BASIN BÜLTENİ Özgürgün, "Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ne " katıldı - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Özgürgün, "Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ne " katıldı
Tarih: 08.08.2016 > Kaç kez okundu? 557

Paylaş


Başbakan Hüseyin Özgürgün, dün İstanbul 'da düzenlenen “Demokrasi ve Şehitler Mitingi”ne katıldı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine mitinge katılan Özgürgün, halka da hitap etti.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı himayesinde, İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi desteğiyle İstanbul Yenikapı Miting Alanı’nda düzenlenen “Demokrasi ve Şehitler Mitingi”ne, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı, Başbakan Binali Yıldırım, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli de katılarak konuşma yaptı.

Özgürgün bu akşamüzeri ülkeye dönecek.



Erenköy Direnişi ve direnişte şehit düşenler bugün anılıyor



Kıbrıs Türkü’nün varoluş mücadelesinde önemli yer tutan Erenköy Direnişi ve direnişte şehit düşenler bugün Erenköy’de anılacak.

Rum Yönetimi’nin, Erenköy Şehitliği’nde gerçekleştirilecek tören için kayıt yaptıran ve kara yoluyla Yeşilırmak Kapısı’ndan Erenköy’e geçeceklerin sayısına sınırlama getirmesi nedeniyle yaşanan sorun, Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin ısrarlı girişimleri sonucunda Rum Yönetimi’nin gideceklerle ilgili kısıtlamayı kaldırdığı, kaydolan tüm vatandaşların törenlere katılabileceği açıklandı.

Başbakan Hüseyin Özgürgün yayınladığı mesajda, Erenköy Direnişi’nin, Kıbrıs Türk halkının hiçbir baskı karşısında boyun eğmeyeceğinin, en zor şartlarda bile bayrağı, vatanı ve milleti uğruna ölüme karşın direneceğinin en büyük göstergesi olduğunu vurguladı.

Bu zorlu mücadelenin, Kıbrıs Türkü’nün adada varlığını sürdürmek için ortaya koyduğu fedakarlıkların anlaşılması açısından ayrı bir öneme sahip olduğunu belirten Özgürgün,” 52 yıl önce gösterilen bu direnişten büyük dersler çıkarılması gerektiği ve bugün gelinen noktada eski günleri yaşatmayacak şekilde güvenceler sağlanarak, bir takım gerçekleri göz ardı etmeden adımlar atılması gerektiği göz ardı edilmemelidir” dedi.

Kıbrıs Türkü’nün çok ağır baskı ve saldırılar altında, umutlarını yitirdiği bu karanlık zamanları unutmanın asla mümkün olmadığını belirten Özgürgün, gerek Erenköy Direnişi gerekse de tüm mücadele yılları süresince sergilenen direnişle, Kıbrıs Türk halkının, asla, esaret altına girmeyeceğini bütün dünyaya gösterdiğini ifade etti.

Kıbrıs Türk halkının, yıllar boyu süren onurlu mücadeleler sonucunda Anavatan Türkiye’nin güç ve güvencesiyle kendi özgür ve bağımsız devletine kavuşmayı başardığına işaret eden Özgürgün, “Anavatanımızdan aldığımız güç ve destekle bu topraklarda ilelebet var olmaya, gelecekte de inanç, kararlılıkla her koşulda devletimizi yaşatmaya ve halkımızın refah ve mutluluğunu ileriye taşımaya devam edeceğiz” dedi.

Özgürgün, “Bu anlamlı günde, başta Şehit Yüzbaşı Cengiz Topel olmak üzere bu şanlı mücadelede canlarını ortaya koyarak bu toprakları vatan yapan tüm Aziz Şehitleri rahmetle, Erenköy gazilerini minnetle anarak, bu gururu paylaşan tüm halkımıza sevgi ve saygılarımı sunarım” dedi.



Eroğlu: “Erenköy Direnişi, varoluş mücadelesinde çok önemli”



Üçüncü Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, Şanlı Erenköy Direnişi’nin Kıbrıs Türk halkının varoluş ve özgülük mücadelesinde çok önemli bir yeri ve önemi olduğunu vurguladı.

Eroğlu, Şanlı Erenköy Direnişi’nin 52’inci yıldönümü dolayısıyla yayınladığı mesajda, 52 yıl önce çok zor koşullarda Erenköy’e çıkarak, mücadele veren Kıbrıs Türk gençliğinin özgürlük, güvenlik ve vatan uğruna her türlü fedakarlığı yapabileceğini ortaya koyduğunu anlattı.

Eroğlu şöyle devam etti:

“Türkiye, Erenköy’deki varoluş ve özgürlük mücadelesinde Kıbrıs Türkü’nün yanında olduğunu, etkin ve fiili müdahale hakkını kullanarak Kıbrıs Türkü’nün hayatına, malına-mülküne, vatanına saldıranlara asla izin vermeyeceğini gözler önüne sermiştir.

Erenköy’de verilen destansı mücadele, Kıbrıs Türkü’nün en önemli başarısı olan KKTC’nin kuruluşunun işaret fişeğini oluşturmuştur. Cumhuriyetimizi geliştirmek en önde gelen vazifemiz ve Erenköy şehitleri ile gazilerine olan borcumuzdur. Kıbrıs’ın bir barış adasına dönmesi hepimizin arzusudur ama Rum liderliği ile Yunanistan’ın çok uzun yıllardır devam eden Kıbrıs’ı Yunan egemenliği altına sokma hayalleri nedeniyle bir türlü bu hedefe ulaşılamamaktadır. Kıbrıs Türkü barışçıdır ama halen karşımızda bizim gibi düşünen bizi kendisi kadar eşit gören bir komşumuz yoktur.

Rum komşularımız hala bizim güvenlik ve sosyo-ekonomik gereksinimlerimizi yok sayan, bizleri 1974 öncesi koşullara götüreceği net olan önerilerle masada bulunmaktadır.Bu noktada yapılması gereken Erenköy ruhuna sahip çıkarak özgürlüğümüz, egemenliğimiz ve güvenliğimiz için dik durmak, gerilememektir.

Bugünlerimiz ve yarınlarımız için yapmamız gereken Devletimize sahip çıkmak, ekonomimizi geliştirmek, Anavatan Türkiye ile ilişkilerimizi doğru zeminde ilerletmek, bıkmadan usanmadan mücadeleye devam etmektir.

Bu duygu ve düşüncelerle Kıbrıs Türkünün özgürlüğü uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla anar, kahraman gazilerimize sağlıklı uzun ömürler dilerim.”



Kıbrıs müzakerelerinde en çetin konu: Güvenlik ve garantiler



Anadolu Ajansı, Kıbrıs meselesinin, konuya ilişkin taraflar arasında güvenlik algılamalarının çatıştığı bir mesele olarak görülmekte olduğu, bu nedenle güvenlik ve garantiler konusunun, Kıbrıs’ta kurulmak istenen yeni devlet sisteminde tarafların anlaşmakta zorlandıkları başlıca konular arasında yer aldığı analizini yaptı.

AA analizine göre, Kıbrıs’taki her iki toplumun ve anavatanların güvenlikle ilgili politikalarının başlıca kaynağı tehdittir. Örneğin Rumlar için tehdit Türkiye’den geliyorsa güvenlik politikası farklı, Kıbrıs Türklerinden geliyorsa farklı olmaktadır. Aynı durum, Kıbrıslı Türkler ve garantör devletler için de geçerlidir.

Buna göre Kıbrıs, Türkiye için Akdeniz’e açılım noktasında bulunması ve Doğu Akdeniz jeopolitiğini etkilemesi açısından önemlidir. Ada’nın Yunanistan açısından önemi siyasî ve iktisadî rasyonalitenin gerçeklemesi açısından dikkat çekicidir. İngiltere için ise bölgesel çıkarların tanzim edilebilmesiyle ve Ada’daki egemen üs bölgelerinin korunmasıyla ilgilidir.

Bu konu, 1974 Barış Harekâtı’nın ardından üç aşamalı bir süreçten sonra olgunlaşmıştır. Birinci aşama Perez de Cuellar’ın ‘Yol Gösterici İlkeler’ (1986) ve Öneri Taslağı (1989) bazında ortaya çıkmış, ikinci aşama Butros Gali’nin Fikirler Dizisi’nde (1992) belirtilen hususlar üzerine inşa edilmiş ve üçüncü aşama Kofi Annan tarafından ortaya atılan Kapsamlı Çerçeve Anlaşması’na (2004) göre tanzim edilmiştir.

Buna göre garantiler konusunda ortaya çıkan bütün öneriler değerlendirildiği zaman “mutatismutandis” (değişen koşullara göre) kuralı ile değişikliğe uğratıldığı ve sonunda bu anlaşmaların tamamen kaldırılması yönünde irade belirtildiği görülmüştür. Garantiler konusu; Gali Fikirler Dizisi’nde bazı değişikliklerle gölgelenmekte, Annan Planı’nda ise “mutatismutandis” kuralıyla sınırlandırılıp daraltılmaktadır.

Günümüzdeki müzakerelerde ise BM yetkililerinin önerilene göre Garanti ve İttifak Antlaşmalarının birbirinden ayrılması ve buna göre ya birinden ya da ötekinden vazgeçilmesi istenmektedir. Ancak Rum/Yunan tarafının sunmaya hazırlandığı teklifte ise bu sistemin tamamen ortadan kaldırılması öngörülmektedir.

Aslında garantiler konusunda yapılmak istenen bu değişiklikler, Rum-Yunan siyasasının stratejik amaçlarından kaynaklanmaktadır. Rum tarafı, Ada’da bütün sorunların 1974 müdahalesiyle başladığını, bu müdahaleye 1960 Antlaşmalarının sebebiyet verdiğini ve bunun da mutlak surette değiştirilmesi gerektiğini ileri sürmekle ve garantörlük sisteminde Türkiye’yi devre dışı bırakarak, uluslararası aktörlerle mücehhez yeni bir garanti sisteminin kurulmasını veya tamamen kaldırılmasını amaçlamaktadır.

Prensip olarak Türk tarafı da 1960 Garanti Antlaşması’na göre Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün baki kalması konusunda ısrarını sürdürmekte, ancak müzakere sürecini akamete uğratan taraf olmamak için de değişen şartlara uygun olarak revize edilebileceğinin izlenimini vermektedir. Bu bağlamda Türkiye, Kıbrıs’taki “Güvenlik ve Garantiler” konusunda elde edilmesini arzuladığı iki temel hedefe uygun olarak değerlendirmeler yaptığı düşünülmektedir.

Bunlardan birincisi Kıbrıs Türk halkının bekasının ve güvenliğinin sağlaması, ikincisinin ise Türkiye’nin güvenliği açısından Ada’dan kaynaklanan karşı bir tehdit oluşturmasının önlenmesi ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz bölgesindeki hak ve çıkarlarının korunmasıdır.

Rumların reddettiği Annan Planı’na göre Kıbrıs’ta daha önce imzalanan Kuruluş, Garanti ve İttifak Antlaşmalarının yürürlükte kaldığı, ‘mutatismutandis’in yeni düzene göre uygulandığı, Garanti ve İttifak Antlaşmaları ile yürürlüğe girmesi beklenen yeni Anlaşma’nın oluşturduğu dengeye saygı gösterilmesi gerektiği ve kurulacak ‘Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, güvenliği ve Anayasal düzeni yanında, kurucu devletlerin de toprak bütünlüğü, güvenliği ve Anayasal düzeninin korunduğu bir yapı istenmektedir.

İttifak Antlaşması konusunda ise Ek Protokol’le Ada’nın askersizleştirilmesi ve silahsızlandırılması kararlaştırılmıştır. Ancak Ada’da eşit ve muayyen sayıda asker bulundurulması istenmekle beraber 1960 sisteminden olan Üçlü Karargâh Kurumu lağvedilmiştir. Dolayısıyla Annan Planı’na göre İttifak Antlaşması hükümlerinde de mutatismutandis ilkesinin uygulandığı değerlendirilmektedir. Buna göre garantiler konusunda, Rum tarafı kısmen, Türk tarafı ise 1960 rejiminin korunmasıyla tatmin edilmeye çalışılmıştır. Aynı durum, İttifak Antlaşması için de geçeridir.

Esasında Kıbrıs’ta kurulmak istenen garanti sistemi, tek taraflı olarak inşa edilmesi mümkün olmadığından, tarafların genel güvenlik kapsamında uzlaşılması gerektiği şarttır. Ancak Kıbrıs’ta “öznel güvenlik” sistemi, çatışma riskini artırdığından daha çok ‘özgün güvenlik’ sistemini tercih etmesi gerekmektedir.

Rumlar ise Garanti Antlaşması’nda yapılacak değişikliklerle BM Şartı’nın 52. maddesine ve “VII. Bölüm: Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler” çerçevesine göre yapılandırılmak istemektedir. Bu görüşe birtakım uluslararası aktörler de destek vermektedirler.

Bölgesel dengeler ve jeopolitik duyarlılıklar nedeniyle Ada’da “yabancı kuvvetlerin” bulunmasına karşı çıkan bölgesel güçlerle küresel aktörler, Türk tezini etkisizleştirmek ve zaman içinde yalnızlaştırmak istemektedirler. Ada’nın çevresinde bulunan hidrokarbon yataklarının potansiyeli, Ortadoğu’daki yeni güç dengelerinin oluşması, küresel aktörlerin güç çatışmasına girmesi vb. hususlardan dolayı Ada’da her yönüyle donanımlı Türk askerinin bulunmasını ciddi bir tehdit olarak görmektedirler. Bu nedenle bölgesel ve küresel aktörler, Ada’da Türk askerinin bulundurulmamasını istemekte veya bu olmaz ise yetki ve hak kısıtlamasına gitmesini arzu etmektedirler. Rum tarafı da bu doğrultuda davrandığından Garanti ile İttifak Antlaşmalarını Güvenlik Konseyi’ne sunarak, bu hakkın, tamamen kaldırılmasını veya işlemez hale getirilmesini istemektedir.

Kıbrıs’ın kendi özgün şartları gereği güvenliğe en çok ihtiyaç duyan taraf Kıbrıs Türk halkıdır. Bu konuda teklif edilen uluslararası güvenlik ve garantiler sisteminin kabul edilebilirliliği ve uygulanabilirliliği mümkün görünmemektedir.

Buna göre Kıbrıs’ta güvenlik olgusu, Ada’daki Türk halkı için hayat hakkı, Rum halkı için ise travmatik korkuların tatmin edilmesi üzerine kurgulanmıştır. Olgusal bu yapı içinde Türk tarafının “Güvenlik ve Garantiler” konusunda gelebileceği en son nokta Annan Planı’ndaki müktesebat, özü itibarıyla değişmemek kaydı ile birtakım küçük değişikliklerle birlikte uygulanabileceği değerlendirilmektedir.

“Güvenlik ve Garantiler” konusundaki Türk tezi, uluslararası hukuk açısından güçlü bir tez olarak ortada durmaktadır. Mezkûr anlaşmaların tamamı ‘yürürlükte’ ve ‘geçerliliğini’ korumaktadırlar. Bu anlaşmalar, uluslararası nitelikli olduğu için tek taraflı olarak değişikliğe tâbi tutulması mümkün değildir. Ancak Kıbrıs meselesi siyasal bir mesele olduğu için bu konuda alınacak kararın da siyasal hüviyette olacağından salt güvenlikçi bir okuma yapmanın da doğru olmayacağı değerlendirilmektedir. Buna karşın güvenlikten yoksun bir siyasal anlaşmanın yaşayabilirliliği de mümkün görünmediğinden Türkiye’nin Kıbrıs’ta imzalanmak istenen siyasal bir anlaşmanın güvenlik ve garantiler konusundaki taviz marjının çok da geniş olmadığı anlaşılmaktadır.

Buna göre gerçekleşmesi muhtemel olasılıklar üzerinde yapılan incelemeye göre Türk tarafının nihai değerlendirmesi Ada’da 1960 Garanti ve İttifak Antlaşması (üst marj) ile 2004 Annan Planı’ndaki Güvenlik ve Garantiler (alt marj) başlığı altındaki bir marjla yapma gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Toplumlararası müzakerelerde BM’nin sunduğu en son görüş ise bu marjı zorlar niteliktedir. İki opsiyonlu planın birinci safhası, İttifak Antlaşması’nın yürürlükte kalacağı ve üzerinde anlaşılacak sayıda askerin Ada’da bulunabileceği bir sistem inşa edilmek istenmektedir. Bu opsiyona göre Garanti Antlaşması ilga edilmekte, tek yanlı müdahale hakkı kaybedilerek “etkin garantiler” prensibi sekteye uğratılmaktadır. Türk tarafı olarak bu kaybı dengeleyebilmek için asker sayısı ve ekipman konusunda daha üst çıtadan pazarlık yapma durumunda kalınabileceği değerlendirmektedir.

İkinci opsiyon ise İttifak Antlaşması’nın sona erdiği ve Türk askerlerinin Ada’dan ayrıldığı bir durum söz konusudur. Ancak Garanti Antlaşması devam etmekte ve bu sistem içinde NATO/AB gibi uluslararası aktörlerin bulunacağı bir garantörler manzumesi oluşturulmak istenmektedir. Buna göre garanti sistemi, uluslararası garantiler mevcudiyetine dönüşmektedir. Bu opsiyona göre Ada’dan Türk askerlerinin çekilmesi açısından “fiilî”, Garanti Antlaşması’nın uluslararası garantilere dönüşmesi açısından da Türk tezinin “etkin müdahalesi” ortadan kalkmış olacaktır.

Kıbrıs’ta siyasal kurgu sistematiğinden hareketle güvenlik olgusunun ilk kez şekillendiği 1960 rejiminden bu yana Garanti ve İttifak Antlaşmaları birbirini tamamlayan bir bütünün iki parçası gibidir. Bu yüzden bunlara, ikiz anlaşmalar da denilebilir. Ada’da dış güvenliğin ve rejimin korunmasında ortaya çıkan ve uygulama alanı olarak şekillenen bu anlaşmalar, Ada’daki halkların ve rejimin güvenliği için tasarlanmış entegre bütünün bir parçası gibidir. Bu prensipten hareketle BM’nin önerdiği son plana göre bu anlaşmaları, Kıbrıs’ta kurulmak istenen devlet sisteminde “öznel” değil, daha çok “sistem analizi” çerçevesinde değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir.

Annan Planı’nda sistemsel olarak bu iki anlaşmanın var olduğu görülse de fonksiyonel olarak 1960 rejiminden farklılıklarla ve sınırlamalarla karşı karşıya kalındığı görülmüştür. Ancak BM’nin önerdiği son iki opsiyonlu teklifte ise bu hususun temelden değiştiği, bu anlaşmaları entegre bir bütünün parçası olarak değil, müstakil bir anlaşma olarak değerlendirildiği ve dar çerçeveli bir algılama sistematiğine indirgendiği anlaşılmaktadır. Böylece tarafları uzlaşabilmek için “ya onu, ya da bunu tercih et” mantığına indirgeyerek, güvenlik ve garantiler konusunda ölçek düşürüldüğü görülmüştür. Özellikle Kıbrıs’ta kurulacak yeni rejimin devamlılığının olup olmayacağı riskli bir durumken ve toplumsal çatışma potansiyeli varken, bu çeşit bir uygulamanın olması risk analizi açısından sakıncalı olabileceği değerlendirilmektedir.

Kıbrıs’ta halen devam etmekte olan müzakerelerde güvenlik ve garantiler konusunu ele alınırken, sistemsel yapı ile fonksiyonel yapının birbirini tamamlaması en önemli hususlardan birisi olarak dikkatleri çekmektedir. BM’nin önerdiği son teklif ile bu yapının sağlıklı bir şekilde kurulmadığı, dar ve fonksiyonel özelliğin sınırlandığı ve bütünden uzaklaşarak müstakil bir anlaşma metni olarak görülüp sunulduğu ve taraflara “ya o, ya da bu” şekilde tevdi edilen bir yapıya dönüştürüldüğü görülmektedir. Halbuki bu anlaşmalar, Ada’da genel güvenlik kapsamı ve siyasal denge içinde değerlendirilmesi gereken hususlardır.

Bu nedenle Kıbrıs’ta güvenlik sistemi mevzu bahis olduğunda Garanti ve İttifak Antlaşmaları birbirine entegre bir bütünün iki parçası gibi değerlendirmesi gerekmekte ve bu anlaşmalardan herhangi birinin sekteye uğraması, sınırlandırılması, yeni şartlara göre revize edilmesi veya kaldırılması, kurulacak güvenlik sistemini veya siyasal düzeni temelinden değiştireceği için riskli olabilecektir. Şayet bunlarla ilgili bir değişiklik yapılacak ise bunu genel prensipler, değerler veya sistemin dengesi içinde şekillendirilmesi ve yapılacak değişikliklerin bütünlüklü anlaşma sistematiğinin içinde ele alınması esas olmalıdır. Aksi takdirde salt bu iki anlaşma üzerinden yapılacak revizyonist çalışmalar ve köktenci yaklaşımların indirgemeci bir bakış açısıyla ele alınmasına ve amaca müteallik bir sonucun çıkmasına engel olabileceği değerlendirilmektedir.



“Çözümü büyük ölçüde garantiler belirleyecek”



Rum Politis gazetesi, çözümü, garantilerin belirleyeceği iddiasında bulundu.

Gazete, müzakerelerde bugüne kadar gelinen noktanın bir özetini aktararak, bazı saptamalarda bulundu.

Kıbrıslı Türk ve Rum kaynaklara dayandırılan manşet haberde, “Yönetim”, “Ekonomi” ve “AB” başlıklarındaki anlaşmazlıkların büyük ölçüde “daraltıldığı”, “sadece birkaç detay ve tarafların, müzakere kozu olarak tuttuğu bazı şeylerin” kaldığı kaydedildi.

“Mülkiyet başlığında iki önemli anlaşmazlık varlığını koruyor ancak çözümü; büyük ölçüde Garantiler/Güvenlik, daha küçük ölçüde de ekonomik yönü etkileyecek” vurgusunu yapan gazete, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in “garantileri ne kendisinin kabul edeceğini, ne de Rumların garantileri içeren bir çözüme evet diyeceği” yönündeki görüşlerini hatırlattı.

Gazete, Rum tarafının, “Kıbrıs sorununa müdahil hiçbir yabancı ülkeden garantileri kabul etmesi konusunda baskı görmediği için, bu konuda ortak kabul görecek bir formül bulunabileceğine” inandığını da ekledi.

Çözüm anlaşmasını belirleyecek diğer bir konunun da çözümün ekonomik yönü olduğuna dikkat çeken gazete, Kıbrıs Türk tarafının bağışçılar, vb.den kolayca para bulunabileceği, Rum tarafı ve IMF’nin ise kolay para bulunamayacağı için çözüm maliyetinin mümkün olduğunca azaltılması gerektiği inancında olduğuna işaret etti.

Habere göre, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in 7 görüşme yaparak, bütün başlıkları derinlemesine ele almasının beklendiği 23 Ağustos - 14 Eylül arasındaki 20 günlük görüşmeler, müzakerelerin geleceği açısından belirleyici olacak. New York’taki BM Güvenlik Konseyi Genel Kurulu’ndan sonra ne olacağına dair kararın bu görüşmelerden çıkacak sonuca göre alınacağı kaydedildi. 7 görüşmede her şey yolunda gitmesi halinde, iki liderin New York’ta Genel Sekreter Ban Ki Moon’la, Kıbrıs sorununun dış yönlerinin ele alacağı ortak bir görüşme yapacağı belirtildi.

Gazete, liderlerin 23 Ağustos’taki ilk görüşmelerinde “Mülkiyet başlığının kapatılmasına, en azından havada kalan unsurların Toprak’la bağlantılı olduğunun kabulüne çalışacağını” yazdı.



Türkiye’deki darbe girişimi Lefkoşa’da da protesto edildi



Türkiye Cumhuriyeti'nde 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen darbe girişimi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de protesto edildi.

Demokrasiye Destek Platformu'nun, Türkiye’deki darbe girişimini kınamak ve Türkiye halkının yanında olduğunu göstermek amacıyla Lefkoşa'da düzenlediği “Demokrasiye Destek Mitingi”ne Başbakan Hüseyin Özgürgün, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile Türkiye Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş de katıldı ve birlikte halkı selamladı.

Mitinge, toplam 132 örgüt, kurum, kuruluş, üniversite, belediye, siyasi parti, şirket ve dernek destek verdi.

Mitinge, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile bakanlar, bazı milletvekilleri ve belediye başkanları da katıldı.

Mitingde konuşan, Başbakan Hüseyin Özgürgün, demokrasiye sahip çıkmak üzere meydanı dolduran Kıbrıs Türk halkına teşekkür etti ve Kıbrıs Türk halkıyla gurur duyduğunu vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının 1974'te Yunan darbesini gördüğünü ve çok acılar çektiğini, yıllarca direndiğini ve Anavatan Türkiye'nin desteğiyle bugün egemenliğini sürdürdüğünü belirten Özgürgün, "15 Temmuzlara hayır, demokrasiye evet diyor ve Türkiye ile birlikte yürüyoruz" dedi.

Kıbrıs Türk halkının yıllarca acı çektiğini, mücadele ettiğini ve direndiğini ifade eden Özgürgün, bugün Türkiye'nin de demokrasisine, devletine sahip çıktığını, Kıbrıs Türk halkının da şimdi daima yanında olan Türkiye'ye destek verdiğini vurguladı.

Özgürgün, bugün bu desteği ve sesi tüm dünyanın gördüğünü ve duyduğunu belirterek, Kıbrıs Türk halkının Türkiye’nin her zaman güçlü olmasını istediğini, çünkü birliğin ve gücün Kıbrıs Türk halkına da güç verdiğini kaydetti.

Özgürgün, FETÖ'nün bir terör örgütü olduğunu ve ülkede de her türlü faaliyetinin yasaklandığını vurgulayarak, bu karara her kesimden destek geldiğini söyledi.

Özgürgün, "Bu yol aydınlıktır, gelecek büyük Türk milletinindir" dedi ve mitinge katılıp bu coşkuyu yaşayan herkesi tebrik etti. Özgürgün, "En büyük güç demokrasidir, halkın egemenliğidir" diyerek, Türkeş'e katılımından dolayı teşekkür etti.

Türkiye Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş de konuşmasında, Türkiye'deki demokrasiye destek veren Kıbrıs Türk halkına teşekkür etti.

Tuğrul Türkeş, ilk olarak Kıbrıs'taki müzakerelerin olumlu bir şekilde sonuçlanması temennisinde bulundu.

Türkeş, “Kıbrıs'ta çözüm olmasını ve nasıl bugün bu meydanda Gazimağusalı, Lefkoşalı, Güzelyurtlu, İskeleli ve Girneli bir araya gelmişse; Güney Kıbrıs'ta kalan annesinin köyü Tuzlalının, babasının köyü Larnaka’da yaşayanların da bu gibi etkinliklerde bir araya gelebilmesini, katılmasını” temenni etti.

Demokrasiye destek mitinginde açılan Türkiye ve KKTC bayraklarını görmekten ve hep birlikte hükümet ile birlikte destek vermekten memnun olduğunu vurgulayan Türkeş, Kıbrıs Türkü’nün çok çile çektiğini ancak demokrasiyi en iyi bilen halk olduğunu vurguladı.

Türkeş, dünyada KKTC gibi bir ülkenin emsalinin az olduğunu söyledi. KKTC'nin esaretten çıkan bir halk tarafından en demokratik şekilde kurulduğunu ve demokrasinin yerleştiğini belirten Türkeş, bu yüzden halkın kendisiyle övünmesini istedi.

Türkiye'de 15 Temmuz'da bir girişim olduğunu, bu girişimin "sapkın bir dini grubun, yapının bir dikta rejimi kurmak üzere terör kalkışması, yönetime el koymaya kalkışması" olduğunu belirten Türkeş, aklı vicdanı olanın, başkalarının aklıyla kendi halkını tehlikeye atmasının söz konusu olmadığın ve cezasını çekeceklerini söyledi.

Sözü "idam isteriz" sloganıyla kesilen Türkeş, bu girişime katılanların cezasının büyük olduğunu vurguladı, cezasını çekeceklerini söyledi.

Türkiye'deki kalkışmaya karşı tüm kesimlerin muhalefetiyle, iktidarıyla dik duruş sergilediğini, demokrasiye destek verdiğini belirten Türkeş, Türkiye'deki muhalefet ile Türk medyasına teşekkür etti.

Medyanın hiç korkmadan ve boyun eğmeden demokrasiye sahip çıktığını belirten Türkeş, bu süreçte demokrasiyi savunan, destekleyen herkesin övgüyü hak ettiğini vurguladı.

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözünün 15 Temmuz'da et ve kemiğe büründüğünü vurgulayan Türkeş, en büyük övgüyü ise Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın çağrısıyla tanklara, toplara, uçak ve helikopterlere karşı çıplak eliyle yollara meydanlara çıkan Türk milletinin hak ettiğini vurguladı; şehitleri andı, ailelere sabır ve başsağlığı, yaralılara acil şifalar diledi.

Türkeş, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın mesajını da iletti. Türkeş'in okuduğu mesaj özetle şöyle:

"15 Temmuz darbe girişimi dünyanın her yerinde olduğu gibi KKTC'de yaşayan soydaşlarımızı da derinden üzdü, yaraladı. En hain, en sinsi darbe girişimi, işgal ve terör teşebbüsüdür. Ancak halkımız özgürlüğüne demokrasisine sahip çıktı ve teröristlere geçit vermedi.

Halkımız tüm dünyaya örnek oldu, demokrasi ve hukuk devletini korudu. Kıbrıslı Türk kardeşlerimin de desteğini görmekten mutluyum, demokrasiye destek mitingini ortak gelecek olarak görüyor, katılan herkese şükranlarımı sunuyorum."

Mitinge, telekonferans yoluyla katılan ve halka seslenen Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, Türkiye ve KKTC’nin et ve tırnak gibi olduğunu belirterek, “Kıbrıs Türkü’nün başına herhangi bir şey gelecek olursa kendisine şah damarından daha yakın bir Türkiye var” dedi.

Yıldırım, 15 Temmuzda gerçekleşen darbe girişiminin ardından Türkiye’de parti ayrımı gözetmeksizin 79 milyonun nasıl sokaklara inerek demokrasi nöbeti tutmaya başladıysa, KKTC’de de aynının gerçekleştiğini ve herkesin bayrağını alıp meydanlara koştuğunu ifade etti.

15 Temmuz 1974 Yunan Darbesi ve 15 Temmuz 2016 tarihlerine dikkati çeken Yıldırım, bu iki tarihin iki dönüm noktasını temsil ettiğini söyleyerek, Kıbrıslı Türklerin Yunan cuntasının darbesiyle çok büyük katliama maruz kaldığını ve TC’nin Kıbrıs’a sahip çıkarak Kıbrıslı Türklere hem özgürlüğü getirdiğini, hem de katliamlara dur dediğini anlattı.

15 Temmuz 2016 tarihinde askeri kıyafet giymiş canilerin topları, silahları ve bombalarını sivillere yönelttiğini anlatan Yıldırım, halkın ve hakkın gücü karşısında silahların mağlup olduğunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde halkın zafer kazanarak 16 Temmuz sabahına daha emniyetli ve güven içinde uyandığını söyledi.

15 Temmuz’un tarihe sivillerin silahlara karşı galip geldiği bir zafer olarak altın harflerle yazılacağını belirten Yıldırım, Kıbrıs Türk halkının da olayın ilk anından itibaren gözünün-kulağının Türkiye’de olmasına neden olduğunu, gerekli mesajları ve desteği Türkiye Cumhuriyeti’ne verdiğini kaydetti.

“İşte kardeşlik böyle olur, zor günde anlaşılır” diyen Binali Yıldırım, “Anavatan ve Yavruvatan et ve tırnak gibi olduğunu bildirdiniz. Türkiye’de hiç parti gözetmeksizin nasıl ki herkes bayrağını kapıp demokrasi nöbetine başladıysa, KKTC’de de aynısı oldu. Herkes meydanlara koştu. Bayrağımız, dinimiz, dilimiz aynı, ayrı yerlerde yaşasak da biz biriz. Yine Kıbrıs Türkü’nün başına benzer bir durum geldiğinde size şah damarınızdan daha yakın bir Türkiye var, onun için rahat olun” şeklinde konuştu.

Yıldırım, meydanları doldurarak dayanışma ve kardeşlik duygularını ifade eden Kıbrıslı Türklere teşekkür etti.



“Kıbrıs Harnup Pekmezi” tescillendi



Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO) Hellim/Halloumi ve Zivaniya/ Zivania coğrafi işaret tescillerinden sonra, “Kıbrıs Harnup Pekmezi”ni de mahreç olarak KKTC’de tescil etti.

Konuyla ilgili önceki gün KTSO’da düzenlenen basın toplantısında konuşan KTSO Başkanı Ali Çıralı, KTSO’nun Kıbrıs Harnup Pekmezi’ni mahreç adı olarak KKTC’de tescil ettiğini anlattı.

Çıralı, Lipa Danışmanlık tarafından hazırlanan araştırma raporunun 6 Mayıs’ta resmi gazetede yayınlandığını, 3 aylık resmi itiraz sürecinin tamamlanmasıyla ürünün 6 Ağustos 2016 geçerli olmak üzere tescil edildiğini kaydetti.

Kuzey Kıbrıs’ın coğrafi bölge olarak ilan edildiği tescilde, yerli harnup türleri kullanılarak ve pekmezin geleneksel tarifine bağlı kalınarak üretim yapılacağını dile getiren Çıralı, “Bu tescille ülkemizin en kıymetli ürünlerinden birisi olan harnup ve harnuptan üretilen pekmezin korunması, kalite ve standardının garanti altına alınarak ürününün markalaşması sağlanacak. Bununla birlikte piyasadaki sıradan pekmezlerden ürünümüzün ayırt edilmesi sağlanacak ve üreticilerimizin ürünleri kıymet kazanacaktır” dedi.

KTSO bünyesinde kurulan ve ISO 17065- Ürün Belgelendirme Kuruluşları Standardına göre akredite edilmek üzere olan KTSO Belgelendirme Birimi vasıtasıyla, Kıbrıs Harnup Pekmezi’nin tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri ışığında denetlenip belgelendirileceğini söyleyen Çıralı, mahreç adına uygun üretim yapan ve bunu belgelendiren firmaların tescili gösteren logoyu kullanma yetkisine sahip olacağını söyledi.

KTSO’nun; zeytinyağı, karayağ, çakıstes, talar peyniri, samarella, şeftali kebabı, üzüm sucuğu, ceviz macunu gibi ürünlerin tescili için çalışmaya devam ettiğini söyleyen Çıralı, Güney Kırbıs’ın “Sotira kolokası-bullezini” “menşe ismi korumalı ürün” olarak tescil ettirmesi konusuna da değindi.

İlgili tescilin Güney Kıbrıs’taki belirli bir bölgede yetişen kolokası kapsadığını söyleyen Çıralı, bu durumun Kıbrıslı Türklerin haklarına zarar getirmeyeceğini anlattı.

Çıralı, bu bağlamda Kıbrıslı Türklerin de isterlerse “Yeşilırmak Kolokası” için tescil alabileceğini anlattı.









Enformasyon Dairesi









Facebook







Twitter







Website







Instagram













Dışişleri Bakanlığı













Facebook







Twitter







YouTube







Websitesi













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Fax: +90 (392) 228 4847

E-Mail: pio_news@mfa.gov.ct.tr

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: TRNC Public Information Office / KKTC Enformasyon Dairesi

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 33
Dün Tekil 822
Bugün Tekil 393
Toplam Tekil 1981792
IP 54.82.81.154






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































25 Rebiü'l-Evvel 1439
Aralık 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Dünya'da kim ordusundan, milletinden, biliminden, kültüründen, kimliğinden, vazgeçmiş ki, sende vazgeçiyorsun ?
(Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.597 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu