10 KASIM VE İRONİ - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









10 KASIM VE İRONİ - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 15.11.2010 > Kaç kez okundu? 2000

Paylaş


Gazi Mareşâl Mustafa Kemal Atatürk’ü 72 yıl önce aramızdan ugurladık.

10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 9’u 5 geçe dünya boyut’unu terk ederek, “Hak’ın istisnai yaratılmış seçkin kullarından ve Emr-i ilâhi’nin islah vazifesi ile müşerref” (*), dindar Müslümanlardan biri olarak, ebedi hayata ve yürekten inandığı Rahmet-i Rahman’a yürüdü..

Ülkenin gerçek Müslümanları, iyi insanlar, samimi yurttaşlar ve tüm lâik dindarlar, bu acıya sabır, ıstırap ve tevekkülle katlandılar. Ata’ya saygıyı; Eserlerine sahiplik, Cumhuriyet (devlet), adalet, hukuk ve demokrasiye (1950-1960) bağlılık/sadakat, kalbi hürmet, minnet ve ebedi muhabbetle; Vefatı nedeniyle üzüntü ve şükranlarını ise, (timsah misali değil) hakiki ve samimi gözyaşları ile huzuru (Anıtkabir) yahut gıyabında dua ve niyazlarla dile getirdiler...

İbret, kahredici utanç ve dehşetle hatırlanacağı üzere:

Kemiksizler, kansız vicdansızlar, pusu bedhahları ve işbirlikçiler, Ata için Camide, Türk-Müslüman cemaatin katılacağı cenaze namazını çok gördüler. Dolmabahçe Sarayının kapı önü ve Çankaya Köşkü girişinde kaideli heykellerine bile tahammül edemediler. Daha mübarek bedenleri soğumadan, (ertesi gün, 11 Kasım 1938’de) alel acele ve yangından mal kaçırırcasına, (vasiyeti hilafına) İsmet İnönü’yü Cumhurbaşkanı seçtirip, davasına ihanet ve bilumum eserlerine hıyanetle kemiklerini sızlattılar.

Bunu yapan devrimci-solcu, ekseriyeti dönme-devşirme, güruh idi!..

Atatürk’ü hafızalardan silmeyi, eserlerini yok etmeyi ve Türk milletinin maddi-manevi tüm değer, eser ve zenginliklerini tarihin çöplüklerine atmayı yegâne şiar (amaç) edindiler.

Cürümlerine “ikinci cumhuriyet/karşıdevrim”; Atatürk’ün zâtına “sabetay-mason (haşa) veled-i zina, alkolik, ayyaş, kadın düşkünü, vatan pazarlayan hain, Türk ve İslâm alemi düşmanı, İngiliz ajanı” dediler!.. Kurdukları dikta, cunta ve sulta ile; hastalık-yokluk, kıtlık ve hayatı zindan eden zulümlerle vatandaşı canından bezdirdiler. Alenen din, ahlâk, adalet, hak, hukuk, mal-mülk, ırz ve namus düşmanlığı yaptılar. Türk inlılâbı ve Atatürk ilkelerini daima bypass ve paspas ettiler. 4 Nisan 1949'da imzaladıkları Washington Antlaşması ile bir ABD üssü olan “İncirlik’i” kurdular. (Varlığı, TC’nin evrensel hukuk, legal mevzuat, yasa, egemenlik ve hükümranlık haklarına bütünüyle aykırı!.. Peki, eğer TC özgür, bağımsız ve hükümran bir devletse, tüm komşularımız, hür dünya ve bölge için menfur bir tehdit ve tehlike olan bu ABD üssü niçin hâlâ ayakta?. ABD’de mukabil bir TC üssü var mı? Bu, TBMM’nin meşruiyetine ne kadar uygun? Egemenlik kayıtsız, şartsız milletin mi? Mevcut hükümet söylesin bakalım!..)

1950’de “beyaz ihtilâl”le gelen demokrasiyi 27 Mayıs’ta yerle bir ve 28 Mayıs’ta, 2. Cumhuriyeti, (kaldığı yerden devam ettirmek şartıyla) ikinci kez ilan ettiler. Bu minval üzere yozlaşma, çürüme, iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel erozyon hortladı. Meselâ, menfur 1960 isyan hareketine kadar yetişen astsubay ve subaylar çarşıda pazarda camide her yerde ve her zaman halkla iç içe iken; 27 Mayıs ihanetinin oluşturduğu “sınıfsal ayrımcılık” bu günkü algı, ayrışmalara ve kendisini üstün, sivili kuyruk olarak gören bir anlayışa neden oldu!.. Bunların hepsi, 1938-1950 ve 1960-2002 döneminde sergilenen bir nevi solcu, ateist ve pagan (goşist) Atatürk karşıtlığının eser ve sonucudur.

Araştırmacı-Yazar Ogün Deli, AGONİ isimli kitabında; Atatürk’ün, eceliyle değil; taammüden öldürüldüğüne dair gerçeği açıklamakla büyük bir hizmete vesile oldu. (**)

Gelelim sonrasına: Şimdi, sağ gösterip sol vuran, muhafazakâr görünüp din tüccarlığı ile anılan bir koalisyon var. Bunlar, son Milli (!) eğitim şürası’nda Türk Andı ile İstiklâl Marşı için ‘zorunlu olmaktan çıkartma’ yönünde tavsiye kararı aldılar. İncirlikten sonra 2.ABD üssü olacak ‘füze kalkanı’ projesine de kucak açarak ‘vatana ihanet’ eğilimine girdiler. Çok garip ama, bu yöneticiler, 27 Mayıs ve bakiyesi faillerini değil, darbe yapmayı düşünen yurttaşları hapse atıyorlar!.. Darbe düşündürenler ve bil-umum darbe, cunta ve sulta failleri serbest!.. İşte: Atatürk’ün 72.ci vefat yıldönümü bu ironik ortamda idrak olundu.

(*) H. Galip Hasan Kuşçuoğlu, Tasavvuf ve Zikrullah, s.11-12, Antalya-2002

(**) AGONİ, Ogün Deli

KURBAN (!) BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

Mustafa Nevruz SINACI

Dikkat ediniz lütfen!..

Bu yıl (2010) aziz ve mübarek Kurban Bayramı, Gazi Mareşal M. Kemal Atatürk’ün vefatı (veya zehirlenerek kasten ‘taammüden’ öldürülmesi)’nin yedinci gününe denk geldi.

Bu rastlantıyı değerlendirmek ve anlamlı kılmak adına, Atatürk’ün “Kurban Bayramı” mesajlarını internet ortamında ve pek çok arama motorunu kullanarak araştırdım. Sonuç tam bir hayâl-i sükut, fyasko ve hüsran!.. Çünkü hiçbir şey bulamadım!..

Bu defa “Mustafa Kemal’in dini bayram mesajları” ve sair ad ve başlıklar altında binlerce arama, araştırma, sorgulama yaptım. Hayret ki ne hayret, tek kelime bile yok!.. Oysa çok iyi hatırlıyorum; Genel Başkan Yardımcısı olduğum dönemde 1946-1960 Demokrat Parti arşivlerinde bu konuya ilişkin, tek kelimeyle “fevkalâde” belgeler görmüş ve hayranlık veren beliğ (edebi, dil-manâ ve muhteva olarak yüksek değeri haiz) yayın ve beyanlar okumuştum.

Yani, Atatürk’ün bu konuda beyanları da mesajları da vardı. Ama nerede?..

Aklıma, Tayyip Yelen’in, “Gizlenen Rejim Kemalizm” (Ankara, Alp Ofset, 2005) isimli kitabı geldi. Sonra Süleyman Akdemir’in “Tek Çare Kemalizm” (2006, Ankara Ofset) kitabına baktım. DİB Başkan Ali Bardakoğlu’nun ani istifasının kafamda yarattığı istifhamlar (cevap bekleyen, fakat cevap ve karşılık bulamayan soru işaretleri) nedeniyle bilvesile Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları ve web sitelerine baktım. Mesele çarçabuk çözüldü. Buna göre:

1. Konuyla ilgili dijital ortama aktarılmış bilgi yoktu veya ben bulamadım!..

2. 1938 ve öncesine ait bu ve benzeri belge, bilgi ve yayınlar 1939’dan itibaren; Bir şekilde, kazara bulunup 1950 - 1960 döneminde yayınlananlar ise 27 Mayıs 1960’dan sonra imha edilmiş ve ‘çok tehlikeli’ olarak nitelenen bu tür belgelerin tarihe geçmesi önlenmişti!..

Tıpkı bir zamanlar, devletin en önemli ve hayati belgelerinin Yunanistan ve özellikle Bulgaristan’a yok pahasına satılması; Başta tarih, tapu, nüfus, soy/secere ve maddi – manevi sahtekârlık, yolsuzluk ve suiistimaller ile alâkalı bilgi, mahkeme kararları gibi hukuki belge niteliği arz eden doküman arşivlerinin “doğal afetler” (su baskını-nem/ışık, yangın, kurtlanma, güvelenme, küflenme, çürüme ve deprem vd) yoluyla imha edilmiş ve buharlaştırılması!...Bu çok büyük bir ayıp, Türk kültürüne ihanet ve çok büyük bir kayıp…

İnşâllah bahusus belge, bilgi ve beyanlar bulunur ve (yok edilmeleri konusunda devasa gayret gösteren ve şüphesiz büyük zahmete giren) aydınların (!) hizmetine sunulur..

KURBAN BAYRAMI

Bilindiği üzere, “Kurban Bayramı’nın” amaç, mana ve muhtevası (içeriği) üzerine bir ay süreyle yayınlar yaptım. Olumlu-olumsuz pek çok katkı ve tepkiler aldım. Bunların değerli sahiplerine topluca “bu cevabı” vermekle birlikte, ayrıca ve özel olarak da cevap vereceğim.

ŞÖYLE Kİ; Kurban kesiminin sadece Hac edene (hacı’ya) özel değil, bütün İslâm âlemini kapsayan genel bir ibadet olduğunu iddia eden ve ileri süren kesimin delili; Hazreti Ebu Hureyre (ra)’ın naklettiği bir hâdistir. Ancak bu hâdis Mekke çıkışlı olup, bahse konu Mescid, (açıkça beyan edildiği üzere) Harem-i Şerif, yani Kâbe’dir. Zira yeryüzünde bütün Müslümanların tek “ortak mescidi” Kâbe-i Muazzama olup, burada Mescit’den maksat Kâbe binası ve çevresidir. Lütfen orijinal nakle bakınız:

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resülullah (sav) buyurdular ki: “Maddi imkânı olup da kurban kesmeyen Mescidimize (Harem-i Şerif) sakın yaklaşmasın.”

Şu hale nazaran, Harem-i Şerif haricinde kurban kesmek vacip veya “mükellefiyet” değil, muhayyer bir tasarruf, yani keyfiyettir. Kaideli ve kurallı bir ibadet değil!.. Zira İslâm dini’nin ibadet ve itikad konsept’i, tıpkı fizik, kimya ve matematik gibi tip formülâsyonlar ile kaim orijinal bir kurulumdur. Bir başka ifade ile dünya Müslümanlarının “ilimle amel etmesi” zorunlu olup; İlmi disiplinle örtüşmeyen ibadetler taklit, kibir, batıl ve yok hükmündedir.

Kalbi samimiyet ve ihlâs ve safiyete müteallik hallerde Rab’in takdiri esastır. Fakat bunların da din tüccarları, dolandırıcı ve sahtekâr güruhuna malzeme olmaması esastır. Biline.

İHANET, KEHANET VE TEHDİT

Mustafa Nevruz SINACI

Sonradan adı DP’ye dönüştürülen malum D[y]P’nin başkanı; “Cindoruk'un 'ordu darbe yapacak' kehaneti!.. Tarih, 09 Kasım 2010. Kaynak, resmi devlet ajansı AA…

“DP Başkanı Cindoruk, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin değiştirilmesi ve TSK komuta kademesinin Cumhuriyet Resepsiyonu'na katılmamasına ilişkin, ''Komutanların tavrı, sessiz bir direniştir. Ordu, sessiz bir muhtıra vermiştir. 'Kırmızı Kitap'taki irtica, iktidar oldu'' dedi ve yaptığı yazılı açıklamada, hükümet'in, son MGK toplantısında, milli güvenlik siyaset belgesi'nden irticayı çıkardığını, bu konuda Abdullah Gül'ün Londra'ya giderken, söz konusu belgenin yeniden yazıldığını açıkladığını belirterek, şunları kaydetti:

''TC'nin hassasiyetlerine göre değil; AKP’nin isteklerine göre hazırlanmış bir milli güvenlik siyaset belgesi oluşturulmuştur. Ordu komutanlarımızın Cumhuriyet Resepsiyonu'na katılmayışları, basite alınacak bir olay değil; sessiz bir direniştir. Ordu, bu yolla bir muhtıra vermiştir. 'Kırmızı Kitap'taki irtica, Türkiye'de iktidar oldu. Bunu, algılamamız gerekir. Türk ordusunun bu işi sadece böyle bir eylemle sonuçlandıracağını, bitireceğini sanmıyorum. Bu kararı verirken, ardından yapılacak aşamaları da tespit etmiştir. Hükümetin de, bizlerin de, bu meseleye çok dikkatle eğilmemiz gerekir.

Bir Silahlı Kuvvetler mensubunun, Cumhurbaşkanının davetine gitmemesi, emre itaatsizlik olmaz. Ama bunun, bir siyasi duruş ve bir siyasi direniş olduğunu hepimiz kabul etmeliyiz, disiplin içerisinde yapıldığını da bilmeliyiz. Söz konusu duruş, en baştakinden, en küçük rütbelisine kadar disiplin içinde uygulanmıştır. Bunu iktidarın, muhalefetin ve basının iyice irdelemesi gerekir.''

Cindoruk, Türkiye'nin en büyük ve en güçlü kurumu olan TSK'nın, hükümetle ayrılığa düştüğünü, ayrılığın rejimle ilgili olduğunu ifade ile ''TSK’nın rahatsızlığını Cumhurbaşkanı ve Başbakanın, kendilerine karşı bir tavır olarak bilmelerini ve araştırmalarını tavsiye ederim. Türkiye, rejimin değiştirilmesi tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor'' diye konuştu.

Şimdi meseleyi analitik yönden inceleyecek ve irdeleyecek olursak;

İHANET: Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu’nun, (2007) tam bir onursuzluk, aymazlık, sorumsuzluk ve ahlâksızlıkla tarihi Demokrat Parti’ye oynadıkları oyun!.. Kadim DP’nin adı, manâ, dava, 46 ruh ve misyonunu üzerinden vaki “siyaset simsarlığı, misyon tacirliği”, tüzük, amblem ve program sahtekârlıkları.. Sürekli istismar edilmesine, kutsal kamu vicdanı özünde sömürü vasıtası yapılmasına rağmen; 27 Mayıs, Yassı-ada ve katliam/idam’ların hesabını sormamak suretiyle; Üslendiği ad-ı ve manâyı temsil ve ilzam konusunda tam bir acizlik, kayıtsızlık, bilgisizlik, yetersizlik ve yeteneksizlikle atıl kalmak; Tarihi ve kadim Demokrat Parti ile; Bu nedenle onurlarıyla oynanan, gasp-irtikap, zulüm ve işkenceye maruz kalan tüm “gerçek, samimi ve dürüst demokratlar ile sadık Atatürk sevdalılarına” ihanet ve hakarettir.

KEHANET: Öncelikle ve evvelâ mündemiç oldukları insan ve vatan sevgisi, adalet ve hukuk saygısı ile demokrasiye olan sadakatleri nedeniyle;, Toplam 38 sergerdeden ibaret bir avuç çapulcunun HP güdümünde isyana kalkışacakları gün gibi aşikâr iken ve iyi bilindiği halde;, Necip Türk Milleti ile Türk ve İslâm dünyasının medar-ı iftiharı, göz bebeği, Evlâd-ı Fatihan ve Peygamber Ocağı Ordusuna halel getirmemek uğruna; Muhtemel kalkışma halinde Asker, Polis ve Yargıya tam güvenle, adalet ve hukuka sığınmayı tercih eden bir siyasi fazilet ocağının; Muvazaalı bile olsa güncel başkanı sıfatıyla sarf edilen bu kehanet, büyük çelişki, talihsizlik ve bühtandır. Üstüne üstlük, etrafında cirit atan hırsız ve yolsuzlar ile “siyasallaşan mafya, akredite medya ve politik-ACI” ların soygun-vurgun organizasyonlarına karşı şiddetle muhalefet etmekten kaçınması, en az bu kehanet kadar utanç ve hicap vericidir.

Bu gaflet ve dalalet gerçek demokratlardan ve milletten özür dilemeyi zorunlu kılar.

TEHDİT: Mezkür beyan, bir yandan “kehanetle” darbeye davetiye çıkarmak, diğer taraftan da, müşteki olunan hükümeti “darbe ile tehdit etmek” anlamına gelir ki; Bu, tarihi ve kadim “DP” için “asala tevessül ve tenezzül edilmeyecek kadar” ucuz bir politikadır.

STRATEJİK ORTAK, İNCİRLİK VE FÜZELER

Mustafa Nevruz SINACI

Kadim Halk Partisi (CHP) tarafından, iktidarın Demokrat Parti’ye devrinden sadece 40 gün önce ve çok manidar bir şekilde yangından mal kaçırırcasına 4 Nisan 1949 tarihinde imzalanan Washington Antlaşması gereği, bir Amerikan üssü olan “İncirlik” (*) hariç olmak üzere;, Soğuk savaş döneminde ABD’nin Avrupa ve Türkiye’de üslendirdiği radar ve füze sistemlerini iptali; Türkiye’yi rahatlatmış ve çevre ilişkilerini geliştirmesinin önünü açmıştır.

Şayet bugün Rusya, İran ve Suriye ile gümrükler, vizeler kalkabiliyor ve yerel para birimleri ile ticaret teşvik ediliyorsa; Gerici, fanatik ve din tüccarı kesimin ileri sürdüğü, iddia ettiği gibi bu, “hükümetin büyük başarısı” değil, bölgesel konjonktürün sağladığı bir imkân ve avantajdır. Ayrıca, komşularla “0” sorun konsepti ile “Türkiye aleyhine tavizlerle” yürütülen politikanın yürüyüp yürümeyeceği, onurlu/sorumlu ve omurgalı bir dış siyasetin sergilenip sergilenemeyeceği, önümüzdeki günlerde netleşebilecektir.

Türkiye’nin durumu çok zor:

Bush zamanında geliştirilen, Obama’nınsa şark kurnazlığı ile NATO bünyesine alınan “Füze kalkanı projesi” Türkiye’de konuşlandırılacaksa, bu iş gelecek bir iki ay içerisindeki en büyük sıkıntılarımızdan biri olacak demektir. Zira şu anda, “ihanet abidesi ve milletin bağrına sokulmuş düşman hançeri” misal TC’ye küstahça meydan okuyan “Amerikan üssü İncirlik”; Ortadoğu vahşeti, anarşi-terör ve tedhiş bağlamında barınak, gayya çukuru ve kahpe, kalleş düşman karargâhı durumundadır. İncirlik’e izin veren CHP zihniyeti kamu vicdanında ebedi lânete mahkûmdur. ABD/NATO Füze Kalkanına izin vermesi halinde, AKP’de, aynı şekilde şiddetle kınanacak, lânetlenecek ve muhtemelen tarihe “vatana ihanetle malûl ve milleti en alçak şekilde hançerlemekle müseccel” şerefsiz, soysuz ve hain bedhah bir melânet tanımı ile geçecektir. Zira AKP’nin “şimdiki” esas görevi ülkeyi İncirlik belâsından kurtarmaktır.

MENFUR TUZAK:

Görmeyen kör, bilmeyen ahmak ve duymayan sağırdır. Bu Füze Kalkanı çok açık bir halde, Amerikan çıkarları uğruna (BOB kapsamında) oluşturulmak istenen, Türkiye ve bölge İslâm ülkeleri aleyhine menfur bir tuzaktır. ABD buna ‘yeni terör stratejisi konsepti’ demekte fakat Türkiye düşmanı terör ve tedhişin arkasında durmayı sürdürmekte, dolayısıyla da Çek Cumhuriyeti ve Polonya’nın reddettiği füze sistemini Türkiye’ye yerleştirmek istemektedir.

Bu iğrenç bir kalleşlik, apaçık düşmanlık ve tuzaktır!..

Çünkü “İran ve Suriye” NATO düşmanı iki ülke haline geldiğinde, TC düşmanı olarak algılanacak; İkili ilişkilerin tavan yaptığı bu ülkeler kendilerine karşı kullanılacağı kesin füze sistemlerini üslenen Türkiye’yi “mutlak bir tehdit” olarak algılayacak ve göreceklerdir.

Beklenir bir İsrail-İran çatışmasında; Türkiye bu savaşa çekilecektir. Oysa mezkür Radarlar ve Savunma Sistemlerinin Avrupa’yı korumaya yönelik olduğu, Türkiye için bir yararının olmayacağı ifade edilmektedir. Ayrıca, Sistemleri yerleştirmeye zorlanan Türkiye, bunların yönetim ve karar mekanizmasında görevlendirilmeyeceği anlaşılmaktadır. BM son oylamasında, İran’dan yana tavır koyan TC’nin; 19 Kasım’da hayır demesi durumunda, eksen kayması savları, tartışılmaktan çıkacak ve Türkiye Batıdan kopmuş olarak algılanacaktır.

Şu hale nazaran: Türkiye’nin 19 Kasım sınavı hayati önemi haiz bulunmaktadır.

Hükümet; “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” durumu ile karşı karşıya olup; Bu bir “milli meseledir”. Yalnız AKP değil, bütün partiler bir araya gelmek ve kafa kafaya vermek suretiyle çözüm üretmek ve meseleyi halletmek zorundadırlar. Aksi takdirde, İncirlik zanlısının şaibesi katlanacak, MHP ve BDP de “vatan haini” kategorisine dâhil olacaktır.

Türkiye için, en yakın ve en büyük tehlike Füze Kalkanı ve İncirlik üssüdür.

Füze Kalkanı’na evet diyen ve İncirlik’i söküp atamayan bir unsur hükümet değil; Olsa olsa, bir cehalet, ihanet ve bedhahların piyonu kirli-kaprisli bir menfaat şebekesi olabilir.

Not: İncirlik, TC’nin evrensel hukuk, legal mevzuat, yasa, egemenlik ve hükümranlık haklarına bütünüyle aykırı olup; Cari anarşi, terör ve tedhişin başlıca sorumlusudur. 15.11.2010

DİKKAT!.. İletişim için :: e.POSTA :: gercek.demokrat@hotmail.com





*** Bu makaleler; yazılı, görsel ve işitsel medya’da “yayınlanması”, mümkün olduğu kadar,( adres defterinizde kayıtlı) dost ve arkadaşlarınıza “dağıtım yapılması” ricası ile gönderilmektedir. Teşekkürler. Selam, dua, sağlık ve başarı dileklerimizle,









Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 252
Toplam Tekil 1642423
IP 54.161.168.21






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu