BİLGE SÖYLEŞİ – 7 Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI ile Söyleşi - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BİLGE SÖYLEŞİ – 7 Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI ile Söyleşi
Tarih: 21.07.2010 > Kaç kez okundu? 2072

Paylaş


2010

Doç. Dr. Abbas

KARAAĞAÇLI ile Söyleşi



Sina KISACIK







BİLGE ADAMLAR STRATEJİK

ARAŞTIRMALAR MERKEZİ











BM YAPTIRIMLARI VE İRAN



bilgesamabd iran





SUNUŞ



Uluslararası ilişkiler, dış politika, iç ve dış güvenlik gibi alanlarda ülkemizin önde gelen

uzmanları ile farklı konularda söyleşiler yapmak ve bu söyleşileri kamuoyunun dikkatine

sunmak BİLGESAM”ın amaçlarından birisidir. Bu amaca uygun olarak söyleşiler serisine

devam ediyoruz. “Bilge Söyleşi” adı altında gerçekleştirilen bu söyleşilerin yedincisini

yayınlıyoruz. Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI ile yapılan “BM Yaptırımları ve İran” başlıklı söyleşi

BİLGESAM stajyerlerinden Sina KISACIK tarafından gerçekleştirildi ve yayına hazırlandı. Yararlı

olması dileğiyle dikkatlerinize sunuyoruz.



Doç. Dr. Atilla SANDIKLI



































İran zengin doğal kaynaklara sahip olan bir ülke. Sizce, nükleer programında bu kadar ısrar

etmesinin altında hangi sebepler yatmaktadır?



Doğru,İran doğal kaynaklar bakımından çok zengin bir ülkedir. Dünyada tespit edilmiş ham

petrol kaynaklarının %10”u ve doğal gaz kaynaklarının %15”i bu ülke topraklarındadır. Bu

ülkenin bunca zengin enerji kaynaklarına rağmen nükleer enerjiye yönelmesinin iki nedeni

öne sürülmektedir:



a) Artan enerji ihtiyacı,

b) Güvenlik kaygıları.









Enerji ihtiyacına yönelik öne sürülen nedenler:







1979 İslam Devrimi”nden sonra İran, batı kampından kopunca başta ABD olmak üzere pek

çok devletin aşikâr ve gizli ambargosuyla karşı karşıya kalmıştır. Petrol ve gaz endüstrisi

fevkalade teknik ve yeni teknolojilere ihtiyaç duyduğundan, sürekli yeni yatırımlara

gereksinim duyan bir sektördür. Batılı Devletlerin önyargısı ve ambargoları sayesinde İran

petrol ve gaz sanayisi kemiyet ve keyfiyet bakımından çağın gerisinde kalmıştır. Devrim

öncesinde İran günlük 5,5 milyon varil ham petrol ihraç ederken günümüzde bu miktar bütün

çabalara rağmen 3,5 milyon varili aşamamaktadır. Petrol ve gaz sanayinde yeni yatırımlar için

gerekli olan dış yatırımlar ve teknoloji transferi gerçekleşmeyince İran, sürekli artış

gösterenkendi iç tüketim ihtiyacını karşılamakta bile zorlanmaktadır. Uzmanlara göre durum

bu şekilde devam ederse önümüzdeki dönemlerde İran, petrol ihracatçısı bir konumdan

petrol ithal eden bir ülke konumuna gerileyecektir.







İran yüksek nüfus artışı olan bir ülkedir. Tahminlere göre şu anki 71 milyon nüfusu 2025

yılında 100 milyonu aşacaktır. Kalkınmakta olan bu ülkenin konut ve sanayide kullanacak yeni

enerji kaynaklarına ihtiyaç duyulacaktır. Ülkenin planlama uzmanları bu enerji ihtiyacının

önemli bir kısmını nükleer yakıt kullanarak elektrik üretmeyle karşılamayı planlamaktadırlar.

İranlı stratejiuzmanları kendi enerjisini üretemeyen bir devletin daima ikinci sınıf bir devlet

olarak kalacağı ve tam bağımsız sayılmayacak prensibinden hareket ederek önümüzdeki

dönemde nükleer santrallerde enerji üretimine öncelik verdiklerini açıklamış ve bu

doğrultuda gereken adamları atmışlardır.







İşin ekonomik yönüne bakıldığında ham Petrolden sayısız kimyasal ve sanayide kullanılan

değerli ürünler elde edilmektedir. Bir söylentiye göre ham petrolden 70,000farklı ürün elde

edilmektedir. Dünyada artan ihtiyaca göre petrol fiyatları günden güne artış göstermekte ve

yükselen bir eğilim izlemektedir. İranlılar ellerinde bulunan bu değerli maddeyi yakıt olarak

kullanmaktansa onu ihraç etmeyi, alternatifi olarak da daha ucuz, temiz ve giderek bütün

dünyada yaygınlaşmakta olan nükleer yakıtı kullanmak istemektedirler. Bu işlemi de kendi

toprakları üzerinde yapmak taraftarıdırlar. Bunun ülkenin ulusal güvenliği bakımından gerekli

olduğunu veüstelik ülke içinde üretilen nükleer yakıtın ithalatından daha ucuz fiyata elde

edildiğinin farkındadırlar. Uzmanların belirttiğine göre Fars körfezi kıyısındaki Buşehr Nükleer

Santralı için gerekli olan yakıtın Rusya”dan satın alma maliyeti 50 milyon dolarken ülke içinde

üretilen bu yakıtın maliyeti 25 milyon dolar civarındadır. Yakıtın taşıma bedelinden dolayı

artan maliyet ve taşındığı sırada karşılaşılacak muhtemel tehlikeler ise işin bir başka yönü.





Nükleer teknolojiyi artan enerji

ihtiyaçlarının gereksinimi

olarak değerlendiren İran, bu

girişimlerinin sürekli olarak

barışçıl amaçlı olduğunun,

askeri amaçlı olmadığının altını

çizmektedir.



Nükleer enerji, çağımızın en gelişmiş ve ileri teknolojiye gereksinim duyan bilimsel bir

sahasıdır. İran kanaat önderleri nükleer teknolojiye büyük önem vermektedirler. Bilimin

herhangi bir sahasındaki ilerlemenin diğer sahaları da olumlu yönde etkileyeceği ve

tetikleyeceği prensibinden hareket ederek nükleer bilim ve teknolojiye önemli kaynaklar

ayırmakta ve devlet bütün imkânlarıylabu sahadaki

yenilikleri ve projeleri desteklemektedir. Yıllardan

beri Tahran Nükleer Araştırma Reaktörü”nde ve diğer

nükleer araştırma merkezlerinde; tıp, tarım,

hayvancılık, jeoloji, madencilik ve benzeri sahalarda

önemli başarılar elde edilmesi ve bu sahalarda pek

çok bilim adamıyetiştirilmesi, İran açısından

küçümsenmeyecek bir başarı sayılmaktadır. İranlılar

bu sahayı daha da geliştirip pekiştirme

niyetindedirler. İranlı bilim adamlarına göre Batı, her

konuda olduğu gibi kendilerinin bilimsel gelişmelerinin önüne engeller koymakta ve yüksek

teknolojiye ulaşmalarının önünü kesmek istemektedir. Batının bu yaklaşımının ardında

ekonomik çıkarlar ve emperyalist yaklaşımlar söz konusudur.







dba962a8-5b14-42b9-8389-68d6adfcfeb4-444x333Güvenlik Kaygıları”na gelince;







1979 İslam Devrimi”nden sonra daha İran”ın nükleer faaliyetleri gündemde yokken ABD ve

başka Batılı Devletler İran Devleti”ni hedef tahtalarına oturtarak bu ülkeyi bütün dünyada

tecrit etmeyi ve baskı altında tutmayı hedeflemişlerdir.İran İslam Cumhuriyeti

kurulduğundan beri düşmanlarla kuşatılma duygusunu yaşamakta, güvenlik ve tehdit

algılamalarını bu çerçevede değerlendirmektedir. Nükleer teknolojiyi artan enerji

ihtiyaçlarının gereksinimi olarak değerlendirenİran, bu girişimlerinin sürekli olarak barışçıl

amaçlı olduğunun, askeri amaçlı olmadığının altını çizmektedir. Buna rağmen İran”ın ulusal

nükleer politikasının; ülkenin birlik,beraberlik, ulusal bilincin gelişmesi ve uluslararası

camiada prestij sağlanmasına yönelik milli bir devlet projesi olduğu bilinmektedir. Kimi

düşünceye göre İran nükleer alandaki başarı ve gelişmelerini tedavüm ederek nükleer silah

yapımında gerekli olan yakıtı elde edecek

noktaya yaklaştığında bu faaliyetlerini

dondurmalıdır. Bu aşamada durulduğunu,

bütün dünya kamuoyu ile paylaşmalıdır.

Herhangi bir saldırıya uğradığında veya

nükleer saldırıya maruz kaldığında zaman

kaybetmeden nükleer silahı elde edebilecek

konumda olmalıdır. Bu çerçevede İran”ın

güvenlik kaygılarına göz attığımızda:







1979 İslam Devrimi”nden hemen sonra İran İslam Cumhuriyeti daha kurulma aşamasında,

Irak”ın saldırısına uğramıştır. Irak”ın devrik lideri Saddam Hüseyin,İran”la arasında barışı

sağlayan 1975 Cezayir Antlaşması”nı askıya alarak ordusunu İran”a yöneltmiştir. Irak ordusu

iki ülke arasındaki doğal sınırı oluşturan Şettül Arap Nehri”ni aşarak kısa sürede İran”ın en

önemli petrol üretim sahaların bulunduğu Huzistan eyaletini işgal etmiştir. Bu saldırı

sırasında petrol sahaları, petrol dolum tesisleri, petrol rafinerileri, limanlar, fabrikalar, kentler

ve kasabalar tahrip olmuş, yüz binlerce masum insan yaşamını yitirmiş, milyonlarcası göçmen

durumuna düşerken yüz milyarlarca maddi zarara uğranmıştır. Savaş sırasında Irak”ın nükleer

silah elde etmesine yönelik söylentiler, İran”ın hassasiyetini ve nükleer güvenlik tehlike

algılamasını pekiştirmiştir.







OrtaDoguHaritasiİran İslam Cumhuriyeti”nin en önemli düşmanı

sayılan ABD, bu ülkeyi her taraftan kuşatmış

durumdadır. İran”ın iki komşusu, ABD

askerlerinin işgali altındadır. ABD,Irak”ta ve

Afganistan”da İran sınırına yakın bölgelerde

askeri hava üslerikurmuş, asker ve savaş uçakları

konumlandırmıştır.







ABD ve diğer Batılı Devletler Fars Körfezi

kıyısındaki Suudi Arabistan ve diğer küçük

emirliklerde askeri deniz üsleri kurmuş ve deniz

süvarilerini buralarda konuşlandırmıştır.

Fars Körfezi, ABD ve diğer Batılı Devletlerin konvansiyonel ve nükleer savaş gemileri ve

donanmalarının cirit attığı bir konuma getirilmiştir. Dev savaş gemilerindeki savaş uçakları,

nükleer başlıklı füzeler ve diğer teknolojik silahlar, namlularını İran”a yöneltmiş

durumdadırlar. Unutmayalım ki İran- Irak savaşı sırasında ABD”nin bu gemilerinden atılan

füzelerden biri bilinçli olarak İran”ın sivil yolcu uçağını hedef almış ve 350 sivil yolcunun

hayatını kaybetmesine neden olmuştur.

Bütün hedefi mevcut İran rejimini devirmek olan İsrail Devleti, saklamaya bile ihtiyaç

duymadığı nükleer bombaları ve diğer nükleer silahlarıyla İran”ı tehdit etmektedir. Bazı İsrailli

yönetici ve komutanlar, gerekli gördükleri anda İran”a nükleer bir saldırı yapmaktan

kaçınmayacaklarınıaçıkça dile getirmektedirler.





İsrail”in yanı sıra bölge ülkelerinden Pakistan ve Hindistan”ın elinde bulunan nükleer silahlar

bütün bölge ülkeleri için potansiyel bir tehlike konumundadır. Kaldı ki Pakistan”da her zaman

Taliban veya benzeri köktendinci ideolojiyi ve düşünceleri benimseyen aşırı grupların iktidara

gelmesi İran”ın ulusal güvenliği bakımından büyük tehlike arz etmektedir.









İran İslam Cumhuriyeti kurulduğu günden

itibaren güney komşularıyla önemli sorunlar

yaşamaktadır. Başta Suudi Arabistan olmak üzere

Fars Körfezi kıyısındaki Emirliklerlesiyasi ve

ideolojik ihtilaflar, söz konusu ülkelerdeki Şia

azınlıkların konumu, ABD”ye tahsis edilen askeri

üsler, İran”ın desteğini alan Hamas ve Hizbullah

gibi Filistin davasında aşırı örgütlerin öne çıkması

ve benzeri problemler bölgeyi sıcak tutmaktadır.

İki taraf arasındaki en önemli anlaşmazlık konusu ise Fars Körfezi”ndeki İran Hâkimiyeti

altında bulunan Tonbe Bozorg, Tonbe Kuçek ve Ebu Musa adalarınınmülkiyeti üzerinde

Birleşik Arap Emirlikleri”nin hak iddia etmesi, Suudi Arabistan ve diğer emirliklerin buna

destek vermesidir. Bu konu, İran açısından önemsenecekbir tehdit algılamasıdır. Aynı şekilde,

birkaç ay önce Yemen”in kuzeyindeki Şii azınlıkla (Husiler) hükümet güçleri arasında cereyan

eden çatışmalarda Suudi Arabistan askeri müdahalede bulunarak sıcak çatışmaya taraf

olmuştur. Bu da bölgenin ne denli önemli sıcak çatışmalara müsait bir konumda olduğunun

göstergesidir.



İSRAİL”İN YANI SIRA BÖLGE

ÜLKELERİNDEN PAKİSTAN VE

HİNDİSTAN”IN ELİNDE

BULUNAN NÜKLEER SİLAHLAR

BÜTÜN BÖLGE ÜLKELERİ İÇİN

POTANSİYEL BİR TEHLİKE

KONUMUNDADIR.







Hazar Denizi, Sovyetler Birliği döneminde İran”la Sovyetler Birliği arasında ortak bir deniz

konumundaydı. Hazarın hukuki konumunu iki ülke arasında imzalanan 1920 ve 1941

anlaşmaları, Hazar”ın eşit şekilde iki ülke arasında paylaşılmasını öngörmekteydi. Sovyetler

Birliği”nin yıkılmasıyla birlikte Hazar”a kıyıdaş, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan”ın

ortaya çıkışıyla Hazar”ın paylaşımı ve kaynaklarının kullanımı önemli bir bölgesel sorun

halinde tebarüz etmeye başladı. Hazar deniz mi,göl mü? tartışmaları sürerken İran”ın Hazar”ın

%25”lik eşit dilimler halinde bölüştürülmesi beklentisi hüsranla sonuçlandı ve diğer kıyıdaş

ülkeler kendi aralarında ikili ve çoklu anlaşmalar imzalayarak Hazar”ı kıyı uzunluğuna göre

paylaşıp, İran”a %13 gibi bir hisse ön gördüklerini açıkladılar. Öte yandan Kazakistan,

Azerbaycan ve Türkmenistan Batılı petrol şirketleriyle imzaladıkları anlaşmalarla başta ABD

olmak üzere Batılı güçlerin Hazar”a hâkim konuma gelmelerini sağlamaları ve adı geçen

ülkelerin İsrail”le yakın ilişkiler kurması, İran”ın güvenlik çevresi sayılan Hazar bölgesinde de

işinin kolay olmayacağının göstergelerindendir.











Suudi Arabistan”daki Dahran Hava Üssü, Afganistan”ın Bargam Havaalanı, Kırgızistan”ın

Manas Havaalanı, Kuzey Iraktaki Erbil, Süleymaniye ve Musul Havalimanları ve ülkemizdeki

İncirlik ve benzeri ABD askeri üsleri, İran açısından potansiyel tehlike teşkil eden üsler olarak

algılanmaktadır.

İran”ın nükleer silah üretebilme kabiliyeti kazanması bölge ülkelerini ve Türkiye”yi nasıl

etkiler?

İran tarihini inceleme fırsatını bulanlar bu ülkenin 250 yıldan beri herhangi bir komşusuna

veya yabancı bir devlete askeri bir saldırıda bulunmadığını müşahede edeceklerdir. İran”ın

nükleer silah üretme kapasitesine sahip olması konunun özünden daha çok, bu olaydan

dolayı ve buna karşılık meydana gelecek tepkilerden ve onun yankılarından kaynaklanacaktır.

ABD, nükleer bir İran”ı bahane ederek daha fazla ve kalıcı olarak bölgeye yerleşebilir.

Bölgedeki küçük ve büyük pek çok devlet nükleer silah nükleer silah sahibi olmaya çalışabilir.

Bölge, nükleer cephanelik konumuna gelebilir.

En önemlisi İsrail Devleti”nin nükleer çalışmaları, silahları ve bombaları dünya kamuoyunda

meşruiyet kazanabilir. Bölgede yok olmaya yüz tutan saygınlığını ve prestijini tekrar

düzeltebilir. Başta Fars Körfezi olmak üzere bütün bölge sıcak çatışma hatta nükleer

restleşme sahasına dönüşebilir.







Bölgede oluşabilecek nükleer rekabet de Türkiye”yi

olumsuz etkileyecektir. Bu durumda NATO”nun

Türkiye toraklarına füze savunma sistemleri

yerleştirme talebi gündeme gelebilir. Ayrıca Türkiye,

İran”ın bölgede prestijini artırmasından ve etki

alanını genişletmesinden rahatsız olabilir.



Türkiye ile ilgili

hususa gelirsek,

bulunduğumuz

geniş coğrafyada

her herhangi bir

sınır anlaşmazlığı

ve toprak sorunu bulunmayan Türkiye ve İran uzun; tarihi, kültürel, dinsel ve sarsılmaz

komşuluk bağlarıyla bir birine bağlıdırlar. 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması”ndan bu yana yani 371

yıldan beri iki ülke arasında herhangi bir sürtüşme, çatışma ve savaş meydana gelmemiştir.

İki devletin, iki ulusun zengin devlet ve medeniyet gelenekleri ve ortak tarihi değerleri, yakın

dostluk ve kardeşlik münasebetlerinin garantisidir. Ancak böyle bir durumda dahi Türkiye







kendini bu silahların tehdidi altında görecektir. Bölgede oluşabilecek nükleer rekabet de

Türkiye”yi olumsuz etkileyecektir. Bu durumda NATO”nun Türkiye topraklarına füze savunma

sistemleri yerleştirme talebi gündeme gelebilir. Ayrıca Türkiye, İran”ın bölgede prestijini

artırmasından ve etki alanını genişletmesinden rahatsız olabilir.







İran, Takas Antlaşması”nı nasıl değerlendiriyor? Bu antlaşmanın İran”a yansımaları neler

oldu?



İran İslam Cumhuriyeti çok karmaşık ve kendine özgü bir siyasal sisteme sahiptir. Bir

birilerinden bağımsız görünen, girift ilişkilerle birbirine bağımlı, birbirini denetleyen

üyelerinin doğrudan, gizli oyla seçilen, meclis ve şuralardan oluşan anayasal bir İslami

Cumhuriyet modelidir. Meclislerin yanı sıra dini otoriteler, siyasi, dinsel ve askeri kurum ve

kuruluşlar, sivil toplum hareketleri, siyasi partiler, siyasi teşekküller ve benzeri pek çok

oluşum ve kişi bu sistemde söz sahibidir. Özellikle Rehberlik Makamı (Vilayeti Fakih),

Uzmanlar Meclisi (Meclisi Hübregan), İslami Şura Meclisi (Meclisi Şura ye İslami), Düzenin

Maslahatını Teşhis Konseyi (Şurayı Teşhise Maslahatı Nizam) ve Anayasayı Koruma Şurası

(Şurayı Nigehban) bu kurumların en önemlileridir. Bu kurumların sözcüleri ve tabi ki Takas

Anlaşması”nı İran tarafından imzalayan Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve en üst

güvenlik kurumu olan Ulusal Güvenlik Konseyi (Şuraye Emniyete Milli) Takas Anlaşması”nı

benimsemiş ve onaylamışlardır. Basın, köşe yazarları, Meclis içi yasal muhalefet, muhalif din

adamları ve Yeşil Hareket (Harekete Sebz) diye adlandırılan sokaktaki muhalefetin liderleri de

Takas Anlaşması”nı benimsediklerini açıklamışlardır.



Yönetimin ve güç odaklarının temsil edildiği ve genel siyasal eğilimlerin tecelli ettiği İslami

Şura Meclisi üyelerinin düşünceleri toplumun aynası konumundadır ve İran Siyasilerinin

fikirlerinin yansıması bakımından önemlidir. Bu nedenle milletvekillerinin düşüncelerini

paylaşmak istiyorum. İslami Şura Meclisi üyelerinden 234 milletvekili yayınladıkları ortak

deklarasyonla Nükleer Takas Anlaşması”na destek verdiklerini beyan etmişlerdir. Bu

milletvekilleri Batı”ya seslenerek; Tahran Anlaşması”nı bir fırsat olarak değerlendirmelerini ve

İran”ın gösterdiği bu iyi niyet girişimini görmezlikten gelmemelerini talep etmişlerdir.

Milletvekillerine göre; ABD ve Avrupa Devletleri, önemli bir sınavla karşı karşıyadırlar. Onlara

göre; Tahran Anlaşması temel alınarak, bundan önceki husumete dayalı tutumlarına son

vererek anlaşma zemini aramalıdırlar. Milletvekilleri, İran”dan seslenerek barışçıl nükleer







programını daha da ileriye götürme tavsiyesinde

bulunmuşlar ve Meclis”in bütün hassasiyet ve

duyarlılıkla halkın temsilcisi olarak devletin

arkasında olduğunu deklare etmişlerdir.







Takas Anlaşması ABD”nin İran”a yönelik “her

seçenek masada” politikasını değiştirebilir mi?





Pek çok uzmana göre İran hükümeti bugün itibarıyla bütün nükleer çalışmalarını askıya alsa,

uranyum zenginleştirme programlarını durdursa ve nükleer tesislerinin kapısına kilit taksa

bile ABD”yi ve Batılı Devletleri ikna ve memnun edemez. ABD ve Batılı Devletlerin sorunu

İran”ın Nükleer faaliyetleri değildir. Sorunun temeli İran”ın Batı bloğunda olmaması, üstelik

karşı cephenin en faal aktörlerinden birisi konumunda olmasıdır. Unutmayalım ki İran”ın ilk

nükleer çalışmaları devrik Şah döneminde ABD”nin desteğiyle başlamıştır. 5 Mart 1957

yılında İran”la ABD arasında nükleer işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Dönemin ABD Başkan D.

Eisenhover 5 megavat gücünde senelik 600 gram % 93 zenginleştirilmiş plütonyum üretecek

MTR adında bir reaktörü İran devletine hibe etmiştir. 1967 yılında ABD 5,5 kilogram yüksek

derecede zenginleştirilmiş uranyumu Tahran Araştırma reaktörüne hibe etmiştir. Bu liste

uzayıp gidecektir. Burada bu örnekleri verme nedenim, ABD, emrindeki Şah iktidarına, kendi

eliyle zenginleştirilmiş uranyum hediye etmekteydi. Günümüzde de ABD kendi hâkimiyeti

altında bulunan devletlere her türlü teknolojik ve bilimsel, hatta maddi yardımları

yapmaktadır. İran”a karşı ABD”nin tutumu tamamen ideolojik ve siyasidir. Bu nedenle ABD

Takas Anlaşması ve benzeri anlaşmalara ön yargıyla yaklaşmakta ve çözüm istememektedir.



ABD ve Batılı Devletlerin

sorunu İran”ın Nükleer faaliyetleri

değildir. Sorunun temeli İran”ın Batı

bloğunda olmaması, üstelik karşı

cephenin en faal aktörlerinden birisi

konumunda olmasıdır.







Birleşmiş Milletler”in almış olduğu yaptırım kararının İran”a etkileri neler olabilir?







1929 sayılı BMGK yaptırımlar kararı çok geniş kapsamlı ve etkin kuralları olan bir karardır.

Üstelik ABD Senatosu ve Avrupa Birliği bu yaptırımlarla yetinmeyerek yeni ve daha geniş

yaptırımlar öngören yasa tasarıları çıkarmış ve çıkarmaya devam etmektedirler. Bu

yaptırımlar çerçevesinde İran Devleti”ne ait pek çok kurum, banka ve askeri kuruluşun yanı

sıra İran”ın ekonomisine önemli darbeler vuracak kararlar alınmıştır. Tabiatıyla ekonomik

alandaki kararlar dünya ekonomik kriziyle de kırılgan hale gelen İran ekonomisini zor duruma







bmgksokacaktır. Bu sorunlar uzun vadede teknolojik

yetersizlik, hammadde ve benzeri sorunlardan

dolayı sanayiyi olumsuz yönde etkileyecek, üretimi

düşürecek, fabrikaların kapanmasına neden olacak

ve işsizlik sorunu sosyal bir olgu olarak ortaya

çıkacaktır. Aynı şekilde kimi yüksek teknolojik ve

bilimsel araç-gereçlerin ithalinde yaşanacak

sorunlardan ve daha önceki yaptırımlardan dolayı düşük kapasiteyle çalışan ve yorgun düşen

petrol, gaz, makine üretimi, imalat sanayi ve benzeri sektörler olumsuz yönde etkilenecektir.







Bütün bunlara rağmen bir gerçek daha söz konusudur. Bundan önceki yaptırımlar sırasında

İran, yaptırımları nükleer sahada atak yapacak konuma getirmiştir. Örneğin:



Nükleer politika; hükümetler,

hatta rejim üstü bir milli

gurur ve onur politikası

olarak tecelli etmekte ve her

ne düşünceden, fikirden,

fraksiyon ve partiden olursa

olsun İran halkı, nükleer

sahada elde edilen başarıları

benimsemektedir.



Birinci yaptırım paketine karşı İran Devleti NPT”nin Ek Protokolü”nü askıya almış ve Eerak

Nükleer Tesisleri”nde “ağır su” (SWPP) üretimine başlamıştır.



İkinci yaptırım paketine karşın İran, Netenz Nükleer Tesislerinde 3000 yeni santifirüjü

devreye sokmuş ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu denetçilerinin denetim alanlarına

kısıtlama getirmiştir.



Üçüncü paket onaylanınca İran, nükleer yakıt üretimi aşamasına geçtiğini dünyaya

duyurmuştur.



Bu nedenle, yaptırım kararları İran”ın

nükleer çalışmalarını durduramayacak ve

süreç böyle devam ederse yeni gelişmelere

neden olacaktır.







Yaptırım kararının İran ekonomisine

olumsuz etkisi olduğu takdirde, halkın

yönetime bakışında bir değişme olabilir mi?







Kuşkusuz hepimiz İran”daki insan hakları ihlallerini, kişi hak ve özgürlüklerine yönelik

kısıtlamaları, siyasal özgürlükle, muhalefet, muhalif din adamları, muhalif basın, muhalif

öğrenciler ve benzeri muhalefet güçlerine karşı takınılan tavrın çağdaş ve demokratik bir

hukuk devletine yakışmayan davranışlar olduğunun bilincinde ve farkındayız. İran halkının,

siyasilerin ve hatta dini otoritelerin önemli bir kısmı da, Cumhurbaşkanı M. Ahmedinejad,

hatta dini lider S. A. Hameneyi yönetimini sert bir şekilde eleştirmektedir. Ama nükleer

politika; hükümetler, hatta rejim üstü bir milli gurur ve onur politikası olarak tecelli etmekte

ve her ne düşünceden, fikirden, fraksiyon ve partiden olursa olsun İran halkı, nükleer sahada

elde edilen başarıları benimsemektedir. Bu nedenle ABD ve Batının İran”ın nükleer

faaliyetlerine ve çalışmalarına yönelik yaptırım kararları, halkı hükümete karşı örgütleyecek

bir konu olmaktan çok uzak bir olasılıktır. Zaten İran halkı her fırsatta demokratik hak ve

hukuklarını gündeme getirecek çeşitli eylem ve hak arama yollarını denemektedirler.







Türkiye Hükümeti”nin son

dönemlerdeki atak ve girişimleri

İran”da büyük yankı

uyandırmaktadır. İsrail

ordusunun Lübnan”da Hizbullah”a

saldırıları sırasında, Türkiye”nin

tutumuyla başlayan, “One Minute”

süreciyle devam eden İsrail”in

Gazze saldırısı sırasındaki

devletimizin tutumu, Takas

Anlaşması ve nihayet BMGK

yaptırımlar kararına ABD”nin

bütün baskılarına rağmen hayır

oyu kullanması Türkiye”yi, İran”da

hayranlık ve büyük saygı

duyulacak bir konuma getirmiştir.



Gerek Takas Anlaşması”nın gerekse BM Güvenlik Konseyi”nde Türkiye”nin hayır oyu

kullanmasının İran”daki algılamaları nelerdir?







İran”da Türkiye”ye yönelik çok olumlu ve gayet

pozitif bir bakış söz konusudur. Türkiye

Hükümeti”nin son dönemlerdeki atak ve

girişimleri İran”da büyük yankı uyandırmaktadır.

İsrail ordusunun Lübnan”da Hizbullah”a saldırıları

sırasında, Türkiye”nin tutumuyla başlayan, “One

Minute” süreciyle devam eden İsrail”in Gazze

saldırısı sırasındaki devletimizin tutumu, Takas

Anlaşması ve nihayet BMGK yaptırımlar kararına

ABD”nin bütün baskılarına rağmen hayır oyu

kullanması Türkiye”yi, İran”da hayranlık ve büyük

saygı duyulacak bir konuma getirmiştir. Aslında

Türkiye, İran kamuoyunda her zaman saygın,

onurlu, hayranlık duyulacak ve hatta gıptayla bakılan dost ve kardeş bir Müslüman ülke

konumundadır.







Özellikle Takas Anlaşması ve Güvenlik Konseyi”ndeki “hayır” oyu İran”daki bütün kesimlerde

büyük saygı ve sevgiyle karşılanmıştır. İranlı üniversiteli gençler başkent Tahran”daki İstanbul

Caddesi”ndeki Türkiye Büyükelçilik binasını çiçek yağmuruna tutmuşlardır ve bu güzel eylem

İran ulusal televizyon kanallarından naklen yayınlanmıştır. Bütün siyasi fraksiyonlara ait

gazete ve dergilerde, haber portallarında Türkiye”yi övücü ve minnettarlık duygularını

belirten manşetler ve köşe yazıları yayınlanmıştır.

Siyasiler her platformda bu karardan dolayı

memnuniyet duygu ve düşüncelerini beyan

etmişlerdir. Türkiye”ye duyulan saygı, sevgi ve yakınlık

kat kat artmıştır. İran yönetimi, bundan sonraki

nükleer sorunu çerçevesinde Batıyla sürdüreceği

müzakerelere Viyana Gurubu, 5+1 ve Uluslararası

Atom Enerjisi Kurumu yetkililerinin yanı sıra Türkiye ve

Brezilya”nın da iştirak etmesini talep etmektedir.



İRAN YÖNETİMİ, BUNDAN SONRAKİ

NÜKLEER SORUNU ÇERÇEVESİNDE

BATIYLA SÜRDÜRECEĞİ

MÜZAKERELERE VİYANA GURUBU,

5+1 VE ULUSLARARASI ATOM

ENERJİSİ KURUMU YETKİLİLERİNİN

YANI SIRA TÜRKİYE VE BREZİLYA”NIN

DA İŞTİRAK ETMESİNİ TALEP

ETMEKTEDİR.







İran bu yaptırım kararı üzerine nasıl hareket edecek?



Yaptırım kararı İran”da şok etkisi yaratmıştır. İranlılar 5+1 ve Viyana Gurubu”nun talep ettiği

nükleer takası kabul ederek Batının şartlarını yerine getirdiğini düşünmekte ve Takas

Anlaşması”nın ciddiye alınmasını beklemekteydi. Türkiye”nin arabuluculuğu ve Takas

Anlaşması”na taraf olması İran”daki sertlik yanlısı odakların fevri karar ve davranışlarını

önlemektedir. Nitekim yaptırım kararından sonra bile İran diyalog yolların açık olduğunu ve

müzakerelerden çekilmeyeceğini deklare etmiştir. Bu çerçevede İranlı siyasilerin

değerlendirmelerinin özünü bu şekilde özetleyebiliriz:



İran yönetimi hala Tahran Nükleer Anlaşması”nın ciddiye alınacağına yönelik umutlarını

korumaktadır. Bu nedenle bu tip kararların ardından Tahran”dan yüksek sesle gelmesine

alışık olduğumuz sert ve uzlaşmaz görüntü veren mesaj ve demeçlere rastlamamaktayız.



Bütün yöneticiler diyalog kapısını açık tutuklarını ve diplomatik girişimlere şans tanınması

gerektiği düşüncesini dile getirmektedirler.







pesinenteyit3c64b8153c63decebyGüç odaklarının hemen hemen hepsi devlet

politikası konumunda olan nükleer siyaset

hususunda hemfikir olup, fevri davranış ve

kışkırtıcı demeç ve mesajlar vermekten

kaçınmaktadırlar.



İran yönetimi hala Tahran Nükleer

Anlaşması”nın ciddiye alınacağına

yönelik umutlarını korumaktadır. Bu

nedenle bu tip kararların ardından

Tahran”dan yüksek sesle gelmesine

alışık olduğumuz sert ve uzlaşmaz

görüntü veren mesaj ve demeçlere

rastlamamaktayız.



Bağlayıcı olacağından, dini lider ve diğer üst düzey

konumunda bulunan otoriteler şimdilik yaptırım

kararı konusunda sessizliklerini korumaktadırlar.



Bununla beraber İranlılar ulusal egemenlik

konularını ilgilendiren hususlarda dik ve sağlam duruşlarını aynen korumaktadırlar. Örneğin,

bütün yetkili ağızlar ticaret gemilerine yönelik herhangi bir arama veya benzeri girişim

yapıldığında, misilleme yapacaklarını beyan etmektedirler.

Yaptırım kararı Türkiye-İran ilişkilerini nasıl etkiler?

İki ülke arasında büyük ekonomik ve ticari ilişkiler ve münasebetler söz konusudur.

Türkiye”nin ürettiği tekstilden gıdaya, mobilyadan beyaz eşyaya her türlü tüketim ürünü

İran”da büyük rağbet görmektedir. İnşaattan hizmet sektörüne kadar her sahada Türk

firmalarının hizmetleri büyük ilgiyle karşılanmaktadır. İki ülke arasında 20 milyar doları bulan

ticari ve enerji anlaşmaları yapılmıştır ve önümüzdeki dönemde bu rakamın 30 milyar dolara

yükseltilmesi hedeflenmektedir. Milyonlarca İranlı turist tatil için ülkemizi tercih etmektedir.





İlişkilerimiz günden güne gelişmektedir. Tamda bu aşamada yaptırımlar bu ilişkileri derinden

etkileyecektir. Daha önceki yaptırımlar sırasında

Batılı şirket ve holdingler yaptırım kararlarının

boşluklarını kullanarak İran”ın ihtiyacı olan her

türlü teknoloji ürünü ve stratejik malı, fahiş

fiyatlarla, vasıtalar vesilesiyle bu ülkeye sattılar.

Bu gibi alışverişler gizli yapıldığından ve şeffaf bir

ortamda gerçekleşmediğinden, Batılı şirketlerin

kar marjı çok yüksek olmuştur. Unutmayalım ki

Irak Savaşı sırasında Irak”a uygulanan ambargo kararlarına uyan Türkiye büyük maddi







kayıplar yaşarken Batılı şirketlerin bu ambargolar sayesinde milyonlarca dolar kar ettiğini

biliyoruz.

İran”a karşı daha önce alınan yaptırım kararları herhangi bir sonuç vermemişti. BM

Güvenlik Konseyi tarafından alınan bu son yaptırım kararının etkili olmaması durumunda

İran”a yönelik hangi seçenekler gündeme gelebilir?





Kanımca Tahran Takas Anlaşması bu işin çözümünde tekrar gündeme alınmalıdır. Diyalog ve

diplomatik ilişkilere şans tanınmalıdır. İran”daki sertlik yanlısı kişi ve kurumlarda bu vesileyle

pasifize edilecektir. Açıkçası bundan önceki dönemlerde Batının sert ve uzlaşmaz tutumu

İran”ı bir adım daha nükleer silaha yaklaştırmış ve bunun önünü açmıştır. Örneğin BM

yaptırımları sonrasında 2003 yılında İran İsfahan Nükleer Tesisleri”ndeki (UCF) fabrikasında

nükleer yakıt döngesini aşarak (UF6) maddesini üretmiş, aynı yılın sonunda ilk kez Tetra

Folurayd Uranyum (UF4) gazı üreterek ABD, Kanada, Fransa, İngiltere, Rusya, ÇHC ve

Brezilya”dan sonra dünyanın bu stratejik maddeyi üreten sekizinci ülkesi konumuna gelmiştir.

Aynı şekilde yaptırımlara inat 2006 yılında Netenz Nükleer Tesisleri”nde laboratuar ortamında

%3,6 oranında uranyum zenginleştirmeyi başaran İran, bu zenginleştirmenin gerçekleştiği

gün yani 20 Mart gününü “Ulusal Nükleer Başarı Günü”

olarak kutlamaya başlamıştır. 2006 yılının Eylül ayında

Eerak Nükleer tesislerinde Ağır Su (HWPP) üretimini

başarmış ve İran dünyanın 9. ülkesi olarak nükleer devletler

sıralamasında yerini almıştır. Sonuç olarak yaptırımların

caydırıcı olmadığı, bundan önceki dönemlerden de belli

olan bir durumdur.



Tahran Takas Anlaşması

bu işin çözümünde tekrar

gündeme alınmalıdır.

Diyalog ve diplomatik

ilişkilere şans

tanınmalıdır. İran”daki

sertlik yanlısı kişi ve

kurumlarda bu vesileyle

pasifize edilecektir.

Açıkçası bundan önceki

dönemlerde Batının sert

ve uzlaşmaz tutumu

İran”ı bir adım daha

nükleer silaha

yaklaştırmış ve bunun

önünü açmıştır.







Hangi ülkeler İran”ın nükleer tesislerine yönelik askeri

müdahalede bulunabilir? Böyle bir müdahaleye İran nasıl

karşılık verebilir?







Böyle bir çılgınlığı ancak İsrail Devleti yapabilir. İsrail”in

saldırısı İran”da M. Ahmedinejad hükümetini ve milli birliği







güçlendirir. İran NPT anlaşmasından çekildiğini açıklayarak nükleer bomba üretimini

gerçekleştireceğini açıklayabilir. En önemlisi böyle bir saldırı söndürülmesi çok zor bir

yangının fitilini ateşleyebilir.







İran devleti ideolojik bir devlettir. Devletin temel ideolojisi, Şia mezhebinin direniş ve

başkaldırı kültüründen beslenmektedir. Devlet ve halkın inanç sisteminin temelini şahadet ve

İmam Hüseyin”in Kerbela”da Yezit karşısındaki direnişi oluşturmaktadır. Bu nedenle İsrail”in

İran Nükleer tesislerine saldırması durumunda, İran İslam Cumhuriyeti böyle bir saldırıyı

yaşamsal varlığını yok etmeye yönelik bir saldırı olarak değerlendirerek, çok sert ve sarsıcı

karşılık verebilir. Ayrıca bu saldırıya yardım ve yataklık eden bütün devletleri de hedef

alabilir. Kendi yandaşı olan bütün örgüt ve grupları harekete geçirerek Kuzey Afrika”dan

başlayıp Orta Doğu merkezli, ucu Endonezya”ya ulaşacak bir savaş ve çatışma ortamına şahit

olabiliriz. Böyle bir savaş çok uzun vadeli ve her iki taraf için yıpratıcı ve telafisi mümkün

olmayan ekonomik ve insani tahribata sebep olabilir.











































































abbas_karaagacliDoç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI



Abbas Karaağaçlı, 1956 yılında İran”ın Azerbaycan Eyaleti Marend

kentinde doğdu. Burada Lise eğitimini tamamladıktan sonra, üniversite

öğrenimi için Türkiye”ye geldi. İstanbul Üniversitesi İletişim

Fakültesi”nden Lisans diplomasını, aynı üniversitenin İktisat Fakültesi

Uluslararası İlişkiler dalından Yüksek Lisans ve Doktora unvanlarını aldı. Bir süre Türkiye”de

Sosyal Bilgiler öğretmeni olarak çalıştı.



1997–1999 yılları arasında Kırgızistan”ın Celal-Abad Eyaleti Girişimcilik Üniversitesi, Türk

Dünyası İşletme Fakültesi”nde Öğretim Görevlisi olarak hizmet verdi ve aynı yerde Dekan

Yardımcılığı görevinde bulundu.



1998–2000 yılları arasında Kazakistan”ın Çimkent Eyaleti Uluslararası Miras Üniversitesi”nde

Öğretim Üyeliği, Siyaset Bilimi Fakültesi (Siyaset Tanu ) bünyesinde ise Dekanlık yaptı.



2002–2006 yıllarında Kazakistan”ın, Türkistan Kenti Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk

Üniversitesi”nde, Uluslararası İlişkiler ve Gazetecilik Bölüm Başkanlılığı görevini üstlendi ve

aynı zamanda Öğretim Üyesi olarak çalıştı. 2004 yılında bu üniversiteden Doçentlik unvanı

almaya hak kazandı.



2006–2007 yıllarında Kazakistan”ın, Çimkent Eyaleti Uluslararası Miras Üniversitesi”nde

Avrasya Üniversiteler Birliği, Türk Dünyası Araştırma Merkezi Başkanlığı görevini yürüttü.

Daha sonra Kırgızistan”ın Başkenti Bişkek”teki Kırgızistan–Türkiye Manas Üniversitesi İktisadi

ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Kurucu Bölüm Başkanlığı ve

aynı üniversitenin Genel Sekreterliği görevlerini üstlendi.



Halen T.C. Giresun Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü”nde öğretim üyesi olarak

görev yapmaktadır. Uluslararası İlişkiler ve Orta Asya ile ilgili yayınlanmış 20 makalesi, Kıbrıs

ve uluslararası ilişkiler konusunda Kazakça ve Kırgızca olarak basılmış 4 kitabı bulunmaktadır.



Ayrıca BİLGESAM Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmakta olan

Abbas Karaağaçlı, çok iyi derecede Farsça ve Tacikçe, orta derecede bütün Orta Asya dillerini,

ayrıca idare edecek düzeyde İngilizce ve Rusça bilmektedir. Karaağaçlı, evli ve bir kız çocuğu

babasıdır.







C:Documents and SettingsTKISACIKBelgelerimSina Foto_dosyalarpict0.jpgSina KISACIK







4 Mayıs 1979 tarihinde Adana”da doğdu. 1997 yılında Adana Özel Gündoğdu

Koleji”ni bitirdi. Lisans eğitimini, 1997-2002 tarihleri arasında İstanbul Bilgi

Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Yüksek Lisans

eğitimini ise 2004-2006 tarihleri arasında Galatasaray Üniversitesi”nde

Avrupa Birliği konusunda gerçekleştirdi. Kısacık, Ekim 2009”dan beri Yeditepe Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü doktora programına devam etmektedir. Sina

Kısacık, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) 2010 Yaz Dönemi Staj

Programı”na katılmaktadır.















Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 12
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 689
Toplam Tekil 1636220
IP 54.159.197.114






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu