İcatlar, ihtiyaçtan doğar; Göçerlik sayesinde, yazıyı ve sayıyı bulup, Uygarlığı başlatan Türkler - Tarkan ÖZEL - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









İcatlar, ihtiyaçtan doğar; Göçerlik sayesinde, yazıyı ve sayıyı bulup, Uygarlığı başlatan Türkler - Tarkan ÖZEL
Tarih: 30.06.2018 > Kaç kez okundu? 264

Paylaş


İcatlar, ihtiyaçtan doğar; Göçerlik sayesinde, yazıyı ve sayıyı bulup, Uygarlığı başlatan Türkler:

Uygarlığı başlatan Türklerin göçerlik kültürü, asalak orman kültürüne sahip batılılar tarafından bugüne kadar sürekli kötülenerek

anlatılmış ve göçebilme becerisinin başlı başına kendisi bile bir uygarlık sayesinde olabileceği gerçeği saklanmaya uğraşılarak, tarih

batı merkezli olacak şekilde saptırılmıştır. Bu yüzden Uygarlığı başlatan Türklerin göçerlik kültürünü anlatmadan önce, bizati göçebilme

becerisinin başlı başına kendisi bile bir uygarlık sayesinde olabileceği gerçeğini ve bu göçebilme beceresine sahip olmak için nelerin

sizde bulunması gerektiğini anlatacağım. Zira günümüz şartlarında bile yüz binlerce kişilik bir orduyu bir noktadan bir noktaya sevk

etmek için, uydudan en uygun geçiş yerleri bulunarak çizilen yol haritasında hareket etmek için gerekli para – ekipman ve belirli görevli

sayısına bakıldığında bunun öyle kolay bir iş olmadığı görülür. Kaldı ki bugün bile kolay bir iş olmayan bütün bu hareketliliğin

günümüzden binlerce yıl önce yapıldığı dikkate alındığında, kıtalar arası bir boyutta A noktasından B noktasına gidebilmek için, nelere

sahip olmanız gerektiğine kısaca değinirsek; önce gidilecek yerlerin toprak ve arazi bilgilerine sahip olacaksın, sonra atı-hayvanı

ehlileştireceksin ki, daha hızlı hareket edebilesin. Atı ehlileştirdikten sonra döndüreği (tekerleği) bulacak ve bu döndüreği bağladığın

sağlam ve büyük araçlar üreteceksin. Böylece bu atı ehlileştirmen ve ata bağladığın büyük döndürekli araçların sayesinde daha fazla

insan ve eşya taşıyabilirsin. Tabi bu atı ehlileştirip, ihtiyaca uygun araç-gereçleri icat edip üretmen yetmeyecek, gidilecek yolun güvenli

ve yaşama elverişli mi olduğunu anlatan, senden önce oraya gitmiş atalarının önce kayaya resim ve şekil olarak sonrada sayı çizikleri ve

tamgalı yazı uyarıları olacak ki, bunları okuyup oradaki bereketli bölgeleri bulabilesin. Eğer senden önce hiçbir Türk o yöne gitmemiş

ise veya bir taş yazıt göremediysen, kurak bir yere gidip tüm obanın hayatını riske atmamak için, Türk'ün gökteki gözü olan altın

kartalları eğiteceksin. Senden önceki atalarının, senin rahat bir yere hızlı bir şekilde ulaşman için oraya bıraktığı yazıları ve gökteki

yıldızları okuyarak veya Türk'ün gökteki gözü olan altın kartalları kullanarak gidilecek yönleri bulsan ve bereketli alanlara varsan bile bu

da yetmez, gittiğin her iklimdeki toprağı ve yeri, nasıl ekip biçip, orada en iyi şekilde yaşayabilme bilgisine de sahip olman gerekir. Eğer

bilmediğin zararlı bir şeyi yiyerek hastalanırsan, bunu iyi edecek utacı, baksı ve kamların bilgisine sahip olman veya bu bilgiye sahip

kam ve baksılarıda, obanla birlikte yanında götürerek, her an ihtiyaç olabilecek sağlık ve tedavi ihtiyacını da karşılaman gerekir. Kısaca

A noktasından B noktasına hareket edip göçebilme becerisini sergileyebilmen için pek çok bilgiye sahip olman, sert maden

cevherlerini işleyip bu madenlerden ihtiyacın olan büyük taşıtlar, sağlam araç ve gereçler üretebilmen, uçan hayvanlardan – binek

hayvanlarına kadar pek çok hayvanı da eğitip yönetebilmen, gökte sürekli hareket halinde olan yıldızların konumlarını ve atalarının

bıraktığı yazıları okuyarak oradaki en iyi yaşam alanlarını hızlıca bulabilmen gerekir. Eğer bunlara sahip değilsen kımıldayamazsın.

Dağlarla çevrili kurak bir çanak gibi olan alanda, nüfus artıp yaşam alanlaları yetmemeye başladığında, bereketli topraklar bulamazsan

kendi içinde savaşırsın. Bu yüzden bu alanlara sığmayıp taşanlar, sahip oldukları bilgi ve uygarlıkları sayesinde hareket edip göçmüş,

gittikleri yerleri yurt tutarak uygarlıklar oluşturmuşlardır. Bugün döndürekli taşıtlar, hayvanların ehlileştirilip, sert madenlerden üretilen

araç-gereçler, yazı ve sayılar Türklerin uygarlığı başlatan göçerlik kültürüne borçludur. Zira Türkler bu kadar kısıtlı imkanlarda, en zor

coğrafya şartlarından çıkıp hayatta kalmak ve yayılabilmek için, ihtiyaç duyduğu tüm bu araç-gereçleri icat edip vücuda getirmeseydi,

asalak orman kültürüne sahip batılıların ve diğer asalak kavimlerin vahşilikten kurtulması, belki on binlerce yıl daha gecikecekti.

Yaşaması çok kolay olan bereketli topraklarda asalak şekilde sıkışık yaşamayı uygarlık olarak tanıtan batılıların aksine, asıl uygarlığın

doğanın sana verdiği kolaylıklarla yaşamak değil, doğanın sana vermediklerini kendi zekan ve becerinle üretip zorlukları aşarak

edindiğin bilgi sayesinde olabildiğini ve bu yüzden de uygarlığı başlatan asıl yeteneğin bereketli alanlarda sıkışık şekilde yerleşmek

değil, yaşaması zor şartları bile en iyi şekilde değerlendirmek ve yaşama elverişin tamamen kapandığında veya bu alanların sana

yetmemeye başladığında, dar ve kurak alanlarda yok olmadan hareket ederek göç edebilme bilgisidir. Her şeyi kolay elde eden

kavimler, gelişemeden vahşi şekilde yaşarken Türkler göçebilme becerisi ve bilgisi sayesinde evrene ilkleri verip, tarihi başlattığından

dolayı, uygarlığın tanımı; kolay bir asalak kültürle sıkışık şekilde yaşamak değil, çok zor bir coğrafyada bile var olabilme ve göçerlik

kültürüyle hareket edebilme üzerine olmalıdır. Daha ayrıntılı anlatır ve Türk ırkını incelersek;

Geniş topraklara sahip Türk dünyasının yaşama elverişli olan çok kısıtlı bir alanı vardır. Yaşama elverişli bu kısıtlı ve değerli alanlarda

sadece bir yerde toplanmamış, geniş Türk dünyasına aralıklı mesafelerle, ufak yaşam sahaları olarak yayılmıştır. Bu geniş topraklardaki

kısıtlı yaşam alanlarını en iyi şekilde değerlendirebilmek için Türkler çoğunlukla birbirlerine uzak düşen yerlere otağ kurup oturmak

durumunda kalmıştır. Bunun bir sonucu olarakta, bir Türk belki günler veya haftalardır başka bir Türk ile oturup konuşamayacaktır. Ola

ki birbiriyle görüştüklerin de, Tanrı misafiridir diyerek birbirlerini buyur edecekler, sarılıp esenleşeceklerdir. Birbirine yakın aralıklarla

sıkışık yaşayan asalak toplumlar ise, dip dibe olduklarından birbirlerini sürekli çekemez ve kötülük eder diye kendisine güvenmeyen

kirli ve sakat bir toplum yapısı ortaya çıkarmıştır. Asalak toplumların çıkardığı bu kirliliği düzeltebilmek için anca peygamberler ile ilahi

derecede bir müdehale etme mecburiyeti durumuna gelecek kadar bozulurken, Türkler Türk dünyasında geniş topraklara sahip

olmasına rağmen kısıtlı ve dar yaşam aralıklarıyla birbirlerine uzak düştüğünden gıybete ve fesatlığa fırsat bulamamış ve birbirini

gördüğünde aklına ilk gelen şey çevresine bir kötülük düşünmek değil, kandaşıyla esenleşip – kucaklaşmak olmuştur. Böylelikle

Türklerde misafire verilen önemi arttırmış ve kendi aralarında bağlılığı geliştirerek, temiz, saf ve dürüst bir Türk toplum yapısı

oluşmuştur. Bu yüzden Türklere, peygamberler düzeyinde bir ilahi bir müdehaleye gerek kalmamış, Tengri'nin emirleri Töre şeklinde

korunmuş ve Tanrı'ya duydukları öz inançları da, dinleştirilme ihtiyacı duyacak kadar özünden kopup bozulmadan, temiz ve saf halde

kalarak günümüze kadar süre gelmiştir.

Verimli alanlar az olduğu için değeri Türklerce iyi bilinerek, ağacın ve yeşil doğanın korunmasına büyük önem veren Türk toplumunun

temiz ahlak ve inanç yapısını oluşturan Türk dünyasının coğrafyasını anladıktan sonra, şimdi Türklere bilinen ilk uygarlığı doğurtan

zaruri ihtiyaçların ne olduğunu anlamak için, Türklerin bu zor coğrafyadaki binlerce yıllık yaşayışını incelemeye ve düşünmeye devam

edersek; Bu kısıtlı ve değerli yaşam sahalarının sabit kalmadığını görürüz. Yani zaten dar olan ve mesafeli aralıklarla ufak ufak Türk

dünyasına serpiştirilmiş gibi duran yaşam sahaları, yılın her ayı aynı verimi vermemekte, mevsimine göre yazlak ve kışlak olarak

ayrılmaktadır. Bu yüzden tarihin ilk takvimi olan, 12 hayvanlı Türk takvimini üretme ihtiyacını Türklere veren bu değişken saha yapısı,

gün içinde bile sabah +30 ile +35 arasına kadar çıkıp kurutan, gece ise -25 ile -30 derecelere kadar düşüp donduran bir şekilde

değişmektedir. İşte böylesine değişebilen yaşanılması çok zor bir coğrafya yapısı, Türkleri sürekli hızlı hareket etmeye ve hızlı hareketi

sağlayacak araç-gereçler üretmeye sevk etmiştir. Türk dünyasının zorlu şartlarında, var olmaya çalışan bir Türk ırkı hayatta kalmak

istiyorsa, elbette ki yaşamayı kolay şekilde sunan bereketli topraklarda sıkışık şekilde yaşayan diğer asalak ırklardan daha önce

gelişmek zorundadır. Örneğin Türklerin uygarlığı başlatan göçerlik kültürünü anlatırken açıkladığımız gibi uçan hayvanlardan – binek

hayvanlarına kadar, kartalı ve atı ehlileştirmelidir ki, o zorlu ve hızla değişen şartlara ayak uydurabilsin. Hızlı hareket etmeyi sadece

fiziksel yollarla arttıran tarımsal veya madeni araç-gereçler üreterek ihtiyaçlarını karşılaması da yetmez, obanın azığı ve suyu bitmeden

gideceği doğru yönü hızlı bulmasını sağlayacak olan yazıyı ve mesafe belirten sayıyıda icad edip bulmalıdır. Çünkü orman kültürüne

sahip diğer asalak kavimler bereketli arazilerde sıkışık şekilde bir arada olduğundan, sırf zevk amacıyla birbirine mektup yazmak

amacıyla yazıya ihtiyaç duymayacakları için yazı, sıkışık yaşayan asalak toplumlar için yokluğu hissedilip, icad edilmesini gerektirecek

kadar önemli bir ihtiyaç değildir. Yaşaması kolay ve bereketli alanlara yerleşerek zaten sıkışık şekilde yaşadıklarından, iletişim yüz yüze

gerçekleşmektedir. Ancak sürekli hareket halinde yaşayan bir Türk ırkı için yazı, hayatta kalmayı belirleyen, yaşamsal bir önem arz

etmektedir. Zira büyük Türk dünyasının yaşamak için sunduğu kısıtlı alanları, hızla büyüyen Türk nüfusuna dar gelip, yetmemeye

başladığında, dağlarla çevrili bir çanak gibi düşünebileceğimiz bu alanda, ya birbiriyle savaşacak yada dışarıya bereketli topraklar

aramak için taşacaktır. İşte bu Türk dünyasına sığmayıp taşanlar, bereketli yer bulduğunda orayı yurt tutup uygarlaştırmış ve bulunan

bu yeni yere diğer Türkleride hızla getirebilmek için bu bereketli bölgelerin bulunduğu yöne doğru gelin diye yolda kayalara önce

resimler ve şekiller kazıyacak sonrada, bu resim ve şekillerden tamgalar ve sayılar üretecektir ki, daha sonra bu iletileri okuma yoluyla

aynı yönü izleyerek hareket eden Türklere rehberlik etsin yahut gittiği yer daha kurak bir alana çıkmış ise kendisi gibi kurak yola doğru

gelen Türkleri kurak alanlardan uzak tutması için taştan mektuplar bırakarak uyaracak ve Türk soyunun devamını yazı ile sağlayacaktır.

Kısaca tarihin ve uygarlığın başlangıcı olarak sayılan, yazı ve sayıların ihtiyaç ve icadı, sıkışık yaşayan asalak kavimler için değil, hareketli

yaşamak durumunda kalan Türkler için hayati bir önem taşımaktadır. Bu yüzden şuan için bulunan subarlara ait ilk yazılı metin Türk

kökenlidir ve bu yüzden Türk dili bu kadar sistemli bir şekilde bin yıllar içinde yaşamı devam ettire bilmek için özenle geliştirilmiş, yazıyı

ve sayıyı üreten matematik temelli muazzam bir dil şeklinde meydana gelmiştir. Türklerin bu zor yaşamında tesadüfe yer olamayacağı

için Türklerin dili ve yazısıda, hiçbir mantığı olmadan duydukları her kelimenin sonuna -is -os -i -a getirerek tesadüfen oluşan batı

dilleri gibi sadece ezberlemeyle öğrenilebilecek kadar ucuz ve basit bir dil değildir. Taş yazıtlara sığacak kadar kısa sözleri, cümle

yapısında etkili kullanmak için akla ve mantığa dayanılarak oluşturulduğundan, bilimi esas alan, doğurgan ve işlek yapılı gelişmiş bir

dildir. Bunun sebebi de Türk dilinin ve Türk yazısının, Türk için hayati bir önem taşıyan bir ihtiyaç sonucu, vücuda getirilmesidir.

Yazımızın başında da dediğimiz gibi icadlar, ihtiyaçtan doğacağından Türkler, Türk dünyasının bu zor ve değişken coğrafyasında

hayatta kalabilmek için oluşturduğu evrenin ilk uygarlığıyla, ağacı ve doğayı koruma düşüncesi, kaynakların en iyi şekilde kullanma

becerisini vermiş, geliştirdiği yüksek ahlakı ve temiz inancının yanında, özenle oluşturduğu dili, yazısı ve ürettiği araç-gereçlerle,

bereketli yerlere gidip oraları yurt tutarak devletler ve uygarlıklar meydana getirmesi sayesinde acunun vahşilikten kurtulmasını

sağladığında, belirli bir alanda sıkışık yaşayan ve hayatta kalmak için gerekli şeyleri doğada hazır şekilde bulduğundan gelişim süreci

çok geride kalan asalak kavimler, kendisinden çok üstün olarak gelen ve eskiden TÜR:ÖK (TANRI TÜRÜ) olarak çift kelime şeklinde

yazılan Türkleri, Tanrı gibi görmüş ve Türkler ile kendileri arasındaki meseleleri de, Tanrılarla arasındaki bir mesele şeklinde anlatmasına

yol açarak, mitolojilerin oluşmasını sağlamıştır. İşte, ZAMAN VE MEKÂNDA, BİLİNMEYEN, YA DA BİLİNMEK İSTENMEYEN, TARİH VE

KÜLTÜRÜNÜ İNKÂR ETMESİ BEKLENEN, İNSANLIK DIŞINA İTİLMESİ İÇİN ULUSLARASI ÇABA SARFEDİLEN TÜRK, BUDUR.

Atalarımız ne demişler:

GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ… SIVAYAMAZLAR! SIVATTIRMAYIZ!

Tarkan Özel - 21.06.2018





Yorumlar








Web-Site'miz AA-Anadolu Ajansı Abonesidir.



Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 1093
Bugün Tekil 325
Toplam Tekil 2290004
IP 54.167.18.170






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:



































































8 Rebiü'l-Evvel 1440
Kasım 2018
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


Körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2018 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.406 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu