Tıbbi İstihbarat’ın Kıskacındaki Türk Halkı - Emete Gözügüzelli Civan - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Tıbbi İstihbarat’ın Kıskacındaki Türk Halkı - Emete Gözügüzelli Civan
Tarih: 24.12.2008 > Kaç kez okundu? 2808

Paylaş


Çeşitli zamanlarda Türk genlerinin araştırması ile ilgilenen bazı unsurların Türk kanlarını tıbbi gerekçeleri öne göstererek(bir hastalık durumu gibi) kendi merkezlerine topladığı ve araştırmalar yaptığı bilinir. Bu araştırmalarda esasen Amerikalı bilim adamları Türk genlerini araştırarak onların yapısını bulmayı da amaçladığı görmezden gelinir. Her nedense Türk milletinin kanlarının incelenmesi pek çok kişinin önemsemediği bir konu da değil. Zira bugün detaylı araştırma yapacak bir Gen Araştırma merkezimiz yok! Zaten Türk milletinin genlerinin yabancılar tarafından incelenmesi için de çeşitli kılıflar ortaya atılmakta. Mesela, Dr. Babuna olayı bunlardan biriydi. Şimdi Türkiye’de yeni bir hareket başlatıldı. Doğu bölgesi hariç diğer bölgelerde kadın doğum konusunda bilgi verilerek fazla nüfus yaratılmaması için bilgiler aktarılır. Yani Türk nüfusunun kadın doğum kontrolü eğitimi altında kısırlaştırılması yönünde bir çaba olduğu ortaya çıkıyor. Amerikan İstihbarat birimlerinin o kadar geniş alanda istihbarat merkezleri var ki, bu merkezleri ile düşman gördükleri ülkeleri nasıl görünmeyen silah sistemi ile yok edeceklerinin de araştırmalarını yapıyorlar. Uyduları üzerinden tüm telefon, mail, faks vs dinleyebilen sistemlerine echelon dediklerini daha önceki yazılarımda ele almıştım. Bu yazım gıda alanında Türk milletine nasıl müdahale edildiği ve dengesinin değiştirilmeye çalışıldığını ortaya koymaya çalışacağım. Bugünkü konumun amacı Amerika’nın Tıbbi İstihbarat alanında Türk milleti üzerinde hedeflediği projeyi dile getirmek olacak.

Bilmem farkındamısınzı ama, tıbbi operasyon alanında Türkiye bir kıskaca alınmak isteniyor. Deli dana hastalığı, kuş gribi derken şimdi de kene vakası gündeme oturdu(Bu konuyu ilerleyen bölümlerde açıklayacağım). İnsanlar artık ne yiyeceğini nereye gideceğini pek bilemiyor. Bu konuda tedirginlik hat safhada. AB üyeliği için ise gıda sektöründe kendisine dayatılan krtierleri yerine getirmek için,kendi doğal ürünlerini heba etmiş ve AB’den ithal ettiği tohumlar ile üretim yapmaya çalışır duruma getirilmiştir. Örneğin incirin merkezi ege bölgesinde artık incir yeteri kadar üretilmiyor ve dışarıdan ihraç eder duruma geldik. Buğday, arpa, fındık gibi örnekler de buna verilebilir. Mesela, geçen sene Trabzon’a yaptığım ziyaretimde, köylülerin ellerindeki mısır tohumlarından ürün yetiştiremeyeceklerini öğrenmiştim. Kendi tohumlarının maliyeti 3 milyon ise ekmelerini istedikleri tohumların 9 milyon kilosu olduğu belirtilmişti. İşte orada genetiği değiştirilmiş gıdalar konusunda yorumlar duymuştum. Açıkcası bu konuyu pek fazla irdelemedim. Ama zamanla bu konunun nasıl gündeme geldiğini Türk milletinin nasıl bu yolla farklı bir nüfuz altına alınmaya çalışıldığını gördüm.

Peki neden hedef Türkiye? Birçok insan farkında bile değildir ama bugün Türkiye üzerinde Tıbbi alanda bir saldırı gerçekleşiyor. Bu mantıksız ve iimkansız demeyiniz. Çünkü bugün Amerika’da asfalt ve betonları eritecek tıbbi silahlar üretiliyor. Bu konuyu ilerleyen bölümde daha da açacağım.

Bunların yanında Tıbbi ve Psikiyatrik Analiz Merkezi(MPAC) vasıtasıyla ülke liderliğini çekenlerin fotoğraf, video görüntüleri, ses kayıtları ve el yazılarından sağlık durumlarını, hatta hükümet değişikliği yapılıp yapılamayacağını saptayabildiği bile iddia edilebiliyor. Bu merkezde dünya liderleri veya hedef seçilen kişiler veya teröristler adım adım izlenerek veriler toplanması bile var.

Hal böyleyken, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerekse KKTC’nin tıbbi istihbarat konusundaki tecrübe ve bilgisi, donanımı ve uygulama yeteneğini diğer dünya devletlerine göre kıyaslamak lazımdır. Tıbbi istihbarat kavramı İkinci Dünya savaşı sonlarında ortaya çıkan bir kavram olmuş ve günümüze kadar önemi artarak süregelmiştir. Tıbbi İstihbarat konusunda bir masası olan, bu konuda detaylı araştırmalar yapan, buluşlar yaratan ana ülkelerden biri de Amerika’dır. Görüldüğü üzere Amerika İstihbarat toplama işini sadece CIA kanadı ile yapmamaktadır. Çeşitli askeri güçlerinin sahip olduğu psiklojik savaş operasyonları gibi daha önceden kaleme aldığım makalelerim Kıbrıs’taki operasyonun iç yüzünü sergilemeye hasdı. Ancak bugün işin boyutu değişmeye doğru gitmektedir. Kıbrıs’ta tıbbi istihbarat alanında tesis edilen Kayıp şahıslar ile ilgili çalışma masası, gerek Türk gerekse Rumların geçmişte kayıp durumuna gelen kişilerin yerlerinin bildirilmesi ve o bölgenin kazılarının yapılarak DNA tespit çalışmaları sonuçlarına göre kayıpların iadesini öngörmekteydi. Bu alanda yapılan bildirimler de tıbbi istihbarata girerken, tüm kayıp yakınlarının DNA tespitleri için verdikleri kanlarının sadece kayıpların teşhisi için kullanılmadığı, Türk genlerinin de araştırması için kullanılacağı dikkate alındığında Türk insanını gelecekte bekleyen tehlikeleri de ortaya koymaktadır.

Tıbbi istihbaratı olan ülke napar? Yabancı ülkelerin askeri ve sivil sağlık bakım kapasitelerini ve eğilimlerini inceler. Dünya genelindeki infeksiyon hastalık risklerini araştırır. Küresel çevre sağlığı riskleri, biyoteknoloji, nükleer-biyolojik ve kimyasal alanda kendi tıbbi savunma düzeyi ile diğer ülkelerin durumlarını belirler. Tıp ve bilimsel diğer bilim dallarındaki tüm bilimsel çalışmaları değerlendirerek gerekli veri tabanlarını oluşturarak savaş ve barış zamanlarına özgü gerekli ulusal planlamaları yapan istihbarat çalışmasında bulunur. Peki bu alanda bizlerin bildiği herhangi bir birim varmıdır? Yorum yok.

Tıbbi istihbarat sistemi çevre sağlığı, epidemiyoloji, temel bilimler ve biyoteknoloji alanlarında bölümlere ayrılabilir. Çevre sağlığı konusunda kimyasal ve radyoaktif kazalar, endüstriyel atıklar, çevreden kimyasal ve mikrobik bulaşmanın etkisinin ve askeri gücün sağlık durumunun değerlendirilmesi ve derecelendirilmesi, diğer ülkelerin çevre politikası hakkındaki yayımlarının takip edilmesi ve bu ülkelerin çevre güvenliği alanındaki ulusal politika eğilimlerinin değerlendirilmesi ile ilgilenir. KKTC’de CMC felaketinin bölge halkına yarattığı etki defaatlarca gündeme getirilse de bu konuda ciddi ve somut sonuçlar elde edilememiş, gerekli donanım kurulması yönünde bir merkez oluşturulamamış ve siyasi olarak beyanatlar yoluyla ülke sağlık güvenliği korunmaya çalışılmaktadır. Keza Dikmen çöplüğünde yakılan molozların yarattığı pis koku ve hava kirliliği, Beş Parmak Dağlarının devamla patlatılarak çevredeki ağaçların havasız kalması ve toprak yığınları ile örtülmesi, bölgede yaşayan canlıların da hayat risklerini etkilemesine imkan yaratmakta olduğu dikkate alındığında, hükümetin bu konularda gerekli tedbirleri almadığı görülmektedir. ,

Epidemiyoloji konusunda ise KKTC’de sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı kasten yahut doğal olarak vukuu bulan ve tehdit arz eden yabancı salgın hastalıklara karşı ulusal güvenlik bağlamındaki memleketin sivil savunma politikalarını formüle edilmesi ve alarım durumunda hareket tarzları ile operasyonların belirlenmesi konusunda gerekli hassasiyeti göstermektedir.

KKTC’de çevre sağlığı konusunda sadece siyasi açıklamalar ile önlemler alınamayacağı, halkın bilinçlendirilmesi, eğitim sistemine bu konuda müfredatlar konması gerekmektiği bilinse de bu konuda acil önlemler alınması elzemdir.

Tıbbi İstihbarat Konusunun Askeri Alanda Gerekliliği(II)

Bugün tıbbi istihbarat birimi esasen Amerika’da Silahlı Kuvvetler Tıbbi İstihbarat Merkezi(AFMIC) ile işlerliğe başlamıştır. Daha geçen ay, 2 Temmuz 2008’de AFMIC ismini NCMI’ye yani Tıbbi İstihbarat İçin Ulusal Merkez adına dönüştürmüştür. Bu isimle askeri alanda yalnız kullanılmayacağı ortaya çıkmıştır.

Bilindiği üzere bugün terörizmin çeşitleri var. Biyoterör artık gündeme gelmiş durumda. Nükleer silahların üretimi, nükleer santrallerden gerçekleşiyor. Bunların denetimi belirli ülkelerin kontrolünde. Rakip ülkenin biyomedikal ve biyoteknik gelişiminin takibi çok önemlidir. Zira rakip ülkede cereyan eden bu çalışmalar takip edilmezse o zaman askeri tıp alanında bunların değerlendirmesi ve uygulanması yapılamaz. Örneğin yabancı ülkelerin askeri ve sivil ilaç endüstrisindeki kapasiteleri nedir bilmek lazımdır. Keza, nükleer, kimyasal ve biyolojik savaşlara karşı savunma maksatlı bilimsel ve teknolokik tıbbi gelişmişlik seviyesine sahip olması lazımdır. Bu gereklilikler bir ülkenin gücünün belirleyici faktörlerini de yaratmaktadır.

Dolayısıyla Tıbbi İstihbarat için Çevre sağlığı risklerinin derhal elimine edilmesi, salgın hastalıkların yaratılması konusunda tedbirler alınması, biyomedikal ve teknik gelişmeler sağlanması ve silah sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Bugün Amerika’da Non Lethal Weapon-Öldürücü olmayan Silahlar yapılmaktadır. Bu sistemden bahseden ilk olarak 1986’da Yeltsin olmuş, akabinde de bir Amerikalı Albayın 90’lı yıllarda Amerikan Kara Harp okulu’na sunduğu konu ile ilgili raporda Climate Control*İklim Kontrollerinden suni olarak toprak hareketleri yani deprem silahlarına kadar çok farklı silah trlerinden bahsedildiği dikkate alındığında, tıbbi istihbarat gelişimi konusuna istihbarat birimlerimizin daha fazla eğilmesi gerekliliğini de ortaya koymaktadır.

Amerika’da Tıp alanındaki her türlü bilgi ve verinin işlenmesi için otomasyon ve enformasyon sistemi kurulmuş ve NBC Kitle İmha Silahları ve Savunma Politikaları birimi oluşturulmuştur. Bu çalışmalara örnek olarak verilecek konular şu şekildedir;

1975

Fort Detrick’deki Biyolojik Silah Merkezi’nin virüs bölümüne Fredrick Kanser Araştırma Tesisleri adı verilmiş ve Ulusal Kanser Enstitüsü’nün (NCI) denetimine sokularak ABD Donanması burada kansere neden olan virüsleri geliştirmek amacıyla özel bir virüs kanser programı başlatmıştır. Bilim adamları burada, aynı zamanda, hiçbir bağışıklığın bulunmadığı bir virüs ayrıştırdılar. Bu virüse sonradan HTLV (İnsan T- hücresi Lösemi Virüsü) adı verildi.

1985

Öldürücü bir koyun virüsü olan VISNA’nın HTLV’ye (İnsan T-hücresi Lösemi Virüsü) çok benzediği ortaya çıktı.

1986

Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları’na (83: 4007-4011) göre HIV ve VISNA virüsleri, HTLV ile neredeyse aynıydı (ufak bir kısım hariç yüksek oranda benzerlik taşıyordu). Kongre’ye sunulan bir rapor, ABD hükümetinin ürettiği bu yeni virüslerin, aralarında dünyada bilinen hiçbir tedavisinin bulunmayacağı şekilde genetik mühendislik yoluyla üzerlerinde oynanmış virüslerin ve kimyasal maddelerin bulunduğu gerçeğini ortaya koydu.

1994

Houston’daki MD Anderson Kanser Merkezi’nden Dr. Garth Nicholson, ’’gen izleme’’ adı verilen bir teknikle, Çöl Fırtınası Operasyonu’ndan dönen askerlerin birçoğunda, biyolojik silah yapımında kullanılan bir mikrop olan mycoplasma incognitus’un değiştirilmiş bir cinsini keşfetti. Moleküler yapısının yüzde 40’ına HIV protein tabakası katılmış olması mikrobun insan yapımı olduğunu göstermektedir.

1996

Savunma Bakanlığı, Çöl Fırtınası’na katılan askerlerin kimyasal maddelere maruz kaldığını kabul etti.

------ Biyolojik ve genetik silahlara karşı mücadele eden "Sunshine Project" grubu, ABD Ordusu’nun asfalttan tanka, uçaktan çimentoya kadar her türlü nesneyi yok edebilecek biyolojik silahlar geliştirdiğini açıkladı.

Bu hususlar ele alındığında bugün savaşların farklı kulvarlarda gerçekleşebileceği de ortaya çıkmaktadır. Bu konuların bilincinde olarak gerek Türkiye gerekse KKTC’de ciddi çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin 18 Mayıs 2002’de BİA(Washington) Haber merkezinde çıkan bir yazıda; ABD’nin binaları ve araçları çürütecek askeri mikroplar geliştirdiği yazılmıştır. İddiaya göre biyolojik ve genetik silahların geliştirilmesine karşı faaliyet gösteren “The Sunshine Project” grubunun Almanya’nın hamburg kentinde bulunan merkezinden yapılan bir açıklamada ifade edildiği belirtildi. Geliştirilecek olan biyolojik silahlar şu özelliklere sahip olacağı öne sürüldü;

·Geliştirilen mikroplar, “düşmanın” asfalt, çimento, boya, bina, uçak ve tank gibi yapılarına saldıracak

·Biyokatalizatörler aracılığıyla mikroplar bu hedefleri tahrip edecek ve kullanılamaz hale gelecekler

·Mikroplar, askeri saldırının amacına göre yönlendirilebilecek, örneğin yalnızca yolların üzerindeki araçlar yada yollarla birlikte üzerindeki tüm araçlar yok edilebilecek

Şüphesiz ki bu konuda araştırma ve buluş çabasında olan güçlerin karşısında gerekli tedbirleri almamak düşündürücü olur. Dünyanın gidişatının nereye doğru gideceği henüz belirgin değildir. 1990’lı yıllarda dünyada savaşlar son bulacak, yeni dünya düzeni ile barış gelecek çatışmalar bitecek şeklinde sav yürütenler, yugoslavyanın dağılacağını, balkanlarda etnik çatışmalar yaşanacağını, kafkasların karışacağını vs tahmin edememişlerdi.

Şimdi yeni dünya düzeni daha karmaşık bir haldedir. Türkiye de bu düzende ortadan kaldırılmak istenen ana ülkelerden biridir. Tıbbi istihbarat alanında Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar(GDO) kapsamında Türk halkına ciddi bir saldırı gerçekleşmiş olmasına karşın bugün bu konuda gerekli kamuoyu yaratılmadığı açığa çıkmaktadır.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar bir çeşit hedef seçilen ülkeye gözle görülmeyecek şekilde yapılan bir saldırıdır. Esasen amacın dünyadaki tohum, gıda, tıbbi ürünler, lifli besinler sektörlerini kontrol altına almak ve monopol oluşturmak olduğu görülmektedir. GDO’lu bitkiler, doğada yetişen diğer bitkilerden farklı olarak, genomlarında kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından, bu bitkilerin yetiştirildiği ülkelerde, başta sağlık olmak üzere, çevre ve sosyo ekonomik yapı üzerinde önemli riskler söz konusu olmaktadır.

Sağlık riskleri ise potansiyel alerjenlik, potansiyel toksisite, potansiyel kanserojenlik, antibiyotiğe dayanıklı mikroorganizma oluşumu, besin değerinde bozulma yaratarak birtakım çevresel riskler yaratır. Bu çevresel riskler de toprak ve su kirliliği, faunada değişim, mikroorganizmalarda değişim, florada değişim yaratır. Sosyo ekonomik risklerde ise pahalılık, tek tip çeşit ve ilaç kullanımı, tohumluğun her yıl yenilenmesi, çeşit karışımı, GDO’lu çeşit yetiştiren ülke konumuna gelinmesi istenecektir.

Bugün GDO’lu tohumlarla ekimin yaygın yapılması, yasası ve yönetmeliği çıkmış olan “Organik Tarımı” da tehdit etmektedir. TÜRKİYE’de şu anda organik tarımı destekleme kanun ve yönetmeliği varken halen biyogüvenlik kanunu yoktur. Bu sebeple GDO tespiti yapılamıyor! Bu durumda, tohumun, toprağın, suyun temiz tutulabilmesi,GDO’lu yaygın ekimden dolayı risk altındadır.

Ayrıca 1980den beri Amerika ve İsrail’in ülkemizdeki tarım faaliyetlerinin altında yatan en büyük niyetleri TÜRK soyunun bitirilmesidir. Bunun detayları da yine ileriki dosyalarda hazırlanacaktır.

Tıbbi İstihbarat’a İlişkin Tarihi Örnekler(III)

1974’teki Kıbrıs harekatından sonra,1975-76 yıllarında Adana Çukurova’da pamuk üretimini azaltan bir böcek türü ortaya çıktı ve bu böcek tarımsal zaafiyete sebep oldu. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) yüzünden bu ürünlerin oluşturulması esnasındaki gen transferi insanlarda da birtakım rahatsızlıklar oluşturacağına dair araştırmalar mevcut. Çünkü gıdalar üzerindeki gen transferinde örneğin patatese fındık geni de karışabilmekte.

Dünya sağlık örgütü yetişkin insandaki sperm sayısında %50 oranında azalma olduğu yönünde bir açıklama yapmıştı. Bu açıklama,toplumda oluşabilecek bir toplumsal reaksiyonu önceden önlemek adına yapılmış bir açıklamaydı. Çünkü GDO’lu ürün kullanan insanlarda olası bir kısırlık problemi üzerine bilim adamları çalışmakta olduğu belirtilmektedir.

Bu konvensiyonel silahlara alternatif olarak, geliştirilen Non-lethal weapon(Öldürücü olmayan silahlar kapsamında; iklim kontrol sistemleri, toprak hareketleri tetikleyici sistemler, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar incelenmektedir.

Bu alt 3 başlık Non Lethal Weaponu kapsayan konuların sadece bir kısmı..Bu sistem Amerikalı bir Albay tarafından Amerikan Kara Harp Okulunda sunulan bir raporda tamamından bahsedilmiştir.

Bu çalışmalar ekseninde, Alaska’daki çok yüksek değerdeki bir enerjiyi, atmosferde bir bölgeden bir bölgeye sevk eden bir sistem mevcut. bu sistemde, istenilen bölgede hava değişimi sağlanarak fırtınalar oluşturulabiliyor. Bu da Türkiye’de 1999 depreminin gerçekleşmesi ardından zihinlere acaba bu tarz bir saldırının üzerinde çalışılan toprak hareketlerini tetikleyici çalışmaların bir sorunu olup olmadığını da gündeme getirmiştir. Özellikle bu alandaki çalışmalar karşısında arama, tarama yapacak, böylesine bir saldırı karşısında tedbir alabilecek merkezlerin eksikliği bilinen bir gerçektir. Bunun için dış unsurların üzerlerinde çalıştıkları bilimesel çalışmalar detaylıca takip edilmeli ve Türkiye’de de benzer bir teşkilatlanma kurulması gerekmektedir.

Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar’a örnek;Bu sistemle hayvan türünün bir bölgeden başka bir bölgeye göç ettirilebilmesi söz konusu. Mesela kedilerin tamamı Ankara’dan Kırıkkale’ye göç ettirilebilir. Türkiye’nin gündemini meşgul eden Keneler konusu da bu saldırı sisteminin bir parçası olması ihtimali yüksektir.

**KENELER:Kırım kongo kanamalı ateşi olan kenelerle ilgili olarak;

bir Tv programında Adana bölgesinin köylüleri, köylerin üzerinden bir hava aracının geçtiğini ve bunun üzerine de heryeri kenelerin bastığını,aynı ebatta keneler olduğunu,sanki laboratuvar ortamında yetiştirilmiş gibi(çünkü öyle olmasaydı irili ufaklı olurdu) olduklarını röportaj olarak vermişlerdi.

GDO’lar, 1980’lerden beri Amerika ve İsrail’in Türkiye’nin üzerinde uyguladığı faaliyetlerdir. Özellikle, mısır ve soya fasülyesi yoğunlukta. Tübitak araştırmasına göre 20 farklı tür GDO’lu ürün olduğunu tespit etmiştir. GDO’lu ürün ve organik tarım çok farklı ürünlerdir. Biyogüvenlik ile alakalı bir yasamız olmadığı için ve ülkeye giren tohumları denetleyemediğimiz için bu sorunla karşı karşıyayız! Bu KKTC’de de tarım ürünlerinde gündeme gelen bir konu.

Konuya biraz daha farklı bakacak olursak; mesela B.CLINTON ABD başkanlığı döneminde Türkiye’ye geldiğinde, ağzını çalkaladığı suyu bile özel kaplarla toplanıp geri götürülmüştü. Bu neden yapıldı hiç düşündünüz mü veya dikkat etiniz mi?

Veya, tarihte II. ABDÜLHAMİTHAN’ın doktoru Mavroyani Paşa, yıldız teşkilatının kurucusuydu.F.SULTAN MEHMET’i zehirleyen bizzat kendi doktoruydu ve yabancıydı.Tarihte Çinlilerin Göktürk Devletine gönderdiği ilk ajanlar doktorlar ve rahipler olduğunu hatırlattığımızda; bu anlatılanlarla tıp alanının kamu güvenliği açısından ne kadar elzem olduğu da ortaya çıkmaz mı? Bu konularda gerekli merkezler ve tedbirler alınması zaruriyet teşkil eden konular arasına girmez mi?

Bu konuların daha net anlaşılması için sizlere Zihin Kontrolü ile ilgili birtakım bilgiler aktaracağım. Türk milleti geçmiş tarihinde yaşadığı silahlı saldırılara göğüs gerebilmişti. Ancak bugün Türk milleti üzerine öldürücü silahlı saldırılar ile değil, daha farklı metotları içeren saldırı yöntemleri ile karşı harekatlar düzenlenmektedir. Tıp alanı bunlardan biridir. Bu konunun ciddiye alınması ümidiyle...





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 358
Toplam Tekil 1639900
IP 54.159.189.139






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.694 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu