenen uluslararası folklor ve müzik festivaline, onun başkanlığında bir bilim, dans ve müzik heyeti iştirak etmiş, bu grup böyle büyük bir etkinlikte Azerbaycan’ı temsil etmiştir. Sonraki yıllarda, HKA’nın genel başkanı da Bakü’ye davet edilerek, enstitü çalışmaları hakkında bilgiler edinmiştir.

Bilimsel toplantılarda onlarca bildiriler sunan yöneten Prof. Dr. Hüseyn İsmayılov’un yayınlanmış kitapları şöyle sıralanıyor:

1. Aşik yaradıcılığı: menşeyi ve inkişaf merhaleleri, Bakü 2002

2. Göyçe aşık muhiti: teşekkülü ve inkişaf yolları, Bakü 2002

3. Azerbaycan folklorunun regional hususiyetleri, Bakü 2006

4. Azerbaycan’da aşık sanatı: Göyçe yöresi, Ankara, 2008

5. Aşık yaradıcılığı: menşeyi ve inkişaf merhaleleri, İran, 2008

6. Köroğlu- Azerbaycan Kahramanlık eposu, Budapeşte, 2008

7. Kitabi Dede Korkud- Azerbaycan kahramanlık eposu, Budapeşte, 2008

8. Azerbaycan aşıklık geleneği, Rusya- Kazan, 2009



Dr. Kazan Dağyakalı duygularıyla

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Ankara, merkez çıkışlı bir isim ve imza. Dr. Kazan Dağyakalı. Şiirleriyle bize ulaşıyor. Yazdıkları, yayınladıkları var. Sabır ve sorgula adlı, başlıklı şiirler sütunumuzun konukları:

SABIR (Dr. Kazan Dağyakalı)

Hani geçişler vardır.

Bahardan yaza.

Hani geçişler vardır,

Hazandan kış’a.

İklimde yaşanmasa da.

İzin vermese de tabiat ana.

Zahmeride açar mı çiçek.

Hem de dalında.

Kardelenler açtı, / Gönül dağımda.

İnsanda iklim gibi.

Bahardan kış’a.

Ömür dediğin ne ki,

Mevsimler kadar kısa.

Kalp dıştan kulpsuz kapı gibidir,

İçerden açılırsa girebilirsin,

Bazen de kapanır sebepsiz yere,

Sabırdır sarıldığın, her seferinde.

Bir büyük diyor ki;

Hiç acı çekmemiş gibi sevin.

Karşılık beklemeden verin sevgiyi..

SORGULA (Dr. Kazan Dağyakalı)

Her seferinde;

Konuştukça kırıcı oluyorsun, dilini sorgula.

Sevildikçe vefasızlaşıyorsun.

Gönlünü sorgula.

Gönül dehlizimde meşaleydin sen,

Ne oldu ansızın bir anda söndün,

Zifiri karanlıkta koydun ya beni.

Geriye de dönemez insan, ömür bu giden.

Hani Mevlana diyor ya;

İnsanlar tek kanatlı melek gibidir.

Ancak birbirine sarılırsa uçabilirler.

Sensizliğin özlemiyle yanıp tutuşan,

Kanadı kırık bir kuş gibiyim,

Geleceği birlikte karşılayalım derken,

Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.

Ne diyeyim kanat senin, uçup gidersin,

Başka gönüllere konup göçersin.

Farkında olmadan geçiyor zaman,

Yuvandan uçacak kanat gerdiğin.

Yalnızlık zor gelir baş edemezsin,

Sığınacak dal arayan kuşa dönersin.

Zaman varken gel biran önce,

Aklını başına topla, lütfen sorgula..

Melâhat Ecevit Şiirlerindeki

duygu zenginliğiyle

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Isparta ilimiz merkezinden seslenen, Melahat Ecevit hocanım, duygu zenginliği içinde ortaya koyduğu şiirleriyle, zaman zaman bizimle selamlaşıyor. İki yeni şiiri daha var masamda. Bu şiirlerin, sütun darlığı nedeniyle bendenize ait bir düzenlemeyle sunuluşunu şöyle görmekteyiz:

HADİ CANIM SENDE (Melâhat Ecevit)

Pişmanım diyerek hiç dönme geri,

Kitaba el bastım affetmem seni,

Dönüp de bakmadın yıktığın yeri,

Yaparım diyorsun, hadi canım sende!..

İkinci dörtlük: Fırsat verilir mi gönül bilmeze? / Hasret çektim her an bir tatlı söze / Bakar kör dediğin gören çift göze / Akarım diyorsun, hadi canım sende?

Üçüncü dörtlük: Cevri cefalarla kalbimi kır da / Hıçkırılır yeri kurşunsuz vurda / Sanki sen de akıl denen şey varda / Satarım diyorsun, hadi canım sende.

Yalvarsan yakarsan yanıma varıp,

Hatta unuturum sanma yalvarıp,

Maziyi pul diye cepten çıkarıp,

Yakarım diyorsun hadi canım sende!..

DEMEMİŞ MİYDİN? (Melahat Ecevit)

Ufak tefek şeylere kırılıp gitme!

Olur böyle şeyler şikayet etme!

Giyip ceketini O’nu terk etme!

Daha dün aşığım, dememiş miydin?

*

Eğer seviyorsan çare bulunur,

Affetmek büyüklük yakışan odur,

Hepimiz insanız suçumuz da olur,

Daha dün aşığım, dememiş miydin?..

Üçüncü dörtlük: Kızgın bakışları çek gözlerinden / Kırıcı sözleri sök sözlerinden / Mutluluk yaşları dök gözlerinden / Daha dün aşığım, dememiş miydin?

Dördüncü dörtlük: Önce kendinle bir barış bakalım / Çalı çırpı ile kini yakalım / Aşktan başkasını çöpe atalım / Daha dün aşığım, dememiş miydin?..

GÜNÜN SÖZLERİ:

1. Doğru yolda olsanız bile, eğer orada öylece beklerseniz, ezilirsiniz (Will)

2. Her zaman, yapamayacağım şeyler üzerinde çalışıyorum ki, nasıl yapabileceğimi öğreneyim (Pablo Picasso)

3. Yüksek bir dağa çıkma güçlüğünden kaçınırsanız, güzellikleri tam olarak göremezsiniz (William Shakespeare)

4. İki şeyin elden gitmeden değerini takdir etmek zordur: Sağlık ve gençlik (Hz.Ali)

5. İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, içleri doldukça eğilirken (Montaiqne)













Değişik bölgelerimizin dergilerinden

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Dergilerimizin genellik içinde bize ulaşmaları sonucunda yaptığımız mini değerlendirmeler sürüyor:

1-YESEVİ DERGİSİ: İstanbul’da aylık olarak yayınlanıyor. Sevgi dergisi Yesevi’nin 215 nci sayısı bize ulaştı. Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Erdoğan Aslıyüce. Yazışma: P.K.30 Beyazıt-İstanbul.

2-ANADOLU’NUN SESİ GAZETESİ: Başbakanlık, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce aylık yayınlanan Anadolu’nun Sesi Gazetesi, 300 ncü sayısına ulaştı.

3-KARINCA DERGİSİ: Türk Kooperatifçilik Kurumu tarafından aylık yayınlanıyor. Karınca dergisinin 898 nci sayısı bize ulaştı. Yazışma: C.Atıf Kansu Cad. 6.Sk.No:35-9 Balgat-Ankara

4-ALKIŞ DERGİSİ: Kahramanmaraş’ta iki ayda bir yayınlanıyor, kültür, sanat dergisi. 60 ncı sayısı bize ulaştı bu derginin. Yazışma: P.K.42 Kahramanmaraş.

5-YENİSES DERGİSİ: Osmaniye’de aylık yayınlanıyor. 190 ve 191 nci sayıları ayrı ayrı yayınlandı Yenises’in. Yazışma: Atatürk Cad.No:201, Kat. 3 Osmaniye

6-NEVZUHUR DERGİSİ: Antalya’da aylık yayınlanıyor. Edebiyat, kültür ve sanat dergisi 24 ncü sayısı bize ulaştı. Sahibi: Mustafa Akbaba. Yazışma: Atatürk Cad. 1306 Sk.Akbaba Apt. No:1-2 Antalya.

7-ERCİYES DERGİSİ: Aylık Fikir ve Sanat Dergisi olan Erciyes’in 404,405,406 ve 407. sayıları ayrı ayrı yayınlandı. Sahibi: Alim Gerçel, Yazışma: P.K.218 Kayseri.

8-KAYSERİ TÜRK OCAĞI DERGİSİ: İki ayda bir yayınlanıyor. 117 ve 118 nci sayıları ayrı ayrı yayınlanarak bize ulaşan Kayseri Türk Ocağı Dergisinin sahibi: Prof.Dr.Abdülkadir Yuvalı. Yazışma: Esenyurt Mhl.Türk Ocağı Cad. No: 5 Melikgazi-Kayseri.

9-İSTİKLÂL GAZETESİ: 16 normal sayfayla, aylık, Kayseri’de yayınlanıyor. 85, 86, 87 ve 88. sayıları bize ulaştı bu gazetenin. Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Mehmet Emin Batur. Yazışma: Cevher Nesibe Mhl. Donanma Cad. No:13 Kocasinan-Kayseri.

10-DEĞİRMEN DERGİSİ: Sakarya ilimizin Adapazarı merkezinde yayınlanıyor. Edebiyat ve düşünce dergisi. 24 ncü sayısı masamda bu derginin. Sahibi: Adem Yıldırım. Yazışma adresi: Tığcılar Mhl. Döner geçit Sk.Altun İş Mrk. No: 4-3 Adapazarı-Sakarya.

11-EDEBDAĞ DERGİSİ: İki ayda bir yayınlanıyor, edebiyat, sanat, fikir dergisi. 5. sayısı masamda olan Edebdağ’ın Sahibi, Genel Yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri Müdürü: Ayşe Yılmaz, Yazışma adresi: Cumhuriyet Mhl. Yavuz Sultan Selim Cad. No: 26 Emirdağ – Afyonkarahisar.

GÜNÜN SÖZLERİ:

1. Doğru yolda olsanız bile, eğer orada öylece beklerseniz, ezilirsiniz (Will)

2. Her zaman, yapamayacağım şeyler üzerinde çalışıyorum ki, nasıl yapabileceğimi öğreneyim (Pablo Picasso)

3. Yüksek bir dağa çıkma güçlüğünden kaçınırsanız, güzellikleri tam olarak göremezsiniz (William Shakespeare)

4. İki şeyin elden gitmeden değerini takdir etmek zordur: Sağlık ve gençlik (Hz.Ali)

5. İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, içleri doldukça eğilirken (Montaiqne)



Mustafa Kemal Yılmaz’dan: Ağıt

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Eğitimci, şair, yazar, araştırmacı ve parlâmenter Mustafa Kemal Yılmaz, şehitlerimizin ardından, Depremlerde kaybettiklerimizin ardından gözyaşı döküyor. Duygularını mısralara aktarıyor. 24 şehidimizin ardından yine gözyaşı döktü; “Yüreğimiz kan ağlıyor. Yas tutuyor. Ağlıyoruz. Sevgili şehitlerimize cenabı Allahtan bol bol rahmet diliyoruz. Cennette nur içinde uyusunlar. Ailelerinin acılarını yürekten paylaşıyoruz. Onların her birini, oğlum, torunum gibi seviyorum” diye devam ediyor Mustafa Kemal Yılmaz.

Depremde ölenlerin anısına yazdığı 19 ayrı bölümden meydana gelen bir ağıtı var Mustafa Kemal Yılmaz’ın. Bu ağıtın ilk beş bölümü:



AĞIT (M.Kemal Yılmaz)

Nar tanesi, nur tanesi,

Annesinin bir tanesi,

Sapır sapır dökülüvermiş meyveler.

Toprağa karışmış hepsi,

Olgunu, ekşisi, tatlısı, tazesi.



Nar tanesi, nur tanesi,

Süt kokan bebeklerin ağzında,

Yorgun uykusunda anaların memesi.



Soluvermiş bir anda tüm bahçelerin gülü,

Karanlıkta sımsıcak sarılmışlar birbirine,

Yüz ölü, bin ölü, on bin ölü.



Yeni doğmuş kimi,

Kimi yedisinde, kim otuzunda, kırkında,

Yetmişinde olan da var.

Kiminin tutulmuş dili,

Kiminin kopmuş küçücük eli,

Acıman yok mu senin kudurmuş canavar..



Bre sarhoş dünya, bre deli toprak..

Dökülüyor kasırgada yaprak yaprak,

Devrilmiş ulu çınar,

Gövde kırık, dal kırık,

Yürek kırık, umut kırık, bacak kırık, kol kırık…



GÜNÜN SÖZLERİ:

1. Kendini akıllı sanan herkes aptaldır (Voltaire)

2. Hiçbir şey, acıdan daha hızlı gelemez (Bailey)

3. Gerçek dostu olmamak, yalnızlığın en kötüsüdür (Francis Bacon)

4. Dünkü acılar, bugünkü sevinçlerin kaynağını oluşturur (Pollok)

5. Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim (Goethe)







Dergilerin sayfaları içinden

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Dergilerin sayfaları içinden, dergi sayfalarının içinden bazı bilgilerin nakledilmesiyle ilgili genel görüntüyü birlikte izleyelim efendim. Buyurun;

1-AKPINAR DERGİSİ: Niğde ilimiz merkezinde iki ayda bir yayınlanıyor. Kültür, sanat ve edebiyat dergisi. 33. sayısı masamda Akpınar Dergisinin. Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni: İsmail Özmel.

2-SERVER BÜLTENİ: Ankara’da Server Vakfı tarafından iki ayda bir yayınlanan bülten. 19 ncu sayısı bize ulaştı Server’in efendim. Vakıf adına sahibi: Mehmet Ali Bulut.

3-YESEVİ DERGİSİ: İstanbul’da Hoca Ahmed Yesevi Vakfı tarafından aylık olarak, yayınlanan sevgi dergisi. Sahibi ve yazı işleri müdürü: Erdoğan Aslıyüce. 209 ve 210 ncu sayıları ayrı bize ulaştı bu derginin.

4-SUSMA DERGİSİ: Aylık dergi olarak yayınlanıyor. Sahibi: Sevim Arı. 33 ncü sayısı bize ulaştı bu derginin. Ayrıca haftalık yayınlanan “Susma” Gazetesinin 443 ve bu aradakilerle 447 nci sayısı da bize ulaştı anılan gazetenin efendim.

5-SARIZEYBEK DERGİSİ: Söke Şairler ve Yazarlar Derneğince iki ayda bir yayınlanan, edebiyat, kültür, sanat ve turizm dergisi olan Sarızeybek’in sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü: Tülay Sarayköylü. 49 ncu sayısı bize ulaştı bu derginin.

6-ÜÇ MAYIS DERGİSİ: Türk Ocakları Salihli Şubesince yılda bir kez yayınlanıyor. Derginin sahibi: Ersin Bayır. Genel Yayın Yönetmeni: Gündüz Aydın. Baskı tarihi: 03 Mayıs 2011 elimizdeki derginin efendim.

7-YENİ SİZE DERGİSİ: İstanbul’da aylık yayınlanıyor. Sanat, edebiyat, kültür, fikir dergisi olarak yayınlanan Yeni Size’nin 91 ve 92 nci sayıları ayrı ayrı yayınlanarak bize ulaştı.

8-ÇAĞRI DERGİSİ: Ankara’da aylık yayınlanıyor. Kültür sanat, folklor dergisi olan Çağrı’nın sahibi: M.Emrehan Halıcı, genel koordinatör: Feyzi Halıcı. Çağrı Dergisinin 618 ve 619 ncu sayıları ayrı ayrı yayınlanarak bize ulaştı.

9-NEVZUHUR DERGİSİ: Antalya’da, edebiyat, kültür ve sanat dergisi olarak aylık yayınlanıyor. Sahibinin Mustafa Akbaba olduğu Nevzuhur dergisinin 21 ncu sayısı bize ulaştı.

10-KUMRU DERGİSİ: Gaziantep’de, tarih, kültür, sanat ve edebiyat dergisi olarak yayınlanan Kumru’nun sahibi: Abdulhadi Bay. 5 nci sayısı bize ulaştı Kumru Dergisinin.

11-GÜLLÜK DERGİSİ: Antalya’da yayınlanıyor. 50. sayısı, Antalya 5. Şairler Buluşması özel sayısı olarak günyüzü gördü.

12-YEŞİL BEYAZ ARTVİN DERGİSİ: Haber ve kültür dergisi olarak Artvin merkezde yayınlanıyor. Üç ayda bir yayınlanan Yeşil Beyaz Artvin Dergisinin sahibi ve genel yayın yönetmeni: Yaşar Kars,

13-SANAT SOKAĞI DERGİSİ: Kültür, sanat ve edebiyat dergisi olarak Bolu’da iki ayda bir yayınlanıyor. Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Semra Kocabaş.

GÜNÜN SÖZLERİ:

1. Kendini akıllı sanan herkes aptaldır (Voltaire)

2. Hiçbir şey, acıdan daha hızlı gelemez (Bailey)

3. Gerçek dostu olmamak, yalnızlığın en kötüsüdür (Francis Bacon)

4. Dünkü acılar, bugünkü sevinçlerin kaynağını oluşturur (Pollok)

5. Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim (Goethe)





Almanya’dan Kemal Petricli’nin

duygularından

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Kemal Petricli Almanya’nın Köln şehrinde yaşıyor. Buradan yazdıklarıyla, bize ulaştırdıklarıyla, gazetelerde yeralan yazılarıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Nezaket dolu duygularıyla, mektuplaştırdığı cümlelerinden:

Değerli dost İsa Kayacan; Epeydir size yazamadığım için üzgünüm. Affedin. Biraz gezdim, dolaştım. Aslında, sizin yoğun uğraşınıza bir nevi engel olmak istemediğimde işin aslında vardı. Selam, sevgi, sağlık sizinle olması dileğimle. (Köln, 20.10.2011).

KEMAL PETRİCLİ DUYGULARINDAN-YAZILARINDAN

1- Siz doğruysanız, ben doğruysam, herkes doğru sayılır. Gücümüz ifadeli, duygularımız yolu aşmış, sevdiğimiz güvenle taşmış, bu orijinal dünya içinde hayatın tadı doyumsuzlaşır da doyumsuzlaşır.

Desem ki; Bir yere girmek isterseniz dar kapıdan girmeye çabalayın. Çünkü, geniş kapıyla, geniş yol insanları mahva götürür ve buralardan geçenler çoktur. Hayata götüren kapı dardır (Hayata götüren kapı dardır.)

2- İnsanı Tanrının oyuncağı yapan aşktır, demiş Portekizli bir yazar. Aşk insanı deli yapar mı?. Yapmaz.. Peki kimin kalbi zarar görür?.

Sevmekten vazgeçemeyenlerin mi? Yanlışsa çizin üstünü ve zararı, sevilen, karşılık vermeyen kalpler görür deyiverir.

Ahh ne desek, sevgisiz dünya uygun olmayan pratik bir çözüm. (Düşünce Binası)

3- “Bilgisizlik avantaj halinde kullanılırsa, çobanlık baş tacı edilir” derler ama bilgi avantaj halinde kişinin hem kendisine, hem ülkesine fayda sağlamış olur.

Çeşitli gölgelerle yaşadığımız dünyayı fark edemiyorsak, gözlerimizi kapatan, gözlükleri çıkarıp etrafı iyice bakmalıyız. Çünkü bilinmeyen düşman, gölgelerde dimdik durur. An geldiğinde kımıldama cesareti gösterir. Hikâyesinin bir bölümünü halletmeyi düşünür (Adalet Terazisi)

4- Gurbetçi insanı, gurbette yalnızlığı ulaşılmaz bir yerde gömülü gibidir. Unutulmuş bir yerde kaybolan aranan bir misal benzeri.

Biz gurbetçiler selden korkmadık, taşkın sulardan çekinmedik.. Düşünüp de yardım katkısı amacı güdüp, böylesi insani tavırla geldik gurbete.

Kör değil, topal değildik ki. O zaman turpu şalgamdan ayırt etmek güç olurdu. Kayıp bir ruh gibi orada, burada dolaşır durur hayat dalgasının arasında kaybolurduk. Ama yabancı hayatları gözetlemeye tenezzül eden Almanların arasında kaybolacağımızı ilk zamanlar aklımıza getiremedik (Düşünce Parçaları, Kemal Petricli)

GÜNÜN SÖZLERİ:

1. Kendini akıllı sanan herkes aptaldır (Voltaire)

2. Hiçbir şey, acıdan daha hızlı gelemez (Bailey)

3. Gerçek dostu olmamak, yalnızlığın en kötüsüdür (Francis Bacon)

4. Dünkü acılar, bugünkü sevinçlerin kaynağını oluşturur (Pollok)

5. Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim (Goethe)











MPM’den: Kalkınmada

Anahtar, verimlilik



Prof. Dr. İSA KAYACAN



Kısa adı MPM olan, Milli Prodüktivite Merkezi, verimlilikle ilgili çalışmalarını yıllardır sürdürüyor.

Hatta, bu kuruluşumuzdan, 1990’lı yıllarda üç kez “Verimliliğe katkı ödülü” aldığımı, verimlilik ilke ve duygularının Anadolu Basınına taşınmasında hizmet katkılarımın olduğunu hatırlıyorum.

Bu kuruluşumuzun yani MPM’nin değişik yayınları vardır. Eskiden bana her yayından gönderilir, bende bu yayınların tanıtımlarıyla ilgili yazılarımı sayfalara aktarır, özellikle Anadolu Basınında sıkça yer verirdim.

Elimde, “MPM, Kalkınmada Anahtar, Verimlilik” adlı bir dergi var. Milli Prodüktivite Merkezince aylık yayınlanıyor. Önceki yıllarda bu yayın, yine dergi boyutunda, gazete zenginliği içerik görüntüsüyle yayınlanırdı. Şimdilerde dergi görünümü arzediyor.

Şubat 2011 ayına ait 266 sayılı “Kalkınmada Anahtar Verimlilik” in kimlik bölümüne bakıyoruz: Sahibi: MPM Yönetim Kurulu adına Genel Sekreter Vekili Necmettin Erkan, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Cangül Tosun, Yönetim Kurulu Başkanı: Mustafa Deryal, Genel Koordinatör: Nevzat Korkmaz. MPM’nin derginin yönetim yeri: Gelibolu Sk.No:5 Kavaklıdere-Ankara.

Milli Prodüktivite Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Deryal’ın “Büyüyen Türkiye’nin itici gücü: Verimlilik” başlıklı bir sunuşu var. Mustafa Deryal bu yazının bir yerinde; “Cumhuriyetimizin 100. yılında Türkiye’nin dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasında yer alabilmesi, büyümede toplam verimliliğin ağırlığının artmasına bağlıdır” diyor.

Verimlilik haberlerine ilişkin, iller itibariyle gerçekleştirilen çalışmalardan örnekler veriliyor ilk sayfalarda. Bazı başlıklar:

-Türkiye Ekonomisinin verimlilik performansı (Dr. Halit Suiçmez),

-Sosyal medya ve markalaşma (Çağla Karabacakoğlu),

-2010 yılı üçüncü çeyreğinin verimlilik göstergeleri açıklandı (MPM Verimlilik Ölçme ve İzleme Bölüm Başkanlığı),

-Türkiye’de imalat sanayinin tarihsel gelişimi (Hürol Mete),

-İş yaşamında Mobbing (psikolojik yıldırma) gerçeği ve insan hakları (Doç. Dr. Emine Özmete),



GÜNÜN SÖZÜ:

Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur (Peter F.Drucker).





















Ankaralı bir ozan:

Duran Eroğlu (Sevdai)

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Zaman içinde, tanıma ve yazdıklarının mısraları arasında gezme fırsatı bulduğum, şair, ozan-yazar ve gazeteci arkadaşlarımın sayısı giderek artarken, bunlardan bana ulaşanların sayısında da aynı oranda artışlar gözlenmekte.

Duran Eroğlu, Sevdai mahlasını kullanıyor. Şiirleriyle, sazın tellerini konuşturmasıyla, ustalarımız arasına girme çalışmalarının sonuna doğru yaklaşan bir arkadaşımız Duran Eroğlu. Şiirlerinden bir demet masamda Sevdai’nin. Bu şiirleri, hece vezni tekniğiyle, halk ozanlarımızın tarzıyla yazılmış, Sevdai’nin imzasını taşıyan, başarılı şiirler olarak görülmekte.

Kim saracak?, Ne anladın? Fark alemi, Hasret fırtınası, Olmaz deme, Gel seyreyle, Tutunamadım, ol Leyla, Leyla, Melek yüzlüm, Kapanmadan gel, adlarının taşıyıcıları şiirleriyle, dertlerden dertlere salınan başıyla, bir garip gibi dolaşan Duran Eroğlu, mutsuzlar şehrinde sürekli üzgün duruyor. Tertemiz yüreğin taşa döndürülüşü karşısındaki isyanıyla sevdiğinin karşısına çıkarken, sabretmesini biliyor, susmasını biliyor. Zamanın en iyi ilaç olduğu gerçeğinden ayrılmıyor. Fark Alemi şiirinde şöyle sesleniyor:



Aşığa sorulmaz ecel korkusu,

Cananı canana verdikten sonra,

Zamanı durdurur vuslat coşkusu,

Has bahçe gülünü derdikten sonra…



İbadet sayılır, çektiği çile,

Tarifi yakışmaz cahilde dile,

Üzülmez Sevdai, yerseler bile,

Cümle kâinatı sevdikten sonra…



Hani öksüz olmak, kimsesiz olmak, yalnızlık içinde çırpınıp durmak vardır ya, Duran Eroğlu-Sevdai’de “öksüz bulutlar” gibidir. Gözyaşlarıyla, damlalarıyla haber salar sevdiğine. Bir başına yalnız kaldığı için, haykırır, “Bir başıma yalnız kaldım, nerdesin?” diye sorar

Dünya malına güvenmenin yanlışlığını anlatırken, “bana bir şey olmaz deme” diyerek uyarıda bulunur. Niyetinin yâre kavuşmak olduğunu açık açık anlatırken, “Karlı dağlar gibi çileli başım/Yoruldum, dünyaya tutunamadım/Dertler ateşinde kaynarken aşım/Darıldım dünyaya tutunamadım” mısralarıyla duygularını ortaya koyar.

Sonra, yüreğindeki duygularını anlatır: “Yüreğim feryatta geçmiyor sözüm/Gel buna bir çare, bul Leyla Leyla” diye çağrıda bulunur. Sesi duyulur mu bilmiyoruz!..Duyulur inşallah!..

GÜNÜN SÖZLERİ:

1. Hatalar miras değildir, savunmaya değmez (Edmund Burke)

2. Bütün bildiklerini söyleme, ama söylediğin her şeyi bil (Matthias Cladius)

3. Geçmişe ait olan ben değilim, geçmiş bana ait (Mary Antin)

4. Övülmek isterseniz, alçak gönüllülüğü yem olarak kullanınız (Lord Chesterfield)

5. Üç gerçek dost vardır: Yaşlı bir eş, yaşlı bir köpek, hazır para (Franklin)





Manisa’dan Kâzım Poyraz’ın yeni şiirleri

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Şiirler, şairleriyle güçlülük kazanan, kalıcılıkları üzerinde konuşulan mısralar bütünü.

Manisa ilimiz merkezinden seslenen, şair-araştırmacı Kâzım Poyraz hocanın yeni şiirleri var masamda. Geleli epey oldu. Sayfalarında, mısraları arasındaki gezintilerim gecikiyor. Kısmet bugüneymiş.

Kazım Poyraz bir hece şairi. Duyguları zenginlik içinde... Kalıcılığı fazla olan şiirleriyle karşımıza çıkıyor, bize ulaşıyor. O’nun dörtlükleri var, kısa gibi görünüp anlam zenginliği içinde olan. Bunlardan biri şöyle efendim (Neden?):

Sarı saçını ince tel tel örük yaparsın,

Beni görünce dönüp, başka yola saparsın,

Söyle cefa mı nazın, çektiğim bunca çile

Bu seferde gül gayrı, neden kaşın çatarsın?.

Öteki dörtlüklerde, kalpde yanan aşk közünden, hayatın sonunun bir gün geleceğinden, gonca güllerde nice sırların gizliliğinden, dünyada çile çekmeyen aşığın olmadığından, umut dolu sevgilerin peşinde koşarken yorgun düştüğünden, gençliğinin seller gibi akıp gittiğinden, geçtiğinden, gül yüzlü yâre hasret kaldığından söz ediyor uzun uzun.

Sonra nazlı çiçekten, yolunun gurbet oluşundan, oburun feryadından, hayatın borana benzediğinden, ak kızın sevgisinden, bir Yörük kızına duyduğu hislerden,. duygulardan söz ederek oluşturduğu mısralardan meydana gelen şiirleriyle sanat ve edebiyat dünyamızın önde gelen isim ve imzaları arasında yer alan Kazım Poyraz hocanın, “Görmeye geldim” adlı, başlıklı şiirinden (bu şiir altı dörtlükten meydana geliyor) karşımıza çıkan dörtlüklerden:



Elâ gözlüm karakaşlım,

Kara benzer beyaz dişlim,

Gövel ördek gibi döşlüm,

Uzaktan görmeye geldim.



Kazım sondur gurbet yolu,

Hasret bitsin canım gülü,

Meydanda vursun davulu,

Düğünü kurmaya geldim.



GÜNÜN SÖZLERİ:

1. Hatalar miras değildir, savunmaya değmez (Edmund Burke)

2. Bütün bildiklerini söyleme, ama söylediğin her şeyi bil (Matthias Cladius)

3. Geçmişe ait olan ben değilim, geçmiş bana ait (Mary Antin)

4. Övülmek isterseniz, alçak gönüllülüğü yem olarak kullanınız (Lord Chesterfield)

5. Üç gerçek dost vardır: Yaşlı bir eş, yaşlı bir köpek, hazır para (Franklin)















Serhad Artvin Gazetesi şairlerinden

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Artvin ilimiz merkezinde günlük yayınlanan “Serhad Artvin” Gazetesi sayfalarında şiirleriyle yeralan isim ve imzalardan aldıklarımız var efendim. Bunlar sırasıyla

OKTAY ŞENOL’DAN

Oktay Şenol isim ve imzası, yıllardır izlediklerimin başında geliyor. Oktay Şenol’un Serhad Artvin Gazetesinde yer alan şiirlerinden: “Ayrılırsan”, başlıklı olanı dört ayrı dörtlükten, “Şiirler”, başlıklı şiiri de yine dört ayrı bölümden oluşuyor. Bu şiirlerden birer dörtlük:



AYRILIRSAN (Oktay Şenol)

Sana dünyada gülmek yok,

Sana akıl veren pek çok,

Çok sıkıntılara düşersin çok,

Milliyetinden, geçmişinden ayrılırsan…



ŞİİRLER (Oktay Şenol)

Şiir içten gelerek yazılırsa şiirdir,

Ismarlama yazılan asla şiir değildir,

Ey eline kalemi alarak yazan dostum,

Yıllarını vermeyen insan şair değildir..



Serhad Artvin Gazetesinde şiirleri yayınlananlardan iki isim ve imza, Özer Bilir, Nuri Aydın olarak görünüyor. Özer Bilir’in uzunca bir şiiri “İşte gidiyorum” başlığıyla karşımıza çıkıyor. Nuri Aydın’ın “Bu milletin kaderi” adlı şiiriyse beş ayrı dörtlükten meydana geliyor. Bu şiirlerden:



İŞTE GİDİYORUM (Özer Bilir)

Git dedin, gidiyorum işte,

Ama dön desende,

Artık dönemem,

Yolum çok uzun,

Kim bilir, neler bekliyor beni..



BU MİLLETİN KADERİ (Nuri Aydın)

Derelerden kanal açtı Atalar,

Suları bizlere ettiler yadigâr,

Bu nimeti kimse satamaz

Halk bu işin altında yatamaz.



GÜNÜN SÖZLERİ:

1. Hatalar miras değildir, savunmaya değmez (Edmund Burke)

2. Bütün bildiklerini söyleme, ama söylediğin her şeyi bil (Matthias Cladius)

3. Geçmişe ait olan ben değilim, geçmiş bana ait (Mary Antin)

4. Övülmek isterseniz, alçak gönüllülüğü yem olarak kullanınız (Lord Chesterfield)

5. Üç gerçek dost vardır: Yaşlı bir eş, yaşlı bir köpek, hazır para (Franklin)





***

***

Efsane eğitimci, “Koca Müdür” Mithat Erden;

Burdur’un ilçelerinde “ilk” olan, Tefenni

Ortaokulunun kuruluş ve başlangıç yıllarını anlatıyor (1)

Prof. Dr. İSA KAYACAN

1950’li yıllarda, özellikle ilçelerimizde, Ortaokulların yeni yeni kurulmaya başlandığı günlere, ilişkin eğitimcilerimizin anıları bugün daha bir önemlilik ve anlamlılık taşıyor.

Mithat Erden hoca, 04 Nisan 1921, Siirt doğumlu. İstanbul Erkek Öğretmen Okuluyla, Ankara Üniversitesi Gazi Terbiye Enstitüsü Edebiyat Bölümü mezunu...

Sandıklı, Tefenni ve Osmaneli Ortaokullarının kurucu Müdürlüğünü yapan Mithat Erden hoca 29 yaşında Tefenni Ortaokulunun kurucu Müdürlüğünü yapıyor. Bu 29 yaşından hareket ettiğimizde, görev yaptığı yıllar 1950’li yılların başına rastlıyor.

Mithat Erden hoca, Andre Gide’nin: “Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” sözünden hareket ederek, anılarını yazmış, kalınca bir kitap olabilecek şekilde yayına hazırlamış. Bu yayın hazırlığı içindeki anılarının, Tefenni Ortaokulu bölümü, yayın hazırlık sayfalarının 99 ncusunda başlıyor. Bu bölümünden aldığım cümleler, o günlerin zorluklarını, görev azim ve kararlılığıyla dolu olan Mithat Erden hocanın eğitim aşkını ortaya koyuyor. Buradan aldığım Mithat Erden cümleleri:

1- Tefenni Ortaokulunu kurmak üzere, denk yaptığımız iki yatak, bir sandık kap kaçı alarak Tefenni’ye hareket ettik. Burdur- Tefenni arası 63 kilometreydi. Üstü renk renk çiçeklerle boyanmış, süslü, tahta karoserli küçük bir kamyon bozması olan otobüse bindik. 20 kişilik araçta yalnız biz vardık. Genç, yakışıklı, uzun boylu, sarı burma bıyıklı şoför kendisini tanıttı. Adı Şahindi. Güleç yüzüyle Tefenni’ye niçin gitmekle olduğumuzu sordu. Ortaokul Müdürü olduğumu, orada ortaokul açacağımı söyleyince, ortaokul ne oluyor, der gibi yüzüme baktı. Burdur’un ilçelerinin hiçbirinde ortaokul yoktu. 63 kilometrelik tozlu yolu 6 saatte alabildik. Karanlık basarken Tefenni’ye vardık. Salaş, ahşap bir han bozması otelde geceyi geçirdik.

2- Tefenni 1800 nüfuslu küçücük bir kasabaydı. Kendisine göre biraz yumuşamış zengin bir “Beylik” kültürü, enteresan bir geçmişi vardı. Evleri bağdadi, kesmetaş ve kerpiç karması idi. Orta Asya’nın renkli göçebe kültürünün izleri yer yer seziliyordu. Kasabının tam ortasında Tefenni Beylerinin konakları, etrafında Beylerin topraklarında çalışan işçilerin ufak evleri yer alıyordu. Kasabanın hayat kaynağı olan, her yerinde sular kaynayan “Koca Pınar” dedikleri bir kaynak, pınarın etrafında gökyüzüne doğru, iki adamın kucaklayabileceği kalınlıktaki çınar ağaçları yükseliyordu.

3- Ortaokulun açılacağı, yaşı uygun ilkokul öğrencilerinin kayıtlarını yaptırabilecekleri, Kaymakamlık tarafından bütün köylere duyuruldu. İlçe merkezinden yalnız on, onbeş çocuk kayıt yaptırdı. Köylerden okula yazılan 50-60 öğrenci, evlerindeki kırmızı, yeşil, sarı çiçek kaplamalı yorganlarını, iki ucunda el işi dantel işlenmiş yastıklarını ve döşeklerini alıp geldi.

4- Zayıf esmer, tarla yanığı yüzlü bir Tefennili hanımla konuştum. Ortaokul çağında iki çocuğu vardı. Fakat yoksulluk yüzünden onları okula yazdıramayacağını söyledi. İki çocuğunu okula alırsam gelip, yatılı çocuklara yemek pişirebileceğini söyledi. Sembolik bir aylıkla işe başladı. O’na ‘Kâmile Bacı” diye hitap ediyorlardı. Çalışkan, şefkatli, yumuşak huylu bir insandı. Ortaokulda okuyan bütün çocuklara annelik yaptı.

5- Köy Enstitüsünde “Yaparak öğrenmek” metodunu hatırladım. Bu pırıl pırıl köy çocuklarını aynı metotla yetiştirmeğe karar verdim. Açtığım bu basit öğrenci yurdunun bütün yönetimini öğrencilere bıraktım. Her öğrenci, genel masraflar için ayda üç lira nakit para ve evde tükettikleri tarhana, bulgur, kırma, mercimek, fasülye gibi alışkın oldukları kuru gıdalardan evlerinde paylarına düşen üç aylık miktarı getirip, yurt müdürü olan arkadaşlarına teslim ediyorlardı.

6- Bu yurdun öğrenci müdürü, sonraki yıllarda Hacettepe Üniversitesinde Nefroloji Ana bilim Dalı Başkanlığı yapan Prof. Dr. Şali Çağlar, yemek, kiler, mutfak ve hesap sorumlusu da, yine sonraki yıllarda “yılın başarılı bürokratı” olarak seçilen ve uzun süre Türk Standartları Enstitüsünün Başkanlığını yapan Mehmet Yılmaz Arıyörük’tü.

7- Süvari Birliğinin terk ettiği üç katlı kışlanın ciddi şekilde onarıma gereksinimi vardı. Bu problemi de Köy Enstitüleri metoduyla çözmeğe çalıştım. Öğrenciler boş zamanlarında, okulun bütün onarımını seve seve yaptılar.







Efsane eğitimci, “Koca Müdür” Mithat Erden;

Burdur’un ilçelerinde “ilk” olan, Tefenni

Ortaokulunun kuruluş ve başlangıç yıllarını anlatıyor (2)

Prof. Dr. İSA KAYACAN

8- Okulumuzun öğrencileri, sıralarda oturmuş esneyerek ders dinleyen, bir kulakları zilde, bir kulakları öğretmende olan öğrenciler değil, doğayla iç içe yaşayan, yapan bozan, düşünen, daha iyisini yapmak için çareler arayan, hareketli canlı varlıklardı. Pansiyon Müdürü yatakhanede kalk zilini çalınca, herkes yataktan fırlıyor, yüzünü yıkıyor, yatağını düzeltiyor, gelip mütalâa masasının başında oturup derslerini gözden geçiriyorlardı.

9- Süleyman Dilmen adındaki öğrenci halk oyunu olarak yapılacak jimnastiğin yöneticisi idi. Davul tokmağının ilk darbesiyle “Hadi efeler, başlıyoruz” komutu üzerine eller yukarı kalkıyor, dizler bükülüyor, oyun başlıyordu. Tefenni yöresinin çok sevilen bir zeybeği vardı:

Al yazmam dalda kaldı,

Gözlerim yolda kaldı,

Ne ettim de gelmedin,

Allah’ından bulası.

Öğrenciler, şevkle, hırsa dizlerini yere vuruyor, naralar atıyordu. Tabii bunun gibi beş on zeybek ve halay çekilerek jimnastik dersi bitiyordu. Bu etkinlik İzmirli öğretmen Rukiye Soytürk’ün nezaretinde yapılıyordu. Bundan sonra Kâmile Bacının hazırladığı, üzerinde dumanlar tüten tarhana çorbası iştahla ve keyifle kaşıklanıyor veya çaylar içilerek kahvaltı yapılıyordu.

10- Bütün kara tahtaları yeşile boyattım. O sıralarda adını şimdi hatırlayamadığım, soyadı Ülkümen olan bir Bakanlık müfettişi okulu teftişe gelmişti. Yeşil tahtaları görünce şaşırdı. “Müdür bey, burasını tekkeye çevirmişsiniz. Bu yeşil tahtalar neyin nesi?” diye memnuniyetsizliğini açıklayınca, kendisine İsviçre’de yeşil tahta kullanıldığını çünkü kara tahtanın öğrencilerin psikolojik dengelerini bozduğunun tespit edilmiş olduğunu, yeşil rengin çocukları dinlendirdiği yanıtını verdim.

Müfettiş sesini çıkarmadı. Ankara’ya döndükten kısa bir süre sonra yayınlanan bir bildiri ile, Türkiye’nin bütün ortaokullarında kara tahta yerine yeşil tahta kullanılması emredildi.

11- Milli bayramlarda, davul- zurna eşliğinde hükümet meydanında kurulan bir kürsüye çıkıyor, ben veya öğretmen arkadaşlarımızdan birisi, Atatürk Devrimlerini anlatıyorduk. Milli duyguları coşturuyor, kasabada bambaşka bir hava yaratıyorduk.

12- Bu küçük Ortaokulda üç yıl okutup mezun ettiğimiz, zeki, çalışkan, dürüst, vefalı öğrencilerimizin hemen hemen tamamı, sonraki yıllarda üst düzey görevlerde bulundular. Bunlardan bazıları; Hikmet Özbağcı, Yalçın Erten, M. Yılmaz Arıyörük, İhsan Barın, Şali Çağlar, Ali İhsan Yüksel, Ali Çiftçi, İsmail Çiftçi, Ali Sümer, Kadir Uysal, Kadir Akın, Mehmet Tekeli, Hüseyin Alper, Mehmet Sunar, Mehmet Yıldırım, Veysel Yıldırım, Ömer Selimoğlu, Hulusi Selimoğlu ve Ramazan Erçiller şeklinde sıralandı…

13- 1951 yılında Bulgaristan’dan büyük bir göç oldu. Kişi geçirmek üzere her ilçeye 100-200 kadar göçmen ailesinin yerleştirilmesine çalışılıyordu. Tefenni’ye de çoluk çocuğu perişan, renkli yatakları ıslak, eşyaları darma dağınık büyük miktarda göçmen gelmiş, ortalıkta kalmıştı. Sonradan, bir çok ilde Valilik yapan Zekeriya Çelikbilekli ile kolları sıvadık.

Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizle Cumartesi günleri, ayrı ayrı kasabalarda kurulan pazarlara gidiyor, halkı yardıma çağırıyorduk. Kürsüye çıkıyor, pazara gelen halka, zalim göçün nedenlerini, Türklüğü Balkanlardan çıkarmak için başvurulan bu çirkin metotları anlatıyor, hüngür hüngür ağlatıyorduk.

14- Bir gün okuldaki kapım çalındı. İçeriye orta boylu, kutni yelekli bir göçmen girdi. “Efendim, ben dört çocuğumla burada ne yapacağımı şaşırdım. Çocuklarımın karnını zar- zor doyurabiliyordum. İş yok, güç yok lütfen bize yardım ediniz” dedi. Bulgaristan da sobacılık yaptığını söyleyen göçmen Ali Usta; “Elimde bir soba yapacak kadar param olsa, kuzine yapar herkese de satarım” diye ekledi. O gün de 170 lira maaş almıştım. Çıkarıp ona 70 lirasını verdim. Parayı alıp sevinçle çıktı.

İlçe merkezindeki hâkimlere, memurlara bunu anlatınca onlar da yakından ilgilendiler. Sonraki yıllarda Ali Usta’nın Denizliye göç ettiğini, orada büyük bir Kuzine Fabrikası kurduğunu, çok zengin olduğunu öğrendim. İki oğlu da İstanbul’da Tıp Profesörü olmuş.



Efsane eğitimci, “Koca Müdür” Mithat Erden;

Burdur’un ilçelerinde “ilk” olan, Tefenni

Ortaokulunun kuruluş ve başlangıç yıllarını anlatıyor (3)

Prof. Dr. İSA KAYACAN

15- 1950 seçimlerine yakın günlerde Fethi Çelikbaş adında Burdurlu bir Profesör, Tefenni’ye gelip köy köy dolaşmaya başladı. Her toplantıda kürsüye çıkıp, elindeki Bafra sigara paketini gösterip halka, bu sigara paketinin maliyetinin bir lira olduğunu, halbuki CHP iktidarının bunu halka 6 liraya sattığını, bunun için şimdiki iktidardan kurtulup, Demokrat Partiye oy verilmesi gerektiğini bağıra bağıra anlatıyordu. Halk sessiz, nümayişsiz dinliyor, alkışlamadan sadece başını sallayıp duruyordu. Seçim yapıldı. O sessiz, sadece dinleyen halk oyunu, büyük umutlar içinde Demokrat Partinin kıratına verdi.

16- İzmir’de Jimnastik öğretmenliği yapan Mehmet Özbey adında enerjik, halka yakın birisi Milletvekili seçildi. Tefennililer çok mutlu oldu. Mehmet Özbey’in Kasabaya geleceği günü herkes önceden biliyordu. Tefenni’de bir kardeşi vardı. Sade giyimli bir vatandaştı. Özbey’in geleceğinden bir gün önce o, başına siyah bir şapka geçirir, buruşuk, köylü elbisesinin gömleğine siyah bir kravat takar, çarşıda gezinirdi. Herkes, “Tamam, Özbey yarın geliyor” diye hazırlanmaya başlardı.

Özbey, memleketine hizmet yolunda olduğunu göstermek için, arkasında Sağlık Müdürlüğünden sağladığı Willis Jip, içinde bir doktor, bir hemşire ve sağlık memuru ile gelmeye başladı. Köy köy gezerek, hastaları muayene ettiriyor, ondan sonra köy kahvesinde Demokrat Parti’ nin yapmakta olduğu ve yapacağı güzel işleri, ballandıra ballandıra anlatıyordu.

17- Ulaştırma Bakanı Tevfik İleri’nin geldiği haberi, Tefenni’de süratle yayıldı. Kasabanın ortasındaki Koca Pınarı gölgeleyen çınarın altında halk merakla Bakanı dinliyordu. Dinden konu açılmıştı. Herkes yeni iktidarın bu konuda neler yapacağını merak ediyordu.

Tevfik İleri gayret sakin ve güvenli bir sesle; “Beyler, bu din işini çok abartıyorsunuz. Dikkat ederseniz, bütün dinlerin temelinde, çok basit ve açık bir ana fikir vardır. Dinin esası temizliktir, maddede ve manada temizlik. Dinlerin ahlak sistemi bu iki esasa dayanır. Bedeninizi, evinizi, çevrenizi, dünyanızı temiz tutacaksınız. Manevi temizlik ise, insanları sevmek, kimseye zarar vermemek, hak yememek, yalan söylememek, herkese yardım etmek, herkese saygı göstermek gibi değerlerdir. Maddi ve manevi bakımdan temiz olan insan, Allahın sevdiği, Allahın koruyacağı insandır” diyordu.

18- 1950 yılında eşim ikinci hamileliğini geçiriyordu. Siirt’deki doğumun acı hatıraları belleğimden silinmemişti. Büyük bir korku ve heyecana kapıldım. Ne pahasına olursa olsun, bebeğimizin doğumunun tıp öğrenimi yapmış doktorların elinde olması en büyük arzumdu. Burdur’da da bir uzman doktor yoktu. Muhakkak eşimi Isparta’ya götürüp orada doğumunu gerçekleştirmesini istiyordum. Fakat şansım yaver gitmedi. Isparta’daki hanım doktor izinli olarak ayrılmıştı. Yerli ebelerden birisi doğumu yaptırmadan önce, gerekli hijyen tedbirlerini aldık. İkinci çocuğum dünyaya geldi. Adını, Ümit koyduk.

19- Yıllar sonra, ben, eşim ve Mehmet Yılmaz Arıyörük İznik’e “Müşküle Üzümü” bayramına gitmek için seyahat ediyorduk. Konu Tefenni’deki yurttan açıldı. Eşim; “Bir gece bir çocuk başına battaniye sarıp pencereden atlamıştı” deyince, Arıyörük; “Ablacağım, o çocuk bendim” demesin mi!.. Çok güldük.

20- Yukarıda anlattığım bütün çabalarımın ödülünü Tefenni’nin kadirbilir halkı verdi. 29 yaşımda olduğum halde bana “Koca Müdür” adanı takmışlardı. Yıllar sonra Tefenni’ye yolum düştü. “Koca Müdür gelmiş” haberini duyan eski dostlar ve halk akın akın ziyaretime geldiler. Lisede kurucu müdür olarak resmimin, Tefenni’nin yetiştirdiği büyük bilim adamı İbrahim Kafesoğlu ile yan yana asılı olduğunu görünce gözyaşlarımı tutamadım.

Not: Tefenni Ortaokulunda 1958, 1959, 1960 yıllarında okuyan (bizim dönemimizde Mithat Erden hocamız okuldan ayrılmıştı. Okul müdürü, Mehmet Özeren’di.) birisi olarak, ömrünü eğitime, öğrencilerine veren, şair, yazar, araştırmacı Mithat Erden hocamızın kuruculuğunu yaptığı ortaokuldan mezun olma gururunu taşıdığımı belirtiyor, hocamızı sevgi, saygı ve minnetle selamlıyorum efendim. (İsa Kayacan)





Burdur, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinden:

Safahat

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesince yayınlanan, ortaya konulan kitapların sayısı hızla artıyor.

22- 25 Eylül 2011 tarihleri arasında, Elazığ’da gerçekleştirilen, Uluslararası Şiir Akşamları, programlarının bitiminde katılımcılara verilen kitaplar arasında yer alan, Burdur, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Uygulama ve Araştırma Merkezi yayınları arasında günyüzü gören kitaplardan birinin adı:

- Safahat, olarak karşımıza çıktı. 536 sayfalık kitap (bilindiği gibi) Mehmet Akif Ersoy imzasını taşıyor. 2010 yılında basılan kitabın, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Gökay Yıldız imzasının taşıcısı. Gökay hoca sunuşunun girişinde;

- “1873- 1936 yılları arasında yaşamış olan milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunu tanıklık ederken şiirlerinde, yazılarında, sohbetlerinde Türk toplumunun önemli sorunlarını ele almış, tenkit etmiş ve çözüm üretmiş bir kültür adamıdır” diyor.

Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi- Mehmet Akif Ersoy Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nihat Karaer, Merkezle ilgili bilgiler veriyor, kitabın yayınlanış gerekçelerini ortaya koyuyor.

Safahat, yedi kitap olarak şekillendirilmiş. Şiirlerin isimleri var ayrı ayrı:

Nazım Parçaları da verilmiş. Kitaplar altındaki başlıklarının sıralanışı: Nazım parçaları, Süleymaniye kürsüsünde, Fatih kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler, Safahatta bulunmayan şiirlerinden bir kısmı.

Verilen bilgilerin satırları arasındaki gezintimiz sürüyor: “Safahat, Akif’in yedi ayrı şiir kitabından birincisidir ve ilk olarak 1911 yılında yayınlanmıştır. Diğer kitaplarından her birinin ayrı ayrı adları bulunduğu halde, bu kitabın adı ‘Safahat’ olarak kalmış ve toplu baskılarda da bu adın kullanılması adet olmuştur”.

Bu bir açıklama, bilgilendirme. Ama Akif ve eserleriyle ilgili önemli bir açıklama efendim.

Sayfa 476’da yeralan, 27 Aralık 1924 tarihinde yazılmış, “Şehitler Abidesi için” başlıklı Mehmet Akif Ersoy şiiri, duyguları:

- Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,

Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler.

Hakk’ın bu veli kulları taş tecrübeye, girmez;

Gufrâna bürünmüş, yalnız Fatiha bekler.



GÜNÜN SÖZÜ:

İnsanoğlu için yaşamak; Sağlığını korumak, zamanını yerli yerince tasarruflu kullanmak, verimlilik içinde, her şeyden zevk alıp, gurur ve kıskançlık kapılarından içeri girmeden, mutlu olmak, yakınlarına, çevresine, huzur ve mutluluk verebilmek olmalıdır. (İsa Kayacan)



























Burdurlu, Abdurrahman Ekinci’den bir kitap:

Tekeli’nin Dilinden, Telinden (1)

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Burdur için bir çivi çakanın karşısında, saygıyla eğildiğimi yıllardır söyleyip geliyorum.

Burdur- Teke yöresini kültürüne yönelik araştırma ve yayınlarıyla beğenip, takdir ettiğimiz, Araştırmacı Derlemeci, Organolog Abdurrahman Ekinci hocanın, yıllarca süren araştırma, derleme çalışmalarının sonunda, Burdur Valiliğimizin, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yayınlarının 6 ncısı olarak 554 büyük sayfayla günyüzü gören;

- Tekelinin Dilinden, Telinden (1), adlı kitabıyla, Burdur halk kültürüne yeni bir boyut kazandırıldığını görüyoruz. Abdurrahman Ekinci, araştırmalarında kararlılık gösterir, ısrarla sürdürülen çalışmalarının altına başaralı imzalar atar.

12.11.2011 tarihinde bana imzalayıp gönderdiği; “Kültürümüzün yozlaşmamasına, köksüzleşmemesine, öksüzleşmemesine direnen, emek harcayan, Abdurrahman Ekinci’den, Prof. Dr. Sayın İsa Kayacan’a” cümlesiyle, anlamlı ve birazda sitemkârlık bulunan bir ifade biçimi ortaya koymuş. O’nu anlıyor, seviyor ve tebriklerimi sunuyorum.

Burdur Valisi, yöresel kültürün destekleyicisi Süleyman Tapsız’ın, Burdur için kültürel bir şans olan İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Tanır’ın ayrı ayrı sunuşları var. Bu iki değerli isim ve imza, Abdurrahman Ekinci’nin kitabıyla ilgili (seçtiğimiz birkaç cümleyle) şunları söylüyorlar:

1- Bu kitap uzun ve titiz bir çalışmanın sonucudur. Derlemeci Abdurrahman Ekinci tarafından halkın yaşamı, saz ve söz sanatı üzerine yapılan araştırma, Teke yöresi, yörük kültürü ve geleneğini yeni kuşaklara taşımada önemli bir rol oynayacaktır. İlgilenenlere kaynak niteliği taşımaktadır (Süleyman Tapsız, Burdur Valisi).

2- Bu kitap ile bir ömür harcanıp 25 bin km yol aşılarak, kültürü yaşayan halka gidilip, birebir bilgiler derlenerek, kültürümüzü öğrenmek ve kayıt altına almak açısından önemli bir irade ortaya konmuştur (Mehmet Tanır, Burdur, İl Kültür ve Turizm Müdürü)

Kitapla ilgili, Abdurrahman Ekinci’nin çalışmalarıyla ilgili görüşlerini ortaya koyan bilim adamları var 6 ncı, yedinci sayfalarda okur karşısına çıkarılan. Sonra, içindekiler sayfaları başlıyor. Burada gördüklerimizden bazı alıntılarla devam edelim:

- Bölge olarak Teke Yöresi, Sahibi olamadığımız sözcüklerimiz, Biçim bakımından Türkçe, Sanatçılarımız (Kadir Turan, Asmalılı Osman Ali, Ahmet Ali Selçuk, Çotak Nuri, Emin Demirayak, Hüseyin Karakaya İsmail Evcil, Ali Tekin vd.

Teke Yöresinin türküleri ve sazları, İki telli Kozağaç- Dirmil curası, bağlaması, Teke Yöresi yaylı halk çalgıları, Müzik Kültürümüzde Teke Yöresi Burdur Sipsisi, Türk Halk oyunları, Teke Yöresinde giyim, kuşam, süsleme, Kadın- erkek kıyafetleri, Maket sazlar, Teke Yöresinde yaşantılarıyla toplumu etkilemiş sanatçılar, Türkmen yurdunun Yörükleri vd.

Yörük kültürüyle iç içe bir yaşantı sürdüren Abdurrahman Ekinci, önsözünün bir yerinde; “Halk ustalarına öğretmeye değil, öğrenmeye; vermeye değil, almaya gidildi” diyor.

Kitap içine konulan, sazlarla ilgili görüntüler, yapımları aşamasındaki anlatımlar, ayrı bir zenginlik ortaya koymuş. Burdur yöresine ait türkülerin sözleri ve notalarıyla da bu zenginliğin oranı, artırılmış.

Abdurrahman Ekinci’nin 11 ayrı bölümden oluşan “Tekede Türkü Söyleyelim” adlı şiirlerinden bir bölüm: Bir ölümlük günde/ Bir nefes alır gibi/ Gerinip de güneşin önüne/ Güneşlenir gibi/ Etimizle, kemiğimizle türkü söyleyelim...

GÜNÜN SÖZÜ:

İnsanoğlu için yaşamak; Sağlığını korumak, zamanını yerli yerince tasarruflu kullanmak, verimlilik içinde, her şeyden zevk alıp, gurur ve kıskançlık kapılarından içeri girmeden, mutlu olmak, yakınlarına, çevresine, huzur ve mutluluk verebilmek olmalıdır. (İsa Kayacan)

TSM’nin Ankara’daki Dergâhı:

Ahmet Sevgi Kültür Evi’nde; yeni bir “Şiir ve Musiki”

Prof. Dr. İSA KAYACAN

Toplantılar vardır çok şey öğretir. Toplantılar vardır, sıkıntı getirir, vakit bir türlü geçmez.

TSM’nin Ankara’daki Dergaâhı, Karargâhı olarak kabul ettiğim, Ahmet Sevgi Kültür Evi’nde yapılan, TSM’ye yönelik toplantılarda; eserlerin bir düzenleme içinde sıralanışı, işin ehli profesyonel saz ve ses sanatçılarınca icra edilişi, insanın ruhunu açıyor, ferahlatıyor, genişletiyor. 6-7 saat süren meşklerde zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz!

Ahmet Sevgi, şair, yazar, araştırmacı. Bürokratlık yönü emekli olmasına rağmen halâ varlığını ve ciddiyetini koruyor.

Önceki aylarda, dönemlerde olduğu gibi, 20 Kasım 2011 tarihinde de, Ankara’daki Ahmet Sevgi Kültür Evi’nde “Şiir ve Musiki Günü” gerçekleştirildi. Önceden hazırlanan 28 ayrı eser, söz yazarları, bestekârları ve makamları itibariyle yapılan sayfa düzenlemesi, çoğaltılması toplantıya katılanlara verilerek, eserler icra edilirken, mırıldanma ve katılımlarla okuyan sanatçılara eşlik edilmesi sağlandı.

Genellikle Ali Naili Erdem ve Nurettin Özdemir gibi büyüklerimiz tarafından yönetilen bu toplantıların, ciddiyeti hep konuşuluyor. 20 Kasım 2011 tarihli “Şiir ve Musiki” konulu toplantı, Ahmet Sevgi tarafından yönetildi.

İcra edilen her eserin sonunda, söz yazarı veya bestekârı hakkında ilgili kaynaklardan araştırılan bilgiler Ahmet Sevgi tarafından izleyicilere, katılımcılara aktarıldı, bilgiler paylaşıldı. Telefon bağlantıları yapıldı eskiden olduğu gibi. Eser sahibiyle sohbet edildi, bilgi aktarımı, sevinç ve mutluluk paylaşımı gerçekleştirildi.

Ahmet Sevgi Kültür Evi’nde icra edilen 20 eserin 14 ncüsü olan, Selâhaddin Erköse’nin bestesi, Fuat Edip Baksı’nın güftesi olan, Buselik şarkı, “Rüzgâr kırdı dalımı, ellerin günahı ne? Adlı gönüllerimizin pasını silen üç ayrı dörtlükten meydana gelen şarkının ilk dörtlüğünü hatırlayalım:

- Rüzgâr kırdı dalımı (2)

Ellerin günahı ne? (2)

Ben yitirdim yolumu (2)

Yolların günahı ne? (2)..

Unutamadığımız, unutamayacağımız klasiklerimiz arasında yeralan mısralar ve nağmeler olarak dudaklarımızdan döküldü.

20 Kasım 2011 tarihindeki Ankara, Ahmet Sevgi Kültür Evi’ndeki “Şiir ve Musiki” toplantısına katılanlar:

-İbrahim Dinçer (Udi), Necdet Örselli (Kanuni), Şemsettin Uyanıksoy (Yaylı Tanbur), Özlem Karaağaç (Solist), İsmail Gürlü (Solist), Tayyar Güneymen (Solist)..

Program izleyicileri, katılımcıları; Ahmet Sevgi (Ev sahibi ve yönetici). Nurettin Özdemir, Vedat Fidanboy, İsa Kayacan, R. Nurettin Selçuk, Selâhattin Babüroğlu, Ülkü Söylemezoğlu, Nesrin Feşel, İbrahim Engin (Ortanca Dergisi, Sahibi, Yazı İşleri Müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni), Gürel Eke, Oya Şahin, Ayşen Gürbüz, Tanju Gürbüz, Gülsün Polat, Sadun Köprülü…

Burada, araştırma ve değerlendirmelerinden, Türk Sanat Musikimize katkılarından, dolayı Ahmet Sevgi’yi tebriklerimle kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim.

GÜNÜN SÖZÜ:

İnsanoğlu için yaşamak; Sağlığını korumak, zamanını yerli yerince tasarruflu kullanmak, verimlilik içinde, her şeyden zevk alıp, gurur ve kıskançlık kapılarından içeri girmeden, mutlu olmak, yakınlarına, çevresine, huzur ve mutluluk verebilmek olmalıdır. (İsa Kayacan)





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 84
Toplam Tekil 1639626
IP 54.166.112.64






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.692 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu