Atatürk’ün Türk Diline ve Dilde Birliğe Verdiği Önem - Günay Günaydın - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Atatürk’ün Türk Diline ve Dilde Birliğe Verdiği Önem - Günay Günaydın
Tarih: 15.01.2009 > Kaç kez okundu? 2503

Paylaş


Bu yazımızda, Atatürk’ün çok önem verdiği ancak bizlerin O’nun kadar üzerine titremediğimiz bir konuyu ele almayı tercih ettik. Atatürk’ün Türk diline verdiği önem, bu makalemizin temelini teşkil ediyor.

Millet kavramı; birbirlerine birtakım bağlar ile bağlanmış insanlardan meydana gelen topluluk olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlar ana hatlarıyla; ırk birliği, dil birliği, din birliği, siyasi varlık birliği, yurt birliği, tarihi yakınlık ve ahlâkî yakınlıktır. Sıradan insan topluluklarını millet haline getiren bağlar, işte bu bağlardır.

Aynı dili konuşmayan sıradan bir insan topluluğunun, millet olabilmesi mümkün değildir. Hatta bir görüşe göre millet; aynı dili konuşan insanların meydana getirdiği topluluktur. Bir milletin meydana gelebilmesi ve bir devletin kurulabilmesi için öncelikle o topluluktaki bireylerin birbirleriyle konuşup, anlaşabilmeleri gerekmektedir.

Dil, tarih boyunca insanlar arasındaki en güçlü iletişim aracı olmuştur. Birbirini anlamayan insanların, aynı coğrafyada yaşayabilmeleri ve ortak çıkarlarını koruyabilmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla milletleri bir arada tutan değerlerin başında, dil birliği gelmektedir.

Bir milletin varlığını meydana getiren şey, o milletin geçmişidir. Geçmişi kuşaktan kuşağa taşıyan dil, o milletin edebiyatı ve tarihiyle bir başka vücut kazanır. Geçmişine sahip çıkamayan; dilini, edebiyatını ve tarihini ihmal eden milletler, yıkılmaktan ya da başka milletlerin boyunduruğuna girmekten kurtulamazlar. Tarih, bu tür örneklerle doludur.

Bu konuda Ata’mız; “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil, şu’urla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” demiş ve yalnızca toprağın değil, dilin de işgâle uğrayabileceğini önemle vurgulamıştır.

Bu gerçeğin her zaman farkında olan ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Sizler, ölene kadar Türk gençliğini yetiştirecek ve öz Türkçe’yi bir kültür dili yapmaya çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, medeniyete bu yolla kavuşabilir.” diyerek medeniyete giden yolu da açıkça göstermiş, hatta vasiyet etmiştir.

Türk dilinin, kültür dili yapılması yolunda atılacak ilk adımı da şöyle ifade ediyor ulu önderimiz: “Zengin lûgatımızın toplandığı gün, milli varlığımız, en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası, dil birliğimizin korunmasıyla mümkün olacaktır.”

Atatürk, her şeyden önce Türk milliyetçisiydi. Politikası, ileride Türk devletleriyle işbirliği yapmak, milliyetçilikten kesinlikle taviz vermeden ekonomide ve dış siyasette küresel davranmak, batıya bağımlı olmaksızın dünyaya açılmaktı. Mustafa Kemal Atatürk, zamana ve koşullara uymazdı. Çünkü zamanı ve koşulları kendisi belirlerdi. Dil konusunda da böyle davranmıştı. Sık sık çevresine; “İstanbul’da çıkan bir dergiyi, Kaşgar’daki Türk de anlayabilmelidir.” derdi. Ulu önderimiz daha 1933 yılında, bir gün Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılacağını, Türk Devletleri’nin kucaklaşabilmelerinin, kültürel ve ekonomik işbirliği içinde olabilmelerinin temel koşulunun, öncelikle birbirlerini anlayabilmek olduğunu söylemişti. Bunun içinde de Türk dili araştırılmalı, incelenmeli ve bütün Türklerin anlayabileceği bir Türkçe geliştirilmeliydi.

Bu konuda söylediği şu sözleri dikkat çekicidir: “Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alâkalı olmasını isteriz.”

İşte Mustafa Kemal Atatürk bu düşünceler ışığında; “Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her mefhûmu ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Türk milletini ve Türk dilini medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.” demiş ve 12 Temmuz 1932 günü Türk Dil Kurumu’nu, yani o zamanki ismiyle Türk Dili Tedkîk Cemiyeti’ni kurmuştur. Atatürk’ün kendi el yazısıyla hazırladığı çalışmada, Türk Dili Tedkîk Cemiyeti’nin çalışma alanları şu başlıklar altında toplanmaktaydı:

1- Filoloji ve Lengüistik

2- Lûgat ve Istılah

3- Gramer ve Sentaks

4- Etimoloji

Bu kurum; 17 Ağustos 1983 günü çıkartılan yasa ile başbakanlığa bağlı, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içinde yer alan bir devlet kuruluşuna dönüştürülünceye kadar, 51 yıl, 3 ay, 7 gün boyunca varlığını sürdürmüştür.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 5 Eylül 1938 günü Dolmabahçe Sarayı’nda düzenleyerek, İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter’e teslim ettiği vasiyetnamesi şöyledir:

“Mâlik bulunduğum bütün nukûd ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkûl ve gayrimenkûl emvâlimi, Cumhûriyet Halk Partisi’ne âtîdeki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum:

1- Nukûd ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemâlandırılacaktır.

2- Her seneki nemâdan, bana nisbetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbûle’ye ayda bin, Âfet’e sekiz yüz, Sabiha Gökçen’e altı yüz, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki yüzer lira verilecektir.

3- Sabiha Gökçen’e bir ev de alınabilecek para verilecektir.

4- Makbûle’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.

5- İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmâl için muhtaç oldukları yardım yapılacaktır.

6- Her sene nemâdan mütebâkî miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumları’na tahsis edilecektir.

K. Atatürk

Ulu önderimiz Atatürk’ün vasiyetnamesinin 6. maddesine dikkat çekmek isterim. Bu madde, Mustafa Kemal Atatürk’ün; Türk Tarihi’ne, Türk diline ve Türk dil birliğine verdiği önemin en açık delili değil midir?

“Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili, dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlâkını, an’anelerini, hatıralarını, menfaatlerini kısacası bugün kendi milletini yapan her şeyin, dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” diyerek, bu konudaki düşüncelerini açıkça ortaya koyan Mustafa Kemal Atatürk’ün, vasiyetinde Türk Tarih ve Dil Kurumları’na para ayırmasından daha tabi ne olabilir?

Türkçe’nin her kavramı ifade etme yeteneği olduğuna inanan Atatürk’ün, Türk dili konusunda ne kadar yetkin ve bilgi sahibi olduğunu, bir örnekle anlatmaya çalışalım.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Anıtkabir’de sergilenen özel eşyalarının arasında, bir telgraf yer alır . Bu telgraf, Atatürk tarafından, manevi kızı Sabiha Gökçen hanıma gönderilmiştir. Yaşamım boyunca Anıtkabir’e hatırlayamadığım kadar çok ziyaretlerde bulundum. Yine yıllar önce yaptığım ziyaretlerimin birinde sözünü ettiğim bu telgrafı okurken bir kelime son derece dikkatimi çekmişti. Hafızam beni yanıltmıyorsa bu telgraf ana hatlarıyla şöyleydi:

“Muhterem uçman kızım Sabiha;

Muvaffakıyyetini memnuniyyetle öğrendim. Devamını temenni eder, öperim gözlerinden sevgili yavrum.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK”

Bu telgrafta yer alan ve koyu harflerle yazarak ön plana çıkartılmaya çalışılan uçman kelimesine dikkatinizi çekerim.

Yıllardan beri okullarımızda Dil Bilgisi dersleri verilir. Bu ders, Türkçe dersi kapsamında yedirilmiş olarak verilir öğrenciye. Türkçe’nin dil özellikleri, yapım ekleri, ismin türleri ve durumları gibi konular anlatılır da anlatılır, zavallı öğrenciler de gerilir de gerilir bu derslerde.

Türk Dil Bilgisi dersinin aslında ne kadar önemli olduğunu, aradan uzun yıllar geçtiği zaman anlayabildim. Nasıl mı? İşte Atatürk’ün yukarıda yazdığım telgrafını okuduktan sonra.

Pilot kelimesi, bir İngilizce kelimedir. Anlamı da hepimiz tarafından bilindiği üzere, uçağı kullanan ya da uçak kullanmakla görevli olan kişidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, daha 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, uçmak kelimesinden uçman kelimesini türetmiş. Tıpkı, öğretmek kelimesinden öğretmen, saymak kelimesinden sayman, yazmak kelimesinden de yazman kelimelerinin türetildiği gibi. Yani bir emir durumundaki fiilin (eylemin) sonuna, en ya da an eki getirildiğinde, o fiili yapan kişi anlamındaki isim elde ediliyor. Ekler, Türk dilinin yaratım ve türetim olanaklarını sınırsız kılmaktadır. Şunu kesinlikle vurgulamak zorundayız ki Türkçe’nin bu doğurganlık özelliği yeterince kullanılamadığı sürece, Türkçe’nin gelişmesi mümkün değildir.

Dil Bilgisi dersi öğretilirken söz konusu bilgilerin neden ve ne için öğretildiğinin bilincine varılsaydı, öğrenciler birer yetişkin insan olduklarında Türkçe’ye sahip çıkarak dilimizi geliştirir, yeni terimler ve kelimeler türetebilirlerdi. O dil bilgisi dersleri her şeyden önce; dilimizi, dilimizin doğurganlık özelliğini ve kelime türetebilmenin yollarını öğretiyor.

Türkçe’nin gelişmesinin tek yolu, dilimizi yabancı diller boyunduruğundan kurtarmaktan, doğru ve yeni terim üretebilmekten geçmektedir. Bu yolla ilk öğrenimini tamamlayan her Türk vatandaşı, dilimize önemli ölçüde katkıda bulunabilir. Böylece dilimize, yabancı kökenli ya da uyduruk kelimeler giremez.

Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk geometri kitabını yazan kişinin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu çok az kişi bilmektedir. Üçgen, kare, dikdörtgen, dörtgen, beşgen, altıgen, sekizgen gibi geometri kelimelerini ve daha bir çoklarını Atatürk türetmiştir. Maalesef bizler Ata’mızın geometride gösterdiği terim türetme başarısını, hukuk ve tıp dilimizde gösteremedik. Hukuk dilinde Arapça ve Farsça’yı, tıp dilinde de Lâtince’yi kullanmayı marifet bildik.

Bir milleti millet yapan öğelerin başında, dil birliğinin geldiğini farkına varan Mustafa Kemal Atatürk, Türk dilinin yabancı diller boyunduruğundan kurtarılması gerektiğini her fırsatta vurgulamıştır. Pilot anlamına gelen uçman kelimesini türetmesi de bu konuya ne kadar önem verdiğinin başta gelen göstergesidir. Ulu önderimiz, dilini yitirmeye başlamış bir milletin, her şeyini yitirmeye mahkum olacağını çok iyi bilmekteydi.

20. yüzyılda yetişmiş olan liderlerden çok farklıdır Mustafa Kemal Atatürk. O, diğer liderler gibi devlet adamı ve asker olmanın da ötesinde, çağının en büyük inkılâpçısıdır. Kıyafette, dilde ve çok çeşitli konularda yaptığı köklü inkılâplar, her liderin altından kalkabileceği işlerden değildir. Bu özelliklerinden dolayı Mustafa Kemal Atatürk, 20. yüzyılın yetiştirdiği en büyük liderdir.

Doğru düşünerek, doğru konuşarak ve doğru yazarak dilimize sahip çıkmak, Atatürk’ün davranışlarından, yazdıklarından, yaptıklarından ders almak, hepimizin görevi olmalıdır. Aksi halde yaptıklarımız, kuru kuruya Atatürkçülük’ten öteye gitmeyen davranışlar olacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğinden istediği, kendisini bir çift gözle değil, akılları ve yürekleriyle görmeye çalışmalarıydı. “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir.” derken bunu kastetmekteydi.

Güçlü Türkiye’nin anahtarı, Atatürkçülük’tür. Atatürk’ün üzerine titrediği Türk dili zenginleştirilmeden, Türk Dünyası’nda dil birliği sağlanmadan, bu anahtarın her kapıyı açabilmesi mümkün görünmemektedir.

Ne demişti ulu önderimiz? “Öğretmen mum misâlidir. Etrafını aydınlatır ancak kendisi erir ve tükenir.”

Başöğretmenimiz olan Atatürk’ümüz de milletini aydınlattı, sonunda eridi ve tükendi. Ancak unutmayalım ki tükenen sadece Ata’mızın naçiz vücuduydu. Etrafına saçtığı aydınlık, hâlâ önümüzdeki en kıymetli ve tek kılavuzumuzdur.

“Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana karşı çıkanlar olabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki bu fikirler Hindistan’dan, Mısır’dan döner dolaşır, gene gelir, feyizli neticeleri kalplerimizi doldurur.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

KAYNAKÇA



1- “Türkçe Sözlük”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1988

2- “İmlâ Kılavuzu”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2000

3- KOÇ, Yusuf; KOÇ, Ali; “Başbuğ Atatürk”, Kamu Birlik Hareketi Eğitim yayınları (8. Basım), Ankara, 2006

4- KOÇ, Yusuf; KOÇ, Ali; “Tarihi Belgeler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk”, Kamu Birlik Hareketi Eğitim yayınları (12. Basım), Ankara, 2007

5- ÖZEL, Sevgi; ÖZEN, Haldun; PÜSKÜLLÜOĞLU, Ali; “Atatürk’ün Dil Kurumu ve Sonrası”, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1986

6- ÜLKÜTAŞIR; M. Şakir; “Atatürk ve Harf Devrimi”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, (Basım Tarihi Yok)

7- “Türk Tarih Kurumunca Düzenlenen Yazı Devriminin 50. Yılı”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, (Basım yeri ve Tarihi Yok)

8- TANKUT, Hasan Reşit; “Atatürk’ün Dil Çalışmaları, Atatürk ve Türk Dili”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1963

9- İNAN, Afet; Türk Dili Dergisi, Türk Dil Kurumu, Sayı: 170, Ankara, 1965

10- AYKUT, Mahmut Atilla; “Zaferi Tamamlayan İnkılâp”, İleri Gazetesi’nden, TDK Yıllık, Ankara, 1944

11- ZÜLFİKAR, Hamza; “Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1991

Dipnotlar:

Hacettepe Üniversitesi, Ankara Devlet Konservatuvarı, Müzikoloji Bölümü Öğretim Görevlisi.

TANKUT, Hasan Reşit; Atatürk’ün Dil Çalışmaları, Atatürk ve Türk Dili, Türk Dil Kurumu, Sf: 134, Ankara, 1963

İNAN, Afet; Türk Dili Dergisi, Türk Dil Kurumu, Sayı: 170, Sf: 76, Ankara, 1965

AYKUT, Mahmut Atilla; Zaferi Tamamlayan İnkılâp, İleri Gazetesi’nden, TDK Yıllık, Sf: 63, Ankara, 1944

Nukûd: Nakit, para.

Âtîdeki: Aşağıdaki.

Anıtkabir’de sergilenen eşyaların, Atatürk’ün bütün eşyaları olmadığını unutmayınız. Atatürk’ün eşyaları, dönemlik bakımları yapıldıktan sonra Anıtkabir’deki müze raflarında parça parça sergilenmektedir. Bu nedenle tek ziyaret yaparak Atatürk’ün bütün eşyalarını görebilmek olanaksızdır.

Atatürk’ün mânevî kızı olan Sabiha Gökçen, Türkiye’nin ilk Türk bayan pilotudur.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 22
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 688
Toplam Tekil 1642859
IP 54.197.150.143






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.311 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu