Neden Türk-İslam Birliği? - Aziz Dolu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Neden Türk-İslam Birliği? - Aziz Dolu
Tarih: 12.12.2008 > Kaç kez okundu? 2307

Paylaş


Bu soruya cevap vermenin, günümüz şartlarında biraz zor olduğunu kabul ediyorum.

Bir büyük tez çöküntü içerisinde; antitezi olan Batı almış başını gitmiş vs. türünden bir sürü ezber, insanlarımızın beyinlerine işlenmiş durumda. Haliyle bu ezberlerin bozulması ve “Hedefe giden yolda çekilen çile kutsaldır.” beylik sözüyle (slogan) de anlamlandırılması gereken bu konunun ayrıntılarıyla (detay) incelenmesi, işlenmesi gerekmektedir. Bugün için Batı’nın, maddeye hâkim olma babında zirvede olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Yalnız unutulmamalıdır ki Batı, bugünkü konumuna bin yıl ensesinde boza pişirilerek gelmiştir. Aynı Batı, üç kıtanın kanını, emeğini, servetini emerek Batı olmuştur. Üstelik bir Müslüman’ın, vahşi sömürgecilerin mirasyedi veletleri olan bugünkü Batı âleminin bir ülkesi yahut ferdi olmayı gerçekten isteyebileceğini düşünmek akıl kârı mıdır? Hele de samimi bir Müslüman ise…

’Neden Türk-İslâm Birliği?’ şeklindeki bir soruyu, meseleye yabancı bir insanın kolayca cevaplamasının zor olduğu muhakkaktır. Zira meselelere yanlı, güdümlü, hatta üstünkörü bakmanın yaygın olduğu ülkemizde, çoğu kere dibi meçhul buz dağlarını seyreder gibi meselelerin yanından geçilip gidildiği; yine meselelerin bu görünen kısımlarına göre yapılan değerlendirmelerin zaman zaman istenmedik felaketlere yol açtığı da unutulmamalıdır. Gelin şimdi bu noktada ’Neden Türk-İslâm Birliği?’ sorusuna verilebilecek bazı cevapları madde madde ele alalım:

1. Öncelikle davanın adının açıklanması gerekmektedir. Öyle ya, “Dava İslâm davası ise başındaki Türk sözcüğüne neden ihtiyaç duyulmuştur?” diye bir soru akıllara takılabilir. O halde bu sorunun cevabını verelim. Eğer burası Malezya, bizler de Malay olsaydık; davanın adı da haliyle Malay-İslâm Birliği olurdu. Türkiye’de yaşadığımıza göre, Türk-İslâm Birliği adının yadırganacak bir tarafının olmadığını düşünüyorum. Tümevarım yöntemi anlayacağınız... Yeri gelmişken ’Türk’ kavramını ne maksatla kullandığımı belirteyim. Osmanlı denince Türkmen, Yörük, Kürt (Kurmanç), Zaza, Çerkez, Azeri, Tatar... diye giden akraba topluluklarla başlayan ve Arap, Arnavut, Boşnak... diye devam eden sonrasında da Rum, Ermeni, Yahudi, Macar, Sırp, Romen... nihayetinde Osmanlı Toplumunu oluşturan bir büyük birlik projesinin anlatılmak istendiği malumunuzdur. Bugüne geldiğimizde ise “Her milletin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde onu ne bir an geri bırakabilirler, ne de öne alabilirler.”(Araf: 34) ilahi hükmü işlemiş ve Büyük Osmanlı Devleti (Devlet-i Âli Osmanî) de ömrünü tamamlayıp, tarihteki saygın yerini almıştır. Binlerce yıllık tarihimiz, bir aşama daha geçirerek ’Cumhuriyet’ yönetimine (regime) geçmiştir. Bu durumda da Osmanlı’nın yerine ne konulacağı meselesi ortaya çıkmıştır. Başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere, devrin önderleri ortaya çıkan birliğin belirtken (simge, kod) adının ne olması gerektiği ile ilgili meseleyi -yaşadığımız coğrafyanın Araplar, İranlılar ve Batılılarca bin yıldır Türkiye olarak adlandırılmasından da ilham alarak- ’Türk Milleti’ adını kabul ederek halletmişlerdir.

2. Meselenin bir diğer boyutu ise kültürle alakalı olan tarafıdır. Söz gelimi ben Antalya’da ikamet eden, az çok turizmin de içinde bulunmuş bir Yörük olarak iddia ediyorum ki, gerçekten de Batı ile aramızda bir kültür ayrılığı vardır. Aile yapımız, yaşantımız, yemeğimiz, müziğimiz, örf-anane... diye giden kültür kaynaklarımızın Avrupa kültürü ile uzaktan yakından bir ilintisi bulunmamaktadır. Üstelik bilimsel verilerin şahitliğine de başvurarak diyebiliriz ki bütün kültürler din temellidir. Batı kültürü de Hıristiyanlığın, özellikle de Protestanlığın bir ürünüdür. Türkiye ise tasavvuf ve kelam ağırlıklı İslâm kültürünün yaşandığı bir ülkedir. Dolayısıyla da siz bu kültürü değiştirip, Avrupa’ya benzeseniz bile bir Avrupalı değil; Avrupacı olabilirsiniz ancak. Yahut da kraldan çok kralcı denen ucubelerden…

3. Adı üstünde davanın adını Türk-İslâm davası yani Türk’ün, İslâm davası koyduğumuza göre meselenin bir de din merkezli cevabının olması kaçınılmazdır. Bu noktada dini kaynaklara gönderme (referans) yapacağım. Müslümanlardan, bu birliği gerçekleştirmelerini isteyen ayet ve hadisleri az çok biliyorsunuzdur veya duymuşsunuzdur. “Müslümanlar kardeştir.”; “Onları (Yahudi ve Hıristiyanlar) dost edinmeyin.” gibi ayet ve hadisler siyasi veya iktisadi (economic) birlikteliklerde, önceliğin İslâm kültür dairesinde olması gerektiğini apaçık belirtilmektedir. Kısacası ’şairler sultanı’ Necip Fazıl Kısakürek Bey’in harikulade anlatımıyla “Allah’ın seçtiği kurtulmuş millet” olan Türk Milleti’nin davası Türk-İslâm davası olmalıdır.

4. Avrupa Birliği meselesinin, Türkiye’de Sovyet etkisinin arttığı dönemlerde başladığını; Türk Dünyası Kurultayları ve D-8 (İslâm Ülkeleri) girişimleri gibi yol ayrımlarından sonra ısıtıldığını biliyorsunuz. Bu nedenle Avrupa Birliği düşüncesinin, Türkiye için mantıklı bir seçenek olamayacağı; bu birliği isteyen diğer tarafın yani Batı’nın da bu isteğinde samimi olmadığı ortadadır. Yarım asırdır süren bu birlik masalında tadını kaçıranlar, su koyuverenler, mahkemede şaşanlar… diye giden o kadar çok tutarsızlık göze çarpmıştır ki artık cılkı çıkmış bir halde ortada kalakalmıştır. Zira mesele temcit pilavına döndürülmüştür. Tabi, temcit pilavını seviyorsanız o başka... Ama çoğu insan gibi, ben de sevmiyorum açıkçası...

5. Gönüller sultanı Osmanlı’nın hüküm sürdüğü; dünyanın ’Türk asrı’ olduğu zamanları bir düşünün. Tarihi tekerrür ettirmemiz pek o kadar da hayal olmasa gerek… Yeni bir Osmanlı neden olmasın? Niye dünyaya nizam verme iddiamızı sürdürmeyelim ki? Bunun aksini savunmak olsa olsa aşağılık duygusunun (kompleks) bir tezahürü olur bence. 300 çadırla çıkılan bir ’âleme nizam’ davası başarıya ulaşmışken; 80 milyona dayanmış bir Türkiye ile çıkılan dava niye başarıya ulaşmasın ki? Üstelik de dünya yeni bir Osmanlı’ya ekmek gibi, su gibi muhtaçken…

6. Her meselede olduğu gibi, Türk-İslâm Birliği meselesinde de maddiyat önemli yer tutmaktadır. Haliyle Gazi Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi tam bağımsızlığın yolu biraz da iktisattan (economi) geçer. Siyasi ve askeri başarılar, iktisadi başarılarla taçlandırılmazsa bir anlam ifade etmez. Bu noktada, dünyadaki yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarının ekseriyetinin nerelerde bulunduğunu havsalanızda bir canlandırın. Neredeyse İslâm ülkelerinin tekel oluşturduğu görülür. Söz gelimi Türkiye’nin sahip olduğu bor, toryum, altın, petrol... diye giden kaynakların ne anlama geldiğini bir düşünün. Yine Türkistan, Arap ülkeleri, Endonezya, Afrika... diye giden bölgeler baş döndürücü zenginlik kaynakları ile karşımızda durmaktadır. Üstelik de bu zenginlik kaynaklarının, kimlerin başını döndürdüğü, kimlerin kalbini bozduğu da ortadadır. Bektaşi Veli Hazretlerinin de dediği gibi “bir, iri ve diri” olamadığımız için, gelip harem-i ismetimiz olan İslâm beldelerinde, kutsal değerlerimizi ayaklar altına almaktadırlar.

7. Seyfullah yani ’Allah’ın kılıcı’ olarak bin yıl İslâm sancağını elinden bırakmamış olan asil milletimiz bugün de İslam ülkeleri arasında çekici (lokomotif) görevini yerine getirebilecek tek güç olarak göze çarpıyor. Zira hem konum, hem birikim, hem de emanetin bu ülkede kaybolmuş olması gibi gerçekler (fact-ör) dikkate alındığında devrilen bir çınarın yerine yenisinin geleceği; bu çınarın da ancak onun yanında, yöresinde yeşerebileceği unutulmamalıdır. Dünya çapında bir proje için nüfus birikiminin (potansiyel) ne kadar önemli olduğunu takdir edersiniz. Türkiye seksen milyona dayanan genç nüfusuyla üstelik de bu nüfusun önemli bir kısmının yetişmiş, tahsilli, capcanlı bir nesil olduğu da ortada iken bu davada başarılı olma ihtimalimizin çok yüksek olduğu ortada değil midir? Tabi ‘discotecnologi’ midir nedir o tür yerlerde çürüyenleri saymazsak... Ki onların ülke nüfusuna oranının, birkaç TV ekranına sığacak kadar az olduğu da unutulmamalıdır. Yine diğer İslam ülkeleri daha devlet olarak bile kurumsallaşamamışken, bu yükü taşıyabilirler mi, bilinmez. Zira Türkistan’daki devletler daha yolun başında... Arap ülkeleri hala enerjilerini birbirleriyle sürtüşmede harcıyor. Uzak Asya ve Afrika ise hayli kenarda kalıyor. Bu bağlamda iş Türkiye’nin çevresinde şekillenebilir diye düşünüyorum ben. Az buçuk biraz demokrasi, biraz teknoloji, biraz siyasal ve ekonomik güç... diye giden etkenler de sayılabilir. Yoksa Maide suresinde de bildirildiği gibi bu yetkilendirme Allah’ın bileceği bir iştir. Dilediğine verir. Asıl önemlisi bir an önce vermesi... Mehdi gelecek diye pineklemektense, önce tedbir, sonra tevekkül deyip kolları sıvamak... Mesele bundan ibaret cancağızlar... Allah-u âlem... Emevili, Abbasili, Karahanlı, Gazneli, Eyyubili, Memluklu, Selçuklu, Osmanlı... Nihayetinde TÜRKİYE... Bir Türk yahut da Müslüman olarak bu altın silsilenin son halkası olmak istemez misiniz?

Neden Türk-İslam Birliği?

Son fasılda bir noktanın daha üzerinde önemle durmamız gerekmektedir. Batı, bu günkü seviyeye nasıl gelmiştir?

Bu soruya verilecek cevap bile, meselenin daha kolay anlaşılmasını sağlamaya yetecektir. Çünkü Batı, Doğululaşmamış; Doğu’nun taşıdığı manayı alarak Batı olmuştur. Biz de Batılılaşmadan, Batı olmayı yani Doğu kalmayı gerçekleştirmeliyiz. Bu gerçekleştirme ise ancak ve ancak kendi değerlerimizle, birikimlerimizle mümkün olabilir. Atılması gereken ilk adım ise kamuoyu oluşturmak olmalıdır. Zira takdir edersiniz ki bir şeyler yapmak, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir. Kısacası Batı olamayacağımıza göre; Batılılaşma adına gidip taklit olmamalıyız. Söz gelimi (misal) bir Japonya’nın gerçekleştirdiği mucizeden de dersler çıkararak yani Doğu kalarak, ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı Bey’in bir TV sunumunda da söylediği gibi efsanevi kültür ve medeniyetimizi canlandırma yollarını aramalıyız. Hele de karganın bülbüle özenip neler kaybettiğini bilip dururken…

Neyse cancağızlar, bâki selam vesselam…





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 322
Toplam Tekil 1640677
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.716 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu