BASIN BÜLTENİ Özgürgün: “Hükümet olarak Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye ile birlikte sürdürdüğü müzakere sürecine destek veriyoruz” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Özgürgün: “Hükümet olarak Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye ile birlikte sürdürdüğü müzakere sürecine destek veriyoruz”
Tarih: 09.05.2016 > Kaç kez okundu? 672

Paylaş


Türk Ajansı Kıbrıs’a konuşan Başbakan Hüseyin Özgürgün, “Sayın Cumhurbaşkanı ile kesinlikle devletin üst düzeyinde bir tartışma yaşamayız, herhangi bir sıkıntıya neden olmayız. Hükümet olarak Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye ile birlikte sürdürdüğü müzakere sürecine destek veriyoruz.

Bu süreçte de eğer sıkıntı veya görüş ayrılığı olursa, bunu da Sayın Cumhurbaşkanı ile biz her hafta yapılan olağan görüşmeler veya onun dışında da sürekli istişare içinde konuşuruz.

Biz devlet zirvesinde bir ‘çatışma, kavga’ veya herhangi bir sıkıntıya olanak vermeyiz, öyle bir adım atmayız.

Dışişleri Bakanımız ve ekibi, görüşmelerin her safhasında her anında Cumhurbaşkanı’na destek vermektedir. Dışişleri Bakanımız da bu olayların içerisinde iletişimi sağlayacaktır. Hükümet olarak biz herhangi bir şekilde Sayın Cumhurbaşkanına destek olmak dışında, hatta bu destek zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanının talepleri doğrultusunda çok daha sıkı işbirliği halinde de gidebilir.

Hükümet olarak Kıbrıs konusunu Sayın Cumhurbaşkanının 2016 sonuna kadar bir anlaşmayla sonuçlandıracak şekilde, tabii Güney Kıbrıs’ta da öyle bir irade varsa sonuçlanması en büyük dileğimizdir.

Ancak bu dilekle olmaz, sonuçta masada belli bir gerçek var. Rum tarafı bugüne kadar Kıbrıs Türk tarafı kadar anlaşma isteğinde olmadığı net bir şekilde belli, bu irade bizdeki gibi olmadı, Annan Planı ve geçmişteki tüm planlar dahil. Planların hiçbirinde başarıya ulaşılamadı çünkü Rum tarafı sürekli hayır dedi. İnşallah ümit ederim bu kez aklıselim galip gelir ve 2016 sonuna kadar Kıbrıs’ta bir anlaşma ortaya çıkar.

Bu anlaşma da bizi Kıbrıs’ta hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve halkı, hem de Güney Kıbrıs Rum Devleti ve halkının çıkarları doğrultusunda ada, büyük bir stratejik ortak olabilecek, Anavatan Türkiye’nin de çok yakından gerek su, gerek elektrik gerekse doğal gazın taşınması açısından bir refah düzeyini yakalar, ben böyle ümit etmek istiyorum” dedi.

Başbakan Özgürgün, Dışişleri Bakanlığı’nın müzakere masasında nasıl yer alacağının sorulması üzerine de; Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’nın geçmişte olduğu gibi yine masada olacağını, Dışişleri Bakanı’nın direkt olarak kendisinin masada olamayacağını, çünkü Rum tarafının bunu yıllardır kabul etmediğini kaydetti.

Özgürgün, Kıbrıs’ta Dışişleri Bakanlığı düzeyinde bugüne kadar hiçbir görüşme olmadığı gibi hiçbir Rum dışişleri bakanının da hiçbir Türk yetkilisiyle görüşmediğine işaret etti.

Başbakan Özgürgün, bunun sebebinin de; Rum tarafının “ben devletim, ama siz sözde devletsiniz” iddiası olduğunu ifade ederek, bu mantalitenin yıllardır sürdüğünü, ancak iki tarafın dışişleri bakanlarının müzakere masasında olmasının çok daha faydalı ve sağlıklı bir görüşme sürecini getireceğine inanç belirtti. Özgürgün, Rum tarafının çözüm niyeti varsa, bunun ilk göstergesinin; iki dışişleri bakanının da masada oturması olabileceğini kaydetti.

Şu anda Cumhurbaşkanlığı’nda müzakereci görevinde bulunan Özdil Nami’nin de Dışişleri Bakanlığı görevi yaptığını, ancak O’nun da bu sıfatta hiçbir Rum yetkilisiyle görüşme yaptığını düşünmediğini ifade eden Özgürgün, bunun öyle olmaması gerektiğini düşündüklerini, ama bugüne kadar bunun olmadığını, kendilerinin de “Dışişleri Bakanı masada olacak” diye bir talebi bulunmadığını kaydetti.

Bunun karşılıklı anlayışla olabileceğini ifade eden Başbakan Özgürgün, ancak Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’nın geçmişte olduğu gibi yine Cumhurbaşkanlığı ekibinde olacağına inanç belirtti.

Hükümetin önünde bulunan 2 yıllık sürede yapmayı ve başlatmayı öngördüğü hedefleri de anlatan Özgürgün, kısa vadede ülkenin ve halkın refahını artıracak ekonomik ve altyapı çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Başbakan Özgürgün, hükümetin öncelikle; Kıbrıs müzakere sürecinde Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya tam destek vereceğini, Türkiye ile imzalanacak Ekonomik Protokolün kısa sürede imzalanacağını, Türkiye’den gelen suyun ihale sürecinden önce halkla buluşturulması için çalışma yapılacağını ve ekonomik gelişme ile altyapı çalışmalarının hızlandırılacağını söyledi.

Türkiye’de yaşanan hükümet değişikliğinin bir prosedür olacağına işaret eden Özgürgün, iktidardaki AK Parti’nin genel başkanının değişeceğini ve değişikliğin Başbakan değişikliğini getireceğini belirterek, bunun da biraz zaman alacağını ancak mevcut hükümetin görevde olduğunu ve bu değişikliğin KKTC ile Türkiye arasında yapılacak Ekonomik ve Mali Protokolü pek fazla etkileyeceğini düşünmediğini kaydetti.

Özgürgün, hükümetlerin devamlılığı olduğuna işaret ederek, Türkiye’deki hükümet değişikliğinin bağımsız bir süreç olduğunu ve KKTC’yi etkilemeyeceğini, buradaki içişleri, ekonomi veya güncel sosyal yaşamla ilgili bir değişikliğe neden olmadığını anlattı.

Türkiye’deki değişimlerin KKTC tarafından, KKTC’deki değişimlerin de her zaman Türkiye tarafından yakından takip edildiğini, siyasetle ilgili gündemin gelişmelerin takibinin doğal olduğunu ifade eden Özgürgün, bu değişimin sadece KKTC ile Türkiye arasında gerçekleştirilen “ilk ziyaretleri” biraz erteleyeceğine dikkat çekti. Özgürgün, iki ülkede görevi yeni alan Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan ve Dışişleri bakanlarının karşılıklı olarak ilk ziyaretleri birbirlerine gerçekleştirdiklerini anımsatarak, bu kapsamda Ankara’ya ilk resmi ziyaretin biraz aksayabileceğini, onun dışında sorun yaşanmayacağını kaydetti.

Başbakan Hüseyin Özgürgün, Türkiye’den ülkeye getirilen suyun sağlıklı, kaliteli, ucuz bir şekilde fiilen halkın kullanımına sunulması için çalışmaların sürdüğünü, geçmiş hükümet döneminde protokolün imzalanması için boşu boşuna zaman kaybettiklerini, şimdi özellikle önümüzdeki yaz aylarında suyun halka ulaşmasını amaçladıklarını söyledi.

Özgürgün, suyun artık ülkede olduğunu, kullanılacağını, zaten belediyelerin de talebinin olduğunu anlatarak, “Bu suyun işletmesi ihale yoluyla olacaktır, ancak ihale süreci olana kadar belediyelerin bu suyu alıp kullanabilmesi için çalışmalar yapıyoruz. En kısa sürede suyun halkımızla buluşması hedeflenmektedir” dedi.

Kıbrıs genelinde yaşanan su sıkıntısı ve kuraklık tehlikelerine işaret eden Özgürgün, bütün belediyelerin Anadolu’nun içilebilir kaliteli suyunu 7 gün 24 saat halka ulaşacak şekilde alacağına inanç belirtti, çok kısa süre sonra “susuz” diye bir durumun kalmayacağını kaydetti.

Özgürgün, suyun çeşmelerden akmasının ardından depo veya diğer saklama alışkanlıklarının da ortadan kalkacağına inandığını ifade etti.

Başbakan Hüseyin Özgürgün, UBP-DP Koalisyon Hükümeti’nin önünde 2 yıllık bir çalışma süresi olduğunu, ancak bunun siyasette kısa bir süre olduğunun bilincinde olduklarını ifade ederek, ülkenin birçok birikmiş sıkıntılarının bulunduğunu, bunlardan birinin de ekonomik sıkıntılar olduğuna işaret etti.

Özgürgün, hükümetin daha önce belirlenen kriterler doğrultusunda gerek çalışanlara gerek emeklilere gerekse piyasaya gerekli olan neyse yükümlülüklerini yerine getireceğini, herhangi bir sıkıntı yaratılmayacağını kaydetti.

2 yılda çok büyük hedefler ortaya konabileceğini ancak bu hedeflerin ancak başlatılabileceğini veya ilerleme sağlanabileceğini ifade eden Özgürgün, 2 yılda başlatılıp bitirilebilecek işlerin olduğunu, ama büyük projeleri de başlatmak amacında olduklarını vurguladı.

Özgürgün, halkın özellikle altyapı anlamında rahatlamasını sağlayacak, elektrikte düzgün düzenli sağlıklı kesintisiz ve ucuz elektriğe kavuşması için kablo ile enterkonnekte sisteme bağlanılması, bunun yanında ulaşımda, halkın günlük yaşantısına rahatlık getirebilecek kısa vadeli projelerin hayata geçirilmesi gibi projeleri olduğunu kaydetti.

Uzun vadede de özellikle deniz limanlarının özelleştirilmesiyle halka daha sağlıklı ve kaliteli hizmet verilebileceğini, tabii bunun uzun vadeli bir proje olduğunu ancak bu dönemde başlatılabileceğini ifade eden Özgürgün, bunun Güney Kıbrıs’ta yapıldığı ve ekonomik olarak büyük bir gelir yaşandığına dikkat çekti.

Başbakan Özgürgün, “Özelleştirme” dendiği zaman halkta “peşkeş çekme veya satmak” gibi bir algı oluştuğunu, ancak bunun öyle olmadığını, Güney’de de daha önce bunun öyle görüldüğünü ancak şimdi yapıldığını ifade ederek, şöyle devam etti:

“Bunun adını şöyle koyalım; halka düzgün güvenilir sağlıklı düzenli ve ucuz hizmetlerin ulaşabilmesini sağlamaktır.

Bunun için özellikle Telekomünikasyon alanında da bu anlamda iyileştirmelerin ve fiyatların da daha da aşağıya çekilmesini sağlayacak rekabet ortamının yaratılabilmesi için bu söylediğim bağlamda düzenlemelerin yapılması gereklidir.

Bugün içinde bulunduğumuz çağın teknoloji ve iletişim çağı olduğuna göre, bu çerçevede dünyanın küçüldüğüne göre, gerek iletişim gerek ulaşım meseleler, buna hava ve deniz limanları dahildir, buraların çok sağlıklı rekabetçi bir şekilde ve düzgün çalışması için özelleştirmeler yapılmıştır.

Biz bu düzenlemeleri özellikle günlük yaşamı kolaylaştırmak, kamuda verimliliği artırmak, kamu reformunu sağlamak, bürokratik işlerin azaltılması, halkın daha düzgün hızlı hizmet alması için yapmayı hedefliyoruz.

Bu önümüzdeki 2 yıllık süre bizi seçimlere taşıyacaktır ve oradan da yeni bir süreç başlayacak. Biz bu sürede, daha sonraki 5 yıl için de görev talep etmek üzere halka bu 2 yılın yeterli olmadığını ve daha sonraki 5 yıla da ihtiyaç duyduğumuz söyleyeceğiz, ancak bunu yaparken de halkın bunu görmesini anlamasını sağlayacak icraatlar ortaya koyacağız. Bu hedefle çalışacağız.”

Başbakan Özgürgün, kısa sürede halkın yaşamını kolaylaştıracak projelerin de olduğunu, siyasetin verebilecekleri olduğunu, ekonomik olarak yapılacak yatırımlar, canlanma, sektörlerin önünün açılması gibi çalışmaların yapılması halinde bu 2 yılın içerisinden sonraki seçimle görev talep edeceklerini kaydetti.

“Özelleştirmeler” konusunda yeni dönemde adımların atılıp atılmayacağı ile ilgili bir soru üzerine Özgürgün; limanlar, elektrik ve telekomünikasyon anlamında bu çalışmaların daha önce de yapıldığını ve bu alanlarda adımlar atmayı planladıklarını söyledi.

Özgürgün, ancak bunların uzun süreli ve kapsamlı çalışmalar olduğunu belirterek, Türkiye’nin limanları özelleştirdiğini, ama bu özelleştirmelerde işletmenin özelleştirildiğini kaydetti.

Ülkede ilk ve en büyük özelleştirmenin Ercan Havalimanı’nda yapıldığının anımsatılması üzerine Özgürgün, burada önemli olanın bilgi ve tecrübe olduğunu, Ercan’ın bir ilk olduğunu ve mutlaka hataların yapıldığını ifade ederek, “Ancak bunlar bizi yıldırmamalıdır çünkü içinde bulunduğumuz çağ, hedef koyduğumuz Avrupa Birliği normları ve Avrupa Birliği zaten eşittir özelleştirme” diye konuştu.

Özgürgün, iletişim ve ulaşım alanlarının bu kapsamda öne çıktığını, kamunun her zaman sahip olduğunu ancak işletmenin özelleştirildiğini ifade ederek, Ercan’ın da bunun öyle olduğunu, iletişimde bunun öyle olduğunu söyledi.

Fiyatların düşmesi ve rekabet açısından da bunun önem taşıdığına işaret eden Özgürgün, özelleştirmelerin de özellikle ilk olarak limanlar ve iletişim üzerinden yapıldığını, çünkü amacın halka sunulan hizmetin rekabetçi bir ortam yaratılarak daha kaliteli ve ucuz yapılmasını sağlamak olduğunu vurguladı.

Özgürgün, stratejik noktaların sahibinin her zaman devlet olduğunu, ama işletilmesinin özel sektör tarafından yapıldığını belirterek, şöyle devam etti:

“Ercan Devlet Havaalanı bu anlamda bir ilkti. Hatalar da yapılmıştır ama günahıyla sevabıyla bir ilkti ve tecrübe deneyimdi. Şimdi o deneyim ve tecrübeden yararlanarak bir sonraki adımda o hataları tekrarlanmaması kaydıyla yolumuzdan da sapmadan devam etmeliyiz. Çünkü dünya gerçeği bu. En yakın örnek Güney’de.

Dünyada devlet elindeki işletmelere bakıldığında sadece savunma alanında kaldı. Daha önce eğitim, sağlık, iletişim ve ulaştırma devlet elindeydi ama şimdi savunma dışında diğer alanlardan devletlerin tamamen çekildiğini ve özelleştirildiğini görüyoruz. Bu yüzden yoldan sapmadan tecrübelerden de gerekli dersleri çıkararak doğrusunun yapılması şeklinde devam edilmelidir.”

Başbakan Hüseyin Özgürgün, hükümete gelmelerinin ardından kamuya ve ülkeye yönelik ekonomik açılımlar sağlamak üzere hemen çalışmalara başladıklarını, tarım ve diğer alanlara yönelik bazı ödemeleri yaptıklarını ifade ederek, ekonomiyi canlandırmak ve yatırımların önünü açmak için çalışmaları sürdüreceklerini anlattı.

Özgürgün, hazırlık ödeneğinin de tüm öğretmenlere ödeneceğini, bu ödemelerin Eylül ayında yeni eğitim döneminin başlamasıyla yapılacağını ifade ederek, UBP’nin geçmişte görevde olduğu süre içerisinde bu ödemelerin yapıldığını, ancak kendilerinin görevi devretmesinin ardından ödemelerin Başsavcılık görüşüyle durdurulduğunu, fakat kendilerinin bu görüşlerin değiştiğini de gördüklerini, bu yüzden yorumlama farklarını göz önünde bulundurup siyasi erk niyetini kullanarak, ödenebileceğini düşündüklerini ancak geriye dönük ödeme diye bir durumun olmadığını belirtti.



Denktaş: “Görüşmelerin çıkmaza doğru gitmesi söz konusu değil”



Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin çıkmaza doğru gitmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Güney Kıbrıs’ta haftalık olarak yayımlanan Rum Kathimerini gazetesine demeç veren Serdar Denktaş’ın, çözüm, yeni vatandaşlıklar ve diğer konularda açıklamalarda bulundu.

Gazeteye göre, “her iki toplumda da Özgürgün-Denktaş koalisyonunun görüşmelere olumsuz yansımasının olacağına dair görüşün hakim olduğu” savunulup “yeni koalisyonla görüşmelerin sonuna mı geliniyor” sorusu üzerine konuşan Denktaş, görüşmelerin çıkmaza doğru gitmesinin söz konusu olmadığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın müzakerelere devam ettiğini dile getiren Denktaş, daha önceden muhalefeteyken görüşmelerin gidişatıyla ilgili ayda bir kez bilgilendirildiklerini, şimdi ise haftada bir bilgilendirileceklerini belirterek, itirazlarını haftalık olarak belirtme imkanına sahip olacaklarını söyledi.

Kıbrıs Türk müzakere grubunun, görüşmelere aşırı dozda iyi niyet göstererek katıldığı, diğer tarafın aynı iyi niyete sahip olmadığı ve görüşmelerin kesilmesi uyarısında bulunarak itirazlarını dile getirdiğini gözlemlediklerini anlatan Denktaş, bu mesajların kendilerini düşündürdüğünü belirtti.

Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı ile ilişkilerinde kriz olmayacağını da söyledi.

“20 ya da 26 bin yeni vatandaşlıkla” ilgili bir soru üzerine, bunun, siyasi karşıtlarının bir iddiası olduğunu ve doğru bir iddia olmadığını belirten Denktaş, ancak Kıbrıs Türk tarafında yaşamın devam ettiğinin unutulmamasını gerektiğini vurguladı.

Türkiye’yi hayatlarında bir kez bile görmeyen ve kendilerini Kıbrıslı olarak kabul eden insanların olduğuna işaret eden Denktaş, bu kişilerin vatandaşlığa alınacağını, çözüme kadar onların bekletilmesinin mümkün olmadığını kaydetti ve 26 bin vatandaştan söz edilmediğini vurguladı.



“27 Mayıs görüşmesinden sonra uzlaşılar açıklanabilir” iddiası



Rum Politis gazetesi, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen görüşmenin iyi bir ortamda geçtiğini, liderlerin 27 Mayıs tarihinde yapacakları bir sonraki görüşmenin ardından uzlaşı noktalarının açıklanması ihtimalinin yüksek olduğunu yazdı.

Gazete, liderlerin görüşmesinde “önemli bir ilerleme sağlanmamasına ve genel görüş alış verişiyle geçmiş olmasına karşın iyi şeklinde nitelendirilebileceğini” iddia ederken bu hafta boyunca yükün ağırlıkla müzakereciler Andreas Mavroyannis ve Özdil Nami’nin omuzlarına bineceği yorumunda bulundu.

Mavroyannis ve Nami’nin Paskalya yortusu ve Mavroyannis’in New York ziyareti sebebiyle geçtiğimiz hafta kısıtlı şekilde görüşmüş olmalarına karşın görüşmelerinin yapıcı geçtiğini, liderlerin de geçtiğimiz hafta yaptıkları görüşmede müzakerecilerin çalışmalarını incelediklerini aktaran gazete, liderlerin görüşmede ayrıca Türkiye’deki gelişmelere de değindiklerini öne sürdü.

Habere göre, Kıbrıs Rum tarafı, “Kıbrıs’taki sürecin bu durumdan ne kadar etkileneceği” sorusunu gündeme getirdi ancak Kıbrıs Türk tarafından “sakinleştirici” yanıt aldı.

Gazete, her iki tarafın müzakere gruplarının da endişeli olduklarını iddia etti.

Gazete, müzakerecilerin bu ay neredeyse her gün bir araya gelmeyi ve onun üzerinde görüşme yapmayı planladıklarını belirterek bu sebepten ötürü liderler 27 Mayıs tarihinde yapacakları görüşmenin “kritik” nitelik taşıdığı yorumunda bulundu.

Haberde, “dönüşümlü başkanlık ve mülkiyette ilk söz hakkının kullanıcıda mı mal sahibinde mi olduğunun belirlenmesi” konularının da bulunduğu önemli uzlaşmazlık noktalarının Güney Kıbrıs’taki milletvekilliği seçimleri sonrasında ele alınmasının beklendiği öne sürüldü.



Eroğlu: " Anlaşmanın şekli önemlidir "



Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Yeni Ufuklar Derneğince Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi'nde düzenlenen "Doğu Akdeniz'de Türk Varlığı ve Kıbrıs" konulu konferansta yaptığı konuşmada, savaşın gerçek yüzünü gören bir kişi olarak Kıbrıs'ta anlaşmayı arzu ettiğini dile getiren Eroğlu, "Yalnız anlaşmanın şekli önemlidir. Rum'un istediği anlaşma şekli, bizim Kıbrıs'ta yaşama hakkımızı elimizden alacak bir anlaşma şekli olur. O anlaşmanın da hiçbir anlamı olmaz." dedi.

Eroğlu, Rumların anlaşmamak için çok nedenleri olduğunu dile getirerek, bunlardan birincisinin dünyada tanınmış olmaları, ikincisinin ise AB üyeliğine kabul edilmeleri olduğunu anlattı.

"AB üyesi olduktan sonra niye benimle anlaşma yapsın?" diyen Eroğlu, şunları kaydetti:

"Çok aşırı istekleri vardı. Bu istekleri olmadığı sürece niye benimle anlaşma yapsın? Rumların bugüne kadar sürdürdükleri anlaşmazlıklarının esas nedenlerinden biri 4 Mart 1964 kararı, diğeri de AB'ye girmiş olmaları. Şimdi düşünün, 2004 yılında Annan Planı, BM Genel Sekreteri'nin imzasını taşıyan bir plan ama bu planı kim reddetti? Rumlar reddetti. AB'ye kim alındı? Rumlar alındı. Kıbrıs Cumhuriyeti olarak alındı. Yalnız 'Kuzeyde egemenliği, idari tasarrufu yoktur' şeklinde bir kararla aldılar. Ben Rumların anlaşma niyetinde olmadığını sık sık tekrarladım. Zaman zaman da 'Kıbrıs'ta çözüm ne zaman olacak' diye soruluyor. Bu yılın haziran-temmuz aylarında anlaşma olacak diye de duyuyoruz. Gelecek yıl bu sözleri yine duyacaksınız."

Eroğlu, Rumlar'ın 1974'te kaybettikleri her şeyi geri istediklerine dikkati çekerek, bunun mümkün olmadığını vurguladı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, KKTC'nin dünyada tanınmaması için karar aldığını hatırlatan Eroğlu, "Bunu onlar yapabilir diyeceksiniz ama biz KKTC'yi kurduğumuz gün, bütün Kıbrıs Türk'ü KKTC'ye dört elle sarılmadı. Bu da bizim hatamız. Solcu geçinen arkadaşlar, 'KKTC'nin kurulması bir hatadır' diye dünyaya mesajlar verdiler" diye konuştu.

Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının anlaşmak için yıllardır müzakere masasında olduğunu vurgu yaparak, şunları kaydetti:

"Anlaşmanın da herhalde bir kuralı olacak. İki taraf da memnun olacak. Sadece bir tarafın memnun edildiği anlaşma, yaşaması mümkün olmayan bir anlaşmadır. Şimdi Rumlar ne istiyor? 'Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a nüfus aktarma hakkınız yoktur, demografik yapıyı bozuyorsunuz.' Neymiş 4 Yunan'a karşılık 1 Türkiye vatandaşı olacak. Peki böyle bir adalet olur mu? Olmaz. 1974 Barış Harekatı üzerinden 41 yıl geçti. Kuzeyden güneye giden Rumların, kuzeydeki mülklerini geri almalarını istiyorlar. Bu 40 yıl içinde köprülerin altından çok sular aktı. Bizim de güneyde nüfusumuz vardı, onlar da kuzeye aktarıldı. Nasıl aktarıldı? 1975'te Denktaş ile Klerides, Nüfus Mübadelesi Anlaşması yapmıştır. Kuzeyden gelenler güneydekilerin, güneyden gelenler de kuzeydekilerin mallarına yerleşti. Bizim güneye gitme iddiamız yok ama bunlar illa kuzeye gelecekler."

Rum kesiminin Kıbrıs'ta AB'nin garantör olmasını istediğine işaret eden Eroğlu, şunları anlattı:

"Birincisi sen AB üyesisin, ikincisi ben AB'ye nasıl güveneceğim. AB bir Hristiyan topluluğu. Sen de Hristiyan'sın. Bu söylerken aklıma şu geldi. Barış Harekatı'nda sefer hastanesinin doktoruydum, 15 Ağustos 1974'te, yani 2. Barış Harekatı'nın son günü, bir askerimiz şehit olmuştu. İki üsteğmen bize getirdiler, 'Bu çocuğu hazırlayın, memleketine göndereceğiz' dediler. Memleketi Kayseri. Çocuğu hazırlamaya çalışırken cebinden bir mektup çıktı. Böyle bir mektubu yazan bir millet var, benim garantörüm, bir de bizimle dalga geçen AB var. Benim garantörüm olacakmış. Çocuğun cebinden şöyle bir mektup çıktı; 'Evladım duyduk ki Kıbrıs'a gitmek için Mersin'e intikal ettirilmişsin. Ben ve annen gece gündüz şehit olman için dua ediyoruz.' Şehidin adı Rıdvan Aktarmaç. Şu an Mağusa'da Canbulat Şehitliği'nde yatmaktadır. Şimdi benim garantörüm olan ülkenin anası, babası evladı için böyle düşünüyor. Yani benim için canını feda etmeye hazır. Avrupa'da böyle bir insan var mı? Barış Gücü askerleri vardı. Tek kurşun atılsa sığınağa girer, çatışmalar bitince çıkarlardı."

Derviş Eroğlu, Türkiye'nin garantörlüğünden bir tek Kıbrıs Türkü'nün vazgeçmek istemeyeceğine dikkati çekerek, Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi halinde geri gelmesinin de mümkün olmadığını savundu.

"Adada tek bir Türk askeri kalmasın" diyenlerin bugün silahlanmaya devam ettiğini, savaş gemileri yaptırdıklarını dile getiren Eroğlu, bu nedenle Türkiye'nin garantörlüğünün kendileri için önemli olduğunu söyledi.

Eroğlu, Annan Planı'na 'Evet" diyen Mustafa Akıncı'nın KKTC Cumhurbaşkanı seçildiğinde Rumların ve AB'nin adeta bayram yaptığını belirterek, "Şimdi Rumlar Annan Planı'na razı. Planı tekrar masaya koyacaklar, Rumlar 'Evet' diyecek, Türkler 'Evet' diyecek ve Kıbrıs'ta çözüm olacak. 1974'teki 1. Barış Harekatı'ndan sonra Cenevre'de toplantı oldu. Türkiye kantonal sistemi önerdi. Reddettiler. Şimdi de Annan Planı'nı istiyorlar ama kantonal sistemler de olsun diyorlar. Bunlar reddettiklerini 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl sonra tekrar isterler. Tabii zaman geçiyor, bu sürede çok şey değişiyor. Dolayısıyla bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil." ifadelerini kullandı.

"Kıbrıs Türk'ü nasıl bu kadar yıl direndi" diye bir soru akla gelebileceğini ifade eden Eroğlu, "İki şeyimizle direndik. Türklüğümüzle ve Müslümanlığımızla direndik. Kıbrıs'ta yıllarca Rumlarla bir arada yaşadık. Ben hiç hatırlamıyorum, bir Türk kızı Rum ile evlensin. Türk ile evlenen Rum kızı vardır ama onlar da sayıca azdır. Düşünün, beraber yaşıyorsunuz, gençler birbirini sevebilir ama bu konuda o kadar hassasız. Biz kendimizi böyle koruduk. Biz, hem dinimiz hem de Türklüğümüzü koruduk." dedi.

Eroğlu, genel olarak KKTC halkının anavatana bağlı olduğunu vurgulayarak, Kıbrıs Türk halkının en hassas konusunun, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs'ta varlığının devam ettirilmesi olduğunu sözlerine ekledi.



Mavroyannis: “Erdoğan Kıbrıslı Türkleri fiilen entegre etmek istiyor”



Rum Müzakereci Andreas Mavroyannis TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kıbrıs Türk toplumunu Türkiye’ye entegre etme vizyonunu dayatmaya çalıştığını” iddia etti.

Rum Alithia gazetesi, haberinde Mavroyannis’in, “Stelios Philantropic Foundation”ın iki toplumlu kafesinde Kıbrıslı Türk ve Rumların bu yıl içerisinde ikincisi gerçekleşen buluşmasına baş konuşmacı olarak katılıp müzakerelerindeki son gelişmelerle ilgili bilgi verdiğini yazdı.

Habere göre “Bugün, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için daha önce hiç olmadığı kadar iyi bir fırsat var. Bu fırsatı kullanmalı ve bu yönde elimizden geleni yapmalıyız” diyen Mavroyannis, katılımcılara “Bu fırsat tektir ve bu fırsat penceresi sonsuza dek açık kalmayacak” uyarısında bulundu.

Mavroyannis iki lider arasında güven ortamı bulunduğunu, ortak bir gelecekle ilgili ortak vizyonlarını ele aldıkları son liderler görüşmesinin de oldukça ilgi çekici geçtiğini söyledi. “Çağdaş bir Avrupa toplumu ve iki bölgeli iki toplumlu, BM’nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle, Avrupa ilke ve değerlerine uyumlaştırılacak siyasi eşitliği olan federasyon çerçevesinde tam işlevsel bir cumhuriyet kurmaya çalışıyoruz” diyen Mavroyannis, şöyle devam etti:

“Bu ortak geleceği kurabilmemiz için bir çözüme ihtiyacımız var. Müzakerelerde önemli ilerleme sağladık ancak bütün meseleleri ve hatta tek başlığı bile kapsamlı şekilde göğüslediğimizi söyleyebilecek durumda değiliz.”

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kıbrıs Türk toplumunu Türkiye’ye fiilen entegre etmeye çalıştığını” iddia eden Mavroyannis “Bugün bizim için en önemli şey, Kıbrıs Türk toplumunun fiili entegrasyonu mantığını, Kıbrıslı Türkleri yeniden birleşmiş Kıbrıs’ın parçası yaparak göğüslemektir. Kıbrıs sorununun çözüm anahtarı Türkiye’dedir. Türkiye Kıbrıs Türk toplumunun 17 milyar Euro’ya ulaşan borcunu silmezse, çözüm başarılamaz, sürdürülebilir olamaz.”

Rum Fileleftheros gazetesi de Mavroyannis’in aynı etkinlikte şunları da söylediğini aktardı.

“Müzakereciler müzakere prosedüründeki rollerini az ya da çok tamamladı. Müzakere yavaş yavaş siyasileşiyor. Hepimiz biliyoruz ki bir çözüm olabilmesi için liderler tarafından siyasi karar alınması lazım. Bunun, benim ayrılacağım Mayıs sonundan önce olacağından emin değilim.”

Gazeteye göre Mavroyannis BM Genel Kurulu başkanlığı seçimlerindeki adaylığı hatırlatılarak ondan sonrakinin kim olacağı sorulduğunda, seçimin 13 Haziran’da olacağını, New York’a gidip gitmeyeceğini haziran ayında öğreneceğini belirterek “ben Mayıs sonuna kadar Kıbrıs’ta olacağım. Seçimden ne sonuç çıkacağını kimse bilemez. Kimse yeri doldurulamaz değildir. Mezarlıklar, yeri doldurulamaz insanlarla dolu. Müzakereci değişirse, bu dünyanın sonu demek değil” dedi.



Kızılyürek: “2016 Kıbrıs sorununun gidişatıyla ilgili her yönden tarihi bir yıl”



Kıbrıslı Türk Akademisyen Niyazi Kızılyürek, 2016 yılının, Kıbrıs sorununun gidişatıyla ilgili her yönden tarihi bir yıl olacağını söyledi.

Rum Alithia gazetesine söyleşi veren Kızılyürek, gerek kendisinin, gerekse Kıbrıs Türk toplumunun, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarıyla ilgili yapılanları anladığını ifade ederken, Kıbrıs sorununda olumlu, çözümle ilgili ihtiyatlı iyimser olduğunu belirtti.

Kızılyürek, çözüm çabalarının başarısız olması halinde KKTC’nin Türkiye’nin himayesine gireceğini ve Kıbrıslı Türk unsurunun yok olacağını iddia etti.



Osatchiy: “Çözümden sonra Kıbrıs askeri ittifaklar dışında kalmalı”



Rusya’nın Güney Kıbrıs’taki Büyükelçisi Stanislav Osatchiy, “Kıbrıs, çözümden sonra, askeri ittifaklar dışında egemen bir devlet statüsünü korumalı, bildiğimiz kadarıyla Lefkoşa’nın savunduğu yaklaşım da budur” dedi.

Haftalık Rum Kathimerini gazetesinin, Osatchiy’le yaptığı geniş söyleşide bölgedeki gelişmeler, Rusya’nın rolü, Ukrayna yüzünden ABD ve AB’nin Rusya’ya uyguladığı ambargo ve Kıbrıs sorunu konularına girildi.

Çözümden sonra, mevcut garanti sisteminin yerine geçecek bir güvenlik sistemi konusunda Rusya ile Güney Kıbrıs arasında bir ortak anlayış olup olmadığı sorusuna karşılık “Rusya iki toplum arasında yürütülmekte olan müzakerelere ne karıştı ne de karışması söz konusudur” diyen Osatchiy Moskova’nın, müzakerelerden çıkacak sonuca destek vereceğini söyledi.

Osatchiy garantiler meselesinin çok karmaşık ve henüz müzakerelerde ele alınmamış bir konu olduğuna işaret ederek “bu, anlaşmazlığın ‘uluslararası yönleri’ denen kısmına dahildir ve çözümüyle ilgili farklı yaklaşımlar var” dedi, özetle şunları ekledi:

“Nihayetinde benimsenecek reçetenin çağdaş dünya gerçeklerini ve toplumların karşılıklı çıkarlarını karşılaması önemlidir. Kıbrıs askeri ittifaklar dışında egemen bir devlet statüsünü korumalıdır. Bildiğim kadarıyla Lefkoşa’nın savunduğu yaklaşım da budur. Ada’nın yeniden birleşme anlaşmasının uygulanmasında BM Güvenlik Konseyi’nin yönlendirici rolüyle ilgili tezlerimiz (Rum yönetimiyle) örtüşüyor. Bu, Kıbrıs sorununun çözümünden sonra toplumların güvenliğinin sağlanmasıyla da ilgilidir.”

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin sıklıkla müzakerelerin çözümle sonlanmasıyla ilgili iyimser söylemlerde bulunduğu hatırlatılan ve “görüşünü paylaşıyor musunuz, 2016 içerisinde çözüm ne kadar gerçekçidir?” sorusuna muhatap olan Osatchiy, müzakerelere doğrudan katılmakta olan Eide’nin prosedürü içerden takip etmek gibi bir ayrıcalığa sahip olduğuna dikkat çekti. Osatchiy, “Rusya, iki toplumun çözüme ulaşma yöntemini bulacağına inanıyor ve umuyor. Dolayısıyla somut başarılar olmadan ‘iyimserlik’ ifadesi tek başına yeterli değil. Anlaşmazlıklar var ancak ümit devam ediyor çünkü iki lider de samimi kararlılık gösteriyor” ifadesini kullandı.

Osatchiy’e İtalyan ENI şirketinin Mısır doğal gaz alanındaki yüzde 20’lik hissesini Lukoil şirketine sattığını açıkladığı hatırlatıldı ve “Rusya’dan, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üçüncü tur ruhsat ihalesine ilgi bekleyelim mi?” sorusu yöneltildi. “Lukoil’in Mısır’ın Zor yatağından önemli pay alma niyetinin, Rusya’nın Akdeniz petrol piyasasına artan ilgisinin de göstergesi olduğunu söyleyen Osatchiy şöyle devam etti:

“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üçüncü tur ihaleye çıkması Rusya’nın Kıbrıs’ın enerji planlarına muhtemel katılımıyla ilgili ikili diyaloğun yoğunlaşmasını sağladı. Enerji Bakanı Yorgos Lakkotripis Mart sonunda Moskova’ya yaptığı ziyaret sırasında Enerji Bakanlığı ve Rusya’nın en büyük enerji şirketleri ile bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Önümüzdeki dönemde bu görüşmelerin sonuçlarını bekliyoruz. Rusya’nın petrol piyasasındaki Kıbrıs’ın da doğal gaz piyasasındaki konumlarının güçlenmesinin ikili ilişkilerimizi daha da geliştireceğine inanıyorum.”



“ABD, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümüne bağlı”



ABD Başkanı Barack Obama’nın, iki aylık Kıbrıs sorunu raporunda, ABD’nin, “Kıbrıs’ı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon olarak birleştirecek kalıcı ve adil çözüm sağlanmasına bağlı olduğu” belirtildi.

ABD Başkanı Barack Obama’nın, iki aylık Kıbrıs sorununa ilişkin raporuna yer veren Rum Fileleftheros gazetesinin haberine göre, Obama raporunda, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Aralık ayında Kıbrıs’a yaptığı tarihi ziyaretin yanı sıra Başkan Yardımcısı Joe Biden’in, Cenevre ve İstanbul’da yaptığı Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmelere ağırlık verdi.

Raporun, Aralık-Ocak aylarını kapsadığını anımsatan gazete, rapora, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yasama konularından sorumlu müsteşarı Julia Frifield'in mektubunun da eşlik ettiğini yazdı.

Habere göre Frifield’in mektubunda, Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasına ilişkin ABD tarafından yapılan kolaylıkların bu iki ayda da devam ettiğine vurgu yapıldı.

Gazete Obama’nın raporunun içerisindeki bir buçuk sayfa içerisinde Kıbrıs’taki liderlerin bu iki ayda (Aralık-Ocak) gerçekleştirdikleri görüşmelerin sayısının ve ele aldıkları konuların yer aldığını yazdı.



“Denizcilik, ticaret ve inşaat sektörü Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyecek”



Dünya Bankası’nın raporuna göre denizcilik, ticaret ve inşaatların, Kıbrıs sorununun çözümüne destek için en büyük ağırlığı üstlenecek sektörler olduğu belirtildi.

Rum Haravgi gazetesi, yakın zamanda Kıbrıslı Türk ve Rum Müzakereciler Özdil Nami ve Andreas Mavroyannis’e de sunulduğu ileri sürülen raporun dört bölüme ayrıldığını yazdı.

Haberde ilk bölüm, sistemlerin (elektrik, su, yol hatları) birleştirilmesinin gerektiği sektörler, ikinci bölüm, Kıbrıs sorununun olası çözümünden doğacak ekonomik kazançlar, üçüncü bölüm Kıbrıs sorununun olası çözümsüzlüğünden doğacak muhtemel sorunlar ve dördüncü bölüm maaşlar ve çalışanların yaşam standardına ayrıldı.

Ekonomik kazançlar konusunda, Dünya Bankası’nın, 15 yıllık süre içerisinde denizciliğin yüzde 25 artacağı, ticaret sektöründe de benzer artışın olacağı yönünde değerlendirmelerde bulunduğunu aktaran gazete, ayrıca Maraş’ın yeniden inşa edilmesi ve tüm ara bölge boyunca yol hatlarının yeniden düzenlenmesiyle inşaat sektöründe de büyük kazançların olacağı şeklinde değerlendirmelerinin olduğunu belirtti.

Raporda, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü durumunda her iki topluma da etkilerin olacağının belirtildiğini kaydeden gazete, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) artış ritminin çok düşük olacağı ve bugün KKTC’de ve Güney Kıbrıs’ta faaliyet gösteren çeşitli piyasa denetim sistemlerinden -özellikle finans sektörü- sorunların doğabileceğinin düşünüldüğünü aktardı.

Gazete maaşların seviyesi ve çalışanların yaşam standartları konusunda Dünya Bankası’nın farkın yüzde 15’i aşmaması için düzenlemeler yapılması gerektiğini düşündüğünü kaydederken, müzakerelere müdahil bir kaynağın, bugün iki toplum arasındaki maaş “uçurumunun” yüzde 30’a ulaştığı yönünde (gazeteye) bilgiler verdiğini yazdı.

Gazete Dünya Bankası’nın, üniversiteler (hangileri tanınmış kabul edilecek ya da edilmeyecek), sağlık sistemi, sosyal sigortalar, vergi oranları gibi konularda ortak düzenlemeler yapılması gerektiği yönde görüşünün olduğunu da belirtti.

Dünya Bankası’nın raporunun başlangıç aşamasında olduğunu ve önümüzdeki aylarda tamamlanmasının beklendiğini yazan gazete, bu arada Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) hazırlamakta olduğu çözümün finanse edilmesi gibi konularla ilgili ikinci raporunun henüz tamamlanmadığını kaydetti.

Gazete Rum Maliye Bakanlığı’ndan gelen bilgilere göre IMF’nin raporunda mülkiyetle ilgili tazminatlara ilişkin belirli bir miktarın belirtilmeyeceğini, politik kararlara müdahale edilmemesi için senaryoların olacağını belirtti.

Öte yandan Rum Denizcilik Odası Genel Sekreteri Thomas Kazakos, “Kıbrıs sorununun çözümü durumunda denizciliğin, Oluşturucu Devletlerin değil, Merkezi Hükümetin yetki alanında olması gerekiyor” şekilde görüş belirttiğini aktardı.

Habere göre Dünya Bankası’nın Kıbrıs sorununun olası çözümü durumunda denizcilikte yüzde 25 artışın olacağından söz edildiği raporunu yorumlamaya çağrılan Kazakos, önemli kazançların olacağını vurgularken, sorunların olmaması için düzenlemeler yapılması gerektiğini belirtti.

“En önemlisi, denizciliğin Merkezi Hükümetin yetki alanında olması gerektiğidir. Yani tek kayıt, tek bayrak ve tek uluslararası temsiliyetin olmasıdır” diyen Kazakos, aksi bir durumda Kıbrıs (Rum) gemilerinin” yurtdışı limanlarında tanınma sorunu olacağını savundu.

Kazakos ayrıca, iki devletin denizcilik alanında kendi aralarında rekabet etmelerine izin verilmesinin hata olacağını öne sürdü.

Kazakos, Güney Kıbrıs’ın dünyada 10, AB ülkeleri arasında 3’üncü büyük gemi kayıt defterine sahip olduğunu belirtti.



Güney Kıbrıs’ta seçimden yedi partili meclis çıkması olası



Güney Kıbrıs’ta 22 Mayıs’ta gerçekleştirilecek seçimle ilgili kamuoyu yoklamaları hız kazanırken, seçimden yedi partili meclis çıkması senaryosu ağırlık kazanıyor.

“Metron Analysis” şirketinin, 18 yaş ve üstü 601 kişiyle, 19-22 Nisan tarihleri arasında, rastgele telefon görüşmeleri aracılığıyla gerçekleştirdiği ve dünkü Rum Politis gazetesinde yer alan ankette, DİSİ, yüzde 35,5’e varan oy oranıyla birinci parti görünüyor.

DİSİ’yi, yüzde 26,4 ile AKEL, yüzde 10,3 ile DİKO, yüzde 6,1 ile Vatandaşlar İttifakı, yüzde 5,8 ile Dayanışma Hareketi, yüzde 5,5 ile Ekologlar, yüzde 5,2 ile EDEK, yüzde 2,7 ile Rum Ulusal Halk Cephesi (Meclis’e giremeyeceği öngörülüyor) ve diğer partiler de yüzde 2,4’lük oy oranıyla takip ediyor. Seçimi boykot edecek olanların oranı ise yüzde 18.

Gazete, seçim barajı olan yüzde 3,6’lık oy oranını elde eden siyasi partilerin, otomatik olarak 2 milletvekili çıkaracağı bilgisine de yer verdi.

Rum Kathimerini gazetesinde yer alan ve Lefkoşa Rum Kesimi baz alınarak gerçekleştirilen bir başka ankette ise, DİSİ’nin oy oranı yüzde 23,8 olarak belirtildi. DİSİ’yi yüzde 19,3 ile AKEL, yüzde 10 ile DİKO, yüzde 4,1 ile Vatandaşlar Hareketi, yüzde 3,9 ile EDEK, yüzde 3,3 ile Ekologlar, yüzde 2,7 ile Dayanışma Hareketi, yüzde 1,6 ile ELAM izliyor. Yüzde 18,3’lük kesim oy kullanmayacağını belirtirken, yüzde 10,9’u henüz karar vermediğini beyan ediyor.



Hristofyas’ın da içinde olduğu AKEL heyeti Koruçam’ı ziyaret edecek



Aralarında Rum Yönetimi Eski Başkanı Dimitris Hristofyas’ın da bulunduğu AKEL heyeti, 15 Mayıs’ta Koruçam’ı ziyaret edecek.

Rum Haravgi gazetesi, AKEL’den aday milletvekilleri Eleni Mavru, Kalvdios Mavrohannas, Andreas Himonidis ve Athos Yeorgiu’dan oluşan heyetin, Koruçam’daki kiliseyi ziyaret edeceklerini yazdı.



Kiprianu “Konjonktür zamanında değerlendirilmeliydi”



AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu Kıbrıs sorunundaki icraatlarda konjonktürün zamanında değerlendirilmediğini, bu nedenle zaman kaybedildiğini açıkladı.

Kiprianu, Rum Fileleftheros gazetesine verdiği özel mülakatta mülteci kriziyle ilgili gelişmelerin Türkiye’yi AB karşısında yükseltmesi ve kendisine nüfuz kullanamayacağını hissediyor olması nedeniyle “Kıbrıs sorununun çözüm çabalarını olumsuz etkilediği” görüşünü ortaya koydu.

Rusya ile ilişkilerinin kötüleşmesiyle Türkiye’nin ABD’yle yakınlaşmasının, KKTC’deki hükümet değişikliğinin de müzakereler açısından “olumsuz olduğunu” savunan Kiprianu,“Bu nedenle konjonktürün uygun zamanda değerlendirilmesi gerektiğini vurguladık. Çok kıymetli zaman kaybedildi. Olgular çok daha iyi değerlendirilebilirdi” dedi.

AKEL olarak, düzenlenecek bir referandumda “evet” mi “hayır” mı diyecekleri sorusuna “içeriğe bağlı. Herhangi bir çözüme destek vermeyeceğiz. Çözüm uzlaşılmış ilkelere dayanmalı, bazılarının müzakere prosedüründe engel çıkarmak için gösterdiği gibi çarpıtılmış ilkelere değil” dedi, bu sözüyle kimleri kast ettiği sorulduğunda da “DİKO, EDEK ve Lillikas” cevabını verdi. Kiprianu, 22 Mayıs’ta yapılacak genel seçimlerde AKEL’in, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde elde ettiği yüzde 27’nin üzerine çıkmayı hedeflediğini de söyledi.



Doğalgazın çıkarılması ve satışı 2020’den sonra



Güney Kıbrıs’ın sözde “Münhasır Ekonomik Bölgesi” içerisinde Afrodit yatağında tespit edilen doğalgazın 2020 yılından sonra çıkarılabileceği ve satılabileceği belirtildi.

Rum Fileleftheros gazetesi önümüzdeki süre içerisinde Güney Kıbrıs’ın enerji planlamalarında, siyasi ve teknokrasi düzeyinde atılacak adımları büyük oranda belirleyecek gelişmelerin olmasının beklendiğini yazdı.

Beklenen en büyük gelişmenin Afrodit yatağının tartışılmakta olan Kalkınma ve Üretim Planı olduğunu belirten gazete, Noble Energy, Delek, Avner, BG/Shell VE Rum Yönetimi arasındaki doğalgazdan ticari olarak faydalanılmasıyla ilgili müzakerelerin ilerlemiş düzeyde bulunduğunu kaydetti.

Yakın zamanda BG’nin Shell tarafından alınması ve dünya enerji piyasasındaki olumsuz atmosferin süreci geciktirdiğini, bunun neticesinde de 2020 yılında Afrodit yatağından doğalgaz çıkarmaya başlama ve satma yönündeki ön planların alaşağı olması ihtimalinin gözle görünür olduğunu belirten gazete, Rum yetkili makamların da, 2020 yılında Afrodit’ten ticari olarak istifade edilmesine yönelik planlamalar temelinde hareket edildiği teyidinde bulunduğunu, ancak zaman takviminde bir ya da iki yıllık değişiklik olabileceğinden söz ettiğini aktardı.

Gazete, Rum Yönetimi ile Afrodit yatağı üzerine söz sahibi olan konsorsiyum arasındaki gerçekleştirilen müzakerelerde, çıkarılacak doğalgazı Mısır’a götürecek denizaltı boruların inşa edilmesine odaklanıldığını da belirtti.









Enformasyon Dairesi







Facebook





Twitter





Instagram













Dışişleri Bakanlığı











Facebook





Twitter





YouTube





Websitesi













KKTC Dışişleri Bakanlığı

Enformasyon Dairesi



Tel: +90 (392) 228 3365 / 228 3241

Fax: +90 (392) 228 4847

E-Mail: pio_news@kktcenf.org

Adres: Selçuklu Caddesi, Lefkoşa KKTC

via Mersin 10 / TURKEY



Twitter: @trnc_pio

Facebook: TRNC Public Information Office / KKTC Enformasyon Dairesi

Youtube: KKTCDisisleri





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 0
Bugün Tekil 431
Toplam Tekil 1981008
IP 54.163.210.170






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































24 Rebiü'l-Evvel 1439
Aralık 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ey TÜRK ulusu! Silkin ve kendine dön! Niçin yanılıyosun? Bütün bunlar kendinden, kendi öz benliginden uzaklaşıp düşmana dönük yaşadığın için oldu.
(Bilge KAĞAN)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.692 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu