BASIN BÜLTENİ Akıncı, bugün Almanya’ya gidiyor - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Akıncı, bugün Almanya’ya gidiyor
Tarih: 12.04.2016 > Kaç kez okundu? 909

Paylaş


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Almanya Dışişleri Bakanı Frank W. Steinmeier’in resmi davetlisi olarak bugün Almanya’ya gidiyor.

Akıncı’nın Almanya ziyaretinin ana gündem maddesi, “Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs Türk halkının çözüm kararlılığının Almanya’ya da yansıtılması” olacak.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Almanya’nın başkenti Berlin’de bugün, yarın ve Çarşamba günü temaslar yapacak ve Almanya Dışişleri Bakanı Frank W. Steinmier’le görüşecek.

Akıncı, 13 Nisan Çarşamba akşamı Almanya’dan ayrılacak ve İstanbul’a geçecek.

Akıncı, İstanbul’da İslam İşbirliği Teşkilatı’nın “13. İslam Konferansı Zirvesi”ne katılacak. Zirve 14-16 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Cumhurbaşkanı Akıncı, İstanbul temaslarının ardından KKTC’ye dönecek.



Akıncı, Almanya’nın uluslararası yayın kurumu Deutsche Welle’e konuştu



Almanya ziyareti öncesinde Almanya’nın uluslararası yayın kurumu Deutsche Welle’e konuşan Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs sorunu, Türkiye ve Avrupa Birliği ile ilişkiler ile Almanya ziyaretine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier’in resmi davetlisi olarak gerçekleştireceği Almanya ziyaretinin ana gündem maddesinin Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs Türk halkının çözüm kararlılığının Almanya’ya da yansıtılması olacağını belirtti.

Akıncı, “Almanya hem kendisi önemli bir ülke hem de Avrupa Birliği’nin en önemli ülkelerinden, başta gelenlerinden. Dolayısıyla Almanya’nın bu özel konumu nedeniyle Kıbrıs sorunu bağlamında Kıbrıs Türkleriyle ve onun liderliğiyle yürüteceği diyaloğun önemli olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

DW: İstanbul’da katıldığınız uluslararası bir konferansta global ağların iç içe geçtiği, kimsenin tek başına yaşama seçeneği olmadığı bir dünyadan söz ettiniz. Kıbrıs’taki müzakere süreci yılsonuna kadar, uzun yıllar dünyadan soyutlanarak yaşamak zorunda kalan Kıbrıs Türk halkını dünyayla yeniden buluşturacak bir sonuç verir mi?

Akıncı: Bunun için uğraşıyoruz ve 2016’nın bu anlamda önemli bir yıl olduğunu hep başından beri söylüyoruz. Son olarak ocak ayında katıldığımız Davos ekonomik forumunda da sadece ben değil, Sayın Anastasiades de bunu dile getirdi. Birleşmiş Milletler aynı düşüncede, Avrupa Birliği de öyle düşünüyor, Türkiye ve Yunanistan da. Bu yılın bir çözüm yılı olması noktasında hemfikirler. Ama her şeyin ötesinde halkımız bunu istiyor. Dolayısıyla şu andaki müzakere sürecine baktığımızda da bunun olmaması için bir neden görmüyorum, zorluklarımız olmasına rağmen… Bunu söylerken tozpembe bir tablo çizmek de istemem. Hep söylerim tablo ne tozpembedir ne de kapkaranlıktır. 6 başlığın 4’ünde ciddi ilerlemeler sağladık. Sayın Anastasiades de benzer şeyler söyledi, “Ciddi ilerlemeler sağladık” dedi ama ciddi zorluklarımız da var. Arzumuz, hedefimiz yılın ikinci yarısında ivmeyi artırmak. Neden ikinci yarısında; çünkü mayısta Güney’de seçimler var. Onun ardından ivmeyi daha da artırmak suretiyle 2016 yılını artık bir barış yılı haline getirmek; hedefimiz, arzumuz, çabamız bu yönde.

DW: Bir süredir Avrupa Birliği’nin üst düzey yetkilileriyle yoğun temaslar sürdürüyorsunuz. Buradan hareketle Avrupa Birliği’nin müzakere sürecine yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akıncı: Avrupa Birliği de iyi bir örneğe ihtiyaç olduğunu görüyor. Avrupa Birliği’nin bir üyesinden bahsediyoruz, tırnak içinde söylemek durumundayız, çünkü bu bir eksik üyelik. Kıbrıs Türk halkının içinde olmadığı, Kıbrıs Türk toplumunun eşit bir parça olarak kurucu devletiyle de olsa federal bir yapılanmanın içinde eşit bir ortak olarak yer almadığı sürece de eksik kalmaya devam edecek. Dolayısıyla biz Avrupa Birliği’nin de bu yanlıştan kurtulmasının; kendi içinde de sınırları olmayan, birleşik federal bir Kıbrıs’ın oluşturulmasının onlar açısından da yararlı olduğunu düşünüyoruz. Bölgemiz açısından da iyi bir sonuç olacağını düşünüyoruz. Bu, işbirliği kültürünün de gelişmesine katkı yapacak. AB’nin bütün önemli kurumlarının başkanları hem Brüksel’de benimle görüştüler, hem de beni ziyaret ettiler; bu da önemlidir. Sayın Junker, Sayın Tusk ve son olarak Sayın Shultz buradaydı. Onun dışında dış politika ve güvenlikten sorumlu başkan yardımcısı-komiser Mogherini ziyaretimize geldi. Dolayısıyla kurumlar bizimle diyalog içinde. Bunun dışında AB ile ilgili ilk kez bir AD-HOC komite kuruldu. 6 başlığın önemli bir tanesi de AB ile ilgili konulardır. AB’den uzmanlar geliyor buraya ve Kıbrıs Türk halkının ileride bir çözüm sonrasında AB ile uyumu hazırlamak için çalışmalar yapılıyor.

Şimdiye kadar Avrupa Birliği ile bu düzeyde bir ilişki olmadı, ilk kez çok yoğun bir ilişki ve temas var. İlk kez AB uzmanları geliyor ve Kuzey’e de geçiyor, bizim bürokratlarımızla bu uyumu konuşuyorlar. Nasıl bir yasal çerçeve, uygulamada neler olacak, bütün bunlar konuşuluyor. Zaman zaman tıkanmalar oluyor, bazı bürokratik engellemeler de oluyor daha çok Güney kaynaklı, ama bunları aşa aşa yolumuza devam edeceğiz.

DW: Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in resmi davetiyle hafta başında Almanya’da olacaksınız. Bu seyahatinizde ana gündem maddeniz ne olacak?

Akıncı: Ana gündem maddesi Kıbrıs’tır, Kıbrıs’ın çözümüdür, Kıbrıs Türk halkının çözüm kararlılığının Almanya’ya da yansıtılmasıdır. Sayın Dışişleri Bakanı burayı ziyaret ettiğinde sözlü olarak da bu davetini yinelemişti, sonra resmi bir mektup gönderdi, davetini resmileştirdi. Almanya hem kendisi önemli bir ülke, hem de Avrupa Birliği’nin en önemli ülkelerinden, başta gelenlerinden. Dolayısıyla Almanya’nın bu özel konumu nedeniyle Kıbrıs sorunu bağlamında Kıbrıs Türkleriyle ve onun liderliğiyle yürüteceği diyalogların önemli olduğunu düşünüyorum.

Biz çözüm istiyoruz, haklarımızı elbette koruyan ama karşı tarafın da haklarına saygılı, Kıbrıs’ta uzlaşmayı sağlayan, Avrupa kültürünü özümsemiş, benimsemiş bir Kıbrıs Türk halkının artık hak ettiği yeri Avrupa içinde de, dünya genelinde de almasının ne kadar gerekli olduğu ve bunun yanında bölgesel işbirliği olanaklarını ne kadar olumlu yönde etkileyeceğini de konuşma fırsatımız olacak.

DW: Özellikle Güney Kıbrıs’tan müzakere masasında Türkiye’nin kontrolünde, güdümünde hareket ettiğiniz yönünde iddialar sıkça dile getiriliyor gerek medyada gerek siyasi liderler düzeyinde. Müzakere sürecinde Türkiye’nin yaklaşımı nedir, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akıncı: Kıbrıs Türk halkını ve onun seçilmiş liderini her zaman etkisiz ve yetkisiz gösterme çabası yeni değil Güney’de. Hangi lider olursa olsun, maalesef bu yaklaşımları sürekli devam ediyor ve Kıbrıs Türk halkını aradan çıkararak, Türkiye ile ve onun yöneticileriyle doğrudan bir ilişkiyi hep istiyorlar. Bunun ne kadar yanlış olduğunu hep anlattığımız halde buna yine devam ediyorlar.

Şu unutmamalı; bulunacak olan çözüm Kıbrıs Türk halkının onayı olmaksızın yaşama geçemeyeceği gibi, yaşayamaz da. Bu Rum toplumu için de geçerlidir. Bulacağımız bir çözüm hem iki toplumun liderlikleri tarafından özümsenmeli, benimsenmeli; hem de bir referandumda iki tarafın da çoğunluklarınca onaylanmalı.

Bu çözümde yaşayacak olan biziz. Dolayısıyla bize başkaları; ister Türkiye olsun, ister Yunanistan, isterse bir başka üçüncü taraf herhangi bir çözümü empoze edemez. Bu böyle bilinmelidir. Biz Türkiye ile sağlıklı bir diyalog içinde bu süreci yapıcı bir işbirliği halinde yürütüyor muyuz? Evet. Onlar da Yunanistan’la bu diyaloğu yapıyorlar, yapmalıdırlar da… Ben aslında en başından beri hem Türkiye’nin, hem de Yunanistan’ın sürece katkıda bulunmasını arzu ediyorum.

Türkiye’den biz şu ana kadar olumlu, yapıcı bir destekten başka bir şey görmedik bu müzakere sürecinde, bunu açık yüreklilikle söylemem lazım. Şu ana kadar diyorum ve bunun devam edeceğini ümit ederek bunu söylüyorum. Ha gelecekte bu yönde farklılaşmalar olur, daha başka durumlar ortaya çıkarsa, Mustafa Akıncı bunları da seslendirmekten çekinmez. Çünkü ben bu adada gerçekten çözüm isteyen bir insanım, halkım da beni bu yolda yetkilendirdi. Dolayısıyla bu konulardaki tavrımı bildiği için halk beni seçti.

Rumların Kıbrıslı Türk lideri, kim olursa olsun her zaman Türkiye’nin bir uydusu gibi, onun güdümünde bir kişi gibi, sanki bizim kişiliğimiz yokmuş, bu halkın kişiliği yokmuş ve bu halk karar üretmekten acizmiş gibi takdim etmesi son derece yanlıştır.

Bunları söyledikten sonra şunu da belirtmem lazım: Elbette Türkiye’nin bu topraklarda bir ağırlığı var, bunu inkar edemeyiz. Burada askeri var, burada ekonomik olarak katkıları var. Yalnız Türkiye’nin daha müdahil olacağı bir alan da var. O da güvenlik ve garantiler ile ilgili bölüme ulaştığımızda olacak. Onun içindir ki zaten o konuyu en sona bıraktık ve o en son noktaya ulaştığımızda 3 garantör ülke 2 toplum ile birlikte bir araya gelip bu işi konuşacak dedik. Neden? Çünkü uluslararası bir anlaşmadan bahsediyoruz ve taraflar tümüyle uzlaşmadıkça o uluslararası anlaşma da değişemiyor. İşte o noktada elbette Türkiye’nin daha da bir sözü ağırlıklı olmak durumunda, çünkü onun da onayını istiyoruz. Türkiye’nin de, Yunanistan’ın da. Ben eğer diğer bütün başlıklarda iyi sonuçlar alırsak o konuda da bir uzlaşma yaratabileceğimize güveniyorum.

Evet, bu süreci yürütüyoruz. Türkiye’nin, Türkiye hariciyesinin de yılların getirdiği bir bilgi birikimi var. O bilgi birikiminden de yararlanmak, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bize ancak katkı sağlar. Yeri ve zamanı geldikçe biz o birikimlerden de istifade etmeyi bileceğiz.

DW: Müzakereler devam ederken Kuzey’de bir hükümet krizi patlak verdi. Hükümetin istifasının ardından yeni bir hükümet kurulacak, merkez sağ koalisyonu gözüküyor. Çözüm konusunda bir takım kırmızı çizgilerle konservatif yaklaşımı olan iki parti iktidar olacak büyük olasılıkla. Bu müzakere sürecini nasıl etkiler?

Akıncı: Olumsuz etkilememesini temin etmemiz lazım. Bizde Cumhurbaşkanı halkın doğrudan oyuyla seçiliyor ve çok bilinen bir de mandası vardır; o da Kıbrıs sorununu çözmek, o yönde müzakereleri yürütmek. Yaklaşık bir yıl önce halkın yüzde 60’tan fazlasının oyuyla ve bu mandayla seçildim. Ben halkın önüne çok açık bir program koydum.

Bu programın birinci maddesi Kıbrıs’ta çözüm sürecini ileriye taşıyıp sonuçlandırmak. Tabi ki bu sadece bizim kararımızla olmaz, tüm ilgili tarafların, en başta da Güney’in olumlu tavrıyla sonuca gidecek ama bu konuda biz kurulacak herhangi bir hükümetten ancak yapıcı bir işbirliği bekliyoruz. Henüz bu hükümet oluşmadı ancak muhtemel taraflarından bana bu konuda mesajlar ulaşmaya başladı. Bu konuda yapıcı bir işbirliği içinde olacaklarını seslendiriyorlar. Bizim beklentimiz de budur.



Liderler görüşmesi 19 Nisan salı günü



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis arasında 18 Nisan Pazartesi günü yapılması planlanan görüşme, 19 Nisan Salı gününe ertelendi.

Görüşme, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları çerçevesinde gerçekleştirilecek ve ara bölgede BM tarafından müzakereler için tahsis edilen binada yer alacak.



UBP Parti Meclisi yol haritasını belirleyecek



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, hükümeti kurma görevini UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’e vermesinin ardından UBP’de koalisyon arayışları başladı. Ulusal Birlik Partisi yol haritasını belirlemek üzere bugün Parti Meclisini topluyor. Parti Meclisi, bundan sonra izlenecek yolun ne olacağıyla ilgili değerlendirme yapacak. Bugünkü Parti Meclisi toplantısının ardından net bir görüşme tablosunun çıkması da bekleniyor. Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün Cuma günü Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan hükümeti kurma görevini almasının ardından yaptığı açıklamada 26 sayısı ile hükümeti kurabilecek noktada olduklarını ancak ne şekilde kurulacağının netleşmediğini söylemişti. Temaslardan sonuç almak için zamana ihtiyaç duyduğunu belirten Özgürgün kabine için tarih olarak 16 Nisan’ı göstermişti. Özgürgün, önümüzdeki hafta boyunca hükümet kurma çalışmalarını yürüteceğini, tüm partilerle ve bağımsız milletvekilleri ile görüşeceğini ifade etmiş en erken 16 Nisan Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Akıncı’ya Bakanlar Kurulu lisesini sunabileceğini kaydetmişti.



Kalyoncu: “Bir sonraki hükümete, protokolü kolay bir şekilde imzalaması için ortam hazırlanmaya çalışılmaktadır “



Başbakan Ömer Kalyoncu, basında çıkan ve ekonomik protokolde yer alan bazı unsurların Türkiye tarafından değil de CTP tarafından talep edildiği yönündeki haberleri yalanladı.

Başbakan Kalyoncu, haberin “ortalığı karıştırmak ve bulandırmaya yönelik” olduğunu, özel olarak hazırlanmış görüntüsü verdiğini ve bir sonraki hükümetin protokolü kolay bir şekilde imzalaması için ortam hazırladığını söyledi.

Söz konusu haberde, “Devlet Planlama Örgütü’nün lağvedilmesi, limanlar ve Telekomünikasyon Dairesi’nin özelleştirilmesi, Yargı Reformu, fonların kapatılması, işe giren emeklilerden vergi alınması” gibi tartışmalı unsurların Türkiye tarafından değil, KKTC Başbakanlığı tarafından talep edildiğinin kaydedildiğini, haberde ayrıca söz konusu unsurlarla ilgili taleplerin “BBK.0.00-40/00-16/749” numaralı, ıslak imzalı resmi belge ile TC Lefkoşa Büyükelçiliği’ne aktarıldığının belirtildiği, DP֒nün planlama, izleme, koordinasyon, istatistik bölümlerinden oluştuğunu, istatistiğin ayrı bir kurum olacağını, diğer bölümlerinde yapısal dönüşümden geçeceğinin hükümet programında da yer aldığını kaydeden Kalyoncu, “Bu öyle bir tepkiye neden oldu ki belli çevrelerde, doğal olarak CTP nasıl oldu da planlamadan vazgeçiyor şeklinde bir tartışma konusu haline getirilmeye çalışılıyor. Halbuki planlamadan vazgeçilme niyet yoktur. Planlama devlet yapısı içerisinde devam edecek, DPÖ dönüştürülecektir. Bu, AB ile yapılan çalışmanın bir sonucudur” dedi.

Başbakanlığın Telekomünikasyon Dairesi ile ilgili herhangi bir talep iletmediğini de belirten Ömer Kalyoncu, “Haberde bahsedilenler geçmiş protokolden Türkiye’nin talebidir. Geçmiş protokolde yapılmayanların bu protokolde yapılmasını şart koştu” şeklinde konuştu.

Türkiye ile protokol çerçevesinde müzakere edilmeye devam edilen iki konu olduğunu daha önce açıkladığını anlatan Kalyoncu, bunlardan birinin Kıb-Tek, diğerinin de yargı olduğunu söyledi.

Kalyoncu, Kıb-Tek ile ilgili var olan metin konusunda ısrar ettiklerini, yargı konusunda da yargının görüşü alınarak hükümetin görüşlerini aktaran bir belgeyi Türkiye’ye yolladıklarını ancak bunların kabul görmediğini ifade etti.



Ayrault: “Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi Avrupa için iyimser bir mesaj olur”



Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesinin, Avrupa için iyimser bir mesaj ve tarihi öneme sahip bir olay olacağını söyledi.

Rum Politis gazetesinin haberine göre, Ayrault, Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis’in Fransa ziyareti sırasında kendisine yaptığı ziyaretteki açıklamalarında, Fransa’nın, Kıbrıs’ta AB Müktesebatı ile uyumlu, Avrupa ilkeleri temelindeki bir çözüme tam destek verdiğini kaydetti.

Habere göre, Ayrault, adanın yeniden birleşmesinin, içinde bulunulan zor dönemde, Avrupa’nın geleceğiyle ilgili endişeli olan Avrupalılara umut vereceğini ifade etti.

Ayrault ayrıca, şu anda Kıbrıs’ta olup bitenlerin “gelecek vaat ettiğini” belirtti.

Gazete, görüşmeyle ilgili resmi açıklamada da, Kasulidis’in, Fransız mevkidaşını Kıbrıs sorunu müzakerelerinde gelinen son aşamaya dair bilgilendirdiğinin ve görüşmede, iki ülkenin ortak ilgi alanına giren konularda görüş alışverişinde bulunduğunun kaydedildiğini yazdı.



Nuland 19 Nisan’da Kıbrıs’a geliyor



ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın, 19 Nisan’da Ada’ya gelmesi bekleniyor.

Rum Kathimerini gazetesi, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın, Ada’da liderlerle görüşeceğini yazdı.

Gazete, iyi haber alan kaynaklara dayanarak Nuland’ın ziyaretinin, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya yönelik bir destek hareketi olarak addedildiğini yazdı.

Habere göre Nuland, Akıncı’dan gelişmelere ilişkin ayrıntılı bilgilendirme isteyecek.



Kasulidis ilerleme ritminde düşüş olduğunu savundu



Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yürütülen müzakerelerdeki ilerleme ritminde düşüş olduğundan söz etti.

Haftalık olarak yayımlanan Rum Kathimerini gazetesine konuşan Kasulidis, müzakerelerin ilk aylarında ulaşılan ilerlemeyi muhafaza ettiklerini belirtti.

Bugün Kıbrıs sorununu oluşturan 6 başlıktan 4’ünün neredeyse tamamlanması gerektiği bir noktada bulunulduğunu belirten Kasulidis, ancak geriye en kritik noktalar kaldığından ilerleme ritminde gecikme olduğunu savundu.

Kasulidis, “Ayrıntıları müzakere ederken çözülmesi gereken yeni sorunlarla karşılaşırsınız” dedi.

Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümünü desteklediği ve çözüm istediğini her fırsatta dile getirdiğinin hatırlatılması üzerine “İstemek yeterli değil” diyen Kasulidis, Türkiye’nin tezlerinin iki tarafça kabul edilebilir olması gerektiğini vurguladı.

Mustafa Akıncı’nın iç cephede sorunlarla karşı karşıya olduğu saptamasında bulunarak, Türkiye’nin, Akıncı’ya, “yerleşiklere” daha fazla vatandaşlık verilmesi talebinde bulunması gibi sorunlara neden olan tezler değil, destek sunması gerektiğini savunan Kasulidis, bu tür tezlerin görüşmeleri karıştıracağını ve çıkmaz yaratacağını iddia etti.

Ne zaman çözüm olacağı ve Güney Kıbrıs’taki milletvekilliği seçimleriyle ilgili bir soru karşısında Kasulidis, çözüm konusunda bir zaman takvimlerinin olmadığını, çünkü görüşmelerin zaman baskısı olmaksızın iyi bir müzakere atmosferinde gerçekleştirildiğini vurguladı.

Kasulidis, Güney’deki milletvekilliği seçimlerinin yürütme gücünü etkilemediğini ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in bizzat kendisinin müzakerelerin bunlardan etkilenmediğini söylediğine işaret etti.

Bir başka soru üzerine Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması uygulanmasının Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmelerde bir dönüm noktası olmayacağı yönündeki görüşünü dile getiren Kasulidis, haziran ayında yeni başlıkların açılması konusunun yeniden gündeme gelmesini beklemediğini belirtti.

AB’deki ortaklarının anlaşma hazırlıkları sırasında Güney Kıbrıs’la ilgili katılım başlıklarının açılmasında baskı yapmadığını belirten Kasulidis, herkesin, kendi rızalarıyla olumlu ya da veto etmeleriyle olumsuz bir kararın Kıbrıs sorununun çözümü çabalarına zarar vereceğini anladığını savundu.

Başlıklarla ilgili tutumlarının aynı olacağını vurgulayan Kasulidis, üzerlerinde bir baskı hissetmediklerinden söz etti.

Anastasiadis’in Avrupa ve uluslararası toplantılarında Türk Başbakan’la görüştüğüne değinilmesi üzerine, Anastasiadis’in Türk Başbakan’la görüşmeler yapmadığını belirten Kasulidis, “Özlü konulara girilmediği ayaküstü kısa, sosyal içerikli bir görüşme başka, resmi ve meşru görüşme başka” dedi.

Tutumlarının değişmediğini, yani mevcut diyaloğun BM himayesinde iki toplum lideri tarafından gerçekleştirildiğini anlatan Kasulidis, Akıncı’dan daha fazla şey beklediklerini belirterek, Türkiye’nin desteğiyle Akıncı’nın görüşmelerin başarılı bir şekilde sonuçlanması için daha birçok olanağa sahip olduğu yönündeki görüşünü dile getirdi.

Akıncı’nın Berlin ve Londra’ya yapacağı ziyaretlerin çözümün ileri götürülmesi için mi yapılacağı, yoksa Türk tarafınca “işgal bölgelerinin yükseltmesinin” mi hedeflendiği sorusu üzerine Kasulidis, Almanya’nın Kıbrıs’ta tek bir yasal hükümeti tanıma konusundaki tutumunun değişmediğini savunarak, Alman Dışişleri Bakanı’nın Akıncı ile bakanlık dışında görüşeceğini iddia etti.

Bir başka soru üzerine ise Kasulidis, Kıbrıs sorununun çözümünün, doğal gaz boru hattının Doğu Akdeniz’den Türkiye’ye -gerek iç tüketim, gerekse Avrupa’ya taşınması için- yönlendirilmesi olanağını sunabileceğini savundu.

Öte yandan Rum Politis gazetesine konuşan Kasulidis, Güney Kıbrıs’ın, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesiyle ilgili gelişmelerden bir endişe duymadığını belirtti.

Kasulidis, İsrail makamlarıyla sıkı ilişki içerisinde olduklarını ve Tel Aviv’in Ankara ile her diplomatik yakınlaşması olduğunda, İsrail makamlarının girişimiyle, İsrail Hükümeti’nin yakınlaşmaların Güney Kıbrıs-İsrail ilişkilerini etkilemesinin söz konusu olmadığı teyidinin geldiğini belirtti.



Çelepis: “Çözüm Türkiye’nin de çıkarına olur”



AKEL Polit Büro Üyesi Tumazos Çelepis, Kıbrıs sorununun çözümü için tek yolun BM himayesindeki müzakereler olduğunu, bununla birlikte Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye’nin de çıkarına olduğunu söyledi.

Rum Fileleftheros gazetesinde yer alan demecinde Çelepis, Kıbrıs sorununun çözümü gidişatıyla ilgili başlangıçta var olan coşkunun azalmaya başladığını, buna ise kamuoyundaki söylemler ile her iki tarafın yaptığı ve yapmaya devam ettiği açıklamalar, aynı zamanda milletvekilliği seçimlerine gidiyor olmalarının katkısı olduğunu savundu.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yaptığı açıklamaların da çözüm sürecine yardımcı olmadığını ileri süren Çelepis “bu açıklamalara kendi taraflarından bakmalarından dolayı, kendi yaptıkları açıklamaların Kıbrıs Türk toplumunda olumsuz bir ortam yaratmadığı gibi bir izlenime mi sahiptir” sorusunu da sordu.

“Bunun karşılıklı olduğunu size temin ederim” ifadelerini kullanan Çelepis, kamuoyunda yapılan açıklamaların iki tarafta da vatandaşların çözüme ilişkin inançlarını yaraladığını ifade etti.

AKEL heyetinin İstanbul’a yaptığı ziyareti de anımsatan Çelepis, müzakere sürecini

destekleyen Güney Kıbrıs’taki en büyük muhalefet partisinin bunu boş boş değil, ilkeler ve çerçeveler ortaya koyarak desteklemekte olduğu tezini Türkiye’ye iletmelerinin önemli olduğunu dile getirdi.

Çelepis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamının, çözümün içeriği zarfında sağlanması gerektiğini ve bunu hepsinin istemesi gerektiğini sözlerine ekledi.



Avrupa Yatırım Bankası’ndan Kıbrıs için özel çalışma grubu



Avrupa Yatırım Bankası tarafından, Adanın birleşmesi ihtimali ışığında “Kıbrıs”a teknik bilgi sağlayacak olan, “Kıbrıs”la ilgili özel bir çalışma grubu meydana getirilecek.

Rum Kathimerini gazetesi, bu ifadelerin, Avrupa Yatırım Bankası Başkanı Werner Hoyer’in 31 Mart tarihinde Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’e gönderdiği yanıt mektubunda yer aldığını, Anastasiadis’in de Hoyer’e bunun bir hafta öncesinde 24 Mart’ta mektup gönderdiğini belirtti.

Gazeteye göre Hoyer mektubunda, Avrupa Yatırım Bankasına olan güveninden ötürü Anastasiadis’e teşekkür ederek, Banka’nın memnuniyetle teklifi kabul ettiğini ve bizzat kendisinin, özel bir çalışma grubu kurulması için gerekli direktifleri verdiğini ifade etti.

Hoyer, bankanın Rum Maliye Bakanlığı tarafından belirtilecek olan yetkili memurla iletişime geçeceğini ve ülkenin yeniden birleşmesini destekleyebilecek çeşitli yöntemleri araştırması ve incelemesi için, her iki toplumla da işbirliği yapacağını söyledi.

Haberinin devamında, Hoyer’in Anastasiadis tarafından 8 Nisan’da Rum Başkanlık Sarayında kabul edildiğini yazan gazete, görüşmede Anastasiadis yanı sıra Rum Maliye Bakanı Haris Yeorgiadis ile Avrupa Yatırım Bankasının İngiliz Başkan Yardımcısı Jonathan Tyalor’un da hazır bulunduğunu belirtti.

“Elindeki bilgilere” dayanarak, Anastasiadis’in Hoyer ile Taylor’u Kıbrıs sorunundaki durum hakkında bilgilendirdiğini aktaran gazete, Yeorgiadis’in ise Hoyer ile Taylor’u memorandumun sona ermesiyle birlikte ekonomideki durum, aynı zamanda KKTC ekonomisine yönelik mevcut tahminler hakkında bilgilendirdiğini kaydetti.

Gazete “elindeki bilgilere” dayanarak, Avrupa Yatırım Bankasının, “Kıbrıs” için var olan modellerden birini tatbik etmeyip, adadaki tüm verileri ele alacağını ve (IMF ile Dünya Bankasının bununla ilgili planlamakta olduğu şeylere müdahale etmeden) ülkenin ihtiyaçlarına uygun bir model önereceğini de yazdı.

Öte yandan gazete, Avrupa Yatırım Bankası’nın tazminatlar ve bununla ilgili diğer şeylerle herhangi bir ilgisi olmayacağının açık olduğunu da aktardı.

Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in ise, Kıbrıs Türk tarafının, IMF ile Dünya Bankasının üye devletlerden başvuru kabul ettiği ve iki toplumdan ortak başvuru kabul etmelerinin mümkün olmadığını anlamamasından kaynaklanan zorluklarından kaçınılması çabasıyla, Hoyer’e 24 Mart’ta mektup gönderdiğini ileri sürdü.

Dünya Bankasının bu durumda beş başlıkla ilgilendiğini de yazan gazete, bunları kısaca şöyle sıraladı:

“1. İki mevcut sosyal güvenlik ve sağlık sisteminin entegrasyonu ve uyumuna ilişkin tavsiyeler 2. IMF’nin çalışmasını tamamlayıcı şekilde, bankacılık sektörünün desteklenmesi 3. Federal düzeyde önerilen kamu yönetiminin maliyeti ve işleyişine yönelik tavsiyeler 4. Yeniden birleşmenin ekonomik etkilerinin değerlendirilmesi 5. Mülkiyet konusuna teknik destek verilmesi.”

Gazete IMF’nin ise şunlarla ilgilendiğini aktardı:

“1. Yeniden birleşmiş bir Kıbrıs’ın makroekonomik çerçevesinin geliştirilmesi 2. Finansal politika, çerçeve ve kanunlar 3. Vergi politikaları 4. Kamu gelirlerinin yönetimi 5. Finans politikaları 6. Bankacılık sektörü 7. Parasal konular 8. Merkez Bankasının yönetimi 9. Kamu borcu ele alınmasının mali boyutları.”

Hoyer’in, “Kıbrıs Üniversitesi” Mühendislik Fakültesinin temel atma töreni için Kıbrıs’a geldiğini anımsatan gazete, Hoyer’in geçtiğimiz Perşembe günü KKTC’de gerçekleştirdiği temaslardan edindiği izlenimler konusunda Anastasiadis ile Yeorgiadis’i bilgilendirdiğini de ileri sürdü.

Gazete Hoyer’in KKTC’de Kıbrıs Türk Ticaret ve Sanayi Odaları temsilcileri ve işadamlarıyla bir araya geldiğini ayrıca Gazimağusa’yı ziyaret ettiğini, Surlariçi’ne hayran kaldığını, kapalı bölge Maraş’la ilgili olarak da, duyduğu hayal kırıklığını gizlemediğini belirtti.

Hoyer ile beraberindeki heyetin Gazimağusa’ya yaptıkları ziyaretin, Alman Büyükelçiliği tarafından organize edildiğini yazan gazete, Hoyer ile heyetinin, İki Toplumlu Mağusa İnisiyatifinin Kıbrıslı Türk ve Rum üyeleriyle bir araya geldiğini de aktardı.

Gazete, görüşmede, İki Toplumlu Mağusa İnisiyatifinin kapalı bölge Maraş, Mağusa ve bir bütün olarak bölgeyle ilgili hedeflerini ve vizyonlarını oluşturan fikir ve çalışmalarının ortaya konulduğunu, aynı zamanda Avrupa Yatırım Bankasının “şehirle” ilgili çeşitli projelere yönelik katkısı konusunda fikir alışverişinde bulunulduğunu iletti.

Gazete Hoyer’in ise “her şeyin önce Kıbrıs Cumhuriyeti ile istişare edildikten sonra yapılacağından hareketle olaya pozitif yaklaştığını” yazdı ve Hoyer’in bilgilendirmelerinden ötürü İnisiyatif üyelerine teşekkür ettiğini ekledi.



Yunanistan’a teslim edilen yanlış kemikler için yeni kazılar



Rum Fileleftheros gazetesinin haberine göre 7-8 Ağustos 1964 Dillirga olayları sırasında “Faethon” devriye botunda ölen Yunanlardan birinin, Yunanistan’daki ailesine gönderilen kalıntılarının o kişiye ait olmadığının ortaya çıkmasından sonra Konstantino ve Eleni Mezarlığı’nda, üzerinde “Faethon” personeli olan 6 kişinin adı bulunan mezarların yeniden kazılmasına karar verildi.

Mezarlıkta, mezar taşları üzerinde “Faethon” personelinin isimleri (Denizci Nikolas Niafas, Nikolos Kappadukas, Spridonas Agathu, Panayotis Hrisulis, Nikolas Panayos ve Theodoratos Panayis) yazılı 6 mezar bulunduğuna işaret eden gazete edindiği bilgilere dayanarak şunları aktardı:

“Ancak Niafas’ın kalıntıları 1985’te yunan makamlar tarafından ailesine teslim edilmiş, Nikolaos Panagos’un mezarı da Rum makamlarının bilgisi dışında, 2000’de ailesi tarafından kazılmıştı. ELDİK (Yunan Alayı), 1979’da kazı yapmış ve Panayis Theodoratos’un kalıntılarını ailesine göndermişti ancak 2007’de mezarı açılmış, yapılan DNA testinde, kalıntıların Theodoratos’a ait olmadığı ortaya çıkmıştı.”



Anastasiadis, terör örgütü EOKA ile ilgili kitap tanıtımında konuştu



Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, gazeteci Korniliu Hacıkostas’ın “Amiantos-Pitsilia, EOKA’nın Kalbi” isimli kitabının tanıtımında, Kıbrıs sorununa değindi.

Rum Alithia gazetesine göre Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, çocukluğunun, kitabın isminin geçtiği Amiyando bölgesinde geçtiğini, babası Hrisanthu Anastasiadis’in ise Amiyando polis karakolunda sorumlu çavuş olarak görev yaptığını anımsatırken babasının EOKA terör örgütünün faaliyetine de yardım ettiğini, ayrıca evlerini ziyaret etmesinden dolayı “kahraman” olarak nitelendirdiği Evagora Papahristoforu ile de tanıştığını anlattı.



Birleşmiş Milletler, Kayıplar konusundaki arşivlerini açıyor



Kayıp Şahıslar Komitesi Rum Üyesi Nestoras Nestoros, Birleşmiş Milletler’in (BM) kayıplara ilişkin arşivlerini Kayıp Şahıslar Komitesi’nin incelemesine açacağını açıkladı.

Rum Alithia gazetesi haberinde, Kayıp Şahıslar Komitesi Rum Üyesi Nestoros’un önceki akşam bir televizyon programında yaptığı açıklamada, BM’nin kayıplara ilişkin arşivlerini, uzun yıllardır verilen uğraşlardan sonra açmaya karar verdiğini söyledi.

Nestoros, BM’nin ilk aşamada, Ledra Palace’taki arşivlerini Kayıp Şahıslar Komitesi’nin incelemesine açacağını vurguladı.

Gazete, BM arşivlerinin açılmasının kayıpların gömülü oldukları yeni yerler gibi birçok bilgiyi içerebileceğini belirtirken BM’nin New York’taki merkezi gibi diğer arşivlerinde de bilgilerin olabileceğini yazdı.

Haberde, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin bugüne kadarki çalışmalarını içeren kitabı tanıtmak için Mayıs ayında New York’a gideceği ve bu ziyaret sırasında BM’nin buradaki arşivlerinde kayıplara ilişkin olası bilgilerin bulunması için çaba sarf edileceği bildirildi.

Gazete, Türkiye’nin konuya ilişkin arşivlerini açma yönündeki görüşmelerin ise çıkmazda olduğunu belirtti.



RAEK’in önerileri incelenecek



Rum Enerji Bakanı Yorgos Lakkotripis, Güney Kıbrıs’ın sadece sözde “Münhasır Ekonomik Bölgesi” içerisinden elde edeceği doğalgaza bağımlı kalınmayarak doğalgaz alanında başka alternatiflerden yararlanılmasına dair Rum Enerji Düzenleme Kurumu'nun (RAEK) sunduğu önerilerin inceleneceğini belirtti.

Rum Politis gazetesine göre Lakkotripis, Afrodit yatağındaki rezervlerin iç tüketim için de kullanılması yönünde gösterilen çabalardan bağımsız olarak, Güney Kıbrıs’a güvenli bir şekilde doğalgaz ikmali yapılması gerektiği üzerinde durdu.

Lakkotripis, RAEK’in önerisinin ardından Rum Devlet Doğalgaz İşletmesi’ne (DEFA) doğalgaz altyapılarıyla seçenekler konusunda teknik ve ekonomik boyutlu bir çalışma yapması için yetki verildiğini de ifade etti.



Limasol’daki Kıbrıs Türk Mezarlığındaki tamirat tamamlandı



Limasol’da bulunan Kıbrıs Türk mezarlığındaki tamirat çalışmalarının tamamlandı. Limasollular-Leymosunlular Derneği, 17 Nisan’da, mezarlıktaki çalışmaların tamamlanmasıyla ilgili bir etkinlik yapacak.

Rum Politis gazetesinin haberine göre, Limasol Belediye Başkanı Andreas Hristu, konuyla ilgili açıklama yaparak, Leymosunlular Derneği’nin talebi üzerine mezarlıkta tamirat çalışmaları başlatıldığını söyledi. Hristu, Limasol Belediyesi’nin Rum İçişleri Bakanlığı’na ilgili talebi iletmesiyle de mezarlığın temizlendiğini ve bakımının yapıldığını belirtti.

Mezarlıkta yapılan çalışmaların finansmanının Leymosunlular Derneği ile gönüllü bağışçılar tarafından sağlandığını kaydeden Hristu, bölgede 19 ve 20. yüzyılda hayatını kaybeden Kıbrıslı Türklerin bulunduğu bir mezarlık daha olduğunu ve bu mezarlığın da durumunun kötü olduğunu kaydetti.

Hristu, söz konusu mezarlığın, Kültürel Miras Teknik Komitesi’nin listesinde bulunduğunu söyledi.



GÜ, Agios Vasileios Kilisesi’nin restorasyonuna başladı



Girne Üniversitesi (GÜ), Karakum’da kampus içerisinde bulunan ‘Agios Vasileios’ kilisesinin restorasyonuna başladı.

Üniversite restorasyonu "Tarihsel Değerlere Sahip Çıkma ve Koruma Projesi" çerçevesinde gerçekleştirecek.

Açıklamaya göre, “Gܒnün Kıbrıs ve özellikle Girne’de toplumsal yaşamın tarihine sahip çıkma vizyonu ve farklı kültürlere hoşgörü yaklaşımı çerçevesinde bir toplumsal ve bilimsel sorumluluk projesi olarak hayata geçireceği proje, en kısa zamanda tamamlanarak Kıbrıs adasına yeniden kazandırılacak”.

Kurucu Rektörü Cemre Günsel Haskasap, Gܒnün bilimsel ve akademik sorumluluklarının dışında sosyal ve milli sorumluluklarına dikkat çekerek, "Girne kentimizin merkezinde uluslararası bir yüksek öğretim kurumu olarak sorumluluklarımız sadece yüksek öğrenim imkanları sağlamak değil, ülke ve Girne kentimizin maddi ve manevi değerlerine layık oldukları önemi vermek, onları yeniden kazanmak ve hem ülkemizin hem de uluslararası camianın hizmetine sunmaktır” dedi.





Yorumlar








Web-Site'miz AA-Anadolu Ajansı Abonesidir.



Aktif Ziyaretçi 27
Dün Tekil 1162
Bugün Tekil 422
Toplam Tekil 2385888
IP 18.212.222.217






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:



































































16 Cemaziye'l-Ahir 1440
Şubat 2019
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28


Vatan ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan,
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: TURAN
(Ziya GÖKALP)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2019 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 8.106 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu