Türk Birliği, Felsefe ve Selahaddin Halilov - İkbal Vurucu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Türk Birliği, Felsefe ve Selahaddin Halilov - İkbal Vurucu
Tarih: 25.01.2009 > Kaç kez okundu? 2035

Paylaş


Bu toplumsal hareketlerin oluşması içinde gereken koşullara yani, iktisadi, kültürel, psikolojik ortamları haizdir. Osmanlı ülkesinde de bu düşünceler, söz konusu Kuzey ve Azerbaycan Türkleri vasıtasıyla intisap etmiştir. Siyasal yaklaşımlarında bireycilikten toplumculuğa farklı tonlarda renklere sahip olsalar da bu Türk dünyası aydınları Osmanlı’da Türk düşüncesinin gelişiminde önemli rol oynamışlardır.

Osmanlı devletinin içinde bulunduğu, siyasi, kültürel, toplumsal şartlar Türkçü düşüncenin gelişimini geciktirmiş olsa da son kertede bir Osmanlı imparatorluğunun bir Türk devletine dönüşümüne çevrilen bir yol çizmiştir.

Bugün de aynı şekilde 20. yy başındaki gibi siyasi, kültürel, düşünsel, ekonomik açıdan yeni bir dönemeçteyiz. Farklı siyasi hareketlerin birbiriyle yarıştığı ve sosyal hareketlere yol açan ideolojiler yine Türk düşüncesinde etkili olmaya devam etmektedir. Türkçü düşünce açısından birbirine benzeyen bir durum söz konusudur. Öyle bir benzeşim ki, o vakit diliminde "İttihadı Anasır"ı tartışıyorduk şimdi "Anayasal Vatandaşlık"ı. Başka bir aynılık ise, Türkçü ve Turancı hareketlerin fikri ve eylem alanında yine Türk dünyasının biz Türkiye aydınlarına öncülük ettiği gerçeğidir. "Turancıyız ama …" ile başlayan bedbin olumsuzlama biçimi, Türkiye Turancılarındaki düşünsel kararsızlık olarak bariz bir şekilde temayüz etmektedir. Bu alanda ciddi anlamda fikir üreten ve örgütlenen Türk dünyası aydınları ile Türkiye aydınları kıyaslama kabul etmez bir özgelik taşır.

Türkiye’de Turancılığın, daha siyasi rejimin kuruluşundan itibaren olumsuzlanması bunda şüphesiz etkili olmuştur. Dışlanan Turancılığa Kemalist batıcı elit tarafından şiddetli itham ve tahkirlerle zihinsel baskı uygulanmış, ötekileştirilen farklılıklar üzerinde kendi batıcı hegemonyalarını meşrulaştırmışlardır. Özellikle 1944 Türkçülük olaylarıyla Türkiye’de vatandaşların Turancılık algısını ırkçılık ithamıyla etiketleyerek bir özdeşlik kurmuş ve böylece olumsuzlanmıştır. Bu davadaki iddianamenin eğitim sisteminde okutulması olumsuzlanan milliyetçilik ve Turancılığın toplumsallaşmasını da sağlamıştır. Cumhuriyet dönemi Turancılığının sorunsalı meşruiyet alanında temayüz etmiştir.

1991 yılından itibaren bağımsızlıklarını ellerine alan Türk cumhuriyetlerinin Türkiye’de yarattığı hava hiç şüphesiz Türk birliği kuruluyor mu gibi düşünce ve algıların oluşmasına vesile olmuştur. Fakat bahsettiğimiz bu olumsuzlama etkisine bağlı olarak Türk siyasi elitleri Turancılığın kurulması gibi bir durumun söz konusu olmadığını dünya siyasi arenasında anlatmak için uzun süre çaba sarf etmişler ve hala etmektedirler.

Olguların sağlıklı bir biçimde gözlemlenebilmesi ve sonuçlarının belli bir yöne doğru kanalize edilebilmesi, nitelikli sonuçlara ulaşabilmek için güçlü kuramlara gereksinim vardır. Bunun epistemolojik alt yapısının oluşması demek Türk birliği gibi sosyo-kültürel ve politik projelerin tedricen daha güçlü, sağlam temellerinin inşa edilmesi demektir.

Bunları anlatmamızın sebebi Türkiye’de Türk Dünyası Felsefe Merkezi kurma çalışmaları yürüten ve kısa bir süre önce Ötüken Neşriyattan "Doğu’dan Batı’ya Felsefe Köprüsü" isimli Türk felsefe araştırmalarında çığır açacağına inandığımız eseri yayınlanan Prof. Dr. Selahaddin HALİLOV’un Türk Dünyası’nın Birliği için felsefenin önemine ve gerekliliğine olan inancını bir konferansta dile getirmiş olmasıdır.

ASAM gibi dünyanın önde gelen stratejik araştırma merkezini bünyesinde bulunduran Avrasya Bir Vakfı düzenli olarak cumartesi günleri konferanslar gerçekleştirmektedir. 15 Kasım 2008 tarihinde, Kültür faaliyetleri kapsamında Türk Dünyası’nın dünyaca ünlü felsefecisi Prof. Dr. Selahaddin HALİLOV’u misafir etti. Konu "Milli Potansiyelin Harekete Geçirilmesinde Felsefenin Rolü" idi. Konferansı Azerbaycanlı sosyolog ve TDSB Genel Başkan Yardımcısı Dr. Ebulfez SÜLEYMANLI yönetti.

HALİLOV hoca, "milletler için hayati önem taşıyan düşünce büyüklüğünü ve onun sonucunda bir mefkûreyi insanlığa sunabilmek toplumların başarabilecekleri en zor işlerden" olduğunu vurgulamıştır. "Bunun için ilmi mecrada düşünce alanında çok sayıda insanın gayrete getirilmesi için; gerekli imkân, mekan ve zamanın emre amade kılınması icap etmektedir. Bu amiller içerisinde dünyadaki gelişmeleri ve bu gelişmelerin hızını dikkate aldığımızda zamanın önceliği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Özellikle felsefe alanında tahsil yapacak ve kendini geliştirecek insanların zamanlarının en büyük kısmını her türlü endişe ve zorluktan uzak bu alana yöneltmeleri gerekmektedir." HALİLOV hoca, tez elden bize felsefe gereklidir, dememekte yavaş yavaş ama sağlam bir temel atılması gerektiğinin üzerinde durmaktadır. Bunun için yüzlerce binlerce felsefeciye değil milyonda bir felsefeci yetişse yeter, demektedir. Her bir milyonda, bir, düşünen, yazan, çalışan felsefe sevdalısı Türk, kaynağının bizim olduğumuz bir felsefesinin yaratılması için yeterli olduğunu söylemektedir.

Felsefe yeni bir kültür, medeniyet, toplum, nizam-ı alem için çok önemlidir. Bu sebeple HALİLOV hoca, "felsefe bilimini diğer bilimlerden ayıran önemli bir konu var" demektedir. O da "hiçbir toplum taklit yaparak milli felsefe ortaya koyamaz ve mefkûre oluşturamaz." Örnek göstererek düşüncelerine açıklık getirir: "Oysaki matematik bilimlerin tamamı bir bakıma başkalarından ilham alan, onları taklit ederek geliştirilebilen bilimlerdir. Felsefe insanların hangi ırktan olduklarına, nerede doğacaklarına hangi tabiat şartlarına maruz kalacaklarına hükmedemeyeceklerini kabul eder, fakat daha sonra kendi iradesi dışında o coğrafya da bulunan insanların birlikte yaşadıkları topraklara ruh vermesini ve oradaki topluma kişilik kazandırmasını temin eder."

Konferansın ilerleyen bölümlerinde ise hoca, Türk felsefesi açısından can alıcı konulara değinir. Ona göre, "insan diğer canlılardan farklı olarak önce kendi özünü idrak eder. Sonra çevresini temaşa eder, yaşadığı insanlarla beraber bu çevrede değerler oluşturur ve bunu insanlık alemine takdim eder, onun değerlerine katar. Bu süreci çevreden kişiye doğru da düşünebiliriz. Her iki durumda da değerlerin olgunlaşma alanı milli alandır. Yani bir şey milli olmadan evrenselliğe geçemez. Burada Aristo’nun şu sözünü hatırlamalıyız; ’Nadan adamlar sade ferdî düşünürler. İnsanlık değerine sahip olanlar ise bütün insanlığı düşünürler.’ Bundan da anlaşılmaktadır ki felsefedeki millilik insanlığın fikir ve ruh dünyasına sunulan bizim milli varlığımızın, milli simamızın bir ifadesidir."

Prof. Dr. HALİLOV, konuşmasının bence önemli olan şu görüşünü dile getirir. Ona göre, felsefenin diğer bilimler gibi ama onlardan daha da ileri bir düzeyde sürekliliği icap ettirdiğini belirtir. "Bir zamanlar var olmuş bir felsefe ile bugünü anlayabilmek ve geleceğe ulaşabilmek imkansızdır. Ama o geçmişin değerleriyle sürekli bir şekilde zamanımızı ve geleceğimizi bütünleştirerek gerçek bir felsefe inşa edebiliriz." Hoca, bir Türk felsefesinin varlığı konusunda çeşitli ülkelerde katıldığı felsefe etkinliklerinde muhatap olduğu ilginç ve bir o kadarda düşündürücü tartışma ve soruları aktardı. Bu konuda hoca diyor ki, "Ben milletler arası görüşmelerde, bilim camiasında Türk milletinin büyüklüğü ile ilgili ifadelerle karşılaşıyorum. Ama sonra bana şunu soruyorlar; ’Peki şimdi neden büyük değilsiniz?’ Bir felsefeci açısından bunun anlamı felsefe yokluğundandır".

HALİLOV hoca sormaktadır: Hangi felsefi düşünce, hangi felsefi metinlerin kaynağı bizim kültürümüzün ürünüdür, bizim aslımıza aittir? Bizim diyebileceğimiz bir felsefi, bilimsel ortam yaratılabilmiş ve ilkeleri belirlenmiş midir? Cevabını, maalesef bizim kabul edilen Farabi, İbn Sina Yunan felsefi metinlerinin bir türevidir ve şerhidir, diye vermektedir. Aklımıza takılıyor, Farabi, İbn Sina Yunan felsefesinin bir şerhçisi olduğuna göre Türk felsefesinin ana konusu, metinleri, nelerdir?

Bizde sık sık sorulan Mevlana, Yunus Emre vb. düşünürlerin bir felsefi gelenek sayılıp sayılamayacağı konusunda kesinlikle hayır, diye cevap vermektedir HALİLOV hoca. Çünkü onlar bir rahatlama aracı, keskin zeka ürünü hikmetlerdir. Fakat düşüncelerinde bir süreklilik olmadığı için felsefi özellik taşımaz, demektedir.

Batı ülkelerinde Türk felsefesi adına başka üzücü gerçeklerle de karşılaşmış. Bu konuda bizim için ayrıca üzerinde düşünmemiz gereken bir konu. Batıda "bilim dünyası Farabi’yi, İbni Sina’yı, Arapça yazdıkları için Arap zannetmektedirler. Oysaki milli felsefenin başka bir dille yazılmış olması onun millilik vasfını yok etmez." Hocaya göre, "Türk Dünyasında son dönemde yapılan önemli hatalardan biri bizim felsefe dünyamızda oluşturulan ve Arapça olarak meydana gelmiş literatürü bilim dünyamızdan dışlamak olmuştur. Bu literatürün yerine Türkçe karşılıklarını koyamadığımız gibi Fransızca, İngilizce, Rusça gibi dillerden bir literatürle karşı karşıyayız." Bu durumu HALİLOV hoca, "Türk Dünyasında felsefenin bugün istenilen seviyede olamamasının sebeplerinden "biri" olarak değerlendirir. Fakat asla umutsuzluğa kapılmamamız gerekmektedir. "Buradan ileriye baktığımızda bize ümit veren bazı imkanlarımız var: Türk Coğrafyasının genişliği, Türk nüfusunun fazlalığı, ortak bir dil kullanabilmek imkânları ve birbirimize güven duymamız milli felsefenin oluşturulabilmesi için heyecan vericidir. Coğrafyamızın genişliği çok fazla kültürle temas halinde olmak ve onları özümseyerek önemli kültürel zenginliklere ulaşmamızı, nüfusumuzun çokluğu Türk Dünyasından filozof çıkma ihmalini, ortak dilimizin olması milli mefkûrenin daha kolay anlatılması ve anlaşılmasını mümkün kılmaktadır. Bunun için özellikle Türk Dünyasının gençlerinin bu konuda eğitime yönlendirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir."

Büyük ülkü sahibi olmak büyüklük fikrine sahip milletlerin bir özelliğidir. Toplumun değer atfedilmiş biçimi olarak millette aslında bir iddiası olmanın göstergesidir. Ben bir "milletim" çünkü millet olma iddiam vardır. İddia sadece tahayyüldeki bir unsur değil o milleti teşkil eden her bir bireyin düşüncesinde, ruhunda, eylemlerinde mündemiç olan pınarıdır. Kolektif bilinçte mevcut olup bireylere intisap eder. Büyük ülkü aynı zamanda tedricen bir medeniyet tasavvuru da doğurur ve dünyayı biçimlendirmeye başlar. Şüphesiz ki bugün için tek medeniyet Batı medeniyetidir. Ve modernizm olarak adlandırılmaktadır. Biz Müslüman ve Türklerin yeni bir medeniyet sahibi olabilmesi için Durmuş Hocaoğlu üstadın sürekli vurguladığı gibi öncelikle modernizmi yakalamamız gerekir ve sonrasında ise bu medeniyeti geçmemiz, ondan çok farklı bir "dünyevi hakimiyet" kurmalıyız. Bu dünyevi hakimiyet sadece ruhi değil bundan öte ekonomik, maddidir. "Bu dünya ile barışılması"dır. Bu dünya ile barışılması ise ontolojik ve aksiyolojik olarak meşruiyet kazanması ile kabildir.

Azerbaycanlı bir Türk alim Türkiye’de Türk Birliğini inşa edecek gençlerin yetiştirilmesi ve fikir üretimi için bir Felsefe Merkezi kurmak için çalışıyor. Bizde ise felsefe, bırakın Türk Birliğinin emrine vermeyi, Batılı felsefeyi tek felsefe kabul eden zümrelerin egemenliğinde sefalet içindedir. En azından bir Türk felsefesi var mı, mümkün mü, tartışmaktan uzağız.

Bu noktadan hareketle, hiçbir medeniyet saf kendi kökleri üzerinde bir varlık oluşturamaz. Dışarıdan etkilenmeler gerçekleştirir. Bu zeminde kendi özgün yaratımı meydana çıkar. Bu sebeple her medeniyetin temelinde güçlü bir felsefi gelenek bulunur. İslam ve Batı medeniyetlerinin temelinde de asla inkarı kabil olmayan bir güçlü felsefe geleneği bulunmaktadır. O zaman kurulacak bir Türk-İslam medeniyet projesinde de felsefeye büyük görevler düşmektedir. Unutulmamalıdır ki, her yıkılan sistem bir arayış içindedir. Batı medeniyetindeki bütün boyutlarıyla bir kriz içerisinde bulunması biz Türklerin hem siyasi ve kültürel hem toplumsal felsefi bir temel aramamız için öncülüğünü beklemektedir





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 204
Toplam Tekil 1639746
IP 54.146.176.35






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu