Yabancı Sermaye: Madalyonun Öbür Yüzü - Prof. Dr. Cihan Dura - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Yabancı Sermaye: Madalyonun Öbür Yüzü - Prof. Dr. Cihan Dura
Tarih: 06.02.2009 > Kaç kez okundu? 4224

Paylaş


“Yabancı sermaye ancak benliğimize ve varlığımıza hiçbir zarar vermeksizin ülkemize girebilir.” Kemal Atatürk

Uluslararası iktisat teorisi yabancı sermayenin, ev sahibi ülkeye sağladığı bazı ekonomik yararlardan söz eder. Ancak bunlar hayatın bir gerçeği olmayan tam rekabet piyasası varsayımı altında ulaşılmış, soyut teorik modeller çerçevesinde geçerli olan görüşlerdir. Türkiye’nin mutlu azınlığı, yabancı sermayenin hep bu teorik “etkiler”ini öne çıkararak ona övgüler düzer. Yabancı sermayenin sakıncalarını kamuoyundan gizler. Bu tek boyutlu bakışın sebebi söz konusu kesimlerin yabancılarla birlik olarak Türk milletinin sırtından geçinmeleridir.

Ben bu yazıda yabancı sermayenin olumsuz yönleri hakkında gözlem ürünü, yeni kanıtlar sunacağım. Söz konusu kanıtları önce genel olarak verecek, sonra sektörel düzeyde, bankacılık kesiminde örnekleyeceğim. Amacım, yabancı sermayenin zararları üzerine özenle çekilen perdeyi -gerçekler görülsün diye- aralık tutmaktır.

1) Yabancı Sermaye Katma Değer ve İstihdam Yaratmıyor

Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin ekonomimize, özellikle üretim ve istihdama dişe dokunur bir katkısı olmuyor. Bununla ilgili aşağıda iki kanıt sunuyorum:

i) Önce ekonominin içinde yaşayan, onu yakından gözlemleme imkânı olan bir uzmanın, Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Genel Başkanı Mahmut Çelikus’un yorumlarına bakalım. Çelikus’a göre Hazine Müsteşarlığı’nın doğrudan yabancı sermaye yatırımıyla ilgili 2000-2007 verileri şu gerçeği ortaya koymuştur: Türkiye’ye giren yabancı sermaye üretim ve istihdam yaratmamıştır. Bu husus ESDER’in yabancı sermaye ile ilgili daha önceki açıklamalarını da haklı çıkarmıştır. Yabancı sermaye, üretim yapması bir tarafa, kendi yerli üreticilerimizi yok ediyor. İşsizliğe çözüm olacağı yerde işsizliği tetikliyor.

ii) İkinci olarak, bir ülke ile, örneğin Çin’le bir karşılaştırma yapıyorum. Gözlem dokümanımız değerli bir kitap, bu çalışmadan[1] aktarıyorum: Çin’in yurtiçi hâsılasına doğrudan yabancı sermayenin katkısı 1980-2000 arasında 10 kattan fazla artmıştır. Türkiye’deki ise 1,5 defa küçülmüştür. Doğrudan yabancı sermayenin ülkemiz ekonomisine diğer ekonomilere kıyasla önemli bir katkısı olmamıştır[2]. İstihdama gelince, Türkiye’de doğrudan yabancı sermayenin istihdama katılım oranı, sadece %2,4’dür. Ülkemizin potansiyeli hesaba katılırsa, oran oldukça düşüktür. Demek ki yabancı sermaye istihdama çözüm olmamıştır. Sıcak paranın bir koyup beş kazandığı bir ekonomide yabancı sermayenin üretim yapması, yeni iş alanları açması elbette söz konusu olmaz.

2) Yabancı Sermaye Yeni Yatırım Yapmıyor

Türkiye’ye gelen yabancı sermaye yeni yatırıma (sıfırdan yepyeni fabrika kurmaya) fazla itibar etmemektedir. Yabancı sermayenin bu özelliği işsizliğin yüksek boyutlarda olduğu Türkiye açısından çok ciddi bir sorundur. Aşağıda bu sakıncaya dair iki kanıt sunuyorum.

a) Kanıtlardan ilki bizzat eski adı Yabancı Sermaye Derneği, şimdiki adı -kuruluşların adını değiştirmekten medet umuyorlar- Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) olan dernek tarafından ifade edildi. Buna göre Türkiye’ye 2007 yılında gelen 22 milyar dolarlık doğrudan yatırımın sadece yüzde 10’u yeni yatırımlardan (greenfield) oluşuyor. Geri kalan yüzde 90’lık bölümü ise (özelleştirmeler dahil) yerli şirketlerin satın alınması ve şirket birleşmelerinden ibarettir. Başka bir deyişle yabancı sermayenin yüzde 90’ı hazır işletmelere konuyor.

b) İkinci kanıt şudur: UNCTAD’ın bir raporuna göre 2006 yılında doğrudan yabancı sermaye yatırımları sayesinde Türkiye’de sadece 84 yeni tesis kurulmuştur. Buna karşılık aynı veri Suudi Arabistan’da 97, Brezilya’da 145, Birleşik Arap Emirlikleri’nde 282, Bulgaristan’da 286, Romanya’da 362, Hindistan’da 981, Çin’de 1378’dir. Bu konuda özellikle Çin ve Hindistan’la rekabet etmeyi düşünmek abestir ama çevremizdeki ülkelerden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bulgaristan ve Romanya’nın gerisinde kalmamız anlamlıdır.

3) Millî Servet Azalıyor

Yabancı sermayenin hazır işletmeleri satın almasının çok tehlikeli bir sonucu da millî servetin azalması, yabancıların Türk ekonomisine ortak olmasıdır. Şöyle ki, yukarda belirttiğim gibi Türkiye’ye gelen yabancı sermaye, zaten mevcut olan tesisleri satın almaktadır. Ne katma değere, ne de istihdama hiçbir olumlu etkisi yoktur. Aslında bu tür yatırımlara “plasman” demek gerekir (1970’lerde çok kullanılan bu yatırım terimi son küreselleşme furyası içinde, literatürden çıkarıldı). Çünkü satılan tesisin sadece sahibi değişmiş, başka bir deyişle tapusu el değiştirmiştir. Buradan, yabancı sermayenin gözlerden kaçırılan çok olumsuz bir etkisine ulaşıyoruz: Yabancı sermaye zaten mevcut bir Türk tesisini satın alınca, millî servetimiz başka bir ülkenin lehine azalmış olmaktadır.

4) Yabancı Sermaye Belirli Sektörlere Geliyor

Ülkemize gelen yabancı sermayenin yatırım profili de dikkat çekicidir. Yabancı yatırımcılar, ülke ekonomisindeki kırılganlığın da etkisiyle olsa gerek, genellikle nakit paraya yakın durulan banka-finans-sigortacılık, perakende satış gibi sektörlerde yoğunlaşmaktadırlar. Bu sektörler ihracat yapmayan, katma değeri düşük, sürükleyici etkisi az, istihdam etkisi zayıf olan sektörlerdir. İstihdam yaratıcı reel sektör yatırımları yapan yabancı sermaye, otomotiv sektörü hariç yok denecek kadar azdır (USİAD Ekonomik Araştırmalar Grubu).

Yabancı sermayenin bu yapısal özelliği istatistik verilerde görülebilir: Hazine’ye göre 2007 yılında net doğrudan yabancı sermaye girişi 21 milyar 873 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu yatırımın yüzde 60’ı kâr marjı yüksek olan hizmet sektörüne (finansal kuruluşlar, ulaştırma, haberleşme ve depolama, gayrimenkul kiralama ve diğerleri), yüzde 14’ü gayrimenkul (toprak) alımına gitmiştir. İmalat sektörüne yapılan yatırım, toplamın yüzde 20’sini bile bulmamaktadır.

5) Yabancı Sermayenin Kâr Transferleri Arttı

Yabancı şirketler her yıl kendi ülkelerine kâr transferi yapar. Bu transferler Türkiye’nin ödemeler bilançosunu olumsuz etkiler, dış açığı artırır. Tasarruf ve yatırım artışını yavaşlatır.

Merkez Bankası ödemeler dengesi istatistiklerinden yapılan bir hesaplamaya göre 2003-2007 dönemini kapsayan beş yıllık dönemde yabancılar, toplam 22 milyar doları yurt dışına transfer ettiler. Bunun 5 milyar 955 milyon doları Türkiye’deki doğrudan yatırımlarından elde ettikleri kârlardır. 16 milyar 45 milyon doları ise Borsa, devlet iç borçlanma senetleri gibi finansal araçlara yapılan portföy yatırımlarından kazandıkları gelirlerdir. Yoksul Türkiye, yabancı sermaye yoluyla nerelere ve kimlere para akıtıyor görün. Üstelik döviz çıkışı giderek artıyor: 2002 yılında yabancıların kâr transferi sadece 89 milyon dolardı. Bu rakam 2007 yılında 2 milyar dolara yaklaştı. Tahminlere göre üç sene sonra 5 ile 10 milyar dolar arasında olacak, 2010 ve sonrasında 10 milyar doları bulacaktır.

Ülkeye yabancı sermaye sokmanın birçok bedeli vardır, bunlardan biri de vurguladığım gibi dışarıya kâr transferleri yapılmasıdır. Ekonomist yazar Abdurrahman Yıldırım[3] bu sakıncayı veciz bir ifadeye bağlamış: Yabancı sermaye stokunun giderek artmasından dolayı ödemeler dengesi içinde bundan sonra doğrudan yatırım giderinin önemli bir kalem oluşturacağı, bunun da cari açığı besleyeceği beklenmeli. Dışarıdan gelen sermayenin gelecek yıllarda böyle bir faturası olacak. Bu sermayenin kuralıdır: Karşılıksız veya bedelsiz hiç bir şey yok.

6) Bankacılıkta Yabancı Sermaye

Bankacılık Türkiye’de yabancı sermayenin en fazla rağbet ettiği sektörlerin başında geliyor. Şimdi bu sektöre yakından bakalım, tabii madalyonun arka yüzüne… Madalyonun görünen yüzünün övgülerini bizim liberallerin yazılarında bulabilirsiniz.

AKP iktidarından önce Bankacılık sektöründe yabancı payı yüzde 10’un altındaydı. Şimdi yüzde 40’ı aşmıştır. Borsa payıyla birlikte yüzde 50’ye doğru yaklaşıyor. Sigorta sektörü yüzde 95 oranında yabancılaştı. Borsa aracı kurumlarının tamamı yabancılaşma noktasında… Türkiye’nin finans sektörü elimizden çıkıyor. Önümüzde Halk Bankası özelleştirmesi var. Onu da yabancılar alacak. Demek ki, hızla yüzde 60’a doğru gitmekteyiz. Diğer kimi hizmet sektörlerinde de aynı eğilim görülüyor. Türkiye ekonomisi yabancılaşıyor.

Bankacılık sektörünün yabancıların eline geçmesinin çok önemli sakıncaları vardır. Bunları bir çalışmamda[4] inceledim. Burada değerli bir iktisat hocamızın konuyla ilgili bir analizinden[5] de yararlanarak o makalemdeki gerçeklere birkaç yönden ilave yapmaya çalışacağım.

Türkiye’de bugüne kadar yabancı sermayeli hale gelen banka sayısı, 37’dir. Bunlardan 13 banka yüzde 100 yabancı sermayeli, yani tamamen yabancı mülkiyetindedir. Yabancıların pay sahibi olduğu bankaların toplam aktifler içindeki payı yüzde 40’tır. Bu yapısal değişme bazı ekonomik ve sosyal sorunları peşi sıra sürüklemektedir.

a) Birinci olarak, ekonomik açıdan, ülke riski artmıştır. Arjantin’de yabancı bankalar topladıkları mevduatın 31 milyar dolarını, 2001 krizini sezinleyip yurt dışına çıkardı. Tabii kriz hızlandı. Yabancı bankaların sorumluluğu, bulundukları ülkedeki, örneğin Türkiye’deki varlıkları ile sınırlıdır. Eğer bir yabancı banka iflas ederse veya içi boşaltılırsa, bankanın yurt dışındaki varlıklarını veya banka sermayesini oluşturan fonları sorumlu tutamazsınız. Oysa 2001 yılında iflas eden bankaların zararlarının bir kısmı da olsa, banka sahiplerinin diğer mal varlıklarından tahsil edilebildi.

b) Yabancı bankalar kazandıkları gelirleri dışarıya transfer ediyorlar. Yurt dışına yapılan bu kaynak çıkışı, dış açıklarımızı artırıyor.

c) Yabancı sermaye, Türkiye’ye yeni banka kurmak için gelmiyor. Ya mevcut bankaları satın alıyor ya da bazı bankalara ortak oluyor. Bu şartlarda doğal olarak hizmet arzında bir artış olmamıştır. Sermaye ve tapu el değiştirmiştir o kadar. Bankasını yabancıya satanlar da aldıkları sermaye ile yeni bir yatırım yapmadı. (Son iki sakıncaya, yukarda genel olarak değindim, cd).

d) Yabancı bankalar daha etkili bir siyasi lobi oluşturabiliyor. Bu bankalar elbette ki Türkiye’nin çıkarlarından çok kendi çıkarlarını, hattâ kendi ülkelerinin çıkarlarını düşüneceklerdir. Bankalar siyasi iktidarlara baskı yapmakta ve isteklerini daha kolay kabul ettirmektedir.

e) Ulusal bankalar banka ve kredi kartlarından daha düşük faiz alıyor. Yabancı sermayeli veya yabancı ortaklı bankalar ise kredi kartlarından, daha yüksek faiz alıyorlar.

M. A. Rothschild (1744-1812), Almanya doğumlu Yahudi iş adamı ve girişimci, modern bankacılığın kurucularından ve küresel ekonominin ideologlarındandır. Belki onun şu sözü, bankacılığını yabancılara bırakan bir Türkiye’nin, ne büyük bir felakete doğru yuvarlanmakta olduğunu anlatmak için yeterli olacak:

Bana bir ülkenin parasının yönetimini verin, yasaları kimin yaptığı umurumda değil.

Sonuç

Yabancı sermayenin Türkiye’de yaptığı tek şey, adı üzerinde, millî ekonomiyi yabancılaştırmaktır. İsterseniz bu gerçeği AKP hükümetinin en muteber adamlarından birinin ağzından duyalım:

"Ulusal sermaye artık yok, geçmiş olsun."

Bu sözler, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanı Ahmet Ertürk’e aittir.

Ertürk, bunun hemen ardından şu eklemeyi yapıyor: "Globalizmin yüzü öyle sanıldığı gibi sevimli değil."

Batılı para babalarının servetlerini katlama aracından başka bir şey olmayan küreselleşmeci Neoliberalizmi, utanmadan bize bir kurtuluş reçetesi gibi sunanlara, bu reçetenin baş uygulayıcısı AKP’yi canla başla destekleyenlere, Türkiye ekonomisine dışardan ve içerden hunharca indirilen darbeler karşısında vicdansızca sessiz kalanlara ithaf olunur.

Kaynakça:

[1] Alper Ekinci, Çin, Yabancı Sermaye, Türkiye, Turhan Kitabevi, Ank., 2005, ss.174-175.

[2] Yabancı sermaye performansı konusunda Çin’in özel koşulları için şu makaleme bakınız: Çin’in Yabancı Sermaye Performansı Türkiye’ye Örnek Olabilir mi? Bu makaleyi şu sitelerde bulabilirsiniz: www.cihandura.com veya www.21yyte.org .

[3] A. Yıldırım, “Yabancı Sermaye Geliyor Ama Bedavaya Gelmiyor,” Sabah, 21.2.2008.

[4] “Bankaların Yabancıların Eline Geçmesi Neden Tehlikelidir? (I ve II), http://www.21yyte.org/tr/yazararsiv.aspx?yazar=53

[5] Esfender Korkmaz, “Yabancı Sermayeli Bankaların Riski Yüksektir,” Tercüman, 21.2.2008. Konumuzla doğrudan ilgili olan şu çalışmayı da not etmeden geçemeyeceğim: Mete Bumin, Türk Bankacılık Sektöründe Yabancı Bankalar, Turhan Kitabevi Yayınları, Ank.,2007, 154 s.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 23
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 469
Toplam Tekil 1637530
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu