BU SEÇİMİN NAMUSU CHP VE MHP’DEN SORULUR - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BU SEÇİMİN NAMUSU CHP VE MHP’DEN SORULUR - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 08.08.2011 > Kaç kez okundu? 1964

Paylaş




Türkiye Cumhuriyeti’nin 1946 öncesi “nasp/intihab, atama dönemi” hariç ve özellikle; Demokrasiye geçiş yalanının utancı 1946 (açık oy – gizli sayım) dâhil; Müteakip 1950, 1954 ve 1957 kesinlikle hariç olmak üzere; 1961 ve sonrası bütün seçimleri kaygı, kuşku, şüphe ve şaibe altındadır. Hatta medyada zaman, zaman öyle beyan, yayın (bir nevi itiraflar) yayınlanır ki, gözlerinize inanamaz, hayretten ve şaşkınlıktan donakalırsınız!..

Bu iddialara göre: 1960’dan sonra yapılan her seçim bir çeşit siyaset mühendisliği işi.

Hani o, anketleri %100 tutan ‘temayül belirleme şirketleri’ ile ‘harici bedhah bağlantılı’ kartel medyası üzerine, genellikle bu işin taşeronluğunu yaptıkları şüphesi çöreklenir!...

Ancak ülkemizde şüphe, şaibe ve kaygıları tetikleyen başka kurumlar ve unsurlar da var. Bunların başında: “kıyasıya, her şeye rağmen hırsla, ihtirasla rekabet” anlayışının zebunu iktidarlar, bilumum muhalefet; Giderek insan hakları, basın ahlâkı, hak-adalet ve hukuktan uzaklaşan yazılı, görsel, işitsel ve dijital medyanın kifayetsiz muhterisleri gelir.

Sonra sırayı, bütün bunları önleme “haksızlık ve yolsuzluğu frenleme” görev, yetki ve sorumluluğu olduğu halde seyirci kalan Yüksek Seçim Kurulu alır. Örneğin bu son seçimde: terör-tedhiş örgütü ile aleni bağlantılı, hukuk tanımaz, küstah ve şımarık politika simsarlarına karşı verdiği haklı ve doğru bir karardan dönmesi; Seçmenlerin tespit, kayıt, sayısal doğruluk ve liste güvenilirliği konusunda “kamu vicdanını sarsan” zafiyet!.. Ve nihayet, SPK ve Seçim Yasalarına esastan aykırı/yasak fiillerden olan “ittifak, iştirak ve destek” gibi hülle tertiplerine müsamaha ile adeta çanak tutması; YSK için utanç, yüzkarası ve tam güvensizlik unsurudur.

Bunun ardından “görevi kötüye kullanan” kısmi yargı vesayeti gelmekte...

Seçim öncesi ve sonrası, YSK’yı tamamlayıp, bütünleyen ve bilhassa terör örgütüne dolaylı destek izlenimi veren tenzil kararları asla unutulmayacaktır. Emsal kararlar bu seçim öncesinde de vardır. Bu da, maalesef ülkemizde bir “yargı vesayetinin varlığını” ve “adaletin hiç de adil, objektif, tarafsız ve bağımsız olmadığını” göstermektedir.

Sandık başı hileleri, tutanak sahtekârlıkları ve bireysel kalkışmalar teferruattır!..

Sonuçta seçim namusu; “dürüst, demokrat, etkin ve yetkin” muhalefete odaklanır.

Eğer, seçime şaibe bulaşır, meşruiyet tartışma konusu olur, kamu vicdanı “kesin karar ve mukni belgelerle” tatmin edilemezse; Gerçeğin ortaya çıkması, adalet ve hukukun tecelli-i ve tahakkuk etmesini teminen gereğini yapmayan muhalefet “kesinlikle” suç ortağıdır.

SEÇİMLERDE MUHALEFET’İN SORUMLULUĞU

Türkiye de oynanan oyunlara dair ortalıkta dolaşan pek çok senaryo olmasına rağmen; Akli, mantıki ve mukni gerçeklilikle, üstelik alenen ve resmen halkın bilgisine sunulan çok az örnek vardır. Bunlardan birisi: Ülkemizin en saygın, itimada lâyık, objektif, özgür ve tarafsız; Basın ilkeleri ve ahlâk yasasının hamisi “ANAYURT” Gazetesi yazarlarından Muhsin Akıl’ın 25, 27 ve 28 Temmuz tarihli yazıları. Mevcut hal-i izah ve “istikbale matuf” büyük basiret ve ferasetle başta 12 Haziran seçimleri olmak üzere bu günlere ışık tutan ve “Eğer Yüksek Seçim Kurulu gerçeği açıklarsa AKP’nin sonu gelir” diyen Muhsin Akıl; Diğeri usta bir gazeteci. 14, 15 Haziran 2011 tarihli “Seçmen azalır mı?” adlı makaleleri ile Muhsin Akıl’ı işaret ederek; fevkalâde bir analize imza atan değerli yazar Orhan Selen… Lütfen bu makaleleri Anayurt’un web sitesinden bulun, okuyun, inceleyin ve değerlendirin lütfen. Sonra da yukarda açıklanan kaygılar konusunda kafa yorun.. Çünkü bunlar, bundan sonda açıklayacağım şüphe, şaibe ve tereddütleri dağıtmaya, aydınlatmağa muktedir siyasi teşekküller; Yetkili, görevli, memur ve mecbur kurumlar Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’dir.

Çünkü seçim evveli ve ahirinde parlâmenteri olan, neticeyi müessir bütün karar, eylem ve işlemlerde sorumluluk sahibi; Bütün sandıklarda görevli ve parti müşahit’i bulunduran bu iki parti, bütün tereddütleri izale edecek açıklamaları yapabilir. Derhal yapmalılarda!..

Yoksa ülkeyi “ezelden ebede” menfur ihanet kaplamış ve furya sahnede demektir.

Akıl, Bilim ve Gerçeğin Işığında Analiz

Mustafa Nevruz SINACI

Önce, altını çizerek ‘bir kez daha’ tekrar edelim ki; Evveli ve ahirinde üzerinde akıl almaz senaryolar üretilen ve yoğun spekülâsyonlar yapılan “12 Haziran 2011, 24 üncü; Parti başkanları’nca önerilen ‘parlâmento memurları’ onayı” (namı diğer milletvekili seçim) olayı; Beklenir biçimde fitne, fesat, ifrat ve tefrite bulaştı. En-Kara şaibe bulutları, şüphe-kaygı ve tereddüt unsuru sözde “seçim eylemi’nin” sayısal sonuçları üzerinde yoğunlaştı.

Akredite basın ve kartel medyası sahibinin sesi. İlkesiz, onursuz ve sorumsuz...

Tartışmalı bir rakama sarılan iktidar, hamilerine kızgın, öfkeli ve hırçın..

Fakat bu hissiyatı açığa vurmama konusunda temkinli.. Yeni sayfa, barış ve helalleşme peşinde. Gaflet, dalâlet ve hıyanet içindeki muhalefet; Seçim üzerine sinen şaibe ve meşruiyet kaygılarının hesabını sorup; İlgili, yetkili, suçlu ve sorumluları, yüce (!) Türk adaletine sevk ettirerek yargılatma yerine, ‘nisyan ile maluldür hafıza-i beşer’ rollerine yatıp, suç ortaklığı ve kolaycılığı tercih edecek gibi görünmektedir…

EĞER!.. CHP ve MHP kendilerinin “Türk Milleti Adına” muhalefet görevini ifa ve icraya yeterli, ehliyet, liyakat, kudret, kuvvet ve temayüz gücünü haiz görüyorlarsa; Önce bu seçim şaibesini ayıklar ve kendilerini temize çıkartır; Sonra da:..

1. 29 Nisan 2011 günü Konya Milletvekili Atilla Kart tarafından kamuoyu uyarılan ve ısrarla iktidara sorulan. “MERNİS KAYITLARI neden yandı ya da yakıldı?..”

2. TÜİK kayıtları mı seçmen kütüklerine esas alındı? Ekonomiyle ilgili kayıtlarının bile gerçeğe uymadığı, tahrif edildiği hakkında ciddi bulgular varken ve aynı durum, nüfus kayıt bilgileri için de söz konusu iken; Muhtemel fiil ne kadar uygun, yerinde ve doğrudur?

3. 2007’den bu yana seçmen sayısı ve seçim sonuçlarına yönelik ciddi şüphe, şaibe ve soru işaretleri doğmuş olmasına; bu kaygılar giderilmemiş olmasına göre; 2011 seçimlerinde de belki de daha vahim ihlaller söz konusu olacaktır. Hükümet tüm bu gelişmeler karşısında neden ve niçin sessiz kalmaktadır?

4. “Ortalıkta en az % 10’luk, bir siyasi partiye sıfırdan seçim barajı aştıracak kadar oy var. 3.11.2002 seçiminden 12.06.2011 seçimine kadar 8,5 yıl içinde seçmen sayımız % 21,21 artarken bu artışın yüzde 17,56’lık bölümü 21.10.2007’den sonraki 3,5 yılda olmuş; 3 Kasım 2002 - 21 Ekim 2007 tarihleri arasındaki seçmen artışı 1 milyon 283 bin 225-artış oranı yüzde 3.09., 21 Ekim 2007-12 Eylül 2010 arasındaki seçmen artışı 9 milyon 361 bin 576, artış oranı yüzde 21.92., 21 Ekim 2007 - 12 Haziran 2011 arasındaki seçmen artışı 7 milyon 499 bin 678 artış oranı yüzde 17.56., 03 Kasım 2002- 12 Haziran 2011 tarihleri arasındaki seçmen artışı 8 milyon 782 bin 903, artış oranı yüzde 21.21’dir. Uyarıyoruz. Tedbir almak hükümet ve YSK sorumluluğudur. Tabloyu bekleyeceğiz. Ciddi kaygılarımız var. MERNİS kayıtları hakkındaki belirsizlikler kayıt dışılıkları giderecek özelliğe sahip. Kayıtlara müdahale kuşkusu taşıyoruz”

5. Emrehan Halıcı: “Toplam 1480 sandıkta farklılık tespit edilmiştir.” 16 Haziran 2011

6. LDP Genel Başkanı Cem Toker: “Niçin 19 milyon fazladan oy pusulası basıldı. Bu 19 Milyona ilâveten, oy kullanmayan 6 milyon kayıtlı seçmen ile birlikte “iadesi gereken” 25 milyon oy pusulası nerede? Akıbetleri ne oldu?

7. Nihat Genç: Araştırın, alın bakın TV’lerin seçim haber kayıtlarını, açılan sandıklar yüzde sekseni bulduğunda katılım oranları hala yüzde 50, 60, yüzde 55 gibi rakamlardaydı, biz duyduk ve gördük ekranlarda… Öyle ya, yüzde 75’i açılmış bir sandıkta katılım oranı yüzde 50 ise, tüm sandıklar açıldığında katlım yüzde 80 nasıl olabilir? Katılımın düşük olduğu yerde, bilgisayara oy yüklemek şeklinde hile yapılarak katılım yükseltilmiş demektir!

SONUÇ:

Bu soruların cevabı, normal şartlarda iktidardan beklenemez. ,

Yapılması gereken: CHP ve MHP’nin, bunlar ve bu tereddütlerin dışında kamuoyunda telâffuz edilen bütün soruların; Tam, doğru cevapları alınıncaya kadar mücadele etmeleridir.

AKP % 40.37, CHP % 21.06

Mustafa Nevruz SINACI

Seçimden tam 9 gün sonra, 23 Haziran 2011 – Perşembe günü Yüksek Seçim Kurulu “12 Haziran 2011 tarihli 24’üncü, ‘usulen parlâmenter tespit ve tefhim’ tatbikatının” resmi sonuçlarını açıkladı.

Şimdi; “Bu seçimin namusu CHP ve MHP’den sorulur” ile “Akıl, bilim ve gerçeğin ışığında analiz” başlıklı makalelerimde, ısrarla vurguladığım hayati bir konuyu hatırlatmak; Fiili ve hukuki muhatapları “kamu vicdanı adına” sorgulamak istiyorum:

Şöyle ki:

Kendi beyan, yayın ve ifadelerine göre, “her sandıkta asgari 2 görevlisi” olan CHP, MHP ve BDP ‘emek, özgürlük (?) demokrasi (!) bloğu’ niçin YSK’dan önce veya akabinde ellerindeki sandık başı, teslim-tesellüm ve birleşik tutanak sonuçlarını kamuoyuna açıklayıp tekzip yahut tasdik beyanında bulunmadı? Bu ne kadar basit, ilkesiz, anlamsız ve tutarsız bir particilik? Her fırsatta YSK’nu suçladıkları ve “güvenilmez” yaftası ile damgaladıkları halde; Onurlu, dikkatli ve sorumlu bir biçimde takip etmez; Buna rağmen, özellikle kendi ihtiras, “kast-ı mahsus” ve cehaletlerinden kaynaklanan mesnetsiz suçlamalarını ısrarla sürdürürler!..

Yüksek Seçim Kurulu’nun elbette “başkanından, ilçe seçim kurulu hâkimleri ve en dip sandık başı görevlilerine kadar” takdir, tensip ve tasvip edilecek yanı yok. Vaktiyle Demokrat Parti olarak bunlardan çektiğimiz çile, yediğimiz fırça, maruz kaldığımız azar, istihza, inat ve aşağılamalardan illallah etmiştik. Fakat bütün bu olumsuzluklara rağmen “biz” saygıda kusur etmedik. Usulde hata yapmadık. Hukuki takipte ihmalkâr olmadık.

Sonuçta: Zorla da olsa YSK’yı hak, adalet ve hukuk’a vesile kıldık.

Şimdi soruyorum: Şu an şikâyet konusu sürecin idare, idame ve hatasız icrası için kaç sorumlu vatandaş, kaç dikkatli siyasi parti dilekçeler vererek, itirazlar yaparak, hatırlatma, uyarma ve duyurularda bulunarak veya davalar açarak sürecin sağlıklı biçimde oluşmasına ve işlemesine katkıda bulundu? Göründüğü kadarıyla benim verdiğim ve ‘biri hariç’ diğerlerine hiçbir cevap alamadığım başvurular dışında, pek de alâkadar olan çıkmamış!...

Kaldı ki; AKP sekiz yıldır abuk-sabuk, amaçsız ve anlamsız Anayasa değişiklikleri peşinde koşarken ben; siyasi partiler ve seçim yasalarına dikkat çekebilmek için uğraş verdim. Netice ortada. “Yasa dolanma” fikrinin mucidi sahteci bezirgânlar, adalet ve hukuktan zerrece anlamayan, sözde yasa’cı danışılanlar sayesinde memleket karmaşa, kalkışma/kaos, anarşi ve terör, tehdit ortamına itildi. Üstelik göz göre, göre…

Şimdi gelelim YSK tarafından açıklanan “kesin” sonuçlara:

Türkiye geneli kayıtlı seçmen sayısı (cezaevi dâhil) 50.237.343

Yurtdışı kayıtlı seçmen sayısı 2.568.979

Seçmen sayısı Türkiye toplamı 52.806.322

Gümrükler dâhil oy kullanan seçmen sayısı 43.919.948

Gümrükler dâhil “geçersiz” oy sayısı 973.185

Gümrükler dâhil “oy kullanamayan” seçmen s. 8.886.394

Bu Sonuçlara Göre “Hesabın Gerçeği”:

1. Seçime Katılma Oranı: % 87.16 değil, % 83.18

2. AKP’nin aldığı oy: % 49.80 değil, % 40.37

3. CHP’nin aldığı oy: % 25.98 değil, % 21.06

4. MHP’nin aldığı oy: % 13.02 değil, % 10.55

5. BDP’nin aldığı oy: % 06.59 değil, % 05.34 olup;

Yurt içinde oy kullanmayan (6.451.678) ve oy kullandırılmayan (2.439.696) yurt dışı seçmeni ile cezai takibe uğramamak için sandığa gidip “iptal” oyu kullanan (973.185)’i alıp;, toplam (9.864.559)’e (750.000 civarı) iddia edilen ‘kayıt dışı’ seçmeni eklediğimizde; katılım oranı derhal % 80’in altına; ‘5 milyon sahte/sanal oy’un ispatı halinde katılım oranı % 70’e ve AKP oyları % 30’a düşer. Unutma!.. “Adalet mülkün temelidir” (Mülk = Devlet)

BÜYÜK BİR “ŞAİBE” SÖYLENTİSİ VAR

Mustafa Nevruz SINACI

AKP’nin en başta yapması gereken şey, “kurumlar-bireyler, devlet-vatandaş, medya ve siyaset” arasında bir hesaplaşma ve yüzleşme idi. Yapmadı. Yapamadı. Belki de “hesabın altında kalır ezilirim” diye mi korktu bilinmez!... Ama bütün bu sıkıntıların sebebi: Vaktinde yapılmayan, zamana bırakılan, ötelenen, itelenen, zamanlaması bir türlü ayar-uyar tutmayan, kavranamayan, kararlaştırılamayan “büyük hesaplaşma ve yüzleşme’dir”...

Çok önemli bir başka konu da:

Eğer 12 Eylül 2010 referandumu ile gerçekten “yeni bir başlangıç, büyük bir atılım, açılım, yeni bir sayfa” samimi içtenlik, dürüstlük ve bilinçle hedefleniyor, amaçlanıyor idiyse; Yargılama ve hesaplaşmanın milâdı 12 Eylül değil; 27 Mayıs olmak zorunda idi… Orada da yanlış yapıldı. Fiil bir manipülâsyon, dayatma yahut taahhüt sonucu ifa/icra edilmiş olabilir.

Ancak şurası mutlaka bilinmelidir ki:

Meşruiyetin olmazsa olmazı, “milleti şeffaf, namuslu, dürüst ve demokrat” ilkelerle idare esasıdır. Gücünü halktan alan ve halka dayanan meşruiyetin temeli insan hakları, adalet ahlâkı ve evrensel hukuka mutlak riayet olmakla; Ülkeyi adaletle, özgür ve bağımsız idare ve idame etmekten aciz yönetimler; Nokta-i istinatları olan meşruiyetlerini de yitirirler.

Meşruiyetin nokta-i istinadı seçimdir..

Elbette bu anlamda değil, barajsız, barajlı d’hont sistemsiz, vesayet ve sultasız; Hiç olmazsa halkın “kendi vekilini” mahallinden kendisinin seçtiği sistemin sonucu teşekkül eden Meclis ve hükümetin meşruiyet’inden söz edilebilir. Şu halde, “şimdi hemen” ele alınması ve acilen yapılması gereken: Önce, 12 Haziran seçimlerini, sonra öncekileri ve müteakiben daha öncekileri şaibeden kurtarmak, aydınlığa kavuşturmak ve kamu vicdanını rahatlatmaktır.

İstenirse, sabır, gayret ve dikkatle gerçek ortaya çıkarılabilir.

Önce 12 Haziran gecesi televizyon kayıtları deşifre edilerek, açılan sandık sayısı % 10’dan başlayıp, paralel katılım oranları seyri bir grafikle ortaya çıkartılmalı. Zor değil, TV haber kayıtları buna yeter. Her şeyin apaçık ortaya çıktığını göreceksiniz.

Sonra tüm sandık sonuçları CHP ve MHP’den alınıp YSK verileriyle karşılaştırılır.

Başta İzmir, İstanbul, Adana, Mersin, Diyarbakır ve Antalya olmak üzere, diğer BDP hinterlandının “seçmen artışı olan” bütün mahalleleri tespit edilip, özellikle beklenmedik bir şekilde sürpriz oy çıkan yerler tek, tek/adres, adres incelenerek, seçmen kütüklerine bakılır.

Bu mutlaka çözülebilir, yeter ki CHP ve MHP istesin…

Evet, bunu elbette CHP, MHP ve YSK dışında kimse yapamaz…

Zira her iki kişiden bir AKP’li demek, sanıldığı kadar kolay değil…

Ama iftira atmak, boş laflarla polemik yapmak da uygun değil; Bilgi ve belge bulmak gerek. Bunu sıradan insanlar, gazeteci/yazarlar yapamaz. İllâ organizasyon, kurumsal destek şart… Görev CHP ve MHP’nindir. Eğer gerçekten “halkın itimadına mazhar ve muhalefet olmaya lâyık” namuslu, dürüst, onurlu ve sorumlu gerçek kitle/halk partileri iseler, “erkekçe, insanca, mertçe” çıksınlar araştırsınlar. Çünkü söz konusu olan ülkemiz ve geleceğimizdir…

Düşünün bir kere, 4 yıllık muhtemel bir AKP iktidarı, pek çok değer kaybı demektir ki, sonuçta bu kayıpların telâfisi için çok ağır bedellerin ödenmesi gerekebilir. Bu nedenle, kim ne yapacaksa çıksın şimdi yapsın bu işi, yarın değil. Yarın çok geç olabilir!...

NETİCE OLARAK: Seçimlerde hile, desise, oy hırsızlığı ve sahtekârlıkların varlığı hep konuşulur, ama mertçe üstüne gidilmez, kamu vicdanı tatmin edilmez, asla sonuç alınmaz nedense, unutulur gider… Bu kez öyle olmamalı. İddialar ciddi, tarafsız “objektif ve dürüst” olarak araştırılmalı ve mutlaka sonuçlandırılmalıdır. Seçmenin büyük çoğunluğunun ve bizzat seçime katılan partilerin 12 Haziran üzerinde şüphe, şaibe kaygısı ve kuşkusu var. Millet buna şahittir. AKP’nin yüzde elli, yani iki kişiden birinin oyunu almış olduğu koca bir yalan. Ama seçimde “hile var” diyebilmek için kanıt gerek. İddiacılar bunu yapmaya, hileyi doğrulayacak bilgi ve belgeleri açıklamaya mecburdurlar. Sonuçta CHP ve MHP derhal bunu yapmalıdır.

TÜRK ADA’LARI İŞGAL ALTINDA (*)

Mustafa Nevruz SINACI

Yunanlıların, Ege’de iki Türk adasını (Bulamaç ve Eşek) alenen işgal ederek 2004 yılından bu yana iskâna açıp, turizm amaçlı olarak kullandıklarını ilk kez D[y]P genel başkanı Namık Kemal Zeybek’ten öğrendik. (08 Mayıs 2011)

Zeybek ne demişti?..

“AKP döneminde Eşek Adası ve Bulamaç Adasını Yunanlılar İşgal Etti. (*)

Bu iki adamız, bu iktidar döneminde 2004 ten başlayarak Yunanlılar tarafından yavaş, yavaş işgal edildi. AKP iktidarının bundan haberi oldu. Ama bırakın Bulamaç’ı, bırakın Eşek Adasını, onlar Kıbrıs’tan bile vazgeçmişlerdi. Adetleri olduğu üzere, Kıbrıs’ı Yunan’a peşkeş çekiyorlardı. Şimdi Didim de, burnumuzun dibinde görünen bu iki Ada, şu anda Yunanlıların işgali altında; Ama Kardak'daki Yunan Bayrağı indirilmişti!..

Kardak kayalıklarını, Yunanlılar işgal etmeye çalıştıklarında Türkiye'de bir Başbakan vardı. Bir hanımefendi, Çiller. Kardak kayalıkları işgal edildiğinde ne demişti Tansu Çiller? 'O bayrak ya inecek, ya inecek' Hangi bayrak? Bizim kayalıklarımıza, ada değil, toprak değil, kayalıklarımıza Yunanlılar, Yunan Bayrağı çektikleri zaman Başbakan'ın söylediği sözlerdi bunlardı. 'O bayrak ya inecek ya inecek.' Ne oldu? Bayrak indi mi? İndi…

Peki, o günlerdeki milli duyarlığı, vatan toprakları konusundaki hassasiyeti hatırlayın.

Ve gerçeğe bakın. Gerçek şu: Eşek ve Bulamaç Adalarımızı Yunanlılar işgal etti..

Didim'in karşısında bize ait olan iki ada var. Biri Eşek Adası, öbürü Bulamaç Adası... Bu adalar bütün uluslararası belgelere göre bizim. İngiltere'nin yaptığı haritaya göre de bizim. Başka uluslararası anlaşmalara; Lozan'a göre de bizim. Bakınız 1947'de İngilizlerin yaptığı bir harita ve çizgi var. Eşek adası ve Bulamaç adası Türkiye Cumhuriyeti'nin...

Bunu herkes biliyor. Sadece Recep Tayip Erdoğan bilmiyor.

Bu iki adamız, AKP iktidarında 2004'ten başlayarak Yunanlılar tarafından alenen işgal edildi. İktidarının bundan haberi oldu. Ama bırakın Bulamaç'ı, Eşek Adası'nı, onlar Kıbrıs'tan bile vazgeçmişlerdi. Kıbrıs'ı peşkeş çekiyorlardı. Adetleri olduğu üzere... Şimdi ise, Didim'de, burnumuzun dibindeki bu iki Ada, Yunan işgali altında. Yunanlılar, Eşek Adası'na gittiler ve kilise yaptılar. Yunan Bayrağı çektiler. Kimsenin olmadığı daha kimsenin yaşamadığı yere önce kilise yaptılar, sonra yavaş yavaş yoklaya yoklaya baktılar, Türkiye'de acaba DP, DYP’ mi var? Yoksa başka birileri mi? Baktılar ki tepki yok, birtakım insanları oraya yerleştirdiler. Şimdi Eşek Adası'na biz gidemiyoruz. Bizi sokmuyorlar. Bulamaç Ada'sı da böyle…

Bakınız bir resim daha gösteriyorum. Adaya girdiler, rıhtım ve turistik bölge yaptılar, turlar düzenlemeye başladılar. Adaları Yunan generalleri de zaman zaman teftiş ediyor, hava sahamızı, su ve topraklarımızı ihlal ederek geliyorlar. AKP iktidarının sesi, soluğu çıkmıyor. Bir taraftan Vatan topraklarını satmaktan bahsediyoruz. Hangi satmak? Bu vatan topraklarını peşkeş çekmektir... Buna izin verecek miyiz? İzmirlilerin vicdanına sesleniyorum.

Hani bir karış toprak için kanımızı veririz derdik. Ne oldu? Bunlar gelince Türkiye'de ne değişti? Şimdi bu sözleri beni dinleyen basın yayın organları yoluyla hem Recep Tayip’e hem de bütün Türkiye'ye ilan ediyorum. "Tek başıma, pasaportsuz o adalar çıkacağım.."

Süre veriyorum. Bu süre daralacak ve sonunda Türkiye'yi yönetmek iddiasında olan TC'nin Başbakanı olduğunu; TC'ni yönettiğini iddia eden, hükümet olduğunu söyleyenler eğer gidip bizim bu adalarımızı işgalden kurtarmak için teşebbüse geçmezlerse ben tek başıma gideceğim ve oraya çıkacağım.

Hükümete uyarı: İster muhtıra desinler, eğer bütün uluslararası anlaşmalara göre bizim adalarımızı geri almak, işgalden kurtarmak için sorumlu oldukları bu suçtan geri dönmek için teşebbüse geçmezlerse, ben gideceğim ve adalara çıkacağım. Pasaportsuz, vizesiz gideceğim. 'bu ada benim adamdır' diyeceğim. Bulabilirsem kayıkla, bulamazsam yüzerek gideceğim, adaya çıkacağım. Ama biliyorum ki milletim beni yalnız bırakmayacak.”

Aradan uzun süre geçti. Zeybek adalara çıkamadı, ama AKP’den de bir ses çıkmadı.

VATANA İHANET Mİ? GAFLET Mİ? DALÂLET Mİ?

Mustafa Nevruz SINACI

Namık Kemal Zeybek; 08 Mayıs 2011 günü İzmir’de bir açıklama yaparak; Aydın ili, Didim ilçe sınırları dâhilinde bulunan ve Lozan’a göre, TC’ye ait Eşek Adası (Agathonisi) ile Bulamaç Adası (Farmakonisi)’nın; 2004 yılında Yunanistan tarafından işgal edilip, yerleşim ve turizme açıldığını iddia etti. (1)

İddia, sırasıyla; 13 Mayıs 2011 tarihinde Hürriyet Gazetesi ve İnternet sitesinde, (2)

18 Mayıs 2011 tarihinde, Yaşar Anter’in WEB TV, Gündem programında (3) pek çok ayrıntı verilerek yer aldı. Daha sonra Zeybek 25 Mayıs 2011 tarihinde yapılan D. Parti Didim mitinginde, ağırlıklı olarak konuya değindi. (4) Güvenilir ve üye sayısı yüksek e.Posta grubu “açıkistihbarat”, 01 Haziran günü ayrıntılı bir yayın/dağıtım yaparak; Adaların aidiyet, hukuki statü ve mevcut durumları hakkında ‘tatmin edici’ yayın ve açıklamalarda bulundu. (5) Tam 5 gün sonra, Araştırmacı-Yazar Ferudun Özgümüş: “Yunan toprağımızı işgal etti. Ne devlet ne muhalefet ve ne de Genelkurmaydan ses yok” (6) başlıklı bir makale yayınladı. Makalesinde, ilgili, yetkili ve sorumlu makamları hedef alıp sorguladı. Sonra Yeniçağ Gazetesi de (Ferudun Özgümüş’e atıfla) 06 Haziran 2011 tarihinde konuya değindi.

Dünya Türk Kongresi (TURKISH-FORUM)’nin web sitesinde aynı gün benim bir makalemin altına, açıklamalı bir yorum eklendi. (8) Hal böyle olunca ben, otomatikman konu ile alâkadar olmak durumunda kaldım. Zaten de olay ve iddiaları Mayıs başından itibaren takip etmekte idim. Neticede: 07 Haziran 2011 günü A Kanal’dan (Ereğli-Konya) canlı yayın konuğu olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na konuyu sordum. Cevap alamadım. (9)

08 Haziran günü haber tekrar bazı ajanslar tarafından ısrarla duyuruldu. (10)

09 Haziran 2011 Perşembe günü, 4982 Sayılı Kanun gereği Aydın Valiliği’ne resmi bir başvuruda bulunarak açıklama ve bilgi talebinde bulundum. (Başvuru no. 35141) Bu gün 28 Haziran olmasına rağmen henüz bir cevap alamadım. Oysa yasal cevap süresi 15 gündür. Bana halâ cevap verilmedi. Umarım daha fazla gecikmeden cevap verilir ve konu aydınlanır.

GARİP VE EMTERESAN OLAN NE?..

Bu işin en garip, acaip ve muamma tarafı şu ki; İddianın 5 Mayıs 2011 tarihinde ortaya atılmasına, 8 Mayıs’ta kamuoyuna yansımasına, geniş kitlelere duyurulmasına, konu hakkında defalarca yayın yapılmasına, başta Başbakan, İçişleri, Dışişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı dâhil pek çok makam, sorumlu kişi ve mercie soru yöneltilmesine rağmen halâ alınmış açık, net, tatminkâr ve dürüst bir cevabın olmayışı!..

Bu ne iş? Ortada vahim bir iddia var. TSK ve hükümet zımmen vatana ihanetle itham ediliyor. Ortada cevap yok, iddiadan alınan, muhatap alan yok. Bu bir gaflet mi? Dalâlet mi? Yoksa gerçekten gizlenmeye ve gözlerden kaçırılmaya çalışılan menfur bir ihanet mi? Başta N. Kemal Zeybek, Demokrat Parti camiası ve bütün Türk milleti’nin bunu bilmek hakkıdır.

ÇOK ÖNEMLİ BİR KATKI & YORUM:

“1001 çeşit melânet ile aynı anda mücadele etmek zorunda bırakılan aziz milletimizin 1.derecede hassasiyeti olan Vatan Toprağı konusundaki duyarlılığınıza, kararlı girişiminize ve bilgiyi milletimizle paylaşma yönündeki şahsi gayretinize samimi teşekkürlerimi sunuyorum. Zeybekler diyarı Aydın, umarım bir valisini uğurlamak zorunda kalmaz. Ama görünen o ki, böylesine hayati bir konuda şu ana kadar sessiz ve girişimsiz kalmayı yeğleyen Sn. Vali’nin Mülki İdare Amirliği sıfatı kıytırık üç-beş Yunanlı hokkabaz tarafından düşürülmüştür. Yine umuyorum ki, tüm bu iddialar, bilgiler spekülâsyondur ve yanılan, saçmalayan ben olurum.

Yoksa diğer türlü resmi görevinin geçerliliği tartışılır hale gelen makam yalnızca vali’likle sınırlı kalmaz. İçişleri Bakanı’nı da bağlar, Milli Savunma Bakanı’nı da!. Ve pek tabii ki kabinenin başı Başbakan’ı da… G.K.B.’mızı ise dile bile getirmek istemiyorum…Bu durumda sormadan edemeyeceğim, 2004 yılında AKP iktidarında gerçekleştiği iddia edilen bu işgalin pazarlık, vaat, zorlama, tehdit veya taahhüde dayalı bir arka planı var mıdır?

Yine bu noktada dile getirilmesi şart olan bir diğer iddia da, Türkiye’ye karşı yapılan ve milat sayılan en sert operasyonun 2004 yılında gerçekleştirildiği yönünde…. Tüm bunlar olayların ve iddiaların tarafımdan yorumlanan spekülatif boyutu. Operatif tarafı ise elbette ki TÜRK MİLLETİ’NE aittir. Aynen tarihlerde yazılı olduğu gibi!.… Selam ve sevgi ile, aad”

ŞİMDİ SORUYORUM.

Başta Didim Kaymakamlığı, Aydın Valiliği, Ege Ordu Komutanlığı, İçişleri / Dışişleri Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı; Yani konunun ilgili, etkili, yetkili ve sorumlu muhatapları neden bir açıklamaya yapmaz ve sorulara “tatmin edici” (ÖSYM konusunda olduğu gibi) bir cevap vermezler?

Gerçek nedir?..

Ve gerçekten olayda bir ihmal, ihanet ve hain bir pazarlık var mıdır?



Kaynaklar ve dayanaklar:

(1) Namık Kemal Zeybek, (DP) 08.05.2011 www.haberkritik.com & www.dyp.org.tr

(2) HÜRRİYET, 13 Mayıs 2011, editör & Hürriyet.com.tr

(3) (DHA) Yaşar ANTER, Gündem: 18 Mayıs 2011 + WEB TV

(4) Namık Kemal Zeybek, Didim miting konuşması, 25 Mayıs 2011, www.dyp.org.tr,

(5) E-Posta Grubu: AçikIstihbaratTürkiye www.acikistihbarat.com 01.06.2011

(6) Ferudun Özgümüş Tarih: 06 Haziran 2011 Konu: Yunan toprağımızı işgal etti. Ne devlet ne muhalefet ve ne de Genelkurmaydan ses yok.

(7) Salim Yavaşoğlu - Yeniçağ Gazetesi, 06 Haziran 2011

(8) TURKISHFORUM/ABD, 06 Haziran 2011 - wordpress@turkishforum.com.tr

(9) 07 Haziran 2011 günü Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu’na soruldu. (Konya-Ereğli, Kanal-a, canlı yayın) Yunan İşgal Etti; AKP ve Genelkurmay'dan Hiç Bir Tepki Gelmiyor?

(10) db.ajans.ankara, 08 Haziran 2011, Basın Haber Bülteni



İçişleri Bakanlığı Aydın Vali’liğine

BASIN // LÜTFEN ACİLEN CEVAP VERİNİZ.

Aydın İl sınırları içinde vaki ve kain ve valilik sorumluluğunda olan, Ege Denizi kıyı yakın şeridindeki EŞEK ve BULAMAÇ adalarının bir süredir Yunan işgali altında olduğu iddia olunmakta ve durum "açıkistihbarat grup başkanlığı tarafından ispatlanmış", DP Genel Başkanı Namık Kemal ZEYBEK başta olmak üzere, pek çok kişi ve kurum tarafından kamuoyuna açıklanmış bulunmaktadır.

Şu hale nazaran; Durumdan birinci derecede sorumlu bulunan Valilik makamınız ve bu sıfatla şahsınız yönünden resmi bilgi nedir? Belgeli ve kapsamlı bir yayın yapılacağından, mümkünse yasal süresinden önce ve ACİLEN; Değilse "yasal süresi içinde" ayrıntılı "mail ve yazılı olarak" cevap verilmesini arz ve talep ederim.

Mustafa Nevruz SINACI

Gazeteci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar, 09 Haziran 2011 – ANKARA

***

4982 Sayılı Kanun gereği yapılan başvurunun tarihi: 09 Haziran 2011 - Sayısı: 35141

From: info@... To: gercek.demokrat@... Date: Thu, 9 Jun 2011 17:48:51 +0300

Subject: İÇİŞLERİ BAKANLIĞI: Bilgi edinme başvurunuz hakkında

Sayın MUSTAFA NEVRUZ SINACI

09.06.2011 tarihinde Aydın Valiliği birimine Bilgi Edinme Kanunu kapsamında yapmış olduğunuz başvuru birim yetkilisine ulaşmıştır. Kanuni süreç izlenerek başvurunuza yanıt verilecektir. İçişleri Bakanlığı









DİKKAT!.. İletişim için :: e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com



Bu makaleler; yazılı, görsel ve işitsel medya’da “yayınlanması”, mümkün olduğu kadar,

(adres defterinizde kayıtlı) dost ve arkadaşlarınıza “dağıtım yapılması” ricası ile gönderilmektedir.

Teşekkürler. Selam, dua, sağlık ve başarı dileklerimizle,

______________________________________________

e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com

WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,

POSTA : PK, 118 [06 442] Yenişehir/ANKARA

LÜTFEN DİKKAT : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 14
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 832
Toplam Tekil 1638721
IP 54.161.175.236






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu