Bahreyn Krizi - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Bahreyn Krizi - Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Tarih: 31.03.2011 > Kaç kez okundu? 2231

Paylaş


Son iki ayda Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgelerinde diktatörlerin devrilmesine, uzun zamandır iktidarları tekellerinde bulunduran yönetimlerin sona ermesine, halk ayaklanmalarına, hatta devrim diye nitelendirilebilecek siyasal gelişmelere şahit olmaktayız. Ortadoğu ve Afrika’nın siyasal tarihini inceleyenler, bu coğrafyada vuku bulan bütün devrim, darbe veya benzeri yönetim değişikliklerinin genellikle kanlı ve şiddetli olduğunu bilmektedirler.







Yakın geçmişte de Kuzey Afrika’nın en istikrarlı ülkelerinden sayılan Tunus ve Mısır’daki yönetim değişikliklerinin ardından değişim ve devrim talebi ilerleyerek Orta Doğu’nun hemen hemen bütün bölgelerini sarmıştır.





Ne yazık ki Libya ve Yemen’deki değişim talepleri, iktidardaki diktatörlerin her ne pahasına olursa olsun köhnemiş iktidarlarını sürdürme inadı bu ülkelerde büyük can ve mal kaybına yol açmıştır ve açmaktadır. Mazlum Libya halkı, 40 yıllık diktatörleri Muammer Kaddafi yönetimine isyan bayrağı açıp demokratik taleplerle başlattıkları hareketin arifesinde ABD, Fransa ve İngiltere ve diğer Batılı devletlerin son model teknolojik uçak, silah ve bomba denemeleri ile karşı karşıya kalmıştır. Ayrıca, harekâtın başlamasından daha kısa bir süre geçmesine rağmen çok sayıda sivil vatandaş canını ve malını kaybetmiştir.





Yemen’de ise, diktatör Ali Abdullah Salih halkın demokratik talep ve isteklerine silah ve mermi ile karşılık vererek daha şimdiden yüzlerce sivil vatandaşın ölümüne neden olmuştur. Bu şiddet uygulamasının ayarı öylesine kaçırılmıştır ki, başta El-Ehmer kabilesinin önde gelenlerinden Yemen ordusunun önemli komutanlarından General Ali Muhsin El-Ahmer başta olmak üzere pek çok sivil ve askeri bürokrat halkın isyanını haklı görerek Ali Abdullah Salih’i terk etmişlerdir.





Bu analizde Orta Doğu’da gerçekleşen halk ayaklanmalarından pek de dünya kamuoyuna yansımayan veya bilinçli olarak yansıtılmayan Bahreyn ve bu ülkede meydana gelen olayları açıklamaya çalışacağız. Bahreyn 665 km2 büyüklüğü ile 30 adadan oluşmaktadır. Ülke, dünyanın en küçük ülkelerinden birisi konumundadır. Basra Körfezi’nde Suudi Arabistan’ın komşusu olan bu ülkede, 1 milyon civarında insan yaşamaktadır. Küçük bir ada konumundaki bu ülke 25 km’lik El Faysal köprüsüyle Suudi Arabistan’a bağlanmıştır. Elde olan bilgilere göre, yılda 2 milyon Suudi vatandaşı ülkelerindeki kurallar gereği uygulanan eğlence ve benzeri yönlerdeki kısıtlamalardan dolayı Bahreyn’e gidip burada bulunan eğlence merkezlerinde günlerini gün etmektedirler. Açıkçası Bahreyn normal şartlarda kafeleri, gece kulüpleri, gazinoları ve benzeri eğlence imkânlarıyla Suudiler için küçük bir “Las Vegas” konumundadır.







Bahreyn, çok eski zamanlardan beri yerleşim yeri konumunda olmuştur. Asurlular, Babilliler, Yunanlılar ve Perslerden sonra Müslümanlığın ortaya çıkması ile birlikte Arapların hâkimiyetine girmiştir. Bahreyn, 1500’lü yıllarda bütün bölgede olduğu gibi Portekizlilerin sömürgesi olmuş, 1. Dünya Savaşı’na kadar olan sürede 400 yıl Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde kalmıştır. 1971 yılına kadar İngiltere hâkimiyetinde bulunan Bahreyn, aynı zamanda İran sınırları içerisinde görünüp başkenti Manama idi ve bir milletvekili ile İran parlamentosunda temsil edilmekteydi. O tarihte İngiltere’nin körfezden çekilmek zorunda kaldığı sırada, Bahreyn de BM gözetiminde yapılan halk oylamasında halkın büyük çoğunluğu bağımsızlık yönünde oy kullanınca bağımsızlığına kavuşmuştur.





Ülke nüfusunun %70’ini Şiilerin oluşturmasına rağmen Bahreyn 170 yıldan beri Sünni Ağli Halife emirleri tarafından yönetilmiştir. Ülkede var olan zengin yer altı kaynaklarına rağmen nüfusun çoğunluğunu oluşturan Şiiler bu zenginlikten faydalanamamakta, devlet idaresi ve bürokrasiden uzak tutulmaktadırlar. Bahreyn halkı uzun zamanlardan beri Ağli Halife ailesinin ülkede uyguladığı baskı ve şiddet politikalarına karşı seslerini yükseltmiş, fakat her seferinde yönetimin sert tepkisi ile karşılaşmıştır. Son dönemlerde bütün bölgeyi saran hak, hukuk, demokrasi ve özgürlük dalgaları Bahreyn limanlarına yanaştığında yönetim yine şiddet ve baskı yöntemini uygulamaya ve halkın haklı taleplerini yerine getirmeyerek onları terörist, yabancı devletlerin ajanı ve başka suçlayıcı sıfatlandırmalarla bastırmaya çalışmıştır. 2002 yılında Şeyh Hamed Bin İsa, o güne kadar kullandığı Emirlik yerine Padişah unvanını kullanmaya başlamıştır. Yeğeni Şeyh Halife Bin Selman 40 yıldır Başbakanlık görevini yürütmekte ve ülkenin bütün kaynaklarını kendi aile ve yakın çevresine dağıtmaktadır.





Halkın özgürlük ve demokrasi talepleri yaygınlaşıp örgütlü bir hale dönüşünce, Bahreyn’de de halk Kral ve etrafındakilerin yolsuzluk ve baskı politikalarına karşı çıkıp başkent Manama’da İnci Meydanı’nda toplanmıştır. Kral, Mısır’daki Tahrir Meydanı benzeri bir direniş ve eylem şekli benimseyen muhalif halkın üzerine paralı askerlerini yollayıp ateş açmasını sağlamıştır. Birçok gösterici öldürülmüş, birçoğu da yaralanmıştır. Olayın en vahim yönü ise başka ülkelerde pek rastlamadığımız, yönetimin Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden halkı bastırmak ve sindirmek için yardım talep etmesidir.





Manama’nın İnci Meydanı’ndaki Bahreyn halkının haklı demokrasi talepleri ve yolsuzluklara karşı haykırışlarını şiddetle bastıran Bahreyn Kralı’na yönelik bugüne kadar başta ABD ve Batılı yönetimlerden, hatta kitle haberleşme araçlarından bir tepki gelmemiştir. Bahreyn’de meydana gelen olaylara Batı’nın ve özellikle ABD’nin duyarsız kalması hatta Suudi komandoların halkı şiddet kullanarak bastırmalarına destek vermelerinin en önemli sebeplerinden birisi bu küçük ülkenin jeopolitik ve jeostratejik konumundan kaynaklanmaktadır. Unutmayalım ki, Bahreyn halen ABD’nin 5. Filosu’na ev sahipliği yapmakta, bunun yanı sıra bu küçük ülkede Batılılara ait askeri üs ve havaalanı bulunmaktadır. ABD’nin bu savaş filosunda 30 savaş gemisi hizmet vermektedir. Bu savaş gemilerinden 2’si uçak gemisidir. Filoda 3 bin ABD’li subay görev yapmaktadır. 2003 yılında Irak diktatörü Saddam Hüseyin’in devrilmesine yol açan askeri harekâtta bu filo önemli rol üstlenmiştir. Hâlihazırda Bahreyn adasında ABD tarafından 7 hektarlık bir alanda 580 milyon dolar bütçeli bölgenin en önemli deniz üssü ve limanı inşa edilmektedir. Normal şartlarda bu deniz üssünün 2015 yılında hizmete girmesi beklenmektedir.





Tabiatı ile Bahreyn halkının demokrasi talep ve istekleri gerçekleşip bağımsız bir Bahreyn devleti kurulduğu takdirde, bölge devletlerinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için potansiyel tehlike oluşturan 5. Filonun bu ülkede konuşlandırılması tehlikeye girecektir. Eğer Bahreyn rejimi bağımsız bir devlet konumunda olsaydı, dünya kamuoyu çoktan mevcut hükümete karşı yürütülen halk ayaklanmasının liderlerini tanımış olacaklardı.







2005 yılında yapılan parlamento seçimlerinde, seçim bölgeleri öylesine düzenlenmiştir ki, ülkenin %70’ini oluşturan Şii çoğunluk parlamentoda azınlık durumundadır. Devlet ve bankaların kilit noktalarında yer verilmeyen Şia çoğunluk umutsuzluğa düşmekte ve yönetime muhalefet etmektedir. Buna rağmen Bahreyn’i yakından tanıyanların ittifak ettikleri bir husus vardır ki, Bahreynli Şialar kendilerini Bahreynli hissedip ülkelerine ve ülkelerinin geleceğine bağlı hissetmektedirler.





Bahreyn muhalefetinin en önemli liderlerinin başını din adamı Şeyh İsa Kasım yürütmektedir. Şeyh Kasım, Bahreyn halkının nezdinde büyük bir saygınlığa sahiptir. Hükümet her zaman bu dini liderin faaliyetlerini engellemeye ve sesini kısmaya çaba göstermektedir. Bahreyn parlamentosunda 40 kişilik milletvekilinden 18’i muhalif Elvefak Partisi mensubudur. Olaylar başladıktan sonra bu milletvekilleri meclisten çekilmişlerdir. Bu partinin liderleri ve üyeleri de büyük baskıyla karşı karşıya kalmaktadır. Halk hareketinin en önemli liderlerinden biri de Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Hareketi Örgütü lideri Hasan Meşime’dir. Hasan Meşime Bahreyn halkı nezdinde önemli bir saygınlığa sahiptir. Ayrıca, bu örgütün ileri gelenlerinden Abdülcelil El-Senkis de hareketin önde gelenlerindendir. Bu anlamda halka önderlik edenlerden Mehmed Mikdad, Elvefak Partisi’nden Casim Hüseyin, milletvekilliğinden istifa eden Mether İbrahim, Elvefak Partisi’nin liderlerinden Abdülcelil Halil İbrahim, yine bağımsız politikacı Sadık El Cemri, Vefte Partisi’nin lideri İbrahim Şerif, Hılas (Kurtuluş) Hareketi Genel Başkanı Abdül Rauf El Şuayp, Sünni Milli Demokrat Cemiyeti’nden İbrahim Şerif, El Vefa Hareketi lideri Abdül Vahab Hüseyin, bağımsız politikacı Hasan El Hebdat, Abdül Hadi El Muhazar, İnsan Hakları Derneği Başkanı Nebil Recep, Elvefak Partisi’nden istifa etmiş milletvekili Mehmet Seit Mecit yine İnsan Halkarı Savunucuları Muhammed El Mesketi, Nami Fethil ve Abdül Hadi El Hace’yi sayabiliriz.





Demokrasi talepleri ve Ağli Halife ailesinin devrilmesini talep eden aydınlar ve insan hakları savunucuları hükümet tarafından mezhep savaşını körüklemekle suçlanmışlardır. Bu yönde faaliyet gösteren pek çok demokrat yazar ve gazeteci ölümle tehdit edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiserliği bu gazetecilere yönelik ölüm tehditlerini kınamıştır. (1)





Ağli Halifeye baş kaldıran halk hareketi, 14 Şubat 2011’de ilk eylemlerini yaptıklarından dolayı kendilerine 14 Şubat Hareketi adını vermişlerdir. Hareket, yukarıda adı geçen siyasilerin, insan hakları savunucularının, din adamlarının, gazeteci ve yazarların desteğini de alarak kitlesel eylemler yapmaktadır.





Kral Hamed Bin İsa Ağli Halife önceleri halk hareketinin bu denli güçlenip örgütlü hale geleceğini tahmin etmediği için veliahtı olan Şeyh Selman Ağli Halife aracılığıyla halkın demokratik taleplerini ve yolsuzluğa karşı isyanlarını değerlendireceğini beyan ettiyse de; olayların gelişmesi ve büyümesinin ardından isyancıları yabancı devletlerin ajanları ve terörist olarak niteleyip 3 ay boyunca ülkede olağan üstü durum ilan etmiştir. Ardından Suudi rejiminden ve Körfez İşbirliği Konseyi üyesi diğer devletlerden kendi halkını bastırmak ve sindirmek için yardım talep etmiş, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden 3 bin asker ülkeye girmiştir.







Bahreyn olayları ile ilgili Batı genellikle suskun kalmayı yeğlerken, hatta ABD zımni olarak Suudi Arabistan’ın bu ülkenin iç işlerine müdahale ederek muhalefete karşı icra edilen harekata destek verirken, İslam ve Arap dünyasından farklı tepkiler gelmeye başlamıştır. Bu doğrultuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bahreyn’de meydana gelen olaylarla ilgili “yeni Kerbelalar istemiyoruz” nitelemesi Türkiye’nin bu husustaki tavrını net ortaya koymuştur. Türkiye’nin yanı sıra İslam âleminin en önemli devletlerinden biri konumunda bulunan Mısır’ın da tavrı önemlidir. Bunun nedeni ise Mısır’ın da Sünni âleminin en büyük devletlerinden birisi olmasıdır. ABD güdümündeki Hüsnü Mübarek yönetiminin halk isyanıyla devrilmesi sonucunda yönetimi üstlenen geçici askeri yönetim ve diğer Mısırlı siyasilerin tavrı çok önem arz etmektedir. Pek çok Mısır siyasi partisi Bahreyn’de muhalefete yönelik şiddet politikasını kınamıştır.





Kahire’de faaliyet gösteren ülkenin en önemli stratejik araştırma merkezlerinden biri olan Fahrab-i Siyasi Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Ali Abulheyr olayları şöyle değerlendirmiştir: “Bahreyn devleti, olayların arkasında İran’ın olduğunu iddia etmektedir. Oysaki esas Basra Körfezi devletleri Bahreyn halkının bastırılmasında hükümete destek olmaktadır. Bahreynliler Mısır, Tunus ve Libya’daki devrimlerden etkilenmiş sokağa dökülmüştür. Açıktır ki, önümüzdeki dönemlerde bütün Arap coğrafyasında otoriter yönetimlerin sonu gelecektir. Suudi Arabistan’ın Bahreyn’deki devrimi bastırma girişimi kendi ülkesindeki halkının uyanışı ve demokratik halk taleplerinin genişlemesinden korkmasından kaynaklanmaktadır. Bu askeri harekât sonunda itiraz hareketleri Bahreyn’den Suudi Arabistan’a ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne sıçrayacaktır. ABD, bölgedeki halkların uyanışından ve bağımsızlık yönünde atacakları adımlardan ve yapacakları devrimlerden korkarak Suudi Arabistan ve benzeri devletleri destekleyerek bu özgürlük hareketlerini bastırmayı hedeflemiştir. ABD’nin Filosunun Bahreyn topraklarında bulunması ABD’nin desteğiyle Suudi birliklerinin bölgeye sevk edilmesinde en büyük faktördür. Bahreyn’in jeostratejik ve ekonomik önemi ortadadır ve ABD de Afganistan ve Irak’tan sonra yeni bir cephe açmak istemediğinden Suudileri ve Körfez İşbirliği Konseyi’ne üye devletleri maşa olarak devrimleri bastırmakta araç olarak kullanmaktadır.” (2)





İran coğrafi, mezhepsel ve etnik yakınlık bakımından Bahreyn olaylarına duyarsız kalmayan ülkelerin başında gelmektedir. İran İslami Şura Meclisi parlamenterlerinden 257 milletvekili yayınladıkları bir deklarasyonla olaylardan dolayı Bahreyn yönetimini şiddetle kınamış, güvenlik güçlerini halkın yanında yer almaya davet etmiş, hatta Ağli Halife yönetimini yasadışı olarak ilan etmiştir. (3) Bahreyn halkına yapılan baskı, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri birliklerinin ülkeye girmesinin ardından İran, Manama’daki büyükelçisini geri çekmiş, ardından Bahreyn de Tahran büyükelçisini geri çağırmıştır. Bahreyn hükümeti olaylardan İran’ı sorumlu tutarken, İran olaylarla bir ilgisinin olmadığını, itirazi hareketlerin Bahreyn halkının kendi inisiyatifi ve monarşiye duydukları tepkiden olduğunu ileri sürmüştür.





Bahreyn’deki olaylar sert müdahalelere rağmen gelişerek devam etmektedir. Geçtiğimiz cuma yine Bahreyn halkı Cuma Namazı’ndan çıktıktan sonra monarşiye karşı yürüyüş gerçekleştirmiştir. Bahreyn Şiilerinin lideri Ayetullah İsa Kasım, Cuma Namazı hutbelerinde Bahreyn halkına zulme karşı gelmelerini ve sonuç alıncaya kadar barışçıl eylemlerine devam edeceklerini beyan etmiştir. Başta anamuhalefet partisi Elvefak olmak üzere olayların yatışması için devlete sunulan şartların başında yabancı askerlerin derhal ülkeyi terk etmesi, hükümetin istifası, ordunun kışlasına dönmesi, siyasi tutukluların serbest bırakılması gelmektedir.





Halen olaylarda çok sayıda ölü, kayıp ve yüzlerce yaralı bulunmaktadır. Yaralıların pek çoğunu Suudi Arabistan’a intikal ettirildiği, ölenlerin cenazelerinin meydana gelebilecek olaylardan dolayı ailelerine teslim edilmediği haberleri gelmektedir. Bahreyn olayları her yönü ile çok önem arz etmektedir. Önümüzdeki dönemlerde bu küçük ülkede meydana gelen olaylar bölge ülkelerini karşı karşıya getirebilir. Irak’ın işgali ile zaten istikrarsızlaşan bu coğrafya, Bahreyn’de de bir Sünni-Şii çatışmasına dönüşürse önü alınamayacak ve bölgenin bütününü saracak krizlere hatta silahlı çatışmalara sebep olabilir. Bahreyn halkının barışçıl demokratik talep ve isteklerine karşı yabancı devletlerin silahlı müdahalesi olayları azaltmak yerine daha da büyütecektir.





Türkiye’nin Bahreyn’deki olayların bir Şii-Sünni gerilimine ve çatışmasına dönüşmesini önlemek için yapmış olduğu girişimler gerilimi biraz yumuşatmıştır. Özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak ziyareti esnasında, Necef'te Hz. Ali Türbesi'ni ziyaret etmesi ve Şii lider Büyük Ayetullah Ali Sistani ile görüşmesi önemlidir. Bölgede muhtemel bir çatışmanın tarafı olabilecek ülkelerin yöneticilerinin aklı selim ile hareket ederek gerilimi yumuşatacak gerekli girişimlerden bulunması ve provokasyonlara karşı tedbirli olması gerekmektedir.









Dipnotlar:





1. http://www.bbc.co.uk/persian/world/2011/03/110311_u02_bahrain.shtml

2. http://www.irna.com/NewsShow.aspx?NID=30306571

3. http://www.bbc.co.uk/persian/world/2011/03/110315_l39_iran_majlis_bahrain.shtml





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 26
Dün Tekil 767
Bugün Tekil 813
Toplam Tekil 1637874
IP 54.205.8.87






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































5 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Üstümüze kılıç çekilmedikçe, ülkemize girilmedikçe, teb'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez. (Fatih Sultan MEHMET)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.883 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu