BASIN BÜLTENİ Akıncı: “Kıbrıs Türk toplumunun hak ve çıkarlarına aykırı ve rencide edilici hiçbir unsur yok” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Akıncı: “Kıbrıs Türk toplumunun hak ve çıkarlarına aykırı ve rencide edilici hiçbir unsur yok”
Tarih: 21.03.2016 > Kaç kez okundu? 754

Paylaş


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında Brüksel’de önceki gün varılan mutabakatın olumlu olduğunu, bu mutabakatta Kıbrıs Türk toplumunun hak ve çıkarlarına aykırı ve rencide edici hiçbir unsur bulunmadığını açıkladı.

Akıncı, tam tersine bunu olumlu olarak değerlendirdiklerini bildirdi.

Türkiye ile AB arasında önceki gün Brüksel’de varılan mutabakatı yazılı bir açıklama ile değerlendiren Akıncı, Suriye’deki savaş nedeniyle evsiz barksız kalan milyonlarca insanın, küçük masum yavrularıyla birlikte canları pahasına Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden başta Yunanistan olmak üzere diğer AB ülkelerine ulaşmaya çalıştığına işaret ederek, insanlık tarihinin en trajik göç olaylarından biri olan bu sürecin vicdan sahibi herkesi derinden üzdüğünü vurguladı.

“Asıl olan, savaşların ve akan kanın durması ve kimsenin evinden yurdundan kopmamasıdır” diyen Akıncı, Suriye’de barış ortamı sağlanıncaya kadar, yaşanan trajik göç olayına bir tedbir amacıyla Türkiye ve AB arasında başlatılan yeni süreçte varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladıklarını belirtti ve alınacak önlemlerin yaşanan acıları bir ölçüde dindirmesi umudunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, anlaşmayla ilgili Kıbrıs Türk toplumu açısından şu değerlendirmeyi paylaştı:

“Türkiye ile AB arasında dün varılan bu mutabakatta Kıbrıs Türk toplumunun hak ve çıkarlarına aykırı ve rencide edici hiçbir unsur yoktur. Tam tersine bunu olumlu olarak değerlendirmekteyiz. Çünkü dün varılan uzlaşı, Türkiye-AB ilişkilerinde ileri bir adım niteliğindedir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin gelişmesi, Kıbrıs sorununun çözüm sürecine de olumlu katkı sağlar. Bu vesileyle yeniden anımsatmak isterim ki, Kıbrıs sorununa çözüm Kıbrıslı Türkler ve Rumların iradeleri ve onayları ile gelecektir. Bu gibi uzlaşılar ise çözüm sürecine ancak katkı koyabilirler.”

Cumhurbaşkanı Akıncı, AB’de geçerli olan uzlaşı kültürünün bir sonucu olarak ortaya çıkan mutabakatın, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik müzakere sürecinde yeni bir başlık olarak 33’üncü başlığın da açılmasını öngörmesi açısından önemli olduğunu belirtti.

Türkiye’nin AB üyeliği yolunda aşması gereken başka engeller olmakla birlikte, Kıbrıs sorununa bulacakları kapsamlı bir çözümün, Türkiye -AB ilişkilerini daha olumlu bir noktaya getireceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “Varılan mutabakatın bir unsuru olarak Türk vatandaşlarına vize muafiyetinin uygulanması halinde, bunu sadece devletlerarası değil, halklar arası ilişkileri de geliştirecek olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz” ifadesini kullandı.



Bozkır: “Müzakerelerin sonunda ortaya çıkan tablo tarihi bir dönüm noktası”



TC Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, yoğun müzakerelerin sonunda ortaya çıkan tablonun tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirterek "Bu gerçekten Türkiye'nin ve Avrupa Birliği'nin üzerine düşen sorumlulukları aldıkları, bu sayede sorunun çözümüne yönelik belki uzun aylardan sonra ilk defa doğru adımlar atma yönündeki bir anlaşmayı ifade ediyor." diye konuştu.

Bozkır, bugünden (dünden) itibaren Türkiye'den Yunan adalarına yasa dışı gidenlerin tespitlerinin başlayacağını belirterek, "4 Nisan'dan itibaren de Türkiye, bir mülteci geldiği andan itibaren bir Suriyeli kardeşimizi Avrupa'ya gönderebileceği bir takas sistemini işleme koyacak" dedi.

Bozkır, Brüksel temasları sırasında AA muhabirine Türkiye ve AB arasında varılan anlaşmaya dair açıklamalarda bulundu.

İnsan kaçakçılığının 6 milyar avroluk bir ekonomiyi oluşturduğunu, bütün dünyada silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan örgütlerin insanların çaresizliğinden yararlandığını vurgulayan Bozkır, bu sorunda da kaçakçıların onları Ege Denizi'ne yönlendirdiğini söyledi.

Bozkır, bu psikolojinin önlenmesinin önemine işaret ederek, şöyle konuştu:

"Bu psikoloji önlendiği zaman, 'Artık burada bize bir imkan yok, biz başka yerlere yönelelim.' şeklinde bir psikoloji oluştuğu takdirde, bu göç dalgalarıyla mücadele mümkün hale gelebilecek. Dolayısıyla, Türkiye 20 Mart itibarıyla Yunan adalarına giden tüm illegal (yasa dışı) göçmenleri, Türkiye'den gelmiş olmaları kaydıyla Türkiye geri alacak. Bunlar karşılığında da her biri için bir Suriyeli misafirimiz kamplardan legal (yasal) olarak Avrupa ülkelerine insan onuruna yakışır şekilde gidecek. Bu illegal olarak Türkiye dönen göçmenlerin, hiçbir zaman bir daha legal olarak gitme şansı olmayacak. Dolayısıyla burada caydırıcı psikoloji var. 'Ben gitmeyeyim, sıram geldiğinde gideyim, denizlerde hayatımı riske etmeyeyim, oraya gitsem bile bir daha legal olarak gitme şansım olmayacak. Her halükarda geri gönderileceğim.' psikolojisi, bu sorunun çözümü için önemli. 20 Mart'tan itibaren tespitler başlayacak, 4 Nisan'dan itibaren de Türkiye, bir mülteci geldiği andan itibaren bir Suriyeli kardeşimizi Avrupa'ya gönderebileceği bir takas sistemini işleme koyacak."

AB'nin ilk baştaki yaklaşımının "Size para verelim, siz de bunu çözün." şeklinde olduğunu kaydeden Bozkır, "Biz bu yaklaşımın hep yanlış olduğunu söyledik. 'Bu para verilerek çözülecek bir konu değil. Türkiye'nin paraya da ihtiyacı yok. Bu parayı Suriyeli göçmenlere verin.' dedik. Bu anlaşmanın diğer bir unsuru da, 3 milyar avronun 2016 için Suriyeli göçmenlere harcanacak olması ve bu meblağın 2018'e kadar da 6 milyar avroya çıkarılması" dedi.

Bozkır, paranın okul, hastane ve altyapı harcamalarına, kampların idaresine, kamplardan çıkacak insanların daha güzel mekanlara yerleştirilmesine ve gerektiği takdirde Suriye'de oluşturulabilecek güvenli bölgelere yüz binlerle intikale kullanılacağını ifade etti.

Bozkır, paranın harcanmasının hızlandırılması için de çeşitli pratik formüller üzerinde mutabakata varıldığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Örneğin, bu paranın bütün Avrupa mekanizmaları içinden geçtiği takdirde belki seneler sürecek bir yavaşlama içinde olacağı gerçeği var. Bunun mesela Kızılay'a verilmesi ve bu paraları Kızılay'ın harcaması, ardından da bunun hesabının bizim yıllardır yaptığımız metotlarla AB ile görülmesi şeklinde bir formül var. Bu gerçekleşirse paranın süratle gelmesi, süratle işleme konulması, sonuçlarının da süratle görülmesi ve Suriyeli kardeşlerimizin illegal göçe temayül psikolojilerinin sonlandırılması mümkün olacak."

Anlaşmanın diğer bir unsurunun da vizelerin kaldırılması olduğuna dikkat çeken Bozkır, "AB ülkelerine, Schengen bölgesine girmek için 36 yıldır çeşitli sıkıntılarla vize kuyruklarında bekleyerek, vize alamayarak yaşanan hak etmediğimiz bir durum inşallah haziran ayında ortadan kalkacak. Türk vatandaşları haziran ayından itibaren Avrupa ülkelerine biyometrik pasaportlarla vizesiz girebilecekler. İleride pasaporta da gerek kalmadan yeni vermeye başladığımız biyometrik verili kimlik kartlarını göstererek dahi girmeleri mümkün hale gelecek." dedi.

Bunun için 72 kriterin yerine getirilmesi gerektiği vurgulayan Bozkır, "Bunun için de 1 Mayıs'a kadar bunların tamamlanması lazım. Şu ana kadar biz 37'sini gerçekleştirmiş durumdayız: AB Konseyi'nin kağıtlarında da bu var. Geri kalanlarının da bütün planlaması yapıldı, kanun, yönetmelik, operasyonel önlemler olarak bütün kurumlar görevlendirildi, Meclis'in ne yapacağı saptandı, mayıstan önceki günlerde bunların hepsi yerine getirilecek. İnşallah vize kalkacak." ifadesini kullandı.

Bozkır, anlaşma sayesinde yeni bir faslın da açılacağını anımsatarak, "29 Kasım zirvesi ile beraber 17. faslı açabildik. Bu, beş yıl süre içerisinde açılmış ikinci fasıldı. İki yıl sonra açılmış ilk fasıldı. Bu Konsey kararı ile beraber 33. faslı da açma kararı ortaya çıktı. Nisan ayında prosedürler başlıyor ve Hollanda'nın AB Dönem Başkanlığında 33. fasıl açılmış olacak." diye konuştu.

Ayrıca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bloke ettiği fasılla ilgili olarak da çalışmaların çok süratlendirilmesine karar verildiğini söyleyen Bozkır, "Böyle bir tablo içinde bunun AB için, Türkiye için, barış için, huzur için, AB'nin geleceği için çok önemli unsurlar içeren bir anlaşma olduğunu söylemek mümkün olacak." değerlendirmesini yaptı.



Davutoğlu: “Herkes, Türkiye'nin sığınmacılar için sağladığı şartları takdir ediyor”



Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, dünyada sığınmacı meselesini yakından izleyen herkesin Türkiye'nin sığınmacılar için sağladığı şartları takdir ettiğini söyledi.

Brüksel’deki Türkiye-AB Zirvesi'nin ardından Başbakan Davutoğlu, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, ortak basın toplantısının ardından soruları yanıtladı.

Davutoğlu, sığınmacıların geri kabul edilmesiyle ilgili yasal bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı ile ilgili bir soru üzerine, bugüne kadar Türkiye'ye sığınmacılara muamele konusunda tek bir eleştiri gelmediğini vurguladı. Davutoğlu, şunları dile getirdi:

"Bu Başbakan olarak benim için gurur duyulabilecek bir şey. Çünkü son 5 yıldır 300 bin kişinin yaşadığı kamplarımız var. Bunlar normal kasabalara, köylere dönüşmüş durumda. Okul, hastane gibi tüm imkanlar mevcut, sıcak yemek servisi yapılıyor. 2,4 milyon Suriyeli sığınmacı ise şehirlerde Türk halkıyla beraber yan yana yaşıyor. Türk toplumunda onlara dönük herhangi bir ırkçılık ya da yabancı düşmanlığı yok. Bu bizim kültürümüz. Örneğin, Başbakan olarak seçimlerden sonraki ilk kararlarımdan biri, Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılara çalışma izni verilmesi oldu. Bu zor bir karardı, Avrupa'daki tüm siyasi liderler bunu kabul edecektir. Muhalefet eleştirdi ancak yüzde 10 kadar işsizlik oranına rağmen, halkımız bu politika hakkında herhangi bir şey söylemedi. Çünkü biliyorlar ki Suriyeli sığınmacılar da kendileri gibi insan. Sığınmacıların şartları iyi planlanmış durumda. Bu konuda herhangi bir şüphesi olanlar gelip görebilir. Suriyeli olmayanlar için de aynı durum söz konusu."

Davutoğlu, dünyada sığınmacı sorununu yakından takip eden herkesin Türkiye'nin sığınmacılar için sağladığı şartları takdir ettiğini söyledi.

Geri kabullerin başlamasıyla bazı zorluklarının ortaya çıkacağını ifade eden Davutoğlu, ancak bu konuda AB ve Türkiye arasında ortak projelerin hayata geçirileceğini belirterek, "Anlaşmayı eleştirenler, daha iyi bir seçenek sunmalı. Daha iyisi yok" dedi.

Başbakan Davutoğlu, sığınmacılara muamele konusunda ders almak isteyenlere, Türkiye'nin tecrübelerini gözlemlemesi tavsiyesinde bulundu.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk da bir soru üzerine, Türkiye-AB ilişkilerinde Avrupa’ya düzensiz göçü durdurmak hedefinde önemli bir dönüm noktası bulunduğunu belirterek, "Bu anlaşmanın önemli sonuçlarının olacağına inanıyorum” diye konuştu.

Toplantıda Kıbrıs Rum Kesimi’nin blokajlarının hatırlatılması üzerine Tusk, kendilerinin Türk tarafı konusundaki beklentilerinin daha büyük olduğunu ancak en azından bir konuda ilerlediklerini vurguladı. Donald Tusk, bazı şeylerin başarıldığını ve bunun kendisi açısından gelecek için umut verici bir işaret olduğunu söyledi.

Tusk, kendisi için üye devletlerin Yunanistan’a mali desteğe hazır olmasının tatmin edici olduğuna ve bu ülkeyi iltica başvuruları sürecinde desteklemek gerektiğine işaret etti.

Avrupa’nın ileri standartları nedeniyle mülteciler açısından tüm dünyada temel hedef bölge olduğunu vurgulayan Tusk, "Dünyanın en ileri standartlarına sahip bölgesi olarak düzensiz göçü kontrol altına almayı başarmalıyız. Şunun altını çizmek gerekir ki Avrupa’nın mülteciler için temel hedef bölge olması tesadüf değil” ifadelerini kullandı.



ABD Dışişleri Bakanlığı: "AB ile Türkiye arasındaki anlaşma, sığınmacı krizi açısından önemli bir adım "



ABD yönetimi, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında sığınmacı krizinin çözümü konusunda varılan anlaşmanın önemine işaret ederek, "ABD, Suriye'ye komşu ülkeler ve etkilenen ülkelere desteğini artırmaya hazırdır" açıklamasını yaptı.

ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "ABD, AB ile Türkiye arasında önceki gün varılan anlaşmayı, bölgede eşi görülmemiş sığınmacı ve göçmen akınına cevap vermek için önemli bir adım olarak görmektedir. Suriye'den gelen 2,7 milyon sığınmacıyı ağırlayan Türkiye'nin bugüne kadarki çabalarını takdir ediyoruz" ifadesi kullanıldı.

ABD'nin, Avrupa'da güven içinde bir hayat arayan göçmen ve mültecilerin durumuyla daima ilgili olduğu belirtilen açıklamada, Türkiye ile AB arasındaki anlaşmada bütün mültecilerin korunmaya hakkı olduğu ve anlaşmanın AB kanunları ile uluslararası hukuka uyumlu şekilde uygulanacak olmasına dair kullanılan dilin de takdirle karşılandığı bildirildi. Açıklamada, çaresiz kişileri ağına düşüren insan kaçakçılarının durdurulmasına yönelik eyleme güçlü şekilde destek verildiği vurgulandı ve Türkiye ile Yunanistan'a taahhüt edilen hızlı desteğin verilmesi, sığınma başvurularının hızlıca ele alınması, göçmen dönüşlerinin insani koşullarda sağlanması ve bu konularda AB ülkeleri arasında dayanışma sağlanmasının önemine de işaret edildi.

"ABD, Suriye'ye komşu ülkeler ve etkilenen ülkelere desteğini artırmaya hazırdır" ifadesi kullanılan açıklamada, ABD'nin bugüne kadarki katkılarına ek olarak daha fazlasının yapılması ve tüm dünyanın harekete geçirilmesi için ABD Başkanı Barack Obama'nın 20 Eylül'de New York'ta mültecilerle ilgili zirve düzenleyeceği kaydedildi.



Güney Kıbrıs Türkiye-AB Anlaşmasından “memnun”



Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Suriye’de yaşanan savaş sebebiyle ortaya çıkan mülteci krizinin ele alındığı AB-Türkiye zirvesinde varılan anlaşmadan memnuiyet duyduklarını açıkladı.

Rum Fileleftheros ve diğer gazeteler, Türkiye-AB zirvesinde varılan anlaşmanın Güney Kıbrıs’ın “zaferiyle” sonuçlandığını, Türkiye’nin açılmasını istediği, Güney Kıbrıs tarafından dondurulmuş halde bulunan beş müzakere başlığının da olduğu şekilleriyle, yani açılmadan kaldığını yazdılar.

Rum Fileleftheros gazetesi, Türkiye ve AB’nin, yaşanan yoğun kulis faaliyetleri ve pazarlıkların ardından mülteci krizi konusunda anlaşmaya vardıklarını yazdı.

Gazete, Türkiye’nin açılmasını talep ettiği ve Güney Kıbrıs tarafından dondurulmuş bulunan beş müzakere başlığına ilişkin Güney Kıbrıs’ın itirazlarının AB tarafından destek gördüğünü belirterek, Fransa’nın 33 nolu başlığın açılmasına onay vermesiyle birlikte Güney Kıbrıs’a yönelik baskıların da ortadan kalktığını vurguladı.

Türkiye-AB uzlaşı metninde, müzakere başlıklarına ilişkin olarak Güney Kıbrıs’ın talebiyle “mevcut çerçeve” ifadesinin eklendiğini iddia eden gazete, bu ifadenin “Türkiye’nin yükümlülüklerine atıfta bulunduğunu” yazdı.

Gazete haberinde, anlaşma metnin ayrıntıların ve zirve sonrasında AB ile Türk yetkililerinin yaptıkları açıklamalara da yer verdi.

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, zirve sonrasında yaptığı açıklamada, varılan sonuçtan “tam anlamıyla memnun olduğunu” belirtti.

Habere göre Anastasiadis, “Türkiye’nin ısrarı ve bazı ortaklarımızın teşviklerine karşın, krizin çözümünün Türkiye’nin AB süreciyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini ve Kıbrıs’ın göçmen krizinin yükümü omuzlarına almasının mümkün olmadığını” vurguladıklarını belirtti.

Anastasiadis,“Beş başlığın açılması konusundan bize bahsettiklerinde de aynılarını söyledik ve böyle bir hareketin Kıbrıs sorununun çözümü çabaları devam ederken bizi Türk hükümetiyle karşı karşıya getirecek bir hareket olacağını belirttik” şeklide konuştu.

AB-Türkiye zirvesinin sonuçlarından duyduğu memnuniyeti dile getiren Anastasiadis, Türkiye’nin donmuş haldeki müzakere başlıklarının açılmasının Türkiye’nin Ankara Protokolü ve genel anlamda müzakere çerçevesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesiyle mümkün olabileceğini yineledi.



Akıncı: “Kıbrıs müzakerelerinin temel aktörü Kıbrıslı Türklerdir”



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türkü’nün olmadığı, onun seçilmiş liderinin bulunmadığı, Kıbrıs Türk halkın söz konusu olmadığı hiçbir durumun söz konusu olmayacağına işaret ederek “Ne Türkiye böyle bir hata yapar, ne de böyle bir durum Kıbrıs Türk halkı tarafından benimsenir. Kıbrıs müzakerelerinin temel aktörü Kıbrıslı Türklerdir. Türkiye ile elbette istişare yürütür ve yürüteceğiz, istişare başka irade başkadır. İrade Kıbrıs Türkü’nündür“ dedi.

Girne’de gerçekleştirilen“2’nci Kıbrıs Ekonomi Zirvesi’nde ” konuşan Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “müzakerelerde Kıbrıslı Türklerin devre dışı kaldığı” yönünde son günlerde medyada çıkan bazı haberleri eleştiren Akıncı, söz konusu haberlerin doğru olmadığını ifade etti. Müzakerelerle ilgili olarak ise 4 ana başlıkta ilerlemelerin sağlandığını ifade eden Akıncı, toplam 6 başlıkta, ilerleme sağlanan 4 başlıktan 2’sinin ekonomi ile AB olduğunu kaydetti.

Kıbrıs’ta sorunun çözümü sonrası çok önemli bir rol oynayacak olan ekonomi konusunda düzenlenen zirvede bulunmaktan duyduğu mutluluğu ifade ederek, çalışmaları bu bilinçle yürütmekte olduklarını kaydetti.

Ekonomi alanındaki gelişmelerin siyasi gelişmelerle paralel gittiği, birbirini desteklediği oranda sonuç almanın mümkün olduğunu belirten Akıncı, ekonomi ile siyasetin birbirinden ayrılamayan bir ikili oluşturduğunu söyledi.

Akıncı, bu perspektiften bakıldığında kamuoyu ile düşüncelerini de paylaşmak istediğini belirterek konuyla ilgili şunları ifade etti:

“Çözümsüzlüğün bize maliyetini anlatmama gerek yoktur çünkü 50 yıldan beri süreci yaşıyoruz. Bunun sonuçlarını, uluslararası hukukun dışında olmanın sonuçlarını, global-finansal sektöre tam olarak entegre olamayışımızın sorunlarını yaşayarak gördük. Dolayısıyla çözümsüzlüğün getirdiği istikrarsızlık, belirsizlik bizim için artık çok bilinen, yaşanan bir olgudur. Yakın geçmişte Güney Kıbrıs da ekonomik sıkıntının alasını yaşadı. Belki tamamen çözümsüzlükten kaynaklanan bir sıkıntı değil onlarınki çünkü uluslararası hukukun içinde, tek başına Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sahip çıktılar, hem BM hem de 12 yıl önce AB içerisinde olmalarına rağmen yaşanan sıkıntılar çözümsüzlüğün onlara da yaramadığını gösterdi.

Çözüm ile birlikte kalkınma ve gelişmeyi sanırım ada üzerindeki her iki toplum da daha iyi kavrar duruma ulaştı. Çözüm bize önümüzü görebilmeyi, uluslararası arenada yer almayı, gelecek belirsizliğinden kurtulmayı, özellikle gelecek kuşaklar açısından son derece önemli, daha iyi bir ekonomik, finansal iklim bize beraberinde daha çok yatırımı da getirecek. Finans sektörünü yatırımın dışında değerlendirmek sanırım olanak dışıdır. Finans sektörü yatırıma kanalize edildiği zaman ülke için çok daha hayırlı ve yararlı sonuçlar doğurabilir. Bunların farkındayız. Maliyetlerin aşağı çekilmesi ancak iyi ekonomik ve finansal iklimle mümkün olabilir. İstikrar, siyasi çözüm, daha çok yatırım getirebilir ve bu sektörlerin her biri ülkemizi daha iyi, güzel bir geleceğe doğru taşıyabilir.”

Çözümle birlikte gelecek 10 yılın neler getirebileceğini değerlendirirken dile getirdiği senaryodan da bahseden Akıncı, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yataklarının ya bir sürtüşme kaynağı olarak Kıbrıs Türkü’nü daha kötü noktalara taşıyacağı ya da bir işbirliği platformu oluşturacağının altını çizdi.

Senaryoda doğru ve güzel olanın; zenginliklerin Kıbrıslı Türk ve Rumlara ait olduğuna göre bu zenginliklerin sorunun çözümüyle birlikte herkesin yararına su yüzüne çıkarılması ve bunun Avrupa’ya sevkinde, yabancı uzmanların, en ucuz ve kısa yolun Türkiye üzerinden olduğunu söylediğine dikkat çekti.

İsrail’den Kıbrıs, Girit ve Yunanistan’a deniz altından elektrik götürülerek Avrupa’ya bağlanması yönünde fizibilite çalışmalar başlatıldığını da belirten Akıncı, bunun yerine Kıbrıs’ta çözüm ve Türkiye’nin de İsrail ile aksayan ilişkilerinin yakın gelecekte düzelme sinyallerinin alındığı bugünlerde, projenin Türkiye üzerinde gitmesinin maliyeti 12 kat daha ucuzlatabileceğini vurguladı.

Bir diğer önemli konunun Türkiye’den gelen su konusu olduğunu belirten Akıncı, içme, kullanma ve tarımda kullanılacak bu suyun tüm ada insanlarına yeni kaynak oluşturarak hizmet etmesinin önem taşıdığını, doğal gaz, elektrik ve suyun Kıbrıs sorununa bakışı ve çözüm yolunda yeni bir anlayışlı getirebileceğini söyledi.

Kıbrıs’taki bankacılık ve finans sektörünün 2000’li yıllarda acılı dönemler geçirdiğini de anımsatan Akıncı, oradan çıkartılan dersler sonucu mevzuatlarda değişiklikler yapıldığını kaydetti.

Sistemin daha dayanıklı hale getirildiğini de ifade eden Akıncı, uluslararası hukuk ve global ekonominin dışında birtakım yerlerde olamamanın getirdiği eksikliklerinin süratle giderilmesi gerektiğini söyledi.

“Çözüm olacak mı? Nereye gidiyoruz?” şeklinde sorulara maruz kaldığından da bahseden Akıncı, anlaşmanın bazı hükümlerinin olumsuz olabileceğini düşünerek şimdiden ‘hayır ateşi’ kıvılcımı yakanlar yanında, anlaşma metni ortaya çıkmadan ‘evet’ kampanyası yürüten insanlar bulunduğuna dikkat çekerek, bununla ilgili şunları söyledi:

“2016 yılını bir çözüm yılı yapmak için ben var gücümle çalışacağım, bunu bilmenizi istiyorum. Ben halkın yüzde 60 oyu ile göreve gelmişsem bu halkımızın çözüm iradesinin de bir göstergesidir. Cumhurbaşkanı seçilirken bir tek boyutla seçilmez, mutlaka başka faktörler de var. Ama ben bu konuyu en önemli boyut olarak toplumumun önüne koydum ve sonuçta böyle bir tercihte bulunurken benim çözüm iradesi ile hareket edeceğimi bilerek oy verdi. Bu çözüm de, nasıl olursa olsun bir çözüm değil, Kıbrıs Türkü’nün özgürlüğünü, eşitliğini ve güvenliğini içerecek bir çözüm olması gerektiğini de bize belli ederek seçimini yaptı. Yani ben halka sunduğum programda; özgürlüğümüzün, eşitliğimizin, güvenliğimizin kesinlikle göz ardı edilmeyeceği bir modelin, 2 kesimli, 2 toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federal çözümün sözünü vererek seçildim.”

Akıncı konuşmasının sonunda, Kıbrıs’ın bir çözüme ihtiyacı olduğunu ifade ederek, bu konuda bankacılık ve finans sektörünün katkılarının önemli olduğunu kaydetti.

Zirveye yoğun işleri nedeniyle katılamayan ve videolu mesaj gönderen BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Espen Barth Eide konuşmasında, göreve gelmesinin ardından Kıbrıs’ta çözümün ekonomik yönlerine de girilmesine karar verildiğini ve Cumhurbaşkanı Akıncı ve Rum lider Nikos Anastasiadis’in kendisini, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’yla temas yapmak için yetkilendirdiğini kaydetti.

Eide, bu iki kuruluştan eşi görülmemiş bir destek aldıklarını belirterek, sadece Kıbrıs’ta değil aynı zamanda uluslararası bir desteğe sahip olunduğunu ve bundan memnuniyet duyduğunu söyledi. Eide uluslararası kuruluşlar ve Kıbrıs’taki uzmanlar arasındaki sıkı işbirliğini görmekten de son derece memnun olduğunu açıkladı.

Aynı zamanda Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası’ndan gelen desteğin de memnuniyet verici olduğunu kaydeden Eide, bu kuruluşların hem AB müktesebatının Adanın tümünde uygulanması hazırlıklarını yaparken aynı zamanda Euro’nun rolü konusunda çalışmalar da yaptıklarını söyledi.

Çözüm halinde “Kıbrıs’ın tümünün” komşularıyla ticaret yapabileceği gibi, herkesin AB’yle ticaret yapabileceğinden de bahseden Eide, yeni yatırım ve sanayi olanaklarına sahip olacak Adanın, daha geniş bir bölgeye hizmet verebileceği inancını dile getirdi. Bir anlaşma halinde “yapılabileceklerin sınırsız olduğunu” savundu.

Eide, Kıbrıs’ın içindeki ekonomik potansiyelin kullanılabilmesi için, güçlü ve şeffaf kuruluşlara, şeffaf karar alma süreçlerine ve herkes tarafından anlaşılır kural ve tüzüklere ihtiyaç bulunduğunu söyledi ve kapsamlı ekonomik büyümenin, kalıcı barışın baş öğesi olduğunun tecrübeyle sabit olduğunu kaydetti.



Prokopakis: “Mülkiyetle ilgili tazminat miktarı abartılıyor”



Yunanlı öğretim görevlisi ve danışman Yorgos Prokopakis, mülkiyetle ilgili tazminat miktarının abartıldığını ve insanların, çözümün maliyetini tartışmasının anlamsız olduğunu kaydederek, Kıbrıs sorununun çözümünden doğacak ekonomik kazançların çok büyük olduğunu söyledi.

DİSİ’nin düzenlediği Kıbrıs sorunu konulu etkinlik için adaya gelen ve bu çerçevede Rum Alithia ve Politis gazetelerine röportaj veren Prokopakis, Kıbrıs sorununda çözüme doğru ilerlemeye mahkum olunduğunu ve iki toplumun liderlerinin şu anda, yapıcı bir diyalog içerisinde bulunmalarının başarı olduğunu kaydetti.

Prokopakis, çözüm olması halinde, elde olan imkanlar doğrultusunda tazminat verileceğinden bahsederken, tazminatlar konusuna verilen önemin, yeniden birleşmeden doğacak gerçek perspektiflerin önünü tıkadığını söyledi.

Habere göre, Prokopakis, Rum ekonomisinin yeniden kendi ayakları üzerinde durmaya başladığını, ancak perde gerisinde risklerin hala var olduğunu belirtirken, Güney Kıbrıs’ın sözde “Münhasır Ekonomik Bölgesi” içerisindeki hidrokarbon yataklarının, gerek yeni yatırım fırsatları, gerekse Kıbrıs sorununun çözümü için “altın fırsat” olduğundan bahsetti.



Yücel ve Loizidu: “Kıbrıs sorununun çözümüyle cinsiyet eşitliği için altyapılar öneriyoruz”



İki toplumlu Cinsiyet Eşitliği Komitesi üyeleri Ksenia Loizidu ile Mine Yücel, Kıbrıs sorununun çözümüyle cinsiyet eşitliği için altyapılar önerdiklerini söylediler.

Rum Fileleftheros gazetesine söyleşi veren Loizidu ile Yücel, Kıbrıs sorununun çözümünden sonra cinsiyet ayrımcılığı olmaması için çaba gösterdiklerini belirterek, toplumda barış kültürünün yetiştirilmesinin önemine vurgu yaptılar.

Komitenin çalışmalarıyla ilgili bilgi de veren Loizidu ile Yücel, insanların Kıbrıslı Türk veya Rum olarak değil, insan olarak görülmesi gerektiğini kaydettiler.

Farklı ulusal kimliğin işbirliğine engel teşkil etmediğine işaret eden Loizidu ile Yücel, aynı hedeflere sahip olmanın çok önemli olduğunun altını çizdiler.



Taçoy: “Genel başkanın partiden istifa edip etmeyeceğimi sorgulaması üzerine istifamı verdim”



Milletvekili Hasan Taçoy, Demokrat Parti Ulusal Güçler’den (DP UG) istifasını “partiye aidiyetinin sorgulanması üzerine” verdiğini açıkladı.

Taçoy, konuyla ilgili, TAK muhabirine yaptığı açıklamasında, önceki gün yapılan DP UG Merkez Yönetim Kurulu toplantısında, uzun zamandır belirgin şekilde tartışılan bazı konuların ele alındığını söyledi.

“Aidiyetle ilgili konuların tartışıldığı noktada sayın genel başkanın ısrarlı tutumları ve partiden istifa edip etmeyeceğimi sorgulaması üzerine istifamı akşam sözlü olarak kendilerine verdim” diyen Taçoy, bugün (Cuma günü) de yazılı istifasını Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı ve DP UG’ye ilettiğini kaydetti.

Taçoy, bundan sonraki süreçte Meclis’teki görevine bir süre bağımsız milletvekili olarak devam edeceğini söyledi.

Öte yandan, Demokrat Parti Ulusal Güçler Güzelyurt milletvekili Menteş Gündüz de dün partisinden istifa ettiğini açıkladı.



Gaziveren ve Çamlıköy Şehitleri anıldı



52 yıl önce Gaziveren ile Çamlıköy direnişinde şehit düşenler önceki gün düzenlenen törenlerle anıldı.

"Gaziveren ile Çamlıköy Direnişi’nin 52. Yılı ve Şehitleri Anma Günü" çerçevesinde ilk tören, Gaziveren Şehitler Anıtı önünde ardından da Çamlıköy Şehit Emin İzzet Büstü önünde düzenlendi.



Güney’de yabancı uyruklu şahsa mezar yeri verilmedi



Baf’ın “Tala” (Dala) köyünde daimi olarak ikamet eden ve hayatını kaybeden yabancı uyruklu bir şahsa, mezar yeri verilmedi.

Rum Fileleftheros gazetesi, konunun Rum İçişleri Bakanı Sokratis Hasikos’un gündemine geldiğini ve “Tala” köyü muhtarının, köyün daimi sakini olan ancak Kıbrıslı olmayan şahsın ölümü sonrasında, gömülmesi için mezar yeri tahsis etmediğini doğruladığını yazdı.

Habere göre, mezar yerlerinin az olduğu, mevcut olanları da “Kıbrıslılara ayırdığı” gerekçesini öne süren Tala muhtarı “yasalara uyması” konusunda uyarıldı.





Yorumlar










Aktif Ziyaretçi 49
Dün Tekil 868
Bugün Tekil 749
Toplam Tekil 1935765
IP 54.224.13.210






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































2 Safer 1439
Ekim 2017
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 9.775 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu