BASIN BÜLTENİ Akıncı: “Kıbrıs Türk toplumunun barışçı, çağdaş, rasyonel mesajlarını Davos’taki dünya platformunda seslendirme imkanı bulduk” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Akıncı: “Kıbrıs Türk toplumunun barışçı, çağdaş, rasyonel mesajlarını Davos’taki dünya platformunda seslendirme imkanı bulduk”
Tarih: 25.01.2016 > Kaç kez okundu? 1012

Paylaş


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türk toplumunun barışçı, çağdaş, rasyonel mesajlarını Davos’taki dünya platformunda seslendirme imkanı bulduklarını kaydederek, “Burada geçirdiğimiz birkaç gün Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs’ın geleceği için yararlı oldu” dedi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, Ercan’daki basın toplantısında Davos temaslarını değerlendirdi ve soruları yanıtladı.

Basın açıklamasında Davos ile ilgili bazı değerlendirmeler işittiğini belirten Akıncı, “Orası bedel ödenerek, fiyatı ödenerek gidilen bir platform değil. Biz buraya davetli olarak katıldık, herhangi bir bedel ödeyerek gitmedik” dedi.

Akıncı, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda davetli olarak bulunmalarının önemli bir deneyim olduğunu kaydederek, “Şahsımda Kıbrıs Türk halkına verilen değer ve gösterilen itibar söz konusudur. Ben bunu şahsi bir mesele olarak algılamıyorum. Benim şahsımda Kıbrıs Türk halkı ve onun seçilmiş lideri değer ve itibar görmüştür” dedi.

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınmamış olabilir ama Kıbrıs Türk halkı ve onun seçilmiş lideri olmadan Kıbrıs’ta bir çözümün olmayacağı olgusu bilinen bir durumdur” şeklinde konuşan Akıncı, Kıbrıslı Türklerin kurulacak Federal Birleşik Kıbrıs’ın 2 eşit ortağından biri olduğunu vurguladı.

Mustafa Akıncı, Kıbrıs’ta oluşturulacak federal yapının dünyada kabul görmüş bir çözüm modeli olduğunu kaydederek, “Kıbrıs’ta iki taraf, iki halk, onların seçilmiş temsilcileri vardır. Onlar müzakere ile bu ortaklığı kuracak. Dolayısıyla bizim Davos’taki varlığımızın bir diğer anlamı da budur” dedi.

Akıncı, Davos’ta bulundukları tüm platformlarda Kıbrıs Türk halkının barışçı kimliğini, çözüm kararlılığını bir kez daha ifade etme fırsatı bulduklarını söyleyerek, “Müzakere sürecinde meşru haklarımızı koruyarak ortaya koyduğumuz çözüm iradesi artık dünyaca biliniyor ve dünya buna değer veriyor. Davos’a daveti bu çerçevede değerlendirmesini rica ederim” şeklinde konuştu.

Davos’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de bulunduğu 3’lü bir zirve gerçekleştirdiklerini anımsatan Akıncı, müzakere süreci konusunda durum değerlendirmesi yaptıklarını söyledi, “Geleceğin planlamasını da yapmaya çalıştık” ifadesine yer verdi.

Bu 3’lü zirvesinin kendisi için bir ilk olduğunu söyleyen Akıncı, “Davos’a Kıbrıs Türk halkı adına gitmek bir ilkti, seçildikten sonra 3’lü zirve anlamında da ilk kez böyle bir buluşmayı geçekleştirdim” dedi.

Akıncı şunları da ekledi:

“Sanıyorum, çok uzun zamandan beri belki de şimdiye kadar hiçbir platformda gerçekleşmemiş olan bir ilk. Bir dünya platformunda iki toplum liderinin ortak bir platformu eşit statüde paylaşması… Sayın Anastasiadis ile bulunduğumuz her ortamda iki toplum lideri sıfatımızla bulunduk. Aynı çerçeve panelde de söz konusu oldu. Ve mesajlarımızı dünya kamuoyuna iletme fırsatımız oldu. Bunlar kuşkusuz barışçı, çözüm isteyen mesajlardı. Sayın Anastasiadis’in verdiği mesajlar da aynı doğrultudaydı. Kıbrıs’ta çözüm arzumuz bir kez daha Dünya Ekonomik Formu’ndan dünyaya yayılmış oldu”

Bunun dışında 3 tane önemli ikili teması olduğunu söyleyen Akıncı, TC Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile Davos’ta ayrıntılı bir değerlendirme yapma fırsatı bulduklarını da söyledi.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ve İngiltere Başbakanı David Cameron ile de görüşmeleri olduğunu dile getiren Akıncı, sınırlı sayıda davetlinin yer aldığı “2016’dan beklentiler” konulu toplantıya da katıldığını, toplantıda birçok dünya ve uluslararası kuruluş liderinin bulunduğunu belirtti.

Akıncı, uluslararası arenada tanmış birçok lider ile sohbet etme fırsatı bulduğunu da söyledi.

Mustafa Akıncı, basın toplantısında soruları da yanıtladı.

Akıncı, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras görüşme fırsatı olup olmadığının sorulması üzerine Akıncı, “Sayın Yunanistan Başbakanı ile görüşmem diğer saydığım görüşmeler gibi değildi” dedi.

Akıncı,Çipras’ın mültecilerin konuşulduğu bir forma katıldığını, bu formun bitişinde Yunanistan Başbakanı ile ayaküstü bir sohbet gerçekleştirdiklerini söyledi, “El sıkıştık, hatır sorduk, Kıbrıs’ın çözümü dilediğini söyledi, biz de Yunanistan’daki sorunları aşmasını temenni ettik. Samimi bir sohbetimiz oldu, bunu görüşme olarak nitelendirmek doğru olmaz” ifadesine yer yerdi.

Son gün ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin de geldiğini ancak onunla da planlanan bir görüşmesi olmadığını ifade eden Akıncı, Kerry’nin de konuşmalarında Kıbrıs’tan söz ettiğini anlattı.

Garantiler konusunu ve İngiltere Başbakanı Cameron ile görüşmesinin sorulması üzerine Akıncı, müzakerelerin içinde bulunduğu durumu ve kendilerinin bakış açısını İngiltere Başbakanına aktardıklarını söyledi.

“Garantilerin son aşamada ele alınacak olmasında onlar da zaten hemfikir” diyen Akıncı şunları ifade etti:

“Garantiler konusunu İngiltere ile ayrıntılı konuşmak zaten yanlış olurdu. Biz bunu zaman geldiğinde, diğer tüm unsurları da her şeyiyle bitirdiğimizde 5’li bir çerçevede ele almak gerektiğini sürekli söylüyoruz. Kıbrıs Türk tarafı olarak garantör ülkelerle teke tek ele almaya başlamamız söz konusu değil. Ama, biz Kıbrıs’ta Kıbrıs Türk halkının güvencesinin devam etmesini istiyoruz. Bunu Cameron’a da söyledik.

Ancak bu güvencenin devam etmesi bir başkasının kendisini tehdit altında hissetmesi demek değildir. Bunların yolları vardır, günü geldiğinde değerlendirilecektir. Bugün için aslolan bizim iki kesimli iki toplumlu federatif bir yapıyı süratle kurmayı başarmamız meselesidir. Bu konuda önemli mesafeler alındı. Geçmişte ilk üç başlıktan bahsederdik geçmişte, yönetim, güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği. Şimdi mülkiyeti de dahil edebiliriz. 4 başlıkta ilerlemeler sağlandığını söyleyebilecek noktadayız. Eskiden 4’üncü başlıktan söz etmezdik. Tabi ki her bir dört başlık her şeyiyle bitmiş değildir.”

“Toprakta da makul ve adil bir çerçevede uzlaşmak lazım” şeklinde konuşan Akıncı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Güvenlik ve garantiler konusunda Kıbrıslı Türklerin kendini güvende hissedebileceği- ki bunu söylemekte bir sıkıntı yok, Kıbrıs Türk halkı kendisini Türkiye’nin garantisinde görüyor, onun devamını istiyor. Bunu yaparken diğer toplumun kaygılarını da dikkate alacak bir formül bulunabilir diye düşünüyorum.”



Davutoğlu: "ABD Kıbrıs’ta kritik bir rol oynayacak"



Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Kıbrıs’a yaptığı ziyaretle barış görüşmelerine çok ciddi katkı sağladığını belirterek “Ümit ederiz, önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm buluruz. Burada ABD kritik bir rol oynayacaktır. Sayın Biden'ın doğrudan katkısını bir kez daha teşekkürle karşılayacağız. Çok verimli ve güzel görüşmeler için ekibine ve kendilerine teşekkür ediyorum" dedi.

Davutoğlu ve ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'ndeki görüşmelerinin ardından basın toplantısı düzenledi.

Başbakan Davutoğlu, yemekte Biden ile Kıbrıs konusunu biraz daha detaylı ele alacaklarını belirterek, "Ben kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Adaya yaptığı ziyaretle Kıbrıs barış görüşmelerine çok ciddi bir katkı sağladılar, her iki tarafla da görüşerek. Ümit ederiz, önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm buluruz. Burada ABD kritik bir rol oynayacaktır. Sayın Biden'ın doğrudan katkısını bir kez daha teşekkürle karşılayacağız. Çok verimli ve güzel görüşmeler için ekibine ve kendilerine teşekkür ediyorum, dedi.





ABD Başkan Yardımcısı Biden: “Kıbrıs sorununun çözümü Avrupa’nın enerji güvenliğini güçlendirecek”



ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Kıbrıs sorununun çözümünün Avrupa’nın enerji güvenliğini güçlendireceğini belirtti.

Biden, Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yürütülen müzakerelere de değindi. Biden, Türkiye'nin yıllardır süren tıkanıklığı aşmak konusundaki çabalarına takdirlerini ifade etti.

Adadaki iki kesimle de daha önce görüştüğünü kaydeden Biden, çözüm konusundaki olumlu beklentisini de "Belki, belki, Allah bilir" sözleriyle ifade etti. Başbakan Ahmet Davutoğlu'na Kıbrıs sorunun çözülmesi konusundaki güçlü desteği için teşekkür eden Biden, sorunun çözümünün Avrupa'nın enerji güvenliğini güçlendireceğini söyledi. Biden, Türkiye'nin anahtar ve bölgeyi Azerbaycan, İsrail, Irak ve Avrupa'ya merkez yapma yolunda tarihi bir rol oynama potansiyeline sahip olduğunu dile getirdi.





TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, AKEL Genel Sekreteri Kiprianu'yu kabul etti



TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde faaliyet gösteren Akel Partisi'nin Genel Sekreteri Andreas Kiprianu ve beraberindeki heyeti kabul etti.

Çavuşoğlu, Le Meridien Otel'de Cumartesi günü basına kapalı gerçekleşen görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Kiprianu ile verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve kendisinin AK Parti İl Başkanlığında Başbakan Ahmet Davutoğlu ile görüşmesinin de olumlu geçtiğini söylediğini belirtti.

Kiprianu'nun yakın dostu olduğunu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde beraber çalıştıklarını aktaran Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

"Kendisi Kıbrıs'taki müzakerelere ciddi destek vermektedir. Akel'in çözüme bakışı belli, pozitif. Bu süreçte Anastasiadis'e verilen her destek çözüme yönelik önemli bir adımdır. Kendi aramızda yaptığımız konuşmada da müzakere süreci hakkında ne düşünüyor, bu konuda bize bilgi verdiler. Biz de Türkiye olarak bugüne kadar nasıl destek verdiysek bundan sonraki süreçte de destek vereceğimizi, özellikle zor konular; toprak ve mülkiyet gibi konularda bile iki tarafın varacağı anlaşmaya vereceğimiz desteği vurguladık. Güven arttırıcı adımların atılması noktasında Türkiye ciddi destekler vermektedir. Bu, Rum tarafından da takdirle teşekkürle karşılanmaktadır. Türkiye olarak kalıcı bir çözüm, adil bir çözüm olması için her türlü katkıyı veriyoruz. Ama önümüzdeki süreçte Yunanistan'nın da hatta garantör ülke olarak İngiltere'nin vereceği destek önemli."

Çavuşoğlu, pazartesi günü Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias'ın İstanbul'a geleceğini ancak ziyaretin resmi olmadığını, gayrı resmi şekilde hem ikili ilişkileri hem de Kıbrıs konusunu ele alacaklarını ifade etti.

Yunanistan ile her konuyu çok açık şekilde konuşabilmenin iki ülke arasında varılan noktanın başka bir göstergesi olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, Yunanistan ve Türkiye'nin, Kıbrıs'ta kalıcı, adil bir çözüm için daha fazla katkı sağlayacaklarını aktardı.

Bir gazetecinin "Kıbrıs'ta çözümden yana umut var mı?" sorusuna Çavuşoğlu şöyle cevap verdi:

"Şu anda gelinen nokta herkesi umutlandırıyor, bunun bir son fırsat penceresi olduğunu BM de söylüyor. Bu fırsatın kaçırılmaması gerekiyor. Bazı zor ve çetrefilli konularda bile mesafeler katedildi. İki taraf, iki lider birçok konuda anlaşmaya vardı. Bu süreçte daha fazla destek vermemiz gerekiyor. İki tarafın anlaşması çok önemli çünkü birlikte yaşayacak olanlar onlar. Her zamankinden daha fazla iyimseriz"Başka bir gazetecinin, Akel Partisi'nin daha önce Annan Planı'na "Hayır" oyu verdiğini hatırlatması üzerine ise Çavuşoğlu, "O dönemki Akel yönetimiyle şu andaki arasında ciddi fark var. O günkü yönetim 'Hayır' dedi ama şu anda Akel'in yönetiminin bu konudaki tutumunun farklı olduğunu görüyoruz" diye konuştu.,



Meclis Heyeti Bağdat’ta İSİPAB toplantısına katılacak



Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber başkanlığında bir heyet, Bağdat'taki İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamentolararası Birliği (İSİPAB) 11. Konferansı’na katılacak.

Heyet Meclis Başkanı Siber başkanlığında, CTP-BG Güzelyurt Milletvekili Hüseyin Erçal, DP-UG Gazimağusa Milletvekili Fikri Ataoğlu ile TDP Gazimağusa Milletvekili Hüseyin Angolemli'den oluşuyor.

Konferansta, İslam ülkelerindeki sorunların siyasi yollar, meclis kanalları ve yasalarla çözülmesi, Müslümanlar arasındaki birliğinin tesis edilmesi, yaşanan yoksulluk, Filistin sorunu ve Müslüman olmayan ülkelerdeki azınlıkların sorunları gibi konular ele alınacak ve ilgili komitelerce tartışılacak Siber başkanlığındaki KKTC Meclis heyeti, toplantıya katılan ülkelerin parlamento başkanlarıyla da görüşmeler yapacak.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, İSİPAB toplantılarına gözlemci üye olarak iştirak ediyor.





TC Dışişleri Bakanlığı: "Kammenos'un ülkemiz ve Kıbrıs meselesi hakkındaki temelsiz ve etik dışı ifadelerini kınıyoruz"



TC Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan Milli Savunma Bakanı Panos Kammenos'un Türkiye ve Kıbrıs meselesi hakkındaki açıklamalarını kınadı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Kammenos’un Atina’yı ziyaret eden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Savunma Bakanı Hristoforos Fokaidis ile 18 Ocak'taki görüşmesinin ardından gerçekleştirdiği basın toplantısındaki ifadelerinin esefle karşılandığı belirtildi.

Açıklamada, "Görüşme sonrasında sarfedilen, ülkemiz ve Kıbrıs meselesi hakkındaki temelsiz ve etik dışı ifadeleri kınıyoruz. Türk-Yunan ilişkilerinde ve Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme yönelik olumlu bir havanın hakim olduğu mevcut dönemde, Yunanistan Milli Savunma Bakanı’nın basın toplantısında yaptığı yakışıksız açıklamalar, kendisinin bu olumlu ortamdan rahatsız olduğu izlenimini yaratmaktadır. Yunanistan Savunma Bakanının sorumsuzluk örneği teşkil eden ve ciddiyetten uzak beyanlarını şiddetle reddediyoruz" ifadesi kullanıldı.

Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan makamlarına "devlet sorumluluğuna uygun davranmalarını" ve iki ülke arasında geliştirilmeye çalışılan işbirliği ortamına zarar verecek açıklamalardan imtina etmeleri çağrısı yaptı.

Kammenos, Atina'da yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türklerinin garantörlere, muhafızlara ve kreditörlere ihtiyaç duymadan yaşayabileceklerini anladığını savunmuştu.







Denktaş vatandaşlara seslendi: “Kıbrıs’ta ortaya çıkacak plana ‘evet’ ya da ‘hayır’ demeden önce metni iyice okuyun”



Demokrat Parti Ulusal Güçler (DPUG) Genel Başkanı Serdar Denktaş, vatandaşlara; Kıbrıs müzakereleri kapsamında ortaya çıkacak olası bir plana “Evet” veya “Hayır” demeden önce anlaşma metnini iyice okuması çağrısında bulundu.

Serdar Denktaş, Annan Planı döneminde Rumların “Hayır” kararına saygı gösteren dünyanın, yeni yapılacak referandumda Kıbrıs Türk halkının vereceği karara da saygı göstermesinin şimdiden talep edilmesi gerekliliğini de vurguladı.

Denktaş ve beraberindeki heyet Lefke bölgesinde temaslarda bulundu, Yeşilırmak ve Yedidalga köylerini ziyaret ederek, bölge halkıyla bir araya geldi.

Ziyaretler kapsamında vatandaşların sorunlarını ve taleplerini dinleyen Serdar Denktaş, vatandaşların iç konularla ilgili sorularını cevapladı, ardından müzakere süreci ile ilgili bilgi verdi.

Denktaş, KKTC vatandaşlarının Türkiye’nin halen var olan etkin ve fiili garantörlüğünün olmadığı bir anlaşmaya “Evet” demeyeceğini ve garantörlük içermeyen bir anlaşma modelini kabul etmeyeceğini belirterek, bunu gittikleri her köyde gördüklerini ifade etti.

Denktaş, müzakerelerle ilgili görüşlerini şöyle aktardı:

“Müzakere masasında siyasi eşitlik iyi korunmuyor. Müzakereci heyetimiz üç veya dört yılda bir Kıbrıslı Türk’ün de Cumhurbaşkanı olmasını, siyasi eşitliğin en önemli göstergesi olarak lanse etmektedir. Oysa böyle bir durum ayrıcalıklı azınlık statüsünü kabul ettiğimizin bir göstergesidir. Egemenlikte eşitlik yok. Yeni Kıbrıs’ı oluşturan iki halkın ancak birlikte hareket ettikleri takdirde egemenlik iddiasında bulunacağı çok net ifade edilmelidir. Referandumdan çıkacak sonuç bildiriminin iki tarafın ‘Cumhurbaşkanları’ tarafından imzalanacak bir bildirgeyle BM’ye duyurulması ‘eşit egemenlik’ olgusunun varlığının ispatı olacaktır.

Özel bölgeler gelecek için inanılmaz bir tehdit. Mülkiyet konusunda kaybedecek olan fakir fukaradır. Toprak konusunda Kıbrıslı Türklerin yeniden göç etmesini engelleyecek bir yaklaşım ortaya konmalıdır. Bunlar halkımızın hassasiyet gösterdiği bazı konular.

Halkımızın hassasiyetlerinin dikkate alınmadığı bir antlaşma ile bir kez daha Kıbrıs sorununun çözüme ulaşması sağlanamazsa Kıbrıslı Türklerden yeni bir çözüm süreci bekleme talebi ile kimse karşımıza çıkmamalıdır.”

DPUG Genel Başkanı Denktaş, Kıbrıs’ta yaşayabilir bir çözüme ulaşmak için; “Bir an evvel ne olacaksa olsun da çözüm olsun” yaklaşımını doğru bulmadığını belirterek, KKTC’ye en az Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sahip çıktığı kadar sahip çıkılarak, görüşmelerin yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Serdar Denktaş, “Kalıcı bir çözüm devletimize sahip çıkmakla mümkündür” görüşünü belirterek, ülkede sorunların çok olduğunu, ancak el ele vermeleri durumunda ülkenin sorunlarından kurtulabileceğine ve halkın refaha kavuşabileceğine dikkat çekti.

O zaman Kıbrıs sorununun çözümünün de tam anlamıyla mümkün olabileceğini, aksi takdirde “çözüme muhtacız” yaklaşımı ile Kıbrıs Türkünün eriyip, bitmeye ve yok olmaya mahkum olacağını öne süren Denktaş, “Silkinip kendimize gelmemiz gerekir. Vatandaş olarak da kendi üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz. Evimizi tertipleyeceğiz, kavga etmekten de vazgeçeceğiz. Başka yolumuz yok” dedi.

Denktaş, KKTC’nin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve Kıbrıslı Türklerin müzakere masasında elini güçlendirmesi için; tüm dünyayla eşit ve rekabet edebilir bir düzeye ulaşmasının şart olduğunu belirterek, bunun için de Türkiye’nin KKTC’ye pazarını açması gerektiğine dikkati çekti.

Denktaş bu konuda şunları söyledi:

“Türkiye bize pazarını açsın. Buraya yatırım yapacak özel sektör de bu pazarı 300 bin kişi olarak düşünmesin, 85 milyon diye düşünmeye başlasın. Teknolojisini de yükseltecek, yatırımını da yapacak. Pazarda da pay bulabilirse bulacak. 300 bin kişi ancak şimdi ki durumu yaşayabilir. Bu kadar ilerleyebiliriz. Eğer Pazar açılırsa Kıbrıs Türkü yeniden üretmeye başlayabilecek.





Nikos Hristodulidis: “Milletvekilliği seçimlerinden önce bir anlaşmaya ulaşabileceğimizi düşünmüyorum”



Rum Hükümeti Sözcüsü Nikos Hristodulidis, Güney Kıbrıs’ta Mayıs ayında gerçekleştirilecek milletvekilliği seçimleri öncesinde, adada bir anlaşmaya ulaşılabileceğini düşünmediğini söyledi.

Rum Kathimerini gazetesine göre Hristodulidis, Anastasiadis’in Davos’ta ENI ve TOTAL şirketlerinin başkanları ile yaptığı görüşmeler ve bu şirketlerin Güney Kıbrıs’ın sözde “Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB)” içerisinde daha fazla faaliyette bulunmakla ilgilenmelerinin, aynı zamanda ABD’nin Rum kesiminin enerji planlamalarına yönelik desteğinin, Davos temaslarının olumlu unsurlarından olduğuna da işaret etti.

Gazeteye göre Hristodulidis, Kıbrıs halkının önünde konulacak olan olası bir anlaşmanın, tam anlamıyla bütünlüklü olması gerektiğini de dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in BM Genel Sekreteri Ban ile ilk kez ortak görüşme yapmasının, Ban’ın Kıbrıs sorununa doğrudan müdahalesi anlamına gelip gelmediği sorusuna karşılık ile Hristodulidis, bu görüşmenin, böyle bir yoruma neden olacağını düşünmediğini söyledi.

Öte yandan, diyalogun BM himayesinde gerçekleştirilmekte olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade eden Rum sözcü, bu hususta yeni olan unsurun, BM Genel Sekreteri’nin müzakerelerdeki bütünlüklü durum ile ilgili olarak ilk elden oldukça somut bir şekilde bilgilendirilmesi olduğuna dikkati çekti.

Akıncı-Ban-Anastasiadis görüşmesini oldukça önemli ve olması gerekli bir şey olarak nitelendirdiklerini de söyleyen Hristodulidis, BM Genel Sekreteri’nin de Davos’ta olduğu göz önüne alındığında, bu görüşmenin gerçekleştirilmesi kararının doğru olduğunu belirtti.

Ban’ın görüşmede süreç veya müzakerelerin özüyle ilgili endişe belirtip belirtmediği veya önerilerde bulunup bulunmadığı konusundaki bir soruya ise Hristodulidis, öze ilişkin elle tutulur fikir veya öneriler ortaya çıkmadığını söyledi.

Hristodulidis herhangi bir müzakere olmadığını ve/veya müzakere masasında görüşülen konularla ilgili fikirler ortaya çıkmadığını da ekledi.

BM Genel Sekreteri Ban ile yeni bir üçlü görüşme ayarlanmış olup olmadığının kendisine sorulması üzerine de Rum sözcü, buna hayır yanıtını vererek, böyle bir ihtimalin görüşülmediğini ifade etti.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Ankara’ya Anastasiadis’in hangi mesajlarını ilettiği sorusuna ise Hristodulidis, müzakere masasında görüşülen önemli konularda Türkiye’nin de karar alması gerektiği göz önüne alındığında, Biden’ın Türkiye’ye oldukça somut mesajlar ilettiğini belirtti.

Hristodulidis, bu mesajların müzakere masasında ele alınan konularla sınırlı olmadığını, genel olarak çözümün, olası yeni bir düzenin faaliyete geçmesinin ilk gününden itibaren uygulanmasıyla alakalı olduğunu da belirtti.

Hem kendisinin, hem de Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in müzakerelerde gözlemlenen ilerlemeye ve zorluklara değindiğini ve bu zorlukların Mayıs’ta Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilecek olan milletvekilliği seçimlerden önce çözüme ulaşılmasını imkânsız hale getirip getirmediği sorusuna karşılık olarak ise Hristodulidis, kısaca şunları söyledi;

“Şu anki duruma göre, milletvekilliği seçimlerinden önce bir anlaşmaya ulaşabileceğimizi düşünmüyorum. Buna eş zamanlı olarak, hiç kimse görüşmelerin Mayıs ayına kadar nasıl gelişme göstereceğini bilemez. Önemli olanın, bunun ne zaman olduğu değil, insanların bütün beklentilerine yanıt verecek olan bir anlaşmayı şart koşacak olumlu bir sonuç olduğunu söylemem de gerekir. Zaman çerçevesi ise yalnızca ve tek olarak müzakerelerin sonucuna bağlıdır.”



Kasulidis: “Müzakerelerde amaç, AB müktesebatı’nı ihlal edecek herhangi bir konudan kaçınmak”



Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis, Kıbrıs sorunu müzakerelerinde amacın, çözüm olması halinde iki tarafın uygulanması yönünde uzlaşıya vardığı AB Müktesebatı’nı ihlal edecek herhangi bir konudan kaçınmak olduğunu söyledi.

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Simerini gazetesine röportaj veren Kasulidis, “Financial Times”da yer alan röportajında, “Kuzey’in şeklini nüfus veya mülkiyet aracılığıyla değiştirmek niyetinde değiliz” söyleminde bulunmadığını; “Financial Times”ın muhabiriyle bir saatin üzerinde süren bir görüşme yaptığını ve muhabirin, kendisiyle ilgili, hiçbir anlam veremediği ve bir yanlış anlaşılma olduğuna inandığı, metin ve içerik dışı bir çıkarımda bulunduğunu ifade etti.

Kasulidis, kullandığı cümlenin “(Kuzey’deki Türk nüfusun oranıyla ilgili) garanti çoğunlukla, mülkiyetle veya nüfusla” alakalı olmadığını belirtirken, AB Müktesebatı’nı ihlal edecek herhangi bir konudan kaçındıklarını kaydetti.

Türkiye’nin tezi olan, nüfusta ve mülkiyetteki garanti çoğunluk konusundaki engelin aşılıp aşılmayacağını müzakerelerin göstereceğini söyleyen Kasulidis, Rum tarafının, “AB Müktesebatı’nın garanti çoğunluğu yasakladığı” yönündeki tezini de doğruladı.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis ile yan yana oturmasıyla yükseltilmediğini ifade eden Kasulidis, Davos’taki forumun her yıl yapılan ve global nitelikteki bir ekonomi forumu olduğunu ve bu foruma, dünyanın her yerinden siyasetçilerin, işadamlarının, gazetecilerin ve diğer önemli şahsiyetlerin davet edildiğine işaret etti.

Akıncı ile Anastasiadis’in eşit olduklarını söylemek için, ortak bir toplantıda, büyük bir masaya oturmaları gerektiğini belirten Kasulidis, iki liderin çeşitli panellere katıldıklarını ve bu sayede, aralarında toplantılar yapma fırsatı bulduklarını söyledi.

Kasulidis, Türkiye’nin AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Selim Yenel’in geçtiğimiz günlerde yaptığı “Uzlaşılacak çözümden yeni bir federal ülke ortaya çıkacak ve bu, Kıbrıs Cumhuriyeti olmayacak” şeklindeki açıklamasıyla ilgili olarak ise, her Türk yetkilinin ne açıkladığını takip edemeyeceğini, iki tarafın baştaki tezlerini ortaya koyduğunu ve müzakere masasının bunları değiştirmeye geldiğini belirtti.

Müzakerelerin bu kısmıyla ilgili henüz başlangıç aşamasında bulunulduğunu kaydeden Kasulidis, Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun, AB ülkeleri liderleriyle yaptığı görüşmelerde, Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” tanınmasıyla ilgili tezinin değişmediğini ve Kıbrıs sorunu çözülmeden değişmeyeceğini söylediğini; Rum tarafının da buna dayanarak, Türkiye’nin AB başlıklarının açılmasıyla ilgili tezinin değişmeyeceğini söyledi.Kasulidis, müzakerelerde Türkiye’den henüz bir şey duymadıklarını, zira güvenlik gibi Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren meselelerin henüz ele alınmadığını kaydetti.

Çözümün maliyetiyle ilgili milyarlarca Euro gerektiğini ve bu paranın hibeyle mi, yoksa memorandumla mı geleceği konusunda endişeli olduğunu ifade eden Kasulidis, Güney Kıbrıs’ın mevcut aşamada, gerek ülkelerden, gerek örgütlerden, gerekse adaya yatırım yapmak isteyen şahıslardan finansman arayışı içinde olduğunu ve kendisinin, bu konuda bunun ötesinde bir şey söyleyemeyeceğini belirtti.

Anastasiadis’in, Türkçe’nin AB’nin resmi dili olması için başvuru yapma niyetinde olmasını da olumlu nitelendiren Kasulidis, Güney Kıbrıs’ın AB’ye üye olacağı dönemde, kendisini de yine Dışişleri Bakanı olduğunu ve “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin iki resmi dilinin (Yunanca ve Türkçe), AB’nin resmi dili olması için sözlü talepte bulunduklarını söyledi. Kasulidis, bu talep üzerine AB yetkililerinin, Türkçe için başvuruda bulunmamaları mesajını ilettiklerini, zira bunun, AB’ye büyük külfet olacağını belirttiklerini iddia etti.



Lakkotripis: “Noble Energy mayıs ayında 12’inci parselden ayrılıyor”



Rum Enerji Bakanı Yorgos Lakkotripis, Amerikan Noble Energy şirketinin “Afrodit” yatağı haricinde 12 numaralı parselin tümünü, önümüzdeki Mayıs ayının sonunda Rum Yönetimi’ne iade edeceğini açıkladı.

Rum Kathimerini gazetesinde yer alan söyleşisinde Rum bakan, şirketin Afrodit yatağı haricinde 12’inci parselden ayrılmasını salt tekno-ekonomik nedenlere bağladı, öte yandan uluslararası piyasalardaki düşük petrol fiyatlarının, Afrodit yatağıyla ilgili kalkınma planını kötü anlamda etkilediğini de itiraf etti.

Lakkotripis’in, Mısır MEB’inde tespit edilen Zohr yatağının içerdiği doğal gaz miktarları konusunda yapılan yeni tahminler konusundaki tepkisinin ise temkinli olduğunu yazan gazete, Lakkotripis’in, resmi bilgi ve açıklamaların beklenmesi gerektiğini söylediğini iletti.

Teyit sondajlarının, keşif sondajından farklı oranlara işaret etmesinin, kendilerini şaşırtmayacağını ifade eden Lakkotripis, ENI şirketinin ilk başta yatakta olması hesaplanan oranları açıkladığını, esas öneme sahip olanın ise bulunabilecek rezerv oranları olduğunu ifade etti.

Amerikan Noble Energy şirketinin, 12’inci parselde yalnızca Afrodit yatağıyla sınırlı kaldığı ve yatağın geri kalanını Rum Yönetimi’ne iade edip etmeyeceğine dair bir soruya karşılık ise Lakkotripis, kısaca şunları söyledi;

“Eşit paylaşım anlaşması temelinde, imzalanan her uzatmada, şirket kendisine tahsis edilen yatağın yüzde 25’ini Rum Yönetimi’ne iade ediyor. Şu an Noble parselin yüzde 50’sini iade etti. 2016 yılının Mayıs ayı olan araştırma periyodu sona erdiğinde, şirket, yapılan keşif haricinde (Afrodit yatağı) 12’inci parselin tümünü Rum Yönetimi’ne iade edecek. Yapılan keşif (Afrodit yatağı) şu an kalkınma ve üretimle ilgili müzakere aşamasındadır. Bu müzakere, BG Group’un ortaklığa resmi bir şekilde girişiyle yoğunlaşacak ve anlaşma sağlandığı zaman da işletme izni verilecek. Burada yalnızca yataktan bahsediyoruz.”

Noble’nin 12’inci parselin geri kalanını iade etmesinin eşit paylaşım anlaşması tarafından öngörülmekte olduğunu yineleyen Rum bakan, buna ek olarak, parseldeki ortaklığın da dediği gibi, parselde yeni bir sondaj yapma riskine değecek, sondaj yapılabilir başka hedef tespit edilmediğini ifade etti.

BG Group’un Afrodit yatağındaki ortaklığa girişinin planlamaları etkileyip etkilemediği sorusuna ise Lakkotripis, şirketin Noble ile anlaşma yapmadan önce jeolojik verileri gördüğünü ve göründüğü kadarıyla BG’nin de sondaj yapmaya değecek başka bir hedef olmadığını gördüğünü ifade etti.

Rum bakan, BG’nin de Afrodit yatağının işletilmesine odaklanılması gerektiğini düşündüğünü izah etti.

Doğal gaz satışının ne zaman başlayacağı sorusuna ise Lakkotripis, kalkınma ve üretim planının bugün sahip olduğu şekliyle, ilk üretimin 2020’de gerçekleşmesinin öngörüldüğünü dile getirdi.

Bunun da ötesinde, BG’nin resmen Afrodit yatağıyla ilgili ortaklığa girmesini beklediklerini söyleyen Lakkotripis, kalkınma planıyla kendi yorumlarını bize teslim etmeleri için önümüzdeki hafta sözleşmeler imzalanacağını sözlerine ekledi.







Kathimerini: “Çözümün maliyetine ilişkin temaslar yapıldı”



ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Kathleen Ann Doherty'nin, kısa bir süre önce Amerika’da, çözümün finansmanı konusunu ABD Kongresi’ndeki temaslarında ele aldığı belirtildi.

Rum Kathimerini gazetesi, “Çözümün Finansmanı İçin Temaslar” başlıklı haberinde, ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Kathleen Ann Doherty’nin, Rum-Yunan örgüt temsilcileri ile yaptığı görüşmelerde, çözümün finanse edilmesi konusunu ABD Kongresi’ndeki temaslarında ele aldığını söylediğini yazdı.

Habere göre Doherty, ayrıca Rum-Yunan örgüt temsilcilerinden, ilgili ödeneğin Kongre’den geçmesi için nüfuzlarını kullanmasını istedi.

Gazete Rum tarafının, ABD’nin, çözümün desteklenmesi ve korunması için, diğer ülkelerin ve kurumların, daha fazla katkı vermesi gerektiğine ikna edilmesi gerektiğine inandığını yazdı.



Atun: “Su konusunda prensipte ayni noktadayız diye düşünüyorum”





Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sunat Atun, su konusunda hükümeti oluşturan koalisyon partilerinin önemli bir farkı bulunmadığını ifade etti.

Atun, iki partinin prensipte antlaştığı konuların Türkiye Cumhuriyeti ile paylaşıldığını ve gerekli protokolün yakın bir tarihte imzalanacağına inandığını kaydetti.

Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sunat Atun, önceki gün Genç TV’de Aysu Basri Akter’in konuğu oldu.

Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sunat Atun, su konusunda Türkiye ile daha önceden atılan imzalar bulunduğunu söyledi ve kamuoyunda son zamanlarda yapılan tartışmalardan üzüntü duyduğunu belirtti.

Türkiye Cumhuriyeti Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun su konusunda son günlerde yaptığı açıklamaları değerlendirmesinin istenmesi üzerine Atun, "Sayın Veysel Eroğlu ile uzun zamandır tanışıyoruz. Kıbrıs’ı çok seven bir insan. Zira Türkiye tarafına baktığımızda KKTC Devleti’nin imzaladığı protokollere güvenerek 2 milyar TL’lik yatırım yapan TC devleti yöneticileri haksız diyemiyorum” şeklinde konuştu.

KKTC Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin su projesini hayata geçirilmesi yönünde birtakım prensiplerin uygulandığını dile getiren Atun, 2010 ve 2013 yıllarına müteakip imzaların atıldığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de bu imzalara bakarak 2 milyar TL yatırım yaptığını söyleyerek, hala daha KKTC tarafında bu işlerin nasıl olacağı tartışmalarının yapılıyor olmasının doğru olmadığını kaydetti.

Bu tartışmaların nedeninin, kendisine göre devlet geleneği derinliğinin olmamasından kaynaklandığını dile getiren Atun, su konusunun yakın zamanda bir çözüme ulaşacağını düşündüğünü söyledi. Su konusunda devlet olarak kendilerini bağlayan birkaç nokta olduğunu belirten Atun, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu noktalardan bir tanesi 2010 yılında yapılan hükümetler arası çerçeve antlaşmasıdır. Sayın İrsen Küçük ve Beşir Atalay arasında imzalanan ve daha sonra da Meclis’ten geçirilen onay yasası haline getirilen ve bu KKTC devletini olduğu gibi bağlıyor. Burda kimse buna itiraz edemez. Bu anlaşmanın iletim hatları dahil yatırımın yani tüm ilçelere su taşıyacak hatların yatırımının Türkiye Cumhuriyeti Devlet Su işleri tarafından yapılmasını öngörüyordu. İkincisi de suyun maliyetiyle alakalı olarak da yapılan yatırımın geri ödenebilmesi için makul bir kar payının belirlenerek geri ödeme amacıyla bu unsurun belirleyici olmasının gerektiğini ortaya koyuyor. Diğer noktalar siyasi ve teknik noktalardır.”

Devamı olarak Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan 2013-2015 protokolünün 6.2.1 maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nden gelen suyun dağıtımının Yap-İşlet-Devret veya Yap-İşlet modellerinde işletme haklarının devri ile özel sektöre yaptırılacak ifadesinin olduğunu dile getiren Atun, “Bunun altında Sayın İrsen Küçük’ün imzası var, daha sonra 3 aylık geçiş hükümeti döneminde Sayın Siber Siber’in de KKTC hükümeti olarak koymuş olduğu imza var. Daha sonra seçimlere girildi, CTP-DP hükümeti kuruldu; CTP-DP hükümeti adına da sayın Özkan Yorgancıoğlu da 24 Aralık 2013 tarihinde bunun altına imza attı” dedi.

Bu yapının üzerine hayata geçirilmesi imkansız modeller üzerinden tartışma yapmanın ve zorlamanın devlet ciddiyetine yakışmadığını dile getiren Atun, hayata geçmeyecek taleplerle ülkenin ve halkın zamanının çalındığını kaydetti.

BESKİ modelinin çalışmasının mümkün olmayacağını ve ilk baştan itibaren çökmeye mahkum bir modelin ortaya atıldığını dile getiren Atun, sonunda bu modelin çalışamayacağını herkesin görerek kabullendiğini söyledi.

UBP’ye bağlı belediyelerin BESKİ içerisinde yer alma kararları olduğunu, fakat sonra yine ayni belediyelerin BESKİ’den çıkma kararlarını partiye ilettiklerini dile getiren Atun, belediyelerin iyi niyet çerçevesi içerisinde bu yapının içine girdiğini, fakat daha sonra kendilerinden neler beklendiğinin ortaya çıkmasının ardından bu yapının içerisinde olmanın bir hayal olduğunu gördüklerini kaydetti.

UBP ve CTP’nin kurmayı öngördüğü ve üzerinde mutabık kaldığı bağımsız, özerk bir denetleme düzenleme kurulu olduğunu, denetleme, düzenleme kurulunun, aynı Bilişim Teknolojileri Yüksek Kurulu’nun GSM sektörünü denetlediği ve düzenlediği gibi son derece güçlü olacağını söyleyen Atun, burada yönetim kurulunun bağımsız ortamda belirlendiğini ve su alanındaki denetleme düzenleme kurulunun da bu model gibi çalışmasını düşündüklerini kaydetti.

Denetleme ve düzenleme kurulunun suyu resmen yöneteceğini vurgulayan Atun, denetleme düzenleme kurulunun yıllık yatırımları planlayacağını, işletme şirketini denetleyeceğini, piyasayı düzenleyeceğini, fiyatı belirleyeceğini, tüketici şikayetlerini alacağını ve suyun yıllık olarak hangi sektöre ne kadar tahsis edilebileceğini planlayacağını kaydetti.

Bu modeli UBP Genel Başkanı ve partiden aldığı yetkiyle Türkiye Cumhuriyeti tarafı ile de görüştüklerini ve onların da bu modele sıcak baktığını dile getiren Atun, CTP’ye de 15 Aralık 2015 tarihinde bu modeli ilettiklerini, prensipte hükümet ortakları olarak bu zemin üzerinde uzlaşılacağına inandığını kaydetti.

Atun ayrıca, Güzelyalı’dan itibaren su dağıtımı ve tahsilatının özel şirkete ait olması gerektiğini belirtti.

Güzelyalı’dan başlayacak su dağıtımı konusunda prensipte anlaşıldığını söyleyen Atun, işadamlarına da çağrı yaptığını ve bunu tekrarlamak istediğini dile getirerek; “İşadamlarımız güçlerini bir araya getirsinler. Kıbrıs Türk sermayesi gerekli kredibiliteyi ortaya koyar diye düşünüyorum. Gerekli bilgi ve beceriye eksiksiz olarak her koşulda sahiptirler diye düşünüyorum. Ortaklığı kursunlar ve bu işe talip olsunlar diyorum” diye konuştu.

Belediyelerin gerek özerk su kurumunda veya şirkette pay sahibi olabileceklerini söyleyen Atun, “Bunu onların da menfaatlerini korumak amacıyla bu model içerisine koyabiliriz” dedi.

Kamu özel ortaklığından ziyade oluşacak yönetim kurulu içerisinde belediyelere de stratejik ortak olarak bir temsiliyet verilebileceğini söyleyen Atun, belediyelerin yönetim kurulunda yer alabileceklerini de kaydetti. Atun, suyun iletim alanında da özel şirketin sorumluluk alacağını, ama sorumluluk alırken de oradaki arızalardan ve yapılması gereken ek yatırımlardan da sorumlu olacağını dile getirdi.

Atun ayrıca, kuyulardan şirketin sorumlu olmayacağını da vurgulayarak, “Herkes kendi kuyusunu mülkiyetinde kendisi sahip olacaktır. Halkın bu konuda endişelenmesine gerek yok” dedi.

Su fiyatı konusunda da özel şirketin istediği fiyatı uygulayabilir algısının da yanlış olduğunu vurgulayan Atun, fiyat belirleme yetkisinin denetleme düzenleme kurulunda olacağını söyleyerek, “ülkede enerji unsurlarının Bakanlar Kurulu kararıyla emirname marifetiyle ilan edildiğini” de anımsattı.

Denetleme değerlendirme kurulunun bir üst fiyat limiti belirleyeceğini ve bu fiyat limitini de şirketin aşamayacağını vurgulayan Atun, “Hiçbir şekilde devlet eliyle bir özel fiyat tekeli oluşturulması söz konusu değildir” dedi.



“Su kuyularının kullanımı konusunda hiçbir endişeye gerek yok”

Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sunat Atun, su yönetimi ile birlikte gündeme gelen “su kuyularının kullanımı” konusunda hiçbir endişe taşınmamasını isteyerek, herkesin kendi mülkiyetindeki kuyulardan sorumlu olacağını kaydetti.

Atun, Türkiye’den ülkeye gelen suyun Güzelyalı’dan itibaren özel şirketin kontrolünde dağıtılması gerektiğini belirterek, şirketin ayrıca meydana gelebilecek arızalardan ve yapılması gereken ek yatırımlardan da sorumlu olacağını kaydetti.

Atun, Güzelyalı’dan başlayacak ve herkesin evine kadar ulaşacak su dağıtımı konusunda hükümet olarak aynı noktada buluşacaklarına inandığını vurguladı.





Turizm Bakanı Sucuoğlu: "Hedef 50 bin yatak kapasitesi ve 3 milyon turist"



Turizm Bakanı Faiz Sucuoğlu Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB) 25. Olağan Genel Kurulu’na katıldı. Sucuoğlu Genel Kurulda yaptığı konuşmada hedeflerinin 50 bin yatak kapasitesi ve 3 milyon turist olduğunu söyledi.

Turizm Bakanı Faiz Sucuoğlu açılışta yaptığı konuşmada, genel kurulun hayırlara vesile olmasını temenni ederek, otelcilik sektörüyle ilgili son bilgileri paylaştı.

Sucuoğlu, 140 turistik konaklama alanı, 20 bin yatak kapasitesi bulunduğunu,bunun yıl sonunda 22 bine çıkacağını, 5 yıldızlı 18 adet otel bulunduğunu, bunun da yüzde 56'ya denk geldiğini ifade etti.

5 yıldızlı otellerin doluluk oranının 4 yıldızlı otellerden daha az olduğunu ifade eden Sucuoğlu, sektörde bazı rakamlarla ilgili yanlış bilgiler bulunduğunu kaydetti, doluluk oranları ile ilgili rakamlar verdi.

2016 yılında hedefledikleri yatak kapasitesinin 25 bin, 2020'de de 50 bini hedeflediklerini ifade eden Sucuoğlu, iyi bir politika ile çalışmalara devam edip, yatırımcıları kaçırmamaları gerektiğini vurguladı.

Sucuoğlu, hedefin 3 milyon turist olduğunu belirterek, bu sayıya ulaşılırsa ülkenin özlemini duyduğu kendi ayakları üzerinde duran bir yapıya kavuşabileceğini, bu yüzden artık Kuzey Kıbrıs'ın çok çalışması, önyargıları kırması ve çalışırken atılması, terlemesi gerektiğini kaydetti.

Turizmin Türkiye ayağını canlandırmak için çok çalıştıklarını, olumlu görüşmeler yaptıklarını belirten Sucuoğlu, Türkiye Turizm Bakanının da Şubat ayında KKTC'ye geleceğini ve sektörü geniş bir şekilde değerlendireceklerini söyledi.

Avrupa ve İngiltere'de de çalışmalar yaptıklarını, özellikle ingiltere’den olumlu dönüşler aldıklarını ifade eden Sucuoğlu, teşviklerin de reklamlarla destekleneceğini vurguladı.

Lefkoşa, Güzelyurt, İskele, Gazimağusa ve Girne'deki yatak sayısı ve konaklayan turist sayılarının artırılması gerektiğini, bu yönde verdiği rakamların artırılması durumunda turist harcamasının da artırılabileceğini ifade eden Sucuoğlu, turistin para bırakmasının sağlanmasının önemine işaret etti.

Yerel üretim ve el sanatlarının bu yönde büyük önem taşıdığını vurgulayan Sucuoğlu, adanın çöp yığını haline döndüğünü, turistin yemek yemekten bile çekindiğini ifade etti, "aynaya bakmayı öğreneceğiz, bu çevre kirliliği neden" diye sordu.

Otellerin 5 yıldızlı olması değil, ülkenin durumunun ve çevresinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Sucuoğlu, çevre konusunda sınıfta kalındığını, ulaşımın değil, asıl şikayet konusunun çevre olduğunu kaydetti.

Bu yüzden çevreyi ilk öğretimden eğitim sistemine katacaklarını ifade eden Sucuoğlu, turizm örgütünün de kurulmasını hedef koyduklarını, bu yönde sektör temsilcileri ve üniversitelerle çalıştıklarını anlattı.

Turizm fuarlarına katıldıklarını ancak tanıtım ve reklamda çok geride kaldıklarını belirten Sucuoğlu, reklamların ve tanıtımın önemine vurgu yaptı, özellikle Avrupa'da bunun gerekli olduğunu söyledi.

Turizm fuarlarında bu tanıtım eksikliğini gördüklerini belirten Sucuoğlu, reklamlara büyük önem vereceklerini, ayrıca bu hafta İstanbul Turizm Fuarına katılacaklarını ve bu fuara çok büyük önem verdiklerini, çünkü her yıl 8 milyon Türk turistin seyahat ettiğini, bu yüzden ülkeye bu sayıdan kazanım sağlanabileceğini ifade etti.

Sabır, atak olmak ve reklam gerektiğini, Antalya ile yarışmaları gerektiğini kaydeden Sucuoğlu, Türkiye kriz paketi içerisinde yer almak için çalıştıklarını kaydetti.



Sanatçı İnci Kansu’ya Ankara’da “özel sanat ödülü” verildi



Kıbrıs’ın ilk Kağıt Sanatçısı İnci Kansu’ya, Ankara’da, Sanat ve Sanatkarlar Topluluğu Kültür Derneği (SAKÜDER) tarafından “Özel Sanat Ödülü” verildi.

İnci Kansu ödülünü, SAKÜDER’in kuruluşunun 11’inci yılı etkinliğinde aldı.

Kansu ödül töreninde yaptığı konuşmada, ödül kelimesinin çok değişik anlamlarla yüklü bir kelime olduğunu söyleyerek, şöyle dedi:

“Bana göre; ödül kelimesinin burada içerdiği anlam, özgün ve özel uğraşlara beğeni taşıyan, yüreklendiren ve manevi değeri kalıcı olan bir yansımadır; sanatçıya, olumlu bir gelişim çizgisinde olduğunu belirtme ve kuvvetli bir dürtü olma yanında kuvvetli bir sorumluluk da yükleme kimliği taşır. Beni bu kuvvetli sorumluluğu yüklenmeyle onurlandıran Dernek Başkanı Sn. Ali Esere, Başkan Yardımcısı ve Sanat Komisyonu Başkanı Sn. Nur Gökbulut’a ve Yönetim Kurulu üyelerine çok teşekkür ederim.”





Yorumlar














Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 1113
Bugün Tekil 301
Toplam Tekil 2451845
IP 3.90.56.90






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:





































































15 Şaban 1440
Nisan 2019
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


Sevgim - Millete!
Vurgunluğum - Azadlığa ve adalete!
itaatim - Hocalarıma!
Borcum - Dostlarıma ve meslektaşlarıma!
Nefretim - Yalancılara ve iki yüzlülere!

(Ebülfez ELÇİBEY)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2019 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 8.821 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu