BASIN BÜLTENİ Hükümet krizi - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Hükümet krizi
Tarih: 07.04.2016 > Kaç kez okundu? 680

Paylaş


Ulusal Birlik Partisi (UBP) Parti Meclisi'nin önceki gün aldığı koalisyon hükümetinden çekilme kararının ardından UBP'li 5 bakan bugün, Başbakan Ömer Kalyoncu'ya istifalarını sunacak. Koalisyon ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Parti Meclisi de akşam saat 19.00'da toplanarak atılacak adımları belirleyecek. Başbakan Kalyoncu, bu toplantıda alınacak kararlar doğrultusunda hareket edecek.

UBP Parti Meclisi önceki günkü toplantısında aldığı hükümetten çekilme kararına gerekçe olarak, "geniş tabanlı hükümetin halka hizmet imkan ve kabiliyetini yitirmesini" gerekçe göstermişti. Gerekçeler arasında "su" ve "Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü" konusundaki sıkıntı ve zaman kayıpları da yer alıyor.

Temmuz 2013 erken genel seçiminin ardından CTP Lefkoşa Milletvekili Özkan Yorgancıoğlu başkanlığında kurulan CTP-DP Koalisyon Hükümeti 31 Ağustos 2013-15 Temmuz2015 arasında görev yapmış; ardından 15 Temmuz 2105'te CTP Girne Milletvekili Ömer Kalyoncu'nun başbakanlığındaki CTP-UBP hükümeti göreve gelmişti.19 Ekim 2015'te CTP kanadından bazı bakanların değişmesiyle halen görevde olan Ömer Kalyoncu'nun başkanlığındaki koalisyon hükümetinde şu bakanlar yer alıyor:"Dışişleri Bakanı Emine Çolak (CTP) , İçişleri ve Çalışma Bakanı Asım Akansoy (CTP) Sağlık Bakanı Salih İzbul (CTP), Tarım Doğal Kaynaklar ve Gıda Bakanı Erkut Şahali (CTP), Maliye Bakanı Birikim Özgür (CTP), Ekonomi Sanayi ve Ticaret Bakanı Sunat Atun (UBP), Ulaştırma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu (UBP), Turizm Bakanı Faiz Sucuoğlu (UBP), Milli Eğitim Bakanı Kemal Dürüst (UBP), Bayındırlık Çevre ve Kültür Bakanı Kutlu Evren (UBP)."Cumhuriyet Meclisi'nde halen CTP 20, UBP 18, DP 5, TDP 3 milletvekiliyle temsil edilirken 3'ü DP'den 1'i de CTP'den istifa eden 4 de bağımsız milletvekili bulunuyor.



UBP hükümetten çekilme gerekçelerini açıkladı



Ulusal Birlik Partisi (UBP), kendilerinin tüm “iyi niyet ve çabalarına” rağmen hükümetin, ülke ekonomisinin hemen hemen tüm sektörlerinin sorunlarına çözüm üretme imkân ve kabiliyetini bir türlü yakalayamadığını, dahası devlet bütçesinde mali krize varan derinlikler meydana geldiğini kaydetti ve tüm bunların hükümetin sorgulanmasına yol açtığını belirtti.

Hükümetten çekilme kararı alınan Parti Meclisi sonrasında UBP tarafından yapılan yazılı açıklamada, “İnsanımıza hizmet imkân ve kabiliyet yitirdiğimiz noktada, hükümet etme ya da bu görevi paylaşma hedefimiz olmamıştır, asla olamaz” denildi.

Oluşan sıkıntıları en geniş şekliyle ele alıp değerlendirdiklerini kaydeden UBP, öncelikle “su” konusunda, şimdi de “Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü”nün imzalanma süreçlerindeki sıkıntılar ve gereksiz zaman kayıplarının büyük sorun olarak halka yansıdığını vurguladı.

Sorunlarına çözüm bekleyen çiftçilerin, hayvancıların, narenciyecilerin, sanayicilerin, iş adamlarının, müteahhitlerin ve esnafın beklentilerinin bu süreçlerden dolayı geride kaldığını ifade eden UBP, son olarak maaşlarda taksitlendirilmeye gidilmesinin, hükümet ortaklığını sürdürülebilir olmaktan çıkardığını açıkladı. Açıklamada, UBP’nin 15 Temmuz 2015’de “halkın beklentileri doğrultusunda toplumsal konsensus sağlayarak ilkeleri, prensipleri, vizyonu net ve takvimlenmiş ‘ekonomi merkezli’ bir programla” CTP-BG ile “Reform Hükümeti” oluşturduğu hatırlatıldı ve şunlar kaydedildi:

“Bugün, her türlü partisel hesapların ötesinde sadece ülkeye, halka hizmet hedefi ile iki büyük partinin oluşturduğu geniş tabanlı bir hükümetin varlığının tartışılması yerine, reform nitelikli adımların değerlendirilmesi yapılmalıydı.

Bu nedenle, halkımızın refah ve mutluluğu adına büyük umutlarla katıldığımız CTP-UBP Hükümetinden çekilme kararı almış bulunuyoruz.

Ulusal Birlik Partisi, 1976’dan günümüze ülke yönetimlerinde halkımıza hizmet hedefi ile yıllarca bulunmuş hükümet etmeyi hizmetin aracı olarak görmüştür.

İnsanımıza hizmet imkân ve kabiliyet yitirdiğimiz noktada, hükümet etme ya da bu görevi paylaşma hedefimiz olmamıştır, asla olamaz.

Ulusal Birlik Partisi bugüne kadar, ister iktidarda ister muhalefette olsun ülkenin en önemli partisi olarak devletin teminatı, halkının hep umudu olmuş, olmaya da devam edecektir.

Partimiz, halkımıza hizmet yolunda her türlü kişisel ve partisel hesapların dışında her fedakârlığı göstermeye, dün olduğu gibi bugün de yarın da üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu yineler.”



Talat: “Hükümetin bozulmasına karar verenler, ülkeyi seçime götürecek bir hükümeti kurmakla sorumludur”



Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, partisinin, “hükümetin bozulmasına karar verenlerin, bu Meclis’ten ülkeyi seçime götürecek bir hükümeti çıkarma sorumluluğunu da üzerlerine aldıkları kanaatinde olduğunu” belirterek, “Bu şartlarda partimiz, ekonomik program ve mali protokol konusunda taşınan hassasiyetlere sahip olmayan herhangi bir hükümet oluşumunda yer almayı uygun görmemektedir” dedi.

Talat, yaptığı yazılı açıklamada, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin, kuruluşundan bu yana bir yandan Kıbrıs sorununun iki toplumlu, iki kesimli, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı bir federasyon formülüyle çözülebilmesi, diğer yandan Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönettiği, eşitlikçi, özgürlükçü ve adil bir yapının kurulabilmesi amacıyla yoğun mücadele verdiğini ve hiçbirini dışlamadan ve ötekileştirmeden toplumun tüm kesimlerini bu mücadeleye ortak kılmaya çalıştığını kaydetti. Talat, son olarak Ulusal Birlik Partisi ile kurulan koalisyonun da bu çabaların ürünü olduğunu ifade etti.

Talat, yazılı açıklamasında şunları dile getirdi:

“Hükümetin görevde olduğu süre içerisinde Cumhuriyetçi Türk Partisi, yukarıda belirtilen hedeflere bağlı kalarak çalışmalarını sürdürmüş, ancak önce koalisyon ortağımızın kurultayı, ardından Türkiye’den temin edilen su ile ilgili yaşananlar ve son olarak da ekonomik program ve mali protokol çerçevesinde ortaya çıkan sorunlar ve bu sorunlarla mücadelede yalnız bırakılmış olmamız, hedeflere ulaşmak konusunda ciddi güçlükler yaratmıştır.

Gelinen noktada Ulusal Birlik Partisi Parti Meclisi’nin aldığı hükümetten çekilme kararı, sunulan gerekçeler hiçbir şekilde tatmin edici olmasa da, elbette saygı ile karşıladığımız bir karardır.

Bu noktadan sonra Meclis’in bugünkü kompozisyonu ile yeni bir hükümet kurulması matematiksel olarak mümkün görülse de, kurulacak herhangi bir hükümetin bir seçim hükümeti niteliği taşıyacağı açıktır.

Seçildiği partiden istifa eden milletvekillerinin durumu toplum nezdinde siyasete duyulan güvenin daha da azalmasına yol açmışken, bu milletvekillerinin dışarıdan destekleyeceği bir azınlık hükümetinin ülkenin ihtiyaç duyduğu reformları yapabilmesi, ülkede her gün daha da fazla azalan siyasete duyulan güveni yeniden tesis etmesi mümkün değildir.

Cumhuriyetçi Türk Partisi, hükümetin bozulmasına karar verenlerin, bu Meclis’ten ülkeyi seçime götürecek bir hükümeti çıkarma sorumluluğunu da üzerlerine aldıkları kanaatindedir. Bu şartlarda Partimiz, ekonomik program ve mali protokol konusunda taşınan hassasiyetlere sahip olmayan herhangi bir hükümet oluşumunda yer almayı uygun görmemektedir.

Partimizin önümüzdeki dönemdeki tavrının belirlenmesi için Parti Meclisimiz Pazartesi akşamı toplantıya çağrılacaktır. Ülkenin içinde bulunduğu bu hassas dönemde Sayın Cumhurbaşkanı ve müzakere heyetinin yürütmekte olduğu müzakerelere en yoğun biçimde destek vermeye devam edeceğimizden ve Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme iradesinden ödün verilmesinin ve özgürlükçü, eşitlikçi ve adil bir yapıya ulaşılması hedefinden sapılmasının engellenmesi konusunda üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya her zamanki gibi hazır olacağımızdan kimse kuşku duymamalıdır.”



Akıncı: “Ülke için en önemli olan istikrar ve müzakere sürecidir”



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, ülke için en önemli olanın istikrar ve müzakere süreci olduğunu belirtti.

Akıncı, hükümette yaşanan sorunlara ilişkin gazetecilerin sorularına verdiği yanıtta, Cumhurbaşkanı olarak en istemediği şeyin krizler ve kaos ortamı olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, “Sürdürmekte olduğumuz müzakere süreci Kıbrıs Türkü’nün geleceğidir. Gelecek kuşaklarımızın çok daha mutlu, huzurlu, barış içinde uluslararası toplumun bir parçası haline gelerek, gelecek belirsizliğinden kurtarılması meselesidir. Böyle bir süreçte arzu edilecek en son şey krizdir ama yine de krize dönüşürse onu da göğüsleriz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Akıncı, hükümet konusuna ilişkin değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

“İçinde bulunduğumuz noktada kamuoyuna hükümetin iki ortağından bir tanesinin bakanlarını hükümetten çekeceği kararının alındığı yansımıştır. Durum bana resmen intikal etmedi. Hükümetin istifası bana sunulursa meclisteki parti liderleri ile hemen istişareleri başlatırım, gecikmeye mahal vermem.”

Siyasette 24-48 saat bekleme prensibinin sağlıklı değerlendirme için önemli olduğuna vurgu yapan Akıncı, “Pazartesini bekleyip durumun netleşmesini görelim. Sürece ancak, Başbakan’ın istifasını bana sunması ile dahil olurum. İstifanın bana sunulması yeni bir hükümet arayışının resmen başlaması demektir” dedi.



Lidington, İngiltere’nin müzakere sürecine desteğini yineledi



Önceki akşam Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, telefonla arayan İngiltere’nin Avrupa Bakanı David Lidington, İngiltere’nin müzakere sürecine desteğini yineledi.

Lidington, Cumhurbaşkanı Akıncı ve ekibinin müzakerelerdeki yapıcı tutumunu yakından izlediklerini belirterek, ülkesinin bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da İngiltere’nin sürece yapıcı yaklaşımlarının önemine vurgu yaptı.

Akıncı, tüm ilgili taraflar gibi İngiltere ve Avrupa Birliği’nin de Kıbrıs sorununun çözümü için katkısının devamının önemli olduğuna işaret etti. Görüşmede ayrıca, İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond’un Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yapmış olduğu resmi daveti tekrarlayan Lidington ile bu ziyaretin zamanlama ve ayrıntıları ele alındı.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın resmi Londra ziyaretinin İngiltere’nin 23 Haziran’daki AB referandumundan hemen sonra gerçekleşmesi planlanıyor.



Çolak Amerikan Üniversitesi öğrencilerine Kıbrıs sorununu anlattı



Dışişleri Bakanı Emine Çolak, kendisini ziyaret eden Amerikan Üniversitesi Brüksel Kampüsü Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden bir grup öğrenciye Kıbrıs sorunu hakkında bilgi verdi.

Çolak, öğrencileri kabulde yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununda hareketli ve ilginç bir dönemden geçildiğini ve yaklaşık 50 yıl önceye dayanan Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik görüşmelerde bu kez çözüm için doğru zaman olduğuna inandığını ifade etti.

Müzakerelerde 6 başlıktan 4’ünde büyük ölçüde ilerleme kaydedildiğini söyleyen Çolak, toprak ayarlaması ve güvenlik/garantiler konularının ise en son görüşüleceğini anlattı. Bakan Çolak, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum kesiminin güvenlik açısından çekincelerine işaret ederek, “Her iki tarafın kabul edebileceği bir nevi güvenlik unsuru olmalıdır” dedi. AB ve NATO’nun da bu konuda birer faktör olacağını belirten Bakan Çolak, “Tarafları memnun etmek önümüzdeki zorluklardan birisi olarak duruyor” dedi.

Konuşmasında Güney Kıbrıs’taki parlamento seçimlerine de değinerek, seçimlerin ardından, müzakerelerde yoğunlaşma yaşanabileceğini belirten Bakan Çolak ayrıca, çözümü hızlandırmak için süreci adanın dışına taşma yönünde konuşmaların var olduğunu çünkü toprak ayarlaması ve güvenlik ile garantiler başlıklarının çok hassas ve hızla çözülmesi gereken konular olduğunu ifade etti.

Liderlerin çözüm isteğinin, garantör güçler ile AB’nin Kıbrıs sorununun çözümünden yana olmasının, Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye ile Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin düzelme ihtimalinin ve adanın güneyinde hidrokarbon yataklarının bulunmasının Kıbrıs sorununun çözüm gerekliliğini attırdığını ifade eden Bakan Çolak, çözümün, hidrokarbonların kullanılması açısından da her kesimin faydasına olacağını vurguladı.

Bakan Çolak, Kıbrıs sorununun çözümünü teşvik eden pek çok unsurun mevcut olmasının çözüm ihtimalini arttırdığını ifade ederken, yine de pek çok kez hayal kırıklığına uğradıklarından dolayı çözüm konusunda “ihtiyatlı iyimser” olduklarını söyledi.

Mevcut durumun devamının kabul edilebilir veya insani olmadığını vurgulayan Bakan Çolak, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Türk kimliği ile bir çözümün parçası olmak istediğini ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin belirsizlik içerisinde yaşamaktan kurtulması gerektiğini kaydetti.



“Eide müzakerlerdeki zorlukları teslim etti”



BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin “müzakereler ilerledikçe meseleler bir o kadar karmaşıklaşıyor ve birbiriyle bağlantılı yeni konular açılıyor” diyerek müzakerelerde ortaya çıkan zorlukları teslim etti.

Rum Fileleftheros gazetesi, BM’nin, 4 başlıkta (yönetim, mülkiyet, ekonomi ve AB) yapılmakta olan müzakerelerde ilerleme saptarken, zorlukları da teslim ettiğini yazdı. Gazeteye göre Eide, Ada’dan ayrılmadan önce görüştüğü yabancı diplomatlara müzakere sürecini anlatırken “mümkünse nisan ayı içerisinde sonuç alınabilmesi için prosedürün süratlenmesi gerektiğine” dikkat çekti.

Gazete müzakerelerdeki zorluklara “müzakereler ilerledikçe konular karmaşıklaşıyor ve birbiriyle bağlantılı yeni konular açılıyor” sözüyle dikkat çeken Eide’nin, her konuşmasında iyimserlik belirtmesine rağmen bu aşamada sürece dair öngörüde bulunmaktan kaçındığını yazdı.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in son görüşmesinde yeni hidrokarbon arama ruhsat ihalesi ve hellim gibi Kıbrıs müzakereleriyle “alakalı olmayan konular üzerinde durulduğunu” savunan gazete “Başkan Anastasiadis bu konuların, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ilgilendirdiği için müzakere prosedüründe görüşülemeyeceğini söyledi” ifadesine yer verdi.



“Aşırı ve gerçekten uzak”



Rum yönetimi, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin müzakere masasında taraflar arasında yeni yakınlaşmalar sağlandığı açıklamasını “aşırı ve gerçekten uzak” buldu.

Haftalık Rum Kathimerini gazetesi, şu anda müzakere masasındaki görüşmelerin yönetim ve mülkiyet başlıklarıyla sınırlı kaldığını, ekonomi ve AB başlıklarının gündem dışı bırakıldığını savundu.

Gazeteye göre yönetim ve mülkiyet başlıklarındaki müzakerelerde sadece, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastaiadis’in daha önceki siyasi kararlarında bulunan ‘yeni yakınlaşmalar’ diye kaydedilip ‘kilitlenecek’ konular üzerinde odaklanılıyor. Liderlerin 11 Mart’taki görüşmelerinde kararlaştırdıkları yeni müzakere prosedürü gereği bu aşamada iki tarafın yönetim ve mülkiyet başlıklarındaki anlaşmazlıkları görüşülmüyor, sadece yakınlaşmaya dönüştürülmeye çalışılıyor.

Gazete, liderlerin 28 Mart’taki görüşmesinde de, ardından gerçekleşen Kıbrıslı Türk Müzakereci Özdil Nami ve Rum mevkidaşı Andreas Mavroyannis’in görüşmelerinde de olgularda herhangi bir değişiklik olmadığını, yeni özlü yakınlaşma kaydedilmediğini yazdı.

Yetkili bir kaynağın bu gazeteye “bunca çaba ve görüşmeden sonra aynı konular etrafında dönüyor, herhangi bir sonuca varmadan, hiçbir yere varmayan sonuçsuz bir diyalogda, aynı tartışmaları yapmaya devam ediyoruz” dediğine dikkat çeken gazete, özetle şunları iddia etti:

“Aynı kaynakların vurguladığına göre Kıbrıs Türk tarafında müzakerelerin yönetimi Mustafa Akıncı’nın elinden çıkıp, Ankara’nın ortaya koyduğu tezlere tamamen uygun hareket eden müzakere heyetinin eline geçtiği ortadadır. Bu şekilde, mevcut çıkmaz durumda herhangi çarpıcı bir değişiklik olması imkânsızdır.

Diplomatik kaynaklara göre Espen Barth Eide de Ada’dan ayrılması öncesinde görüştüğü Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı’ya bu mesajları vermeye çalıştı. Norveçli diplomatın görüşme sonrasında yaptığı; daha büyük bir hareketlilik ve müzakerelerdeki çabaların hızlandırılması gerektiği açıklaması tam da bu nedenle Kıbrıs Rum tarafını şaşırtmadı.”

Gazete KKTC ve Türkiye’nin koordineli şekilde, yabancı muhataplarına, Rum tarafında mayısta yapılacak genel seçim nedeniyle müzakere masasında ilerleme kaydedilmediği argümanını kullandıklarını, bu nedenle Rum yönetiminde yoğun kaygı ve endişe hâkim olduğunu yazdı.



Akıncı’nın yapacağı ziyaretler Rum kesimini rahatsız etti



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın önümüzdeki günlerde yurt dışına yapacağı ziyaretlerin, Lefkoşa Rum kesimini rahatsız ettiği belirtildi.

Rum Fileleftheros gazetesi, Ankara’nın, Rum kesiminin AB’deki ortaklarıyla da görüşerek, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı için Avrupa başkentlerine geziler hazırladığını iddia etti.

Türk tarafının arzusunun, Akıncı için uluslararası bir profil çizilmesi olduğunu, ana hedefin de KKTC’nin düzeyinin yükseltilmesi olduğunu ileri süren gazete, Türk tarafının, takındığı tavırla, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelerdeki gelişmeleri frenlediğini de öne sürdü.

Gazete “elde ettiği bilgilere” göre, Akıncı’nın bu ay Berlin’e, yazda ise Londra’ya yapması planlanan ziyaretlerinin haricinde, bir İskandinav ülkesinden de kendisine davet gelmesi için görüşmeler yapıldığını iddia etti.

Gazete, “yine elindeki bilgilere dayanarak”, Berlin’in, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı davet etme ve Akıncı’nın Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile yapacağı görüşme konusunda, Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis’in Berlin’i ziyaret etmesine rağmen, Lefkoşa Rum kesimini bilgilendirmekten özenle kaçındığını da iddia etti.

Londra’nın ise Akıncı’yı, bariz nedenlerden dolayı İngiltere’nin AB’de kalıp kalmaması konusunda 23 Haziran’da gerçekleştirilecek olan referandumdan sonra misafir edeceğini yazan gazete, Türk tarafının bu ziyaretin Akıncı’nın Berlin’e yapacağı ziyareti (12 Nisan) izlemesini istemesine rağmen, İngilizlerin bu konuda “yatıştırıcı bir müdahalede bulunduklarını” ileri sürdü.



Stefanu: “Mülkiyetteki durgunluktan çok endişeliyiz”



AKEL Polit Büro üyesi Stefanos Stefanu, Kıbrıs sorununda çözüm takvimi olmayabileceğini ancak geçen zamanın çözüme yardımcı olmadığını belirtti, “mülkiyetteki durgunluktan çok endişeliyiz” dedi.

Stefanu Rum Alithia gazetesine verdiği özel mülakatta Kıbrıs müzakerelerinin sorunlu bir noktaya geldiğini, bunun, Anastasiadis’in Rum Yönetimi Başkanlığı’na geldiği günden 11 Şubat 2014’e kadar geçen dönemdeki yanlış icraatlarından kaynaklandığını söyledi.

AKEL olarak müzakerelere, 2’nci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi eski Başkanı Dimitris Hristofyas’ın bıraktığı yerden devam etmesini tavsiye ettiklerini söyleyen Stefanu, “Bunu yapsaydı, belki şu anda daha ileride olacaktık” dedi, özetle şunları ekledi:

“(11 Şubat 2014 Ortak Açıklamasını kast ederek) Bunu Eroğlu ile yapmasaydı BM Genel Sekreteri’ne karşı deşifre olacaktı. Eroğlu Talat-Hristofyas yakınlaşmalarına karşıydı ama Genel Sekreter’e, kalınan yerden devam etmeye hazır olduğunu söyleyen bir mektup gönderdi çünkü Anastasiadis’in (müzakerelere) sıfırdan başlamak istediğini biliyordu.”

Stefanu bugün müzakerelerde hem ilerleme, hem sorun, hem de durgunluk bulunduğuna, bunun aşılması gerektiğine işaret ederek “Mülkiyette, aşılmaması halinde müzakere prosedürünü tehlikeye sokacak anlaşmazlıklar var” dedi ve ekledi:

“İki taraf anlaşır, dikenli meselelere çözüm bulur ve toprak düzenlemelerine girersek, ilerleyebilme yolumuz açılır. O noktada Türkiye’nin doğrudan hesap vermesi gerekir.”

Mülkiyette iki meselede anlaşmazlık bulunduğunu söyleyen Stefanu bu sorunlara AKEL’in çözümlerini şöyle anlattı:

“Birincisi, Kıbrıs Türk tarafının, kabul edilemeyecek, toprak ve nüfus çoğunluğu teziyle alakalıdır. Bizim önerimiz, toprak düzenlemeleri konusuyla bağdaştırılmasıdır. Çok sayıda (yaklaşık 100 bin) göçmenin Rum idaresi altında geri dönebileceği şekilde bir toprak düzenlemesi yapılırsa, bütün Rum göçmenler Kıbrıs Türk idaresi altında geri dönse bile sayıları çoğunluğu bozmaya yetmez. Çoğunluğu bozacak sayıya ulaşsalar bile, bir tavan konusunda anlaşılabilir ve bu tavan aşılırsa, tavan sınırını aşan Kıbrıslı Rumlar seçme-seçilme haklarını bizim tarafta kullanabilirler.

Diğer bir sorun da mülkiyette tercih edilecek hukuki çareyle alakalıdır. Bunun için de çözümlerimiz var ve Başkan Anastasiadis’e ilettik. Bunlar görüşülüp, halihazırda uzlaşılmış 22 mülkiyet kategorisiyle ilgili kriterlere konulabilir. Takvimler olmayabilir ancak geçen zaman çözüme yardımcı değil.”

Stefanu, Türkiye’nin mevcut bütün sorunları arasında çözülmesi daha az zor olanının Kıbrıs sorunu olduğunu belirterek “Türkiye Kıbrıs sorununu çözmek isterse, çözülür” dedi, özetle şunları ekledi:

“Örneğin, iki taraf askerin ve yerleşiklerin çekilmesi konusunda anlaşsa, Türkiye kabul etmezse çekilecek mi? Aynı şey garantiler için de geçerli. Biz Kıbrıs sorununda her zaman hazır ve aktif olmalı, olguları ileri götürmeliyiz. Nihayetinde Kıbrıs sorunu çözülürse, herkesin çıkarına olur. Çözülmezse, en azından uluslararası unsur suçlunun kim olduğunu bilir. Şu anda suçlunun Türkiye olduğu kesindir.”

Stenfanu ile Rum Alithia gazetesi adına görüşen Yorgos Hrisanthu, söyleşiden çıkardığı sonuca, söyleşinin girişinde şu cümlelerle yer verdi:

“Ne Anastasiadis ne Akıncı. Ne Hristofyas ne Talat. Türkiye çözmeye karar vermezse, bunlardan hiçbiri Kıbrıs sorununu çözemez. Ancak öyle de olsa, hatta Türkiye’nin yapıcı olmayan tavrı devam etse bile Kıbrıs Cumhuriyeti diyalog masasını asla ama asla terk etmemelidir.”



Sizopulos: “Yalnızca EDEK Partisi iki kesimli iki toplumlu federasyon terminolojisini reddetti”



EDEK Başkanı Marinos Sizopulos, yalnızca EDEK partisinin iki kesimli iki toplumlu federasyon terminolojisini reddettiğini söyledi.

Rum Kathimerini gazetesinde yer alan demecinde Sizolpulos, Ulusal Konsey belgelerini sızdırması konusunda da açıklamalar yaptı.

Gazeteye demecinde, bunların sızdırma değil, Ulusal Konsey tutanaklarının değerlendirilmesinden ibaret olduğunu ifade eden Sizopulos, halkı, müzakerelerde üzerinde mutabık kalınan şeyler veya uzlaşılar konusunda bilgilendirilmeye başladığı zaman, Başkanlık tarafından yersiz bir müdahalede bulunulduğunu, bunun da kendisinin güvenirliği ve kişisel onurunu yaraladığını ileri sürdü.

Başkanlığın, kendi söylediklerinin gerçekliği yansıtmadığını söylemesi ve “daha iyi okumayı öğrenme” göndermesi yüzünden, kendisini korumaya ve savunmaya mecbur kaldığını dile getiren Sizopulos, devamla, merkez “sağ veya sol” partilerin aynı görüşlere sahip olduklarını da düşünmediğini, bu partilerle Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak büyük bir görüş birliği içerisinde olabileceklerini, ancak bunun aynı görüşlere sahip oldukları anlamına gelmediğini belirtti.

Buna örnek olarak ise, yalnızca EDEK partisinin iki kesimli iki toplumlu federasyon terminolojisini reddettiğini söyleyen Sizopulos, bu terminolojinin, doğru içeriğe ayak uydurduğunu düşünmediklerinden dolayı, bunu reddettiklerini ifade etti.

Sizopulos, bunun doğası gereği, ırk ayrımcılığını ve devletin iyi çalışmamasını teşvik ettiğini, aynı zamanda işin aslında bunun bölünmenin bir şekilde meşru kılınmasından ibaret olduğunu iddialarına ekledi.

Sizopulos, merkez “sağ veya solun” geriye kalan partilerinin bunu yapmadığını sözlerine ekledi.



“Rumların yüzde 34’ü hiçbir partiye oy vermeyecek”



Rum tarafında 22 Mayıs’ta yapılacak genel seçimler yaklaşırken Rum Simerini gazetesi’nin “Lefkoşa Üniversitesi”ne yaptırdığı ankete göre “önümüzdeki pazar günü seçim olsa hangi partiye oy verirdiniz?” sorusuna katılımcılardan yüzde 20 DİSİ, yüzde 15 AKEL, yüzde 6 DİKO, yüzde 4 Vatandaşlar İttifakı, yüzde 3 EDEK, yüzde 2 Ekologlar ve Çevreciler Hareketi, yüzde 2 Dayanışma Hareketi, yüzde 1 ELAM cevabı geldi, yüzde 34 de “hiçbiri” dedi. Rum Simerini gazetesi, Aralık 2015’te yaptırdığı ankette “hiçbiri” cevabının yüzde 37 olduğunu belirterek, üç puan gerilemesine rağmen sandığa gitmeyeceklerin oranının oldukça yüksek olduğuna, “hangi parti sözünü tutuyor” sorusuna yüzde 67 oranında “hiçbiri” cevabı verildiğine dikkat çekti.

“Hangi partinin lider grubu iyi” sorusuna yüzde 35 DİSİ, yüzde 22 AKEL, yüzde 6 DİKO, yüzde 2 EDEK, yüzde 1 Ekologlar, yüzde 1 Vatandaşlar İttifakı, yüzde 1 Dayanışma Hareketi ve yüzde 31 “hiçbiri” cevabı verildi.“Hangisi Kıbrıs sorununda aşırı” sorusuna verilen cevaplar ise yüzde 18 DİSİ, yüzde 11 AKEL, yüzde 20 DİKO, yüzde 13 EDEK, yüzde 9 ELAM, yüzde 3 Vatandaşlar İttifakı, yüzde 1 Dayanışma Hareketi ve yüzde 23 “hiçbiri” olarak açıklandı.

Ankete katılanların parti başkanlarıyla ilgili değerlendirmeleri ise şöyle şekillendi:

“Hangi siyasi parti başkanı daha becerikli? Yüzde 23 DİSİ Başkanı Averof Neofitu, yüzde 15 DİKO Başkanı Nikolas Papadopulos, yüzde 9 AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, yüzde 9 Vatandaşlar İttifakı Başkanı Yorgos Lillikas, yüzde 4 EDEK Başkanı Marinos Sizopulos, yüzde 6 Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Başkanı Yorgos Perdikis, yüzde 6 Dayanışma Hareketi Başkanı Eleni Theoharus, yüzde 20 hiçbiri.

Hangisi daha etkin? Yüzde 13 Averof Neofitu, yüzde 10 Nikoas Papadopulos, yüzde 11 Andros Kiprianu, yüzde 8 Yorgos Lillikas, yüzde 4 Marinos Sizopulos, yüzde 8 Yorgos Perdikis, yüzde 5 Eleni Theoharus, yüzde 30 hiçbiri.

Hangisi daha uzlaşıcı? Yüzde 12 Neofitu, yüzde 12 Papadopulos, yüzde 15 Kiprianu, yüzde 8 Lillikas, yüzde 5 Sizopulos, yüzde 7 Perdikis, yüzde 4 Theoharus, yüzde 25 hiçbiri.

Bir işletmede hangisinin işvereniniz veya iş ortağınız olmasını isterdiniz? Yüzde 19 Neofitu, yüzde 20 Papadouplos, yüzde 18 Kiprianu, yüzde 12 Lillikas, yüzde 7 Sizopulos, yüzde 17 Perdikis, yüzde 7 Theoharus.Bir labirentte kalsanız hangi siyasinin yanınızda olmasını isterdiniz? Yüzde 22 Neofitu, yüzde 16 Papadopulos, yüzde 15 Kiprianu, yüzde 13 Lillikas, yüzde 6 Sizopulos, yüzde 7 Perdikis, yüzde 8 Theoharus, yüzde 8 hiçbiri.”Anketteki sorulara “cevap vermek istemiyorum/bilmiyorum” diyenler de oldu.



Rumlar EOKA terör örgütünün kuruluşunu kutladılar



EOKA örgütünün 1955’te silahlı tedhişe başlamasının yıldönümü olan 1 Nisan dolayısıyla Güney Kıbrıs’ta çeşitli etkinlikler düzenlendiği bildirildi.

Rum Alithia gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, “Bu günün, nihai hedefin sağlanamamasına karşın, uluslararası ve yoğun bir mevcudiyetle, insan haklarının korunmasıyla bir ülke yaratılmasına olanak sağlayanlara ve özgürlük mücadelecilerine yönelik saygı günü olduğunu” ifade etti.

Anastasiadis, birlik içerisinde devletin birliğinin sağlanması, “işgalden” kurtulması, insan haklarına saygı duyan gerçek bir Avrupa ülke koşullarının yaratılmasının başarılmasından da bahsetti.

Rum Kilisesi Başpiskoposu II.Hrisostomos ise yaptığı kısa açıklamada, “birlik içinde olunduğu zaman her zaman kazanıldığını; bölünmüş olunduğunda ise kaybedildiğini” ifade etti.

Başpiskopos II.Hrisostomos, halkın mücadelesini sürdürmesi için tüm unsurların orada bulunduğunu ve birliğin gereksinim olduğunu söyledi.

DİKO Başkanı Nikolas Papadopulos, ayin çerçevesinde yaptığı konuşmada, 1 Nisan 1955 tarihinin, helenizme damgasını vuran tarihi bir an ve eşsiz bir gün olduğunu belirtti.



Muiznieks: “Kayıplar konusunda daha çok şey yapılmalı”



Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, Rum Haber Ajansı’na verdiği özel röportajda, Kıbrıs’taki kayıplar konusunda daha çok çabanın gerekli olduğunu söyledi. Zamanın geçmesiyle birlikte kayıpların kimlik tespitine ilişkin sürecin zorlaştığını, bununla birlikte ailelerin acılarının da arttığını söyleyen Muiznieks, son aylarda iki tarafın birçok çaba harcadığını ancak daha çok çabaya gereksinim olduğunu ifade etti.

Muiznieks, Kıbrıs’taki önemli bir çalışmayı da yerine getirdiğini, bunun, daha fazla kaynakla desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Muiznieks röportajında ayrıca Güney Kıbrıs’a ilişkin olarak geçtiğimiz Perşembe günü yayımlanan rapordan da bahsetti.

Muiznieks ayrıca İngiliz üs topraklarında kalan, Irak, Suriye ve İran gibi ülkelerden gelen 67 göçmen ve siyasi sığınma talebinde bulunan kişilerle ilgili olarak İngiliz hükümetiyle görüştüğünü ve bu kişilerin Birleşik Krallık’a taşınmasını talep ettiğini anımsattı.



Çağatay, 27’inci ölüm yıldönümünde anıldı



Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı, Ulusal Birlik Partisi (UBP) eski Genel Başkanı Mustafa Çağatay, ölümünün 27’inci yıldönümünde dün kabri başında anıldı.

Karaoğlanoğlu Mezarlığı’nda düzenlenen törende konuşan, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Merhum Mustafa Çağatay ile eşi Tuncay Çağatay’ın aynı toprak, şehir ve mahallede birlikte olduğu insanlar olduğunu belirterek, merhumun kendisinin ağabeyi, eşinin ise öğretmeni olduğunu kaydetti.

“Mustafa Çağatay ismi benim açımdan sadece bir siyaset, devlet adamı, kimliği taşımıyor. Onlar aynı şehirde birlikte doğup büyüdüğüm bir ağabey. Onu anlatırken çok fazla söze gerek yok, birkaç sözcük onu anlatmaya yeter ve artar bile; Dürüstlük, temizlik, yurt sevgisi bunlara ekleyebileceğim soğukkanlılık, sabır, itidal” diyen Akıncı, Çağatay ile 1975 Kurucu Meclisi ve Başbakanlığı döneminde; onun Başbakan kendinin ise belediye başkanı olduğu dönemde birlikte çalıştıklarını söyledi.

Çağatay’ı, sosyal yanı güçlü, halk ve emekten yana alın terine değer veren birisi olarak tanıdığını da dile getiren Akıncı, onunla farklı partilerden olmalarına karşı; ‘anlayış ve yurtsevgisi’inde ayni çizgide olduklarını ifade etti.

Bir diğer özelliğinin de geri çekilmeyi bilen birisi olması olduğunu da kaydeden Akıncı, “İlle ben, başka biri olmasın” noktasında birisi olmadığını kaydetti.

“Trafik kazası, terörü mü, cinayeti mi? Hangi ismi verirsek verelim o kötü olay olmasa bu toplum kendi istemese de yine onu bir şekilde göreve getirecekti buna adım gibi eminim” diyen Akıncı, onun yitiriliş biçiminden toplumda; ‘trafik belası, terörü, cinayeti’ şeklinde bir yara da açıldığına da vurgu yaptı.



Hala Sultan Tekkesi UNESCO dünya mirasları listesine girmeye aday oldu



Larnaka’da bulunan Hala Sultan Tekkesi’nin, UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne girmeye aday olduğu bildirildi.

Rum Politis gazetesi, Hala Sultan Tekkesi ile birlikte yine Larnaka’daki Tuz Gölü ve “Panaya Aggeloktisis Kilisesi”nin de aday olduğunu ve bu yerlerin 2017 ile 2018’de belirlenecek listeye girmesi halinde, Larnaka’nın ayrıcalık kazanacağını yazdı.





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 18
Dün Tekil 983
Bugün Tekil 751
Toplam Tekil 1931980
IP 54.196.72.162






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































27 Muharrem 1439
Ekim 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü, Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü.
(Hüseyin Nihal ATSIZ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu