Editörün Önsözü - Adli BİLİMLER - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Editörün Önsözü - Adli BİLİMLER
Tarih: 17.10.2011 > Kaç kez okundu? 6342

Paylaş


Adli Bilimler Dergisi 2011 yılı 2. Sayımızda, üç araştırma makalesi ve üç derleme yazı

bulunmaktadır.

Araştırma makalelerinden “Nevşehir/Camihöyük iskeletlerinin paleoantropolojik açıdan

değerlendirilmesi”nde, Camihöyük Helenistik-Roma Dönemi iskelet toplumunun antropolojik

yaş ve cinsiyet tespiti yapılıp paleodemografik profili belirlenerek boy uzunluğu açısından eski

Anadolu halklarıyla karşılaştırılmış; “Damlama yüksekliği ve çarpma açısının kan lekelerinin

saçılma özellikleri üzerine etkisi”nde, olay yeri kan lekelerinin olayın gelişimi hakkında aydınlatıcı

yanı, bu lekelerin saçılımının, damlayan kanın özellikleri, damlama yüksekliği, çarpma

açısı ve damladığı yüzey özellikleriyle bağlantılı olarak incelenerek sayısal parametrelerle değerlendirilmiş;

“Bir taşra üniversitesinde öğrenim gören öğrencilerin stresle başa çıkma stratejilerinin

cinsiyete göre incelenmesi”nde, inceleme konusunun cinsiyete göre değişip değişmediği

araştırılmış, elde edilen veriler Başaçıkma Stratejileri Ölçeği ile elde edilip t-testi analiziyle

problem çözme, sosyal destek isteme ve kaçınma stratejileri yönünden cinsiyetler arası tespit

edilen farlılıklar ortaya konmuştur.

Derleme yazılardan “Dünyada 2010 yılında ağır metal zehirlenmeleri”nde, 2010 yılında

dünyada bildirilmiş olan kurşun, civa, arsenik, kadmiyum, çinko, bakır ve krom gibi ağır metaller

kaynaklı zehirlenme çalışmaları değerlendirilmiş; “Aklama suçuna ilişkin emareler”de,

organize suç ve terörün finansmanı amacıyla kullanılan bir yöntem olarak kara para aklama,

suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi ulusal ve uluslararası yasal düzenlemeler çerçevesinde,

bir delil türü olarak emarenin işlevi ve aklama suçundaki durumu incelenmiş; “Yabancı cisim

aspirasyonu: Olgu sunumu”nda, hava yollarının tıkanması sonucu gelişen bir asfiksi türü olarak

yabancı cisim aspirasyonu, çocukluk çağı ani beklenmedik ölümlerden olarak bir olgu eşliğinde

sunulurak, bu konuda ebeveynlerin konuyla ilgili ilk yardım eği timi almalarının altı çizilmiştir.

Keyifli okumalar,

Eşref KÜÇÜK

Editör Yardımcısı

Ana Konular / Main Subjects

1. Adli Anatomi – Adli Osteoloji (Forensic Anatomy – Forensic Osteology)

2. Adli Animasyon – Adli Görüntüleme – Adli Fotoğrafçılık – Güvenlik Kameraları – İletişim (Forensic Animation

– Forensic Photography – Safety Cameras – Siber Crimes)

3. Adli Antropoloji – Yeniden Yüzlendirme (Forensic Anthropology – Facial Reconstruction)

4. Adli Bilişim (Computer Forensic)

5. Adli Diş Hekimliği (Forensic Odontology)

6. Adli Entomoloji (Forensic Entomology)

7. Adli Foniatri (Forensic Foniatry)

8. Adli Hemşirelik (Forensic Nursing)

9. Adli Meteoroloji – Adli Astronomi (Forensic Meteorology – Forensic Astronomy)

10. Adli Otomotiv (Forensic Automotiv)

11. Adli Palinoloji – Adli Ağaç İncelemeleri (Forensic Palinology – Forensic Wood)

12. Adli Patoloji (Forensic Pathology)

13. Adli Psikiyatri – Adli Psikoloji – Suç profili – Adli Hipnoz (Forensic Psychiatry – Forensic Psychology – Criminal

Profiling – Forensic Hypnosis)

14. Adli Sanat (Forensic Art)

15. Adli Seroloji – DNA Analizleri (Forensic Serology – DNA Analysis)

16. Adli Sosyoloji – Çocuk İstismarı – Çocuk Suçluluğu – Çocuk Hakları (Forensic Sosyology – Child Abuse –

Juvenile Delinquency – Child Rights)

17. Adli Tıp (Forensic Medicine)

18. Adli Toksikoloji – Adli Eczacılık – Adli Kimya (Forensic Toxicology – Forensic Chemistry –Forensic Pharmacy)

19. Afet Kurbanlarında Kimlik Tesbiti (Disaster Victim Identification)

20. Ayak ve Ayakkabı İzleri (Foot Print)

21. Balistik – Fizik İncelemeler – İz İncelemeleri – Adli Fizik (Balistic – Forensic Physics)

22. Doping (Doping)

23. Hayvan Adli Tıbbı (Forensic Veterinary)

24. Hukuk – Kriminoloji (Law – Criminology)

25. İnsan Hakları – Etik (Human Rights – Ethics)

26. Klinik Bilimler (Clinical Sciences)

27. Kriminalistik – Olay yeri İnceleme (Criminalistic – Crime Scene Investigation)

28. Tıp Hukuku – Hasta ve Hekim Hakları – Tıp Etiği (Medical Law – Patient and Physician Rights – Medical

Ethics)

29. Yangın ve Kundakçılık Araştırmaları (Arson)

30. Adli Muhasebecilik (Forensic Accountancy)

31. Adli Gıda (Forensic Food)

32. Biyogüvenlik (Biosecurity)

Prof. Dr. Ahmet ARSLAN Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fak. Tıbbi Biyoloji

ve Genetik ABD

Prof. Dr. Ahmet Nezih KÖK, Atatürk Üniv. Tıp Fak. Adli Tıp AD - Erzincan

Huk. Fak.

Prof. Dr. Ahmet YILMAZ, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. Ahmet SAYAL, GATA Eczacılık Bilimleri Merkezi

Prof. Dr. Alaittin ELHAN, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi AD

Prof. Dr. Ali Murat ZERGEROĞLU, Ankara Üniv. Tıp Fak. Spor Hekimliği AD

Prof. Dr. Atınç ÇOLTU, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. Aydın EREL, Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Ulaştırma AD

Prof. Dr. Ayhan İNAL, ODTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Müh. Bölümü

Prof. Dr. Ayla AYSEV, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi AD

Prof. Dr. Ayla SEVİM EROL, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi

Prof. Dr. Ayşe ÇAKMAK, Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Entomoloji

AB

Prof. Dr. Bahar BOYDAK, Ege Üniv. Acil Servis ve Kardiyoloji AD

Prof. Dr. Behnan ALPER, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. Bekir Sami UYANIK, Celal Bayar Üniv. Tıp F.Biyokimya A.D

Prof. Dr. Berna ARDA, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği AD

Prof. Dr. Betül BULUT ULUKOL, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı AD

Prof. Dr. Beyhan DEMİRHAN, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji AD

Prof. Dr. Bülent ÜNER, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

Prof. Dr. Cengiz KAYAHAN GATA Acil Tıp A.D

Prof. Dr. Cenk AKBOSTANCI Ankara Üniversitesi Nöroloji AD

Prof. Dr. Cumhur ŞAHİN, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Derya AZMAK, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. Doğan SOYASLAN, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Ekrem SEZİK, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Prof. Dr. Emin ERGEN, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Spor Hekimliği AD

Prof. Dr. Emin ÖZDEDELİ, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD

Prof. Dr. Emine AKYÜZ, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi

Prof. Dr. Emre ALBEK İstanbul Üniversitesi CTF Adli Tıp AD

Prof. Dr. Erdal ZORBA Gazi Üniv. Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu

Prof. Dr. Erdem YEŞİLADA, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Prof. Dr. Erdoğan SÖZÜER Erciyes Üniv. Tıp. Fak. Acil Tıp AD

Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi

Prof. Dr. Erol BALIK, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi AD

Prof. Dr. Ertuğrul ELMA, Kırıkkale Üniversitesi Veteriner Fak. Dekanı

Prof. Dr. Fatih YAVUZ, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

Prof. Dr. Fatma ALİSİNANOĞLU Gazi Üniv. Eğitim Fakültesi Okul Öncesi

Eğitim Öğretmenliği AD

Prof. Dr. Feridun YENİSEY, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Figen GÖVSA GÖKTEMEN, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi

Anatomi AD

Prof. Dr. Füsun SOKULLU, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Gökhan ORAL, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Psikiyatri AD

Prof. Dr. Göknur AKTAY, İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Prof. Dr. Gönül OĞUR, 19 Mayıs Üniv. Tıp Fak. Pediatrik Genetik ve Tıbbi

Genetik Bölümü

Prof. Dr. Gülin GÜVENDİK, Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Prof. Dr. Gürayten ÖZYURT, Uludağ Üniv. Tıp Faktültesi Anestezyoloji ve

Reanimasyon AD.

Prof. Dr. Gürsel ÇETİN, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Prof. Dr. Hakan HAKERİ, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fak.

Prof. Dr. Hakan KUMBASAR, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk

Psikiyatrisi AD

Prof. Dr. Hakan ŞATIROĞLU, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın

Doğum AD

Prof. Dr. Haluk YAVUZER, İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi

Prof. Dr. Hamdi AKAN, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji AD

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. İ. Hamit HANCI, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. İ. Tayfun UZBAY, GATA Tıbbi Farmakoloji AD.

Prof. Dr. İbrahim TEKDEMİR, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi AD

Prof. Dr. İlhami KÖKSAL, Ankara Üniversitesi Çankırı Orman Fakültesi

Prof. Dr. İmdat ELMAS, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. İsmail KIRCA Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi

Prof. Dr. İsmail OĞUZ Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi

Prof. Dr. Kayıhan İÇEL, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Kemal AKTUĞLU, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi AB

Prof. Dr. Kemalettin ACAR, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. Kerem DOKSAT, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Psikiyatri AD

Prof. Dr. Köksal BAYRAKTAR, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Lale SİRMEN, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Latife BIYIKLI, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi

Prof. Dr. Leyla AÇIK, Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Biyoloji Böl.

Prof. Dr. M. Oktay GÜRKAN, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Entomoloji

AB

Prof. Dr. M. Yaşar İŞCAN, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

Prof. Dr. Mehmet ORAL, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji

ve Reanimasyon AD

Prof. Dr. Mehmet YÜKSEL, Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi

Prof. Dr. Mehmet KIYAN; Ankara Üniv Mikrobioloji AD

Prof. Dr. Mithat BOZDAYI AÜTF İç Hastalıkları AD

Prof. Dr. Murat ÖZMEN İnönü Üniv. Fen Edebiyat Fak. Biyoloji Bölümü

Prof. Dr. Mustafa ÖZBARAN, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi GKDC AD

Prof. Dr. Nasuhi Engin AYDIN, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji A.D

Prof. Dr. Necmi ÇEKİN, Çukurova Üniversite Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. Nejat AKAR, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı AD

Genetik B.D

Prof. Dr. Nevzat TOROSLU, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Nezir SUYUGÜL, Adli Tıp Kurumu İstanbul Üniv. Cerrahpaşa Tıp

Fak. Göz Hast. AD

Prof. Dr. Oğuz KARAMIZRAK, Ege Üniversitesi Spor Hekimliği

Prof. Dr. Orhan OYAR, Süleyman Demirel Üniv. Tıp Fak. Radyodiagnostik AD

Prof. Dr. Ömer GEBİZLİOĞLU, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi

Prof. Dr. Özdemir KOLUSAYIN, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Adli Tıp AD

Prof. Dr. Özden TULUNAY, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji AD

Prof. Dr. Ramazan ARSLAN, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Rıdvan EGE, Türkiye Trafik Kazaları Yardım Vakfı - Ufuk Üniv.

Prof. Dr. Rüştü Süleyman GÜNER, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Spor

Hekimliği AD

Prof. Dr. Sabri KEMAHLI, Ankara Üniv. Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları AD

Prof. Dr. Salih CENGİZ, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

Prof. Dr. Selçuk YÜCESAN, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi AB

Prof. Dr. Selim ÇETİNKAYA, Gazi Üniv. Teknik Eğitim Fak. Otomotiv Bölümü

Prof. Dr. Sema AKA, Bağımsız Araştırmacı

Prof. Dr. Sema KANER, Ankara Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

Prof. Dr. Sevda ULUĞTEKİN, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler YO

Prof. Dr. Seyhan CENETOĞLU, Gazi Üniv. Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi AD

Prof. Dr. Sinan ADIYAMAN, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi AD

Prof. Dr. Süleyman PAMPAL, Gazi Üniv. Mühendislik Mimarlık Fakültesi.

Prof. Dr. Şevki SÖZEN, İstanbul Üniv. İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. Tanju AKTUĞ, Ankara Üniv. Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi AD

Prof. Dr. Tevfik ORBEY, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Prof. Dr. Tuna KARAHAN, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi AD

Prof. Dr. Tülin İÇLİ, Polis Akademisi

Prof. Dr. Vahit BIÇAK, Polis Akademisi – Hacettepe Üniversitesi

Prof. Dr. Yavuz ATAMAN, ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü

Prof. Dr. Yavuz Sinan AYDINTUĞ, GATA Diş Hekimliği Merkezi

Prof. Dr. Yıldız PEKŞEN, Ondokuz Mayıs Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AD

Prof. Dr. Zafer KARAER, Ankara Üniv. Veterinerlik Fak. Entomoloji AB

Prof. Dr. Zeki ALKAN Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi

Prof. Dr. Zeki HAFIZOĞULLARI, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Zeki SOYSAL, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Prof. Dr. Zerrin ERKOL, İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Tıp Fak.

Adli Tıp AD

Prof. Dr. Ziya ŞİMŞEK, Ankara Üniversitesi Çankırı Orman Fakültesi

Doç. Dr. Ahmet KOLTUKSUZ, İzmir Yüksek Teknoloji Ens. Bilg. Müh. Blm.

ADLİ BİLİMLER DERGİSİ TURKISH JOURNAL OF FORENSIC SCIENCES

ULUSAL BİLİMSEL DANIŞMA KURULU NATIONAL ADVISORY BOARD

Doç. Dr. Aysun UZ, Ankara Üniversitesi; Tıp Fakültesi Anotomi AD

Doç. Dr. Aytaç KOÇAK, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Doç. Dr. Binnur ÖNAL, Dışkapı YB Eğitim Araştırma Hastanesi, Patoloji

Doç. Dr. Cahit DOĞAN, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Botanik AD

Doç. Dr. Çetin ARSLAN; Yargıtay Cumhuriyet Savcısı

Doç. Dr. Dinçer YILDIZ, Kırıkkale Üniv. Veterinerlik Fakültesi Morfoloji AD

Doç. Dr. Ekin Özgür AKTAŞ, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD.

Doç. Dr. Erdener ÖZER, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji AD

Doç. Dr. Erdem ÖZKARA Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Do. Dr. Erhan BÜKEN, Başkent Üniversitesi Adli Tıp AD.

Doç. Dr. Ertan BEŞE, Polis Akademisi

Doç. Dr. Faruk AŞICIOĞLU, Adli Tıp Kurumu.

Doç. Dr. Gürol CANTÜRK, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Doç. Dr. Haluk İNCE, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Doç. Dr. Hanım HALİLOVA, Ankara Üniversitesi Ziraat Fak. Toprak Böl.

Doç. Dr. Hülya UÇAR Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu

Doç. Dr. Hilal ÖZDAĞ, Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Ens.

Doç. Dr. İsmail KIRCA, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Doç. Dr. Kader YILDIZ, Kırıkkale Üniv. Veterinerlik Fak. Parazitoloji AD

Doç. Dr. Kriton DİNÇMEN, Emekli

Doç. Dr. Mahmut AŞIRDİZER, Celal Bayar Üniv. Tıp Fak. Adli Tıp AD

Doç. Dr. M. Bedri ERYILMAZ, Polis Akademisi Güv. Bilimleri Enstitüsü

Doç. Dr. M. Sunay YAVUZ,. Celal Bayar Üniv T ıp Fak. Adli Tıp AD.

Doç. Dr. Mehmet DEMİR, Ankara Üniv. Hukuk Fak. Medeni Hukuk

Doç. Dr. Mehmet YOKUŞOĞLU, GATA Kardioloji AD

Doç. Dr. Necdet DOĞAN, GATA Diş Hekimliği Fakültesi

Doç. Dr. Nevzat ALKAN İstanbul Üni. Tıp Fak. Adli Tıp Anabilim Dalı

Doç. Dr. Neylan ZİYALAR, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

Doç. Dr. Niyazi ÖZÜÇELİK, Bakırköy Devlet Hastanesi Acil Servisi.

Doç. Dr. Oğuzhan OKUTAN, GATA

Doç. Dr. Osman CELBİŞ, İnönü Üniv. Tıp Fak. Adli Tıp. AD.

Doç. Dr. Osman GÜRDAL Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi

Doç. Dr. Recep FEDAKAR, Uludağ Üniversitesi Adli Tıp AD.

Doç. Dr. Sinan YOL, Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitim Genel Müdürlüğü

Doç. Dr. Süleyman CEYLAN, GATA Halk Sağlığı AD.

Doç. Dr. Şahan SAYGI, Mersin Üniversitesi

Doç. Dr. Türev BERKİ, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı

Doç. Dr. Ümit Naci GÜNDOĞMUŞ, Kocaeli Üniv. Tıp Fak. Adli Tıp AD.

Doç. Dr. Yeşim YASAK, TŞOF

Doç. Dr. Yurdagül ERDEM; Ankara Üniv. Sağlık Bilimleri Fak.

Doç. Dr. Yücel ARISOY, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Doç. Dr. Y. Kağan KADIOĞLU, Ankara Üniversitesi Müh. Fakültesi Jeoloji Müh.

Doç. Dr. Zarife ŞENOCAK; Ankara Üniv. Hukuk Fak. Medeni Hukuk AD.

Yrd. Doç. Dr. Ahmet TURLA, Ondokuz Mayıs Üniv. Tıp Fak. Adli Tıp AD.

Yrd. Doç. Dr.Ali YILDIRIM; Gaziosman Paşa Üniv. Adli Tıp AD.

Yrd. Doç. Dr. Bora BÜKEN, Düzce Üniversitesi Tıp Fak. Adli Tıp AD.

Yrd. Doç. Dr. Ç. Lütfi BAYDAR, Süleyman Demirel Üniv. Tıp Fak. Adli Tıp AD.

Yrd. Doç. Dr. Darçın AKIN, Ulaşım ve Trafik Uzmanı, Gebze Yüksek Teknoloji

Enstitüsü

Yrd. Doç. Dr. Diljin KEÇECİ, Süleyman Demirel Üniv. Diş Hekimliği Fak.

Yrd. Doç. Dr. Fatih KARAOSMANOĞLU, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri

Enstitüsü

Yrd. Doç. Dr. Fatih YAĞMUR, Erciyes Üniversitesi Tıp Fak. Adli Tıp AD.

Yrd. Doç. Dr. Gülsüm ANÇEL; Ankara Üniv. Sağlık Bilimleri Fak.

Yrd. Doç. Dr. Halis DOKGÖZ, Mersin Tıp Fak. Adlı Tıp AD

Yrd. Doç. Dr. İsmail BİRİNCİOĞLU, KTÜ. Tıp Fak. Adli Tıp AD

Yrd. Doç.Dr. Meltem ÇOLAK, Atatürk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fak,

Endodonti AD, Erzurum

Yrd. Doç. Dr. Menderes KALKAT, Niğde Üniversitesi Makine Mühendisliği

Yrd. Doç. Dr. M. Kürşat ÇUBUK, Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fak.

Yrd. Doç. Dr. Naci ÖCAL, Kırıkkale Üniversitesi Veteriner Fak.

Yrd. Doç. Dr. Nezih VAROL, Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi

Yrd. Doç. Dr. Niyazi MERİÇ, Ankara Üniv. Müh. Fak. Fizik Müh. Bölümü

Yrd. Doç. Dr. Onur POLAT Ankara Üniv. Tıp Fak. Acil Tıp AD.

Yrd. Doç. Dr. Ömer BÖKE, Ondokuz Mayıs Üniv. Tıp. Fak. Psikiyatri AD.

Yrd. Doç. Dr. Önder AYTAÇ, TADOC - Polis Akademisi

Yrd. Doç. Dr. Pınar Gözlük KIRMIZIOĞLU Cumhuriyet Üniv. Antropoloji Böl.

Yrd. Doç. Dr. Rıza YILMAZ, Zonguldak Karaelmas Üniv. Adli Tıp AD.

Yrd. Doç. Dr. Saadet ALKIŞ, Akdeniz Üniv. Tek. Bilimler Mes. Y. Okulu

Yrd. Doç. Dr. Serdar ELER, Gazi BESYO.

Yrd. Doç. Dr. Serdar SÜTÇÜ, Osmanlı Ağız ve Diş Sağlığı.

Yrd. Doç. Dr. Tuğkan TUĞLULAR, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü.

Yrd. Doç. Dr. Yıldıray ZEYFEOĞLU, Celal Bayar Üniversitesi Adli Tıp AD

Yrd. Dr. Dt. Z. Füsun YAŞAR, Mehmet Akif Ersoy Üniv. Fen Edebiyat Fak.

Antropoloji Bölümü

Öğ. Gör. Ayhan YİĞİT Cumhuriyet Üniv. Antropoloji Bölümü.

Öğr. Gör. Dr. Ender DURUALP; Çankırı Karatekin Üniv.Sağlık Yüksekokulu

Öğr. Gör. Mehmet ERDEM, Dumlupınar Üniv. Kütahya Meslek Yüksekokulu

Öğr. Gör. Semra Çelikli; Ege Üniversitesi, Ambulans Acil Bölümü

Dr. Dt. Feryal KARAMAN, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü

Dr. Dt. Hüseyin AFŞİN, İstanbul Üniversitesi

Dr.Arif Akgül; Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi

(TUBİM)

Dr. Aylin YALÇIN SARIBEY, Aydın Jandarma Bölge Kriminal Lab.

Dr. Hüseyin SARI, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı

Dr. Ayfer ÇOLAK, Sağlık Bakanlığı Tepecik Hastanesi Biyokimya Kliniği

Dr. Sabri CANDAR Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Dr. Sadi ÇAĞDIR, Adli Tıp Kurumu

Dr. Sedef AKKAPLAN, Kocaeli Üniversitesi İtfaiyecilik Yüksekokulu.

Dr. Serpil Yaylacı, Acıbadem Hastanesi, Acil Tıp Uzmanı

Dr. Raşit POYRAZ, İçişleri Bak. Dış İlişkiler ve AB Koordinasyon Dairesi

Hk. Erol UZUNER, Yargıtay

Hk. İsmet BALSEVEN, Yargıtay Üyesi

Dr. Yeşim DOĞAN ALAKOÇ, Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Ens.

Vet. Adnan SERPEN, İzmir Veteriner Hekimler Odası Başkanlığı

Ali ÇOLAK; TBMM Araştırma Merkezi Yasama Uzmanı.

Burhanettin CİHANGİROĞLU Jandarma Kriminal Dairesi Başkanlığı

Cem Mehmet ÇETİN, EGM Kriminal Polis Lab. Daire Bşk.

İlker AYBAR, Manisa Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü

Levent BAYRAM, Ankara Kriminal Polis Lab. Müdürlüğü

Mehmet İrfan GÖZEN, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı

Metin ERGİN, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı

Metin YERLİKAYA, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı

Murat SEVİM, Aydın Jandarma Kriminal Bölge Lab.

Mustafa MERCAN, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı

Nurullah ZENGİN Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas

Daire Başkanlığı

Rahmi Aşkın TÜRELİ; ODTÜ, İİBF, İhtisat, Öğretim Gör.

Yücel DENER Adli Tıp Kurumu Antalya Grup Başkanlığı Kimya Dairesi

Hem. Beyhan ÇOLAK YENİ, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi.

ULUSLARARASI BİLİMSEL DANIŞMA KURULU

INTERNATIONAL ADVISORY BOARD

Prof. Dr. Daniel CHERIX,

Professeur à l’Institut d’Ecologie, Université de Lausanne, SUISSE

Prof. Dr. Eric S. JANUS,

William Mitchell Law Faculty, USA.

Prof. Dr. O.P. JASUJA,

M.Sc., Ph.D., P.G.D.C.A, Department of Forensic Science Punjabi University, Patiala 147 002 INDIA

Prof. Dr. Manolis MICHALODIMITRAKIS,

Chairman of the Department of Forensic Sciences, Universtiy of Crete, GREECE

Prof. Dr. Thomas T. NOGUCHI,

MD Emeritus of Forensic Pathology, Keck School of Medicine, University of Southern California, Los Angeles

USA

Prof. Dr. Walter RABL,

Institute of Forensic Medicine at the University of Innsbruck, AUSTRIA

Prof. Dr. Friedrich W. RÖSING,

Institut für Humangenetik und Anthropologie Universitätsklinikum. Außerplanmäßiger Professor, Medizinische

Fakultät, Universität Ulm, GERMANY

Prof. Dr. Şakir MUSAYEV,

Azerbeycan Adli Tıp Kurumu AZERBAYCAN

Prof. Dr. Mustafa Bilgin Ali CAMGÖZ,

Imperial Koleji, Londra

Prof. Dr. Klaus PÜSCHEL,

Universitätskrankenhaus Hamburg-Eppendorf Institut für Rechtsmedizin Hamburg Butenfeld 34 22529 Hamburg

Prof. Dr. Bilal Mirzelioğlu ESEDOV

Azerbaycan Respublikası Baş Adli Psikiyatrisi AZERBAYCAN

Prof. Dr. Pigolkin Yuriy Ivanovich

Moskova Tip Akademisi, Adli Tip AD Başkanı RUSYA

Hr. Prof. Dr. Ludwig von MEYER,

Institut für Rechtsmedizin München Abt. Toxikologie Nußbaumstr. 26 80336 MÜNCHEN

Prof. Dr. Nilgün SARP,

Girne Amerikan Üniversitesi, KKTC

Doç. Dr. Edalet HESENOV,

Azerbeycan Adli Tıp Kurumu AZERBAYCAN

Doç. Dr. Resmiye ORAL,

Director, Child Protection Program. University of Iowa Department of Pediatrics, USA

Doç. Dr. Calin SCRIPCARU,

University of Medicine and Pharmacy Iassy, Department of Forensic Medicine, ROMANIA

Doç. Dr. Theodore G. SCHURR,

University of Pennsylvania USA.

Doç. Dr. Şükrü TÜZMEN,

Translation Genomics Research Institute

Doç. Dr. Hilmi ÖZÇELİK,

Samuel Lunenfeld Research Institute

Doç. Dr. Rusudan BERIASHVILI

Tbilisi State Medical University Forensic Medicine GÜRCİSTAN

Yard. Doç.Dr. Şamil ERDOĞAN,

Girne Amerikan Üniversitesi, BESYO, KKTC

Dr. Rasim ARIKAN,

University of Massachusetts, USA

Dr. Mark BENECKE,

Cologne U, GERMANY

Dr. Christoph HUNDERTPFUND,

Head of the Criminal Investigation Department of the Provincial Gendarmerie Command in Innsbruck, AUSTRIA

Dr. Gatot LAWRENCE,

Forensic Pathologist and Lecturer in Dept Of Pathology Hasanuddin University, Makassar, INDONESIA

Dr. Carl K K LEUNG,

Consultant. Forensic Odontology Group, HONGKONG

Dr. M. S. RAO,

Chief Forensic Scientist & Director FS, Bureau of Police Research and Development, Ministry of Home Affairs,

Government of INDIA

Dr. Peter SAHELANGI,

Forensic Odontologist, Director of The Bhayangkara Police Hospital, Makssar, INDONESIA

Dr. Ronald WRIGHT,

M. D, J. D Florida Society of Pathologists, American Academy of Forensic Sciences (Fellow), American College

of Legal Medicine (Fellow) USA

Dr. Zhijin ZUO,

Specialized Officer, Disaster Victim Identification Unit, O.I.P.C.- INTERPOL, Lyon, FRANCE

Dr. Cemal GÜRKAN,

Kayıp Şahıslar Komitesi Kıbrıslı Türk Bilim Danışmanı / Kıbrıs Türk DNA Laboratuarı Yöneticisi

Dr. Umut FAHRİOĞLU,

Pro Cancer Research Eund. Londra İNGİLTERE

Dr. Axel HEİNEMANN,

Universitätskrankenhaus Hamburg-Eppendorf Institut für Rechtsmedizin Hamburg Butenfeld 34 22529 HAMBURG

Dr. Altay Suroy RECEPOĞLU

Kosova Eski Adalet Bakanı

Dr. Vugar HÜSEYNOV

Forensic Medical Expert AZERBAYCAN

Dr. Cemal MUSAYEV

Forensic Medical Expert, Azerbaycan

Dr. Gantsengel JAMTS;

Adli Tıp Uzmanı, Adli Tıp Bölümü, Adli İnceleme Merkezi,

MOĞOLİSTAN

Dr. Ömer GÖKÇÜMEN,

University of Pennsylvania, Department of Anthropology

Dül DANZAN JAMTS,

Emniyet Genel Müdürlüğü, MOĞOLİSTAN.

Michael E. HARTMANN,

International Prosecutor, UNITED NATIONS

Régis HETMANSKI,

Gendarmarie Officier, FRANCE

Richard L. TANTO,

Forensic Program Manager, USA

Claude WYSS,

Inspecteur de Police Scientifique, Police de Sureté du Canton de Vaud, SUISSE

Leichu Gheorgy

Public Prosecutor of Gagauzia Comrat Town, Tretiacov Str. 42 Gagauzia MOLDOVA,

Bekir Çınar

University of Economıcs and Computer Science in Warsaw

NEVŞEHİR/CAMİHÖYÜK İSKELETLERİNİN

PALEOANTROPOLOJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

THE PALEOANTHROPOLOGICAL EXAMINATİON OF THE SKELETONS

FROM NEVŞEHİR/CAMİHÖYÜK

Okşan BAŞOĞLU*1

Yücel ŞENYURT*1

Tuğçe ŞENER*2

Çilem SÖNMEZ*2

Adli Bilimler Dergisi / Turkish Journal of Forensic Sciences, 10 (2): 7 - 15, 2011

Araştırma Makalesi

*1 Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü.

*2 A.Ü. D.T.C.F. Antropoloji Bölümü.

ÖZET:

Bu çalışmada, Camihöyük Helenistik-Roma Dönemi iskelet

toplumu paleoantropolojik açıdan incelenmiştir. Toplumun,

antropolojik yaş ve cinsiyet belirleme yöntemleri kullanılarak

yaş ve cinsiyet tayini yapılmış, paleodemografik profili

belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra, ölçülebilen kafataslarından

cranial endis belirlenerek toplumun morfolojik

yapısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Toplum boy uzunluğu

açısından değerlendirilerek diğer eski Anadolu halklarıyla

karşılaştırılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Paleoantropoloji, Paleodemografi, Morfoloji,

Boy Uzunluğu.

ABSRACT:

In this study, Paleoanthropological analysis of Camihöyük

Hellenistic-Roman Period skeletons have been analyzed.

The sex and age of skeleton material with using of antropological

methods were determined. The paleodemographic

structure was defined. Additionally by means of the identification

of carnial endis from measurable skulls, morphological

structure of the skeletal population has been clarified.

The skeletal population has been evaluated by the height

and compared with the other ancient Anatolian populations.

Keywords: Paleoanthropology, Paleodemodraphy, Morphology,

Height.

I. GİRİŞ

Nevşehir Müze Müdürlüğü başkanlığı

ve Gazi Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim

üyesi Doç. Dr. Yücel Şenyurt’un bilimsel

başkanlığında yürütülen kazı çalışmaları

16.06.2009 ile 18.12.2009 tarihleri arasında

gerçekleştirilmiştir. Camihöyük, Nevşehir İli,

Avonos İlçesi’nin 17 km kuzey doğusunda

Kayseri il sınırında yer almaktadır.

Camihöyük’de Helenistik-Roma Dönemine

tarihlenen 34 mezardan ele geçirilen 31

bireyin paleoantropolojik analizi çalışmanın

konusunu oluşturmuştur. Camihöyük mezarlık

alanında mezar ve gömü türleri açısından

bir bütünlük yoktur. Açılan mezarların 18’i

taş sanduka, 5’i kerpiç sanduka, 4’ü çömlek

ve kalan 7 tanesi basit mezar tipindedir. Dört

farklı mezar tipi uygulamasının söz konusu olduğu

mezarlar arasında bir yön birlikteliği de

bulunmamaktadır. Taş sanduka ve kerpiç sanduka

mezarlarda gömülerin tamamı dorsal pozisyondadır.

Toprak mezarda ve basit mezarda

hoker gömü uygulanmıştır.

M 12 no.lu basit toprak mezarda 3 birey,

kerpiç sanduka mezar olan M 15’te ise 2 birey

bulunmaktadır. Diğerleri tek gömüdür. Taş

sanduka mezarların ikisi ve bir çömlek mezar

boş ele geçmiştir (Camihöyük Kurtarma Kazısı,

yayınlanmamış proje raporu 2010).

Gerek mezar türlerinde gerek ölü gömme

adetlerindeki farklılıklar mezarlığın Helenistik-

Roma dönemlerinde, MÖ 2. yüzyıl - MS

4. Yüzyıllar arasında uzun süre boyunca kullanıldığına

işaret etmektedir. Mezar mimarisinin

sıradanlığı ve ele geçen mezar buluntularının

niteliği bu alanın bir halk mezarlığı olarak kullanıldığını

göstermektedir.

II. BULGULAR VE DEĞERLENDİRME

A. Paleodemografik Dağılım

Camihöyük iskeletlerinin iyi korunamaması

nedeniyle bazı bireylerde kesin yaşlan8

Nevşehir/Camihöyük İskeletlerinin Paleoantropolojik Açıdan Değerlendirilmesi

dırmaya imkan sağlayacak yeterli kriter elde

edilememiştir. Hata payını azaltmak için bireyler,

bebek (0-2.5), çocuk (2.5-15), adölesan

(15-18), genç erişkin (18-30), orta erişkin (30-

45) ve ileri erişkin (45 yaş üzeri) olarak sınıflandırılmıştır.

34 bireyin 26’sında yaş ve cinsiyet tayini

yapılabilmiştir. Buna göre bireylerin 18’i erkek

(%66.66), 6’sı kadın (%22.22), 2’si bebek

(%7.40) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu iskeletlerden

adölesan yaş aralığında bulunan bir

bireyde ise cinsiyet belirlenememiştir (Tablo 1).

N %

Bebek 2 7.40

Kadın 6 22.22

Erkek 18 66.66

Cins. Bilinm. 1 3.70

Toplam 27 100

Tablo 1: Camihöyük İskeletlerinin Paleodemografik Dağılımı

Camihöyük Helenistik-Roma iskelet topluluğunda

yaş tayini yapılabilen 2’si bebek, 3’ü

adölesan, 22’si erişkin toplam 27 bireyin ağırlıklı

yaş ortalaması 25.12 olarak bulunmuştur.

Bu ortalama bebeklerde 1.25, kadınlarda 26.66,

erkeklerde 28.80’dir (Tablo 2). Erişkinlerde ise

bu değer 27.7 olarak karşımıza çıkmaktadır.

Erkeklerde yaş ortalamasının daha yüksek olduğu

görülmektedir.

Yaş Ortalaması

Bebek 1.25

Kadın 26.66

Erkek 28.80

Kadın-Erkek 27.70

Cins. Bilinm. 16.50

Genel 25.12

Tablo 2: Camihöyük İskeletlerinin Genel Yaş Ortalaması

Helenistik-Roma Dönemi’ne tarihlenen

bireyler; bebek, adölesan, genç erişkin ve

orta erişkin olarak sınıflandırıldığında topluluğun

%7.40’ının bebek, %11.11’inin adölesan,

%55.55’inin genç erişkin, %25.92’sinin

orta erişkin olduğunu görmekteyiz. Ölümler

ağırlıklı olarak genç erişkinlik döneminde

gerçekleşmiştir. İleri erişkinlik dönemine ait

birey tespit edilememiştir. Bu durum dönemi

toplumlar arasında sıkça rastlanan ve beklenen

bir tablodur.

Camihöyük toplumu, aynı dönemlerde

yaşamış diğer eski Anadolu toplumlarıyla karşılaştırıldığında,

Tepecik-Çiftlik (32.35), Iasos

(30.05), Boğazköy (33.00) ve Klozomenai

(34.00) toplumlarıyla benzerlik ortaya koymaktadır

(Tablo 3). Genel olarak Camihöyük

toplumu çağdaşı toplumlar gibi düşük bir ortalama

yaşam süresi vermektedir. Kadınlarda en

yoğun ölümler 18 ila 30 yaşları arasında gözlenmiştir.

Genellikle eski toplumlarda kadınlarda

doğurganlığın yoğun olduğu dönem olan

genç erişkinlik döneminde ölümler yüksek

oranlar göstermektedir. 35’li yaşlardan sonra

ölümlerin sıklığı azalmıştır. 45 yaş üstü birey

ise tespit edilememiştir. Kadınlarda ölümlerin

doğurganlık döneminde yoğunlaştığı görülmüştür.

Erkeklerin ölüm dağılımına baktığımızda

ölümler en çok 20-35 yaş aralığında

gerçekleşmiştir. Bu durum da eski toplumlarda

sıkça rastlanılan bir olgudur. Savaşçı toplumlarda

savaşlardan dolayı 20-35 yaş dönemi

erkekler için riskli olmaktadır. Yine kadın bireylerde

olduğu gibi 45 yaş üstü birey belirlenememiştir.

Tüm eski Anadolu toplumlarının genel

özelliği olan bu yüksek oranlar yetersiz ve kötü

beslenme, hijyen koşulların olmaması, enfeksiyonel

hastalıkların etkili olmasıyla açıklanabilir.

Doğurganlık döneminde kadın ölümleri,

savaşa gidecek yaş dönemi erkek ölümleri ve

%25.12 gibi düşük yaşam ortalamasıyla beklenen

sonuçları vermiş ve döneminin özelliklerini

yansıtmıştır. Oldukça düşük bir ölüm yaşı

ortalamasıyla karşımıza çıkan Camihöyük toplumu

diğer populasyonlarla karşılaştırıldığında

dönemi toplumlara yakın değerler göstermiştir

(tablo 3). Eski toplumlarda tablodan da anlaşılacağı

gibi düşük ölüm yaşı ortalaması beklenen

bir durumdur.

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 7 – 15; 2011 9

Buluntu Yeri Dönem Araştırıcı Yılı N Ort. Yaş

Bodrum-Dirmil Hellenistik Tunakan 1964 2 48.75

Troy 9 Hellenistik Angel 1986 36 44.60

Kİazomenai-Y.tepe Hellenistik Güleç 1989 16 34.00

Klazomenai-Akpınar Hellenistik Gözlük 1998 37 37.22

Boğazköy Roma Witter-Bakofen 1986 127 33.00

Çemberlitaş Roma Çiner 1975 6 35.00

Yüceören Roma Sevim 2006 44 38.95

Tepecik/Çiftlik Bizans Büyükkarakaya 2009 71 32.35

Iasos Bizans Başoğlu 2010 74 30.05

Camihöyük Helenistik-Roma 2011 27 25.12

Tablo 3: Camihöyük Helenistik-Roma Dönemi İskeletlerinin Çağdaşı Eski Anadolu Toplumlarıyla Karşılaştırması.

B. Morfolojik Yapı

Camihöyük toplumunda sadece üç kafatasından

ölçü alınabilmiştir. Ölçülebilen kafatasları

genç ve orta erişkin erkek bireylere

aittir. Kafatasından saptanan cranial endis sınıflaması,

kafataslarının Dolichocranial (uzun

kafa), Mesocranial (orta kafa) ve Brachycranial

(yuvarlak kafa) bir yapı gösterdiğini ortaya

koymuştur (Tablo 4). Her üç endis sınıflaması

var olduğundan ve ölçülebilen birey sayısının

yetersiz oluşundan dolayı bir genelleme yapmak

mümkün olmamıştır.

MEZAR

NO KAFATASI ÖLÇÜLERİ KAFA

ENDİSİ

Max. Kafatası

Genişliği

Max. Kafatası

Uzunluğu

M 15 - 2.

Birey 15 18,5 81,1

(Brachycraniall)

M 18 13,5 17 79,4

(Mesocranial)

M 34 13,8 18,7 73,8

(Dolichocranial)

Tablo 4: Camihöyük Bireylerinin Kafatası Endisleri

C. Boy Uzunluğu

Camihöyük bireylerinde uzun kemiklerin

maksimum uzunlukları kullanılarak, Pearson

(1899) ve Trotter-Gleser (1952) boy regrasyon

formüllerine göre ortalama boy uzunluğu hesaplanmıştır.

Bu incelemenin sonucunda Camihöyük erkeklerinin

Trotter-Gleser’e göre ortalama boy

uzunluğu 168.44 cm, Pearson’a göre ise 164.00

cm olarak bulunmuştur. Bu durum boy kategorileri

açısından değerlendirildiğinde Camihöyük

erkeklerinin Pearson sonuçları, Martin’in

sınıflamasına göre orta, Vandervael’in sınıflamasında

orta altıdır. Trotter-Gleser sonuçları

ise, Martin’in sınıflamasında orta üstü, Vandervael’inkinde

orta olarak kabul edilmektedir

(Martin 1957).

Kadın bireylerde ise sağlıklı ölçü alınamadığından

boy hesaplanamamıştır. Camihöyük

iskeletleri boy uzunluğu açısından yalnızca erkek

bireylerle temsil edilmektedir.

Camihöyük iskeletlerini diğer eski Anadolu

halklarıyla karşılaştırdığımızda karşımıza

tablo 5 ve tablo 6’daki sonuçlar karşımıza çıkmaktadır.

Eski Anadolu halkların Neolitik dönemden

Orta Çağ sonlarına kadar çeşitli bilim adamları

tarafından saptanmış boy uzunluk ölçüleri

bulunmaktadır. Bu uzun zaman dilimi içerisinde

önemli kültürel aşamalar, göçler, savaşlar,

ağır çevresel şartlar altından insanoğlunun boy

uzunluğu değerlerine baktığımızda çok büyük

değişikler olmadığını görmekteyiz. Sayıca fazla

örnekleri incelediğimizde; erkekler ait boy

uzunluğu, Yüceören Roma Döneminde 168

cm, Iasos Bizans Döneminde 163 cm, Topaklı

Bizans’da 165 cm, Dilkaya Ortaçağ’da 163

cm, Panaztepe İslam Döneminde 164 cm’dir.

Camihöyük, bu toplumlara çok yakın sonuç

vermiştir.

Trotter-Gleser’e formülüyle hesaplanmış

erkek boy uzunluğuna bakıldığında, Çatalhöyük

Neolitik’de 169 cm, Karataş Eski Tunç ve

Gordiyon Roma’da 166 cm, Topaklı Bizans’da

169 cm, Dilkaya Orta Çağ’da 168 cm, Panaztepe

İslam’da 170 cm olarak karşımıza çıkmaktadır.

Görüldüğü üzere yine oldukça benzer

değerler karşımıza çıkmaktadır.

10 Nevşehir/Camihöyük İskeletlerinin Paleoantropolojik Açıdan Değerlendirilmesi

Buluntu Yeri Dönem Araştırıcı

Kadınlar Erkekler

n Orta. n Orta.

Kumtepe Kalkolitik Şenyürek (1949) 2 153.82 - 160.50

B. Güllücek Kalkolitik Şenyürek (1950) -. - 1 163.8

Şeyh Höyük Kalkolitik Şenyürek-Tunakan (1951) 3 149.11 2 164.59

Şeyh Höyük Kalkolitik Senyürek (1955) 3 150.64 2 165.46

Alaca Höyük Eski Tunç Tunakan (1965) 1 160.89 I 174.89

Evdi Tepesi M.Ö. 3-2. Bin Çiner (1964) 1 155.44 - 163.08

Ahlatlıbel M.Ö. 3. Bin Kansu (1939) 1 163.20 2 165.25

Acemhöyük M.Ö. 2. Bin Çiner (1965) 1 155.13 - -

Tilkitepe Tunç Çağı Kansu, Ünsal (1952) 1 161.98 - -

Alacalı Höyük Tunç Çağı Tunakan, Kansu (1946) - - 2 152.40

Kusura Hitit Kansu (1939) 1 160.30 1 168.80

Alaca Höyiik Hitit Kansu (1937) - - 2 153.25

Müskebi Miken Çiner (1966) 2 156.02 1 161.22

Karaoğlan Firig Tunakan - K. (1948) 1 163.95 - -

Dirmil Miken Tunakan (1964) 1 151.52 1 172.56

Altıntepe Ürartu Çiner (1965) 1 153.71 1 173.61

Klazomenai

Camihöyük

Yüceören

M.Ö. 7-5. yy.

Helenistik-Roma

Roma

Güleç (1989)

Sevim (2006)

3

-

16

150.9

-

152.92

6

9

19

161.2

164.00

168.97

Çemberlitaş Roma Çiner (1975) 1 158.39 - -

Korkuteli Bizans Kansu - Çiner (1968) - - 1 170.23

K. M. Paşa Bizans Çiner (1971) 1 149.70 1 163.84

Yarımburgaz Bizans Çiner (1974) 1 161.03 - -

Topaklı Bizans Çoşkun (1988) 33 154.03 38 165,55

Beyköy Bizans Alpagut (1985) 1 154.14 - -

Ayatekla Bizans Çiner (1964) - - 1 167.49

Iasos Bizans Başoğlu (2010) 14 153.57 25 163.00

İznik Geç Bizans Özbek (1984) - - 35 167.40

Dilkaya Ortaçağ Güleç (1986) 24 153.04 41 163.89

Güllüdere Ortaçağ Sevim (2006) 25 154,65 41 165.97

Minnetpınarı Ortaçağ Yiğit (2007) 8 155.43 23 166.74

Karagündüz Ortaçağ Özer ve ark. (1999) 39 150.52 45 164.52

Panaztepe İslam Güleç (1 989) 21 156.53 17 164.58

Tablo 5: Eski Anadolu Bireylerine Ait Boy Değerleri (Pearson Formülü).

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 7 – 15; 2011 11

Buluntu Yeri ve Dönem Araştırıcı

Kadın Erkek

n Ort. n Ort.

Çatalhöyük Neolitik Ferembach (1970) 40 157.30 28 169.80

Kumtepe Kalkolitik Şenyürek (1949) 2 157.02 1 165.83

B. Güllücek Kalkolitik Şenyürek (1950) - - 1 169.2

Alacalıöyük Eski Tunç Tunakan (1965) 1 166.69 1 177.82

Truva Eski Tunç Angel (1986) - - 2 173.00

Karataş Eski Tunç Angel (1973) 27 154.60 34 166.50

Karataş Eski Tunç Angel (1970) 58 153.50 72 166.30

Ilıca /Ayaş Eski Tunç Çiner (1969) - - 1 163.67

Lidar Eski Tunç Wittwer - B. (1987) 3 157.7 3 164.3

İkiztepe Eski Tunç Wittwer - B. (1985) - - - 167.0

Ahlatlıbel M.Ö. 3. Bin Kansu (1939) 3 166.52 - -

Evdi Tepesi M.Ö. 3-2. Bin Ciner (1964) - - 1 166.45

Hanaytepe M.Ö. 2300 Angel (1951) 1 153.00 - -

Lidar Orta Tunç Wittwer - B. (1987) 6 163.3 6 164.0

Acemhöyük M.Ö. 2. Bin Çiner (1965) 1 158.58 - -

Alaca Höyük Hitit Kansu (1937) - - 1 162.04

Müskebi Miken Çiner (1966) - - 1 168.31

Dirmil Miken Tunakan (1964) 1 155.12 1 174.57

Truva M.Ö. 1300 Angel (1951) - - 1 169.80

Truva M.Ö. 900 Angel (1951) - - 1 148.40

Altıntepe Urartu Çiner (1965) 1 156.36 l 179.91

Kızılbel Likya Angel (1973) 1 160.00 1 173.00

Karaburun Likya Angel (1973) - - 2 176.00

Klazomenai

Camihöyük

M.Ö. 7-5. yy.

Helenistik-Roma

Güleç (1989)

3

-

152.72

-

6

9

164.26

168.44

Gordion

Yüceören

Roma

Roma

Çiner (1971)

Sevim (2006)

18

16

156.56

153.25

27

19

166.11

173.26

Truva Roma Angel (1951) 2 154.35 2 160.75

Lidar Roma Wttwer - B. (1987) 7 158.3 10 163.6

Truva Roma Angel (1951) 3 153.00 4 158.92

Ayatekla Bizans Çiner (1964) - - l 171.79

Iasos Bizans Başoğlu (2010) 14 158.62 25 167.78

Topaklı Bizans Çoşkun (1988) 33 162.88 38 169.92

Tefenni Bizans Kansu - Çiner (1968) - - 1 175.27

Dilkaya Ortaçağ Güleç (1986) 34 156.65 41 168.28

Güllüdere Ortaçağ Sevim (2006) 25 159.47 41 170.90

Minnetpınarı Ortaçağ Yiğit (2007) 8 159.24 23 171.67

Karagündüz Ortaçağ Özer ve ark. (1999) 41 153.74 47 168.48

Panaztepe İslam Güleç (1989) 21 160.44 17 170.8

Tablo 6- Eski Anadolu Bireylerine Ait Boy Değerleri (Trotter ve Gleser Formülü)

Boy uzunlukları değerlendirilirken çevresel

faktörleri de göz ardı etmemek gerekir.

Anadolu gibi çok çeşitli coğrafi özelliklerin var

olduğu yerleşim yerlerinde, burada yaşamış insan

toplulukları kendi çevrelerinin ekolojik ve

ekonomik koşullarından etkilenmişlerdir. Bu

yüzden iskelet topluluklarının yaşam alanlarının

da göz önüne alınması gerekmektedir.

Boy uzunluğu insanın morfolojik yapısının

belirlenmesi açısından da oldukça önemlidir.

Bu yüzden morfolojik gelişme içerisinde

değerlendirilmelidir. Boydaki büyüme, beslenmeden

de önemli oranda etkilenmektedir.

Canlının gelişim sürecini etkileyen faktörler

kalıtsal ve beslenme, iklim, sosyo-ekonomik

düzey gibi çevreseldir. Boy uzunluğu çevresel

etkilenen ama büyük ölçüde kalıtsal olarak

belirlenen bir özellik taşır. Kalıtım boyu %90

oranında etkilerken, çevresel şartlar ise %10

oranında etkilemektedir (Brothwell 1981). Bu

12 Nevşehir/Camihöyük İskeletlerinin Paleoantropolojik Açıdan Değerlendirilmesi

yüzden boy uzunluğu değerlendirilmelerinde

çevresel şartlar da göz önüne alınmalıdır. Çünkü

boy ve vücut biçimindeki çeşitlilikler doğa

koşullarına uyum sağlamada önemli bir avantaj

olabilmektedir.

III. SONUÇ

Bu çalışmada, bir örnek inceleme olarak

Camihöyük Helenistik-Roma Dönemi iskelet

toplumu paleoantropolojik açıdan analiz edilmiştir.

Toplumun, antropolojik yaş ve cinsiyet

belirleme yöntemleri kullanılarak yaş ve cinsiyet

tayini yapılmış, paleodemografik profili

belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra,

ölçülebilen kafataslarından cranial endis belirlenerek

toplumun morfolojik yapısı ortaya

konmaya çalışılmıştır. Toplum boy uzunluğu

açısından değerlendirilerek diğer eski Anadolu

halklarıyla karşılaştırılmıştır.

Yapılan değerlendirmeler sonucu, Camihöyük

toplumunda 34 bireyin 26’sında yaş

ve cinsiyet tayini yapılabilmiştir. Buna göre

bireylerin 18’i erkek (%66.66), 6’sı kadın

(%22.22), 2’si bebek (%7.40) olarak karşımıza

çıkmaktadır. Bu iskeletlerden adölesan

yaş aralığında bulunan bir bireyde ise cinsiyet

belirlenememiştir. Yaş tayini yapılabilen 2’si

bebek, 3’ü adölesan, 22’si erişkin toplam 27

bireyin ağırlıklı yaş ortalaması 25.12 olarak

bulunmuştur. Bu ortalama bebeklerde 1.25, kadınlarda

26.66, erkeklerde 28.80’dir. Kadınlarda

en yoğun ölümler 18 ila 30 yaşları arasında

gözlenmiştir. Genellikle eski toplumlarda kadınlarda

doğurganlığın yoğun olduğu dönem

olan genç erişkinlik döneminde ölümler yüksek

oranlar göstermektedir. Kadınlarda ölümlerin

doğurganlık döneminde yoğunlaştığı

görülmüştür. Erkeklerin ölüm dağılımına baktığımızda

ölümler en çok 20-35 yaş aralığında

gerçekleşmiştir. Bu durum da eski toplumlarda

sıkça rastlanılan bir olgudur. Bu toplumlarda

savaşlardan dolayı 20-35 yaş dönemi erkekler

için riskli olmaktadır. Tüm eski Anadolu toplumlarının

genel özelliği olan bu yüksek oranlar

yetersiz ve kötü beslenme, sağlık koşulların

iyi olmaması, enfeksiyonel hastalıkların etkili

olmasıyla açıklanabilir. Doğurganlık döneminde

kadın ölümleri, savaşa gidecek yaş dönemi

erkek ölümleri ve %25.12 gibi düşük yaşam

ortalamasıyla beklenen sonuçları vermiş ve

döneminin özelliklerini yansıtmıştır.

Toplumun morfolojik yapısına baktığımızda

ise, yeterli sayıda bireyden ölçü alınamamış,

yalnızca üç erkek bireyin cranial endisi belirlenebilmiştir.

Bunlar, Dolichocranial (uzun

kafa), Mezocranial (orta kafa) ve Brachycranial

(yuvarlak kafa) olarak tespit edilmiştir. Her

üç endis sınıflaması var olduğundan ve ölçülebilen

birey sayısının yetersiz oluşundan dolayı

bir genelleme yapmak mümkün olmamıştır.

Camihöyük Helenistik-Roma Dönemi

iskelet toplumu, boy uzunluğu açısından incelenmiş,

sonuç olarak erkeklerin Trotter-

Gleser’e göre ortalama boy uzunluğu 168.44

cm, Pearson’a göre ise 164.00 cm olarak bulunmuştur.

Bu durum boy kategorileri açısından

değerlendirildiğinde Camihöyük erkeklerinin

Pearson sonuçları, Martin’in sınıflamasına

göre orta, Vandervael’in sınıflamasında orta

altıdır. Trotter-Gleser sonuçları ise, Martin’in

sınıflamasında orta üstü, Vandervael’inkinde

orta olarak kabul edilmektedir. Kadın bireylerde

ise sağlıklı ölçü alınamadığından boy hesaplanamamıştır.

İskeletler diğer eski Anadolu

halklarıyla karşılaştırıldığında çağdaşı toplumlarla

çok yakın sonuçlar vermiştir. Bununla

birlikte Camihöyük toplumu Anadolu halkları

arasında uzun boyludan ziyade orta boylu

gruplar arasında yer almıştır.

Camihöyük’de, birey sayılarının büyük

serilere ulaşamaması nedeniyle elde edilen

sonuçların toplumun genelini yansıtmada

yetersiz kalabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

KAYNAKLAR

AÇIKOL, A. 2004, “Kütahya Ağızören Hitit

İskeletlerinin Paleodemografik Analizi ve

Eski Tunç Çağı Anadolu Halkları Arasındaki

Yeri”, Antropoloji 17, ss. 51-65.

AKGÜN, Z. 2009, “İhsaniye (İkiz) Bizans Dönemi

Femurlarında Üst Parça Varyasyonları”,

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi

35 (3), ss. 127-130.

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 7 – 15; 2011 13

ALPAGUT, B. 1998, “A Pre-study on the Cranial

Remains of Iasos People (VI. Century

A.D.), IV. Arkeometri Sonuçları Toplantısı,

23-27 Mayıs, Ankara.

ALPAGUT, B. 1985, “Human Skeletal Remains

From Beyköy (Afyon, Anatolia)” Antropoloji

12, ss. 299-316.

ANGEL, J.L. 1951, Troy. The Human Remains.

Supplementary Monograph. I. Princeton

Universty Press, Universty of Cincinati,

New Jersey.

ANGEL, J.L. 1970, “Human Skeletal Remains

at Karataş İn J.M. Mellink Excavations

at Karataş Semahöyük and Elmalı Lycia

1969”, Ame J. Archaeology Appendix, 74:

253-259.

ANGEL, JL. 1971, “Early Neolithic Skeletons

from Çatalhöyük, Demography and Pathology”,

Anatolian Studies, 21: 77-97.

ANGEL, J.L, 1973, “Skeletal Fragments of

Classical Lycians in M.I. Mellink: Excavations

at Karataş-Semahöyük and Elmalı,

Lycia 1972”, Ame. J. Archaeology Appaendix,

77: 303-307.

ANGEL, J. L. 1975, “Paleoecology, Paleodemography

and Health”, Popıılation Ecologv and

Social Evolution, pp: 167-170, (Steven Polgor,

ed. Mouton, The Hogue Aldine Chicago) Part

of World Anthropology, ed. Sol Tox.

ANGEL, J.L. 1976, “Early Bronz Karataş People

and Cemeteries in M. J. Mellink: Excavations

in the Elmalı Area, Lycia 1975”. Ame. J

Arehacology (Appendix), 80: 385-391.

ANGEL, J.L. 1986, The Physical Identhy of

the Trojan in M.J. Mellink (ed): Troy and

the Trojan War. A Symphosium Held at

Bryn Mawr College, October, 1984, Bryn

Mawr: Bryn Mawr College Pres, pp: 63-76.

ARMAN, O. 1991, “Elazığ/Aşvankale Yakınçağ

iskeletlerinin Paleodemografik Açıdan İncelenmesi”,

A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış

Yüksek Lisans Tezi), Ankara.

BAŞOĞLU, O. 2010, “İskeletlerde Kimliklendirme:

Iasos Bizans İskeletleri Üzerinde Paleodemografik

Bir Araştırma”, Adli Bilimler Dergisi,

Cilt 9, Sayı 3: 7-15, Ankara, Eylül 2010.

BAŞOĞLU, O. 2010, “Uzun Kemiklerden Boy

Hesaplaması: Iasos Bizans İskeletleri Üzerinde

Bir Araştırma”, Adli Bilimler Dergisi,

Cilt 9, Sayı 2: 7-16, Ankara, Haziran 2010.

BROTHWELL, D. 1981, Digging up Bones,

London. BAS Printers Ltd, Great Britain.

BÜYÜKKARAKAYA, A. M., Erdal, Y.S., Özbek,

M. 2009, “Tepecik/Çiftlik İnsanlarının

Antropolojik Açıdan Değerlendirilmesi”,

24. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Kültür

Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Yayınları,

Ankara.

ERDAL, Y. S. 1993 “İznik Geç Bizans Topluluğunun

Demografik Yapısı”, VIII. Arkeometri

Sonuçları Toplantısı, ss. 243-257.

ÇİNER, R. 1964, “Ayatekla Kilisesinde Çıkarılan

İskeletlerin Tetkiki”, A.Ü. D.T.C.F.

Dergisi, C. XII, ss. 251-271.

ÇİNER, R. 1964, “Evdi Tepesi ve Civarında

Çıkarılan İskelet Kalıntılarının Tetkiki”,

Antropoloji 1, ss. 78-98.

ÇİNER, R. 1965, “Acemhöyük İskeletleri”,

A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, C. XXIII, ss. 1-24.

ÇİNER, R. 1965, “Altıntepe (Urartu) İskeletlerine

Ait Kalıntıların Tetkiki”, Belleten C.

XXIX, ss. 225-244.

ÇİNER, R. 1966, “Bodrum-Müskebi Kazısı İskelet

Kalıntılarının Tetkiki”, Antropoloji 2, ss. 56-81.

ÇİNER, R. 1971, “Gordion Roma Halkı Femur

ve Tibialarının Tetkiki”, A.Ü. D.T.C.F. Yayını,

Yayın No. 194.

ÇINER, R. 1971, “İstanbul (Kocamustafa

Paşa) da Çıkan iskelet Kalıntılarının Tetkiki”

Antropoloji 7, ss. 171-201.

ÇİNER, R. 1969, “Ilıca-Ayaş İskelet Kalıntılarının

Tetkiki”, Antropoloji 4, ss. 195-237.

ÇİNER. R. 1974, “Yarımburgaz (Küçükçekmeceİstanbul)

Mağarasında Çıkan İskelet Kalıntılarının

Tetkiki”. Cumhuriyetin 50. Yılı Anma

Kitabı. A.Ü. D.T.C.F. Yayını. Yayın No. 239.

ÇİNER, R. 1975, “İstanbul (Çemberlitaş) da

Darüşşafaka Lisesi Temel Kazılarında Çıkarılan

İmparator Tiberius Zamanına (M.S.

14-37) ait İskelet Kalıntılarının Tetkiki”,

Antropoloji 7, ss. 107-163.

14 Nevşehir/Camihöyük İskeletlerinin Paleoantropolojik Açıdan Değerlendirilmesi

FEREMBACH, D. 1970, “Les Homrnes du Gisernent

Neolithique de Çatal Höyük”, VII.

Türk Tarih Kongresi: 13-21.

GÜLEÇ, E. 1986, “Van-Dilkaya İskeletlerinin

Paleoantropolojik İncelenmesi”, IV. Araştırrna

Sonuçları Toplantısı, Ankara 26-30

Mayıs, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü

Yayınları, ss. 369-380.

GÜLEÇ, E. 1987, “Topaklı Populasyonunun

Demografik ve Paleoantropolojlk Analizi”,

V. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Ankara

6-10 Nisan, Eski Eserler ve Müzeler Genel

Müdürlüğü Yayınları, ss. 347-357.

GÜLEÇ, E. 1989, “Panaztepe İskeletlerinin

Paleoantropolojik ve Paleopatolojik İncelenmesi”,

Türk Arkeoloji Dergisi, s: XXVIII,

ss. 73-95.

GÜLEÇ, E. 1989, “Klazomenai İskeletlerinin

Paleoantropolojik Açıdan Değerlendirilmesi”,

Belleten 207-208: 565-582.

GÜLEÇ, E. 1989, “Paleoantropolojik Verilere

Göre Eski Anadolu Bireylerinin Boy Açısından

İncelenmesi”, V. Arkeometri Sonuçları

Toplantısı, Antalya 18-23 Mayıs, Eski

Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü Yayınları,

ss. 147-160.

GÖZLÜK, P. 2006. “Karagündüz Toplumunun

Paleodemografik Açıdan İncelenmesi”, Ankara

Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi

Antropoloji Dergisi, Sayı 20: 75-105.

GÖZLÜK, P. 1998, Klazomenai İskeletlerinin

Paleoantropolojik Açıdan Değerlendirilmesi

(Basılmamış Yüksek Lisans Tezi). A.Ü.

Sosyal Bilimler Enstitüsü. Ankara.

KANSU, Ş.A. 1937, “Kumtepe Neolitik Kemikleri

Üzerinde Antropolojik Tetkik” Belleten,

Cilt I, ss. 557-569.

KANSU, Ş.A. 1937, “Alacahöyük’te Bulunan

İskeletlerin Antropolojik Tetkiki”. Belleten

Cilt I, ss. 180-191.

KANSU, Ş.A., ATASAYAN, M. 1939, “Afyonkarahisar

Kusura Hafriyatında Çıkarılan

Bakırçağ ve Eti Devrine ait İskeletler

Üzerine Tetkikler”, Türk Antropoloji Mecmuası,

19-22: 272-313.

KANSU, Ş.A. 1939, “Ahlatlıbel İnsan Kemikleri

Üzerinde Tetkikler” Türk Antropoloji

Mecmuası, 19-22: 22-35.

KANSU, Ş. A. TUNAKAN, S. 1945, “Türk

Tarih Kurumu Alacahöyük Kazılarında

(1936-1944) Bakırçağ Yerleşme Katlarından

Çıkarılan İskeletlerin Antropolojik İncelenmesi”,

Belleten, Cilt IX, ss. 411-422.

KANSU, Ş.A., ÜNSAL, M. 1952, “Tilkitepe

Şamramaltı, Van Kazısından Çıkarılan İskeletlerinin

Antropolojisi”, IV. Türk Tarih Kongresi

Ankara, 10-14 Kasım 1948. TTK Basımevi.

KANSU, Ş.A., ÇİNER. R. 1968, “Korkuteli

Tefenni İskeletlerine ait Kalıntılarının Tetkiki”,

Belleten Cilt XXXII, ss. 301-315.

MARTİN, R. ve SALLER, K. 1957, Lehrbuch

der Anthropologie, Band I, Stuttgart: Güstav

Fischer Verlog.

OLIVIER, G. 1969, Practical Anthropologv, Charles

C. Thomas Publisher, Springfield Illinois.

ÖZER, İ. ve ark. 1999, “Karagündüz Kazılarından

Çıkarılan İskeletlerinin Paleoantropolojik

Analizi”, XIV. Arkeometri Sonuçlar Toplantısı,

Milli Kütüphane Basımevi, Ankara.

PEARSON, K. 1899, “Mathemical Contribution

on the Teory of Evolution on the Reconstraction

of the Stature of Prehistoric

Races”, Philosophical Ttransaction of the

Royal Society, London, 192: 169-224.

PRADER, A. 1986, “Growth and Development”,

Clinics in Endocrinology and Metabolism,

Vol. 15, 3: 470-485.

POLAT, O., GÜNHAN, Ö., İNANCI, A. 1990,

“İnsan İskelet Kalıntılarında Yaş Tespit Çalışmaları”

Adli Tıp Dergisi, 6: 41 – 45.

SAĞIR, M., ÖZER, İ., SEVİM, A., GÜLEÇ,

E. 1999, “İskelette Kimliklendirme”, Adli

Tıp Bülteni, s. 1.

ÖZBEK, M. 1984, “İznik Roma Açıkhava Tiyatrosundan

Çıkarılan Bizans İskeletleri”,

H.Ü. Edebiyat Dergisi 2, 1: 81-89.

SEVİM, A. 2006, “Yüceören İskeletlerinin Paleoantropolojik

Açıdan Değerlendirilmesi”,

Yüceören Doğu Klikya’da Bir Helenistik-

Roma Nekropolü, Gazi Üniversitesi Yayınları,

Ankara.

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 7 – 15; 2011 15

SEVİM, A. 2006, “Erzurum/Güllüdere İskeletlerinin

Paleoantropolojik Açıdan Değerlendirilmesi”,

22. Arkeometri Sonuçları Toplantısı,

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel

Müdürlüğü Yayınları, Ankara.

ŞENYÜREK, M S. 1949, “Truva Civarında

Kumtepe’de Bulunmuş İskeletlere Dair Bir

Not”, A Ü. D.T.C.F. Dergisi, Cilt VII, 2:

295-304.

ŞENYÜREK, M.S. 1950, “Büyükgüllücek’te

Bulunan Kalkolitik Çağa Ait Bir Muharibin

İskeletinin Tetkiki”, A.Ü. D.T.C.F Dergisi,

Cilt VIII, 3: 269-310.

ŞENYÜREK, M., S. TUNAKAN, S. 1951,

“Şeyh Höyük İskeletleri”, Belleten, Cilt

XV, 60: 431445.

ŞENYÜREK, M.S. 1952, “A Study of the Human

Skelaetons From Kültepe, Excavated

Under Auspices of the Turkish Historical

Society, The Skeletons From the Excavation

Season of 1948”, Belleten, Cilt XVI, 63:

323-343.

ŞENYÜREK, M.S. 1954, “A Note on the Long

Bones of Chalcolithic Age From Yümüktepe”,

Belleten, Cilt XVIII, 72: 519-522.

ŞENYÜREK, M.S. 1955, “A Note on the Long

Bones of Chalcolithic Age From Şeyh Höyük”,

Belleten, Cilt XIX, 74: 247-270.

TANNER, J. M. 1986, “Normal Growth and

Tecniques of Assesment”, Clinics in Endocrinology

and Metabolism, Vol. 15, 3:

411-452.

TROTTER, G. ve GLESER, G.S. 1952, “Estimation

of Stature From Long Bones of

American Whites and Negroes”, American

Journal of Physical Antropology, 10: 463-

514.

TUNAKAN, S., KANSU, Ş.A. 1946 “Alacahöyük

(1943-1945), Kazılarında Çıkarılan

Kalkolitik, Bakır ve Tunç Çağlarına ait

Halkın Antropolojisi”, Belleten, Cilt X, 40:

539-555.

TUNAKAN, S., KANSU. Ş.A. 1948, “Karaoğlan

Höyüğünden Çıkarılan Eti, Frig ve

Klasik Devir İskeletlerinin Antropolojik İncelenmesi”,

Belleten, Cilt XII, 48: 759-779.

TUNAKAN, S. 1964, “Bodrum-Dirmil Kazısı

İskeletleri”, Belleten, Cilt XXVIII, 110:

361-371.

TUNAKAN, S. 1965, ”Türk Tarih Kurumu

Adına 1964 Yazında Alacahöyük’te Yapılan

Kazıda Çıkarılan İki Eski Bronz çağı

İskeletlerinin İncelenmesi”, Belleten, Cilt

XXIX, 116: 571-583.

YİĞİT, A. ve ark. 2007, “Kahramanmaraş /

Minnetpınarı İskeletlerinin Paleoantropolojik

Açıdan Değerlendirilmesi”, 23. Arkeometri

Sonuçları Toplantısı, Kültür Varlıkları

Müzeler Genel Müdürlüğü Yayınları,

Ankara.

WİTTWER-BACKOFEN, U. 1985, “Anthropologische

Untersuchungen Der Necropole

İkiztepe Samsun”, III. Araştırma Sonuçlan

Toplantısı, Ankara 20-24 Mayıs, Eski Eserler

ve Müzeler Genel Müdürlüğü Yayınları,

ss. 421- 428.

WİTTWER-BACKOFEN, U. 1986, “Antropologische

Untersuchungen Das Byzantinischen

Friedhofs Boğazköy Hattusa”, IV.

Araştırma Sonuçları Toplantısı, Ankara 26-

30 Mayıs, Eski Eserler ve Müzeler Genel

Müdürlüğü Yayınlan, ss. 3181- 400.

WİTTWER-BACKOFEN, U. 1987, “Anthropological

Study of SkeletonMaterial From

Lidar”, V. Araştırma Sonuçlan Toplantısı II,

Ankara 6-10 Nisan, Eski Eserler ve Müzeler

Genel Müdürlüğü Yayınları, ss. 191-203.

Workshop of European Anthropologist 1980,

“‘Recommendation for Age and Sex Diagnoses

of Skeletons”, Journal of Human

Evolution, 9: 517-549.

İletişim Adresi:

Yrd. Doç. Dr. Okşan BAŞOĞLU

Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Arkeoloji Bölümü Beşevler/ANKARA

oksanbasoglu@gmail.com

DAMLAMA YÜKSEKLİĞİ VE ÇARPMA AÇISININ

KAN LEKELERİNİN SAÇILMA ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ

THE EFFECT OF THE DRIP HEIGHT AND IMPACT ANGLE ON THE

BLOOD STAIN SPATTER PATTERN

Doç. Dr. Erhan BÜKEN*1

Doç. Dr. Bora BÜKEN*2

Doç. Dr. Canan A. YAZICI*3

Didem BACANLI*4

Burak TAHMAZOĞLU*5

Kutay BAHADIR*5

Ayşe Uğurum YÜCEMEN*5

Yağmur ÖZTOPRAK*5

Bahar Gökçe SEZGİN*5

Adli Bilimler Dergisi / Turkish Journal of Forensic Sciences, 10 (2): 16 - 24, 2011

Araştırma Makalesi

*1 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi (BÜTF) Adli Tıp AD.

*2 Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı.

*3 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik AD.

*4 Veteriner Hekim BÜ Deney Hayvanları Üretim ve Araştırma Merkezi.

*5 Başkent üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem II öğrencisi

ÖZET:

Olay yerinde bulunan kan lekeleri, olayın gelişimi hakkında

bilgi verebilir. Kan lekelerinin saçılımı, damlayan kanın özellikleri,

kandamlasının damlama yüksekliği, çarpma açısı ve

damladığı yüzeyin özellikleriyle ilişkilidir.

Çalışmamızda, standart laboratuar koşullarında, özellikleri

standardize edilmiş kan kullanılmıştır. 25, 50 ve 100 cm.

yükseklikten, 30°, 50°, 70°, 90° derecelik çarpma açılarıyla

düzgün beton yüzey üzerine serbest damlatılan kandamlalarının

saçılma özellikleri incelenmiştir.

Oluşan lekelerin boyutları, ana lekenin yanında oluşan uydu lekelerin

boyutları, sayıları, ana lekeden uzaklıkları ve ana lekeyle

yaptıkları açı ölçülmüştür. Ana damla ve uydu damla özelliklerinin,

damlama yüksekliği ve çarpma açısıyla ilişkisi değerlendirilmiştir.

Hem farklı damlama yüksekliklerinden hem de farklı çarpma

açılarıyla damlatılan kan damlalarının saçılmaları, uydu damlaların

saçılma açıları hariç tüm ölçümlerde ortalama değerler gözetildiğinde

istatistiki olarak anlamlı düzeyde farklı bulunmuştur.

Her damlamada ayrı ayrı ele alındığında çarpma açısı= arc

sin (en/boy) formülüyle ifade edilen formül geçersizdir. Ancak

formülünün her leke bireysel olarak değerlendirilmeyip ortalama

değerler gözetildiğinde geçerli olduğu saptanmıştır.

Olay yerinde elde edilen en sık rastlanılan delillerden olan kandamlalarının

sayılan parametrelerle değerlendirilmesi, damlanın

hangi yükseklikten ve hangi açıyla damlatıldığının belirlenmesinde

yol gösterebilir. Bulgular ek araştırmalarla zenginleştirilerek

matematiksel formüllere ulaşılması gereklidir.

Anahtar Kelimeler: Kan lekeleri, saçılma özelliği, damlama

yüksekliği, çarpma açısı, olay yeri incelemesi

ABSRACT:

The bloodstains found on a crime scene, are likely to be

informative about the case. The pattern in which blood was

spattered to form the stains, is related to the blood characteristics,

drip height, the angle of impact and the characteristics

of the drip surface.

In this reseach, the spattering features of a free- falling drop

of blood on a smooth concrete surface has been examined

from 25, 50 and 100 cms of height and 30, 50, 70 and 90

degrees of impact angles.

The sizes of the bloodstains, the number and sizes of the

satellite stains, the satellites’ angle of directionality and distance

from main (parent) stain were measured. The features

of the main and satellite drops were compared, regarding

the dripping height and the impact angle.

The relation between these parameters were evaluated to

result in the discovery that, statistically, except for the angles

of the spattering of satellites, the spattering of blood from different

heights and angles, differs significantly; and that, the

formula [the impact angle = arc sin (W/L) ] is only valid when

the average values of all stains are taken into consideration,

and not when each drop is seperately regarded.. Additional

research is necessary for the development of mathematical

formulas.

Keywords: Bloodstain, spattering pattern, impact angle,

high of the drip, crime scene investigation.

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 16 – 24; 2011 17

I. GİRİŞ

Olay yeri incelemesi; olayın sanal olarak

yeniden canlandırılması, olay sırasında kurban

ve diğer kişilerin birbirlerine göre pozisyonu,

olay sırası ve sonrasında bu pozisyonların değişiminin

belirlenmesi amacıyla da yapılır.

Şüpheli, kurban veya tanık ifadelerinin yorumlanması,

ifadelerindeki çelişkilerin giderilmesi

için, olay yeri, otopsi, ölü muayenesi, laboratuar

bulgularının birlikte yorumlanması gerekir

(1). Kan en önemli ve sık kullanılan fiziksel

delillerden biridir. Olay yerinde bulunan kan

lekeleri, geometrik özellikleri, dağılımları ve

diğer özellikleriyle olayın yeniden canlandırılmasında,

orijininin açıklanmasında, kişilerin

olay sırasındaki pozisyonlarının belirlenmesinde

işlev üstlenebilirler (2).

Kan lekelerinin değerlendirilmesi, lekelerin

orjini, kanamanın vücudun neresinden olduğu

hakkında bilgi verebilir. Kan lekelerinin

aralarındaki uzaklık ve birbirleri ile ilişkileri,

lekelerin tipi ve yönelimi, kan lekesinin kaynağı,

oluşturan cismin özellikleri konusunda

bilgiler sağlayabilir (1-3).

Kan lekelerinin delil olarak kullanılması,

olay yerinin adli tıp uzmanları tarafından

bizzat incelenmesi sırasında elde edilen verilere

dayanabileceği gibi, olay yerinde çekilen

fotoğrafların değerlendirilmesi de bu konuda

bilgi verici olabilir. Tek bir kan lekesinin bu

anlamda yorumlanması zordur ve kısıtlı bilgi

verir, ancak olay yerinde bulunan bir seri kandamlasının

incelenmesi olayın açıklanmasında

yol gösterici olabilir (2,3).

Kan lekeleri, vücuttan çıkan kanın çevredeki

maddelerle ilişkisi sonucu oluşur. Kanın

fiziksel özellikleri ve sıvıların fiziksel özellikleri;

kan lekesinin şekli, büyüklüğü gibi özelliklerini

belirler (2,3).

Kan vücuttan çıktığında, fizik kanunlarına

uygun olarak davranır.

Kanın viskozitesi, özgül ağırlığı ve yüzey

gerilimi, kanın kaynağı, leke oluşumu sırasında

kanın kaynağının ve kandamlasının hareket

halinde olup olmadığı, damlanın çarpma hızı,

hacmi, kan lekesinin oluşum ve özelliklerini

belirleyen etkenlerdir (2,3,4).

Kanın fiziksel özellikleri, (özgül ağırlığı,

viskozitesi ve yüzey gerilimi) kandamlasının

ana kütleden ayrılmakta zorlanmasına neden

olur. Bu zorlanma, çeşitli şekillerde kandamlalarının

oluşumunun nedenidir (2,3,4).

Viskozite, bir sıvının molekülleri arasındaki

iç sürtünme nedeniyle akıma karşı gösterdiği

dirençtir. Kanın akıma karşı gösterdiği

direnç ise kan viskozitesidir. Viskozite akışkanlığın

tersidir (viskozite= 1/akışkanlık). Isı

artışı, tüm sıvıların viskozitesini azaltan bir etkendir.

Karmaşık yapıda bir vücut sıvısı olan

kanın viskozitesini ise ısının yanı sıra bu sıvıyı

oluşturan elemanların bileşimi (hematokrit,

plazmanın içeriği) ve reolojik özellikleri (eritrositlerin

şekil değiştirme yeteneği) de etkiler.

Dahası kanın içyapısı (kanı oluşturan elemanların

kan içindeki düzeni, örneğin; agregasyon)

akım hızına göre değişir ve bu durum da viskoziteyi

etkiler. Günümüzde kan viskozitesini

etkileyen dört ayrı parametre olduğu kabul

edilmekte ve kan viskozitesi bu parametreler

aracılığı ile değerlendirilmektedir. Hematokrit,

eritrosit deformabilitesi, eritrosit agregasyonu

ve plazma viskozitesi (4). Çeşitli memeli kanlarının

viskoziteleri farklılıklar gösterir (5).

Kanın herhangi bir objeden, yer çekimi

etkisiyle, damlamasına serbest damlama, ivme

kazandırılarak damlamasına serbest olmayan

damlama denir. Serbest damlamada, damla

primer kaynaktan yer çekimi ve kendi ağırlığı

etkisiyle ayrılır. Ayrılmada yüzey geriliminin

etkisi vardır. Yüzey geriliminin yarattığı çekim

kuvvetleri aşılınca damla uzar, sferik halden,

elips haline döner bu arada iki çekim arasında

osilasyon gösterir ve sonuçta kopar. Osilasyon

düzeyi damlanın büyüklüğü ile ilişkilidir.

Damlanın düşme zamanı ise sıvının viskozitesi

ile ilişkilidir (2,3).

Serbest düşen bir kandamlasının oluşturduğu

lekenin çapı, damlanın hacmi, düştüğü yükseklik

ve yüzeyin özelliklerine göre değişir. 0,05

ml hacminde bir kan damlası pürüzsüz yüzeye

serbest düştüğünde, düştüğü yükseklik arttırıldıkça

çapı da genişler. Daha büyük kan damlaları

daha kısa mesafeden düştüklerinde daha

büyük çaplar oluştururlar. Pürüzlü yüzeylerde,

yüzey gerilimi bozulur, leke düzensiz kenarlı

18 Damlama Yüksekliği ve Çarpma Açısının Kan Lekelerinin Saçılma Özellikleri Üzerine Etkisi

ve çıkıntılar gösteren bir görünüm alır. Çıkıntılar

merkezden dışarı ışınsal bir yayılım gösterir.

Buna damlanın saçılması-saçılımı denir (2,3).

Bir kan damlası düştüğü yükseklikten bağımsız

olarak yer çekiminden farklı bir güç

tarafından etkilenmediği sürece havada parçalanmaz.

Damla horizontal bir yüzeye düşerse,

şekli, yüzeyin yumuşaklığı ile bağlantılı ancak

düşme yüksekliğinden bağımsızdır. Yüzeyin

yumuşak ya da sert olmasından bağımsız olarak

yüzey gerilimi nedeniyle damla parçalanmaya

karşı direnir ve uniform sirküler leke meydana

gelir. Saçılmayı etkileyen etkenler, kan volümü,

kanın tazeliği, yüzey özellikleri, damlama yerinin

damlama alanına vertikal uzaklığıyla ilişkilidir.

Maksimum yükseklikte, en fazla saçılmanın

vertikal yüzeylerde olduğunu gösterilmiştir.

Saçılım, düştüğü yükseklikten çok yüzey özellikleriyle

ilgilidir. Örgü kumaş ve delikli, pürüzlü

yüzeylerde, yüzey gerilimi bozulur ve damla

rüptüre olur, leke düzensiz kenarlı ve çıkıntılar

gösteren bir görünüm alır. Çıkıntılar merkezden

dışarı ışınsal bir yayılım gösterir. perifere doğru

saçılım gösterebilir. Beton, cilalanmamış tahta

ve kumaş pürüzlü yüzeyler olarak kabul edilir.

En fazla saçılmanın beton yüzeylerde olduğu

bildirilmektedir. Gazete kağıdı ve kağıt mendil

gibi yüzeyler düzensiz yüzey kabul edilmez

ama bunlarda da düzensiz lekeler meydana gelir.

Temiz cam, porselen ve fayans sert ve düzenli

yüzeylerdir. Eğer damlanın hacmi biliniyorsa

damla çapından damlama yüksekliği belirlenebilir

(2,3,4).

Kan lekesinin yüzeyde oluşturduğu şekil

çarpma açısı ile de ilişkilidir. Çarpma açısı

büyüdükçe leke daha sferik olurken, açı küçüldükçe

çarptığı alan uzar ve leke eliptik bir hal

alır (2,3,4).

Sferik bir kandamlası, serbest düşüşle yatay

olmayan bir yüzeye çarptığında, oluşacak

leke eliptik olacaktır. Lekede görülecek uzama,

çarpma sonrası kandamlasının yüzey üzerinde

kayması sebebiyle oluşur. Açı azaldıkça, lekenin

uzunluğu artıp, genişliği azalır. Lekenin en

geniş noktası, kandamlasının çapına tekabül

eder. Lekenin uzamış uçları ise kandamlasının

hareket yönüne işaret eder. Yüzey özelliklerine

göre, kandamlasının ucunda iğnemsi veya

yuvarlak uzantılar veya kuyruk benzeri bağlantılar

olabilir. Ana lekenin uzantıları hareket

yönünü belirtirken, ikincil lekenin uzantısı hareket

yönünün tam tersinedir (2,3,4).

Araştırmamızda olay yerinde tespit edilen

beton zemin üzerinde, serbest damlama sonucu

saçılmış kan lekelerinin saçılma açıları ve

saçılma sayısı leke boyutları değerlendirilerek,

bu verilerle damlama açısı ve yüksekliğinin korelasyonunun

tespit edilmesi amaçlanmaktadır.

II. GEREÇ VE YÖNTEM

Çalışmamızda, damlama yüksekliği ve

çarpma açısındaki değişikliklerin, beton zemin

üzerinde meydana getirdiği kan lekesinin saçılma

özellikleri üzerine etkisi araştırıldı.

Deneysel Araştırmalar Etik Kurulu izni ile

Hayvan Araştırma Laboratuarlarında yetiştirilmiş,

3 yaşında dişi 65 kg ağırlığında merinoskaraman

mix cinsi koyundan, hayvan deneyleri

sertifikası bulunan araştırmacı tarafından bir

seferde 300 cc kan alındı.

Alınan kan, pıhtılaşmayı önleyici boncuklarla

takviye edilip 500 cc’lik, temiz şişeye koyulduktan

sonra 20 dk çalkalanarak, pıhtılaşması önlendi.

Kan şişesi mümkün olan en kısa zamanda

soğuk zincirle korunarak laboratuara ulaştırıldı,

+4°C de deney zamanına kadar saklandı.

Kan örneğinden bir numune, Başkent Üniversitesi

Adana Araştırma ve Uygulama Merkezine

gönderilerek, hematoloji laboratuarında

viskozite ölçümü yapılması ve bulunan değerin

araştırıcılara bildirilmesi istendi. Viskozite değeri

3,69 cP olarak belirlendi.

Deneye başlamadan önce soğuk zincirle laboratuara

ulaştırılan kan, etüvde normal vücut

ısısı olarak kabul edilen 36,5 - 37°C kadar ısıtıldı.

Deney süresince bu ısıda muhafaza edildi.

Şişe içinde muhafaza edilen kan örneğinden

otomatik pipetle alınan kan, 0,2 ml damlalar

oluşturacak şekilde damlatıldı. Bu sırada

damlamayı sağlamak amacıyla pipetin çıkartıcı

mekanizmasına uygulanan basınç standart kabul

edilip, her bir basma sırasında uygulanan

güç farkından kaynaklanan hız değişimi ihmal

edildi ve damlamanın serbest düşüşe uygun

gerçekleştiği kabul edildi.

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 16 – 24; 2011 19

Otomatik pipetle sağlanan standart hacim,

standart viskozite ve standart hızda olduğu kabul

edilen kan damlaları, araştırıcılar tarafından

Başkent Üniversitesi İnşaat İmalat Daire

Başkanlığı olanaklarından yararlanılarak hazırlattırılan,

1 m2 yüzey alanı bulunan, düzgün

yüzeyli, çelik hasır üzerine dökülmüş, kenarları

dağılma ve kırılmayı önleyecek şekilde 3

cm’lik demir L profil ile güçlendirilmiş, şekil

1’de sunulan beton blok üzerine damlatıldı.

Damlama yüksekliği, araştırıcılar tarafından

imal edilen, 2m boy, 3 cm çapta, üzerine, yüksekliği

ayarlanabilir kelepçeyle tutturulmuş

otomatik pipet bulunan, sabit ayaklı, demir

dikme kullanılarak ayarlandı.

Birinci deneme, beton blok horizontal

düzlemde tutularak gerçekleştirdi. Diğer denemeler,

beton bloğun demir ayaklar üzerinde

ölçüm yapılacak açıya kadar yükseltilerek bloğa,

vertikal düzleme göre, sırasıyla 30°, 50°,

70°, 90° açı verilerek gerçekleştirildi. Her açı

grubunda, damlalar 25, 50, 100 cm yükseklikten

bırakılarak damlatıldı. Deney her açı ve her

düzeyde 30 defa tekrar edildi. Her deneme sonrasında

leke, yağ çözücü deterjanla temizlendi

ve tazyikli hava ile kurutuldu.

Her açı ve yükseklikte kandamlalarının

beton blok üzerinde oluşturduğu lekelerde;

ana damlanın eni ve boyu ve damla çevresinde

uydu damla oluşup oluşmadığı değerlendirildi.

Uydu damla oluştuğu takdirde, oluşan uydu

damlaların sayısı, ana damlanın merkezine

uzaklığı ve ana damlayla olan açısı ölçüldü.

Ana lekenin çevresinde oluşmuş dikensi çıkıntıların

sayısı belirlendi.

Saçılma açılarının belirlenmesinde, araştırıcılar

tarafından imal edilen 1 m2 alanı tarayabilecek

ölçüde cam malzeme üzerine çizilmiş,

değerler üzerinde milimetre olarak işaretlenmiş

iletki, açıölçer kullanıldı.

Değişkenlerin normal dağılıma uyumu

Shapiro-Wilk testi ile kontrol edildi. Varyansların

homojenliği ise Levene testi ile analiz

edildi. Tüm değişkenler bakımından parametrik

testlerin ön şartlarının yerine gelmediği görüldüğünden

söz konusu değişkenlere ilişkin

grup ortancalarının karşılaştırılması amacıyla

Kruskal-Wallis testi ve ardından çoklu karşılaştırma

yöntemlerinden Bonferroni-Dunn testi

kullanıldı. Sonuçlar ortalama ± standart sapma

ve ortanca değer olarak ifade edildi. Değişkenler

arasındaki korelasyonlar Spearman rho

korelasyon katsayısı ile değerlendirildi. p<0.05

düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

Veri setinin analizinde SPSS 17.0 istatistik paket

programı kullanıldı (Statistical Package for

the Social Sciences, version 17.0, SSPS Inc,

Chicago IL, USA). Her bir deneme grubundan

elde edilen ölçümler kendi içinde karşılaştırıldı

ve her bir grup için, açılanma ve boyutlar

yönünden bir ortalama değer tespit edildi. Her

deneme grubundan elde edilen ortalama değerler

birbiriyle karşılaştırıldı.

Çalışma Başkent Üniversitesi Deneysel

Araştırmalar Etik Kurulu izni ile gerçekleştirildi.

Çalışma 2010 yılı Mart ayında Başkent

Üniversitesi Tıp Fakültesi Multidisipliner Laboratuarında

gerçekleştirildi.

III. BULGULAR

Çalışmamızda, kandamlalarının damlama

yüksekliği ve çarpma açısının, damla özellikleri

ve saçılma üzerine etkisi araştırılmıştır.

Damlama yükseklikleri olarak 25, 50 ve 100

cm; çarpma açısı olarak 30, 50, 70 ve 90 derece

kullanıldı. Her bir yükseklik için, dört farklı

açıda otuzar deneme yapılarak sonuçlar elde

edildi.

100 cm, 50 cm ve 25 cm yüksekliklerden

damlatılarak oluşturulan lekelerin, açı farkı gözetmeksizin

yapılan değerlendirilmesinde en

(p<0.001 df=2), boy (p<0.001 df=2), uydu uzaklığı

(p<0.001 df=2), uydu sayısı (p<0.001 df=2)

ve uydu açısı (p<0.001 df=2) değerleri arasında

istatistikî olarak anlamlı fark bulundu (Tablo 1.).

100 cm yükseklikten 30, 50, 70 ve 90 derece

açıyla damlatılarak oluşturulan kan lekelerinin

değerlendirilmesinde en (p<0.001 df=3),

boy (p<0.001 df=3), uydu uzaklığı (p<0.001

df=3), uydu sayısı (p<0.001 df=3) ve uydu açısı

(p<0.001 df=3) değerleri arasında istatistikî

olarak anlamlı fark bulundu (Tablo 1.).

50 cm yükseklikten 30, 50, 70 ve 90 derece

açıyla damlatılarak oluşturulan kan lekele20

Damlama Yüksekliği ve Çarpma Açısının Kan Lekelerinin Saçılma Özellikleri Üzerine Etkisi

rinin değerlendirilmesinde en (p<0.001 df=3),

boy (p<0.001 df=3), uydu uzaklığı (p<0.001

df=3), uydu sayısı (p<0.001 df=3) ve uydu açısı

(p<0.001 df=3) değerleri arasında istatistikî

olarak anlamlı fark bulundu (Tablo 1.).

25 cm yükseklikten 30, 50, 70 ve 90 derece

açıyla damlatılarak oluşturulan kan lekelerinin

değerlendirilmesinde en (p<0.001 df=3), boy

(p<0.001 df=3), uydu uzaklığı (p<0.001 df=3),

uydu sayısı (p<0.001 df=3) değerleri arasında

istatistikî olarak anlamlı fark bulundu. Uydu

açısı (p=0,454 df=3) değerleri arasındaki fark

ise istatistikî olarak anlamlı değildir (Tablo 1.).

30 derece açıyla damlatılarak oluşturulan lekelerde

yükseklik değişiminin leke üzerine etkisi

incelendiğinde en (p<0.001 df=2), uydu uzaklığı

(p<0.001 df=2), uydu sayısı (p<0.001 df=2)

ve uydu açısı (p<0.01 df=2) değerleri arasında

istatistikî olarak anlamlı fark bulundu. Leke boyu

değerleri (p=0,034 df=2) ise p<0,05 güven aralığında

istatistikî olarak anlamlıdır (Tablo 2.).

50 derece açıyla damlatılarak oluşturulan

lekelerde yükseklik değişiminin leke üzerine

etkisi incelendiğinde en (p<0.001 df=2), boy

(p<0.001 df=2), uydu uzaklığı (p<0.001 df=2),

uydu sayısı (p<0.001 df=2) ve uydu açısı

(p<0.01 df=2) değerleri arasında istatistikî olarak

anlamlı fark bulundu (Tablo 2.).

70 derece açıyla damlatılarak oluşturulan

lekelerde yükseklik değişiminin leke üzerine

etkisi incelendiğinde en (p<0.001 df=2), boy

(p<0.001 df=2), uydu uzaklığı (p<0.001 df=2)

ve uydu sayısı (p<0.001 df=2) değerleri arasında

istatistikî olarak anlamlı fark bulundu. Uydu

açısı (p=0,144 df=2) değerleri arasındaki fark

istatistikî olarak anlamlı değildir (Tablo 2.).

90 derece açıyla damlatılarak oluşturulan

lekelerde yükseklik değişiminin leke üzerine

etkisi incelendiğinde en (p<0.001 df=2), boy

(p<0.001 df=2), uydu uzaklığı (p<0.001 df=2)

ve uydu sayısı (p<0.001 df=2) değerleri arasında

istatistikî olarak anlamlı fark bulundu. Uydu

açısı (p=0,022 df=2) değerleri arasındaki fark

ise p<0,05 güven aralığında anlamlı olarak belirlendi

(Tablo 2.). Elde edilen sonuçlar Tablo

1. ve Tablo 2. de özetlenmiştir.

IV. TARTIŞMA

Çalışmamızda, serbest damlama sonucu

oluşan kan lekelerinin oluşumunda damlama

yüksekliği ve açısının saçılma üzerine etkisi

araştırılmıştır.

Literatürde, kan lekelerinin oluşumu ve

damlaların saçılımını etkileyen unsurlar; kanın

viskozitesi, damla büyüklüğü, damlama açısı,

damlama yüksekliği, damlama yüzeyinin özellikleri,

leke oluşumu sırasında kandamlasının

kaynağının hareketli olup olmaması, yer çekimi

etkisi… olarak sayılmaktadır (2). Literatürde

damlama açısının serbest damlama sonucu

oluşan lekelerin eni ve boyu üzerine etkisi bulunduğu

bildirilmektedir. Açı daraldıkça ana

damlanın en ve boy oranının arttığının tespit

edildiği bildirilmektedir. Bu ilişki çarpma açısı=

arc sin (en/boy) formülüyle ifade edilmektedir

(2). Araştırmamızda en boy arasındaki ilişki denenen

yüksekliklerde her bir deneme için ifade

edilen formüle uygun bulunmamıştır. Formülünün

her leke bireysel olarak değerlendirilmeyip

ortalama değerler gözetildiğinde geçerli olduğu

saptanmıştır”. Adli araştırıcılar her serbest damlama

lekesinde, bu formülün işlemeyebileceğini

göz önünde bulundurmalıdırlar.

Literatürde, kandamlalarının düştüğü yükseklik

arttıkça çaplarının genişlediği bildirilmektedir

(3,6,7). Araştırmamızda da, kandamlalarının

düşürülme yükseklikleri ile damla eni ve boyu

arasındaki ilişki çarpma açısından bağımsız olarak

istatistiksel olarak anlamlılık göstermektedir

(p<0,01). Yükseklik arttıkça ana damlanın eni,

boyuna ait ölçülen değerler artmaktadır. Düşme

yüksekliği arttıkça ana damla çapı büyümektedir.

Bulgularımız literatürle uyumludur.

Literatürde, kan lekelerinin boyutlarının

çarpma açısıyla ilişkisi, küçük açılarda saçılımın

daha fazla olduğu yönündedir (8). Araştırmamızda

da bulgularımız bu yöndedir. Farklı

çarpma açıları için ölçülen değerler arasındaki

fark istatistiki olarak anlamlıdır (Tablo 2).

Horizontal yüzeylere damlamalarda saçılma

minimum düzeydedir (8). Bulgularımız

da bu yöndedir. Horizontal denemelerde, uydu

damlalar ana damladan ayrılmamakta, dikensi

çıkıntılar halinde kalmaktadırlar. Bu açıda

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 16 – 24; 2011 21

yapılan denemelerde dikensi çıkıntı sayısı ile

yükseklik arasında ilişki saptanmamıştır. Bulgularımıza

göre; diğer ölçümler için sayılan

parametreler, horizontal yüzeylerdeki damlamalar

için ölçüt olarak kullanılamaz.

Literatürde çeşitli çalışmalarda da ortaya

koyulmuş olan; damlama yüksekliği arttıkça

ana damlanın eni ve boyunun büyüdüğü, saçılma

sayısının ve açılarının arttığı, çarpma

açısı daraldıkça ana damlanın en ve boyunun

azaldığı, saçılma sayısının artığı, saçılma açısının

arttığı hipotezleri, standart laboratuar

koşulları sağlamaya çalışılarak bir kez de tarafımızdan

çalışılmış, hipotezler doğrulanmıştır

(2,3,4,6,7,8,9).

V. SONUÇ

Kan lekelerinde damlama yüksekliğinin

ve çarpma açısının leke oluşumuna; uydu damla

sayısı ve dağılımına, dikensi çıkıntıların oluşumu

ve sayısına etkili olduğu gözlenmiştir. Bu

konuda matematiksel formüller oluşturulması

olay yeri incelemesi sırasında kan lekelerinden

elde edilen delillerin daha etkin yorumlanmasına

katkı sağlayabilir. Olay yerinde elde edilen

en sık rastlanılan delillerden olan kandamlalarının

sayılan parametrelerle değerlendirilmesi,

damlanın hangi yükseklikten ve hangi açıyla

damlatıldığının belirlenmesinde yol gösterebilir.

Konu hakkında ek araştırmalara ve bu araştırmanın

başka açı ve yüksekliklerden denemeleri

de içerecek şekilde genişletilmesine ihtiyaç

vardır. Bulgular ek araştırmalarla zenginleştirilerek

matematiksel formüllere ulaşılması olasıdır.

Ancak Balthazard’ın şiarı da unutulmamalıdır

“gerçek leke laboratuar şartlarındakini

taklit etmeyebilir”(3).

Not: Araştırma; Başkent Üniversitesi Tıp

Fakültesi XII. Çalışma Grupları Öğrenci Sempozyumunda

(Mayıs 2010 Başkent Üniversitesi

Ankara) sözlü bildiri olarak sunulmuştur.

Teşekkür: Başkent Üniversitesi İnşaat

Daire Başkanı Özlem Çalışkan, Demir Atölyesi

Ustabaşı Davut Doğan, Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji

Anabilim dalı öğretim üyesi Doç. Dr.

Füsun Can ve Anatomi Anabilim Dalı görevlisi

Hayrettin Aydın’a araştırmanın uygulama aşamasındaki

katkıları için teşekkür ediyoruz.

Şekil 1: Kan damlaları, araştırıcılar tarafından projelendirilerek

imal edilen, 1m2 düzgün yüzeyli beton zemine damlatıldı,

çarpma açısı beton zeminin açısı değiştirilerek elde edildi. Kan

damlalarının yer çekimi etkisiyle serbest damlaması sağlandı.

Şekil 2. Farklı çarpma açıları ve damlama yüksekliklerinde kan

lekelerinin görünümü.

22 Damlama Yüksekliği ve Çarpma Açısının Kan Lekelerinin Saçılma Özellikleri Üzerine Etkisi

Damlama

Yüksekliği

Çarpma Açısı

ANA DAMLA ENİ

(n=30)

ANA DAMLA BOY

(n=30)

UYDU DAMLANIN ANA

DAMLAYA UZAKLIĞI (n=30)

SAÇILMA SAYISI

(n=30)

SAÇILMA AÇISI

(n=30)

Ort.

±SS Med Min

-Max

Ort.

±SS Med Min

Max

Ort.

±SS Med Min

Max

Ort.

±SS Med Min

Max

Ort.

±SS Med. Min

Max

100 cm

30° 0,81

±0,11 0,80 0,40 -

1,00

< 0,01

1,84

±0,42 1,90 0,50-

2,60

< 0,01

17,39

±8,03 17,35 2,80-

32,50

< 0,01

9

±2,74 10,00 5,00 -

17,00

< 0,01

91

±3,63 91,00 82,00 -

97,00

< 0,01

50° 1,08

±0,21 1,10 0,70 -

1,60

1,54

±0,30 1,50 1,00 -

2,30

16,29

±4,33 16,05 4,10 -

25,70

14

±4,74 12,00 5 -

25

93

±3,55 93,50 84 -

99

70° 1,03

±0,08 1,00 0,90 -

1,20

1,20

±0,18 1,20 1,00 -

1,90

13,66

±5,39 13,25 4,60 -

33,10

15

±4,20 14,00 9,00 -

24,00

94

±11,80 94,00 72,00 -

125,00

90° 1,01

±0,06 1,00 0,09 -

1,10

1,01

±0,07 1,00 0,90 -

1,00

3,58

±2,82 3,00 0,00 -

12,00

18

±3,23 18,00 11,00 -

24,00

163

±79,12 158,00 0,00 -

310,00

50 cm

30° 0,69

±0,06 0,70 0,60 -

0,80

< 0,01

1,83

±0,20 1,90 1,40 -

2,10

< 0,01

3,26

±1,54 2,65 1,50 -

8,20

< 0,01

2

±1,02 2,00 1,00 -

5,00

< 0,01

90

±3,72 90,00 80,00 -

99,00

< 0,01

50° 1,05

±0,19 1,00 0,80 -

1,90

1,61

±0,35 1,55 0,60 -

2,40

6,72

±3,81 6,30 2,20 -

14,90

5

±2,57 5,00 2,00 -

13,00

92

±7,37 91,00 82,00 -

112,00

70° 0,92

±0,09 0,90 0,70 -

1,10

1,07

±0,10 1,10 0,90 -

1,30

4,88

±3,29 4,50 0,00 -

11,40

9

±2,83 9,00 4,00 -

15,00

79

±36,83 85,50 0,00 -

131,00

90° 0,89

±0,08 0,90 0,70 -

1,10

0,88

±0,08 0,90 0,70 -

1,10

3,68

±2,21 3,25 0,00 -

11,60

15

±4,37 15,50 6,00 -

23,00

167

±70,81 168,50 0,00 -

345,00

25 cm

30° 0,62

±0,05 0,60 0,50 -

0,70

< 0,01

1,75

±0,16 1,80 1,50 -

2,00

< 0,01

3,29

±1,98 2,90 1,80 -

12,70

< 0,01

1

±0,62 1,00 1,00 -

3,00

< 0,01

89

±3,23 88,00 82,00 -

97,00

>0,05

50° 0,70

±0,07 0,70 0,60 -

0,80

1,22

±0,18 1,20 1,00 -

1,50

1,31

±1,30 1,30 0,00 -

4,60

2

±1,73 2,00 0,00 -

5,00

61

±44,76 85,00 0,00 -

120,00

70° 0,80

±0,06 0,80 0,70 -

0,90

0,95

±0,09 0,90 0,70 -

1,10

2,21

±2,04 1,75 0,00 -

8,70

7

±2,61 8,00 1,00 -

12,00

72

±44,87 83,00 0,00 -

155,00

Tablo 1. Sabit damlatma yüksekliklerinde 30°, 50°, 70°, 90° çarpma açısıyla damlatılan damlanın parametreler açısından elde edilen ortalama değerlerinin karşılaştırılması

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 16 – 24; 2011 23

Çarpma Açısı

Damlama

Yüksekliği

ANA DAMLA ENİ

(n=30)

ANA DAMLA BOY

(n=30)

UYDU DAMLANIN ANA

DAMLAYA UZAKLIĞI

(n=30)

SAÇILMA SAYISI

(n=30)

SAÇILMA AÇISI

(n=30)

Ort.

±SS Med. p Ort.

±SS Med. p Ort.

±SS Med. p Ort.

±SS Med. p Ort.

±SS Med. p

30° 100 cm 0,81

±0,11 0,80

<0,01

1,90 17,39

±8,03

0,03

9

±2,74 10,00

<0,01

91,00 0,81

±0,11

<0,01

1,84

±0,42 1,90

0,01

50 cm 0,69

±0,06 0,70 1,90 3,26

±1,54

2

±1,02 2,00 90,00 0,69

±0,06

1,83

±0,20 1,90

25 cm 0,62

±0,05 0,60 1,80 3,29

±1,98

1

±0,62 1,00 88,00 0,62

±0,05

1,75

±0,16 1,80

50° 100 cm 1,08

±0,21 1,10

<0,01

1,50 16,29

±4,33

<0,01

14

±4,74 12,00

<0,01

93,50 1,08

±0,21

<0,01

1,54

±0,30 1,50

<0,01

50 cm 1,05

±0,19 1,00 1,61

±0,35 1,55 6,72

±3,81 6,30 5±2,57 5,00 92

±7,37 91,00

25 cm 0,70

±0,07 0,70 1,22

±0,18 1,20 1,31

±1,30 1,30 2±1,73 2,00 61

±44,76 85,00

70° 100 cm 1,03

±0,08 1,00

<0,01

1,20 13,66

±5,39

<0,01

15

±4,20 14,00

<0,01

94,00 1,03

±0,08

<0,01

1,20

±0,18 1,20

0,14

50 cm 0,92

±0,09 0,90 1,10 4,88

±3,29

9

±2,83 9,00 85,50 0,92

±0,09

1,07

±0,10 1,10

25 cm 0,80

±0,06 0,80 0,95

±0,09 0,90 2,21

±2,04 1,75 7

±2,61 8,00 72

±44,87 83,00

90° 100 cm 1,01

±0,06 1,00

<0,01

1,00 3,58

±2,82

<0,01 18

±3,23 18,00

<0,01

158,00 1,01

±0,06

<0,01

1,01

±0,07 1,00

0,02

50 cm 0,89

±0,08 0,90 0,90 3,68

±2,21

15

±4,37 15,50 168,50 0,89

±0,08

0,88

±0,08 0,90

25 cm 0,86

±0,06 0,90 0,90 0,99

±1,74

14

±2,26 13,00 76,50 0,86

±0,06

0,86

±0,06 0,90

Tablo 2. 30°, 50°, 70°, 90° çarpma açısıyla damlatılan damlanın 100, 50, 25 cm yüksekliklerden damlatıldığında parametreler açısından elde edilen

ortalama değerlerinin karşılaştırılması

24 Damlama Yüksekliği ve Çarpma Açısının Kan Lekelerinin Saçılma Özellikleri Üzerine Etkisi

KAYNAKLAR

1. Buken E. Acil Tıp Uygulamalarında Adli Sorunlar

ve Paramediklerin Adli Yükümlülükleri.

V. Paramedik Sempozyumu. 24-25 Nisan

2010 Ankara. Sempozyum Kitabı: Sayfa 23.

2. James S. H, Eckert W. G, editors. Interpretation

of Bloodstain Evidence at Crime

Scenes; Second Edition. Florida USA 1999.

3. Wilson C.I, Altschul S, Mead A, Flannagan

L.M. Bloodstain Pattern Analysis in a Case of

Suicide With a Compound Bow and Arrow

Am J Forensic Med Pathol 2004;25: 80–82.

4. Aşıcıoğlu F. Arslan M.N. Kan Lekesi Model

Analizi Olay Yerinin Yeniden Yapılandırılmasında

Kan Lekesi Delili. Birinci

Basım: İstanbul Türkiye 2009.

5. Windberger U, Bartholovitsch A, Plasenzotti

R, Korak K.J, Heinze G. Whole Blood Viscosity,

Plasma Viscosity and Erythrocyte Aggregation

in Nine Mammalian Species: Reference

Values and Comparison of Data Experimental

Physiology (2003) 88.3, 431–440.

6. Bevel T, Gardner R.M, editors. Bloodstain

Pattern Analysis With an Introduction to

Crime Scene Reconstruction, Third Edition;

CRC PressTaylor & Francis Group

Florida USA 2008.

7. Knock C, Davison M. Predicting the Position

of the Source of Blood Stains for

Angled Impacts. J Forensic Sci, September

2007; 52 (5): 1044-1049.

8. Willis C, Piranian K.A. Donaggio R. J.,

Barnett R. J., Rowe W. F. Errors in the estimation

of the distance of fall and angles

of impact blood drops Forensic Science

International 2001; 123: 1–4.

9. Rowe W. F. Errors in the determination of

the point of origin of bloodstains. Forensic

Science International 2006; 161: 47–51.

İletişim Adresi:

Doç. Dr. Erhan BÜKEN

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi

Adli Tıp Anabilim Dalı

12. Sok No 7/6 Bahçelievler Ankara

erhanbuken@gmail.com

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 25 – 34; 2011 25

BİR TAŞRA ÜNİVERSİTESİNDE ÖĞRENİM GÖREN

ÖĞRENCİLERİN STRESLE BAŞA ÇIKMA STRATEJİLERİNİN

CİNSİYETE GÖRE İNCELENMESİ

ANALYSIS OF STRATEGIES FOR COPING WITH STRESS ACCORDING

TO GENDER OF A PROVINCE UNIVERSITY’S STUDENTS

Yrd. Doç. Dr. Kâmile Bahar AYDIN*

Adli Bilimler Dergisi / Turkish Journal of Forensic Sciences, 10 (2): 25 - 34, 2011

Araştırma Makalesi

* Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık A.B.D.

ÖZET:

Bu araştırmada, bir taşra üniversitesinde öğrenim gören

öğrenciler üzerinde stresle başa çıkma stratejilerinin cinsiyete

göre değişip değişmediği incelendi. Veriler, 195 kız,

111 erkek olmak üzere toplam 306 öğrenciden, Başaçıkma

Stratejileri Ölçeği (BSÖ) ile elde edildi. Yapılan t-testi analizi

sonucunda, problem çözme, sosyal destek isteme ve kaçınma

stratejileri yönünden kızlarla erkekler arasında anlamlı

farklılıklar bulundu. Kızların bu üç stratejiye ilişkin ortalama

puanları erkeklerinkinden daha yüksek çıktı. Sonuçlar, literatür

bulguları ışığında yorumlandı.

Anahtar Kelimeler: Stres, anksiyete, sıkıntı, depresyon,

cinsiyet.

ABSRACT:

In this research, it is analyzed if the strategies for coping with

stress are changed according to gender of students of a province

university. Data were collected with Coping Strategies

Scale (CSS) from 306 students of 195 girls and 111 boys. As

a result of t-test analysis, important differences are determined

about solving problems, requesting social support and

abstention strategies. The average points of the girls about

these strategies are higher than the points of the boys. The

results are commented in the light of literature findings.

Keywords: Stress, anxiety, distress, depression, gender.

I. GİRİŞ

Kadınlar ve erkekler arasında doğuştan gelen

ve öğrenmeye bağlı olan bazı farklılıklar vardır. Yapılan

araştırmalara göre bu farklılıklar, onların stres

yaşantılarında, stresle başa çıkmalarında ve psikolojik

sıkıntılarında (distress) ortaya çıkmaktadır.

Araştırmalar, tutarlı bir şekilde anksiyete,

depresyon ve bazı fiziksel hastalıkların cinsiyete

göre farklılaştığını göstermektedir (Bamett, Biener,

& Baruch, 1987; Mirowsky & Ross, 1995;

Nolen-Hoeksema, 1987). Üniversite öğrencileri

üzerinde yapılan bir çalışmada, kızların psikiyatri

kliniğine erkeklerden daha sık başvurdukları

görülmüştür (O’Neil, Lancee, Freeman, &,

1984). Ergenler üzerinde yapılan bir çalışmada

(Kandel ve Davies, 1986), depresif duygulanımın

erkeklere göre kızlarda daha fazla olduğu

saptanmıştır. Bazı çalışmalarda (Ravindran,

Matheson, Griffith, Merali, & Anisman, 2002;

Ayrancı ve Yenilmez, 2002) kadın olmanın depresyonu

yordayan önemli bir değişken olduğu

vurgulanmıştır. Üniversite öğrencileri üzerinde

yapılan bir başka çalışmada (Kaya, Genç, Kaya

ve Pehlivan, 2007) ise, cinsiyet ve depresif belirti

yaygınlığı arasında anlamlı bir ilişki olduğu

saptanmamıştır. Psikolojik sıkıntıların cinsiyete

göre farklılaşmasına katkı sağlayan faktörlerden

bazıları, kadın ve erkeğin stresle yaşantılarındaki

(Aneshensel & Pearlin, 1987) ve stresle başa

çıkma startejilerindeki farklılıklar olabilir.

Kadınların ve erkeklerin stresle başa çıkma

stratejilerini etkileyen doğuştan gelen ve

öğrenme yaşantılarına dayalı olan etkenler aşağıda

açıklanmıştır.

II. DUYGULARI İFADE ETME VE STRESLE

BAŞA ÇIKMA

Kadınların, gerçekte erkeklerden daha sıklıkta

duygu yaşadıkları açık olmamasına rağmen

(La France & Banaji, 1992; Larson & Pleck,

1998), kadınlar erkeklere göre, duygularını daha

yoğun olarak (Fujita, Diener, & Sandvik, 1991)

ve daha açık şekilde ifade etmektedirler (Brody

& Hall, 1993). Kadınlar erkeklerden daha çok

26 Bir Taşra Üniversitesinde Öğrenim Gören Öğrencilerin Stresle Başa Çıkma ...

bir başa çıkma yolu olarak ağlamaya başvurmaktadırlar

(DeFruyt, 1997). Duygularını ifade

ederken, kadınlardaki yüz hareketleri erkeklerinkinden

daha fazladır (Grossman & Wood, 1993).

Kadınların, bu özelliklerine bağlı olarak, duygularını

başkalarına ifade ederek psikolojik sıkıntıyla

(distresle) başa çıkmaları erkeklere göre daha

olasıdır (Tamres, Janicki, & Helgeson, 2002).

Duygusal ifadelerdeki cinsiyet farklılıklarının

doğuştan mı geldiği, yoksa öğrenilmiş mi olduğu

açık değildir. Bebekler ve küçük çocuklar arasında

duygusal ifadelerde cinsiyet farklılığı bulan

araştırmacılar, farklılıkların doğuştan olduğunu

öne sürmektedirler. Bir araştırmada (Malatesta,

Culver, Tesman, & Shepard, 1989), iki yaşındaki

kızların oyun sürecinde erkeklerden daha

duygusal oldukları gözlenmiştir. Ancak bir başka

araştırma (Dunn, Bretherton, & Munn, 1987), bebeğin

ve anaokulu çocukların ebeveynlerinin erkeklerden

çok kızlara duyguları ortaya çıkaracak

şekilde davrandıklarını göstermiştir. Bu sonuçtan,

duygusal ifadedeki cinsiyet farklılıklarında

cinsiyet sosyalizasyonunun da rol oynadığı anlaşılmaktadır

(Tamres, Janicki, & Helgeson, 2002).

III. CİNSİYET ROLÜ, STRES VE BAŞA ÇIKMA

Sosyal roller de kadınların ve erkeklerin

stresli yaşam deneyimleriyle ilişkili olduğu görünmektedir

(Aneshensel, Frerichs, & Clark,

1981). Bir rolü kullanmak; potansiyel olarak

stresli deneyimlerin çeşitliliğini belirler, bazı

stres vericilere maruz kalma olasılığını artırırken,

bazılarının da ortaya çıkmasını engeller. Ancak,

Aneshensel ve Pearlin’in (1987) önerildiği gibi,

insanlar bir rolü kullanırken karşılaştıkları koşullar,

farklı bir stresin kaynağı olabilir; çünkü insanlar

aynı rol içerisinde çok farklı deneyimlere

sahip olabilirler. Kadınlar ve erkekler, sosyal rollerinin

kullanım sıklığında ve benzer sosyal rollerindeki

deneyimlerinde farklıdırlar.

Kadınların cinsiyet rolleri çoğunlukla başkalarına

bakım sunma şeklindedir, erkeklerin rolleri

ise, çoğunlukla araçsaldır (instrumental) (Gilligan,

1982). Böylece, kadınlar, diğerlerine daha fazla

sosyal destek sunmalarını, daha empatik olmalarını

gerektiren sosyal roller içindedirler (Belle,

1982). Kadınların ev ve aile yaşamıyla (Oman &

King, 2000) ve cinsiyetlerine özgü bakım verme

(Lee, 1999) rolleriyle ilişkili stresi rapor etmeleri

daha olasıdır. Kadınlar, aynı zamanda, sosyal ve

aile ağlarıyla, erkeklerden daha çok duygusal olarak

ilgilenme eğiliminde oldukları için, çevrelerindeki

kişilerin streslerinden de etkilenmektedirler

(Kessler & McLeod, 1984). Bunlara ek olarak,

kadınlar, cinsel şiddet (gender violence), cinsiyet

ayrımcılığı gibi cinsiyete özgü stresörleri de yaşamaktadırlar

(Klonoff, 2000). Özellikle geleneksel

toplulukçu kültürlerde, kadın davranışları çok sık

olarak ayıp, günah ve namus ölçütleriyle değerlendirilmektedir.

Kadın, namusunu ve bekaretini kaybetme,

evlenememe, aile kuramama, dul ya da boşanmış

olma korkusu altında olabilir. Bununla birlikte,

her iki eşin de çalıştığı ailelerde (dual-career

family) kadınlar, ev işlerine erkeklerden daha fazla

zaman harcamaktadırlar ve erkeklere göre çocukların

temel bakıcısı rolündedirler (Blair & Lichter,

1991). Ayrıca, kadınların işte ve aile içindeki

pozisyonu daha az avantajlıdır (favorable), çünkü

kadınlar taleplerin ve sınırlılıkların daha büyük

bir yükünü taşımaktadırlar (Matthews, Hertzman,

Ostry, & Power, 1998). Sonuç olarak kadınlar, rolleriyle

ilişkili gündelik strese erkeklerden daha çok

maruz kalmaktadırlar (Kessler & McLeod, 1984).

Bununla birlikte, kadınlar, daha uzun psikolojik sıkıntı

(distress) periyotları yaşadıkları ve daha fazla

stres vericilere (stresörlere) maruz kaldıkları için

ya da her ikisinin birleşmesiyle de daha çok sıkıntılıdırlar

(distress) (Almeida ve Kessler, 1998).

Kadınlar, besleyip büyütme, bakım verme

rollerine kendilerini erkeklerden daha çok adadıkları

için, onlar aile ve arkadaş ağı içerisinde

ortaya çıkan belirli büyük yaşam olaylarına

(bir arkadaşın ölümü gibi) daha çok tepkide

bulunmaktadırlar (Wethington, McLeod, &

Kessler, 1987). Kadınlar önemli diğerleri (örneğin,

aile üyeleri, yakın arkadaşlar) için ortaya

çıkan büyük olaylardan sonra, erkekler ise

işini kaybetme gibi finansal olaylardan sonra

daha sıkıntılıdır (Kessler & McLeod, 1984;

Conger, Lorenz, Elder, Simons, & Ge, 1993).

Geleneksel kadın cinsiyet rolü, bağımlılığı,

yakın ilişkiyi, duygusal açıklılığı, girişken olmamayı

(assertiveness), kişinin kendi ihtiyaçlarını

diğerlerinin ihtiyaçları için ikinci sıraya koymasını

gerektirmektedir. Diğer yandan geleneksel

erkek rolü, otonomi, kendine güven, girişkenlik,

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 25 – 34; 2011 27

yarar sağlama/araçsallık (instrumentality), amaç

yönelimli olma gibi özellikleri gerektirmektedir.

Böyle bir durumda, erkeklerin zayıflık hislerini,

yetersizliklerini, korkularını kabul etmeleri

ve ifade etmeleri zor olmaktadır. Kadınlarsa,

proaktif problem çözmeleri gerektiğinde zorlanmaktadırlar

(Matud, 2004).

Başa çıkma sürecinde destek isteme davranışında

da cinsiyet farklılıkları görülmektedir.

Taylor, Klein, Lewis, Gruenewald, Gurung,

Updegraff (2000), Canon (1932)’un varsaydığı

(postulated) tehtite karşı savaş ya da kaç (fightor-

flight) tepkisinin kadınlardan daha çok erkeklerin

bir özelliği olduğunu öne sürmektedirler.

Oysaki, kadınlar tehditle yüz yüze geldiklerinde

onunla ilgilenme, arkadaş olma (tend-andbefriend)

eğilimindedirler. Bu özellik, strese

yanıtlar vermedeki cinsiyet farklılıklarının biyolojik

bir temele dayandığını göstermektedir.

Ancak, bu konuda cinsiyet sosyalizasyonu da

göz ardı edilemez. Kadınlar stresli zamanlarda

başkalarından destek almaları için teşvik edilirler,

oysaki yardım isteme davranışı, zayıflığın

göstergesi olduğu için erkekler arasında teşvik

edilmez. Örneğin meta analitik bir çalışma, kendini

açmanın (self-disclosure) kadın olmakla

ilgili olarak arttığını, erkek olmakla ilgili olarak

azaldığını göstermiştir (Eagly & Crowley,

1986). Böylece sosyal güçler/baskılar (social

forces), erkekleri duygularını açmaktan, özellikle

yardım istemekten engellemektedir. Konuya

cinsiyet sosyalizasyon teorisi açısından

bakıldığında, erkeklerin, problemi inkâr ederek

ya da ondan kaçınarak başa çıkmalarının daha

muhtemel olduğu söylenebilir; çünkü erkekler

duygularını gizlemek için sosyalleşmişlerdir.

Erkeklerin eylem yönelimli, doğrudan ve girişken

(assertive) olmalarıyla ilgili kalıp yargılar

dikkate alındığında, onların problem odaklı

başa çıkmayı kullanmaları da daha muhtemeldir

(Tamres, Janicki, & Helgeson, 2002). Kadınlar,

birçok meslekte göreceli olarak daha düşük statüye

sahip oldukları, erkeklerden daha yetersiz

kaynaklara sahip oldukları ve dolayısıyla stresli

bir durumu değişmez gördükleri için sosyal destek

isteme eğilimindedirler (Matud, 2004).

İşle ilgili stres vericiler kadınlar ve erkekler

tarafından farklı şekillerde algılandığı için, cinsiyet

farklılıkları olabilir. Kadınlar iş durumları

üzerinde daha az kontrole sahip olduklarını ve

problem odaklı başa çıkmanın riskli, yararsız,

hatta imkansız olduğunu düşünebilirler. Erkekler,

işle-ilişkili stres vericiler bakımından kadınlardan

daha çok problem-odaklı başa çıkmayı

kullanabilirler; çünkü bu stres vericiler kadınlardan

daha çok erkeklerin kişisel kontrolü altındadır.

İlişkiyle ilişkili stres vericiler, kadın ve

erkeklerin farklı şekilde algılayabildikleri başka

bir stres kaynağını oluşturmaktadır. Stresörler,

kişiler arası (interpersonal) bir konuyla ilgili olduğunda,

probleme karşı koyan kadınlardır, geri

çekilen de erkekler olmalıdır; çünkü ilişkiler ya

da ilişkinin işlevselliği erkeklerden daha çok

kadınların yaşamında daha merkezidir (Tamres,

Janicki, & Helgeson, 2002).

Başa çıkmadaki cinsiyet farklılıkları, kadınların

ve erkeklerin yaşamlarında farklı stres

kaynaklarıyla yüz yüze gelmelerinden kaynaklanabilir.

Örneğin, iş stresörleri, problem odaklı

başa çıkmaya duygu odaklı başa çıkmadan daha

çok olanak sağlayıcı olabilir. İş yükü ya da zor

bir görev gibi bir probleme, doğrudan, eylem

yönelimli bir yaklaşımla en iyi hizmet edilebilir.

Erkekler iş çevresinde kadınlardan daha çok zaman

geçirdiğine göre, erkekler, problem odaklı

başa çıkmaya daha fazla eğilim gösterebilirler.

Belki aile ile ilgili, özellikle kişiler arası problemler,

duygu-odaklı başa çıkmaya daha fazla

olanak sağlayıcıdır. Başka bir kişinin davranışını

değiştirmek zor olabilir, durumu kabullenme

ya da olumlu bir şeyler bulma yoluyla kişinin

kendi duygularını yönetmesi daha kolay olabilir.

Kadınlar, erkeklere göre daha fazla kişiler arası

stres vericilerle yüz yüze geldiklerine göre, kadınlar

duygu odaklı başa çıkmaya erkeklerden

daha fazla eğilim gösterebilirler (Tamres, Janicki,

& Helgeson, 2002).

IV. DERİN DÜŞÜNCEYE DALMA

(RUMİNATİON), DİKKATİ BAŞKA YÖNE

ÇEKME (DİSTRACTİON) VE STRESLE

BAŞA ÇIKMA

Sıkıntılı durumlarda derin düşünceye dalma

ya da kendine odaklanma, depresif ruh halini

alevlendirmekte ve sürdürmektedir. Aktif şekilde

dikkati başka yöne verme ise, sıkıntılı ruh

28 Bir Taşra Üniversitesinde Öğrenim Gören Öğrencilerin Stresle Başa Çıkma ...

halini (distresli mizacı) iyileştirmektedir (Lyubomirsky

& Nolen Hoeksema, 1993; Nolen-hoeksema,

Morrow, 1993). Olumlu düşünmeye,

çözümler üretmeye ve pozitif mizaçta artışlara

yol açan, dikkati başka yöne verme erkeklerde

daha sık görülmektedir. Kadınlar ise, erkeklerden

daha sık derin düşünceye dalmaktadırlar

(Nolen hoeksema, Morrow, & Fredrickson,

1993) Buna bağlı olarak depresif epizodların

artmasında ve devamında kadınlar lehine cinsiyet

farklılıkları ortaya çıkmaktadır (Nolen-Hoeksema,

1987). Aydın’ın (2010) lise öğrencileri

üzerinde yaptığı bir araştırmada “çevreyle etkin

temas stratejisi”nin ilişkinin miktarı bakımından

birinci sırada depresyonu, ikinci sırada olumsuz

benliği, üçüncü sırada anksiyeteyi, dördüncü sırada

hostiliyeyi anlamlı düzeylerde (p<.001) ve

negatif yönde yordadığı bulunmuştur. Bireyin

iç dünyasındaki olumsuz duygu ve düşüncelere

dalıp gitmesi yerine, dış çevreye dikkatini

odaklaması ve ona dâhil olması, onu rahatlatabilir.

Bu rahatlık ya da iyilik hali, onun daha iyi

düşünmesine ve stres yaratan soruna daha etkili

çözümler üretmesine yardımcı olabilir. Ancak

unutulmamalıdır ki, zengin bir uyarıcı çevre de

bireyin dikkatini etkileyici olabilecektir.

V. TÜRKİYE’DE VE YURT DIŞINDA YAPILAN

ARAŞTIRMALAR

Matud (2004), farklı sosyo-demografik

özelliklere sahip, 18-65 yaşları arasındaki

2816 insan üzerinde stres ve başa çıkmadaki

cinsiyet farklılıklarını araştırmıştır. Kadınların

erkeklere göre, daha çok stres algıladıklarını ve

daha çok duygu odaklı başa çıkmaya (kaçınma),

daha az rasyonel ve uzak durma (detachment)

stratejilerine başvurduklarını; erkeklerin

ise duygularını kadınlardan daha çok ketlediklerini

(inhibition) bulmuştur.

Gençlerle yapılmış bir araştırmada (Hanninen

& Aro, 1996), kızların erkeklere göre pasif

tarzlara daha çok başvurdukları ve erkeklerden

daha çok depresif belirti gösterdikleri saptanmıştır.

Kadınlar üzerinde yapılan bir başka araştırmada

duygulara yönelik başa çıkma tarzlarının

depresif belirtilerle pozitif yönde ilişkili olduğu

görülmüştür (Flett, Blankstein, & Obertynski,

1996). Tamres, Janicki ve Helgeson (2002), meta-

analiz yöntemini kullanarak başa çıkmadaki

cinsiyet farklılıklarını incelemişlerdir. Bu araştırmada

kadınların, problemleri hakkında duygusal

sosyal destek istedikleri, ruminasyon yaptıkları,

kendilerine ya da diğerlerine sözel ifadede bulundukları

ve kendi kendine pozitif konuştukları

bulunmuştur. Bir başka araştırmada (Billings &

Moos, 1981), kadınların duygu odaklı başa çıkma

ve sosyal destek isteme stratejilerini erkeklerden

daha fazla kullandıkları bulunmuştur. Erkeklerin

sergilediği problem odaklı başa çıkmanın

uyum sağlayıcı olduğu, kadınların sergiledikleri

duygu-odaklı başa çıkmanın ise uyumu bozduğu

(maladaptive) kabul edilmektedir. Wagner ve

Compas’ın (1990), ortaokul, lise ve kolej öğrencileri

üzerinde yaptıkları bir araştırmada, her üç

örneklemde de kızların erkeklere göre daha fazla

olumsuz olaylar bildirdiklerini bulmuşlardır. Ortaokul

ve lise örneklemindeki kızların erkeklerden

daha fazla kişilerarası stres bildirdiklerini

bulmuşlardır. Ortaokulda aile stresi, lisede akran

stresi ve kolej örnekleminde akademik stresin

yaygın olduğunu bulmuşlardır. Bir başka araştırmada

(Doherty & Baldwin, 1985), kız ergenlerin

erkeklerden daha fazla dış kontrol odağına sahip

oldukları bulunmuştur. Dış kontrol odağı sosyal

destek isteme davranışına yol açıyor olabilir.

Lee ve Larson (1996), üniversite giriş sınavı

stresiyle ve bu stresle bütünleşen günlük yaşamdan

kaynaklanan stresle başa çıkma stratejilerinin

etkililiğini konu alan 17- 19 yaşlar arasındaki Koreli

ergenler üzerinde bir araştırma yapmışlardır.

Bu araştırmaya göre, bilgi arama ve duygusal boşalma

stratejilerinin cinsiyete göre değiştiği bulunmuştur.

Sınav stresiyle başa çıkmak için, erkekler

kızlara göre bağırma, küfretme, duygularını serbestçe

ifade etme, sigara ve içki içme gibi duygusal

boşalma stratejilerini daha sık kullanmaktadırlar.

Bu bulgu, ataerkil Kore kültüründeki cinsiyet

rolleriyle uyumlu görülmektedir. Vulić-Prtorić and

Macuka’ın (2006) yaptıkları araştırmada, aileden

ve arkadaşlardan sosyal destek isteme, erkeklere

göre kızlarda yaygın bir başa çıkma stratejisidir.

Lise öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada

(Altıparmak, 1994), başa çıkma stratejilerinin

cinsiyete göre değiştiği; kızların, problem çözme,

sosyal destek arama, kaçınma stratejilerini erkeklerden

anlamlı düzeyde daha sık kullandıkları

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 25 – 34; 2011 29

bulunmuştur. Üniversite son sınıf öğrencileri üzerinde

yapılan diğer bir araştırmada (Gizir, 2005),

kızlarla erkeklerin sorunlarının birbirinden farklı

olduğu bulunmuştur. Üniversite öğrencileri üzerinde

yapılan bir çalışmada (Kaya, Genç, Kaya

ve Pehlivan, 2007), erkek öğrencilerin aktif tarzları

(probleme yönelik: Sosyal desteğe başvurma,

iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım) kız

öğrencilerden, anlamlı derecede daha çok kullandıkları

bulunmuştur. 10 ile 25 yaşları arasındaki

öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırmada (Oral,

1994), stres kaynaklarının cinsiyete, yaşa ve okula

göre; başa çıkma stratejilerinin cinsiyete göre

farklılıklaştığı bulunmuştur. Kadercilik, iyimserlik,

geri çekilme, kendini suçlama ve doğa üstügüçlere

inanma erkekler tarafından, çaresizlik ve

sosyal desteğe baş vurma kızlar tarafından en sık

kullanılan başa çıkma stratejileridir. Lise öğrencileri

üzerinde yapılan bir başka araştırmada (Demir,

1998), kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre sosyal

destek arama ve kendini suçlama düzeylerinin

daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Türkiye’de ve yurt dışında yapılan araştırma

bulgularından bir sonuca varmak gerekirse,

kadınların, erkeklere göre stres algılarının ve

psikolojik sıkıntılarının daha fazla olduğu ve

çoğunlukla duygu odaklı ve sosyal destek isteme

stratejilerine başvurdukları anlaşılmaktadır.

Bu araştırma, Devlet Planlama Teşkilatı

(DPT) tarafından yapılan “İllerin ve Bölgelerin

Sosyo Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması 2003

araştırmasına göre, Türkiye genel gelişmişlik

endeksinde 31’inci sırada yer alan (Burdur İli

İşgücü Piyasası Araştırması, 2010) ve 78.389

nüfusa sahip (http://report.tuik.gov.tr/reports)

sosyo-ekonomik düzeyi çok düşük küçük bir

taşra şehrinde kurulmuş olan bir üniversitede

yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini oluşturan

öğrencilerin öğrenim gördüğü üniversite

ise, 2006 yılında kurulmuş olup beş yıllık bir

geçmişe sahip ve henüz kampus yaşamına geçememiştir.

Bu koşullardaki şehrin ve üniversitenin,

gençlerin ihtiyaç duyabilecekleri sportif,

sanatsal, sağlık ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamada

ve dikkatlerini odaklayabilecekleri zengin

uyarıcı sunmada yetersiz kalabileceği tahmin

edilmektedir. Enerji düzeyi yüksek genç bir kitlenin

dikkatini yoğunlaştırabileceği, enerjisini

yönlendirebileceği çevre koşulları yetersiz olduğunda,

bunun gençlerde stres yaşantısına yol

açabileceği beklenmektedir. Örneğin, söz konusu

şehirde gençlerin gezip dolaşabilecekleri

alış-veriş merkezleri, kültür merkezleri, parklar

bulunmamaktadır. Böyle bir ortamda gençler

arasında aşırı bir sosyal etkileşim olabilir. Böyle

bir etkileşimin, özellikle kızlar üzerinde toplumsal

baskıya yol açabileceği tahmin edilmektedir.

Bu bağlamda, kızlarla erkeklerin stres kaynaklarının,

düzeylerinin ve başa çıkma stratejilerinin

farklı olabileceği beklenmektedir. Stresle

başa çıkma stratejilerinin ruh (Vulić-Prtorić and

Macuka, 2006; Blalock & Joiner, 2000; Calvete

& Connor-Smith, 2006; Cohen & Wills, 1985;

Nowack, 1989) ve beden (Ebata & Moos, 1991;

Barry, 2002) sağlığı, okula uyum (Causey & Dubow,

1993) üzerindeki etkileri araştırma bulgularıyla

kanıtlanmış durumdadır. Bu araştırmada,

bir taşra üniversitesinde öğrenim gören öğrencilerin

kullandıkları sosyal destek isteme, problem

çözme ve kaçınma stratejilerinin cinsiyete

göre değişip değişmediği incelenmiştir. Bu araştırmadan

elde edilen bulgular, valilik, belediye

gibi şehir ve üniversite yöneticilerinin öğrencilerin

yaşadığı çevreyi gençlerin ihtiyaçlarına ve

stres kaynaklarına duyarlı şekle getirmeleri ve

bunu yaparken de cinsiyete özgü düzenlemeler

yapmaları açısından önem taşımaktadır.

VI. YÖNTEM

A. Katılımcılar

Veriler, 195 kız, 111 erkek olmak üzere

toplam 306 üniversite öğrencisinden elde edildi.

Örneklemin yaş ortalaması 20.44 (minimum

17, maksimum 33). Örneklemde birinci

sınıftan 4. Sınıfa kadar her sınıf düzeyinden

öğrenci bulunmaktadır. Örneklem seçiminde

seçkisiz yöntem izlenmiştir.

B. İşlemler

Veri toplam araçları, öğrenciler, dersten hemen

öncesi ya da dersten hemen sonrası toplu

halde sınıflarında bulunurlarken uygulanmıştır.

Sınıfların seçiminde tesadüfi bir yol izlenmiştir.

Araçlar öğrencilere dağıtılmadan önce, araştırmacı

öğrencilere kendini tanıtmıştır. Stres ve stresle

başa çıkma üzerinde örencilere bilgiler vermiştir.

30 Bir Taşra Üniversitesinde Öğrenim Gören Öğrencilerin Stresle Başa Çıkma ...

Yaptığı araştırmanın amacından ve öneminden

bahsetmiştir. Daha sonra, Başaçıkma Stratejileri

Ölçeği’ni öğrencilere dağıtmıştır. Araştırmacı,

öğrencilere isimlerini yazmaya gerek olmadığını,

verdikleri bilgilerin yalnızca bu araştırma için

kullanılacağını ve kesinlikle başka bir yerde kullanılmayacağını

vurgulamıştır. Öğrenciler araçları

doldurmadan önce, aracın en başında bulunan

yönerge sesli olarak araştırmacı tarafından okunmuştur.

Sonra, örnek bir uygulama yapılmıştır.

Daha sonra, öğrenciler araçları doldurmuşlardır.

Tüm süreç yaklaşık 30 dakika sürmüştür.

C. Ölçme Aracı

Veriler, Amirkhan (1990) tarafından geliştirilmiş,

Aysan (1994) tarafından Türkçe’ye

uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları

yapılmış olan Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği

(BSÖ) ile toplanmıştır. BSÖ; problem çözme,

sosyal destek arama ve kaçınma olmak üzere

üç alt ölçekten oluşmaktadır. Alt ölçeklerde

toplam puanlarının yüksek olması, tanımlanan

niteliğin arttığına işaret etmektedir. Ölçeğin

güvenirlik katsayısı. 92 olarak bulunmuştur.

Benzer ölçekler geçerlik çalışmalarında, problem

çözme alt ölçeğinin iç kontrol ile pozitif

yönde; kaçınma alt ölçeğinin yaşam doyumu

ile negatif, depresyon düzeyi ile pozitif yönde

ilişkili olduğu belirlenmiştir.

D. Verilerin Analizi

Bu araştırmada betimsel bir yöntem ve verilerin

analizinde SPSS 17.0 programı kullanıldı.

Araştırma problemlerine yanıtlar bulmada

şu teknikler kullanıldı. İlk aşamada hangi testlerin

yapılacağına karar vermek için normallik

sınaması yapıldı. Yapılan Kolmogorov-Smirnov

Testi (1-Sample K-S Test) sonucunda, her üç alt

ölçeğe ilişkin verilerin normal dağılım gösterdiği

bulundu. Analizlerde, parametrik test olan

t-testi kullanıldı. Grupların varyanslarının eşit

olup olmadığını belirlemek için Levene F testi

yapıldı (Gamgam & Altunkaynak, 2008).

VII. BULGULAR

1. Sosyal destek arama stratejisi yönünden

kızlar ile erkekler arasında farklar var mıdır?

problemine ilişkin bulgular aşağıda

yer almaktadır.

Cinsiyet N X S sd t p

Kadın 195 0.12 0,98 304 2.80 005

Erkek 111 -0,21 1,00

Tablo 1: Sosyal Destek Arama Puanlarının Cinsiyete Göre

T-Testi Sonuçları

Üniversite öğrencilerinin sosyal destek

arama puanları cinsiyete göre anlamlı bir farklılık

göstermektedir [t(304) =2.80, p <. 05]. Kızlar

(X= 0.12) erkeklere (X= -021) göre stresli

durumlarda daha çok sosyal destek istemektedirler.

Bu bulgu, sosyal destek arama ile cinsiyet

arasında anlamlı bir ilişki olduğu şeklinde

yorumlanabilir.

2. Problem çözme stratejisi yönünden kızlar

ile erkekler arasında farklar var mıdır?

problemine ilişkin bulgular aşağıda yer almaktadır.

Cinsiyet N X S sd t p

Kadın 195 0.096 0.91 192.85 2.12 0.035

Erkek 111 -0.169 1.12

Tablo 2: Problem Çözme Puanlarının Cinsiyete Göre T-Testi

Sonuçları

Üniversite öğrencilerinin problem çözme

puanları cinsiyete göre anlamlı bir farklılık

göstermektedir [t(192.85)= 2.12, p<.05]. Kızlar

(X=0.096) erkeklere (X= -0.169) göre stresli

durumlarda daha çok problem çözme stratejisine

başvurmaktadırlar. Bu bulgu, problem

çözme ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki

olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Cinsiyet N X S sd t p

Kadın 195 0.095 0.98 224.178 2.21 0.028

Erkek 111 -0,167 1.00

Tablo 3: Kaçınma Puanlarının Cinsiyete Göre T-Testi Sonuçları

Üniversite öğrencilerinin kaçınma puanları

cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermektedir

[t(224.178)= 2.21, p<.05]. Kızlar

(X=0.095) erkeklere (X= -0.167) göre stresli

durumlarda daha çok kaçınma stratejisine başvurmaktadırlar.

Bu bulgu, kaçınma ile cinsiyet

arasında anlamlı bir ilişki olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 25 – 34; 2011 31

VIII. TARTIŞMA VE ÖNERİLER

Bu araştırmada, bir taşra üniversitesinde öğrenim

gören öğrencilerin, kullandıkları stresle başa

çıkma stratejilerinin, cinsiyetlerine göre değişip

değişmediği incelenmiştir. Yapılan t testi analizi

sonucunda, “sosyal destek isteme, problem çözme

ve kaçınma” stratejileri yönünden kızlarla erkekler

arasında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür.

Kızların sosyal destek isteme, problem çözme ve

kaçınma puanlarının erkeklerin puanlarından daha

yüksek olduğu bulunmuştur. Bu bulgu, literatür

bulgularıyla (Altıparmak, 1994) tam tutarlıdır. Literatür

bulguları (Matud, 2004; Wagner ve Compas

(1990) kadınların erkeklere göre daha fazla

stres algıladıklarını öne sürmektedir. Kız öğrenciler,

sosyo-ekonomik gelişme düzeyi düşük, küçük

bir şehirde ve yeni yapılaşmakta olan küçük bir

üniversitede, dikkatlerini odaklayabilecekleri çevresel

uyarıcıların azlığına bağlı olarak, birbirleriyle

aşırı bir toplumsal etkileşim yaşıyor olabilirler.

Böyle bir etkileşim, onların üzerinde toplumsal bir

baskı da yaratabilir. Türk kültürünün gelenekseltoplulukçu

yapısıyla, dar bir çevrede yaşıyor olma

ve insanların birbirleriyle tanışık olmaları bir araya

geldiğinde, kız öğrenciler üzerindeki cinsiyet ve

ahlaki baskının daha fazla olması beklenebilir. Ayrıca,

insan ilişkilerinde karşılıklı bağımlılığın egemen

olduğu toplulukçu bir kültürde yetişmiş olan

kız öğrenciler, temel bağlanma figürlerinden/aile

üyelerinden uzakta kalınca kendilerini daha güvensiz

hissetmiş olabilirler. Gelenekçi-toplulukçu

kültürde, erkeklere daha fazla özgürlük tanınırken,

kızlar üzerinde baskı ve sınırlandırma egemendir.

Böyle bir bağlam, erkeklere öz güven sağlarken,

kızlarda özgüvensizliğe, karar verme ve bağımsız

yaşayabilmede sorunlara yol açmış olabilir. Üniversite

eğitimi almak için, ailelerinden uzakta yaşayan

kızlar, bağımsız yaşamada zorluklarla karşılaşıyorlar

olabilir. Sonuç olarak, stresin kaynak ve

düzeyinin daha fazla olmasına bağlı olarak, kızlar

etkili ve etkisiz birçok stratejiye, erkeklerden daha

yüksek düzeylerde başvurmuş olabilirler.

Kaçınma stratejisine ilişkin elde edilen bulgu,

literatür bulgularıyla (Matud, 2004; Muris, Schmidt,

& Lambrichs, 2001; Hanninen & Aro 1996) tutarlıdır.

Kızlar, erkeklere göre daha fazla kaçınma stratejisine

başvurmaktadırlar. Literatürde duygu odaklı

bir strateji olarak kabul edilen kaçınma stratejisi ile

psikolojik sıkıntılar arasında pozitif yönde ilişkiler

vardır (Flett, Blankstein, & Obertynski, 1996;

Hanninen & Aro, 1996; Vulić-Prtorić & Macuka,

2006). Kaçınma stratejisi daha yüksek düzeylerdeki

psikolojik sıkıntıyı yordamaktadır (Blalock & Joiner,

2000; Calvete & Connor-Smith, 2006). Kız öğrencilerin

psikolojik sıkıntıları fazla olduğu için ya

da insan ilişkilerine dayalı sorunlar yaşadıkları için

kaçınma stratejisine başvuruyor olabilirler. Yinede

araştırmacılar, kızların böyle bir ortamda hangi stres

vericilerden kaçındıklarını inceleyebilirler.

Sosyal destek arama stratejisine ilişkin elde

edilen bulgu, literatür bulgularıyla (Tamres, Janicki,

& Helgeson, 2002; Billings & Moos, 1981;

Vulić-Prtorić, & Macuka, 2006; Oral 1994; Demir,

1998) tutarlıdır. Kızlar, erkeklere göre daha fazla

sosyal desteğe başvurmaktadırlar. Literatürde sorun

odaklı strateji olarak kabul edilen sosyal destek

arama stratejisi ile psikolojik sorunlar arasında

negatif yönde ilişkiler vardır. Algılanmış sosyal

destek; kaçınma, geri çekilme ve inkâr etme gibi

uyumsuz başa çıkma stratejilerinin kullanımını

azaltmaktadır (Holahan & Moos, 1987; Calvete &

Connor-Smith, 2006). Sosyal destek, ruh sağlığını

olumlu yönde ve doğrudan etkilemektedir. Bunun

yanı sıra, sosyal destek, strese tampon etkisi yaparak

stresin etkisini hafifletmekte ve böylece ruh

sağlığını korumaktadır (Cohen & Wills, 1985). Bu

bulguya, literatürde cinsiyet rolleriyle açıklama

getirilmektedir: Erkekler, kendilerini zayıf hissetmemek

ya da başkalarına öyle göstermemek

için ve duygularını açmadıkları için sosyal destek

istememektedirler. Kadınlar ise, sosyal çevreleri

tarafından yardım istemeye teşvik edildikleri, kendilerini

erkeklere göre daha yetersiz hissettikleri

ve duygularını kolaylıkla açabildikleri için sosyal

desteğe başvurmaktadırlar.

Bu araştırmada problem çözme stratejisi yönünden

kızlar lehine cinsiyet farklılığı bulunmuştur.

Bu bulgu, literatür (Billings & Moos, 1981) ile

çelişmektedir. Aslında, literatüre göre, hangi başa

çıkma stratejisinin kullanılacağını yaşanan stres

kaynağı belirlemektedir. Erkeklerin ve kadınların

stres kaynakları farklı olduğu için, kullandıkları

stresle başa çıkma stratejileri de farklıdır. Örneğin,

erkekler, daha çok iş yaşamıyla ilgili stres yaşamaktalar

ve bununla başa çıkmak için problem

çözme stratejisine başvurmaktadırlar. Kadınlar

32 Bir Taşra Üniversitesinde Öğrenim Gören Öğrencilerin Stresle Başa Çıkma ...

ise, aileyle, arkadaşlarla, kısacası ilişkisel stres

yaşamaktalar (Wagner ve Compas (1990) ve bununla

başa çıkmak için çoğunlukla duygu odaklı

stratejilere başvurmaktadırlar. Problem çözme

stratejisi, literatürde problem odaklı başa çıkma

yönelimi içerisinde ele alınmakta ve ruh sağlığını

koruyucu etkide bulunmaktadır (Nowack, 1989).

Bu araştırmadaki erkek öğrenciler çalışmadıkları

için, iş stresine bağlı olarak problem çözme stratejisine

başvurmaları beklenemez. Araştırmacılar,

taşra üniversitesinde öğrenim gören kızların

hangi stres vericiler karşısında problem çözme

stratejisine başvurduklarını inceleyebilirler.

İçinde yaşanan çevre, insanların stres yaşantılarını,

psikolojik sıkıntılarını ve başa çıkma stratejilerini

etkilemektedir Gençlerin yaşadığı il ve

üniversite çevresi, onların sanatsal, sportif, eğitsel

ve gezip dolaşacakları, oturup kalkacakları

mekan ihtiyaçlarını karşılayabilir nitelikte olmalıdır.

Gençlerin içinde yaşadıkları çevre, uyarıcı

ve seçenek zenginliğine sahip olmalıdır. Stresle

başa çıkma stratejileri, stres yaşantılarına, bu da

öğrencilerin cinsiyetlerine göre değiştiği için, il

ve üniversite yöneticileri tarafından yapılacak düzenlemeler,

öğrencilerin cinsiyetlerine uygun şekilde

olmalıdır. Örneğin, kızlar ruminasyon yapma,

sıkıntılarını insanlara anlatma, yardım isteme

eğiliminde oldukları için, üniversitede ve şehirde

psikolojik yardım hizmetleri yaygınlaştırılabilir.

Ayrıca, araştırmacılar, sosyo-ekonomik düzeyi

düşük ve küçük çevrelerde, kızların ve erkeklerin

hangi stres vericiler karşısında hangi başa çıkma

stratejilerine başvurduklarını inceleyebilirler.

KAYNAKLAR

Almeida, D. M. & Kessler, R. C. (1998).

Everyday stressors and gender differences

in daily distress. Journal of Personality and

Social Psychology, 75, 3, 670-680.

Altıparmak, M. E. (1994). Ergenlerde stres

yaşantılarında kullanılan başa çıkma stratejilerine

sporun etkisi. Yayınlanmamış doktora

tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık

Bilimleri Enstitüsü, İzmir.

Aneshensel, C.S., Frerichs, R.R., & Clark,

V.A., (1981). Family roles and sex differences

in depression. Journal of Health and

Social Behavior, 22, 379-393.

Aneshensel, C.S. & Pearlin, L.I., (1987). Structural

contexts of sex differences in stress.

In: Barnett, R.C., Biener, L. and Baruch,

G.K., Editors, 1987. Gender & Stress, The

Free Press, New York, 75-95.

Aydın, K. B. (2010). Strategies for coping with

stress as predictors of mental health. International

Journal of Human Sciences, 7 (1), 534-548.

Ayrancı, Ü. & Yenilmez, Ç. (2002). Eskişehir ilinde

birinci basamak sağlık kurumlarında verilen

ruh sağlığı hizmetlerinin değerlendirilmesi.

Türk Psikiyatri Dergisi, 13 (2), 115-124.

Aysan, F. (1988). Lise öğrencilerinin stres yaşantılarında

kullandıkları başa çıkma stratejilerinin

bazı değişkenler açısından incelenmesi.

Yayınlanmamış doktora tezi, Hacettepe Üniversitesi

Sosyal Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

Barnett, R.C., Biener, L., & Baruch, G.K., (1987).

Gender & stress. The Free Press, New York.

Barry, P. D. (2002). Mental health and mental illness

(consultant and contibutor: Suzette Farmer)

(seventh edition). New York: Lippincott.

Belle, D. (1982). Lives in stress: Women and

depression. Beverly Hills, CA: Sage.

Billings, A. G., & Moos, R. H. (1981). The role

of coping responses and social resources in

attenuating the stress of life events. Joumai

of Behavioral Medicine, 4, 139-157.

Blair, S. L., & Lichter, D. T. (1991). Measuring

the division of house-hold labor: Gender segregation

of housework among American couples.

Journal of Family İssues, 12, 91-113.

Blalock, J.A., & Joiner, T.E. (2000). Interaction

of cognitive avoidance coping and stress

in predicting depression/anxiety. Cognitive

Therapy and Research, 24 (1), 47-65.

Brody, L. R., & Hail, J. A. (1993). Gender and

emotion. in M. Levvis & J. M. Haviland

(Eds.), Handbook of emotions (pp. 447-

460). New York: Guilford.

Calvete, E., & Connor-Smith, J.K. (2006). Perceived

social support, coping, and symptoms

of distress in American and Spanish students.

Anxiety, Stress, and Coping, 19, 1, 47-65.

Causey, D.L. & Dubow, E.F. (1993). Negotiating

the transition to junior high school:

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 25 – 34; 2011 33

The contributions of coping strategies and

perceptions of the school environment. Prevention

in Human Services, 10, 59-81.

Cohen, S. & Wills, T. A. (1985). Stress, social

support, and the buffering hypothesis.

Psychol. Bull. 98, 310-57.

Conger, R. W, Lorenz, F. Q, Elder, G. H., Simons,

R. L., & Ge, X. (1993). Husband and wife differences

in response to undesirable life events. Joumai

of Health and Socia! Behavior, 34, 71-88.

De Fruyt, F. (1997). Gender and individual

differences in adult crying. Personality and

İndividual Differences, 22, 937-940.

Demir, N. (1998). Stresle başa çıkma stratejileri

ile denetim odağı düzeyi arasındaki ilişki:

Bir grup lise öğrencisi üzerinde yapılan

araştırma. Yayınlanmamış Yüksek Lisans

Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi.

Doherty, W. J. & Baldwin, C. (1985). Shifts and

stability in locus of control during the 1970’s:

Divergence of the sexes. Journal of Personality

and Social Psychology, 48, 1048-1053.

Dunn, J., Bretherton, I., & Munn, P. (1987).

Conversations about feeling states between

mothers and their young children. Developmental

Psychology, 23, 132-139.

Eagly, A. H., & Crovvley, M. (1986). Gender

and helping behavior: A meta-analytic review

of the social psychological literature.

Psychological Bulletin, 100, 283-308.

Ebata, A. T. & Moos, R. H. (1991). Coping and

adjustment in distressed and healthy adolescents.

Journal of Applied Developmental

Psychology, 12, 33-54.

Fujita, F.. Diener, E., & Sandvik, E. (1991).

Gender differences in negative affect and

well-being: The case for emotional intensity.

Journal of Personality and Social

Psychology, 61 (3) 427-434.

Flett GL, Blankstein KR, & Obertynski M

(1996). Affect intensity, coping styles, mood

regulation expectancies, and depressive

symptoms. Pers Individ Dif, 20 (2), 221-228.

Gamgam, H. & Altunkaynak, B. (2008). Parametrik

olmayan yöntemler: SPSS uygulamalı.

Ankara: ÖzBaran Ofset Matbaacılık.

Gilligan, C. (1982). in a different voice. Cambridge,

MA: Harvard University Press.

Gizir, C. A. (2005). Orta Doğu Teknik Üniversitesi

son sınıf öğrencilerinin problemleri

üzerine bir çalışma. Mersin Üniversitesi

Eğitim Fakültesi Dergisi, 1, 2, 196-213.

Grossman, M., & Wood, W. (1993). Sex differences

in intensity of emotional experience: A social

role interpretation. Journal of Personality

and Social Psychology, 65, 1010-1022.

Hanninen, V., Aro, H. (1996). Sex differences in coping

and depression among young adults. Social

Science & Medicine, 43 (10): 1453-1460.

Holahan, C. J. & Moos, R. H. (1987). Personal

and contextual determinants of coping strategies.

Journal of Personality and Social

Psychology, 52 (5), 946-955.

http://report.tuik.gov.tr/reports (Türkiye İstatistik

Kurumu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt

Sistemi (ADNKS) VERİ TABANI

Kandel, DB. & Davies, M. (1986). Adult sequale

of adolescent depressive symptoms.

Arch Gen Psychiatry, 43 (3), 255-262.

Kaya, M., Genç, M., Kaya, B. ve Pehlivan, E.

(2007). Tıp fakültesi ve sağlık yüksekokulu

öğrencilerinde depresif belirti yaygınlığı,

stresle başa çıkma tarzları ve etkileyen faktörler.

Türk Psikiyatri Dergisi, 18 (2): 137-146.

Kessler, R.C. & McLeod, J.D., (1984). Sex differences

in vulnerability to undesirable life events.

American Sociological Review 49, 620-631.

Klonoff, E.A., Landrine, H., & Campbell, R.,

(2000). Sexist discrimination may account

for well-known gender differences in

psychiatric symptoms. Psychology of Women

Quarterly 24, 93-99.

LaFrance, M., & Banaji, M. (1992). Toward a

reconsideration of the gender-emotion relationship.

in M. S. Clark (Ed.), Review of

personality and social psychology (Vol. 14,

pp. 178-201). Nevvbury Park, CA: Sage.

Larson, R., & Pleck, J. (1998). Hidden feelings:

Emotionality in boys and men. in D. Bernstein

(Ed.), The Nebraska Symposium on

Motivation: Gender and motivation (pp. 25-

74). Lincoln: University of Nebraska Press.

34 Bir Taşra Üniversitesinde Öğrenim Gören Öğrencilerin Stresle Başa Çıkma ...

Lee, C, (1999). Health, stress and coping

among women caregivers: A review. Journal

of Health Psycholgy 4, 27-40.

Lee, M. & Larson, R. (1996). Effectiveness of

coping in adolescence: The case of Korean

examination stress. International Journal of

Behavioral Development, 19 (4), 851-869.

Lyubomirsky, S., & Nolen-Hoeksema, S.

(1993). Self-perpetuating properties of

dysphoric rumination. Journal of Personality

and Social Psychology, 65, 339-349.

Malatesta, C. Z., Culver, C., Tesman, J. R., &

Shepard, B. (1989). The development of

emotion expression during the fırst two years

of life. Monographs of the Society for Research

in Child Development, 54 (1/2), 1-104.

Matthews, S., Hertzman, C, Ostry, A. & Power, C,

(1998). Gender, work roles and psychosocial

work characteristics as determinants of health.

Social Science and Medicine 46, 1417-1424.

Matud, M. P. (2004). Gender differences in

stress and coping styles. Personality and

Individual Differences, 37 (7), 1401-1415.

Mirowsky, J. & Ross, C.E., (1995). Sex differences

in distress: Real or artifact?. American

Sociological Review, 60, 449-468.

Nolen-Hoeksema, S., (1987). Sex differences

in unipolar depression: Evidence and theory.

Psychological Bulletin, 101, 259-282.

Nolen-Hoeksema, S. & Morrow, J. (1993). Effects

of rumination and distraction on naturally

occurring depressed mood. Cognition

& Emotion, 7 (6), 561-570.

Nolen-Hoeksema, S., Morrow, J., & Fredrickson,

B. L. (1993). Response styles and the

duration of episodes of depressed mood. Journal

of Abnormal Psychology, 102, 20-28.

Nowack, M. K. (1989). Coping style, cognitive

hardiness, and health status. Journal of Behavioral

Medicine, 12, 145-157.

Oman, R.F. & King, A.C., (2000). The effect of

life events and exercise program format on

the adoption and maintenance of exercise

behavior. Health Psychology, 605-612.

O’Neil, M. K. & Lancee, W.J., & Freeman

S.J.J. (1984). Help-seeking behaviour of

depressed students. Social Science & Medicine

18 (6), 511-514.

Oral, A. (1994). Sources of stress and coping strategies

during adolescence. Yayınlanmamış

Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

PD Anadolu Araştırma Danışmanlık Eğitimi

ve Bilişim Hizmetleri Tic. Ltd. Şti., Ankara.

Burdur İli İşgücü Piyasası Araştırması 2010

PD Anadolu Araştırma.

Ravindran, A. V., Matheson, K., Griffith, J.,

Merali, Z., & Anisman, H. (2002). Stress,

coping, uplifts, and quality of life in subtypes

of depression: A conceptual frame and

emerging data. Journal of Affective Disorders,

71 (1), 121-130.

Tamres, L. K., Janicki, D., & Helgeson, V. S.

(2002), Sex differences in coping behavior:

A meta-Analytic review and an examination

of relative coping. Personality and Social

Psychology Review, 6 (1), 2-30.

Taylor, S.E., Klein, L.C., Lewis, B.P., Gruenewald,

T. L., Gurung, R. A. R., & Updegraff, J.

A. (2000). Biobehavioral responses to stress in

females: Tend-and-befriend, not fight-or-flight.

Psychological Review, 107 (3), 411-429.

Vuliæ-Prtoriæ, A. & Macuka, I. (2006). Family

and coping factors in the differentiation of

childhood anxiety and depression. The British

Psychological Society, 79, 199-214.

Wagner, B.M. & Compas, B.E. (1990), Gender,

instrumentality, and expressivity: Moderators

of the relation between stress and

psychological symptoms during adolescence.

American Journal of Community

Psychology, 18 (3), 383-406.

Wethington, E., McLeod, J.D. & Kessler, R.C.,

(1987). The importance of life events for

explaining sex differences in psychological

distress. In: Barnett, R.C., Biener, L. and Baruch,

G.K., Editors, 1987. Gender & Stress,

The Free Press, New York, pp. 144-156.

İletişim Adresi:

Yrd. Doç. Dr. Kâmile Bahar AYDIN

kbaydin@mehmetakif.edu.tr

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 35 – 41; 2011 35

DÜNYADA 2010 YILINDA AĞIR METAL ZEHİRLENMELERİ

HEAVY METAL POISONING IN THE WORLD IN 2010

Neslihan GÜRBÜZ*1

Lale KARABIYIK*2

Adli Bilimler Dergisi / Turkish Journal of Forensic Sciences, 10 (2): 35 - 41, 2011

Derleme

*1 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Laboratuar Hayvanları Yetiştirme ve Deneysel Araştırmalar Merkezi.

*2 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı.

ÖZET:

Amaç: 2010 yılında dünyada bildirilmiş olan kurşun (Pb),

civa (Hg), arsenik (As), kadmiyum (Cd), çinko (Zn), bakır

(Cu), krom (Cr) gibi ağır metal zehirlenmeleri ile ilgili çalışmaları

değerlendirmektir.

Gereç ve yöntem: Araştırmada 2010 yılında Pubmed veri

tabanında yer almış olan insanda ağır metal (Pb, Hg, As, Cd,

Zn, Cu, Cr) zehirlenmeleri olgu sunumu, gözlemsel (Kohortcohort)

çalışma, derleme ve orjinal araştırmalar incelenerek

değerlendirilmiştir.

Bulgular: Bu çalışmada Pb, Hg, As, Cd, Zn, Cu, Cr, zehirlenmesi

ile ilgili 2010 yılında bildirilmiş toplam 535 rapor belirlenmiş

ve bunların içinde insanda yapılmış olanların sadece

66 (%12.3) olduğu belirlenmiştir. Bu insan çalışmalarının 24’ü

(%36.4) Pb zehirlenmesi, 20’si (%30.3) Hg zehirlenmesi, 7’si

(%10.6) As zehirlenmesi, 15’i (%22.7) Cd, Zn, Cu, Cr zehirlenmesi

çalışmalarından oluşmaktadır. Civa zehirlenmelerinin

3’ü (%15) Türkiye’den toplam 6 olgunun bildirildiği olgu sunumlarıdır.

Bu 6 olgudan 14 aylık bebek olan bir olgunun sıvı

formdaki civaya maruziyet sonucunda hiperpireksi meydana

geldiği ve hastaneye götürülmeden kaybedildiği bildirilmiştir.

Tartışma ve sonuç: 2010 yılında dünyada bildirilmiş

olan ağır metal zehirlenmelerinin %36.4’ü Pb zehirlenmesi,

%30.3’ü Hg zehirlenmesi, %10.6’sı As zehirlenmesi,

%22.7’si Cd, Zn, Cu, Cr zehirlenmesidir. Ağır metal zehirlenmelerinin

tümü dikkate alındığında Pb ve Hg ile meydana

gelenlerin öne çıktığı dikkati çekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Ağır metal zehirlenmeleri, kurşun zehirlenmeleri,

civa zehirlenmeleri,

ABSRACT:

Aim: To evaluate the studies about heavy metal poisoning

cases, including lead (Pb), mercury (Hg), arsenic (As), cadmium

(Cd), zinc (Zn), copper (Cu) and chromium (Cr) poisonings,

from all over the world reported in the year 2010.

Material and Methods: In this research, case reports of heavy

metal (Pb, Hg, As, d, Zn, Cu, Cr) poisoning in humans,

observational cohort studies, reviews and original papers,

which were reported in Pubmed database in 2010 were evaluated.

Findings: In the year 2010, there were 535 reports of

Pb, Hg, As, Cd, Zn, Cu, Cr poisoning cases out of which

66 (12.3%) were reported in humans. The percentages of

these human reports are as follows: 24 (36.4%) Pb poisoning,

20 (30.3%) Hg poisoning, 7 (10.6%) As poisoning, 15

(22.7%) Cd, Zn, Cu, Cr poisonings. 3 of the Hg poisoning

cases (15%), which were from Turkey consisted of 6 case

studies presented in case reports. Out of these 6 cases, it

was reported that a 14- month-old baby, who was exposed

to liquid mercury, died as a result of hyperprexy without being

hospitalized.

Result and discussion: In 2010, the reported metal poisoning

cases from all over the world consisted of 36.4% Pb

poisoning, 30.3% Hg poisoning, 10.6% as poisoning, 22.7%

Cd, Zn, Cu, Cr poisoning. Pb and Hg poisoning cases have

a higher percentage among the other poisoning types.

Keywords: Heavy metal poisoning, lead poisoning, mercury

poisoning

I. GİRİŞ

Ağır metaller hem doğal hem de çevreye

bulaşmış olarak bulunan metalik elementlerdir.

Halk sağlığı için tehlike oluşturan ağır metaller;

kurşun, civa, kadmiyum, arsenik, krom, çinko,

nikel ve bakırdır. Ağır metaller metal eritilmesi

ve arıtma endüstrilerinden, hurda metallerden,

plastik ve lastik endüstrilerinden, birçok tüketici

ürünlerinden ve ağır metal içeren atıkların yanmasından

çevreye yayılabilir. Havaya yayılan

elementler geniş bir alana yayılarak toprakta birikir,

yoğunluğuna bağlı olarak bitki örtüsü ve suda

birikir. Biriken metaller yıkıma uğramadığından

çevrede uzun yıllar kalır. Ağır metaller ve bileşikleri

farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere ve çeşitli

toksikolojik karakteristiklere sahiptirler. İnsanlardaki

zehirlenme inhalasyon, oral alım ve deri

absorpsiyonu ile başlar. Yüksek düzeylere akut

maruziyet sonrasında mide bulantısı, iştahsızlık,

kusma gibi gastrointestinal yakınmalara ve der36

Dünyada 2010 Yılında Ağır Metal Zehirlenmeleri

matite neden olur. Ağır metallere kronik maruziyet

vücutta çeşitli organ sistemlerinde kümülatif

toksik etkiye neden olur (1).

II. GEREÇ VE YÖNTEM

Araştırmada 2010 yılında Pubmed veri tabanında

yer almış olan insanda ağır metal (Pb,

Hg, As, Cd, Zn, Cu, Cr) zehirlenmeleri olgu

sunumları, gözlemsel (Kohort- cohort) çalışmalar,

derlemeler ve orjinal araştırmalar incelenerek

değerlendirilmiştir.

III. BULGULAR

Pb, Hg, As, Cd, Zn, Cu, Cr, zehirlenmesi

ile ilgili 2010 yılında bildirilmiş toplam 535

çalışma seçilmiş ve bunların içinde insanda

yapılmış olanların sadece 66 (%12.3) olduğu

belirlenmiştir.

Araştırmada Pb zehirlenmesi ile ilgili 2010

yılında bildirilen çalışmaların sadece 24’ü (%8)

insanda yapılan kurşun zehirlenmesi çalışmalarıdır.

İncelenen 24 çalışmanın 5’i (%20.8) olgu

sunumu, 12’si (%50) gözlemsel (Kohort- cohort)

çalışma, 6’sı (%25) araştırma makalesi ve

bir tanesi (%4.2) derlemedir (Tablo 1).

Hg zehirlenmesi ile ilgili 2010 yılında bildirilen

çalışmaların sadece 20’si (%16.6) insan

üzerinde yapılan civa zehirlenmesi çalışmasıdır.

İncelenen 20 çalışmanın 7’si (%35) olgu

sunumu, 8’i (%40) araştırma makalesi ve 2’si

(% 10) derlemedir (Tablo 1).

Civa zehirlenmelerinin 3’ü (%15)

Türkiye’den toplam 6 olgunun bildirildiği olgu

sunumlarıdır. Bu 6 olgudan 14 aylık bebek

olan bir olgunun sıvı formdaki Hg’ya maruziyet

sonucunda ateşinin yükselerek hastaneye

götürülmeden kaybedildiği bildirilmiştir.

As zehirlenmesi ile ilgili 2010 yılında bildirilen

çalışmaların sadece 7’si (%6.3) insan

üzerinde yapılan arsenik zehirlenmesi çalışmasıdır.

İncelenen 7 çalışmanın 3’ü (%43) olgu

sunumu, 3’ü (%43) araştırma makalesi ve biri

(%14.2) derlemedir (Tablo 1).

Araştırmada Cd, Zn, Cu, Cr, zehirlenmesi

ile ilgili 2010 yılında bildirilen çalışmaların

sadece 4’ü (%27) kadmium zehirlenmesi, 2’si

(%7.4) çinko zehirlenmesi, 1’i (%6.7) Cu zehirlenmesi,

1’i (%6.7) Cr zehirlenmesidir.

IV. SONUÇ

Ağır metal zehirlenmeleri çok sık görülmemekle

birlikte toplum sağlığını etkileyen

önemli bir çevresel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çalışmamızda dünyada 2010 yılında

insanda yapılmış olan ağır metal zehirlenmeleri

değerlendirilmiştir. Ağır metal zehirlenmelerinin

tümü dikkate alındığında 2010 yılında

dünyada Pb ve Hg ile meydana gelenlerin öne

çıktığı dikkati çekmektedir. Çalışmamızda ayrıca

ağır metal zehirlenmelerinin kendi içinde,

çalışma çeşidine göre; olgu sunumu, gözlemsel

(Kohort- cohort) çalışma, derleme, araştırma

makalesi olarak da değerlendirilmiştir. Çalışmamızdaki

bu değerlendirmelerin toplum sağlığı

sorunlarına çözümler üretilmesinde yararlı

olacağı düşüncesindeyiz.

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 35 – 41; 2011 37

Ağır metal

türü Olgu tipi Etkiler Kaynak

Pb zehirlenmeleri

Olgu sunumu Ateşli silah ile yaralanma bel ağrısı, karın ağrısı, kabızlık, uykusuzluk, artan baş

ağrısı (2)

Organik Pb bileşiği (tetraethyl lead)

yutulması ciddi nörotoksik etki (3)

Pb zehirlenmesi sinaptotagmin substitüsyonu (4)

şifalı bitki alımı barsak tıkanması (5)

Akut mesleki maruziyet karın ağrısı, anemi (6)

Gözlemsel

(Kohort-cohort)

çalışma

İsveç’te yapılan gözlemsel kohort çalışma;

Mesleki Pb maruziyeti ve ciddi kronik

böbrek yetmezliği 926 kişide incelenmiş

7-9 yıl kurşun maruziyeti ciddi kronik

böbrek hastalığı

(7)

İran’da mesleki kurşun mauziyeti

böbrek ve sinir sistemi üzerine etkileri

108 erkek çini fabrikası çalışanında 10 yıllık maruziyet

diş (kemik)’te merkezi ve periferal sinir sisteminde

toksik etki

(8)

Brezilya’da dental kurşun maruziyeti ve

antisosyal davranış ilişkisi

14-16 yaşlarında 173 gençte incelenmiş yüksek

düzey kurşun maruziyetinin antisosyal davranışaları

tetikleyebildiğini belirtilmiştir.

(9)

Uruguay’da kan kurşun düzeyi ve aile

özelliği arasındaki ilişki

222 okul öncesi çocuk incelenmiş

artan kan kurşun düzeyi konsantrasyonun;

annelik yaşı, eğitim düzeyi, babasının işi ile ilişkili

bulunmuştur.

(10)

Rusya’da kan kurşun düzeyleri ve

gecikmiş ergenlik arasındaki ilişki

incelenmiş

481 erkek çocukta yüksek Pb düzeyleri ile geçikmiş

ergenlik ilişkili bulunmuştur. (11)

Çin’de kan Pb düzeyi ve

Çevre kirliliği arasındaki ilişki incelenmiş

10-18 yaş arasındaki 846 Tibet genci ve 785 Çin

Han gencinde kan kurşun düzeyi gelişmiş ülkelerdeki

(USA) gençlerden yüksek bulunmuştur

(12)

Missisipi’de kan kurşun düzeyi üzerine

çalışılmış

24736 çocukta 1-5 yaş kan Pb düzeyi yüksek

bulunmuştur.

Yaygın maruziyet olarak da evlerde kullanılan boyalar

gösterilmiştir.

(13)

Çin’de 2007-2009 çevresel kurşun

maruziyeti incelenmiş

3624 çocuk (6-7 aylık)’un ortalama kan Pb düzeyi

62.31 μg/L bulunmuş,

şifalı ot kullanımına, şişirilmiş gıdalar tüketilmesine

bağlanmış, anne sütü risk faktörü olarak gösterilmiştir.

(14)

Hindistan’da 2009 yılında yapılan

çalışmada

Birmanya mülteci çocuklarında kan Pb düzeyi >10

microgram/dL üzerinde bulunmuştur Hindistan

çocuklarına göre ayrıca geleneksel etnik atıklarda

Pb konsantrasyonu 520 PPM çıkmıştır.

(15)

Paris’te Pb zehirlenmesi izleme sistemi

(SSSILF)

1 yaşın altındaki çocuklarda

kan Pb düzeyi için eşik değeri

Pb< 10 μg/dL belirlemiş

(16)

Kosova United Nations- Administered

eyalet kampında

Pb zehirlenmeleri incelenmiş

Roma, Ashkali ve Mısır çocukları arasında düşük Pb

düzeyine rağmen bu kampta yaşayan çocuklarda kan

Pb düzeyi kabul edilemez kadar yüksek bulunmuştur.

(17)

Pakistan’da Pb buharlarına maruziyet

incelenmiş

geri dönüşüm fabrikasında çocuk işçilerde 246

çocuğun 38’inde (%31) kan Pb düzeyi >10 μg/dL

kan, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri de oldukça

bozulmuş bulunmuştur.

(18)

Derleme Pb’nun genotoksik etkileri incelenmiş

genotoksik etkilerinin çok net olmadığı fakat bazı

çalışmalarda indirekt mekanizmalar ile DNA onarımı

inhibe ettiği gösterilmiştir.

(19)

Orjinal

araştırmalar Pb zehirlenmesi otistik çocukta neden olduğu ensofolapati (20)

38 Dünyada 2010 Yılında Ağır Metal Zehirlenmeleri

Pb zehirlenmesi Fe eksikliği, artan kan Pb düzeyine bağlı olarak

gelişen davranış ve bilişsel durum (21)

kronik Pb maruziyeti tedavisi (22)

yaşamın erken döneminde çevresel Pb

maruziyeti ileri yaşlarda nörodejenerasyona etkisi (23)

Kan Pb düzeyi yetişkinde VDR genotipi tarafından değiştirilmediği

şeklinde (24)

Pb batarya geri kazanım işçisinde Pb

zehirlenmesi

abdominal karın ağrısı, kan testleri, anemi,

kanda ve idrarda yüksek Pb düzeyi (25)

Tablo 1: Dünya’da 2010 yılındaki Ağır Metal Zehirlenmeleri çalışmaları

Hg Zehirlenmeleri

Olgu sunumu

Denizli’de akut civa zehirlenmesi

36 yaşındaki erkek hasta karın ağrısı,

sonucunda diyare ve ateş şikayeti ile acil servise

başvurmuştur, bir hafta önce çocuğu okuldan

eve getirdiği sıvı haldeki civa’yı sobanın üzerine

koymuş, bir gün sonra 14 aylık kız bebek ateş

nedeni ile hastaneye götürülmeden ölmüştür.

Hastaya semptomatik şelasyon tedavisi

N- acetylcyctein uygulanmış, hasta taburcu

edildiğinde kan Hg konsantrasyonu 30 μg/dL imiş

(26)

Ankara’da aynı aile üyesi 3 kişi

aile üyelerinden birisinin okuldan eve getirmesi

sonucunda civa’ya maruz kalmıştır. İlk başta klinik

tablo yanıltıcı imiş ve enfeksiyon zannedilmiş

fakat semptomların farklı zamanda oluşması

sonucunda civa zehirlenmesi tanısı konulmuş

2-3 dimercaptosuccinic asit ile şelasyon tedavisi

başlatılmıştır.

(27)

Ankara’da 10 yaşındaki kız çocuğu

inorganik Hg zehirlenmesi nedeni ile başvurmuş

kan ve idrar Hg düzeyleri 5.380 μg/L, 91 μg /L ile

ciddi klinik tablosu mevcut imiş.

(28)

Latin Amerika’da kronik Hg maruziyeti

36 yaşındaki hasta muhtemelen intravenöz

enjeksiyon sonucu kaşıntı, boğaz ağrısı ateş,

titreme, öksürük, diyare tablosu ile başvurmuş.

2,3 dimercaptosuccinic asit (DMSA) ve 2,3

dimercaptopopanesulfonic asit (DMPS) ile

şelasyon tedavisine rağmen böbrek yetmezliği ve

18 gün sonra kaybedilmiş.

(29)

Polonya’da metalik civa intoksikasyonu

1999- 2010 yılları arasında toksikoloji merkezine

başvuran 6 farklı vaka ile ilgili idi, bu tip

intoksikasyonun mekanizması, teşhis ve tedavisi

tartışılmıştır

(30)

Hindistan’da inorganik civa

zehirlenmesi

2 yaşındaki çocuğun yanlışlıkla yutması

sonucunda zehirlenme meydana gelmiş, çocukta

gastrointestinal mukozada korozif travma

görülmüş fakat böbrek fonksiyonları normal, BAL

ve diğer destekleyici tedavi uygulanmış inorganik

civa zehirlenmesi kalıcı renal hasar oluşturmamış,

etkili klinik tedaviyle 2 yaşındaki çocuk laboratuar

sonuçları normale dönmüştür.

(31)

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 35 – 41; 2011 39

As zehirlenmeleri

Olgu sunumu

Suisid girişimi

Rapora göre 30 yaşındaki bayan arsenik enjekte

ederek suisid girişiminde bulunmuş ve 3 saat

sonra ciddi boşaltım sistemi semptomları gelişmiş

acil serviste yapılan tedavi çabalarına rağmen

mutlipl organ yetmezliği sonucunda eks olmuştur.

Postmortem inceleme sonucunda akciğerde ödem,

karaciğerde hemoraji gözlemlenmiş, toksikolojik

inceleme sonucunda biyolojik sıvı ve organlarda

yüksek konsantrasyonda arsenik gözlemlenmiştir.

(32)

Hematuri sonucu hastaneye başvuru

20’li yaşlardaki erkek işçide iş çıkışı üç saat sonra

hematüri başlamış ve 34 saat sonra hastaneye

başvurmuş, serum ve idrar örneklerinde anemi,

hematuri, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının

bozulduğu gözlemlenmiş. Klinik tablosu 4 ünite

eritrosit transfüzyonundan 5 gün sonra

iyileşme göstermiş, serum arsenik düzeyi 244.8

μg/l iken taburcu olurken 97.1 μg/l’ye inmiş.

(33)

Hematuri nedeniyle hastaneye başvuru

56 yaşındaki erkek hasta koyu kırmızı idrar ile

acil servise başvurmuş hastanın arsenik, bakır

içeren gaz karışımı maruziyetini içeren etyolojisi

laboratuar testleriyle desteklendikten sonra

şelasyon uygulanmış

(34)

Tablo 2: Dünyada 2010 yılında ağır metal zehirlenmelerinin dağılımı

Şekil 1: Dünyada 2010 yılında ağır metal zehirlenmelerinin

dağılımı

Şekil 2: Dünyada 2010 yılında ağır metal zehirlenmelerinin

dağılımı

40 Dünyada 2010 Yılında Ağır Metal Zehirlenmeleri

KAYNAKLAR

1. Kimangi NG, Environmental Pollution and

Impact to Public Health, A Pilot Study Report,

The United Nations Environment Programme

(UNEP) Nairobi, Kenya, 2007, p.10-11.

2. Cristante AF, de Souza FI, Barros Filho

TE, Oliveira RP, Marcon RM. Lead poisoning

by intradiscal firearm bullet: a case

report. Spine (Phila Pa 1976). 2010;35

(18): 1736-7.

3. Wills BK, Christensen J, Mazzoncini J,

Miller M. Severe neurotoxicity following

ingestion of tetraethyl lead. J Med Toxicol.

2010;6 (1): 31-4.

4. van Severen MC, Piquemal JP, Parisel O.

Lead substitution in synaptotagmin: a case

study. J Phys Chem B. 2010;114 (11): 4005-9.

5. Gupta N, Goswami B, Singh N, B C Koner,

Garg R. Lead poisoning associated

with Ayurvedic drug presenting as intestinal

obstruction: a case report. Clin Chim

Acta. 2011 ;412 (1-2): 213-4.

6. Liberatori R, Romeo R, Restieri R et. al.

Acute inorganic lead poisoning in workers

employed on building renovation. Med

Lav. 2010;101 (5): 335-40.

7. Evans M, Fored CM, Nise G, Bellocco R,

Nyrén O, Elinder CG. Occupational lead

exposure and severe CKD: a populationbased

case-control and prospective observational

cohort study in Sweden. Am J

Kidney Dis. 2010;55 (3): 497-506.

8. Karimooy HN, Mood MB, Hosseini M,

Shadmanfar S. Effects of occupational

lead exposure on renal and nervous system

of workers of traditional tile factories in

Mashhad (northeast of Iran). Toxicol Ind

Health. 2010;26 (9): 633-8.

9. Olympio KP, Oliveira PV, Naozuka J et.

al. Dental enamel lead levels and antisocial

behavior in Brazilian adolescents. Neurotoxicol

Teratol. 2010;32 (2): 273-9.

10. Queirolo EI, Ettinger AS, Stoltzfus RJ,

Kordas K. Association of anemia, child and

family characteristics with elevated blood

lead concentrations in preschool children

from Montevideo, Uruguay. Arch Environ

Occup Health. 2010;65 (2): 94-100.

11. Williams PL, Sergeyev O, Lee MM et.

al. Blood lead levels and delayed onset of

puberty in a longitudinal study of Russian

boys. Pediatrics. 2010;125 (5): 1088-96.

12. Zhou W, Jiang Y, Shi H, et. al. An epidemiological

survey of blood lead level in

tibetan youth 10-18 years old in Songpan,

China. Biol Trace Elem Res. 2010 Oct;137

(1): 49-54.

13. Cox RD, Kyle PB, Brackin B, Snazelle T,

Surkin J. Blood lead levels in Mississippi

children. J Miss State Med Assoc. 2010;51

(8): 206-10.

14. Shi H, Jiang YM, Li JY, Liu F, et. al. Environmental

Lead Exposure Among Children

in Chengdu, China, 2007-2009. Biol

Trace Elem Res. 2010 Oct 2.

15. Ritchey MD, Sucosky MS, Jefferies T, et.

al. Lead Poisoning Among Burmese Refugee

Children--Indiana, 2009. Clin Pediatr.

2011 Mar 11.

16. Guérin O, Carré N, Garnier R; SSSIILF.

Determining factors in lowering blood

lead levels below the poisoning threshold

in Greater Paris (1992-2006). Rev Epidemiol

Sante Publique. 2010;58 (3): 181-7.

17. Brown MJ, McWeeney G, Kim R et al

Lead poisoning among internally displaced

Roma, Ashkali and Egyptian children

in the United Nations-Administered

Province of Kosovo. Eur J Public Health.

2010;20 (3): 288-92.

18. Khan DA, Qayyum S, Saleem S, Ansari

WM, Khan FA. Lead exposure and its

adverse health effects among occupational

worker's children. Toxicol Ind Health.

2010;26 (8): 497-504.

19. García-Lestón J, Méndez J, Pásaro E, Laffon

B. Genotoxic effects of lead: an updated

review. Environ Int. 2010;36 (6): 623-36.

20. George M, Heeney MM, Woolf AD. Encephalopathy

from lead poisoning masquerading

as a flu-like syndrome in an autistic child. Pediatr

Emerg Care. 2010; 26 (5): 370-3.

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 35 – 41; 2011 41

21. Kordas K. Iron, Lead, and Children's Behavior

and Cognition. Annu Rev Nutr.

2010; 30: 123-48.

22. Leiba A, Hu H, Zheng A, Kales SN. A safe

strategy to decrease fetal lead exposure in a

woman with chronic intoxication. J Matern

Fetal Neonatal Med. 2010;23 (8): 932-4.

23. Basha R, Reddy GR. Developmental exposure

to lead and late life abnormalities

of nervous system. Indian J Exp Biol.

2010;48 (7): 636-41.

24. Krieg EF Jr, Butler MA, Chang MH et al.

Lead and cognitive function in VDR genotypes

in the third National Health and

Nutrition Examination Survey. Neurotoxicol

Teratol. 2010;32 (2): 262-72.

25. Yen TH, Lin JL, Weng CH, Tang CC. Colic

induced by lead. CMAJ 2010; 182;(9): 381

26. Sarikaya S, Karcioglu O, Ay D, Cetin A,

Aktas C, Serinken M. Acute mercury poisoning:

a case report. BMC Emerg Med.

2010;10: 7.

27. Tezer H, Erkoçoğlu M, Kara A et. al. Household

poisoning cases from mercury brought

from school. Eur J Pediatr. 2011;170

(3): 397-400.

28. Erkek N, Senel S, Sarac A, Ertan U, Karacan

CD. Being alive after a severe inorganic

mercury intoxication. Eur J Pediatr.

2010;169 (5): 625-8.

29. Alhamad T, Rooney J, Nwosu A, Maccombs

J, Kim YS, Shukla V. Lessons learned

from a fatal case of mercury intoxication.

Int Urol Nephrol. 2011 Jan 14. [Epub

ahead of print]

30. Sein Anand J, Barwina M, Ossowski T. Selected

cases of acute intoxication with metallic

mercury. Przegl Lek. 2010;67 (8): 625-7.

31. Verma S, Kumar R, Khadwal A, Singhi

S. Accidental inorganic mercury chloride

poisoning in a 2-year old child. Indian J

Pediatr. 2010;77 (10): 1153-5.

32. Tournel G, Houssaye C, Humbert L et.al.

Acute arsenic poisoning: clinical, toxicological,

histopathological, and forensic features.

J Forensic Sci. 2011;56 Suppl 1: S275-9.

33. Yoshimura Y, Endo Y, Shimoda Y, Yamanaka

K, Endo G. Acute arsine poisoning

confirmed by speciation analysis of arsenic

compounds in the plasma and urine by

HPLC-ICP-MS. J Occup Health. 2011;53

(1): 45-9.

34. Correia1 N, Carvalho C, Friões F, Araújo JP,

Almeida J, Azevedo1 A. Haemolytic anaemia

secondary to arsenic poisoning: a case

report. Cases Journal 2009, 2: 7768: 1-5.

İletişim Adresi:

Dr. Kim. Neslihan GÜRBÜZ

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Laboratuvar Hayvanları Yetiştirme ve Deneysel Araştırmalar

Merkezi

Beşevler/Ankara

neslihan.gurbuz@gazi.edu.tr

42 Aklama Suçuna İlişkin Emareler

AKLAMA SUÇUNA İLİŞKİN EMARELER

INDICATIONS OF LAUNDERING CRIME

Dr. Eda Özdiler KÜÇÜK*

Adli Bilimler Dergisi / Turkish Journal of Forensic Sciences, 10 (2): 42 - 48, 2011

Derleme

* Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü Mali Hukuk A.B.D.

ÖZET:

Kara para aklama, organize suç ve terörün finansmanı

amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Suç gelirlerinin aklanması

ise, genel olarak, yasal olmayan gelirlerin meşruiyet kazandırılarak

yasal sisteme dâhil edilmesi olarak tanımlanabilir.

Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi amacıyla ulusal

ve uluslararası düzenlemelere gidilmiştir. 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde düzenlenen ve 5549

sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında

Kanun’un 2’nci maddesinde anılan aklama suçunun işlenmekte

olduğu hakkında şüphe doğduğunda yükümlülerin bu

suça ilişkin emareleri yetkili mercilere bildirmeleri, suç henüz

tamamlanmadan önlenmesini sağlayabilecektir. Bu makalede

bir delil türü olarak emarelerin işlevi ve aklama suçuna

ilişkin emareler incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Aklama suçu, kara para, emare, şüpheli

işlem.

ABSRACT:

Money laundering is used for financing organized crimes

and terrorism. Money laundering can be described as legalizing

and including of illegal revenues in the financial system.

In order to prevent money laundering, national and international

regulations have been made. When there is suspect of

laundering crime regulated in Criminal Code no. 5237 article

282 and mentioned in Code no. 5549 article 2, declaration

of indications of money laundering may prevent the crime

before it is completed. In this article, as a kind of evidence,

functions of indications and indications of money laundering

and the crime mentioned are going to be analyzed.

Keywords: Laundering crime, money laundering, indication,

suspected transaction.

I. GİRİŞ

Gizli ekonomi, el altı ekonomisi, paralel

ekonomi ya da görünmez ekonomi gibi kavramlarla

da anılan kayıt dışı ekonomik faaliyetler,

beyan dışı ekonomik faaliyetler, enformel

ekonomik faaliyetler ve yasa dışı ekonomik

faaliyetler olarak ayrımlara tâbi tutulmaktadır.

“Kara para, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin

alt bölümlerinden biridir ve kanunların suç

saydığı fiillerden elde edilen kazançlar olarak

tanımlanmaktadır (1). Kara paranın aklanması,

yasa dışı yollardan elde edilen kazançların

yasal yollardan elde edilmiş gibi gösterilmesi

için mali sisteme sokularak özellikle nakit formundan

kurtarılmasına ve mali sistem içinde

yeni bir süreçten geçirilerek kimliğinin değiştirilmesi

suretiyle meşruluk kazandırılmasına

yönelik işlemlerdir”(2).

“Gri ekonomi” olarak da adlandırılan kayıt

dışı ekonomi ise, kayda tabi tutulmamış

ancak çoğunlukla yasal faaliyetlerden elde

edilen kazançlara verilen addır. Kayıt dışı ekonomi

kapsamında faaliyet yürüten kişilerin asıl

amacı vergi ve benzeri mali yükümlülüklerden

kaçmaktır. Kara para aklayıcılarının amacı ise

gerektiğinde vergi yükümlülüklerine de katlanarak

elde ettikleri suç gelirlerini yasal mali

sisteme dâhil etmektir (3). Dolayısıyla, kayıt

dışı ekonomi ile mücadelede amaç kayıt dışı

olanı kayıt altına almak; kara para ile mücadelede

amaç, kara paranın elde edilmesinin ve bu

şekilde elde edilen malvarlığının aklanmasının

önlenmesidir.

Türkiye, üye olduğu OECD Mali Eylem

Görev Grubu’nun (Financial Action Task

Force-FATF) 1991 tarihli tavsiye kararları

doğrultusunda 1996 yılında yasalaştırdığı 4208

sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine

Dair Kanun ile kara para ile mücadelede

ilk adımı atmıştır. Anılan Kanun’un yürürlüğe

girmesinde sonra aynı Kanun ile ihdas edilen

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK)

aracılığıyla kara para araştırma ve soruşturmaları

yapılmış, ancak bu fiiller nedeniyle bir

mahkûmiyet kararı oluşmamıştır (4). 1.6.2005

tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 42 – 48; 2011 43

Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde “suçtan

kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama

suçu” başlığıyla genel ceza hükümlerinde de

aklama suçu tanımlanmıştır. 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nda yapılan bu düzenlemelerden

sonra 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının

Önlenmesi Hakkında Kanun ile 4208 sayılı

Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine

Dair Kanun’un “kara para aklama suçu”na

ilişkin hükümleri yürürlükten kaldırılmış, bu

kapsamdaki suçlar, genel ceza düzenlemeleri

kapsamında Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci

maddesinde hükme bağlanan “suçtan kaynaklanan

malvarlığı değerlerini aklama” hükümleri

çerçevesinde ve 5237 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’na göre soruşturulacak suçlar

haline getirilmiştir. Her ne kadar “kara para”

ifadesi yasadan çıkarılmış olsa da, “suç geliri”

yerine “kara para”; “aklama suçu” yerine ise

“kara para aklama suçu” ifadeleri, yerleşmiş

deyimler olarak kullanılmaktadır.

Aklama suçunun soruşturulmasında en

önemli unsur, bu suçun tespit edilmesidir. Günümüz

teknolojisinde kullanılan yöntemlerin

çeşitlilik kazanması ve bunların izlenmesindeki

zorluk, tespiti sağlayacak doğrudan delil

bulunmadığı ancak dolaylı delil yani emarelerin

varlığı halinde de tedbir alınmasını gerekli

kılmaktadır. Aklama suçuna ilişkin emareler

konusunda ulusal ve uluslararası düzenlemeler

bulunmaktadır. Bunları belirtmeden önce aklama

suçunun tanımlanması ve buna bağlı olarak

“şüpheli işlem bildirimi” ve “emare” kavramlarından

bahsetmek gerekir.

II. AKLAMA SUÇUNUN TANIMLANMASI

5549 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin

(g) fıkrasına göre “aklama suçu”, 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde

düzenlenen suçu ifade eder.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçtan

Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama”

başlığını taşıyan 282’nci maddesi aşağıdaki

gibidir:

“Alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis

cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan

malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran

veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek

ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat

uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere

tabi tutan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis

ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya

belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin

icrası sırasında işlenmesi hâlinde, verilecek

hapis cezası yarı oranında artırılır.

Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş

bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi

hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler

hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine

hükmolunur.

Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan

önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini

sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili

makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran

kişi hakkında bu maddede tanımlanan

suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz.”

Bu hükme göre aklama suçu, “alt sınırı bir

yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir

suçtan kaynaklanan (5) malvarlığı değerlerini,

yurt dışına çıkarmak veya bunların gayrimeşru

kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde

edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla,

çeşitli işlemlere tabi tutmak” şeklinde tanımlanabilir.

Bu tanım aslında aklama suçunun

maddi unsurunu da oluşturmaktadır. Aklama

suçunun manevi unsuru ise “kastın varlığı”dır.

Konu uluslararası mevzuat açısından ele

alındığında, Türkiye’nin 16.06.2004 tarihinde

onayladığı ve uluslararası işbirliği için öncelikle

ulusal sistemlerin suç gelirlerini izleme,

arama ve müsadereye ilişkin hükümlerle takviye

edilmesi gerektiğini vurgulayan Avrupa

Konseyi’nin 1990 tarihli Suç Gelirlerinin

Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere

Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi

Sözleşmesi’nde (Strazburg Konvansiyonu olarak

da adlandırılır) “para aklama suçu” başlıklı

6’ncı maddede aşağıdaki şekilde açıklanmıştır

(6):

“Bir malvarlığının suçtan doğan gelir

olduğunu bilerek, bunun yasadışı kaynağını

gizlemek veya tebdil etmek veya müsnet suçun

44 Aklama Suçuna İlişkin Emareler

işlenmesine karışan herhangi bir şahsın eylemlerinin

hukuki sonuçlarından kurtulmasına

yardım etmek maksadıyla malvarlığının değiştirilmesi

veya nakledilmesi,

Herhangi bir "malvarlığı”nın, suçtan kaynaklandığını

bilerek, gerçek niteliğini, kaynağını,

yerini, durumunu, hareketini, bu malvarlığıyla

ilgili hakları veya sahipliğini gizlemek

veya tebdil etmek ve her taraf devletin kendi

anayasal prensiplerine ve hukuk sisteminin temel

esaslarına bağlı olmak kaydıyla:

Alındığı tarihte, bir malvarlığının suçtan

hâsıl olduğunu bilerek, böyle bir malvarlığının

iktisabı, bulundurulması veya kullanılması,

Bu maddeye göre tespit olunan suçlardan

herhangi birinin işlenmesine iştirak, katılma

veya işlenmesi için teşekkül kurma, teşebbüs

ve yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak

ve tavsiyede bulunmak”tır.

2005/60/EC sayılı Avrupa Birliği

Direktifi’nde de Strazburg Konvansiyonu’ndaki

biçimiyle açıklanan para aklama suçu tanımı,

5549 sayılı Kanun’daki aklama suçu tanımından

daha kapsamlı ve açıklayıcıdır. Türkiye’nin

1988 yılında imzaladığı ve 1996 yılında onayladığı

Viyana Konvansiyonu ile 2000 yılında

imzaladığı ve 2003 yılında onayladığı Palermo

Konvansiyonu’nun para aklama suçuna ilişkin

tanımları, Strazburg Konvansiyonu’ndaki para

aklama suçuna ilişkin tanıma paraleldir. 1982

Anayasası’nın 90’ıncı maddesinin beşinci fıkrasına

göre, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş

milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde”

olduğundan ve son olarak yürürlüğe giren kanun

5549 sayılı Kanun olduğundan, aklama suçunun

tanımı bakımından anılan Konvansiyonlar

ile çatışma halinde bu Kanun hükmü esas

alınmalı; ancak aklama suçunun maddi unsuru,

Konvansiyonlar kapsamında genişletilmelidir.

III. ŞÜPHELİ İŞLEM BİLDİRİMİ

5549 sayılı Kanun’un “Şüpheli İşlem Bildirimi”

başlıklı 4’üncü maddesine göre;

“Yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla

yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen

işlemlere konu malvarlığının yasa dışı yollardan

elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla

kullanıldığına dair herhangi bir bilgi, şüphe

veya şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması

halinde bu işlemlerin yükümlüler tarafından

Başkanlığa bildirilmesi zorunludur.

Yükümlüler, Başkanlığa şüpheli işlem

bildiriminde bulunulduğunu, yükümlülük denetimi

ile görevlendirilen denetim elemanları

ile yargılama sırasında mahkemeler dışında,

işleme taraf olanlar dâhil hiç kimseye açıklayamazlar.

Yükümlülerin hangi faaliyetlerinden dolayı

ve hangi usul ve esaslara göre şüpheli işlem bildiriminde

bulunacağı yönetmelikle belirlenir.”

Suç gelirlerinin aklanması ile mücadelede,

ekonomik olaylarla ilgili işlem yapan kişi ve kurumların

yaptıkları işlemler konusunda yetkili

mercilere bildirimde bulunmaları önleyici tedbirler

kapsamında büyük önem arz etmektedir.

Bu bildirim genel olarak iki şekilde yapılmaktadır.

Bunlardan birincisi, ekonomik olayların

özelliği göz önünde bulundurularak, belirlenen

belli bir tutarın üzerindeki nakit işlemlerin bildirimidir.

İkincisi ise, herhangi bir tutarla sınırlı

kalmaksızın, aklamaya yönelik olduğundan endişe

edilen ve buna yönelik emarelerin mevcut

olduğu durumlarda yetkili makamlara yapılan

şüpheli işlem bildirimidir (6).

5549 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde

bahsedilen “yükümlüler nezdinde veya bunlar

aracılığıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs

edilen işlemlere konu malvarlığının yasa dışı

yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla

kullanıldığına dair herhangi bir bilgi

şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir hususun

bulunması”, ceza muhakemesi anlamında tek

başına delil ve özellikle de “emare” olarak

kabul edilmeyebilir. Bunlar daha çok idareyi

harekete geçirici ölçütler olarak düşünülebilir.

Ancak, 5549 sayılı Kanun ile ilga edilen 4208

sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine

Dair Kanun’da kara para aklama suçunun

soruşturulmasında MASAK Başkanlığı’nın

görevleri arasında “suçun işlendiğine dair

ciddi emarelerin varlığı halinde ön inceleme

ve araştırma görevi” sayılmış; yine anılan

Kanun’un aklama suçunda güvenlik önlemlerini

düzenleyen 9’uncu maddesinde “kara

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 42 – 48; 2011 45

paranın aklanmasına yönelik ciddi emarelerin

varlığı halinde” yapılacaklar belirtilmiştir. Görülüyor

ki, mülga 4208 sayılı Kanun’da “kara

para aklama suçuna ilişkin emareler”in varlığından

bahsedilmiştir. 5549 sayılı Kanun’da

ise “emare” kavramının yerini “şüphe” kavramı

almıştır. Örneğin, 5549 sayılı Kanun’un,

4208 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesine karşılık

gelen, 17’nci maddesine göre, “aklama ve

terörün finansmanı suçunun işlendiğine dair

kuvvetli şüphe bulunan hallerde 5237 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128’inci maddesindeki

usule göre malvarlığı değerlerine el

konulabilir.” Bundan kasıt elbette “şüphe”nin

delil olarak kabul edilmesi değildir. Örnekteki

el koyma işlemini bir güvenlik tedbiri olarak

değerlendirmek gerekir. Bunun gibi, “şüphe

veya şüpheyi gerektirecek husus”un tek başına

delil ya da emare olarak nitelendirilmesi söz

konusu değildir. Bunun için ayrı bir tamamlayıcı

unsura ihtiyaç vardır. Bu ise MASAK

6 Sıra no.lu Genel Tebliği’dir. Burada belirli

işlem tipleri “şüpheli işlem” olarak belirtilmiştir

ve bu işlemler 4208 sayılı Kanun’da

“emareler”in varlığı halinde yürütülecek sürece

bizzat yükümlülerden başlatılarak tâbi tutulmuştur.

Bizce 4208 sayılı Kanun’da anılan

“emare”lerin yerini bunlar almıştır. 5549 sayılı

Kanun’da “emare”nin zikredilmemesinin sebebi

ise “şüphe”nin dahi süreci başlatmak için

yeterli görülmesidir. Zaten, 5237 sayılı Ceza

Kanunu’nun 282’nci maddesi ile aklama suçunun

kapsamı genişletilmiş, 5549 sayılı Kanun

ile MASAK’ın ön inceleme ve araştırma yetkisi

yerine yükümlülere şüpheli işlem bildirimi

görevi verilmişken aklama suçuna ilişkin delil

elde etmek konusunda yasa koyucunun geri

adım atması düşünülemez.

Burada bir parantez açarak emarelerin

işlevinden ayrıca bahsetmek gerekir: Deliller

değerleri bakımından doğrudan delil ve dolaylı

delil olmak üzere ikiye ayrılır. “Doğrudan deliller,

bir konuyu tek başına ispat edecek kuvvette

sayılmışlardır. Çünkü ispat edilecek olayı

doğrudan doğruya gösteririler. Bir tanığın olayı

anlatması buna örnek verilebilir. Dolaylı deliller

(emareler, belirtiler) ise ispat edilecek olayı

dolayısı ile gösterirler. Bunların tek başına

ispat kuvvetine sahip olmadıkları, birbirlerini

tamamladıkları takdirde delil sayılabilecekleri

söylenmiştir”(7). Bununla birlikte, “belirti de

olayı en iyi şekilde temsil eden, olaya yakın,

güvenilir ve ilk elden delil durumunda olabilir.

Mahkemenin görevi bu durumdaki delillere

dayanmak olduğuna göre, emare delili de mahkemenin

bu görevini yerine getirmesini mümkün

kılabilir”(8).

Öyle ise, 5549 sayılı Kanun’un 4’üncü

maddesinde belirtilen “şüphe veya şüpheyi

gerektirecek bir husus”, başka delillerin bulunmaması

halinde emare delili olarak ileri

sürülebilir. Nitekim soruşturma evresinde elde

edilen emareler, belgeler ve ifadeler, “şüphe

sebebi” olarak adlandırılmaktadır (9). Yargı

aşamasına gelmeden önce ise anılan hüküm

gereği bu “şüphe veya şüphe gerektirecek husus”

MASAK’a “şüpheli işlem” olarak bildirilmelidir.

Şüpheli işlem, 9.1.2008 tarihli ve

26751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Suç

Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının

Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında

Yönetmelik’in 27’nci maddesinde ve MASAK

6 Sıra No.lu Genel Tebliği’nin 2’nci maddesinde

tanımlanmıştır: “Şüpheli işlem, yükümlüler

nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan veya

yapılmaya teşebbüs edilen işleme konu malvarlığının;

yasa dışı yollardan elde edildiğine

veya yasa dışı amaçlarla kullanıldığına, bu

kapsamda terörist eylemler için ya da terör örgütleri,

teröristler veya terörü finanse edenler

tarafından kullanıldığına veya bunlarla ilgili

ya da bağlantılı olduğuna dair herhangi bir

bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir hususun

bulunması halidir.”

IV. ŞÜPHELİ İŞLEM TİPLERİ

Şüpheli işlem tipleri, MASAK 6 Sıra

No.lu Genel Tebliği’nin Ek-1 kısmında sayılmıştır.

Bu işlem tipleri esasen aklama suçunun

işlendiğine ilişkin emarelerdir. Bu emareler

Ek-1’de üç ana başlık altında toplanmıştır.

Bunlar, “genel mahiyette şüpheli işlem tipleri”,

“sektörel mahiyette şüpheli işlem tipleri”

ve “terörün finansmanı ile bağlantılı şüpheli

işlem tipleridir”.

46 Aklama Suçuna İlişkin Emareler

Genel mahiyette şüpheli işlem tipleri,

“müşteri (banka müşterisi) profiline ilişkin işlem

tipleri” ve “işlemlere ilişkin tipler” olarak

ele alınmıştır. Müşteri profiline ilişkin işlem tipleri,

müşterinin kendisinden kaynaklanan emarelerdir.

Örneğin, müşterilerin işi/mesleği, mali

durumu ile işlemleri arasında makul bir orantı

bulunmaması ya da müşterilerin, riskli kişi veya

kuruluşlar ile ticari ya da başkaca bir ilişkisinin

bulunması, müşteri profiline ilişkin işlem tiplerindendir.

İşleme ilişkin işlem tipleri ise işlemin

özelliğinden kaynaklanan emarelerdir. Bunlara

mutad uygulamalarda toplu yapılması gereken

mali işlemlerin, tespit ve bildirimlerden kaçınmak

amacıyla, mantıklı bir gerekçesi olmaksızın

bölünmesi örnek gösterilebilir.

Sektörel mahiyette şüpheli işlem tipleri

ise bankacılık, sigorta, sermaye piyasaları,

yetkili müesseseler, ikrazatçılar, faktoring şirketleri,

finansal kiralama şirketleri, tüketici

finansman şirketleri, posta ve taşımacılık hizmetleri

ile kargo şirketlerine ve gayrimenkul

sektörlerine ilişkin şüpheli işlem tipleri olarak

gruplandırılmıştır.

Bankacılık sektörüne ilişkin şüpheli işlem

tipleri, şüpheli müşteri davranışları ile yetersiz-

yanıltıcı-sahte bilgi ve belge verilmesine

ilişkin emareler; kimlik tespiti, kayıtların saklanması

ve bildirim prosedürlerinden kaçınılmasına

ilişkin emareler, nakit karakterli işlemlere

ilişkin emareler ve elektronik transferlere

ilişkin emarelerdir. Örneğin, müşterinin hesaplarında

hayat standardı, işi ve gelir seviyesi ile

ilgisi kurulamayan dikkat çekici meblağlara

tekabül eden (sık sık düşük tutarlı veya tek

işlemde yüksek tutarlı) nakit çekme veya yatırma

işlemlerinin gözlenmesi, nakit karakterli

işleme ilişkin bir emaredir. Yine, riskli ülkeler

veya off-shore merkezlerden veya bu ülke ve

merkezlere, makul açıklama yapılmadan, tek

seferde dikkat çekici meblağlı veya belli bir

zaman aralığında önemli tutarlara ulaşan sık ve

düşük meblağlı transferlerin yapılması, elektronik

transfere ilişkin bir emaredir.

Müşterinin hayat sigortası ya da emeklilik

planı primlerini yüksek miktarda ve nakit

olarak ödemesi, sigorta sektörüne ilişkin şüpheli

işleme bir örnektir. Müşterinin, yaptığı işlemlerden

kar amacı gütmediği, yatırımlarının

riskini ve maliyetlerini umursamaz göründüğü

izlenimi vererek makul olmayan ve çoğunlukla

zararla sonuçlanan dikkat çekici emirler vermesi,

bu yönde işlemler gerçekleştirmesi ise

sermaye piyasasına ilişkin bir şüpheli işlem

tipidir. Küçük banknotlar halinde ve olağan

sayılamayacak miktarda paranın, büyük banknotlarla

değiştirilmesi, yetkili müesseselere

ilişkin şüpheli işlem tipine; Borçlunun, önemli

malvarlığına rağmen ekonomik olmayan kredi

işlemlerine girmek istemesi, ikrazatçılara

ilişkin şüpheli işlem tiplerindendir. Faktoring

şirketine ibraz edilen faturaların gerçekliği

konusunda şüphe duyulması, faktoring şirketlerine;

normal olarak talep edilenlerden çok

büyük miktardaki ve herhangi bir gerekçeye

dayandırılmayan finansal kiralama ödemeleri

ise finansal kiralama şirketlerine ilişkin şüpheli

işlem tipine örnektir. Müşterinin makul bir nedeni

olmaksızın ve özellikle de önemli oranda

maddi kayba yol açacak şekilde, aldığı krediyi

aniden geri ödemesi ve ödemeyi büyük miktarda

nakitle yapması, tüketici finansman şirketlerine;

İlgili sektörde ticaret ya da imalat faaliyetinde

bulunanlar dışındaki belli adreslere,

sürekli olarak kıymetli taş, maden vb. kıymetli

değerler gönderilmesi ise posta ve taşımacılık

hizmetleri ile kargo şirketlerine ilişkin şüpheli

işlem tiplerine örnek olarak gösterilebilir. Gayrimenkul

satmak isteyen müşterinin, kayıtlarda,

satış bedelini daha yüksek göstermek istemesi

ise gayrimenkul sektörüne ilişkin şüpheli

işlem tiplerindendir.

Terörün finansmanı ile bağlantılı şüpheli

işlem tipleri ise, “terör örgütleri ile bağlantısından

şüphelenilen kişiler veya riskli ülkelerle

gerçekleştirilen işlemlere ilişkin tipler”, “kâr

amacı gütmeyen kuruluşlara ilişkin tipler”dir.

Kuruluşun sadece yurt dışından bağış alması

veya bağışların önemli bir kısmının yurt

dışı kaynaklı olması, ikinci olarak bahsedilen

gruba örnek verilebilir. Terörün Finansmanına

Yönelik Şüpheli İşlemlerin Bildirimi Genel

Tebliği’nde bu konu ayrı ve daha kapsamlı biçimde

düzenlenmiştir.

Ulusal mevzuatta aklama suçuna ilişkin

emareler ise en son ve kapsamlı haliyle anılan

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 42 – 48; 2011 47

MASAK 6 Sıra No.lu Genel Tebliği’nin Ek-1

kısmında ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

Anılan Tebliğ’in 5’inci maddesine göre ise,

“Yükümlüler, işleme konu malvarlığının suç

gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanıyla

ilgili olduğuna dair belge veya ciddi emare

bulunması halinde, Başkanlığı şüpheli işlem

bildirim formuyla (“çok ivedi” kaydı içerecek

şekilde) bilgilendirinceye kadar, talep edilen

işlemi gerçekleştirmekten imtina ederler. Şüphelenilen

bu işlemi gerçekleştirmekten kaçınmanın

imkânsız olduğu ya da işlemi gerçekleştirmekten

imtina etmenin işlemin faydalanıcılarını

tespit etme çabalarını engelleyebileceği

durumlarda bilgilendirme, işlemden hemen

sonra da yapılabilir.” Burada diğer emarelerden

farklı olarak “ciddi emare” kavramına yer

verilmiş ancak bundan ne anlaşılması gerektiği

açıkça belirtilmemiştir.

Uluslararası anlamda ise aklama suçuna

ilişkin emarelere, IOSCO (International Organizations

of Security Commissions) 1992

yılında kara para aklama konusunda yayımladığı

raporda (Report of Technical Committe

On Money Laundering) yer vermiştir. Bunlara

ilgili kuruluşun, müşteri tarafından menkul

kıymet işlemleri veya vadeli işlemlerde kullanılmayan

fonların tutulması amacıyla kullanılması,

menkul kıymetlerin hamiline olması ve

saklamanın tanınmamış bir takas merkezinde

yapılmasının istenmesi ya da ödemenin yatırımcı

ile doğrudan bağlantısı kurulamayan kişi

veya kurumların düzenlediği çekle yapılması

örnek olarak verilebilir (10).

IOSCO’nun raporu ile MASAK’ın 6

Sıra No.lu Genel Tebliği karşılaştırıldığında,

MASAK’ın düzenlemesinin çok daha kapsamlı

olduğu açıkça görülmektedir.

Bunun dışında ülkeler, kendi mevzuatları

içinde kara paranın aklanması ile mücadele

amacıyla ulusal mevzuatlarında da oldukça

kapsamlı düzenlemelere gitmektedirler. Bu düzenlemelere

2007 yılında Belçika Mali İşlemler

Birimi’nin (Belgian Financial Intelligence

Processing Unit) “Para Aklama Emareleri”

(Money Laundering Indicators) adlı raporu örnek

olarak gösterilebilir (11).

V. SONUÇ

Ekonomik düzeni bozucu nitelikli kurallara

aykırılıkların cezai yaptırımlara tâbi tutulması

gerekmektedir (12). Ekonomik suç kavramı,

birinci derecede zarar gören dışında, ekonomik

hayatın işleyişini de korumak amacı ile ortaya

konulmuş suçları ifade eder. Mali suçlar ise

dar anlamda birinci derecede mağduru kamu

olan suçlar; geniş anlamda ise mali anlamdaki

bütün suçlardır. Dar anlamda mali suçlar arasında,

vergi suçları, kamunun harcamasına yönelik

suçlar, ihaleye fesat karıştırma, gümrük

kaçakçılığı, kalpazanlık vb. suçlar sayılabilir.

Geniş anlamda mali suçlara ise bankacılık suçları,

tefecilik suçları vb. suçlar katılabilir (13).

Vergi suçlarının mali suçlar kapsamında olduğu,

ekonomik suçların ise hem mali hem ticari

suçları içerdiği ileri sürülmektedir. Mali suçluluk

ise hukuka aykırı araçlarla gerçekleştirilen

para kazancına bağlı suçluluk olarak tanımlanmaktadır

(14).

Aklama suçu ise “alt sınırı bir yıl veya

daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan

kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına

çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını

gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği

konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla,

çeşitli işlemlere tabi tutmak” olduğuna göre,

mali suçlar ve üst başlık olarak da ekonomik

suçlar kapsamında değerlendirilebilir.

Örgütlü suç ve finansal sektörün arasındaki

bağlantı kara para aklama yoluyla sağlanmaktadır.

Bundan dolayı kara paranın aklanmasının

önlenmesi, örgütlü suçluluk ve teröre

karşı etkin bir mücadele yöntemi sayılmaktadır

(15). Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine

ilişkin bir metot da “şüpheli işlemlerin

bildirimi”dir. MASAK 6 Sıra No.lu Genel Tebliğ

Ek-1’de aklama suçuna ilişkin şüpheli işlemler

ayrıntılı bir biçimde sayılmıştır. Bunlar,

aklama suçunun emareleri olarak da adlandırılabilirler.

Söz konusu emarelerin yükümlüler

tarafından MASAK’a bildirilmesi zorunludur.

Emarelerin karinelerin aksine ispat yüküne

etkisi olmayıp şüpheli işlem bildirimleri MASAK

tarafından araştırılır.

48 Aklama Suçuna İlişkin Emareler

KAYNAKLAR

1. ÖNDER, İzzettin: “Kayıtdışı Ekonomi ve

Vergileme”, İstanbul Üniversitesi Siyasal

Bilgiler Fakültesi Dergisi, No: 23-24,

Ekim 2000-Mart 2001.

2. ÖZ, Semih: Uluslararası Vergi Rekabeti

ve Vergi Cennetleri, Maliye ve Hukuk Yayınları,

Mart 2005.

3. Türkiye Bankalar Birliği, Karaparanın

Aklanması Suçu ile Mücadele ve Bankaların

Yükümlülükleri, Yayın No: 235, Aralık

2003.

4. DEMİRCİ, Azmi: “Karaparadan Suç Gelirlerine”,

Vergi Dünyası, Yıl: 26, Sayı:

308, Nisan 2007.

5. Anılan hüküm ile aklama suçunu oluşturan

öncül suç “alt sınırı bir yıl veya daha fazla

hapis cezasını gerektiren bir suç” olarak

belirlenmiştir. 4208 sayılı Kanun’da dokuz

adet öncül suç kara para olarak sayılırken,

5549 sayılı Kanun ile bu kapsam kara para

ile mücadele bakımından olumlu biçimde

genişletilmiştir.

6. T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma

Kurulu Başkanlığı: Şüpheli İşlem

Bildirimi Rehberi, Temmuz 2006.

7. KUNTER, Nurullah: Muhakeme Hukuku

Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku,

Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., Yenileştirilmiş

ve Geliştirilmiş Dokuzuncu Bası,

İstanbul 1989.

8. ŞAHİN, Cumhur: Ceza Muhakemesinde

İspat (Delillerin Doğrudan Doğruyalığı İlkesi),

Yetkin Yayınları, Ankara 2001.

9. CENTEL, Nur / ZAFER, Hamide: Ceza

Muhakemesi Hukuku El Kitabı, Beta, 2.

Bası, 2009.

10. AKAR, Yıldırım: Kara Paranın Aklanması,

Sermaye Piyasası Kurulu Yayın No: 90,

Eylül 1997.

11. http://www.ctif-cfi.be/website/images/

EN/typo_ctifcfi/NL1175eENG.pdf, erişim

tarihi 20.7.2011.

12. ÜZELTÜRK, Hakan: “Ekonomik Suçlar

ve Vergiler”, Ekonomik Suç ve Ceza Sempozyumu,

TOBB Yayını: 2005-25, 30 Nisan-

1 Mayıs 2005.

13. YARAŞLI, Genç Osman: “Gümrük ve

Kaçakçılık”, Ekonomik Suç ve Ceza Sempozyumu,

TOBB Yayını: 2005-25, 30 Nisan-

1 Mayıs 2005.

14. PRADEL, J.: “Mali Suçluluk, Kavramlar

ve Temel Açıklamalar”, (çeviren: Zeynep

T. Kangal), İstanbul Üniversitesi Hukuk

Fakültesi Mecmuası, Cilt: LX, Sayı:

1-2, 2002 (aktaran: ÜZELTÜRK, Hakan:

“Ekonomik Suçlar ve Vergiler”)

15. ERGÜL, Ergin: “Organize Suçlar ve Kara

Paranın Aklanması”, Ekonomik Suç ve

Ceza Sempozyumu, TOBB Yayını: 2005-

25, 30 Nisan-1 Mayıs 2005.

İletişim Adresi:

Dr. Eda Özdiler KÜÇÜK

eozdiler@politics.ankara.edu.tr

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 49 – 51; 2011 49

YABANCI CİSİM ASPİRASYONU: OLGU SUNUMU

THE FOREIGN BODY ASPIRATION-CASE REPORT

Doç. Dr. Fatma YÜCEL BEYAZTAŞ*1

Yrd. Doç. Dr. Celal BÜTÜN*1

Yrd. Doç. Dr. Levent CANKORKMAZ*3

Yrd. Doç. Dr. Cengiz GÜNEY*3

Uz. Dr. Cemil BEDER*2

Arş. Gör. Dr. Bahadır ÖZEN*1

Adli Bilimler Dergisi / Turkish Journal of Forensic Sciences, 10 (2): 49 - 51, 2011

Derleme

*1 Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD.

*2 Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Sivas Adli Tıp Şube Müdürlüğü.

*3 Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi AD.

ÖZET:

Yabancı cisim aspirasyonu, hava yollarının tıkanması sonucu

gelişen bir mekanik asfiksi türüdür. Çocukluk çağında

kaza sonucu meydana gelen ani beklenmedik ölümlerin en

sık nedenleri arasında yer almaktadır.

Olgumuz on bir aylık bir kız çocuğudur. Anne ve babasının

domates toplama sırasında oynaması için eline verdikleri domatesten

bir defa ısırması sonrasında ağlamaya başlamıştır.

Boğazına bir şey kaçmış olabileceği şüphesiyle sırtına vurulmuş,

fenalaşması sonucunda götürüldüğü devlet hastanesinde

entübe edilerek ambulansla üniversite hastanesine geldiğinde

ex duhul olduğu anlaşılmış ve uygulanan tıbbi canlandırmaya

cevap alınamamıştır. Adli otopside, sağ ana bronşu tamamen

kapatan fasulye tanesinin bulunması dikkat çekici görülmüştür.

Yabancı cisim aspirasyonu şüphesi bulunan olguların ölüme

kadar varabilen ciddi sonuçlardan korunması için, ebeveynlerin

konuyla ilgili ilk yardım eğitimi almalarına özen

gösterilmelidir. Ayrıca olgu sağlık kuruluşlarında da hızlı ve

sistematik olarak değerlendirilmeli ve zaman geçirilmeden

tedavi edilmelidir.

Anahtar Kelimeler: Yabancı cisim aspirasyonu, Ev içi kaza,

İhmal, Otopsi, Adli tıp.

ABSRACT:

The foreign body aspiration is a kind of the mechanical

asphyxia developing with the suffocated air duct. It is located

in the most often cases of the childhood sudden-unexpected

deaths.

Our case was an 11-month-old girl baby. She had begun

crying after biting just once the tomato which given to herself

by her parents during the tomato gathering. Her back was hit

with the suspicious of aspiration to throat. Afterwards worsening,

she was entubed in the State Hospital and transported

to the University Hospital with the ambulance. Then, it was

understood her death and the appropriate answer couldn’t

received to the medical resuscitation. In the forensic autopsy,

the existence of the bean grain completely closing the

right main bronchus was seen as remarkable.

For the protection the foreign body aspiration case from the

serious results of up to death; it should be paid attention to

the parents taking the first aid education about this issue.

Also, the case must be evaluated and treated in the health

organizations quickly and systematically.

Keywords: Foreign body aspiration, Domestic accident,

Neglect, Autopsy, Forensic medicine.

I. GİRİŞ

Yabancı cisim aspirasyonlarından gıda

aspirasyonu bir yaş altı çocuklarda daha sık

görülürken, daha büyük çocuklar gıda dışı objeleri

daha çok aspire etmektedir. Sıklıkla karşılaşılan

gıdalar; fındık, fıstık, şeker, fasulye,

patlamış mısır, üzüm, kuru üzüm, havuç, sosis,

bitki tohumu ve çekirdekleridir. Diğer yabancı

cisimler arasında; oyuncak balonlar, tükenmez

kalem parçaları, metal parçalar, bilyeler, düğmeler,

oyuncakların küçük parçaları ve toplu

iğneler sayılabilir (1).

Trakeobronşial yabancı cisim aspirasyonu,

trakea seviyesinde tama yakın tıkanıklık

meydana getirdiğinde ölümcül akut solunum

yetmezliğine neden olur. Buna karşın trakeobronşial

ağacın daha aşağı seviyelerine

ilerleyebilen yabancı cisimler, tıkadığı bölgenin

distalinde havalanmanın bozulmasına ve

enfeksiyona zemin hazırlayıcı etkisine bağlı

olarak solunum sistemi problemlerine neden

olmaktadır. Yabancı cisim aspirasyonu olgularının

%75'inden fazlasını 0–3 yaş arası çocuklar

oluşturur. Ayrıca 0–3 yaş arası çocuk

50 Yabancı Cisim Aspirasyonu: Olgu Sunumu

ölümlerinin de %7'si yine bu nedenle meydana

gelmektedir (2).

Bu çalışmadaki amacımız; özellikle çocuklarda

yüksek mortalite-morbidite ile seyreden

ve sık karşılaşılan yabancı cisim aspirasyonlarında

ilk müdahalelerle birlikte hekimin

karşılaşabileceği olası sorunların ve ebeveynlerin

konuya yönelik ilkyardım eğitiminin önemine

dikkat çekmektir.

II. OLGU

Olgumuz Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinden

başvuran on bir aylık bir kız çocuğudur. Babasından

alınan öyküde; eşiyle birlikte domates topladıkları

sırada çocuğuna bakacak kimse olmadığından yanına

getirdikleri, topladığı domateslerden birini yıkayarak

eline verdiği, bir ısırık aldıktan sonra ağlamaya

başlayıp ardından hıçkırık tuttuğu, boğazına bir

şey kaçmış olabileceği düşüncesi ile sırtına vurdukları,

ancak fenalaşması devam edince Şarkışla Devlet

Hastanesi’ne götürdüklerinde müdahale edildiği

ve ambulansla Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi

Acil Servise getirildiği belirtilmiştir.

Hastane dosyası acil gözlem notunda; genel

durumu kötü, entübe, siyanotik, bilincin

kapalı, Glasgow Koma Skoru (GKS): 3 (üç),

pupillerin izokorik olduğu, ışık refl eksinin bilateral

alınamadığı, uygulanan tıbbi canlandırmaya

rağmen ex olduğu, yabancı cisim aspirasyonu

ve intoksikasyon ön tanılarıyla savcılığa

adli olgu bildirimi yapıldığı kayıtlıdır.

A. Ölü muayenesi

Olgunun bir yaşlarında, sarı saçlı, buğday

tenli, siyah gözlü, 80 cm boyunda, 10 kg ağırlığında

kız bebek cesedi olduğu, ölü katılığının

geliştiği, omuz arkasında sırt ve belde bası görmeyen

yerlerde ölü lekelerinin meydana geldiği

görüldü. Kafada fontanelleri kapalı bulunan ve

sol üst 1. dişi bulunan olgunun baş çevresi 45

cm, göğüs çevresi 50 cm, karın çevresi 47 cm,

ayak taban uzunluğu 11 cm olarak ölçüldü. Her

iki temporal bölgede, her iki dirsek iç kısımda,

her iki inguinal bölgede muhtemel tıbbi müdahaleye

bağlı iğne izleri olduğu tespit edildi.

B. Otopsi

Baş açıldığında; harici muayenede tespit

edilen bölgelerin lokalizasyonuna uyan ve

tıbbi müdahaleye bağlı olduğu değerlendirilen

sol temporalde cilt altında 4x3cm’lik, sağ

temporalde cilt altında 3x1cm’lik ekimoz tespit

edildi. Her iki temporal kas grubu sağlam

bulundu. Kafa kubbe kemiği kaldırıldı, duranın

sağlam olduğu görüldü, beyin ve beyincik birlikte

çıkarılarak 910 gr olarak tartıldı. Yumuşak

kıvamda olan beyin kesitlerinde patolojik

bir bulguya rastlanılmadı.

Her iki göğüs boşluğunda 20’şer cc, batın

içinde ise 25 cc seröz vasıfta sıvı tespit edildi.

Akciğerler serbest bulundu. Özefagus içinde az

miktarda yer yer beyaz renkli sindirilmiş gıda parçacıkları

görüldü. Epiglot çevresi ve trakea boş

bulundu. Trakeadan yapılan diseksiyonun devamında

sağ ana bronşu tamamen kapatan 1,5 cm

uzunluğunda 0,9 cm genişliğinde beyaz renkli

bütünlüğü bozulmamış fasulye tanesinin bulunduğu

(Resim 1), fasulye tanesi çıkartılarak yapılan

diseksiyonun devamında bronş içinde fasulye kabuğuna

ait beyaz parçacıklarının bulunduğu görüldü.

Sol ana bronş açık bulundu. Her iki akciğerin

solunum yollarında ve parankim kesitlerinde bol

miktarda yer yer beyaz renkli hemorajik vasıfta,

akıcı kıvamda sıvı çıkışı izlendi. Elde edilen bilgi

ve bulgularla yapılan otopsi sonucunda kesin ölüm

nedeninin; yabancı cisim aspirasyonuna bağlı mekanik

asfi ksi sonucu olduğu tespit edildi.

Resim 1. Sağ ana bronş girişini tıkayan fasulye tanesi.

III. TARTIŞMA

Yabancı cisim aspirasyonu, gelişmekte

olan ülkelerde özellikle bebeklik ve çocukluk

çağında başlıca ölüm nedenleri arasındadır (3).

Çocuk yaş grubunda orijin kaza olmakla beraber

erişkin grupta tanımlanan intihar ve cinayet

olguları da vardır (4).

Adli Bilimler Dergisi 10 (2): 49 – 51; 2011 51

Üç yaş altı çocuklarda yabancı cisim aspirasyonunun

nedeninin; molar dişlerin yokluğundan

dolayı zayıf çiğneme kapasitesi, dünyayı ağızlarıyla

keşfetme çabaları, gülme, ağlama, irkilme sırasında

sık ve güçlü inspirasyon yapmaları olduğu

kabul edilmektedir (4). Büyük bir yabancı cismin

trakeaya kaçması ve solunum yolunu tam tıkaması

ile ani ölüm oluşabileceği gibi; küçük bir yabancı

cisim de laringospazm yaparak yine ölümle sonuçlanan

hipoksik krize neden olabilir (5). Başlıca

semptom, yabancı cismin bronşiyal sistemde

yapmış olduğu irritasyona bağlı olarak ani bir öksürük

atağıdır (2). Olgunun kaybedilmesi dışında

hava yolu yaralanmaları, atelektazi, bronşiektazi

ve pnömoni gibi ciddi komplikasyonlara neden

olabilmektedir. Bu nedenle, yabancı cisim aspirasyonu

şüphesi ile gelen olguların sistematik ve hızlı

olarak değerlendirilmesi yaşamsal öneme sahiptir

(5). On bir aylık bu olguda yabancı cisme bağlı irritasyon

nedeniyle hipoksi ve sonucunda siyanoz

gelişmiştir. Olguya zamanında müdahale edilememesinden

dolayı da ölüm meydana gelmiştir.

Yabancı cisim aspirasyonlarında aileden ya da

çocuktan alınan öykü önemlidir, ancak güvenilirliği

hekim tarafından mutlaka sorgulanmalıdır (6).

Bu olgunun sağlık kuruluşuna getirildiğinde ihmal

etmeden anne-babasının ayrıntılı öykü belirtmesi,

yabancı cisim aspirasyonunu akla getirmişti fakat

zamanında müdahale edilememiş olması ciddi bir

eksiklikti. Aspire edilen cisimler yöresel, kültürel

ve sosyoekonomik özelliklere bağlı bazı farklılıklar

göstermekle birlikte, sıklıkla küçük taneli yemişler,

meyve ve sebze parçaları gibi organik maddeler

ile kulak küpeleri, çorap klipsleri, iğneler,

kalem kapakları ve oyuncak parçaları gibi organik

olmayan maddelerdir (6). Yabancı cisimler en sık

sağ ana bronş ve dallarında yerleşirler. Bu olgunun

fasulye tanesine ulaşabilmesi ve ağzına götürerek

aspirasyonu sonucu sağ ana bronşu tıkaması literatür

ile uyumlu bulunmuştur.

Kötü beslenme alışkanlığı ile seyreden hastalıklar,

riskli objenin ulaşılabilirliği ve eğitimsiz

ebeveynler, yaş, cinsiyet, meslek, kültürel

hayat, sosyoekonomik durum, gelenek ve görenekler

yabancı cisim aspirasyonu açısından

risk faktörleri olarak kabul edilmektedir (2,3).

Ayrıca solunum yollarının erişkinlere göre daha

küçük olması nedeniyle de çok önemli ve ölümcül

komplikasyonlara neden olabilen ciddi bir

sorundur (6). Çocukları yaşları ile uyumsuz gıda

ve yabancı cisimlerden uzak tutmak, yabancı

cisim aspirasyonuna bağlı ölümleri azaltabilir

(2,4). Bu olgu; yakınında ebeveyn bulunması,

ebeveynlerin yabancı cisim aspirasyonu konusunda

eğitilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Yabancı cisim aspirasyonuna bağlı ölümler;

çocukların, ailelerin ve bakıcıların eğitilmesi,

küçük oyuncak ve objelerle oynayan çocuklardaki

tehlikenin farkında olmalarının sağlanması

ile aslında “tamamen önlenebilir ölümler” olarak

kabul edilmektedir. Ülkemizde de bu konuda

toplum bilinci oluşturularak görsel ve yazılı

medyada eğitim programlarının düzenlenmesi,

ebeveyn ve bakıcıların aydınlatılması, sağlık

personelinin anne adaylarını bu konuda bilinçlendirmesi

ve eğitmesi önerilmektedir.

KAYNAKLAR

1. Tokdemir M, Kafadar H, Türkoğlu A.

Yabancı cisim aspirasyonuna bağlı çocuk

ölümü: Olgu sunumu. F.Ü. Sağ. Bil. Derg

2008: 22 (6): 373–5.

2. Çobanoğlu U, Can M. Çocuklarda trakeobronşial

yabancı cisim aspirasyonları.

Van Tıp Dergisi 2007;14 (4): 96-101.

3. Çobanoğlu U, Yalçınkaya İ. Trakeobronşiyal

yabancı cisim aspirasyonları. Ulus Travma

Acil Cerrahi Derg 2009;15 (5): 493-9.

4. Özdemir Ç, Demirel B, Akar T, Dinç H,

Kürkçü D. Ankara’da yabancı cisim aspirasyonu

sonucu ölen olguların değerlendirilmesi.

Adli Tıp Dergisi 2006;20 (1): 24-8.

5. Demirbağ S, Salih Çetinkurşun S, Atabek

C, Sürer İ, Öztürk H. Çocukluk çağı yabancı

cisim aspirasyonları. Gülhane Tıp

Dergisi 2004;46 (1): 43-6.

6. Büyükyavuz İ. Çocukluk çağında yabancı

cisim aspirasyonları. Klinik Pediatri

2003;2 (2): 47-51.

İletişim Adresi:

Doç. Dr. Fatma Yücel BEYAZTAŞ

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi

Adli Tıp AD, Sivas.

e-mail: fbeyaztas@yahoo.com

Tel: 0 346 258 00 41-42

Aktiviteler / Activities

8. ANADOLU ADLİ BİLİMLER KONGRESİ

Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi–Adli Bilimciler Derneği

18–20 Kasım 2011 BURDUR

Kongre Onursal Başkanları

• Burdur Valisi Süleyman TAPSIZ

• Burdur Cumhuriyet Başsavcısı Ali Nevzat AÇIKGÖZ

• MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa SAATÇİ

Kongre Eş Başkanları

• Prof. Dr. Ayla Sevim EROL

MAKÜ Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı

• Prof. Dr. İ. Hamit HANCI

Adli Bilimciler Derneği Başkanı

Kongre Sekreteryası

• Yard. Doç.Dr. Z.Füsun YAŞAR

• Uz. Dr.Çağlar ÖZKANLI

• Arş. Gör. Serpil ÖZDEMİR

• Arş. Gör. Alper Yener YAVUZ

Kongre Düzenleme Kurulu

Başkan

Prof. Dr. Halil İbrahim GÖKÇE

MAKÜ Rektör Yardımcısı

Üyeler

• Burdur Emniyet Müdürlüğü Temsilcisi

• Burdur Jandarma Komutanlığı Temsilcisi

• Doç. Dr. Özcan ÖZGEL

MAKÜ Veteriner Fak. Temel Bilimler Bölümü Anatomi

Bölüm Başkanı

• Doç. Dr. Belgin BARDAKÇI

MAKÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölüm Başkanı

• Doç. Dr. Eşref KÜÇÜK

TOBB Hukuk Fak.

• Yard. Doç.Dr. Z.Füsun YAŞAR

MAKÜ Fen Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü

• Uz. Dr.Çağlar ÖZKANLI

Adalet Bakanlığı Burdur Adli Tıp Şube Müdürü

Kongre Bilimsel Danışma Kurulu

Adli Bilimler Dergisi Bilimsel Danışma Kurulu Kongre

Danışma Kuruludur

• İletişim:

adlibilimcilerdernegi2001@gmail.com

zehtiye2004@gmail.com

• Kongre Katılım Ücretleri

Konferans Sahipleri: Ücretsiz

Lisans Öğrencisi: Ücretsiz

Yüksek Lisans ve Doktora Öğrencisi: 50TL

Araştırma Görevlisi: 70TL

Uzman Doktor, Öğretim Üyesi: 100TL

• Kongre Hesap Numarası

Halk Bankası Burdur Şubesi:

TR900001200931600016000161

KONGREDE SUNULACAK KONULAR

• 1914–1915 Sarıkamış Harekatı.

• Adli Bilimler Antropolojiden Nasıl Yararlanıyor

• Adli Bilimlerde STK Yapılanmaları

• Hastalık Yaratmak

• Aklama Suçuna İlişkin Emareler

• Felaket Kurbanlarının Kimliklendirilmesi

• Antik Çağ’da Hukuk

• Ceza Hukukunda Adli Bilirkişilik ve Güncel Sorunlar

• Hukuka Aykırı Deliller

• İstihbaratın Ceza Hukukunda Kullanımı

• Hekimlerin Taksirle Yaralama ve Ölüme Neden Olma

Suçlarında Cezai Sorumlulukları.

• Uyuşturucu Madde Suçları

• Adli Tıpta Güncel Gelişmeler

• Agroterorizm

• Biyoteknolojinin Adli Bilimlerde kullanımı

• Adli Hidrobiyoloji

• Hayvan Hakları ve Hayvanların Bilimsel Amaçlı Kullanımı

• Adli Arkeoloji

• Çocuk Hakları

• Balkanlar’da Anayasal Süreç

• Azerbeycan’da Adli Tıp ve Adli Bilimler

• Çin’de Adli Tıp ve Adli Bilimler

• Sembollerle Anadolunun Etnik Yapısı

• Afganistan’da Adli Bilimler ve İnsan Hakları

• Olay yeri İnceleme

Gasroentrolojide Tıp Hukuku Açısından

Tartışmalı Konular

• Ateşli Silah ve Kesici-Delici Alet Yaralanmalarında Deneyim

• Kalite ve Adli Bilimler

• Çocuk, Suç ve Sosyal Antropoloji

• 1911Yılında Yayımlanan Polis Dergisinin Bilimsel Analizi

• Felsefenin Adlibilimlerde Yeri

• Üçüncü Göz

• Duygudurum Bozukluklarının Adli Psikiyatrik Yönü

Psikolojik Otopsi

• Semboller

• Adli Bilişim

• Sporcu Yaralanmaları

• Savunma Adli Tıp Akademisi (TBB-ATA)

• Aydınlatılmış Onam ve Hukuki Etkileri

Adli Bilimler Dergisi Yazım Kuralları

1. Türk Adli Bilimler Dergisinde adli bilimlerle ilgili çalışma alanlarında yapılmış deneysel araştırmalar, retrospektif

ve prospektif çalışmalar, olgu sunumları, derleme yazıları, alan tanıtımları, editöre mektuplar yayınlanır.

2. Yayınlanmak üzere gönderilen yazıların başka bir yerde yayınlanmamış veya yayınlanmak üzere gönderilmemiş

olması gerekmektedir. Yazarların, yazım kurallarının arkasındaki sayfada yer alan “YAYIN HAKLARI

DEVİR FORMU”nu imzalayarak yayınla birlikte göndermeleri gerekmektedir.

3. Derginin yayın dili Türkçe ve İngilizcedir.

4. Biçimsel esaslar:

• Yazılar IBM uyumlu bilgisayarlarda Winword programı ile yazılmalı, yazı ve grafikler 3.5 diskete yüklenmelidir.

• Yazılar, yazar isim ve adresleri birinde bulunup diğer üçünde bulunmayan toplam 4 basılı kopya ile bir-likte

gönderilmelidir.

• Yazılar referanslar dahil on sayfayı geçmemelidir.

• Yazılar A4 boyutundaki kağıdın bir yüzüne kağıdın üst, alt ve yan taraflarında 3cm boşluk kalacak şekilde,

Times New Roman 12 punto yazı karakteri ile 1.5 satır aralığı ile yazılmalıdır. Paragraf girintisi, 1.25 cm olmalıdır.

Sayfa numaraları sağ üst köşede yer almalıdır.

• Her şekil, tablo ve grafik ayrı sayfada yer almalıdır. Şekiller çini mürekkebi ile aydınger kağıda çizilmeli,

şekillere sıra numarası verilmeli ve yazı içerisinde yerleri belirtilmelidir. Şekillerin alt yazıları ayrı bir kağıda

yazılmalıdır.

• Fotoğraflar ayrıntıları görülecek derecede net ve parlak kağıda basılmış olmalı, arkalarına makalenin adı, fotoğrafın

numarası ve alt yazıları yazılarak ayrı bir zarf içinde 4 kopya olarak gönderilmelidir.

• Tablolar diskete kaydedilirken excel programında hazırlanmalıdır. Tablolar numaralandırılmalı ve yerleri metin

içerisinde belirtilmeli, tablo yazıları tablonun üstünde yer almalıdır.

• Yazı formu, ön sayfa, Türkçe özet sayfası, İngilizce özet (abstract) sayfası, yazının içeriğine uygun olarak yazarlar

tarafından uygun görülen şekilde bölümlere ayrılmış çalışma, kaynaklar, şekiller, tablolar ve grafikleri

içeren sayfalar şeklinde düzenlenmelidir. Ara başlıklar büyük harfle yazılmalıdır.

Ön sayfa: Yazının başlığı (Türkçe ve İngilizce), yazarların isimleri, akademik unvanları, kurumları, yazışılacak

yazarın adı, soyadı, adresi ve elektronik posta adresi bulunmalıdır. Makale daha önce tebliğ olarak sunulmuşsa,

tebliğ yeri ve tarihi bu sayfada belirtilmelidir.

Özetler (özet ve abstract): Çalışmanın tamamının anlaşılmasını sağlayacak kapsamda olmalı ve 200 kelimeyi

geçmemelidir. En fazla 10 anahtar kelime verilmelidir.

Teşekkür notu kaynaklardan hemen önce yazılmalıdır.

Kaynaklar: Metin içerisindeki kullanım sırasına göre numaralandırılmalı ve metinde parantez içerisinde gösterilmelidir.

Dergi isimleri index medicus’a göre kısaltılmalı ve tüm yazarların isimleri yazılmalıdır. Kaynak

yazılımı aşağıdaki örneklerde gösterildiği şekilde olmalıdır.

Makale: Robinson E, Wentzel J. Toneline bitemark photography. J Forensic Sci 1992; 37 (1): 195-207

Kitap: Gordon I, Shapiro HA, Berson SD, editors. Forensic Medicine: A Guide to Principles. 3rd ed. Edinburg:

Churchill Livingstone, 1988: 196.

Kitap Bölümü: Robinson G, Gray T. Electron Microscopy 1: Theoretical Aspects and Instrumentation. In:

Bancroft JD, Stevens A, eds. Theory and Practice of Histological Technics. 3rd ed. Edinburg: Churchill Livingstone,

1990: 509-523.

5. İnsanlar üzerinde yapılacak çalışmalar ve hayvan deneylerinde yerel etik komiteden izin alınmalı ve izin belgesi

yazı ile birlikte gönderilmelidir. Bu konudaki tüm sorumluluk yazar/yazarlara aittir. Yazıda sözü edilen

kişinin kimliğini belirten isim, adres kullanılmamalıdır. Kişinin kimliğini açık şekilde belli eden fotoğraflar

kabul edilmeyecektir.

6. Gönderilen çalışmada yazının bu dergide yayınlanmasını tüm yazarların onayladıklarını gösterir bir belge bulunmalıdır.

7. Yayınlanacak yazılar yayın kurulu tarafından kapsam ve düzen tarafından uygun bulunmalıdır. Yazıların basılıp

basılmamasına, basılma önceliğine yayın kurulu karar verir. Hakemlerin kararından sonra yayın kurulunun

yazının mesajını değiştirmeyen her türlü düzeltmeleri ve kısaltmaları yapma yetkisi vardır.

8. Yazı ile ilgili bilimsel ve hukuki sorumluluk yazarlara aittir.

9. Yazarların, makale ve fotoğraflarda etik kurallara dikkat etmesi gerekmektedir.

Turkish Journal of Forensic Sciences

Instruction to Authors

1. Turkish J. Forensic Sci. welcomes material for publications as original papers, preliminary reports, case reports

and letter to the editors.

2. Papers submitted to the journal are only accepted if they have not been or will not be published in an other

journal. Copryright release form on the back page should be signed by all authors.

3. The journal submits manuscripts written in English and Turkish.

4. Essentials about format;

• The manuscript must be printed on A4 paper with margins of 3 cm on every side.

• Four copies of the manuscript must be sent, in addition with a copy of the document in a 3.5 diskette.

• Manuscripts must be maximal 10 pages including references.

• Times New Roman 12 point font of Word 6.0 should be used with an indentation of 1.25 cm space for the first

line of each paragraph and 1.5 spacing throughout.

• Every table, figure and graffic will be in different pages. Tables will be numbered consecutively in the order of

their first citation in the text and supply a brief title for each. Instead of original drawings, roentgenograms and

other material send sharp, glossy black and white photographic prints. If a figure has been published acknowledge

the original source and submit written permission from the copyright holder to reproduce the material.

• The title page should contain a title of the article, first, middle and surname of the each author, academic degrees

and institutional affiliations and name of the department / institutions. The name and adress of the author who

is responsible for correspondence about the manuscript should be defined.

• Abstracts should not exceed 200 words. 10 keywords will be selected at the most.

• Number the references consecutively in the order in which they are first mentioned in the text. Identify references

in the text, tables and legends arabic numerals in paranthesis. Use the style of the examples below, which are

based on the formats used by the US National Library Of Medicine in Index Medicus. The titles of the journals

should be abbreviated according to the style used in Index Medicus.

Manuscript: Robinson E, Wentzel J. Toneline bitemark photography. J Forensic Sci 1992; 37 (1): 195-207.

Book: Gordon I, Shapiro HA, Berson SD, editors. Forensic Medicine: A Guide to Principles. 3rd ed. Edinburg:

Churchill Livingstone, 1988: 196.

Book Chapter: Robinson G, Gray T. Electron Microscopy 1: Theorical aspects and instrumentation. In: Brancoft

JD, Stevens A, eds. Theory and Practice of Histological Techniques. 3rd ed. Edinburg: Churchill Livingstone,

1990: 509-23.

5. When reporting experiments on human subjects indicate whether the procedures followed were in the ethical

standarts of the responsible committee on human experimentation or with the Helsinki Declaration of 1975, as

revised in 1983. Do not use patients’ name, initial or hospital numbers, especially in any illustrative material.

When reporting experiments on animal indicate whether institution’s or the National Research Council’s guide

for, or any national law on the care and use of laboratory animals was follewed.

6. Manuscripts must be accompanied by a covering letter signed by all authors which includes a statement that the

manuscripts has been read and approved by all authors.

7. Coverage and order of the articles should be appropriate by puclication commitee. Publication commitee decides

whether the article will be published or not and priority. after evaluation by referee, publication commitee

has authority to make corrections and abbreviations that not to change the article’s theme

8. Scientific and legal responssibility of the are belong to authors.

9. The authors should keep in mind possible ethical issves involved in their manusccripts (yazı ve fotoğraf-lar).

YAYIN HAKLARI DEVİR FORMU

TARİH

.................................................................................................................................... (makale adı) başlıklı

yazımızın Adli Bilimler Dergisinde yayınlanmasına karar verilmesi durumunda;

 Yazının bütün yayın haklarını Adli Bilimler Dergisine verdiğimizi,

 Tüm yazarların makalenin içeriğini bilerek görüşlere, yorumlara katıldığını ve son halini kabul ettiğini,

 Çalışmanın kongrelerde sunum dışında daha önce yayınlanmadığını,

 Değerlendirilmek üzere aynı anda başka bir dergiye gönderilmediğini,

 Tüm bilimsel yasal ve etik sorumluluğun tarafımıza ait olduğunu kabul ettiğimizi bildiririz.

Yazar / Yazarlar

Ad Soyad – İmza

ADLİ BİLİMLER DERGİSİ ABONELİK FORMU

Abonelik Koşulları:

1. Adli Bilimler Dergisi’ne abonelik 4 sayıdan oluşan bir yıllık süreyi kapsamaktadır.

2. Abone olmak isteyenler aşağıdaki formu doldurarak Seçkin Yayıncılık’ın Sağlık Sokak No: 21 Sıhhiye/Ankara adresine ya

da (0 312) 435 24 72 no.lu faksa gönderebilirler.

3. Ödeme peşin olarak yapılır ve 1 yıllık yurtiçi abonelik ücreti %20 indirimli olarak KDV dahil 28,80 TL’dir.

Abonelik ücretini kredi kartıyla ödemek isteyenlerin kredi kartı bilgilerini eksiksiz olarak doldurmaları ve imza sütununu

mutlaka imzalamaları gerekmektedir. Yurtdışı abonelik bedeli 36 Euro’dur.

4. Eğer abonelik bedeli banka hesabına havale edilecekse, aşağıdaki formla beraber dekontunun da fakslanması veya telefonla

yatırıldığında dair bilgi verilmesi unutulmamalıdır.

KİŞİSEL BİLGİLER

ADI SOYADI:

ÇALIŞTIĞI KURUM / FİRMA:

TELEFON: CEP TELEFONU: FAKS:

E-MAİL:

DERGİNİN GÖNDERİLMESİNİ İSTEDİĞİ ADRES:

FATURA BİLGİLERİ

ADIMA KESİLMESİNİ İSTİYORUM ................................ ADINA KESİLMESİNİ İSTİYORUM

FATURA ADRESİ:

VERGİ DAİRESİ: VERGİ NUMARASI:

ÖDEME ŞEKİLLERİ

Banka Hesabına Havale Ettim Kredi Kartıyla Ödemek İstiyorum

Kart No:

Kart Türü: Son Kullanma Tarihi: /

Seçkin Yayıncılık Sanayi ve Tic. A.Ş.

● Garanti Bankası Cebeci Şubesi

Hesap Numarası: 470-6299617

IBAN: TR90 0006 2000 4700 0006 2996 17

● İş Bankası Yenişehir Şubesi

Hesap Numarası: 4218-5404977

IBAN: TR720006400000142185404977

3 ayda bir yayınlanan Adli Bilimler Dergisi’ne 1 yıl süreyle abone olmak istiyorum. Yukarıda verdiğim bilgiler ışığında

abonelik kaydımın yapılmasını rica ederim.

Seçkin Yayıncılık A.Ş.

Sağlık Sok. No:21 Sıhhiye / ANKARA Tel: 0312 435 30 30 Faks: 0312 435 24 72 E-Mail: satis@seckin.com.tr

www.seckin.com.tr

.... / .... / 20........

İsim Soyisim

İmza





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 355
Toplam Tekil 1639897
IP 54.159.189.139






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.883 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu