YAĞMURDELENLER İÇİN YAZ OĞLUM - Vedat KUŞAKLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









YAĞMURDELENLER İÇİN YAZ OĞLUM - Vedat KUŞAKLI
Tarih: 14.09.2011 > Kaç kez okundu? 2097

Paylaş


Yaz oğul! Anlatacaklarımı Bilge Kaan’ın tabletleri gibi yaz ve nesilden nesile aktar! Aktar ki, çocuklarımıza, torunlarımıza ibret olsun! İntihar süsü ve tarfik kazası süsü verilerek ASELSAN’da, TÜBİTAK’da öldürülen bilim adamlarımızın, gençlerimizin, bu sır ölümleri niçin aydınlatılmadı? O aslanlar Türk silah sistemlerine, Türk hava Filosouna ait uçaklara, Türk donanmasına ait fırkateyn ve hücumbotlara Türk kumanda ve kontrol sistemlerine elektronik yazılımları kazandırmak için mi çalışıyorlardı? Türk Silahlı Kuvvetleri için milli silah sistemleri oluşturmak yolunda sevindirici başarılara ve zafere çok mu yaklaşmışlardı? Bu ölümlerin arkasında MOSAD, CIA veya onların taşeron tetikçiler olarak kiraladığı malum terör örgütü denilen iblisler mi vardı? Bu kaza veya intihar süsü verilen ama bence şehit edilen, kurban edilen bilim savaşçılarımızın bu cinayetleri niçin aydınlatılmadı? Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazası gerçekten kaza mıydı? O helikopterin kumanda yazılımlarına İsrailliler, ABD, İngiltere, ellerinde mevcut şifre ve sistemlerle rahatça girebiliyorlar mıydı? Bu güne kadar laikliği koruyacağız diye kadınların başörtüleri ve erkeklerin sakalları ile uğraşacağımıza, Atatürkçülüğümüzü vurgulayacağız diye şekli, şemali, modeli her sene değişen ve böylece birileri ihale ile zengin edilen Atatürk rozetlerini üniformalarımıza madalya gibi takacağımıza, Türk Ordusunun silah ve sistemlerinin millileştirilmesine, Türkleştirilmesine kafa yorsaydık daha iyi olmaz mıydı? İranlı general geçen hafta Amerikan ordusunun Kandil’deki terör örgütlerine silah ve mühimmat dağıttığını bütün dünyaya ihbar etti, bu olay niçin kurcalanmadı? Başbakan Erdoğan Orta Doğu’da Mesih, İsa, Mehdi gibi karşılanıyor? Doğrusu bundan gurur, onur duyuyorum. Bir Türk Başbakanının itibarı beni de yüceltir. Ancak; tüm enerjisini Orta Doğuya vermesi yerine, başımızın belası terör örgütüne biraz kafa yorsa ve onların kökünü kurutsa ve Ondan sonra, ülkesinde terörün ve teröristlerin ümüğünü sıkmış bir Türk Başbakanı olarak Orta Doğu, Kuzey Afrika, Kafkasya, Balkanlar, Rumeli, Makedonya, Avrupa, Amerika turlarına çıksa daha makbul olmaz mı? Türk İstihbaratının teröristlerle mücadele maksadıyla yaptığı bir görüşme teröristlere yakın bir sitede yayınlanıyor ve site , bizi heklemişler, keklemişler ayağına yatıyor! Bana göre seri katiller, psikopat tetikçiler, robotlaşmış cinayet şebekeleri, basına ve politikaya göre de teröristlerle mücadele için; ‘’ Kara harekatı yapılmak üzere! Barzani ile görüşüldü, talepler bildirildi ! Harekat bugün yarın tamamdır ! ‘’ sözleri, yazıları televizyonların, basının, siyasetçilerin, gazeteci ve yazarların ağızlarında sakız oldu! İngiltere kraliçesinin düğünü veya dünya olimpiyatları futbol, basketbol maçları naklen veriliyor sanki. Kardeşim! Biraz akıl, mantık olur insanda! Bu televizyon, gazete haberlerini bölücü, teröristlerin muhbirleri de izliyor veya çanak antenlerinden dağda, mağarasında kendileri de izliyor. Bırakın da Türk Hükümeti, Türk Genelkurmayı bazı işlerini sessizce halletsin ve işi bitirince açıklama yapsın, ondan sonra haberini yaparsınız. Kıbrıs’ta niçin başardık! Çünkü rahmetli Bülent Ecevit, ne Amerika’ya, ne İngiltere’ye, ne Birleşmiş Milletlere, ne NATO’ya, hiç kimseye güvenmeden, önce diplomasi ile yapılabilecek bir şey olup olmadığını kendi gözleri ile gördü ve ‘’ Ayşe Tatile Çıksın!’’dedi.Hepsi bu kadardı.



Amerika’nın, Rusya’nın, Çin’in, Avrupa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in, Orta Doğu’nun, Kuzey Afrika’nın, tüm dünyanın şaşkınlıktan gözleri düştü ve 3 günde tüm Kıbrıs’a hakim olduk sayılır, eğer 2 gün daha sürdürseydik, Kıbrıs’ın tamamına Türk bayrağı çekebilirdik. Korkumuzdan falan da o şekilde bırakmadık. Irkçı ENOSİS Rum papazının ve seri katillerinin zaptı rapta alınması için o kadarını yeterli bulduk. Çünkü amacımız işgal veya kan dökmek değildi, amacımız Kıbrıs Türk’ünün, malından da vazgeçmiştik, Kıbrıslı Türklerin canını korumaktı. Bülent Ecevit’in Kıbrıs’a özel harekat olayını, harekat başlamadan önce hükümetin bazı bakanları, Genelkurmayın bazı generalleri ve albayları dışında hiç kimse bilemedi, bilgi verilmedi. Özel harekatlar, savaşlar, operasyonlar böyle yapılır. Baskın basanındır. Kalkarsın, vurursun, yok edersin ve geri dönersin, selamını çakarsın, ’’ Görev tamamdır ’’ dersin. Ondan sonra ağzı olan ne konuşursa konuşsun, eli kalem tutan da ne yazarsa yazsın. Şimdi kalkmışız bedelli askerliği tartışıyoruz veya kanunlaştırmaya çalışıyoruz. Bana göre ilk okul, lise, meslek yüksek okulu, üniversite, ne kadar eğitim yapmış olursa olsun, 6 ay, hatta 4 ay zorunlu askerlik her Türk için yeterlidir ve gereklidir. Allah Aşkına, elimizi vicdanımıza koyalım, parayla vatan borcu yapılıp teskere mi alınır be kardeşim? Ama 15 ay çok uzun, 12 ayda uzun, 8 ayda uzun. Türk oğlu Türk genci, savaşta nerede, nasıl, ne görevi yapacağını 6 ayda , hatta 4 ayda gayet iyi öğrenir, ezberler, refleks haline de getirir ve bu da tüm sorunları çözer. Buna ilaveten, paralı yani profosyonel uzman erbaşlığı ve paralı askerliği de genişletirsin olur biter. Kimse merak etmesin, eğer savaş çıkarsa, eli silah tutan, sağlığı yerinde, aklı fikri yerinde yediden yetmişe her Türk erkeki ve kadını bu milletin gönüllü askeridir, savaçşısıdır ve düşman yok eden ölüm makinesidir. Bunda şüphe yok. Askerlikten maksat, harp çıkarsa eli ayağı tutan, gözleri gören, kulakları duyan Türk milletinin bir ferdi olarak, harpte nasıl silah kullanacağını, emir ve komutlara niçin ve nasıl riayet edeceğini, düşman siperleri, mevzileri, tankları, kimyasal ve biyolojik silahları, uçak hücumları, gemi bombardımanı karşısında kendini nasıl koruyacağını öğrenmektir, bunun eğitimlerini almaktır ve pratiklerini yapmaktır. Harp çıkarsa da o zaman sen ölürsün birisi de senin yerine sağ kalır, çünkü sen hayatı bedelli bir hayat kabul etmişsin. Bastır parayı hesabı ile, her şeyi para ile elde edeceğini sanmışsın. Para ile, yani parayı bastırıp ortadan toz olmak suretiyle eğitim, sağlık, nezaket, cesaret, akıl, mücadele eğitimi, harp sanatı kazanamazsın, öğrenemezsin usta! Milli törenlerde, kurtuluş günlerinde, gösteri olsun diye, eğlence niyetine, Türk suvarileri naralar atarak,’’ Allah Allah! ’’ diyerek, düşman üniforması giymiş aktörlere numaradan saldırmasınlar artık! Geçmiş böyle hatırlanmaz! Bilge Kaan’ı, Edebali’yi, Osman Gazi’yi, Selçuk Han’ı, Atilla’yı, Cengiz Han’ı öğretmeedik evlatlarımıza. Fransız İhtilalini, Amerikan iç savaşlarını, Muaviye’nin ve oğlu Yezit’in saldırganlıklarını okuttuğumuz kadar çocuklarımıza okutmadık okullarımızda. Atatürk’ü çocukluğunda karga kovaladığını, sarı saçlı mavi gözlü olduğunu, askeri rüştiyeye girdiğini, babasının Ali Rıza Efendi, Annesinin de Zübeyde hanım olduğunu kuru, isteksiz laflarla, kedi miyavlaması gibi seslerle mıymıylanarak geçiştirdik. Savaşlarını, Çanakkale’de ve daha nice cephelerde emperyalizmin bizi süsmek isteyen boynuzlarını kırdığını anlatmadık. Mustafa Kemal’in Nutuk kitabını okutamadık. Ama İngiltere ve Fransa krallarının isimlerini ve krallık yaptıkları tek tek ezberlettik çocuklarımıza. Mustafa Kemal eğer arzu etseydi; Kaddafi, Mubarek, Beşer Esat , Stalin, Lenin, Mao, Hitler gibi diktatör olabileceğini, bunu sağlayacak kadar güçlü olduğunu ama , Onun demokrasiyi, özgürlüğü, cumhuriyeti; Türk Milletine sunmak için sabırsızca , canını dişine takarak, geceleri 3-4 saat bile doğru dürüst uyumayarak çabaladığını anlatamadık. Dinsiz, kafir olduğunu söylediler Atatürk’ün. Söyleyenler Kuranı okumak için sayfalarını hiç açmamış veya anlamını hiç bilmeden Arapçasını kaside, ilahi gibi okuyan kişiler oldu hep. Halbuki bir çok dindar, sofu, mümin geçinenden çok daha dindardı ki, Kuranı anlamamız için Onu ana dilimize,Türkçe’ye çevirtti. Eğitim seviyemiz bizim prangalıydı, zincirliydi, mahkumdu, çünkü komünizmle mücadele stratejileri bahaneleri ve kandırmacaları ile, eğitim ve tedrisat kanunlarımızın nasıl olması gerektiğini, okullarımızda hangi kitapların okunacağını, nasıl programların izleneceğini; NATO şemsiyesi altında, Marshall yardımlarından beri, NATO’ya girme gafletinde bulunduğumuzdan beri, kokmuş süttozu paketlerini bize köpeğe kemik atar gibi atmalarından itibaren, bize senelerce Amerikalılar buyurdu. Neredeyse çişimizi nasıl yapacağımıza,karımızla yatağa nasıl gireceğimize dahi karışacaktı bu Amerikalılar, müttefikliğimizi bahane ederek! Yalansa yalan desin birisi! Bunlara kafa yoracağımıza Diyarbakır cezaevini ve Sivas’taki madımak otelini müze yapmakla,İmralının yaşam koşullarını Beyaz Saray seviyesine çıkartmakla, Bölücülerin ağzılarından salyalar akıtarak eşeklerin anırması gibi özerklik naralarını atmalarını izlemekle hayatımızı heba ediyoruz. Seri katillerinin veya seri cinayet işleme işçilerinin holdinginin kurucusu olan, ruhunu şeytana kiralamış O azgın kişinin posterlerini İstanbul, Bursa caddelerde ve Ankara, Mersin sokaklarında dolaştırılarak, iblis uşağına özgürlük diye anırdıklarını izliyoruz. Bazı ipini koparmışların da ev hapsi cezasına çevirelim demelerini televizyonlardan seyrediyoruz.



Yaz yazıcı oğul! Bunları yaz! Bunları gelecek nesillerimize bir belge olması için yaz ki, ibreti alem için evlatlarımız bu hataları yapmasınlar! Başbakan’ın dediğini ben daha da anlamlı ve derin haykırıyorum. Üç değil, en az beş hatta yedi çocuk doğurun ey Türk anaları! Korkmayın! Türk Devleti bir çok ilimizde, kasabamızda, köyümüzde, ultrasonda tespit edilmiş her bebek için 150 lira aylık nafaka verebiliyor, her hafta eğitim, gıda yardımı ödeyebiliyor. Sağlık için yeşil kart veriyor. Elektirik, su parası istemiyor! Telefon, İnternet bedava! Kömürü her sene gani gani dağıtıyor! O bölgelerdeki çocuklara Kardelen diyorlar. Doğurun Türk anaları! Allah Aşkına doğurun! Bizim yavrularımız kardelen olamasa da yağmurdelen olur ! Doğurun yağmurdelenleri! Doğurun Bilge Kaan’ın, Osman Gazi’nin, Edebali’nin, Atilla’nın, Kara Murat’ın, Battal Gazi’nin, Mustafa Kemal’in, Kazım Karabekir’in, Enver Paşa’nın, Seyit Onbaşının, Koca Yusuf’un, Kurtdereli’nin torunlarını! Kendiniz kocanızla rahat yaşayacaksınız diye, bu yüce Türk Milletinin neslini kurutmayın! Kardelenler için bunca devlet, millet kıyağı varsa, herhalde yağmurdelenler için de yapılır bir kıyak. Kıyak yapılmasa da korkmayın, yukarıda Allah var! Allah bu milleti hep sevdi, eğer sevmeseydi, bunca hıyanete rağmen böylesine dimdik ayakta kalamazdık! Yaz oğul! Yaz ey yazıcı Vedat! Yaz ey emekli asker Vedat! Yaz ey Fırıncı Mustafa Kuşaklı’nın küçük oğlu! Yaz ki senin milletini iyice salak sanmasınlar! Yaz ki, bu milletin şahinlerinin, kartallarının, her şeyi, tüm olup biteni gözlediklerini bilsinler! Yaz ki; gelen geçen senin milletinin, devletinin; ensesine tokat, kıçına şaplak atıp ağzındaki lokmayı düşürmeye kalkışmasın! Yaz oğul! Yaz Vedat! Allah Aşkına yaz! Allah’tan korkuyorsan yaz! Yağmurdelenler için yaz! Türk ırkının, insan gibi insan soyunun, sopunun istikbali, hürriyeti için yaz! Korkmadan yaz! Korkarsan namertsin ey oğul! Dünyanın yedi kıtasına dağılmış Türk evlatları; ’’ Birleşmiş Türk Devletleri ’’ kardeşliğini kurana kadar yaz! Eğer son nefesine kadar bunu göremezsen kalemini senden sonraki yazıcı, kayıtçı başka oğullara devret! Yaz oğul! Bu satırların senin, ölümünden sonraki ahir ve nihai dünyaya götüreceğin namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetlerin olacaktır. Ölümden zerre miktar korkarsan kahpesin, namertsin ey oğul! Yazmaktan korkarsan eğer, daha da gafil ve bedbahtsın demektir. Türk şehitlerine bir kum tanesi kadar hürmetin, sevgin varsa yaz! Türk gazilerinin gönlünde karınca kadar olsun hatırı varsa yaz!



Ve siz ey Türk Milletinin evlatları! Başınızı yukarı çevirdiğinizde gözlerinizle gördüğünüz gökyüzü tepenizde durdukça, üzerinde yaşadığınız topraklara, sizler için kanlarını dökmüş ve son nefeslerinde ‘’ İlah Yoktur! Ancak Allah vardır ’’ sözünü Arapça veya Türkçe fısıldayarak Azraile gülümseyerek canlarını teslim etmiş şehitlerinizin tertemiz hatıraları için, kahpelere, nankörlere teslim etmeyeceksiniz bu toprakları! Allah’ın yardımı ile, Türk illeri bölünemeyecektir, daraltılamayacaktır! İnşallah daha da birleşecektir, daha da genişleyecektir ve daha da büyüyecektir!





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 411
Toplam Tekil 1636705
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu