BASIN BÜLTENİ Akıncı : “Sürecin sadece güvenlik ve garantiler nedeniyle sonuçsuz kaldığı söylemi doğru değil” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Akıncı : “Sürecin sadece güvenlik ve garantiler nedeniyle sonuçsuz kaldığı söylemi doğru değil”
Tarih: 14.07.2017 > Kaç kez okundu? 86

Paylaş


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs müzakerelerinin sonuçsuz kalmasının tek nedeninin güvenlik ve garantiler olduğu yönündeki söylemlerin doğru olmadığını söyledi.

Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği’nin Basın Günü resepsiyonunda yaptığı konuşmada Akıncı, İsviçre’nin Crans Montana kasabasında sonuçsuz kalan Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili tarafların nedenlerini anlatmaya başladığını, ancak kendisinin bu nedenlerin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından açıklanmasını arzu ettiğini ifade etti.

Birleşmiş Milletler Barış Gücünün Kıbrıs’taki görev süresinin uzatılmasıyla ilgili hazırlanan geleneksel raporun taslağının ellerine geçtiğini belirten Akıncı, raporda Crans Montana’da yer alan konferansa da yer verildiğini, tüm taraflara gayretlerinden ötürü teşekkür edildiğine, bunun tipik bir Birleşmiş Milletler tavrı olduğunu vurguladı.

Bu bağlamda BM’nin konumunun hassas olduğunu, BM’nin süreçte kolaylaştırıcı olarak yer aldığını kaydeden Akıncı, bu nedenle süreçte BM’nin iki tarafa eşit mesafede olma siyasetini sürdürmeye çalıştığının gözlemlendiğini kaydetti.

Akıncı, “Gerek Kıbrıs Türk tarafı, gerekse Türkiye Cumhuriyeti bu süreçte çözüme ulaşmak için gerekli esneklikleri fazlasıyla göstermiştir” dedi.

Kıbrıs Türk tarafının bu süreçte figüran değil, aktör olarak yer aldığını da kaydeden Akıncı, “Mont Pelerin’de de, Cenevre’de de, Cranz Montana’da da figüran olmadık, öyle davranmadık” dedi.

Akıncı, “biri söyler diğeri de buna uyar”, “çizginin dışına çıkamaz”, “bir yerlerden bir şeyler gelir onun peşinden gidilir” gibi geçmişten gelen şablonların birtakım yaşanmışlıklardan doğduğunu, bunların zaman içerisinde yaşananlardan beyinlerde yer ettiğini kaydetti.

Konferansların hemen hemen hepsinin mimarının Kıbrıs Türk tarafı olduğunu kaydeden Akıncı, bu süreçte elbette Türkiye ile istişare içerisinde hareket edildiğini söyledi.

Akıncı, “Eski şablonlara uygun düşünce tarzıyla yapılmış ağır eleştirileri çok insafsız bulduğumu söylememe müsaade ediniz. Bilgiye dayalı eleştiriye başımın üzerinde yer vardır” dedi.

Konu ile alakalı araştırmacı gazetecilik yapılması gerektiğini ifade eden Akıncı, kendisinin bulunduğu hassas pozisyondan dolayı her şeyi anlatamadığını, ancak bu bilgilere ulaşılamayacak anlamı taşımadığını, doğru bilgilere ulaşabilen gazetecilerin bulunduğunu söyledi; siyasetçilerle müzakere heyeti üyeleri ile konuşma tavsiyesinde bulundu.

Akıncı, “seçilmiş kişileri ve müzakereleri sürdüren heyeti bu kadar hor görmemek gerektiğini” de söyledi.

Esas olanın yarın ne olacağı olduğunu ifade eden Akıncı, bu topraklarda yaşamanın barış ve işbirliği içerisinde olmasının kaçınılmaz olduğunu, bunun yolunu bulmak gerektiğini ifade etti.

Kıbrıs sorununu çözmek için 50 yıl daha bulunmadığını devamlı dile getirdiğini kaydeden Akıncı, incir ipi gibi uzayıp gitmesinin yararı olmadığını, konferansın karar konferansı olması gerektiğini pek çok kez dile getirdiğini, ancak konferansa Kıbrıs Rum tarafı slogan üretmek için gelmişse yapacak bir şey olmadığını söyledi.

“Sıfır asker sıfır garanti bir slogan haline geldi” diyen Akıncı, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin müzakere için esneklikler gösterdiğini, bu noktada Kıbrıs Rum tarafının da sıfır asker sıfır garantiyi bir kenara bırakıp müzakere etmesi gerektiğini vurguladı.

“Yüzlerle ifade edilebilecek bir askeri birlik yerine 40 bin askerin kalması yeğlendi. Ortaya çıkan tablo budur” diyen Akıncı, Konferans’ta, garantiler konusunda değerlendirmelerin yapılabileceği, sistemin gözden geçirilebileceği yönünde çok net mesajlar verildiğini de söyledi.

Konferansın son gecesinde Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım dört saat içerisinde katılmayı beyan ederken, Kıbrıs Rum tarafının ertesi sabah ayrılmak için hazırlık yaptığını anlatan Akıncı, “Hiçbir şey belli değilken bunlar yaşandı” dedi.

İki kesimli iki toplumlu federal bir çözüm yönünde çalışmak için aday olduğunu ancak her ne pahasına olursa olsun bir anlaşmanın altına imza atacağını söylemediğini ifade eden Akıncı, “Bir anlaşmaya imza atıp Kuzeyde insanımızı belirsizliğe itemem” dedi.

BM Genel Sekreterinin Güneyde kalacak topraklardaki mülkler için eski sahiplerine yakın çözümler üretilmesi, Kuzeydeki mülkler için de Kuzey’de yaşayanların lehine düzenlemeler getirilmesi yönünde kriter getirdiğini kaydeden Akıncı, bunu Türk tarafının kabul ettiğini, bunun dışında Kıbrıs Türkünü belirsizliğe itecek bir formülü kabul etmenin mümkün olmadığını söyledi.

Kıbrıs Türk tarafına, Güney’e göç eden insanlardan kalan 15-20 bin ev için, kurulacak komisyonun Avrupa içtihattı temelinde karar vermesinin önerildiğini kaydeden Akıncı, “20 bin evden bin evin eski sahibinin geri geleceği varsayılsa, bin eski ev sahibinin belli olmamasının büyük bir belirsizlik yaratacağını” anlattı.

Akıncı, bunun referandumda hayır için bir reçete olduğunu da anlatmaya çalıştığını söyledi.

Toprak başlığında BM’nin talebi üzerinde Türkiye ile de uzlaşarak Kıbrıs Türk tarafının sunduğu harita üzerinden açılım için adım attıklarını kaydeden Akıncı, buna karşı Rum liderin, Değirmenlik ve Yeniboğaziçi’ni de talep eden kendi haritasını gündeme getirdiğini anlattı.

Son olarak ise Rum liderin Annan Planı’ndaki haritayı talep ettiğini kaydeden Akıncı, buna karşı Türk tarafının Anan Planı’nda yer alan Kıbrıslı Türklerin lehine olan unsurların da kabul edilmesi şartıyla haritayı kabul edebileceğini söylemesi üzerine Rum tarafının bunu da reddettiğini söyledi.

Akıncı, “Dolayısıyla süreç sadece güvenlik ve garanti üstünden yıkıldı diye bir şey yoktur” dedi.

“Konferans’ta iki taraf anlaştıkça daha az asker, iki taraf arasında güven arttıkça saha az garanti ve yeni bir sistemi enjekte üzerinden uzlaşmaya varılabilirdi” diyen Akıncı, “Olabilirdi bu ama slogan engelledi” dedi.

Güvenlik ve garanti başlığının yanında toprak, mülkiyet ve siyasi eşitlikte de anlaşmazlıkların bulunduğunu kaydeden Akıncı, eşit sayıda olmayan kurullarda bir Kıbrıslı Türkün olumlu oyunun aranması taleplerinin olmaması için bin bir oyun oynandığını söyledi.

İki yılın birincisinde çok ilerleme kaydedildiğini ancak Eylül 2016’dan sonra adım adım Rum tarafının tavırlarının değiştiğini kaydeden Akıncı, 2017’de de çözümden uzaklaşıldığını anlattı.

Akıncı, “Aceleciliğe gerek yok. Oturup en sağlıklı değerlendirmeleri yapacağız. Müsterih olmanızı isterim” dedi.

Akıncı, “Rum tarafı ile eşitler ilişkisi gözetirken, o tarafa yamalama ilişkisine girmeyeceğimizi söylerken, Türkiye ile de bir vilayetleşme ilişkisini asla onaylamayız. Tüm siyasi partilerimiz de hem fikirdirler. Bugün bunu konuştuk. Hepsi aynı görüşte” dedi.

“Her şey bitti” şeklinde bir şey söylemediğini kaydeden Akıncı, kimsenin de Rum tarafının şartlarını kabul etme beklentisi içerisine girmemesi gerektiğini söyledi.



Siber: “Rum halkı federasyona hazır değilse, bizim izolasyon ve ambargolar altında yeni bir çözüm modelini beklememiz istenmemeli”



Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber, “Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansı’nda başarısızlığın Kıbrıs Türk tarafına bağlı olmadığı yönünde somut bir gerçek varsa veya Rum halkı federasyona hazır değilse, bizim izolasyon ve ambargolar altında yeni bir çözüm modelini beklememiz istenmemeli” dedi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber’i kabul ederek Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansı’yla ilgili bilgilendirdi. Siber, görüşme sonrasında basına açıklamalarda bulundu.

Meclis Başkanı Siber, 50 yıldan uzun bir süredir federasyon zemininde süren bir müzakere süreci bulunduğunu ve Kıbrıs Türk halkının bu sorunun çözümlenmesi için iradesini hep ortaya koyduğunu kaydetti.

Annan Planı referandumunun sonuçlarını anımsatan ve Crans Montana sürecinin de başarısızlıkla neticelendiğini kaydeden Siber, karşı tarafı suçlamak yerine somut gerçeklerin göz önünde bulundurulması ve farklara bakılması gerektiğini ifade etti.

Kıbrıs Rum halkının federasyon istediğine ya da federasyona hazır olduğuna dair somut bir veri olmadığını dile getiren Siber, bir liderin müzakere masasında güçlü olabilmesi için halkından müzakere edilen konularla ilgili güçlü bir destek almış olması gerektiğini ifade etti.

Siber, Kıbrıs Türk tarafının ise 2004 referandumunda federasyon modeline ‘evet’ dediğini ve federasyon lehinde meclis kararları bulunduğunu da kaydetti.

Siber, tutanakların, Rum tarafının federasyondan ziyade özellikle yönetim ve güç paylaşımında bir üniter devlet modelini istediği yönünde olduğunu söyledi.

Şimdi suçlamak değil saygı duymak gerektiğini söyleyen Siber, “Peki biz ne olacağız” sorusunun yanıtının ise, ortak akıl ile bulunacağını ifade etti.

Bundan sonra hem uluslararası ilişkiler düzeyinde hem de, “kendi içyapımızla ilgili ne yapmamız gerektiği” hususunda çalışılması gerektiğini vurgulayan Siber, BM’nin Crans Montana konferansıyla ilgili nasıl bir rapor hazırlayacağını bekleyeceklerini ifade etti.

Siber, Kıbrıs Türk tarafının nasıl bir çıkış yolu belirleyeceğinin ilerleyen günlerde ortak akılla bulunacağını ve Cumhurbaşkanı Akıncı’nın da müzakerelerle ilgili ve bu konuda daha detaylı açıklamalar yapacağını da dile getirdi.



Özgürgün: “Kıbrıs Türk halkının azınlık ya da 82. vilayet olmak gibi bir düşüncesi yok”



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından yaşanan süreci Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilerle değerlendirdi.

Yaklaşık bir saat süren toplantının ardından Cumhurbaşkanı Akıncı açıklama yapmazken, siyasi parti başkanları basının sorularını yanıtladı.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı, Başbakan Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs Konferansı sonrasında gerçekleştirilen bu toplantının oldukça faydalı olduğunu belirtti.

Gelinen aşamada Rum kesiminin yerleşmiş Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde bir çözüm düşüncesi bulunmadığının ve bu zeminde 48 yıldır devam eden görüşmelerin müdahale edilmezse 48 sene daha devam edeceğinin görüldüğünü kaydeden Özgürgün, Birleşmiş Milletler, İngiltere ve Avrupa Birliği temsilcilerinin de bu görüşte olduğunu ifade etti.

Kıbrıs Türk halkının BM parametrelerinden farklı şekilde Rum tarafının istediği gibi “azınlık” olmayı kabul etmeyeceğini anlatan Özgürgün, öte yandan Kıbrıs Türk tarafının her hangi bir şekilde 82. vilayet olma düşüncesi de bulunmadığını dile getirdi.

KKTC devletinin bazı sıkıntılara rağmen yoluna devam edecek durumda olduğunu dile getiren Özgürgün, nelerin olamayacağının ortaya konduğunu kaydederek, bundan sonraki süreçte neler olabileceğinin de süratle ortaya konması gerektiğini ifade etti.

Özgürgün, bu konuda ortak zemin bulunabileceğine inanç belirterek, Türkiye ile de istişareler yapılması gerektiğini anlattı.



Eroğlu, Crans-Montana sonrasında Kıbrıs konusunda ortaya çıkan durumu değerlendirdi



3’üncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs sorununun temel sebebinin; Rumların Kıbrıslı Türkleri kendilerine eşit bir halk olarak görmemeleri ve adayı Yunan hegemonyasına sokma hayalleri olduğunu kaydetti.

Eroğlu, İsviçre’nin Crans-Montana kentindeki Kıbrıs görüşmeleriyle birlikte Kıbrıs konusunda ortaya çıkan durumu değerlendirdi.

3’üncü Cumhurbaşkanı Eroğlu yazılı açıklamasında şunları belirtti: “Kıbrıs sorununun temel sebebi, Rumların bizleri kendilerine eşit bir halk olarak görmemeleri ve adayı Yunan hegemonyasına sokma hayalleridir. Rum –Yunan tarafının bütün önerileri, stratejisi, düşünce ve taktikleri bu hayallerinden henüz vazgeçmediklerini göstermektedir.

Masada oturan Rum lideri kim olursa olsun yönetim ve güç paylaşımı, Avrupa Birliği, ekonomi, mülkiyet, garantiler ve toprak konularında ortaya koyduklarının hedefi bizi topraksız, mülksüz, güvenlikten yoksun bırakmak, azınlık hakları ile var olan ve Yunan karakteri artık perçinlenen Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama yapmaktır.

Rum liderler Hristofyas ve Anastasiadis’le yaptığım müzakerelerde bunları bizzat yaşadım, gördüm.

Ve bu yüzdendir ki 40 yıllık aktif siyasi yaşamında hep, ‘ Rum tarafı bizim güvenliğimizi gözeten, bizim sosyal ve ekonomik olarak ayakta durabileceğimiz bir ortaklığı istemiyor’ vurgusu yaptım.

Son 2 buçuk yıldır devam eden ve nihayet Crans-Montana’da bir sonuç alınamadan biten sürecin başarısızlığı ne benim için ne de halkımızın büyük çoğunluğu için sürpriz olmamıştır.

Rum tarafı her ne kadar da konferansın olumsuz bir şekilde bitmesini Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye’nin garanti sistemi ve Türkiye’nin müdahale hakkının devamından vazgeçmemesi olarak göstermeye çalışsa da benim öteden beri belirttiğim Sayın Akıncı’nın da Crans-Montana görüşmelerinin ardından düzenlediği basın toplantısında ifade ettiği üzere, Rum tarafının mülkiyet, toprak konularındaki yaklaşımları da kabul edilemez yaklaşımlardır.

Rum tarafı, Türk tarafının garanti sisteminden, Türk askerinden, müdahale hakkından vazgeçmesi, Mağusa, Karpaz, Güney Mesarya ve Güzelyurt’u kapsayan büyük toprak tavizinde bulunulması karşılığında dönüşümlü başkanlığı görüşebileceğini ifade ediyor.

Ama biz biliyoruz ki Rum’un aklında bizi yönetime etkin bir şekilde dahil etmek de yoktur.

Rumlar Federal Hükümet’te kararların oy birliği ile alınmasına yönetime etkin katılmamıza da karşıdırlar.

Kaldı ki, Türkiye’nin garantörümüz olarak kalması, müdahale hakkının devam etmesi Rumlar neye razı olursa olsun pazarlık konusu dahi edilmemelidir.

Neden? Çünkü Türkiye’nin garantörlüğünün devam etmeyeceği, müdahale hakkının olmayacağı bir çözüm Kıbrıs Türkü ve devletimiz için çözün değil yıkım olur.

Durum ortadadır ve şimdi KKTC’nin bir bütün olarak yapması gereken o uzun zamandır görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanırsa yapılacağı söylenen yeni bir yol haritasını belirlemektir.

Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı, federal çözüm için elden gelen tüm gayretin gösterildiğini, ama Rum tutumu yüzünden bunun başarılamadığını, başarılmasının da kendi nesli için mümkün görülmediğini net bir şekilde açıklayarak durumu tarihsel ifadelerle özetlemiştir

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu parametrelerinin bir sonuç vermediğinin kesinleştiğini, bunların değişmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, Crans-Montana’da gazetecilere konuşurken ‘ Kıbrıs konusunun çözümünün çok, çok zor olduğunu’ vurgulamıştır.

Anımsanacağı üzere BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan da 2004 referandumlarının ardından BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda, ‘Rum halkının sadece sunulan planı değil çözümü reddettiğini’ vurgulamıştı.

Kanaatimce bütün yaşanan gelişmeler ve açıklamaların ardından Birleşmiş Milletler gerçekleri içeren bir değerlendirme ve raporlama yapmalıdır.

Rum lider Anastasiadis’in düzenlediği basın toplantısında Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde görüşmelere devam etmeye hazır olduğunu belirtmesi oyalama ve süregelen durumu Kıbrıs Türkü aleyhine kullanma hedeflerinden sapma olmadığını gösteriyor.

Rum liderin ‘ Kıbrıs Türkleri Kıbrıs’ın mı, Türkiye’nin bir parçası mı olacaklar’ karar versinler şeklindeki ifadeleri ise son derece yakışıksız ve temelsizdir.

Kıbrıs Türk Halkı elbette Anavatan Türkiye ile en yakın ve en ileri ilişkiler içinde olmaya devam edecektir ama unutulmamalıdır ki halkımız 1983 yılında self determinasyon hakkını kullanarak bağımsızlığını ilan etmiş kendi devletini kurmuştur, Türkiye de bu Devleti resmen tanıyor. Dolayısı ile Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye konuyu daha fazla uzatmamalı, Rum oyununa boyun eğilmemeli, Rum’un zaman kazanmasına, Kıbrıs Türk Halkı’nı haksız bir şekilde ekonomik ambargo ve siyasi izolasyon altında tutmasına fırsat tanımamalıdır.

Halkımız bu durumun sürmesine haklı olarak tepkilidir. Tarihi bir süreçten geçiyoruz; Kimsemizin olayları iç nedenler, çekişmeler ya da hesaplarla başka başka noktalara çekmemesi lazımdır. Hepimiz ayı gemideyiz. Hepimizin arzusu, kendi idaremizde, özgürlük, demokrasi ve güvenlik içinde yaşamaktır.

Bunun için yapılması gereken ise; birlik içinde, kararlılıkla ve Anavatan Türkiye ile istişare içinde kaderimizi etkileyecek cesur kararları almak, birlikte yürümek ve yoğun bir şekilde mücadele etmektir.

Benim öteden beri ifade ettiğim ve sayın Akıncı’nın da yine son basın toplantısında belirttiği üzere , kimse bir anlaşma olmadı diye ümitsizliğe, yılgınlığa kapılmasın. Ev ödevlerimizi gününde ve gereği gibi yaparsak KKTC’nin bugünkünden de daha ileri demokrasi standartlarını, gelişmişlik ve yaşam kalitesi seviyesini yakalamaması için hiç bir neden yoktur.”



Ertuğruloğlu: “Kıbrıslı Türklerin tarihi süreçteki toplumsal gelişiminde Kıbrıs Türk basınının yeri ve önemi büyük”



Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk basınında özveriyle çalışarak ülkeye hizmet veren tüm basın çalışanlarının 11 Temmuz Basın Günü’nü kutladı.

Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türk tarafından çıkarılan ilk Türkçe gazete Saded’in anısına kutlanan 11 Temmuz Basın Günü dolayısıyla mesaj yayınlayan Ertuğruloğlu, Kıbrıslı Türklerin tarihi süreçteki toplumsal gelişiminde Kıbrıs Türk basının yeri ve öneminin çok büyük olduğuna vurgu yaptı.

Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk basınının, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi sürecinde olduğu gibi bugün de Kıbrıs Türk halkının gelişiminde önemli rolü olduğuna işaret etti.

Her dönemde Kıbrıs Türk halkının sesi olan Kıbrıs Türk basınının, yeni dönemde halkın duruşunu dünyaya yansıtacağına emin olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, kendini günün koşullarına göre yenileyen, geliştiren Kıbrıs Türk basınının halka verdiği hizmetlerde başarılarının devamını diledi.

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, geçmişten bugüne ülkede basın camiasında özveri ile hizmet veren tüm basın çalışanlarının 11 Temmuz Basın Günü’nü kutlarken, yaşamlarını yitiren merhum basın emekçilerini de rahmet ve saygıyla andı.



Çavuşoğlu: "Çözümsüzlüğün sebebinin kim olduğunu herkes iyi biliyor"



TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsviçre'deki Kıbrıs müzakerelerinin Birleşmiş Milletlerin (BM) çizdiği çerçevede sürdüğünü belirterek "Müzakereleri sürdürmek demek Rumların her talebini kabul etmek anlamına gelmez. Saçma sapan talepler geldiği zaman tabii ki reddederiz, yine reddederiz. Burada çözümsüzlüğün sebebinin kim olduğunu herkes çok iyi biliyor. BM de çok iyi biliyor, İngiltere de çok iyi biliyor, AB de çok iyi biliyor. AB bizim oradaki olgun tutumumuzu gördü" dedi.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dışişleri Bakanları Konseyi 44. Toplantısı'na katılmak üzere Fildişi Sahili'nde bulunan Çavuşoğlu, resmi ziyaret için Liberya'ya hareket etmeden önce gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kıbrıs Rum lideri Nikos Anasatasiadis'in, İsviçre'deki müzakerelerin sonuçsuz kalmasından Türkiye'nin sorumlu olduğu yönündeki açıklamalarını değerlendiren Çavuşoğlu, şunları söyledi:

"Kıbrıs Konferansı'na biz gayet yapıcı bir yaklaşımla gittik. 15 yıldır sürdürdüğümüz adil, kalıcı, iki kesimliliğe dayanan, siyasi eşitliğe dayanan bir çözüm için herkesten her zaman bir adım önde olduk. Crans Montana'da, İsviçre'de ise herkesten üç adım önde olduk ve düşüncelerimizi net paylaştık. Daha ilk günden somut önerilerimizi paylaştık 'ne yapabiliriz' diye. Felsefi konuşmalar yapmadık madde madde ne yapabiliriz, ne olması gerekiyor diye."

Türkiye'nin bu konferansın son konferans olduğunu ve oyalanmadan sorunların masaya getirilmesi gerektiğini vurguladığını anımsatan Çavuşoğlu, Türkiye'nin konuların bir paket halinde değerlendirilmesi önerisinin de BM tarafından kabul edildiğine dikkati çekti.

Tüm tarafların Türkiye'nin yapıcı bir tutum sergilediğini kabul ettiğini vurgulayan Çavuşoğlu, "Rum tarafının tüm arzusu tek bir kriter vardı, adada sıfır asker olacak. Yani Türk askeri tamamen çekilecek. Türkiye'nin garantisi sona erecek tek taraflı müdahale hakkı hiç olmayacak. Türkiye ile Kıbrıs arasındaki bağlar tamamen kopacak. Bunların arzusu tamamen bu. Böyle saçma bir teklifi, öneriyi kabul etmemiz tabii ki mümkün değil." diye konuştu.

Çavuşoğlu, Rum lideri Anastasiadis'in açıklamalarını, "Bunları kabul etmeyince de tabii 'Çözümsüzlüğün sebebi Türkiye' diyorlar. Gerçekten son derece yanlış, sığ ve iç politikaya yönelik bir açıklama" sözleriyle değerlendirdi.

Bakan Çavuşoğlu, Türkiye'nin müzakereleri İsviçre'de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in çizdiği çerçevede sürdürdüğünü belirterek "Müzakereleri sürdürmek demek, Rumların her talebini kabul etmek anlamına gelmez. Saçma sapan talepler geldiği zaman tabii ki reddederiz, yine reddederiz. Burada çözümsüzlüğün sebebinin kim olduğunu herkes çok iyi biliyor. BM de çok iyi biliyor, İngiltere de çok iyi biliyor, AB de çok iyi biliyor. AB bizim oradaki olgun tutumumuzu gördü" ifadelerini kullandı.

Rum tarafının bu argümanı uluslararası arenada kullanabileceğine yönelik bir soru üzerine Çavuşoğlu, şunları kaydetti:

"Kullansınlar. G20'de de herkes konuşuyordu AB dahil. Sorunun ne olduğunu herkes biliyor. Buna rağmen, 2004'teki gibi çifte standart içerisinde olurlarsa dürüst olmazlarsa onların bileceği iş bizim burada bir kompleksimiz, kimseden bir korkumuz yok. Biz doğru olanı söylüyoruz, doğru olanı yapıyoruz. Kimseye yaranmak için de adım atmayız biz.

Samimi şekilde, biz bir şekilde 'Kıbrıs sorunu çözebilir miyiz?' diye yapıcı olduk. Başkalarına yaranmak için ya da AB'ye bizi alırlar diye hareket etmedik. AB'ye almak istemeyenler zaten Kıbrıs olmasa başka bir bahane bulacaklar. AB üyeliğini biz pazarlık konusu bile yapmadık Kıbrıs müzakerelerinde, yapmıyoruz da. İkisi farklı bir şey. AB'ye, başkalarına yaranmak için hareket etmiyoruz."



Saner: “BM iyi niyet misyonu parametreleri çerçevesinde bir federasyon oluşturma çabaları tüketilmiştir”



Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hamza Ersan Saner, İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısında, Kıbrıs sorununa BM iyi niyet misyonu parametreleri çerçevesinde bir federasyon oluşturma çabalarının tüketildiğini söyledi.

Afrika’nın Fildişi Sahili Cumhuriyeti’nin Abidjan şehrinde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı 44’üncü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’na katılan Saner, toplantının ikinci gününde gözlemci üye sıfatıyla yaptığı konuşmada, “İİT-2025 eylem programının dayanışma ve sorunların üstesinden gelebilmek için iyi bir çerçeve sunduğunu, Kıbrıs Türk devleti olarak dayanışma içinde olmaya ve üye devletlerin yaşadığı problemlerin aşılmasında teşkilatın çizdiği çerçeve içinde mümkün olanı yapmaya hazır olduklarını” ifade etti.

İsviçre’nin Crans Montana kasabasında gerçekleştirilen Kıbrıs Konferansı’nın Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin tüm çabalarına rağmen Rum tarafının maksimalist ve uzlaşmaz pozisyonları nedeniyle herhangi bir anlaşmaya varılamadan sona erdiğini anlatan Saner, “Dolayısıyla neredeyse 50 yıllık müzakerelerin ardından, BM İyi Niyet Misyonu parametreleri çerçevesinde bir federasyon oluşturma çabaları tüketilmiştir” dedi.

Kıbrıs Türk halkının belirsizliğe mahkum edilemeyeceğinin altını çizen Saner, “Bu noktadan sonra, dünyadan yarım asırdır adaletsiz bir şekilde tecrit edilmiş durumda olan Kıbrıs Türk halkı, sonu olmayan müzakerelere ve söz konusu parametreler çerçevesinde belirsiz bir geleceğe mahkûm edilemez. Artık tek yol adadaki iki eşit halkın sorunlarını iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde çözerek, yan yana barış ve saygı içerisinde yaşamalarıdır” dedi.

İİT coğrafyasında büyük kayıplara ve göçlere sebebiyet veren savaş, terörizm ve ihtilaflardan duyduğu üzüntüyü de dile getiren Saner, özellikle de genç jenerasyonları olumsuz yönde etkileyen vahim olaylar karşısında izleyici kalınmaması gerektiğini söyledi.

Saner, Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’nın kardeş ülkeler arasındaki işbirliği ve dayanışmaya katkı sağlaması temennisini dile getirdi.



Uluslararası Turizm Konferansı DAܒde başladı



2011 yılından bu yana Türkiye, Yunanistan, Tayvan, Mauritius, Japonya ve Çin’de düzenlenen “Advances in Hospitality and Tourism Marketing and Management” (AHTMM –Turizm ve Otelcilik Pazarlama ve Yönetim Konferansı) adlı dünyaca ünlü uluslararası konferansın yedincisi dün, Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Turizm Fakültesi ev sahipliğinde başladı.

15 Temmuz 2017 tarihine kadar devam edecek olan konferansta dünyanın her kıtasından onlarca ülkeden Kuzey Kıbrıs’a gelen yüzden fazla konferans katılımcısı, Kuzey Kıbrıs’a ilişkin gerçekleri ve sahip olduğumuz turizm potansiyelini yerinde tecrübe etme imkanına sahip olacak.



UFÜ, Uluslararası Ekonomi Birliğinde temsil edildi



Uluslararası Final Üniversitesi, UNESCO bünyesinde bir kuruluş olan Uluslararası Ekonomi Birliği’nin yaklaşık 55 yıldan bu yana üç yılda bir, dünyanın önde gelen ekonomi örgütleri ve akademisyenlerin katılımıyla 19-23 Haziran tarihleri arasında Meksika’da gerçekleştirdiği 18. Kongresi’nde ve Genel Kurulu’nda Rektör yardımcısı Prof. Dr. Ercan Uygur tarafından temsil edildi.













Enformasyon Dairesi







Facebook





Twitter





Instagram





Flickr





LinkedIn





Website













Dışişleri Bakanlığı







Facebook





Twitter





YouTube





Website













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Faks: +90 (392) 228 4847

E-Posta: pio@mfa.gov.ct.tr

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: @trncpio

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 1002
Bugün Tekil 418
Toplam Tekil 1932649
IP 54.80.209.254






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































28 Muharrem 1439
Ekim 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk hakanları ve Türkmen Padişahları devlet işlerinde hatunun fikirlerini üstün tutar.
(NİZAM ÜL-MÜLK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.883 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu