İSPANYA’DAN GEÇMİŞİ HATIRLAMAK - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









İSPANYA’DAN GEÇMİŞİ HATIRLAMAK - Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK
Tarih: 08.08.2011 > Kaç kez okundu? 1915

Paylaş


08.07.2011





Bir gurup akademisyen arkadaşımla 2009 yılı Kasım ayında İspanya’ya gittik. Seyahatin tamamını kapsayan günlük metinleri önümüzdeki günlerde “BİR HÜZÜN MEDENİYETİ: ENDÜLÜS” adıyla kitaplaşacak… Çok renkli geçen seyahatimizin bir bölümünde, Sakarya Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Harun Taşkın ile Donostia-San Sebastian şehrinde ikamet ettiğimiz Hotel Hisperia’nın bir odasında Harun hoca’nın telefonuna gelen bir mesaj, hatıralarımızı canlandırdı. Bu vesileyle zaman tünelinde, geçmişe kısa bir yolculuk yaptık. Bu yolculuk ile ilgili ses kayıt cihazından deşifre edilmiş notlarım şöyle:



11 Kasım 2009



Harun Hoca’nın telefonuna bir vefat haberi mesajı geldi. İkimizin de yakinen tanıdığımız, “ağabey” olarak hitap ettiğimiz, eski bir Genel Müdür’ün kardeşi vefat etmiş. Allah, gani gani rahmet eylesin…



Hatıralarımız canlandı, zaman tüneline girip, tüneler-arası geçişli bir yolculuk yapıp, o Genel Müdür etrafında 30 yıllık geçmişimizi sorguladık.



Detayı, ileride, bitirmek üzere olduğum hatıralarımda yayınlanacak olan bu sorgulamaların bazı anekdotları şöyleydi:



— 1975 yılında, çok kabiliyetli ve çalışkan bir arkadaşımız, O’nun Genel Müdür olduğu kuruma girmek için müracaat etti. Lisanı yetersiz diye almadılar. Amerika’da okumuş birisini de aynı şekilde kabul etmediler. Sonra öğrendim ki Genel müdür’ün kendisi de lisan bilmiyormuş… Onun lisan bilmediğini sonradan da çok iyi test ettim. Her ne hikmetse, o tür makamlara gelenler, kendileri bilmedikleri halde, kendisine gelenlerin muhakkak lisan bilmelerini arıyorlar (!). Sanki oraya gelirken kendileri yabancı lisanı çok iyi biliyorlardı (!) da o makamlara lâyık görüldüler. Bunun gibi pek çok örnekler sıralamak mümkün…



Hiç elden gitmeyecekmiş, ebediyen kendi uhdelerinde kalacakmış gibi sahiplenilen o makamların yerinde şimdi yeller esiyor…



— 1980’li yıllarda yakın bir arkadaşımız Ankara’da önemli bir göreve atandı. Kendisine bir arkadaşımızı gönderdik. Yardımcı olabilir, kendisinden faydalanılabilir diye… Arkadaşımız, lisanı “yeterli değil” diye kabul edilmedi. Hâlbuki ben gayet iyi biliyorum ki kendisinin tüm yazışmalarını filan kişi yaptı. Raporlarını yabancı dile filan kişi çevirdi. Tezinin bütün işlerini filan kişi yaptı. Mübarek, Kendisinin yabancı dili sıfır olduğu halde başkasından iyi bir lisan bilme şartı arıyor… Kendisi sanki oraya getirilirken lisanı çok iyi biliyordu (!).



Hayret… Kendisi bilmesin, zararı yok… Ama başkaları muhakkak bilsin!

Bilmediği halde biliyor görünmek, bazı insanlara ayrı bir haz veriyor olsa gerek…



— 1990’lı yıllarda Ankara’da önemli bir görevde olan bir arkadaşımız, kendisi gibi sonradan önemli bir göreve gelen birisine tavsiyede bulunuyor: Aman ha!!! Sakın ha… Yakın arkadaşlarını yanına yaklaştırma, uzak tut ve uzak dur! Başkalarıyla çalış… Zarar görmezsin!



Hayret…

“İçinden çıkılan yumurtayı beğenmemek!”, işte böyle bir şey olsa gerek…



— 2000’li yılların birisinde, Ankara’da önemli bir göreve getirilen bir arkadaşımız, kendisine “hayırlı olsun” ziyaretine giden bir profesör arkadaşın, “size şu, şu, şu konularda ücretsiz olarak proje hazırlayabiliriz… İstediğiniz bir konuda fahri danışmanlık yapabiliriz. Ne zaman isterseniz bizi çağırabilirsiniz”, dediğinde verdiği cevap şöyledir: “Aman aman!… Hiç zahmet etmeyin… Siz orada, yerlerinizde bulunun yeter… Projeye veya danışmanlara hiç gerek yok…”.



Yani asıl söylemek istenip de söylenemeyen şey şu:

— Sizlere şu anda ihtiyacım yok… İşler (güya) tıkırında… Sıranızı bekleyin. Ben ihtiyacım olursa sizi ararım.



Yani “buradan indiğim zaman”, demek istemiş de biz anlamamışız. Meğer arif olmak, açıkça söylenemeyenleri anlayacak izana sahip olmak gerekiyormuş. Geç de olsa bunları anlamak (bizler için tabi) yine de mutluluk verici olsa gerek... Ancak bir de bu anlayışa, ‘karşı taraftakiler sahip olma bahtiyarlığına erişse’, diye düşünmekten ve temenni etmekten de kendimi alamıyorum!



Mübarekler…

“Kargadan (kendilerinden) başka kuş” tanımıyorlar…



— 2000’li yılların birinde, yıllardır birlikte çalışan iki mebus arkadaşımızdan biri, diğerinden “bildiği” iyi bir eleman olup olmadığını soruyor. O da kendine göre çok vasıflı birini, ona gönderiyor. Gönderilen eleman, o kişiyle görüşürken, şu soru soruluyor: “Senin hakkında kim referans olabilir?” Eleman da cevap veriyor: Beni size gönderen arkadaşınız filan kişi… Buna karşı verilen cevap müthiş: O’nun referanslığı yetmez! Başka? Kendisinden eleman bulmasını isteyen kişi, eleman istediği, 40 yıllık arkadaşının referanslığını kabul etmiyor!



Hayret ki ne hayret…

Söz konusu eleman, herhangi bir şey söylemeden odayı terk ediyor…



— Yıllar önceydi… Bir arkadaşımız Ankara’da, asıl mesleği ile hiç ama hiç ilgisi olmayan bir kurumun başına tayin edildi. Bulunduğu kurumun bir birimine atanması için tavsiye edilen, ancak o alanın tam değil ama birazcık uzağında bir formasyona sahip olan bir arkadaşımız gönderildi. Arkadaşımız, gönderilen arkadaşı “alanı uygun değil” gerekçesiyle kabul etmedi. Hattâ saçı dökülmüş, yani kel olan arkadaşımızla ilgili olarak, ‘ben saçı briyantinli olan birini arıyorum’ demiş… Vebâli söyleyenin boynuna…



Mübarek…

Kendisi sanki o alanın, en başta gelen uzmanıymış da, haberimiz yokmuş…

“Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı” sözü galiba çok doğru…



Anekdotlar…

Âhh…

Ah…

Ah ve ahhh’lar ile uzunca bir süre devam etti…



Bu ‘adamlar’ ne zaman ‘adam’ olacaklar?

Ya da,

Bu ‘adamlar’ gerçekten ‘adam’ olacaklar mı?



Not:

Bu nostalji yazısı, 11 Kasım 2009 tarihinde İspanya’da ses kaydına alınmış ve daha sonra deşifre edilmiştir. 3 ay sonra da, Adapazarı’nda yayınlanmakta olan Yeni Sakarya gazetesinde 13–23 Şubat 2009 tarihlerinde, 11 gün süren “Hüzün Medeniyeti Endülüs’e Seyahat Günlüğü” yazı dizisi içinde yer almıştır.



Güncel yorum:

İspanya seyahatimin üzerinden iki yıl geçti…

Şimdi ne oldu?

Değer miydi eski dostların yok olmasına?

Değer miydi tüm bunların yazılmasına ve tarihe mal olmasına?

Yukarıdan bakanlar, neden kendileri de bir gün yüzüstü düşebileceklerini ve sıradanlaşacaklarını düşünmezler?

İnsanlar, tarihten der alsalardı tarih hiç tekerrür eder miydi?





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 10
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 356
Toplam Tekil 1636650
IP 54.163.94.5






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.811 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu