OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA Kİ SON DÖNEM SİYASAL GELİŞMELER - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA Kİ SON DÖNEM SİYASAL GELİŞMELER - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 22.04.2011 > Kaç kez okundu? 6234

Paylaş


19.ve 20.Yüzyıllar Türk insanının siyasal hayatında çok önemli gelişmelerin ve değişikliklerin meydana geldiği bir dönem olmuştur. Cumhuriyet öncesi aydınların çoğu asker kökenlidir. Çünkü o dönemlerde modern eğitim ve öğrenim yalnız askeri liselere mahsustu. Avrupa’ya eğitim için gönderilen genç subaylar ve sultanın baskısından kaçarak batıya gidenler Osmanlı’nın zaafının sebeplerini araştırmaya başladılar. Bu konuda teknolojinin geriliği, ulusal bilinç ve milli dayanışmadan yoksunluk, tarım dışındaki ekonomik faaliyetlere ilgisizlik ve nihayet idari ve siyasi yolsuzlukların imparatorluğun geri kalmasında önemli faktörler oluşturduklarına kanaat getirdiler.

Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesi ve savaşlarda aldığı yenilgiler sonucunda gücü tükenmiş ve çökmekte olan devleti kurtarmak için 3.Selim döneminde bazı düzeltmeler yapılmıştır. Ancak bunlar padişahın ve devlet adamlarının kişisel ve yüzeysel hareketlerinden öteye gidememiştir.3.Selim tahta çıktıktan sonra daha önce yapılmak istenen ıslahat denemelerinden yararlanarak daha geniş kapsamlı bir yenileşme hareketine girişti. Bu girişme Nizam-ı Cedid (yeni düzen)adı verilir.Nizam-ı Cedid Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu gerilik ve düzensizliklere karşı bir çare olarak düşünülmüştür.

1718-1826 yılları arasında kısmi müessese ıslahatlarına rastlamaktayız. Çeşitli batı temaslarına ve sızmalarına rağmen her ıslahat harekâtına ulema ile Yeniçeri Ocağı birleşerek bastırmayı başarmışlardır. Devrin en önemli durakları Lale Devri (1718-1730)ve Nizam-ı Cedid (1789-1807)hareketleridir. Bu devrin son hareketleri 2.Mehmet zamanında gerçekleşen Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa ile ulema arasında geçen çatışmalardır. Sonuçta 1808 yılında padişah ile feodal beylerin imzaladıkları Sened-i İttifak ortaya çıkmıştır. Padişah bu senetle bazı mahalli yetkilerini feodal beylerle paylaşmaya razı gelmiştir.

Kuran’ın hükümlerinin yüceltilmesi ve Hz. Muhammed’in apaçık olan buyruklarının kuvvetlendirilmesi idi. Hiç şüphesiz, giderek artan yüce değerleri yükselip, gittikçe kuvvetleri ve kudretleri katlanıp, şevket ve azametleri arttı. Saltanat zamanları uzadı, her yeni günleri bir önceki günden iyi oldu. Saadet göğüne çıkıp, her devirde bir yeni devlet tacını başlarına giydiler. Şeref bakımından sonraki gelenler öncekilerden daha iyi olup, oğulları atalarından yüce göründüler.

Kemal Paşa Zade’nin 16.yüz yıl’ın başında yaptığı bu tahlillerin çağımızda yapılmış gibi yeni olduğu görülmektedir. Dört asır önce yapılmış olan bu değerlendirmeler, bir taraftan günümüz Osmanlı araştırmacılarına kaynak değeri oldukça önemli olan bilgiler sunarken diğer taraftan da Kemal Paşa Zadenin tarihçiliği ve tarih felsefesi anlayışı bakımından bilim adamı kimliğinin çağları çevreleyen niteliğini göstermektedir.

Bu tahliller yine bir taraftan, devletlerin gelişme ve büyüme süreçlerindeki ihtiyaç duyacakları temel özelliklerin pek değişmediğini düşündürürken diğer taraftan devletlerin varlıklarını sürdürmede, bilim adamlarının arasında tartışmalara sebep olmuş olan, sosyal kanunların varlığını benimseyen düşüncelere, tarih felsefesi açısından önemli katkılar sağlamaktadır.

Islahat Fermanlarına baktığımızda bu metinlerin sırf sembolik bir yönü olmayıp değişik sosyal katmanların fikirlerinin yansıması olarak görüyoruz. Reform sayılacak hareketlerin toplumun belirli kısımlara yani aydınlar, siyasi ve askeri erkân bazen de esnafın ilgi alanından öteye gitmemiş. Köyler, kasabalar ve halk yığınlarının ilgisi dışında kalmıştır.1877-1878 Rus Osmanlı Savaşı sonucunda uzun sürecek bir krizle karşılaşıyoruz. Bu dış tehdit karşısında 2.Abdülhamit’in istibdada sarıldığını ve baskı rejiminin sürdürülmesine şahit oluyoruz. Abdülhamit’in baskıcı rejimi 1876 Anayasasınca elde edilen özgürlükleri kaldırdı. Yalnız yeni yetişen batıya meyilli subaylar ve Jön Türklerin çabaları sonucu 1909 Devrimi gerçekleşerek siyasal ıslahatın başlaması gerçekleşti. Önümüzdeki makalede Tanzimat Fermanından başlayarak bu sürece nasıl ulaştığının üzerinde duracağız.

a)Osmanlı İmparatorluğu’nda Fikir ve Özgürlük Hareketleri

Osmanlı İmparatorluğu’nda modern devlet fikrinin gerçekleşmesine doğru atılan ilk adım Tanzimat Fermanıdır. Padişah Abdülmecit Islahat yapması için Mustafa Reşit Paşa’ya geniş yetkiler verir. Mustafa Reşit Paşa yapılacak yenilikleri belirten Tanzimat Fermanı adlı bir ferman hazırlar. Bu ferman Gülhane Parkında padişah, devlet adamları, elçiler ve kalabalık bir halk topluluğu önünde okunur (1839).Bundan dolayı Tanzimat Fermanına Gülhane Hatt-ı Hümayunu da denir. Bu Tanzimat Fermanıyla ilgili olarak siyaset bilimci Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya Türkiye’m siyasal hayatında batılılaşma hareketleri adlı eserinde Enver Ziya Karal’dan alıntı yaparak şöyle değerlendiriyor: Gülhane Hatt-ı Hümayunu yeni bir siyasi organizasyonun lüzumunu da ilan etmiştir. Kısmen devrimci bir Rönesans’ı esas alan bu vesika, kendinden önceki vesikaların hepsinden daha fazla Batılıdır ve bazı tarihçiler tarafından bu Türklerin İlk Halkalar Beyannamesi ve bir “İçtimai Mukavele”olarak tanınmıştır.(1)

Tanzimat geniş anlamıyla yeni düzenlemelerdir. Osmanlı devlet yapısında devlet toplum ilişkilerinde yapılan düzenlemeleri ifade eder.(2)Tanzimat az sayıda fakat etkili bazı devlet adamlarının etkisiyle meydana gelmiştir. Tanzimat’ın bir diğer özelliği Osmanlı devlet sistemindeki değişimlerde dış etkenlerin etkili olmasıdır. Osmanlıda ilk kez geniş kapsamlı bir reform hareketinin başlangıcıdır.

Tanzimat Fermanı aslında sadece yönetim bakımından bir düzenleme biçimini içerip, hükümdarın geniş yetki ve bağımsız yönetiminin sınırlanmasına ilişkin hiçbir kaydı içermemekte ise de, yüzyıllardan beri kuşkulu ve kaypak bir durumda süregelen kimi zaman neredeyse büsbütün ortadan kalkan can, ırz ve mal güvenliği konusu başta olmak üzere, Osmanlı uyruklarından, öteki din ve mezheplerden olanların da bu haklardan, ayrıcalıksız olarak yararlanmaları, davaların halka açık olarak görülmesi, karardan önce kimsenin cezalandırılmaması; iltizam yönetiminin kaldırılmasıyla herkesin “iltizam” yönetiminin kaldırılmasıyla herkesin malvarlığına göre uygun bir vergi vermesi ve askerliğin düzene konulmasının bezginliği ve yeni kuşakların üremesine engel olmayacak biçiminde yapılması; padişahın bu reformların esasından ayrılmayacağını yemin etmesi ve Tanzimat Fermanı’nın bir güvence belgesi olmak üzere resmen yabancı elçilere bildirilmesi, devletin yeni bir biçime girmek üzere iyi bir reformu gerçekleştirmeye hazır olduğunu vurgular.(3)

Tanzimat fermanına milletin gelecekte elde etme olasılığı bulunan egemenlik hakkına bir başlangıcın belgesi olarak bakılabilir.

Tanzimat Fermanı, Padişah ile halk arasındaki ilişkileri belirleyen ilk yazılı belgedir.Padişah yayımladığı bu fermana ve hazırlanacak kanunlara saygı göstereceğine yemin etti.Böylece Padişah,kendi yetkilerinin üstünde bir kanun kuvveti tanımıştır.Bu ferman anayasacılık fikrinin gelişmesini sağlamıştır.

Bu fermandan 17 sene sonra Osmanlıda yaşayan azınlıkları ilgilendiren yeni bir ferman yayımlanmıştır. Osmanlıların Kırım Savaşı’nda Rusları karşı birlikte savaştığı İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ndeki azınlıklara daha fazla haklar tanınmasını istedi. Osmanlı Devleti Paris Antlaşması’na bu konuda bir madde konulmasını önlemek için Islahat Fermanı’nı yayımladı.(1856)Islahat Fermanıyla ilgili Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya şöyle diyor: Yeni bir hamle, ağır bir yabancı baskısı altında,1856 Islahat Fermanı ile ilan edilmiştir. Bu vesika, yabancı devletler tarafından hazırlanmış,Bab-ı Ali tarafından da Hattı Hümayun şeklinde yayınlanmıştır. Batı devletleri Osmanlı sosyal yapısında daha fazla ıslahat istiyorlardı. Batı istekleri samimi taleplerden ziyade, birer müdahale bahanesiydiler.(4)

Prof. Dr Toktamış Ateş bu dönemi değerlendirirken; bir dönemin sona erdiğini şu cümlelerle ifade etmiştir.”Tanzimat ve Avrupa hukuk değerlerinin Osmanlı İmparatorluğu’nca benimsenmesi bu dönemin sonu oldu. Bu dönemin en belirgin özelliği, Batı kurumlarını aktarmanın bir devlet politikası olarak uygulanması olmuştur.(5)

1939’da tanınan hakları yetersiz, verilen sözleri tutulmamış sayan bazı Avrupa devletleri 1856 Paris Konferansı öncesinde Osmanlı devletini Rusya’nın müdahalesine karşı korumanın ve Avrupa devletler ailesine kabul edilmesine karşın yeni birtakım istekler ileri sürdüler. Bu isteklerin düğüm noktası Hıristiyan halklara tanınacak olan haklardır. Islahat Fermanı’nın (6) ana hedefi Müslüman olmayan uyrukları eşit hakları getirmektir.

Tanzimat ve ıslahat fermanları istenilen sonucu vermedi. Osmanlı devleti siyasi, sosyal ve ekonomik yönden zayıf bir durumda idi. Devlet i Meşrutiyet yönetimi ile bulunduğu kötü durumundan kurtulacağına inanan Genç Osmanlılar (jön Türkler )devletin siyasal, sosyal ve hukuk yapısında değişiklikler yapılmasını istediler.

Genç Osmanlılar, meşrutiyet yönetimi kurulup Mebusan Meclisinde Hıristiyan ve Musevi halkın da temsilcileri bulunursa aradaki ayrılıkların ortadan kalkacağına ve bir Osmanlı Milletinin meydana geleceğine inanıyorlardı. Böylece Avrupa devletlerinin Osmanlının iç işlerine karışmaları da önlenmiş olacaktı.

Bu düşünceleri savunanların başında Namık Kemal ve Ziya Paşa geliyordu. Bunlar gizli bir cemiyet kurdular. Bu cemiyetin üyelerine Avrupa’da Jön Türkler, Osmanlı devletine ise Genç Osmanlar adı verildi. Genç Osmanlılar düşüncelerini yaymak için gazeteler ve dergiler çıkardılar. Genç Osmanlıların düşünceleri bazı devlet adamları ve askerler arasında da taraftar buldu.(7) Mithat Paşa’nın da Meşrutiyet düşüncesini benimsemesi, Genç Osmanlıların güçlenmesini sağladı.

Mithat Paşa ve arkadaşları meşrutiyet yönetimini kabul etmeyen Abdülaziz’i tahtan indirerek yerine 5.Murat’ı getirdiler. (1876)Fakat bir süre sonra 5.Murat’ın rahatsızlanması üzerine meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren 2.Abdülhamit, padişah yapıldı.2.Abdülhamit, Genç Osmanlılara verdiği sözü yerine getirerek Mithat Paşa’yı sadrazam yaptı. Mithat Paşanın başkanlığında bir kurul, Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası (Kanun-i Esasi) hazırladı.23 Aralık 1876’da Kanuni Esasi kabul edildi. İlk Osmanlı mebuslar meclisi toplandı ve meşrutiyeti kabul etti. Meşrutiyet’e göre; a)kanun yapma görevi meclise aitti.b)yürütme görevi padişaha ve hükümete aitti.c)kanunları onaylayan son merci padişahtı.d)hükümet padişaha karşı sorumluydu.e)padişah gerektiğinde meclisi kapatma yetkisine sahipti.

Toktamış Ateş bu dönemi şöyle değerlendiriyor : “Yeni Osmanlıların dilek ve çabaları 1876 yılında sonuca ulaştı ve özde padişahın pekte taraftar olmamasına karşın Batı tipi bir yasama meclisi açıldı. Bu olay tarihimizde; 1)Meşrutiyet olarak adlandırılır.Ancak bu meclis yaklaşık bir sene sonra padişah 2.Abdülhamit tarafından kapatıldı.2)2.Abdülhamit döneminde Batılılaşma çabaları bir ölçüde azalmakla birlikte, özellikle eğitim alanında,belki de despotik bir biçimde devam etti ve batı tipi bu eğitim kurumlarının öğrencileri imparatorluğun batı özlemi içindeki ‘bürokrasisini’ortaya çıkardılar. “(8)

Tarık Zafer Tunaya ise 1876 anayasasını 23 Aralık’ta İstanbul’da top sesleriyle duyulan ve batılı ülkeler için sürpriz sayılacak bir gelişme olarak vurguladıktan sonra şöyle diyor: Osmanlı tarihinin ilk yazılı anayasası olan 1876 Kanun-i Esasi’si tam manasıyla bir telifçiliğin eseridir. Osmanlı idareci sınıf içinde 2 grup belirmişti. Muhafazakârlar, padişahın yetkilerinin azaltılmamasına ve sınırlanmamasına taraftardılar. Islahatçılar, doğrudan doğruya ve padişah karşısında seçimle kurulmuş bir organın bulunmasını istiyorlardı. Bu makale onları, padişahın yetkilerini halkın temsilcileriyle ortaklaşa kullanması esasına götürmüştür.(9)

b)2.Meşrutiyet ve Bu Dönemin Fikir Akımları

İmparatorlukta baskıcı ve istibdat yönetimi uygulamalarına karşı içte ve dışta çeşitli örgütlenmeler ve gruplar ortaya çıkıyordu. Bu grupların birçoğu sultanın hafiye teşkilatlarının korkusundan yer altında faaliyet göstermekteydiler. Özgürlükçülerin ilk kurultayı 1902 yılında Paris’te toplandı. Bu kurultay Abdülhamit’i devirmeyi planlıyordu. Zaten 1900 yılından itibaren rejim karşıtları özgürlük ve vatan adlı bir örgüt kurmuşlardı. Daha sonraları örgütün adı Osmanlı Özgürlük Cemiyeti olarak değiştirilip merkez olarak Selanik’i seçmiştir.(10)

2.Abdülhamit dönemi 33 yıl sürdü. Meşrutiyeti yeniden kurmak isteyenler, değişik muhalif gruplar Eylül 1907 yılında İttihat ve Terakki komitesini kurdular. Ardından Mart 1907 yılında 2.Osmanlı Özgürlükçüleri kurultayı Paris’te toplanarak Abdülhamit’i gerekirse zor kullanarak dahi olsa ve devirmeyi kararlaştırdı.(11)

1906 ve 1907 yıllarında ülkede özellikle İstanbul’da çok büyük karışıklıklar meydana geldi. Bu dönemde Enver Paşa’nın öne çıktığını görmekteyiz. İngilizlerin ve Rusların Reval Şehrinde bir araya gelerek Makedonya’nın Osmanlı devletinden ayrılması konusunda antlaşmaları üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti harekete geçti. Cemiyet, Avrupa devletlerinin Osmanlıların içişlerine karışmasını önlemek için meşrutiyet’in yeniden ilanını gerçekleştirmeye karar verdi. Cemiyete bağlı subaylardan Enver Bey Selanik’te Niyazi Bey Manastır’da kendilerine bağlı askerlerle ayaklandılar. Ayaklanmanın genişlemesinden çekinen 2.Abdülhamit, meşruiyeti yeniden ilan etmek zorunda kaldı.(1908)

2.meşrutiyetin ilanı sırasında meydana gelen karışıklıklardan yararlanan Bulgaristan, bağımsızlığını ilan ederken Avusturya, Bosna ve Hersek’ i; Yunanistan, Girit ‘i kendi topraklarına kattıklarını açıkladılar.(1908)

Tarık Zafer Tunaya 2.meşrutiyet Osmanlı tarihinde ilk defa siyasi fikirlerin ortaya çıkışı olarak değerlendirirken; 2. Meşrutiyeti Osmanlı tarihinin ve Türkiye’nin yakın tarihinin büyük olaylarından birisi olarak tespit etmiştir.(12)

Meşrutiyet’in 2.kez ilanı ülkede büyük bir sevinçle karşılanmakla beraber, bundan memnun olmayanlarda vardı. Meşrutiyet yönetimine karşı olanların kışkırtmaları sonucu 13 Nisan 1909 günü İstanbul’da ayaklanma çıktı. Bu ayaklanmada genç subaylar, bazı mebus ve gazeteciler öldürüldü. Ayaklanma haberi üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti, Hareket Ordusu adı verilen bir birliği, hemen Selanik’ten İstanbul’a gönderildi. Ordunun komutanı Mahmut Şevket Paşa, kurmay başkanı Mustafa Kemal idi. İsyan bastırılıp, suçlular yargılanarak cezalandırıldılar.(13).2.Abdülhamit tahttan indirilerek 5. Mehmet (Reşat ) padişah ilan edildi.

Munci Kapani İnsan Haklarının Uluslararası Boyutları adlı eserinde şöyle diyor; 1839 Gülhane Hattı Hümayunu (Tanzimat Fermanı)genellikle Osmanlı devletinde insan haklarının tanınması yolunda ilk önemli adım sayılır. Hatta bazı yazarlar bunu “Türklerin ilk haklar beyannamesi” olarak nitelendirmişlerdir. Ancak, büyük bölümü ile idare, maliye, askerlik ve adliye alanlarında birtakım ıslahat tedbirlerini öngören bu belge incelendiğinde, insan haklarıyla ilgili hususların sadece birkaç satır içinde yer aldığı görülür. Bunlar a) Can güvenliği b)Mal güvenliği c)Şeref ve hassasiyetin korunması d) Kişi güvenliği ile ilgili esaslar e) Gözetilmeksizin bu hakların bütün tebaaya eşit olarak tanınmasından ibarettir.( 14)

1.Dünya Savaşı sebep ve sonuçları bizim araştırmamızın dışındadır. Savaşın sonucunda Osmanlı İmparatorluğunun diğer imparatorluklar gibi yıkılması tabii ki Türk siyasal hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır.1.Dünya Savaşı’nın en önemli iki büyük olayı ile karşılaşıyoruz. Birincisi savaşın sonucunda batılı devletler Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak için kendi aralarında gizli anlaşmalar imzalayarak imparatorluğun dağılmasına sebep oldular. Batılı emperyalist güçler entrikalarla Osmanlıyı zayıflattılar. Sonunda Osmanlı topraklarının çoğunu kendi aralarında paylaştılar. İkinci ve daha önemli olan savaşın içinden Türkiye tarihinin en büyük kahramanı, siyasal lideri ve askeri dehası olan Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkeye damgasını vurması olmuştur. Onun üstün zekâsı ve olağanüstü siyasal öngörüsü sayesinde yıkılan imparatorluğun kalıntıları üzerine genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor. Savaşın bitiminde 30 Ekim 1918 yılında Mondros Mütarekesiyle (15) Osmanlıya çok ağır koşullar kabul ettiriliyor. Bunlar:

Kuşkusuz bugünler Türkler için kötü ve karanlık günlerdi. Üstelik savaş sonrası Vahdettin tahta çıkmış Jön Türklerin lider kadrosu olan Enver Paşa ve arkadaşları yurt dışına kaçmışlardır. Başkent İstanbul ve ülkenin birçok yeri işgal altına girmiştir. (16).Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Kurtuluş Savaşı bütün olumsuz şartlara bertaraf ederek bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Bu konu bizim araştırmamızın dışındadır, yalnız şimdi biraz geriye dönerek meşrutiyet dönemi fikir akımlarına bir göz atıyoruz.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem fikir ve ideolojik yapısını inceleyen hemen hemen bütün araştırmacılar bu döneme yani 19. Ve 20. Yüzyılın başlarında fikir ve düşünce akımlarını dört ana başlık altında değerlendirmeye almışlardır. Bunlar “Osmanlıcılık”, “Batıcılık”,”İslamcılık” ve “Türkçülük” olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Şimdi sırasıyla bu akımların üzerinde duracağız. Osmanlıcılık denince bütün Osmanlı halkını Osmanlıcılık fikri etrafında birleştirme yoluyla devletin düştüğü güç durumdan kurtulabileceği düşüncesidir.

Prof. Dr. Toktamış Ateş Osmanlıcılığı şöyle değerlendiriyor : “Osmanlıcılık”, Osmanlı imparatorluğu içindeki tüm etnik grupların(ulusların)etnik duyularının üzerinde bir “Osmanlı “ duygusunu yaratmak ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çıkarları yönünde çabalamayı özendirmek amaçlarına yönelik bir düşünce akımıdır.(17)

Batılı bir yazar da Osmanlıcılığı şöyle değerlendiriyor: Osmanlıcılık birkaç ulusu ve birkaç dinin inananlarını bir çatı altında toplayabilecek bir ülkenin ihtasıdır.(18)

İslamcılık ise özellikle Müslümanların bir araya getirilmesiyle devletin devamının sağlanacağına inananlarının düşüncesidir. Burada İslami örf, adet, gelenek ve göreneklerin ön plana çıktıklarını görüyoruz. İslamcılık ve temel yaklaşımları konusunda birçok tez ve fikir ortaya atılmıştır. Toktamış Ateş Cumhuriyet öncesi düşünce akımları arasında İslamcılığın diğer akımlara göre daha elverişli koşullara sahip olduğunu vurgulayarak nedenini de şöyle açıklamaktadır.”Zira her şeyden önce imparatorluğun varlık nedeni, temel felsefesi iktidarının kaynağı İslamiyet’e dayanmaktadır. Padişah otoritesinin kaynağını dinde bulmakla kalmamakta, yeryüzündeki tüm İslamların halifesi, , dinsel lideri durumunda görülmektedir. Düzen, tanrı kurallarının geçerli olduğu bir şeriat düzeni olmak savındadır. Bu bakımdan İslamcılar diğer düşünce akımlarının temsilcilerinin karşılaştığı bir dizi tepkiye hedef olmayacaktır .”(19)

Tarık Zafer Tunaya ise İslamcılık akımını 1. Meşrutiyetin en kuvvetli siyasi, fikir akımı olarak değerlendirmiş ve şu tespitte bulunmuştur : “İlmiye sınıfının imparatorluk içindeki nüfusu bu akıma Devlet teşkilatından faydalanarak geniş bir yayılma imkânı sağlamış ve şekillenmiştir. Devlet ödeviyle din ödevleri arasındaki ayniyet bu akımın Osmanlı ferdinin ve toplumun hayatlarına tamamıyla hâkim olmansın belli başlı sebebidir. Bu akım fikirlerini Sıratı Müstakim, Sebilürreşad, Beyanülhak gibi dergilerde yayınlamıştır.(20)

Osmanlıcılık ve İslamcılık düşüncelerinin devleti çöküşten kurtaramaması üzerine devletin esas unsuru olan Türklerin ön plana çıkarılarak vatanın kurtarılabileceğine inananların düşüncesi Türkçülük fikri etrafında birleşmiştir. Birçok fikir adamının bu akıma destek verdiğini görüyoruz. Bunların başında Ziya Gökalp gelmektedir. Ziya Gökalp, Namık Kemal ‘in özgürlükçü nasyonalizmine katkılarda bulunarak Türkçülük fikrine yeni bir ruh getirmiştir.

1923’te şöyle diyor : “Millet siyasi, coğrafi veya ırksal bir grup değildir. Millet ortak eğitim görmüş dil, mezhep, ahlak ve güzellik anlayışı olan kadınlar ve erkeklerin birliğidir. Biz herkesi Türk olarak farz etmeliyiz.(21).Toktamış Ateş Türkçülüğün diğer akımlara karşın geç başlamansa rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin örgütlenmesinde önemli ölçüde etkili olduğunu vurgulamıştır. Türkçülerin siyasal düşüncelerini yedi başlık altında toplanabilir.(22)

Ulusal bilinç, modernleşme ve siyasal bağımsızlığın yanında İslam dünyasıyla da iyi ilişkiler kurmayı düşünmüşlerdir. Saltanat konusunda duyarsız yalnız bütün Türkleri bir araya toplayacak bir devlet oluşturulmasından yanadırlar. Toktamış Ateş, Türkçülerin ulusal bağımsızlık savaşında aktif rol aldıklarını ve Cumhuriyetin düşünce yapısına katkıda bulunduklarını yazmaktadır.

Tarık Zafer Tunaya Türkçülük cereyanının gelişmesinin zamanın ihtiyaçların ve heyecanlarını temsil ettiği görüşündedir. Türk yurdu ve yeni mecmua gibi dergilerde fikirlerini açıklayan Türkçülük hakkında tespiti şöyledir : “Türkçülük cereyanı her şeyden önce bir milliyetçilik doktriniydi. Bu yönde gelişen bütün hareketlere ideolojik destek olmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu cereyanı İslamcılıkla birleştirerek Türkçülüğe ayrı bir özellik vermiştir. Türkçülük fikrinin kaynağı birinci Jön Türklerdir.(23)

Devletin kuruluşunun batıyı bütün tüm kurum ve kuruluşlarıyla örnek alarak sağlanabileceğine inanan düşünce akımına batılcık adı veriyoruz. Batıcılık veya orijinal adıyla” Garpçlık” imparatorluğun çöküşten kurtarabilmek ve batılı devletleri yakalayabilmek için batının izinden gidilmeli ve onların teknolojik gelişmesi ve kültürel gelişmeleri örnek alınmalıdır.

Tarık Zafer Tunaya; Batıcılık fikirlerinin en çok İçtihat Dergisinde yandaş bulunduğunu bu akımın ileri gelenleri Avrupa ve Amerika’nın Asya’ya nazaran ekonomik ve sosyal ilişkilerde muazzam bir ilerleme sağladıkları ve batıyı büyük bir medeniyet olarak değerlendirdiklerini vurgulamaktadır. Batının ekonomik ve sosyal hayatını almak bunun yanında Osmanlı toplumunu ilim ve teknik bakımdan tetkik etmeliyiz. Düşüncesinde olduklarını vurgulamıştır.(24)

Toktamış Ateş Batıcılığın ilk kez yeni Osmanlılar hareketiyle ortaya çıktığını Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi yenilik taraftarları Batının siyasal kurumlarının imparatorluk içerisinde uygulanması düşüncesini savunduklarını ve kendi aralarında iki gruba ayırdıklarını vurgulamıştır. Batıcıların belli başlı önerileri şu şekilde sıralanabilir: 1-Batılılaşmak yani Batı devletlerine benzer bir devlet haline gelmek kaçınılmazdır. 2- İmparatorluğun gelişmesine ve ilerlemesine din tek başına bir engel değildir. 3-Özel girişim desteklenmesi gereklidir. 4-Batıcılar Osmanlı İmparatorluğunu oluşturan unsurların birliğinden yanadır.5-Batıcıların Latin Alfabesinin benimsenmesi gibi radikal sayılabilecek düşünceleri savunmuşlardır.(25)

Bu dört akımın yanı sıra bazı yazarlar başka düşünce akımlarının da var olduğundan söz etmişlerdir. Örneğin Prens Sabahattin Bey’in öncülüğündeki meslekçiler Türkiye nasıl kurtarılabilir başlığı altında Doğu ve Batı arasında bitmez tükenmez bir çarpışma olduğuna inançlarını dile getirmişlerdir.(26)

Tarık Zafer Tunaya Dr. Refik Nevzat ve gazetesi “Beşeriyetten”söz etmiş ve sosyalistlerin fikirlerini şöyle değerlendirmiştir: İkinci Meşrutiyetin siyasi fikir cereyanları içinde en zayıf olanı hiç şüphesiz sosyalist cereyandır. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk sosyalist partisi,1910 tarihinde kurulmuştur. Bu parti beyannamesinde sosyalizmin Osmanlı İmparatorluğu’nda uygulanmasını istemiştir. Gerek beyanname gerek parti programındaki fikirler sosyalizmin klasik açıklamalarından öteye gitmemiştir. Osmanlı sosyalistleri Batıda insan haklarının masumiyetinin Türklere de tanınmasını sosyalizmin kabulüne bağlamışlardır.(27)

Kara_agacli@yahoo.com

KAYNAKLAR

1.Tarık Zafer Tunaya, Türklerin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri, İstanbul, Yedigün Matbaası 1960,s.32

2.Tanzimat Fermanına göre: 1-Müslüman, Hrıstiyan ve Musevi bütün halkın can mal ve namus güvenliği sağlanacak,2:Herkesten belli yöntemlere ve kazancına göre vergi alınacak,3-Askerlik işleri sağlam kurallara bağlanacak 4-Herkes kanun önünde eşit olacak, 5-Herkes mal ve mülküne sahip olacak ve miras bırakabilecek. 6-Devletin, vatandaşın malını el koyması usulü (müsadere) kaldırılacaktı.

3.Ahmet Rasim, Osmanlı İmparatorluğu’nun Reform Çabaları İçinde Batış Evreleri, İstanbul, Çağdaş Yayınları 1987,s.206-207

4.Bkz.Tunaya ,a.g.e. s.38-39

5.Toktamış Ateş, Türk Devrim Tarihi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Yayını ,1980.s,62

6.Islahat Fermanı’nca tanınan haklar: 1-Bütün Osmanlı halkının can,mal ve namusunun korunması ve kanun önünde eşit sayılması,2-Herkesin dil ,din özgürlüğüne sahip olması 3-Devlet hizmetlerine ,askerlik görevine ve okullara Müslüman olmayanların da alınması 4-Vergilerde eşitlik sağlanması 5-Mahkemelerin açık yapılması,ticaret ceza ve cinayet davaları için karma mahkemelerin kurulması 6-Rüşvetin önlenmesi 7-Resmi yazılarda azınlıklar için kötüleyici sözler kullanılmaması kabul edildi.

7.Richard Robinson Türkiye Cumhuriyeti , (The First Turkish Republic Harvard Universty 1963)Çev.Ireç Emiri,Tebriz,İlmiye Yayınları ,1979 s.16-17

8.Bkz.Ateşt a.g.e. s.62-63

9.Bkz.Tunaya a.g.e.s.44

10.Bkz.Robinson a.g.e. s.123

11.Bkz.Robinson a.g.e. s.123

12.Bkz Tunaya a.g.e.s.75

13.Bkz.Robinson a.g.e. s.18

14.Münci Kapani; İnsan Haklarını Uluslar arası Boyutları, İstanbul Bili Yayınevi 1987 s.115

15.Mondros Mütarekesine göre: 1-Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe girişin sağlanması yanında bu yerlerdeki istihkamlar tarafından işgal edilecektir.2-sınırların korunması ve iç asayişin sağlanması dışında,Osmanlı ordusu hemen terhis edilecektir.3-Osmanlı gemileri teslim alınıp,gösterilecek limanlarda göz altında bulundurulacaktır.4-İtilaf Devletleri,güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa ,herhangi stratejik noktaları işgal edebilecektir.5-Osmanlı demir yollarından İtilaf Devletleri yararlanacaklar ve Osmanlı ticaret gemileri,müttefiklerin emrinde olacaktır.6-Toros tünelleri,İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecektir.7-Hükümet haberleşmesi dışında telsiz,telgraf ve kabloları İtilaf Devletlerinin denetimine girecektir.8-Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa,bu vilayetlerin herhangi bir kısmını İtilaf Devletleri işgal edebilecekler.9-Trablus ve Bingazi’de ki Osmanlı subayları,en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaklardır.10-Hicaz,Asir,Yemen ve Suriye’de ki kuvvetler ,en yakın İtilaf Devletleri komutanlarına teslim olacaklardır.

16.Bkz.Robinson a.g.e.s.21-22

17.Bkz. Ateşt a.g.e.s.58

18.Bkz.Robinson a.g.e.s.21

19.Bkz.Ateşt a.g.e. s.66

20.Bkz.Tunaya ,a.g.e.s.82

21.Bkz.Robinson a.g.e.s.23-24

22.1-Tüm Türklere bir ulus bilinci ve ulusal ülkeler aşılanmalıdır.2-Batı taklitçiliği olmayacak şekilde modernleşme gerçekleştirilebilir.3-İslam dünyasıyla iyi ilişkiler kurulmalıdır.4-Kapitülasyonlardan kurtulmak ulusal bir ekonomik politika izlenmeli 5-Türkçüler Osmanlı İmparatorluğunun bütünlüğünün korunması konusunda umutsuzdurlar.6-Kültürel bağımsızlığın gerekliğine inanmaktadırlar.7-Türkçülerin son amacı tüm Türkleri bir araya toplayacak bir devletin oluşturulmasıdır.(Bkz. Ateş a.g.e.s.74-75)

23.Bkz.Tunaya a.g.e.s.87-88

24.Bkz.Tunaya a.g.e.s.79

25.Bkz.Ateş a.g.e.s.64-65

26.Bkz.Tunaya a.g.e.s.92

27.Bkz.Tunaya a.g.e.s.95







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 470
Toplam Tekil 1637531
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu