Avrupa’nın İçinde Yükselen “Öteki”: İslamofobia - Kader Özlem - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Avrupa’nın İçinde Yükselen “Öteki”: İslamofobia - Kader Özlem
Tarih: 31.12.2008 > Kaç kez okundu? 2148

Paylaş


Avrupa’nın İçinde Yükselen “Öteki”: İslamofobia

Son zamanlarda gündemden eksik olmayan karikatür krizinin Avrupa’da geçmişten beri var olan “öteki” kavramı çerçevesinde yarattığı boyut, Müslüman düşmanlığını körüklemeye devam ediyor. Avrupalı vatandaşların zihnine yerleştirilen Müslüman=terörist denkleminde, Avrupa’da yaşamakta olan Müslümanlar dışlanırken; her geçen gün toplumsal çerçevenin biraz daha dışına itilmektedirler.

11 Eylül’de yaşananlar ve akabinde Batı ülkelerinde yükselen İslamofobia, dünya kamuoyunun ana gündem maddesini oluşturmaktadır. Tüm bu gelişmelere tepkisel bir hareket olarak varlığını sürdüren radikal İslamcı söylem, bir taraftan Batı’nın ekmeğine yağ sürmekteyken; öbür taraftan dünya nazarında İslamiyet’in imajını zedelemektedir. Ancak en son cereyan eden karikatür krizi dahi, peygamber ile kökten-dinci teröristi aynı kefeye konmaya meyilli olunduğunun göstergesidir.

Avrupa’nın Yabancı Algılaması

Özellikle, Sovyetler Birliği’nin yıkılışıyla birlikte dünyada başlayan değişim hareketleri günümüzün en popüler kavramlarını siyasal yelpazenin ve dolayısıyla günlük yaşantımızın içine kadar sokmuştur: insan hakları, demokrasi, özgürlük… Bu kavramlar evrensel bir platformda tüm insanlığa sunulmuş gibi lanse edilse de, arka plandaki dayatmacı zihniyetin üstünlük kompleksiyle karşılaşılmaktadır.

Avrupalıların geçmişten günümüze uzanan süreçte başkaları için özdeş hale getirdiği “öteki” kavramsallaştırması kendisinden olmayanlar için kullanılmaktadır. Bilindiği gibi, kıta Avrupa‘sı Napolyon’dan Hitler’e değin Birleşik Avrupa ideallerinin farklı uygulama safhalarından geçerek reel politik düzleme oturtulma çabalarına sahne olmuştur. Ne var ki, bu sürecin kanlı bir biçimde yaşanması, Avrupalı devletlerarasında önemli ayrılıklara yol açmıştır. Söz konusu ayrılıkları örtbas edip bütünlüğü sağlama konusunda atılan ilk adım, “öteki” kavramının ön plana çıkarılması olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Orta Avrupa’ya kadar ilerlemesi Avrupalılarda eskiden beri var olan Haçlı zihniyetinin yeniden canlanmasına neden olmuş ve Avrupalılar Hıristiyanlık kimliği çerçevesinde ortak bir paydada buluşmuştur. Avrupa’da yaşanan sürece göz atıldığında görülmektedir ki, kıta Avrupa’sı dünya siyasetinde arka plana itildiğinde halkları arasında belirgin bir işbirliği süreci hâkim olmuşken, zirvede olunan dönemlerde yaşanan iç çekişmeler savaşlara yol açmıştır. Nihayetinde Avrupa merkezli çıkan iki dünya savaşı da bu tezi doğrular niteliktedir.

Avrupa’nın bir bütün halinde hareket etmesini isteyen “Stratejik Akıl” mutlak suretle yeni bir düşman tanımlaması yapmaktadır. Bu düşman tanımları zaman içerisinde isim değiştirse de değişmeyen tek unsur, “öteki”nin yeniden yaratılmasıdır. Avrupa, Orta Çağ’ın karanlık dönemini yaşarken “öteki” dediğimiz kavram İslam Kültürü olmuş; 19.yy.da bu isim Osmanlı’nın Avrupa topraklarından çıkarılması suretiyle Türklere dayatılan “Şark Meselesi”, 20.yy.ın özellikle ikinci yarısında “Kızıl Tehlike” adını verdikleri Sovyetler Birliği tehdidi, günümüzde ise kızılın yerini yeşilin aldığı tehlike olarak tüm “Müslüman Dünyası” öteki şeklinde gösterilmektedir. Devletlerin bütün stratejik politikalarının aslında önceden planlanmış, pragmatik yaklaşımı ele alan zihinsel ürünler olduğu varsayılırsa, Sovyetlerin yıkılacağına kanaat getiren Avrupa’nın veya ABD’yi de kapsayacak şekilde bütüncül bir yaklaşımla Batı dünyası, yeni “öteki”nin kim olacağına karar vermekte zorlanmamış olsalar gerek.

Neden “Öteki”, İslam?

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte Sovyetler Birliği’nin bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışan ABD, “süper güç” olarak küresel hegemonyasını kurmuştu. Ancak, günümüz uluslararası literatürünü ekonomi-politik alandaki performans belirlediğinden, Batı dünyası enerji ihtiyacını karşılamaya yöneldi. Özellikle İslam dünyasının petrol ve doğalgaz gibi stratejik madenlere sahip olması bu coğrafyaya giderek artan bir ilginin habercileri olmuştur. Asya’nın hızla yükselen değeri Çin ve Sovyetlerin mirasçısı Rusya’nın uluslararası dengelerde “ben de varım” demesi, Batı’nın İslam dünyasına olan yönelimini kuvvetlendirmiştir.

Uluslararası ilişkiler alanında yeni bir dönem açan 11 Eylül saldırılarının Müslüman nüfusa yönelik bir antipati oluşmasını sağlamıştı. Ancak sistematik olarak büyük bir planın uygulamaya konulduğu aşikârdır. Öncelikle, ABD’de “Medeniyetler Çatışması” adı altında yapılan çalışmalarla planın kuramsal çerçevesi çizilmiştir. Tüm dünyada hararetle tartışılan bu proje, başlangıç noktasını teşkil etmekteydi. Sonrasında Orta Doğu’da yaşanan olaylar, Saddam’a verilen gözdağı ve 11 Eylül saldırıları… Arkasından Afganistan harekâtı ve 2003 Irak Savaşı… Topun ağzında olan diğer iki ülke ise, İran ve Suriye. Bütün bunlar tesadüf olabilir mi? Üstelik bu çok bilinmeyenli denkleme bir de İsrail ve ABD’deki Yahudi lobisini etkinliği eklendiğinde her şey ayan beyan ortaya çıkmaktadır.

Dünyada artan Müslüman karşıtlığının en önemli tetikleyicisinin radikal İslamcı terör örgütlerinin intihar eylemleri olduğu bilinmektedir. Söz konusu eylemler örgütün üst düzey kanatları tarafından savunma mekanizmalarının harekete geçirildiği ve etkinin tepkiyi doğuracağı prensibine dayandırılsa da hiçbir haklı gerekçesi bulunmamakta; bunun yanı sıra meşru savunma mekanizmasıyla, terörist eylemler birbirine karıştırılmaktadır. Batılı halkların Müslüman kavramını terörist boyutuna indirgemesinin temelinde de bu eylemlerin önemli payı bulunmaktadır. Böylece bünyesindeki 20 milyon Müslüman nüfus barındıran AB ülkeleri terörist eylemleri gerekçe göstererek, söz konusu potansiyeli dışlamakta ve toplumsal yaşamdan soyutlamaktadır. Yalnızca Avrupa ülkelerinde değil, ABD’de de Müslüman kitleye mesafeli yaklaşıldığı aşikârdır. Sosyal yaşamdan dışlanmış bireye “öteki” olduğunu vurgulamak, bir nevi onu terör örgütlerinin kucağına atmak demektir. Sonuçta, toplumsal yapı içerisinde potansiyel düşman yine toplum eliyle yaratılıyor.

Karikatür Krizi ve Sonrasındaki Süreç

Geçtiğimiz günlerde yaşanan karikatür krizi Doğu-Batı arasındaki gergin havayı ayyuka çıkarmıştı. Danimarka kaynaklı olan bu krizin global nitelikteki etkileri Avrupa için İslam’ın ötekileştirilmesinin bir sonucu ve kendisi dışındaki inançlara yukarıdan bakışın bir göstergesidir.

Kutsal bir dinin ve peygamberinin terör ile ilişkilendirilmesinin İslam dünyasında tepkiyle karşılanması gerilimin tırmandırılmasına neden olmuştu. Bunun da ötesinde Eylül 2005’ten bu yana tekrar tekrar yayınlanan karikatürler, Batı’da İslam’a ilişkin olarak oluşturulmaya çalışılan önyargılar ve olayların provake edilerek elçilik yakmaktan siyasal gösteriye, dini duyguları sömürmekten kan dökmeye kadar uzanması ister istemez önceden planlanmış bir senaryonun uygulamaya konulduğu çağrışımını yapmaktadır. Üstelik ifade özgürlüğünün arkasına sığınılarak tabuların yıkılmak istendiğinin de vurgulanması kılıfın çoktan giydirildiğini göstermektedir.

Yaşanan karikatür krizine verilen tepkiler aslında genel bir isyanın izlerini taşımaktadır. Her ne kadar değişen uluslararası sistemin devletlerin bekaları ve çıkarları ön plana alınarak belli noktalara çekilmek istense de, aidiyet duygusunun körüklediği ideolojik düzlemdeki cepheleşmelerin yaşanması dünyayı sonu belirsiz bir karanlığın içine sürüklemektedir. “Medeniyetler Çatışması” adı altında büyük bir oyun sahneye konulmak isteniyorsa da arka planda yok istenenin Müslüman dünyası olduğu anlaşılmaktadır. Zira günümüz uluslararası hukuk sisteminin Ortaçağ orman kanunlarına benzetilerek stratejik bölgelere müdahalelerde bulunulması, gelecek açısından olumsuz düşüncelere neden olmaktadır.

Diğer yandan Doğu-Batı gerginliğinin radikal dinci örgütler tarafından ideolojilerine hizmet edecek şekilde lanse edilerek Müslümanlar üzerinde yaratılacak mağduriyet psikolojisinin saldırgan bir ruh haline dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. “Dünyanın ezilen insanları” adı altında Müslümanların ön plana çıkarılarak İsrail-Filistin sorunu, Irak ve Afganistan savaşları, İran ve Suriye üzerinde oynanan oyunlar, Avrupa’daki Müslümanların hor görülmeleri ve geçmişte Bosna’da yaşanan kanlı sürece atıfta bulunması yaratılmak istenen gerilime ivme kazandırmaktadır. Bunun yanında Haçlı savaşları ve Batı’nın endüstrileşme dönemindeki emperyalist politikaları –ki bugün de devam etmektedir- gibi tarihsel öğeler de bu savı destekler niteliktedir.

Sonuç olarak, her geçen gün Doğu ile Batı arasındaki uçurum biraz daha artmaktadır. Gerek İslam gerekse Hıristiyan dünyası etik kuralları çerçevesinde karşılıklı dayanışmayı ve işbirliği sürecini pekiştirmelidirler. Zıt kutuplar arasındaki ortak noktayı bulmak adına örnek model olarak karşımıza Türkiye çıkmaktadır. Müslüman dünyasının tek laik ülkesi olarak Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki ilişkileri normale döndürecek potansiyele sahiptir. Ayrıca, Avrupa’da önemli ölçüde Türk nüfusunun bulunması ve bu nüfusun toplumsal hayatla barışık olmaları diğer Müslüman azınlıklar için örnek teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra karikatür krizi dolayısıyla yaşanan Doğu-Batı kutuplaşması Türkiye’nin ucu açık(!) Avrupa Birliği üyelik sürecini de olumsuz etkilemektedir.

Öte yandan “dinler arası diyalog” kavramına sadık kalınıp söz konusu gerginliğin yatıştırılması gerekmektedir. Ancak bu kavramın asli anlamından uzaklaştırılıp daha ziyade ülkelerin ulusal bütünlüğüne zarar verecek mahiyette kullanılmak istenmesi bu konuda pek samimi olunmadığını göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, Doğu-Batı arasında yaşanacak bir çatışmanın faturasını tüm insanlık ödeyecektir.

Kaynakça:

AB ülkelerindeki Müslüman vatandaşların toplumsal alanın dışında bırakılması, söz konusu potansiyel nüfus kitlesini radikal terör örgütlerine yaklaştırmaktadır. Özellikle kıta Avrupa’sında 1991 öncesi dönemde Sovyetler Birliğine denge unsuru olarak kullanılan El Kaide’nin, Euro-Müslümanlar arasında sempati toplaması Avrupalıların mesafeli yaklaşımlarının sonucudur. Üstelik bulunduğu toplumdan dışlanan Müslümanların çoğunluğunu iyi eğitimli, evli, iyi meslek sahibi ve akıl hastalığı olmayan kişilerin oluşturması ayrı bir anekdottur. Ayrıntılı bilgi için bkz. Serhat ERKMEN, El Kaide, Londra ve Sonrası, Stratejik Analiz, Ağustos 2005, s.25.

Cemile Akça ATAÇ, Doğu-Batı Gerginliği, Cumhuriyet-Strateji, s.14.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 461
Toplam Tekil 1640816
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.217 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu