AÇILIMLAR SÜRECİNDE YAKIN TARİHİMİZDEN ALINACAK DERSLER. TAVİZLER VE TALEPLER - H. Okan BALCIOĞLU - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









AÇILIMLAR SÜRECİNDE YAKIN TARİHİMİZDEN ALINACAK DERSLER. TAVİZLER VE TALEPLER - H. Okan BALCIOĞLU
Tarih: 05.01.2010 > Kaç kez okundu? 1999

Paylaş


AÇILIMLAR SÜRECİNDE YAKIN TARİHİMİZDEN ALINACAK DERSLER



TAVİZLER VE TALEPLER







Antik Yunan mitolojisine göre Truva kralı Priamos Kassandra”nın en büyük arzusu, geleceği bilmek ve rahibe olmaktır. Tanrı Apollon görür görmez bu güzel kızdan çok etkilenir ve ona bir teklif sunar. Kassandra onunla birlikte olursa ona geleceği görme yeteneği verecektir. Kassandra bu teklifi kabul eder ve geleceği görme yeteneğine sahip olur. Ama Apollon ile birlikte olmaz. Bakire bir rahibe olma isteği Apollon”a verdiği sözden daha ağır basmıştır veya diğer bir olasılığa göre de sadece geleceği görme yeteneği almak için Apollon”u kandırmıştır. Apollon bu duruma çok sinirlenir ve Kassandra”yı lanetler. Lanete göre; Kassandra geleceği görecek ama kimseyi buna inandıramayacaktır. Gerçektende Kassandra hayatı boyunca ne kendi ne de yanındakilerinin başına gelecek olan felaketler hususunda ikna etmeyi başaramayacak ve yine sonunu gördüğü trajik bir ölüm ile hayatı sonlanacaktır.



GİRİŞ



Tarihte anılan bir çok önemli şahsiyetin sözleri ve vecizleri incelendiğinde ileri dönük savlarının büyük kısmının gerçekleştiği gerçekleşmemiş olanlarının ise toplumun geneli tarafından fark edilmese bile belli örgütler, organizasyonlar ve devletler tarafından şartların oluşturulmasına çalışıldığı, uygun koşulların oluşması akabinde de o amaçların gerçekleştirileceği görülmektedir. Tarih bunun örnekleri ile doludur.



Peki bu dedikleri çıkan ve toplumlarını daha iyi bir konumda görmeyi arzu eden önemli şahsiyetler ileriye dönük savlar, amaçlar belirlerken neye dayanmışlardır? Kuvvetli duygularına mı yoksa kehanet veya fal yeteneklerine mi? Hayır bunların hiç biri değil. Milletlerine ister yönetim bazında önderlik etsin ister ise de fikir babalığı yapan düşün insanı olsunlar bu insanlar içinde bulundukları toplumun ve dünyanın objektif tahlilini yapmış sonrada onu tarih içinde aynı şartlarda gerçekleşmiş olaylar ile sağlamasını yapmışlardır.



Onun içinde o insanların dedikleri yeni şeyler olmayıp tarihte olmuş olayların gününde veya gelecekte tekrarının olacağını samimiyetle ifadelerinden başka bir şey değildir. Tabi ki yaşanmışlıklardan ve tarihten iyi bir ders almış olan böyle bir kişi içinde bulunduğu toplumun menfaatleri doğrultusunda önerilerde bulunarak zamanın kendi toplumunu karlı çıkarmasını arzular veya en azından aynı olayların tekrar ederek toplumunun zarara uğramaması hususunda öğütlerde, tavsiyelerde bulunur.



TARİHİN YAŞANMIŞLIKLARI



Tarihte yaşanmışlıklardan çıkartılacak dersler bir toplumun gelecekte ayaklarının daha sağlam basmasını sağlayacaktır. Onun en güzel örneği gelişmiş olarak tabir ettiğimiz dünyada adı sürekli geçen, itibarlı, ülkesi gelişmiş ve huzurlu, eğitim seviyesi yüksek ülkelerdir. Bu ülkeler sadece sahip oldukları teknoloji ile değil tarih içinde yaşanmışlıkları iyi tasnifleyerek ve onları kendi menfaatleri doğrultusunda yorumlayarak yeni projeler üretip bunu üzerinde oynamayı, sömürmeyi planladıkları ülke veya ülkelerde tatbik ederek başarırlar.



Bu yeni bir metod da değildir. Bunun tarihte görülen en iyi kuramcılarından biri Sun Tzu”dur. Bu Çin”li komutan bütün görüşlerini Savaş Sanatı adlı eseri içinde irdelemiş, bu metodların bir ülkeye getireceği faydaların neler olacağını sıralamıştır. Tabi ki Sun Tzu dünyada bu tür görüşlere sahip olan tek kimse değildir. Ondan sonra da aynı görüşleri savunan bir çok siyasetçi ve asker çıkmıştır.



Günümüz dünyasında hemen hemen her ülkede ama özelliklede yukarıda değindiğim gibi gelişmiş olanlarında (İngiltere, A.B.D., Fransa, İsrail, Rusya, Çin) güne ve daha çok da ileriki zamana yönelik teoriler geliştirmeye ve bunun alt yapısını o ülkelerde oluşturmaya çalışmaktadırlar. İlginç olanı ifade edilen bu ülkelerin dışında dünya siyasetinde adı pek geçmeyen ülkelerin ( İsveç, Norveç, Almanya, Danimarka, Yunanistan, Avustralya, Kanada, Hindistan v.b.g.) bile etkili teoriler geliştirmekte ve bunları uygulama yolunda gayret gösteriyor olmasıdır.



YAKIN TARİHİN PERSPEKTİVİNDE GÖRÜNENLER



Türkler binlerce yıllık devlet geleneğine sahipdir. Kısacası tarihin örsünde dövülmüşüz. Doğal olarak da bu zamana kadar edinmiş olduğu deneyimler ile belki de dünyanın en tecrübeli milleti olmalıyız. Ama ne yazık ki Türk milletinin bir zaafı bulunmaktadır. O da başından geçirdiklerini unutma zafiyetidir. Bu eksikliğin başlıca kaynağını da Türk milletinin aşırı seviyedeki affetme erdeminden kaynaklandığını zannediyorum. Bu haslet bir süre sonra yaşanılanların unutulmasına sebebiyet veriyor. Burada bir atasözünü vurgulamayı gerekli görüyorum. O atasözü “Affetmek büyüklüktür ama unutmak küçüklüktür.” Diyor. İşte biz Türkler sürekli olarak unutarak başımıza gelenleri unutmanın sonucu içine düştüğümüz küçüklüğün cezasını tarihte tekrar tekrar çekerek bu güne kadar gelmiş bir milletiz. Buraya gelmişken bir kinayi eleştiriye de cevap vermek istiyorum. Bizim tarihte bir çok devlet kurduğumuz ifade edildiğinde bazı kimseler “ Eğer Türk milletinin kurduğu devletler sağlam temellere oturmuş olsa idi böyle sıkça kurdukları devletleri yine kendileri yıkmazlardı.” İfadelerini kullanıyorlar. Bu görüşe sahip olanlara verilecek en güzel cevap kurmanın yapmaktan zor olduğunu söylemektir. Yaratmak ile öldürmek bir olmadığı gibi. Yine tarih incelendiğinde tarihin uzun bir döneminde geniş bir coğrafya üzerinde hakim olan devletlerin yine Türk kökenli devletler olduğu bunun da bir doğa kanunu olan güçlünün zayıfı yok etmesi prensibi ile diğerini tarih sahnesinden silmekle sonuçlandığı görmek gerekir.



Yine konuya dönersek yazımı okuyan herkese soruyorum kim 1804 Sırp ve 1812 ve sonrası Mora ayaklanmalarını, destekçilerini ve yaşanan katliamları ?, Ya da 1812 Arnavut ve 1866 Girit ayaklanmaları ve sonrasını ? Peki 1876 Bulgar ayaklanması ve 1878 – 79” da yaşanan katliamları ? 1898 sonrası başlayıp 1915” e kadar devam eden Ermeni ayaklanmasını?, 1885”de başlayıp elimizden çıktığı 1915 senesine kadar Anadolu ve Rumeli”de gidenlerin arkasından ağıtların, türkülerin yakıldığı Yemen ayaklanmasında çekilenleri ? Balkan savaşını herkes sonucunu şöyle böyle bilirde savaş dahilinde yaşanılan katliamlardan hiç haberdar mısınız? Yine aynı tarihlerde Süleymaniye civarı ve Güneydoğu bölgemizde başlayıp Cumhuriyet devrimizin ilk yıllarına uzanan ve sonucunda Kerkük ve civarını kaybettiğimiz aşiret ayaklanmalarını? Suriye – Hicaz Arap ayaklanmalarını hatırlarmısınız veya bilginiz var mı ?



O medeni Avrupa ülkelerinin ( İngiltere, Fransa ve Rusya) o dönemki iktidara koca Osmanlı coğrafyasında tırnak kadar kalacak bir coğrafya olan Mora”da kurulacak küçük bir Yunanistan devletinin ne zararı olabilir tezleri sonucu bağımzılığını kabul etmek zorunda kaldığı bu devletin topraklarını bizim aleyhimize 7 kez genişlettiğini kaç kişi biliyor? Peki o kurulduğunda küçücük tırnak kadarcık denilen devlete ait ordunun bütün gücüyle, hayatta kalma mücadelesi veren bu milletin yönetim merkezi olan Ankara”yı ele geçirmek için 6 koldan ilerleyerek 60 km yaklaştığını? Hayır biz bunların çoğunu ya unuttuk veya hayal meyal hatırlıyoruz.



VE AÇILIMLAR



Yukarıda yazım içinde değindiğim ayaklanmalar sadece bir kısmı olup hepsi de son 200 yıl içinde gerçekleşmiştir. Yazımı okuyan bazı kimseler için 200 yıl uzun bir zaman dilimi olarak algılanabilir ama aksine bir milletin tarihi için çok kısa bir zaman birimidir. Hatta tarihin geneli açısından bakıldığında bir anlık zamana tekabül edebilir. O açıdan mantıklı gözle bakıldığın da yaşanmışlıkların hala taze olması ve yaraların iyileşmediği düşünülebilir. Evet belki bu katliamlara uğramış bu aziz milleti oluşturan ailelerin geçmişinde bir travma olarak kazınmış olabilir ve aile toplantılarında bu yaşanılan trajediler kötü bir anı olarak paylaşılır. Ama öyle olduğu halde bu ailelerin gençleri atalarının uğradığı bu tür felaketlerden habersizdir veya onlara bunun önemli olduğu, öğrenmeleri gerektiği hususu ailelerince telkin edilmez. Onlarca artık bu olaylar geçmişte kalmıştır. Oysa geçmiş dedikleri şey tarih içinde sadece bulundukları gün kadar onlara yakındır.



Ne yazık ki yeni kurulan devletimiz de politika olarak geçmişi (Ki bunlar bizzat olayları bütün vahameti ile yaşamış kimselerdi) gündemde tutmamayı amaç edinmişlerdi. Fakat ne kadar da olsa yaşanmışlıklardan alınan dersle her olaya daha temkinli bakmaya çalışıyor, hataların tekrar etmemesine dikkat ediyorlardı. O kuşağın siyaset sahnesinden çekilmesi ile o günleri hatırlatacak veya yapılacak yanlışlıklar durumunda uyaracak kimse kalmadı. Zaten okullarda eğitim sistemi 1940”lar akabinde 50”lerde değiştirilerek yakın tarihte yaşanılan ve bir milleti millet yapan var olma yolunda yapılan mücadeleler hakkındaki bilgilerde yüzeyselleştirilerek sadece bilgi notu haline dönüştürüldü.



Bugün kabul edelim ki dış işlerimiz personellerimizden, devletimizi yönetmeye aday siyasetçilerimize oradan tutun da bir kısım akademisyenimize kadar bir çok kimse devlet yönetimi hususunda pek çok alınacak ibretler içeren bu olaylardan habersizdir. Bu bizim gibi kökü tarihin derinliklerine kadar giden bir milleti temsil eden, yöneten insanlar açısından büyük bir eksikliktir. Günümüzde yaşanılan olaylara bulunacak çözümler bizim binlerce yıllık tarihimiz içinde yer almaktadır. Onu çıkarı günün şartlarına göre yeniden kurguladıktan sonra uygulanabilir hale getirilebilir. Bunun için tarihi gelişimi, ekonomisi ve dünya algılayışı bizimkinden tamamen farklı ülkelerin, toplulukların öneri, direktif ve telkinlerine ihtiyacımız yok. Zaten bu da bağımsız olduğunu iddia eden her hangi bir ülke için utanç ve züldür.



SONUÇ OLARAK



Son 200 yüzyıl dikkatlice incelendiğinde yazı içinde ifade edilen bir kısım ayaklanmanın öncesi, ayaklanma süreci ve sonrası dikkatlice incelendiğinde aralarında büyük bir benzerlik görülür. İlk önce küçük asayişsizlik ve çetecilik hareketi olarak başlayan bu olaylar yerel kuvvetlerin dolayısı ile de devletin umursamaz tavrı ile gerekli tedbirleri almaması sonucu gittikçe yayılma sirayeti izler. Bu gayri kanuni kuvvetler kendilerine yandaş bulmak maksadıyla öncelikli olarak içinden çıktıkları toplumu hedef alırlar. Onlara yönelik son derece kanlı eylemler, katliamlar gerçekleştirirler. Bu süreçte aynı zamanda aynı toplumun içinde bulunan akil ve sağ duyulu kişiler ile aileleri de hedeftedir. Çünkü bunlar bu gidişatın mensubu bulundukları toplumun devletle arasını açacağını görmekte bu hususta çevrelerini bu isyancılara uymamaları hususunda ikaz etmektedir. Bu çete mensupları düzenli kuvvetler ile çarpışmak yerine risksiz ama ses getirici eylemleri seçerler. Öncelikle devletin bölgedeki kurumlarına ve mensuplarına saldırarak otoritesini sarsmayı amaçlarlar. Köprüler atmak, yol kesmek, karakol basmak, devlet kurum çalışanlarını katletmek, binalarına zarar vermek, demiryollarına zarar vermek v.b.g.)



Bu süreçte silahlı kuvvetler bölgede devletin etkinliğini koruma hususunda çalışmalar yapmaya başlar. Fakat bu tür olayları sonlandırmak için düzenli ordu kuvvetleri yetersizdir. Bölgeyi tanıyan terörün yöntemini ve teröristin psikolojisini bilen kadrolara ihtiyaç vardır. Çeteler devlete bağlılığı olan yerleşim birimlerine saldırılarak katliamlar yapılarak burada ki etkin gücün kendileri olduğu ve itaat edilmesi yolunda baskı yapılır. Çeteler bu süreçte toplumun değer verdiği, sevdiği kişilere suikastlar düzenler, hatta kendilerine yakın duran yerleşim birimlerine bile saldırılar düzenleyerek bunun asker tarafından yapıldığını iddia eder. Bu propagandayı yurt dışı destekçileri sayesinde bulundukları ülkenin gündemine taşırlar. Zaten o ülkelerde Türkler aleyhine potansiyel bir yapı her daim vardır. Bunu politika haline dönüştürdüklerinden dolayı bu destek siyasi anlamda da alenileşir ve uluslar arası gündeme taşınır.



Bunlar ile beraber mevcut siyasetin içinde olanlardan, bazı din adamlarından, tanınmış akademisyenlerden bu işin böyle çözümlenemeyeceği hususunda sesler yükselmeye başlar. Bunların önerisi çetecilerin muhatap alınması taleplerinin incelenmesi hususundadır. Böylelikle bir süredir akan kanın önüne geçilerek huzurun ve barışın sağlanacağıdır. Aynı zaman yurt dışından da bu hususta baskı vardır. O ülke elçileri sürekli olarak konudan sorumlu devlet adamlarını ziyaret etmekte ve sıkıştırmaktadır. Bununla beraber bu elçiler ile ülkelerinin medya kuruluşu temsilcileri de bölgeyi sık sık ziyaret etmekte, terörün taviz ile önleneceği hususunu savunanlar ile görüşmektedirler. Doğal olarak ta ülkelerinde çıkan medya yayınlarının hepside yanlı yayın yapmakta, askerin kırıp döktüğü, kiliseleri bastığı, katliamlar yaptığı ve hatta kadınlara tecavüz ettiği hususunda yalan haberleri kendi ülke halkını Türk devleti aleyhine kamuoyu oluşturacak şekilde yönlendirmeye çalışmaktadır.



Olayların seyri bu görüşe savunanların siyasi bir oluşum kurarak siyasete atılması ile değişir. Bölgede teröristlerin sindirdiği halkın seçimlerde çetenin belirlediği şahısları seçmek zorunda kalması ile sözcüleri meclise girmiş olur. Artık daima muhalif, devletin kolluk kuvvetlerini suçlayan, oraya hizmet gitmediğini iddia eden ve atanmış olan devlet memurlarını, bürokratlarını katı davranmak ile suçlayan bir grup meclistedir.



Her şey iktidarda olan ve bu olayları çözeceğini iddia eden bir iktidarın bunların sözcüsü konumunda ki bu grupla temasa geçmesi ile değişir. Taviz verilmesi (Günümüzde açılım denilen kavram.) ile millette kopmalar, kırılmalar yaşanır. Talepler ve tekliflerin doğurduğu kaos çözümsüzlüğe girer. Terör örgütü bu süreçte gücünü arttırmış, devlet tarafından teyit edilmiş ve taraf olarak kabul edilmiş olduğunun bilinciyle eylemlerini arttırır. Bölgede asayişin daha fazla bozulmasına müsaade etmeyen devlet asayişin tamamen bozulduğu bölgeye müdahale eder. Bu süreçte çete bölgede yaşanılan çatışmaları ve devletin kendileri ile görüşüp açılım yapacağını söyleyip yapmadığını, gerekli tavizlerde bulunmadığı iddiası ile konuyu uluslar arası platforma taşır. Çete başından beri kendini destekleyen yabancı devletlerden devletin bölgede yaşayan halka yönelik katliam yaptığını belirterek böylesine mağdur bir halkın bağımsızlığı hakkettiğini iddia ederek devlete müdahale etmesini ve en azından bölge için özerklik tanınmasını arzu eder.



Ve tarihimiz bir çok kez göstermiştir ki yabancı devletlerinde işin içine girdiği böylesine bir galenin sonunda Osmanlı devleti onlara istedikleri tavizleri vermek zorunda kalmıştır. İlk önce bunlar belli ayrıcalıklar iken talepler arttıkça tavizler verilerek işin içinden çıkılmaz bir hal alır. Bölgedeki örgüt gittikçe devlet , topluluk ise millet konumuna gelir. Bağımsızlıktan önceki son aşama özerklik”dir. Bunu çok kısa bir sonra bağımsızlık izleyecektir. Bir de bunu talep edenin Rum, Bulgar, Sırp veya Ermeni unsuru değilde aynı damar içinden akan, bir kalbin pompaladağı kanın içinde ki al ve ak yuvar gibi beraber olan bu aziz milletin diğer unsurundan geldiğini düşünün. Bu asla kabul edilemez bir şeydir.



Kabul edelim ki yapılması gereken iyileştirmelere ihtiyaç vardır. Bunların giderilmesi husunda düzenlemeler yapılmalıdır. Ama yine kabul edelim ki bu sadece kan döken bir örgüt olduğu için o bölgeye değil bütün Türkiye coğrafyasının geri kalmış bölgeler içinde yapılmalıdır. Fakat bu ıslahatlar yapılırken tavizin tavizi doğuracağı prensibine dikkat edilmelidir. Tarihimiz bunun yanlış uygulanması sonucu içine düştüğümüz kaoslar ile doludur. Bu yüzden yapılması planlanan açılımların bölge halkının refahına ve bölgede devlet düzenini sağlıyıcı şeyler olmasına dikkat etmeli, etnik amaçlara hizmet edecek ve/veya onları arttmasına sebep olacak karalardan uzak durulmalıdır. Unutulmamalıdır ki önemsiz bir gelişmeye ciddi tedbir almak kadar önemli bir gelişmeye karşı ciddiyetsiz davranarak ihmal etmek o kadar tehlikelidir.



Evet son 200 yılımız içindeki ülkemiz coğrafyasında yaşanan bütün bölünmeler ve parçalanmalar böyle yaşanmış ve sonuçlanmıştır. Bunu anlamak olmak için kahin olmaya gerek yok buradan devletimizi yönetmekle sorumlu olan siyasilere ve bürokratlara sesleniyorum. Tarihimiz bunu yazıyor. Açınız okuyunuz. Tarihimiz içinde önceden yaşadığımız olayları tekrar yaşamamak ve aynı utancı tekrar duymamak onu çocuklarımza aktarmamak için iki ellerini şakaklarına koyup düşünsünler. Unutulmamalıdır ki Güneydoğu Anadolumuz da devletine ve bu aziz milletin ferdi olmak ile gurur duyan milyonlarca insanımız var. Onları bir grup gaddar eşkıya ile şehirlerde girdikleri veya tuttukları belli konumlarda onları temsil ettiğini söyleyen bir avuç oportünist asalağın insafına terk edemeyiz. Onlara eskisi gibi devletin yanlarında olduğu hissettirilmeli ve bölgede devletin etkinliği bütün kurumlarınca kanıtlanmalıdır. Tabi ki bu içeriden ve dışarıdan gelecek eleştirilere karşı istikrarlı/ omurgalı bir duruş isteyecektir. Ama unutulmamalıdır ki bu halk ulusal mevzular karşısında çok duyarlıdır. Karşımıza ne engeller çıkartırlarsa çıkartsınlar bu aziz milletin direnç ve kararı ile akibetsiz kalacağı malumdur.



Biz Türkler gibi derin bir tarihi geçmişe sahip olan milletimizin geçmişinde yaşamış olduğu acı olaylardan gerekli dersleri alarak ve ülkemizi bölmek isteyen iç/dış düşmanlarına taviz vermeyeceğine olan inancım tamdır. Unutulmamalıdır ki talep talebi taviz tavizi doğurur, bu tarihitespiti ile malumdur. Özellikle de bu karşınızda rüşdünü ispat edememiş bir kitle ile yapılmaya çalışırsa bunun ortaya çıkaracağı kaosun vebalini izahını tarih önünde kimse yapamaz. Umarım ki yazıma başlarken anlattığım Kassandra”nın hikayesinde olduğu gibi ciddiye alınmadığından dolayı sonucunu yaşamak zorunda kalacağımız bir trajedi uyarısının duyulmayan çığlığı olarak kalmasın.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 271
Toplam Tekil 1640626
IP 23.23.50.247






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu