Soru Genç Kardeşlerime; ‘’Türkiye Neden Bu Halde?’’ - Emrah BEKÇİ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Soru Genç Kardeşlerime; ‘’Türkiye Neden Bu Halde?’’ - Emrah BEKÇİ
Tarih: 19.03.2016 > Kaç kez okundu? 984

Paylaş


Soru: Türkiye neden bu halde?

Cevap: Okumuyoruz!

-Sorun okuma yazmadaysa hemen bir kitap alıp okuyalım.

-İyi de ne okuyacağız?

**

Okumak demek, bir okula kayıt yaptırıp orada deve kuşları gibi başımızı kuma gömüp, bahardan yaz mevsimine sarkan üniversite sınavlarına hazırlık yapmak değildir. Okumak demek üniversite sıralarında çoğunluğu yabancı terimlerle ders anlatan akademisyenlerin anlattıklarını dinleyip, kaynak gösterdikleri kitaplardan, sınavda hangi soru çıkacak diye olasılık avcılığı yapmak da değildir. Bu gibi cümleleri sayfalar dolusu yazabilirim..

Okumak nedir?

Okumak; düşünmektir-sorgulamaktır-soru sormaktır.. Okumak, bitirilen bir okulun, hak edilen diplomasından sonra, tesadüfen parası olan işverenin yanında maaşlı çalışmamaktır. Okumak; ülkenin kaderine milli zihnini yormak demektir. Okumak; kültürel, sosyolojik, inançsal olarak günümüzde parye edilen milletimizi, bir bütün haline nasıl getiririm formülünü bulmaktır. Okumak; dört-beş siyasi partinin değnekçisi olmak yerine, aziz-asil-kadim milletin kaderini tayin edecek politik ve siyasi hamleler yapıp fikirler üretmektir. Okumak çok şey vesselam...

Okumaktan yola çıkarak, siz değerli kardeşlerimle ülkemizin geldiği hal-i vaziyeti hususunda, müsaadeniz olur ise‘’okuma’’ yapmak isterim. Yapacağım okumada, okuyan ben ile birlikte bu satırları okuyan genç kardeşlerimle bizler olacağız.

**

Ülkemiz neden bu halde?

12 Eylül 1980 sonrası Türkiye büyük ve hızlı değişime girmiştir. Bu hızlı değişim hem maddi ‘’teknolojik’’, hem de manevi ve kültürel alanları kapsamaktadır. Maddi hızlı değişimler, manevi hızlı değişimler ile birlikte senkronize bir vaziyette ilerlediği sürece, toplumlar fazla sıkıntı yaşamazlar. Ancak; maddi değişim, manevi değişimi veya manevi değişim maddi değişimin önüne geçtiği ‘’baskın’’ olduğu vakit, toplum sorunlar yaşamaya başlar.

Günümüzde ülkemiz bunun bedelini ödemektedir.

Ödenen bu bedelin tarihsel süreci söz konusudur. Bunu şu şekilde kısaca ‘’aktarma okumasını’’ ünlü sosyologumuz Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’dan yapalım. Sayın Hocamız konuyu şu şekilde işaret ediyor ‘’Tanzimat fermanı, tepeden inme veya direk değişim yöntemiyle Osmanlı toplum yapısını, hiçbir analize tabii tutmadan, -Batı mesaja uygun hızlı bir değişim süreci içine itmiştir. Oysa Batı’da, yeni gelişen antropoloji çalışmaları, kültürel değişme modelleri ve hepsinin üstünde oryantalizm-zihniyeti Osmanlı devletini dize getirmek için adeta seferber kılınmıştır. Osmanlı bürokrasisi ve aydınının teslimiyetçi yapısı, özellikle Büyük Reşid Paşa’nın yeniliğe son derece açık kişiliği bu kültürleşme sürecini hızlandırmıştır.’’

Yani kısacası, Osmanlı devleti kendi cellâdının kılıcının ucuna boynunu uzatmıştır.

Hocamız devamla şunları da işaret etmektedir:

‘’Tanzimat üzerine günümüzde yapılan değerlendirmeler göstermiştir ki, Batı, metodik ve akılcı bir biçimde planlanmış yaklaşımlarla yenilik sürecini Osmanlı toplum yapısına pompalamıştır:

1- Yeniliklerin Batı’da filizlenen ‘’Oryantalizm ruhuna’’ uygun bir biçimde sunulduğu.



2- ‘’Alıcı Kültür’’ün (Bu Türk Milletidir) bu sunuşa hazır bulunmadığı, bunu yaparken de sosyal seferberlik gücünü bir tepki unsuru olarak kullanacağı yerde taklitçi bir görünüm sergilediği; aynı zihniyet ve davranışın günümüzde de sürekliliğini koruduğu bilinmektedir.

Görüldüğü üzere milletimizin kültür kodlarını hastalandıran ve böylelikle programlanmış bir robot vaziyeti vermek isteyen farklı kültür ve milletler. İlk önce kendi sistemlerini oluşturmuş. Oluşturmuş oldukları sistemlerini taklit edecek olan muhtaç toplumları hedef seçmişlerdir. Bu hedef toplumlar içerisinde milli ruhu ve manevi değerleri tunçtan olan aziz milletimizde yer almıştır. Bunun nedeni, tarihsel olarak manevi değerleri çelikten sert olan, bu bağ ile bütünlük arz eden kodlarımızı önce etkisiz hale getirip. Sonra kendilerini taklit eden bireyler yaratıp, ‘’Batı taklitçisi ve hizmetkârı yaratmayı hedefliyorlardı. Geldiğimiz nokta ‘’Batı Oryantalizm’’in seneler önce attığı tohumların günümüzde meyvelerini verdiğinin sıkıntılı sancılarıdır. Bu sancılar sonucu Ana Vatanda bir çocuk dünyaya gelecek, öz babası ise ‘’Batı Oryantalizm’’ olacak gibi.

Bu tohum Osmanlı devleti döneminde atılmış, hatta Tanzimat’tan tam kırk yıl sonra, Osmanlı Bilim Derneği ve Fenler Dergisi çerçevesinde toplanan aydınların yönlendiricisi, Osmanlı Milli Eğitim Bakanı Saffet Paşa, 1879 yılında yazdığı özel bir mektupta, ‘’Batılı norm ve yeniliklerin bütünü ile almadıkça devleti bir medeni devlet haline getiremeyeceğimizi’’ beyan ediyordu. Bu düşünceden tam otuz sene sonra içtihatçıların önde gelen temsilcilerinden Dr. Abdullah Cevdet Efendi tarafından ‘’Batının gülü, dikeniyle alınması’’ diye formüle edilecekti.

Günümüz Cumhuriyeti inşa eden yapı ise; Türkçülerden hafifletilmiş bir milliyetçiliği, İslamcılardan tam karşıt tezi temsil eden laikliği, Batıcılardan ise ‘’bütünü ile batının bir parçası olma’’ eğilimlerini almışlardır.

Oryantalizmin bilim insanlarından olan Arnold Joseph Toybnee (1889-1975, İngiliz tarihçi) Osmanlı devletinin yapısını, kültür ve inanç kodlarını şu şekilde belirtmekte ve çözmektedir: ‘’İslami yenilik, Necef ve Büyük Sahra’nın step ve vahalarında boy gösterirken. Yüzeli yıl önce ortaya çıkan modern İslam yenileşmesi III-Selim ve Mehmed Ali’den beri İstanbul ve Kahire’de boy gösterdiği söylene bilir.’’

Toybnee sözlerine şu şekilde devam eder; Abdülhamid engelini üstün bir kuvvet gösterişiyle aşarak yeniliği mantıklı yerine oturtan ve liderliğini yaptığı devrim; yedinci-dokuzuncu yüzyılda klasik Japon devrimlerini gölgede bırakmıştır. Türkiye’deki bu devrim, bizim Batı’daki başarılı ekonomik, siyasi, estetik, dini devrimler aksine. Türk halkını sosyal deney malzemesi olarak ve ayrıca milli tecrübelerini tepeden tırnağa kadar sarsmıştır.. Türk batıcıları, Batılı bir milletin veya devletin kopyasını Türkiye’de üretmeye çalışmışlardır.’’.



Ve hadisenin en can alıcı noktası ise şu tespitidir: ‘’Yenicilik etkisiyle bu insanlar ülkelerini Batının milli devletlerinden biri haline getirip, Batılı kardeşleriyle aynı derecede eşit, özgür ülkeler haline gelseler bile bir şey değişmeyecektir..Bizim tehdidimiz ‘’İslam’’. Türk ne yaparsa yapsın, gözümüze giremeyeceğini, kitabımız ‘’Kitabı Mukaddes’’ten alıntılar yaparak bize göstere bilir. (Biz size kaval çaldık, siz oynamadınız, biz yas tuttuk siz ağlamadınız). İşte günümüzde Avrupa Birliği çığırtkanlığı yapıp, yenilikçilikten bahisle çıkışlar yapan sözde aydınlarımıza seneler önce yazılmış bir mektubun okuması gibi.



**



Ülkemizin günümüzde en büyük sıkıntısı yabancılaşma ve taklitçilik. Avrupa’nın dünya görüşü, hayat tarzı, inanç ve değerler sistemini kavrama da kullanmış olduğu yöntemde ki hatası. Tüm bu hal ve vaziyette ülkeyi yöneten erklerin, yönetim mekanizmasında ‘’teknokratları’’ kullanması ve atamasından meydana gelmektedir. 1960 senelerinde ülkemiz teknokratlar tarafından yönetilmiş, kültürel ve sosyal kırılmalar olmuş, günümüz yöneticileri halen bakar kör vaziyettedir. Hatta günümüz yöneticileri geçmişte olan hadiselerden vaziyet çıkartmak bir tarafa, 1960 senleri örnek bir yapıymış gibi günümüze servis edilmekte, teknokrat yönetimli devlet çizgisi güdülmektedir.



‘’Teknokrat’’ konusuna en iyi örnek Avustralya kıtasının orta kısımlarında yaşayan ‘’Yir Yoront’’ denilen kabiledir.



Yir Yoront’lar 19. Yüzyılın başına kadar taş balta teknolojisiyle bulundukları yörede zirai faaliyetle uğraşan ilkel bir topluluktu. Her yıl, ülkenin belirli bir yöresinde bulunan kutsal bir dağ eteğinde ihtiyarların denetiminde kabile toplanır, merasimlerle yeni baltalar yapılırdı. Bu taş baltalar, gençler tarafından köklerin toplanmasında kanalların kazılmasında ve ekinlerin ekilmesinde biricik tekniği teşkil ediyordu. Ancak, bir süre sonra buralara gelen Batılı misyonerler (Osmanlı Devletini ve günümüz Türkiyesini düşünelim) bölgedeki zengin maden yataklarını elde etmek için yeni metotlar uyguladılar. Bunlardan biride, taş balta yerine daha kesici olan (teknolojik) çelik baltanın kullanılması idi.



Bunun için de değişmeye (Batılaşmaya, Avrupalaşmaya) açık gençler hedef olarak seçildi. Gençler, kısa sürede ‘’teknokrat’’ konumunda ki sözü sayılır kendi içlerinden olan ve taklit edecekleri gençlere uydular. Kısa süre sonra, taş balta yerine çelik baltayı kullanmaya başladılar.



Bu teknolojik yenilik, taş baltanın devreden çıkarılmasına ve giderek yaşlıların gençler üzerindeki manevi otoritelerinin silinmesine yol açtı. Böylece, geçlerin yaşlı kuşaklara saygınlığının azalması, dini merasimlere katılmaları sosyal çözülme dediğimiz bir sürecin ortaya çıkmasını hazırladı. ‘’Yir Yoront’’ toplumuna ait bu örnek, maddi kültürün, manevi kültürü nasıl baskılayıp erittiğinin örneği olup. Madden ve manen güçlü olan bir toplumun ‘’BİR’’ iken nasıl ‘’İKİ’’ haline getirildiğinin tarihi vesikasıdır.



**



İşte yukarıda ki okuma metninde de görüleceği gibi. Bizlerin ve ülkemizin asıl sorunu, maddesel bir arayış içerisinde savrulup, bizleri birbirimize bağlayan kültürel-inançsal-ruhsal bağlarımızdan uzaklaşmamızdır. ‘’Yir Yoront Kabilesi’’nin eline çelikten balta veren ‘’Batı’’, kutuplaştırılan toplumumuzun eline ‘’Nobel’in icadı Dinamiti’’ vermektedir.



İki seçeneğimiz var; ya ‘’okuyacağız milli olacağız, ya da dinamiti kardeşimizin evine atan el olacağız. Milli olan birleştirir, oysa dinamit bir olanı ayrıştırır.



Saygı ve Sevgilerimle



Emrah BEKÇİ

Araştırmacı / Yazar





Yorumlar









Aktif Ziyaretçi 32
Dün Tekil 1407
Bugün Tekil 900
Toplam Tekil 2669820
IP 34.204.189.171






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































18 Safer 1441
Ekim 2019
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Başka dile uymaz ananın sesi, Her sözün ararsan vardır Türkçesi
(Ziya GÖKALP)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2019 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.001 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu