BEYİN GÖÇÜ - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BEYİN GÖÇÜ - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 15.12.2009 > Kaç kez okundu? 3433

Paylaş


Dünyanın en kıymetli varlığı şüphesiz İYİ YETİŞMİŞ İNSAN” dır. İyi yetişmiş Beyinlerin çokluğu ülkenin gelişmişlik ve kalkınmışlık düzeyinin göstergesidir. Bilgiyi üretip satan ülkeler daima bilgiyi alıp kullanan ülkelerden daha güçlüdür. Araştırma, inceleme merkezlerinin çokluğu ülkenin sadece bugününü değil, geleceğini de teminat altına alır.

İnsanların bilim ve teknolojiye yatkın olması milletlerin önemli özelliklerinden biridir. Okuyup öğrenmek önemlidir. Fakat, okuyup öğrendiklerini kullanarak insanlık adına yeni buluşlar yapmak hasleti çok daha önemlidir ve bu haslet her millette bulunmaz. İşte Türk milleti binlerce yıllık köklü tarihi ve sahip olduğu kültür öğeleri ile beyin gücü yüksek ender uluslardan biridir.

Batılı düşünürler bilimsel çalışmalarında Türk insanı için; “Hangi makamda ve tahsil seviyesinde olursa olsun Türkler içinde bulunduğu ortamı geliştirmek ve yeni bir şeyler katmak için beynini devamlı çalıştırır. Okuma, öğrenme, anlama, kavrama yeteneği ise çok yüksektir.” İfadelerini kullanmaktadır.

Medyada her gün, her konuda yeni bir buluşun haberine rastlamamız mümkündür. Bu buluşları yapanların çoğunun tahsili ve kariyeri bu iş için yeterli olmamasına rağmen eserleri ilginçtir. İnsanlık için yeni ve yararlı bir hususu ortaya çıkartan ama hiçbir yerden destek almadan bu gibi çalışmaları yapanlar, her defasında kendilerini bilim yapıyor sayan birtakım kişilerin anlaşılmaz tepkileri ve aşılamayan bürokrasi ile karşılaşırlar. Bu parlayan çok küçük fakat basit bir destekle kor halini alabilecek kıvılcımlar bulundukları mahâlde derhal söndürülürler. Bu karşı çıkmaların altında öncelikle şahsi kıskançlık vardır. Ve nihayet hainlik vardır. Doğal olarak ülkenin güçlenmesini istemeyen dış güçlerin takip, kontrol ve fiziki engellemesi vardır.

Bu engellemeler yüzünden son yüzyılda bilim dünyasında Türkiye orijinli bir yeniliğe rastlanmamıştır. Çünkü böyle bir kabiliyete sahip ülkemin beyinleri ya küstürülerek susturulmuş veya mutlaka ülke dışına kaçırılarak yabancı güçlerinde hizmetine kullanılır hale getirilmiştir.

Bugün ABD başta olmak üzere AB ülkelerinde beşyüzbin kadar yetişmiş insanımız o ülkelerin bilim ve teknolojilerine katkıda bulunmaktadır. Araştırma ve incelemeleri ile önce bulundukları ülke insanlarının refah ve mutluluğunu arttırmaktadır. Sonra o ülkeler, bu buluşlardan istedikleri kadarını diğer ülkelerle birlikte bize de parasıyla vermektedir.

Türkiye, sanıldığından da zengin bir ülkedir. Çünkü dünyanın en pahalı ve en değerli varlığı olan yetişmiş insan beyinlerini bedava ve adeta saçarak dünyaya dağıtmaktadır.

Bu ülkenin yetiştirdiği genç beyinlerin gözü dışarıdadır. Neden dışarıdadır.? Çünkü dışarısı yetişmiş beyinlerin önüne onların rahatça yaşayıp, çalışabileceği ve kendini gösterebileceği imkanlar sunmaktadır. Oysa onların sunduğu bu imkan bu fakir ülkenin bu beyinlerin yetişmesi için verdiklerinin onda biri kadar dahi değildir. Biz burada bin bir emek verdiğimiz, tahsil hayatının her safhasında maddi ve manevi büyük sıkıntılara girdiğimiz, 22 yaşında üniversiteyi bitirttiğimiz evlâtlarımıza ne yazık ki sahip çıkamıyoruz. Onlara iş ve aş veremiyoruz. Elin oğlu hiç masraf etmeden yetiştirdiğiniz güçlü beyinleri gözlerimizin içine baka baka alıp götürüyor. Hem de bu işi sizi yalvartarak yapıyor. Geri dönmemeleri için ise her şeyi yapıyor. Sonunda gidenlerin çok azı geri dönebiliyor. Dönenlerin bir ayakları yine oralarda kalıyor.

Peki, Neden gidiyor gençlerimiz?

Bizde üniversite yok mu ? Bizde Mastır ve Doktora eğitimi yok mu ?

Bizim fabrikalarımızın, tarlalarımızın, madenlerimizin ve hizmet sektörümüzün hiç mi adama ihtiyacı yok ?

Olmaz olur mu . Bu insanlara herkesten çok bizim ihtiyacımız var. Ama nedense her biri birer canlı hazine olan genç beyinlerimizi kendi elimizle bedavaya teslim ediyoruz. Geri dönmeleri için hiçbir olumlu çaba harcamıyoruz. Ayrıca, devlet bursları ile daha çok gencimizi dışarıya gönderip başka ülkeleri hizmet etmesini sağlamak için gayret ediyoruz.

Aslında yurtdışına okumaya öğrenci gönderilmesi, yeni teknolojileri yakından takip için iyi bir uygulamadır. Nitekim bugün Türkiye; Ortadoğu ve Asya için en cazip eğitim veren ülke olma vasfını muhafaza ediyor. Bugün pek çok yabancı öğrenciye Türkiye”de veya kendi ülkelerinde açtığımız eğitim kurumlarıyla ilkokuldan üniversiteye kadar çok üst düzey eğitim sağlıyoruz.

Atatürk döneminde de başarılı öğrencilerin ABD ve Avrupa”ya öğrenime gönderildiğini görüyoruz. Fakat bu gençlerin tamamını bizzat devlet seçerek gönderdi. Ve her öğrenci gönderildiği ülkelerde çok ciddi bir şekilde takip edildi. Çünkü bu öğrencilerin tamamı ülkeye geri dönmek, ve yetiştirildikleri konuda ülkemizde gerekli organizasyonları kurmakla görevlendirilmişti. Yurtdışında okuyup dönenlerin tamamı modern Türkiye”nin kurulmasında çok temel işlevler yerine getirdiler. Çünkü o devirde; şimdiki gibi plânsız ve programsız, isteyenin ve parası olanın istediği ülkeye ve istediği okula gittiği, gidenlerin hiçbirinin ciddi bir şekilde takip edilmediği başıboş bir uygulama yoktu.

Gelişmiş batı ülkeleri sahip oldukları yetişmiş insan güçleri ile bilim ve teknolojide yarattığı yenilikleri ihraç ederken bizim beyin kaybımız giderek büyümektedir. Yetişmiş beyin göçünü alan ülkeler, göç veren ülkelerin en iyi ve en yetenekli gençlerini titizlikle seçerek almaktadır.

Her yıl Üniversiteye girmek için ter döken, çaba harcayan bir buçuk milyon gencimiz okuyacağı üniversitenin seçiminde yurtdışına atlamada kendisine imkan tanıyacak olanları öncelikle tercih sebebi olarak görmektedir. Onlar kendilerini yetiştiren bu ülkede değil de gelişmiş batılı ülkelerinde iş bulmayı, diğer bir ifade ile ikinci bir pasaport sağlamayı ve özellikle dışarıda yaşamayı tercih etmektedirler. Ancak bu gençlere kızmayalım. Çünkü onlar; ülkeyi sevmedikleri için, ya da başka ülkede yaşamayı daha çok istedikleri için değil, tam tersine kendilerine gerekli imkan sağlanmadığı, en önemlisi de burada üniversite bitirseler dahi dikkate alınıp adam yerine konulmayacaklarını ve de işsiz kalacaklarını bildiklerinden yurt dışına gitmeyi arzu ediyorlar.

Ülkemizde yurtdışına yönlendirilme süreci ilköğretimden başlamaktadır. Okulların başarılı öğrencilerini önce dershaneler keşfeder ve abartılı maddi imkanlarla onları kendi dershanelerine alırlar. Buralarda onları yutrdışına taşıyacak Boğaziçi, Ortadoğu gibi devlet üniversiteleri ile Koç, Sabancı gibi yabancı dille eğitim yapan üniversiteler hedef olarak gösterilir. Ayrıca devlet üniversitelerinin yabancı dille eğitim veren bölümlerine en yüksek puanlarla öğrenci alınarak beyin göçünün muhtemel adaylarının temin edilecekleri adresler belirlenmiş olur.

Yabancı dille eğitim veren üniversitelerimizin bir ayakları ABD”de veya bir AB ülkesindedir. YÖK”de devreye sokularak bu ülkelerdeki üniversiteler ile işbirliği içinde çalışılır. İşbirliği ise bilim alanında değil, sadece beyin göçünün nasıl gerçekleştirileceği üzerine inşa edilmiştir. Sözüm ona karşılıklı öğrenci ve öğretmen mübadelesi gibi hususlarda ikili özel anlaşmalar yapılmıştır. Ama bu ilişkiler daima tek taraflı olarak işletilen beyin göçünü kolaylaştırmanın basit ve yasal yollarıdır.

Bu arada medya kullanılarak çok cazip reklamlarla yurtdışından alınacak burslar tanıtılır. Yurtdışındaki üniversitelerin devasa kampüslerindeki şahane hayat abartılı bir şekilde anlatılır. Beyin göçü ile ilgili reklamlar çok başarılıdır. Çalışkan öğrencilere ABD”de yaşama ve iş bulma yolu vaatleri yanında, derhal Yeşilkart verilmesi dahil adeta bir yeryüzü cenneti vaat edilmektedir.

Oysa en uç ilimizde bulunan üniversitelerimizin imkanları dahi bugün hiç de küçümsenecek gibi değildir. Anadolu”nun her noktasına yayılmış üniversitelerde oldukça iyi bir eğitim verilmektedir. Buralarda kendi kendine yeterli kampüslerde gerçek birer bilim yuvası oluşturulmuştur.

Batılı ülkeler, bu yaptıklarında haklıdır. Ve mantıkî gerekçeleri vardır. Çünkü hedeflerini; “Ben en iyi olmalıyım. Ben her şeyi önce bulmalıyım. Benim dünya hakimiyetim ancak bilim ve teknolojideki gücüm ile orantılı olarak gerçekleşir veya sekteye uğrar. Bu bakımdan dünyanın en iyi beyinleri benim olmalıdır.” şeklinde tespit etmişlerdir. Ayrıca, “Ben bu beyinleri alamasam dahi, nerede kimler var ve ne yapıyorlar. Bunları bilmeliyim.” demektedirler. Ve bunun sağlanması için uzun vadeli planlar hazırlamakta, stratejiler uygulamaktadırlar. İyileri bu şekilde kontrol altına aldıktan sonra geriye kalanların yapacakları bilimsel çalışmaların daima kendi gerisinde kalacağını bilmekte ve buna göre rahat hareket etmektedir.

Gerçek şu ki; ABD”nin insan göçü ile ilgili politikaları başarı ile yürütmektedir. ABD tarihi aslında bir göçler tarihidir. Kuruluş yıllarında gözü pek, cesur ve maceraperest Avrupalıların göçü ile ülke Kızılderili sakinlerinden temizlenmiş ve kıta bir uçtan bir uca yerleşime açılmıştır. Daha sonra ikinci büyük göç dalgası Afrika”dan alınmıştır. Tarlalarda çalışacak ve ağır hizmetlerde kullanılacak güçlü-kuvvetli siyahi Afrikalılar zorla getirilmiştir. Bundan sonra Nazi Almanya”sının bilim adamlarının ve aydınlarının topluca gelişlerine şahit olunmuştur.

Şimdi sırada yeni dünya imparatorluğunun kurulması vardır. Bunun için bilgi çağının gereklerini yerine getirebilecek üstün beyinlere ihtiyacı vardır. Bu maksatla geri bıraktırılmış ülkelerin en iyi beyinlerinin toplanması operasyonu yürürlüğe sokulmuştur. Ülkemizde aralarında olmak üzere Avrupalı, Güney Amerikalı, Hintli, Pakistanlı, Çinli beyinler titizlikle seçilerek ABD”ne götürülmektedir. Bugün Amerikan üniversitelerinin pek çoğu sadece “Araştırma Merkezi” halinde çalışmaktadır. Ve bu Üniversitelerinin en üst düzey projelerinin başında dışarıdan ithal edilip Amerikanlaştırılmış beyinler bulunmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin gelişmişliklerini devam ettirmek ve dünya üzerinde kurmak istedikleri global kontrol mekanizmalarını sağlama almak için dünyadaki yetişmiş insan beyinlerini transfer etmelerinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu görüyoruz. Bu maksatla, her türlü çareye başvurarak dünyada çok az bulunan iyi yetişmiş beyinli insanları topladıklarını biliyoruz.

Türkiye”nin bu pazarda önemli bir yeri vardır. Burada önemli husus önce bu beyin göçünün durdurulması ve bilahare beyin göçünün tersine döndürülmesidir. Yani Türkiye”nin mevcut potansiyeli ile göç veren değil, göç alan ülke durumuna getirilmesidir.

Öncelikle göç olayı durdurlmalıdır. Sonra ülkemizde yeterli istihdam imkanları yaratılarak gidenler geri getirilmelidir. Bundan sonraki adım Türkiye”nin dünyadaki yetişmiş beyinlerin ilgisini çekecek hale getirilmesidir. Son adım ise Türkiye”ye iyi yetişmiş beyin göçünün sağlanmasıdır.

Kanaatime göre bunları sağlamak mümkündür. 21 inci yüzyılın yönetilen değil, yöneten ülkesi olmak istiyorsak, gerekli yetişmiş kadrolara sahip olmak zorundayız.

Türkiye iki kere beyin göçü almıştır. Atatürk döneminde Nazi rejiminden kaçarak Türkiye”ye sığınan seçkin Alman bilimadamları Türk üniversitelerinin bilimsel faaliyetlerine büyük hız kazandırmıştır. Bu kişiler bir çok yeni kürsünün kurulmasını ve dinamik bir bilim atmosferinin oluşmasını sağlamışlardır. Atatürk gelen yabancı bilim adamlarına her türlü desteği sağlamıştır.

İkinci göç olayı, 1990”da eski SSCB”nin dağılmasını müteakip VP ülkelerinden yoksulluk sınırında maaş alan bilim adamlarının ülkemize gelmesi ile başlamıştır. Azeri bilim adamları bunlar içinde çoğunluktadır. Sovyetler döneminde başta temel bilimler (matematik, fizik, kimya ve elektronik) alanında iyi yetişmiş 300 kadar Azeri bilimadamının sağladığı önemli katkılar vardır. Ne yazık ki yöneticilerimiz bu son büyük göç imkanını anlayamamışlar ve sonunda devamının gelmesi kaçınılmaz olan bu önemli beyin göçü tamamen durmuştur.

Gelen beyinlere sahip çıkmak bir yana, genç ve dinamik bir nüfus çoğunluğuna sahip olan ülkemiz maalesef elindeki son derece değerli yetişmiş beyinlerini adeta kendi kaderlerine terk ederek dışarıya kaçmalarına ortam hazırlamaktadır. Eğitim bürokratlarımız ve üniversite yönetimlerimiz bu konuda tedbir alacakları yerde gençlerimizin yurtdışına gidişlerini teşvik etmektedir. Çeşitli burs imkanları ayarlanmakta ve ne kadar çok yurtdışına öğrenci gönderildiği anlatılarak okulların reklamının yapıldığı sanılmaktadır.

Aslında iletişim çağında öğrencilerin yurtdışına gönderilmesine de gerek kalmamıştır. Çünkü Internet vasıtasıyla dünyadaki bütün bilimsel süreli yayınlar üniversite kütüphanelerine gelmiştir. Bunlarla bilimsel gelişmeler yakından takip edilebilir. Yurtdışına giden gençlerimizin TÜBİTAK veya üniversite araştırma merkezleri vasıtasıyla örgütlenerek üniversiteleri ile organik bağlarını koparması önlenebilir. Yurtdışından başarılı kişiler davet edilerek ortak seminerler düzenlenebilir veya bilimsel projeler üzerinde tartışılması sağlanabilir. Bazı yabancı araştırmacılar ile ortak projeler üretilebilir. Bunun gibi denenecek pek çok yol vardır. Yani günümüz iletişim imkanları ile beyin göçünü kısmen de olsa ülkemiz lehine beyin göçüne dönüştürülmesi mümkün olabilir. Fakat bütün bunların rasgele değil, bir elden koordineli olarak yapılması gerekir. Kanaatimce yeniden yapılandırılması düşünülen YÖK”e bu konuda önemli görevler düşmelidir.

Gönlüm gençlerimizin dışarıda değil, ülkemiz üniversitelerinde çalışmalarını arzu ediyor. Bunlar Türkiye”de ve Türk insanı için bilim yapabilsinler ve bilgiyi teknolojiye dönüştürebilsinler. Ürettiklerini öncelikle Türk Toplumu ile paylaşabilsinler. Ne çare ki; araştırma fonlarına yer ayıramayan kısıtlı üniversite bütçeleri, açlık seviyesinde düşen öğretim üyesi maaşları, bürokrasiden kurtulamayan ve çalıştırılamayan araştırma fonlarının durumu insanlarımızın idealist duygularını ortadan kaldırmaktadır.

Beynini geçim gailesi kaplayan bir kişinin bilimsel olarak düşünmesi ise fiziki olarak mümkün görülmemektedir. Vatansever duygularla ve çok iyi niyetlerle, her türlü maddi sıkıntıya göğüs gererek geri dönen birkaç öğretim üyesi de mevcut yapının karmaşasından kısa sürede pes etmekte ve çareyi geri dönmekte bulmaktadır.

Vatanseverlik nutukları atarak bu insanların geri dönmelerini sağlayan yöneticilerimizin bunda hataları vardır. Çünkü bunlar, öncelikle gelenlere aileleri ile huzur içinde yaşayacakları bir ortam ve serbestçe bilim yapabilecekleri mekanlar temin etmeleri gerektiğinin bilincinde dahi değillerdir. Sadece gidenlerin arkasından bunların dedikodularını yapıp, neredeyse bunların hepsini vatan haini ilan etmektedirler. Bu husus gelecek olanların da gelmelerini önlemektedir.

Sonuç olarak; ülkenin kalkınması ve güçlenmesi beyin göçünün durdurulmasına ve geri döndürülmesine bağlıdır. Bu ise devlet eliyle plânlı, programlı ve uzun soluklu bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 14
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 270
Toplam Tekil 1640625
IP 23.23.50.247






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.813 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu