PSİKOJİK SAVAŞ SALDIRISI ALTINDAKİ TÜRKİYE - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









PSİKOJİK SAVAŞ SALDIRISI ALTINDAKİ TÜRKİYE - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 11.01.2010 > Kaç kez okundu? 2101

Paylaş




İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. ( Gazi Mustafa Kemal Atatürk–1931)

Bulunduğu coğrafyada sahip olduğu potansiyel güç ile son derece güçlü bir dünya devleti olma yolunda ilerlemesi gereken Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyayı yeniden yapılandırmaya çalışan küresel güçlerin doğrudan saldırı hedefi durumundadır.

Bölgede güçlü bir Türkiye istemeyen dünya devleri, ülkemizi istediklerini her fırsatta elde edebilecekleri derecede zayıf bir düzeyde tutmak için büyük gayret göstermektedir. Burada izlenen temel politika; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin büyüdükçe budanan, kurudukça sulanan bir fidan” misali kendilerince belirlenen ölçüler içinde tutulmasıdır.

Gerçek şu ki, hasımlarımız bizi bizden daha iyi tanımaktadır. Bu yüzden ünü dünyaya yayılmış güçlü Türk ordusu ile karşılaşma riskine girmeden bize karşı içeriden ve yine bizim insanlarımız tarafından zayıflatılması usulünü kullanmaktadır. İşte bunun adı Psikolojik Savaş (harekât)”tır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu andan itibaren Türk halkı üzerinde acımasız ve sinsi psikolojik harp uygulanmaktadır. Toplumun bütün kesimleri bu sinsi ve çok tesirli savaşın etkisi alanındadır.

Bu savaşa karşı mücadele edebilmek ise; yine ayni usul ve sistemler kullanılarak tek elden bilinçli ve programlı olarak yapılan “Karşı Psikolojik Savaş” ile mümkündür. Bunun için bilgilenme ve bilinçlenme şarttır.

Bilindiği gibi II”nci Dünya Harbinin sonunu getiren 20 Kilotonluk iki Atom bombasının Hiroşima ve Nagazaki”ye atılmaları sonucunda o güne kadar kendini Doğu Asya”nın yenilmez gücü olarak gören Japon İmparatorluğu kayıtsız şartsız teslim oldu. Çünkü Atom”un silah olarak kullanılması ile yüz binlerce insanın bir anda yok edilişi, şehirlerin adeta toz haline getirilişi o güne kadar görülmemişti. İşte bu bilinmeyen yepyeni güçlü asimetrik silah Japonya için savaşın sonunu getirdi.

Atomun yıkım gücünü gören ABD ve SSCB hemen yeni nükleer silahların seri imalatına başladılar. İkinci Dünya harbini müteakip başlayan ve 1991 yılında komünizmin çöküp SSCB”nin yıkılmasına kadar devam eden “Soğuk Savaş” olarak nitelendirdiğimiz iki kutuplu dünyada ABD ve SSCB kontrolünde giderek sayıları ve güçleri artan nükleer silahlar müthiş bir silah dengesi meydana getirdi.

Japonya”ya atılan bombanın binlerce kat fazla gücü olan nükleer silahlar imal edildi. Bu silah sistemleri her an kullanılmaya hazır bir durumda birbirlerinin stratejik hedeflerine karşı kullanılmak üzere dünyanın muhtelif yerlerine depolandı. NBC (Nükleer + Biyolojik + Kimyasal) silahlarının sayısındaki artış devam ederken teknolojik gelişmelerle birlikte HİDROJEN ve NÖTRON Bombaları geliştirildi. Tarafların elindeki stoklar ve yıkım gücü bu yeni silahlarla birlikte matematiksel olarak arttı.

Her iki taraf elindeki bu güç artık kontrol edilemez boyutlara ulaşınca bu defa araya kırmızı telefonlar girdi. Ve sonunda iki taraf arasında “Nükleer Silahların Sınırlandırılması çalışmaları başladı. Fakat bu iş sanıldığı kadar kolay değildi. Çünkü bu silahların tamamen imhası mümkün değildi.

Nükleer güç dengesi oluşunca nükleer silahları elinde bulunduran güçler, Konvansiyonel Silahlar dediğimiz parça tesirli olup, nükleer kabiliyetleri bulunmayan silahları geliştirmeğe yöneldiler. Konvansiyonel silahların menzilleri ile yıkım güçleri arttırıldı. Helikopterler devreye girdi. Bir müddet sonra konvansiyonel silahlarda da bir çeşit dengeye ve doyum noktasına ulaşıldı.

Oluşan silah gücü dengesi muhtemel bir üçüncü dünya harbi için caydırıcı oldu. Çünkü taraflar artık birbiri ile doğrudan topyekûn silahlı bir çatışmayı göze alamıyorlardı. Ama menfaat çatışmaları da hiç tükenmiyordu. Bu durumda tarafların birbirlerine istediklerini kabul ettirebilmeleri ve hasımları üzerinde yaptırım uygulayabilmeleri için yeni metotlar ve yeni savaş usulleri arandı.

Sonunda aranan silah bulundu. Bu silah “PROPAGANDA” idi. Bu savaşın adı da “PSİKOLOJİK SAVAŞ” olarak adlandırılıyordu. Aslında bu çok etkili ve endirekt olarak hedefe giderek başarılı sonuçlar alınması kaçınılmaz olan savaş şekli yeni ve bilinmeyen değildi. Dünyanın en eski savaş metotlarından biri olan “Psikolojik Savaş” insanlık tarihinin en eski devirlerinden beri kullanılıyordu ve hedefi doğrudan insan beyinleri idi.

“Kaleyi içeriden fethetmek” gibi bir atasözü ile de ifade edebileceğimiz bu savaş kitle iletişim araçlarındaki baş döndürücü gelişmeye paralel olarak etkisi giderek artan bir şekilde bütün dünyada etkili ve yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Artık sınırların güçlü ordularla geçilerek, tanlar, toplar ve uçaklar kullanılarak her tarafın yakılıp yıkılmasını gerektiren savaşlar geride kalacaktı.

Bu durumda herhangi bir ülke üzerinde milli çıkarı olan güçler; kendi ordularını kullanmadan hedef ülke insanının birbirleri ile olan çatışma noktalarını körükleyecekti. Sonunda, ülkede birbirini yiyen küçük gruplar yaratacak, tarafları birbirlerine karşı destekleyecek, birbirleri ile çatışmaktan harap olmuş ve yıkım haline dönüşmüş ülkede kendilerine müzahir kişileri yönetime taşıyacak ve bu şekilde hasım ülke kaynaklarını kendi milli menfaatleri doğrultusunda kullanacaklardı.

Türkiye üzerinde menfaati olan devletler ve kontrollarındaki küresel organizasyonlar vasıtasıyla ülkemiz ve insanlarımız son 50 yılda bu savaşın bütün safhalarını yaşamış bütün acılarını tatmıştır.. Anarşi ve terör ortamı hiç bitmemiştir. Ülkemiz topraklarında tek yabancı askeri üniforma görülmemesine rağmen ülkemizde bin yıldır birbirleri ile kardeş gibi yaşayan insanlarımız arasına sokulan nifak tohumları ile kitleler birbirine düşman edilmiştir. Üretim durmuş, işyerleri kapanmış, duran ekonomiyi desteklemek üzere bol miktarda dış borç alınmış ve ekonomi çökertilmiştir.

İnsanlarımızın beyinleri bilinçli şekilde sürdürülen planlı ve programlı yıkıcı propagandanın bütün saldırılarına karşı korumasız durumda bırakılmıştır. Sonunda 600 yıl dünyaya hükmetmiş olan Türk milleti kendi kendini idare edemez hale getirilmiştir.

Son elli yılda ülkemizin ve milletimizin yaşadığı olayları alt alta gazete kupürlerinden takip edersek nereden nereye geldiğimizi, bizi biz yapan milli kültür değerlerimizin dilimiz, dinimiz, tarihimiz başta olmak üzere nasıl dejenere edilip yozlaştırıldığını görebiliriz.

Özetleyecek olursak; dünyayı yeniden yapılandırmak için bir çok proje üretip bunları birbiri peşi sıra yürürlüğe sokan küresel güçler bulunduğumuz enerji kaynaklarını kontrol eden bu önemli coğrafyada bizim gibi potansiyele sahip güçlü bir ülke istememektedir. Emperyalizmin kontrolundaki küresel mihraklar; geçmişte üniformalı askerleri ile ülkemizi işgale geldiklerinde bu milletin ne yaptığını, nasıl tek yumruk haline gelip yoktan var olduğunu geçmişteki deneylerinden gayet iyi bilmektedirler. İşte bu yüzden düşmanlarımız günümüzde yeni savaş şekli psikolojik savaş metotlarını kullanmakta, hem ucuz ve hem de uygulaması kolay olan bu savaş sonunda hedeflerine adım adım yaklaşmaktadırlar.

Bugün ülkemiz çok yönlü, çok maksatlı yoğun bir psikolojik saldırı ile karşı karşıyadır. Küresel güçler kendi milli hedefleri doğrultusunda önemli kazanımlar elde etmişler, pek çok savunma mevziimizi ortadan kaldırmışlar, içeride kendilerine yeterli destek ve yandaş bulmuşlardır. Bu saldırı her alanda tam teslimiyetimize kadar devam edecektir. Halkımızın bu savaşın doğrudan hedefi olduğunu iyi bilmesi, gündemdeki sanal olayları mantık süzgecinden geçirerek iyi değerlendirmesi ve küresel oyunlara alet olmaması gerekmektedir.

İçeride ve dışarıda milletimizin geleceğini karartmaya ve bizi birbirimize düşürmeye çalışan küresel güç odaklarının Türk toplumunu birbirine düşman kamplar haline getirme faaliyetlerinden asla taviz vermeyecekleri açıkça görülmektedir. Saldırıları hiç bitmeyen küresel güç odaklarına karşı mücadele etmenin en etkin yolu geçmiş tecrübelerin ışığında aklımızı ve sağduyumuzu kullanmaktır.

Bu maksatla günümüzün en etkili gücü olan doğru bilgiye ulaşmamız, doğru bilgiye egemen olmamız, bilgiyi değerlendirip yeni bilgilere ulaşmamız, yani kendimizi çok iyi yetiştirmemiz gerekmektedir. Kendimizi Türk Milli Kültür değerleri ışığında çok iyi yetiştirip milli niteliklerle karakterimizi teçhiz etmeliyiz. Yani milli bilinçle güçlenmeliyiz..

Türk milletine düşman olan ve bunu her fırsatta gösteren düşmanlarımızın amaç ve saldırı yöntemlerini doğru tespit etmeliyiz. Günümüzde süreklilik arzeden hasım unsurlara karşı kendi mücadele yöntemlerimizi geliştirmeliyiz. Bilinçli ve bilgili kişiler olarak bilmeyenleri ve bu şekilde karşı tarafın piyonu olarak kullanılabilecek insanlarımızı bilgilendirmeli ve onlara oynanan oyun içindeki rollerini göstermeliyiz.

Bizim için tek çıkar yol olan “Atatürkçü Düşünce Sistemi”ni ve bu düşüncenin özünü teşkil eden aklın ve bilimin egemenliğini ülkemizde hakim kılmalıyız. Bu kavramı benimsemeli ve bir yaşam metodu haline getirerek her alanda uygulamalıyız.

İşte o zaman mutlak kurtuluşun yolunu bulabiliriz.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 24
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 775
Toplam Tekil 1640317
IP 54.161.241.199






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.503 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu