Bir Musibet, Bin Nasihat Meselesi - Aziz DOLU ATABEY - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Bir Musibet, Bin Nasihat Meselesi - Aziz DOLU ATABEY
Tarih: 15.12.2009 > Kaç kez okundu? 2144

Paylaş


Hani bir atasözümüz vardır. “Borç, yiğidin kamçısıdır” denir. O hesap, sorunlar da, Türk milletinin kamçısı olmuş canlar. Türkiye, Hanedanlık günlerini de sayarsak, nerede ise 250 yıldır birçoğu hastalık (kangren) halini almış olan sorunlarla uğraşıp durmaktadır. Uzun yıllara yayılan savaşlar, dış borçlar, Kıbrıs, Batı Trakya, Musul-Kerkük, Ermeni meselesi, sanayileşmenin gerçekleştirilememesi, toprak ıslahatının (reform) tamamlanamaması, sağ-sol çatışmaları… diye giderken; bölücü terör olayı, bütün bu sorunların tuzu biberi oluvermiştir. Üstelik tevekkeli (boşuna) denmemiştir; bir musibet, bin nasihat-ten evladır diye… Sözümüzün haklılığı da böylece ortaya çıkmaktadır. Kalemle halvetimize atasözleri ile başlamaktan muradımız, Türk Dil Kurumu başkanından takdir almak değildir haliyle…



Gelinen noktada PKK”nın artık “üç beş çapulcu” olmadığı malumunuzdur sanırım. Öyle ya “Yılanın başı küçükken ezilir.” diye diye, atalarımızın boşuna gırtlak patlattıkları da ortadadır. Peki, hain baskınlarla, halkımızı; kahpe pusularla, Mehmetçiğimizi şehit eden, ruhunu emperyalizme satmış bu sırtlanlara karşı ne yapmalıyız? Öyle ya, Ozan Arif”in de dediği gibi “ölene zabıt, kalana tabut tutmaktan” başka yapacak bir şeyler de olmalıdır. Şehit cenazelerinin ardından bağırmakla da olmuyor? Hatta gidip okey masasında yahut bir barda nutuk atmak da çare değil. Niçin zamanında özel birlikleri (team/tim) lağvedip, ülkenin batısında genelev kapılarına nöbetçi; bilmem hangi müdüre, şoför yaptınız ağalar? Meclise, PKK uzantısı partiyi taşırken aklınız neredeydi? Ya APO “ya “Sayın Başkan!” diyen dallamaların, hâlâ televizyonlarda -üstelik gargara yapmak tan bile beter bir Türkçe ile- arz-ı endam eylemesine ne demeli? Ya idam cezası meselesi ne olacak? 12 Eylül”de sağcı-solcu gibi zırva suçlamalarla ülkemin gencecik fidanlarını ipe gönderirken bile aklınıza gelmeyen idam cezasının kaldırılması meselesi, nasıl oluyor da APO denen lavuğun yakalanmasının hemen ardından gündemin ilk maddesi oluveriyor? Şimdi bu sorulara kafa yormaya başladıysanız, meselenin çözümünün de az çok belli olduğunu anlamışsınızdır.



Terör denen bu kangreni yok etmek için çare nedir? Çare, ya verip kurtulmak (Ki bu tarihimizde olmamış ve olmayacak bir olaydır.) ya da vurup öldürmektir! Ama en önce kararlılık göstermek gerekmektedir. Kararlılık ise tedbirlerin adam gibi alınması, uygulanması ve uygularken de sulandırılmaması ile mümkün olur. Oy kaygısı ile dillendirilen anam Kürt, babam Kürt; Avrupa birliğinin yolu Diyarbakır”dan geçer; canım hepimiz Müslüman”ız gibi aymazlığa varan söylemler yahut da ayrışmacıların ekmeğine yağ sürüldüğünün bile farkında olunmadan safça bir edayla ün edilen “Türk-Kürt kardeştir!” bağırışlarının sorunu çözmeyeceği bilinmelidir. Çünkü sorun Diyarbakır”da, Hakkâri”de yaşayan insanlarımızdan kaynaklanmamaktadır. Oralarda yaşayanlar da Antalya”daki Yörük; Sivas”taki Türkmen; Sakarya”daki Çerkez; Elazığ”daki Zaza… gibi öz be öz bu yurdun çocuklarıdır. Türk adı verilen ulu çınarın birer dalıdır. Mesele, Türk-İslam dünya-sının serpilip güçlenmesini istemeyen şer odaklarının, ağacın gövdesine PKK, DHKP-C, El-Kaide... gibi “ne menem bir şey” oldukları meçhul börtü böcekleri (haşarat) musallat etmelerinden kaynaklanmaktadır. Misal sömürgecilikle (emperyalizm) mücadele ettiğini iddia eden DHKP-C gidiyor; ülkeye Uzakdoğu kökenli otomotiv şirketlerini getirerek, bir yerde Batılı şirketlerin tahakkümünü kırmaya çalışan Sabancı”yı katlediyor. Sonra da çıkıp devrim masalları anlatıyor. Bir PKK”yı ele alalım. Düşünün bir kere, aklı başında bir insan, çınardan koparılacak bir dalın, çınarın dibinde çürüyüp gideceğini; çürümese bile, bir elde maşa görevi göreceğini bilir. Ki burada, çürüyüp gitmek bile en şerefli sondur bize göre! Maşa olmak ise ancak soysuzların yapabileceği bir davranıştır. Damarımda Türk kanı taşıyorum diyen bir insan da, herhalde Musa olmak dururken; asa olmayı kabul etmez. Kabul ediyorsa da, zaten o Türk değildir.



Türkiye yıllarca bölücü terörle mücadele etti. Ya da etmiş gibi göründü. Zira bir zamanlar toplumbilimi, ruhbilimi, tarih, edebiyat, sanat, spor, sinema gibi bilim ve kültür kaynaklarını da kullanarak yöre ile bütünleşme yoluna gidilebilirdi. Misal Yeşilçam, Aziz Nesin hikâyeleri ve Kemal Sunal tiplemeleri ile doğudaki insanımızı aşağılamak yerine, “Demirci Kava” destanını beyaz perdeye aktarabilirdi. İnsanımız “Ergenekon”dan Çıkış” ile “Demirci Kava” arasındaki benzerliği görüp, daha da kaynaşabilirdi. Yöre insanına, PKK”yı ve örgütün akıl hocalarından (teorisyen) olduğu bilinen, hatta kitapları “Eğer ahiret günü varsa ve Arap Muhammed bize şefaat etmezse -ki varsın etmesin- Kürtlerin peygamberi Zerdüşt bize yardım edecektir.” gibi zırvalıklarla dolu olan Marksist Musa Anter”in gerçek yüzü anlatılabilirdi. Namusuna düşkün yöre insanına, dağa çıkan kızlarının, Kandil”de “gitar çalan çocuklar” değil de “orta malı” olduğu bile anlatılabilseydi, sorun yarı yarıya çözülürdü. Yahut elinde sineklik ile salonda hoplayıp zıplayan yazlıkçılar gibi davranmak yerine; çevreyi ilaçlamak, sokağın başında duran çöp bidonunu ortadan kaldırmak, en azından kapağını iyice kapatmakla işe başlamak gerekirdi. Bu arada konu komşunun çevreye pislik atmaması da tembih edilebilirdi. Bu tembihi de dünyanın en güçlü ordularından biri olan kolluk kuvvetlerinizle yapabilirdiniz. Misal, attıkları pisliği derdest edip (derleyip, toparlamak) kendi bahçelerine dökebilirdiniz. Bunu yaparken, sayıları, İran”da 30 milyon; Irak”ta 2,5 milyon; Suriye”de 200 bin; Yunanistan”da 200 bine yakın olarak bilinen soydaşlarınızdan yardım alabilirdiniz. Yıllarca yükünü çektiğiniz NATO”yu devreye sokabilirdiniz mesela. Diyeceğim, yapmamamız gereken çok şey vardı. Yaptık. Yapmamız gereken çok şey vardı. Yapmadık. Ama en azından bir yerlerden başlamak gerekmektedir. Mesele, bir musibet; bin nasihat meselesi… Ya da uyanık olup, bir nasihatle işi halletme becerisi… Ötesini, meclisteki ağaların paşa gönlü bilir. Serik–28.01.2008



Aziz Dolu Atabey

azizdolu.blogcu.com





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 12
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 559
Toplam Tekil 1640101
IP 50.16.107.222






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu