BASIN BÜLTENİ Çolak: “ABD’den bilgi talep ettik” - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Çolak: “ABD’den bilgi talep ettik”
Tarih: 01.12.2015 > Kaç kez okundu? 1134

Paylaş


Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Kıbrıs’a silah ambargosunu kaldırma kararına ilişkin basında çıkan haberlerin ardından Dışişleri Bakanı Emine Çolak açıklama yaptı.

Dışişleri Bakanı Emine Çolak BRT’ye yaptığı açıklamada, konuya ilişkin daha detaylı bilgi almak amacıyla ABD yetkililerinden bilgi talebinde bulunduklarını söyledi.

Bakan Çolak, “Konunun netleştirilmesi açısından bilgi talep ettik. Gerekli istişarelerin ardından konuyla ilgili kamuoyunu daha detaylı bilgilendireceğiz” dedi.



AB-Türkiye Zirvesi yapıldı



Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması, vize serbestisi ve sığınmacı krizi gündemli Avrupa Birliği-Türkiye Zirvesi yapıldı.

AB-Türkiye Zirvesi'nde ele alınacak taslak metinde, "her iki tarafın Türkiye'nin AB üyelik sürecini hızlandırılmasına ihtiyaç duyulduğu noktasında" hemfikir olduğu belirtildi.

"Bu amaçla, bugüne kadar tam olarak anlaşılamayan, daha sık üst düzey diyaloğun AB-Türkiye ilişkisinin geniş potansiyelini keşfetmek açısından gerekli olduğu hususunda tarafların görüş birliği içinde olduğu" kaydedilen metinde, "Bu çerçevede, her iki taraf senede iki kez uygun formatlarda zirve yapmayı kararlaştırdı" deniliyor.

Zirvelerin, AB-Türkiye ilişkilerinin yanı sıra uluslararası sorunları görüşmek için bir platform olacağı ifade edilen metinde, "Düzenli görüşmeler ile güvenlik ve dış politika konularındaki işbirliğinin terörizmle mücadeleyi de içine alacak şekilde zenginleştirilmesi gerektiği" vurgulanıyor.

15 Aralık 2015'te, Ekonomik ve Parasal Politika başlıklı 17. faslın açılacağı kaydedilen taslakta, "Buna ek olarak Komisyon, üye ülkelerin pozisyonlarına bağlı olmaksızın, 2016'ın ilk çeyreğinde bazı fasılların açılması için çalışmalarını tamamlayacak" deniliyor.

Taslağın 5. maddesinde ise vize serbestisi konusuna yer veriliyor. AB Komisyonu'nun mart ayında vize muafiyeti konusundaki ikinci raporunu yayımlayacağı belirtilen taslakta, "AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması'nın Haziran 2016'dan itibaren tamamen uygulanabilir olacağı" ifade ediliyor. Anlaşmanın uygulanması durumunda Komisyon'un, üçüncü raporunu Ekim 2016'da yayımlayarak, vizesiz seyahat için tavsiyede bulunması kayda alınıyor.

Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar için finansman sağlanması da taslak kararlarda yer alıyor. Belgede, "AB, başlangıç olarak 3 milyar avro kaynak sağlayacak" deniliyor. Yük paylaşılması olarak nitelenen desteğe dair gelişmeler ışında yeni değerlendirmeler yapılacağı ifade edilen taslakta, böylece daha fazla fona da kapı aralanıyor.

Taslakta, Türkiye'nin 15 Ekim'de kabul edilen Ortak Eylem Planı çerçevesinde, uluslararası korumaya ihtiyacı olmayan ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya gitmiş olan düzensiz göçmenleri geri kabul etmesi isteniyor.

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Brüksel’de düzenlenen AB -Türkiye Zirve toplantısına gelişinde gazetecilere yaptığı açıklamada, "Yunanistan’ın ve AB’nin komşu Türkiye ile diyaloğa katkı sağlaması gerekir" diyerek, "Türkiye’nin üyelik süreciyle ilgili önemli adımlar atabileceğimize inanıyorum" ifadelerini kullandı.



Hristodulidis: “Çok önemli bir karar”



ABD Başkanı Barack Obama’nın, Rum kesimine savunma amaçlı silahlar satılmasını öngören kararı imzaladığı ve Obama’nın imzaladığı yasanın, Rum kesimine silah satılmasına izin veren değişikliği de içerdiği haber verildi.

Rum Fileleftheros gazetesi “Kıbrıs’a Yönelik Amerikan Silah Ambargosunun Kaldırılması” başlıklı haberinde, Amerikan milletvekilleri David Cicilline ve Gus Bilirakis tarafından önerilen yasanın, Amerikan yapımı savunma malzemelerinin bazı koşullarla Güney Kıbrıs’a satışına izin vermekte olduğunu kaydetti.

Gazete, bunun esas koşulunun “Dışişleri ve Savunma Bakanlarının, Amerikan Kongresi’ne gönderecekleri bir raporla, silahların Kıbrıs’ın ulusal güvenliği ve terörle mücadele için gerekli olduğunu onaylamaları olduğunu” da haber verdi.

Gazete, Rum kesimi ile ABD arasında gerçekleştirilen ortak arama kurtarma tatbikatlarının sonucunda, Amerikalıların Rumların liman polisini, açık deniz karakol gemisiyle kuvvetlendirmeyi teklif ettiklerini ve mevzuatın etkinleştirilmesiyle birlikte, Amerikalıların bunu yapacak olanağa sahip olacaklarını ekledi.

Rum Alithia gazetesi ise “Amerikan Silahlarının Kıbrıs’a Satışına İzin Veriliyor” başlıklı haberinde, Rum Hükümeti Sözcüsü Nikos Hristodulidis’in, Amerikan Kongresi’nin kararını çok önemli olarak nitelendirdiğini yazdı.

Bunun, Amerika’nın Rum kesiminin jeostratejik rolüne verdiği önemi pratikte de kanıtladığını dile getiren Hristodulidis, hükümetin konuyu dikkatli bir şekilde ele alacağını söyledi. Hristodulidis, konunun Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry’nin önümüzdeki hafta Güney Kıbrıs’a gerçekleştireceği ziyarette, Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis ile Kerry arasında daha teferruatlı bir şekilde ele alınmasının beklendiğini sözlerine ekledi.



Olgun ile Ertuğ müzakere süreci ilgili açıklama yaptı



Eski müzakereciler Ergün Olgun ile Osman Ertuğ müzakere süreci ile ilgili açıklama yaptı.

Eski müzakereciler Ergün Olgun ile Osman Ertuğ, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Almanya ve Rusya Dışişleri Bakanlarına karşı “takındığı tavrı” doğru bulduğunu belirterek, sergilenen ilkeli tutumun devamını diledi.

Eski müzakereciler Olgun ile Ertuğ, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, “Kıbrıs Türk halkının özgürlük, eşitlik ve güvenliğini koruyacak bir çözümü hedeflediğini” vurguladığını belirterek, “Vazgeçilmez gördüğümüz bu temel ilkelerin altının nasıl doldurulacağı büyük önem taşımaktadır. Sayın Akıncı’nın aynı duyarlılığı bu prensiplerin bir anlaşma metnine somut olarak nasıl derç edileceği ve pratikte nasıl uygulanacağı konusunda da göstereceğini ümit ediyoruz” dedi.

Olgun ve Ertuğ, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “47 yıllık müzakere sürecinin son 5 ayında yıllardır sağlanamayan ilerlemeler sağlandı” şeklindeki açıklamasını da eleştirerek, “Mevcut sürecin varlığına olanak sağlayan, ona zemin teşkil eden 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları ile 11 Şubat 2014 tarihli Ortak Açıklama olduğu unutulmamalı, bunların yarattığı zemin küçümsenmemelidir” değerlendirmesini yaptı.

Eski Müzakereciler Ergün Olgun ile Osman Ertuğ, ortak bir yazılı açıklama yaparak, müzakere süreci ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın açıklamaları ile icraatlarını değerlendirdi.

Açıklamada, Akıncı’nın; halen devam etmekte bulunan ve kritik bir aşamaya ulaştığı ifade olunan görüşmeler süreciyle ilgili olarak yaptığı çeşitli açıklamalarda; “Kıbrıs Türk halkının özgürlük, eşitlik ve güvenliğini koruyacak bir çözümü hedeflediğini vurguladığı” belirtilerek, bu konuda şunlar kaydedildi:

“Vazgeçilmez gördüğümüz bu temel ilkelerin altının nasıl doldurulacağı, yani hayata nasıl geçirileceği tabiatıyla büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla, Sayın Akıncı'nın bu prensipleri ortaya koymakla gösterdiği duyarlılığın aynısını, söz konusu prensiplerin bir anlaşma metnine somut olarak nasıl derç edileceği ve pratikte nasıl uygulanacağı konusunda da göstereceğini ümit ediyoruz.”

Açıklamada, son günlerde çeşitli ülke ve kuruluşlardan üst düzey yetkililerin adaya yaptığı ziyaretlerde iki taraf arasındaki “eşitlik” ilkesine riayet etmeleri konusunda Cumhurbaşkanı'nın takındığı tavrın da doğru bulunduğu belirtilerek, bu konuda sergilenen ilkeli tutumun devamı temenni edildi.

Açıklamada, Federal Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ve Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “görüşmeler sürecine destek vermek ve tarafları uzlaşı konusunda teşvik etmek” maksadıyla yapıldığı söylenen bu ziyaretlerde, bir Birleşmiş Milletler parametresi olan ve BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunun da zeminini teşkil eden “eşitlik” ilkesine riayet edilmesinin elzem olduğu vurgulandı.

Açıklamada bu konuyla ilgili; “Silah zoruyla gasp etmiş bulundukları siyasi tanınma kalkanı arkasına saklanarak Kıbrıs Rum tarafının bu konuda gösterdiği tepki ve kopardığı gürültüye itibar edilmemeli, taraflara adil ve eşit muamelenin gerekleri yerine getirilmelidir. Aksi takdirde taraflar teşvik edilmiş değil, ancak bir tarafın uzlaşmazlığına prim verilmiş olur” denildi.

Ortak açıklamada, masada halen görüşülmekte olan ve halkın üzerinde büyük bir hassasiyetle durduğu “mülkiyet” konusundaki kriterler görüşülürken; “40 yılı aşkın bir süre içerisinde özellikle Kuzey'de oluşmuş bulunan sosyo-ekonomik ve insani dokunun korunmasına, bunun sonucunda ortaya çıkan hakların gözetilmesine, iki kesimlilik ilkesinin gereklerinin yerine getirilmesine, halkın yeniden göçmen durumuna düşürülmemesine, yeniden mağdur edilmemesine ve bütün bunlara hukuki kesinlik kazandırılmasına öncelikli kriterler olarak yer verilmesinin önemi” vurgulandı.

Eski müzakereciler Olgun ile Ertuğ açıklamaya şöyle devam etti:

“İzlenimimiz; sayın Cumhurbaşkanımızın da bu konularda hassasiyet gösterdiği doğrultusundadır. Kıbrıs'ın bu günlere Kıbrıs Türk halkının yaptıkları sonucu değil, Rum tarafının sürdürdüğü hegemonyacı girişimler ve silahlı saldırılar sonucu geldiği unutulmamalıdır. Bu girişimler ve saldırılar sonucudur ki iki taraf birbirinden ayrılmış, nüfus mübadelesi yapılmış ve iki kesimlilik bir BM parametresi olarak ortaya çıkmıştır.

Bu zaman zarfında, 47 yılı aşkın bir süredir devam eden görüşmeler sürecinde süregelen çözümsüzlüğün sorumlusu da Kıbrıs Türk tarafı değildir ve bunu konuyu dürüstlükle ortaya koyma cesaretini gösteren eski Rum yetkililer ve kanaat önderleri de açıklıkla yazıp söylemektedir.

Hal böyle iken ‘47 yıllık müzakere sürecinin son 5 ayında yıllardır sağlanamayan ilerlemeler sağlandı’ şeklinde, Kıbrıs Türk tarafına da çözümsüzlükte sorumluluk atfeden, son derece iddialı açıklamalar kafalarda soru işaretleri yaratmaktadır. Mevcut sürecin varlığına olanak sağlayan, ona zemin teşkil eden 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları ile 11 Şubat 2014 tarihli Ortak Açıklama olduğu unutulmamalı, bunların yarattığı zemin küçümsenmemelidir.

Eğer gerçekten bir açılım teşkil eden ilerlemeler varsa bunların ne olduğunun da halkla paylaşılmasının zamanı gelmiştir. Liderler düzeyinde yapılan 6 görüşme sonrasında taraflar adına BM tarafından yapılan açıklama özle ilgili herhangi somut bir unsur içermemekte olup yeterli değildir.”

Açıklamada, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun adaya yaptığı son ziyarette, görüşmeler sürecindeki mevcut aşamayı bir “son şans” olarak değerlendirmesini ve “belli bir takvime bağlanarak Kıbrıs sorununun her iki tarafın kabul edeceği, kalıcı, adil bir çözüme kavuşmasını ve bir an evvel referanduma gidilmesini istedikleri” şeklindeki sözlerinin de memnuniyetle karşılandı ve bunların Rum-Yunan tarafında da karşılık bulması temenni edildi.

Ancak adayı ziyaret eden Yunanistan Dışişleri Bakanı Kotsias’ın, müzakerelerin en son aşamasında Garantör Ülkelerin de katılımı ile ele alınacağı kararlaştırılan “garantiler” konusundaki kışkırtıcı ifadeleri ile Rum tarafının hidrokarbon yatakları konusunda tek yanlı girişim ve uygulamalara devam etmesinin, “maalesef erken çözüm konusunda iyimserliğe mahal bırakmayacak nitelikte” olduğu ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Sayın Kotsias’ın beyanları karşısında mevcut garanti sisteminin devamının ve bunun yarattığı caydırıcılığın Kıbrıs'ta kalıcı barış ve istikrarın temelini oluşturduğunun altını çizmek isteriz. Garanti sisteminin amacının yaratılacak yeni anlaşma şartlarını korumak, gözetmek olduğu ve bu anlamda garantilerin varılacak anlaşmanın gözetilmesini isteyen gerek Kıbrıslı Türk gerekse Kıbrıslı Rumlara hizmet edeceği ortadadır.

Kaldı ki son 52 yıldır Kıbrıs’ta yaşananlar en temel insan hakkı olan can güvenliğinin Kıbrıs Türk halkı açısından ancak Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devamıyla sağlanabileceğini ortaya koymuştur. Gerek bölgemizdeki kanlı çatışmalar ve bunların yarattığı insanlık trajedisi, gerekse Güney'de son günlerde Kıbrıslı Türklere karşı yapılan saldırılar, Kıbrıs Türkünün can ve mal güvenliği açısından garantilerin ne derece vazgeçilmez olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.”

Açıklamada, son olarak Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “ne kadar sağlam ayaklarımız üstünde durursak, Kıbrıs’ta kalıcı barışın temelleri o denli sağlam olacak” açıklaması değerlendirilerek, KKTC’de etkin, iyi yönetimin gerekliliğini ve ülkenin mevcut ekonomik kazanımları ile rekabet edebilirliğini ileri götürebilmenin önemine işaret edildi.

Buna yönelik olarak 10 yıldan fazla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kendine vatan edinen, düzgün insanlar olarak yaşamın ve çalışma hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelen insanların da ayrımcılık yapılmadan KKTC vatandaşı yapılmalarının bir gereklilik olduğu savunulan açıklamada, bunun insan hakları ve uluslararası uygulamalar bakımından da elzem olduğunun ortada olduğu kaydedildi.



Güvenlik ve Garantiler konusunda yeni bir çerçve üzerinde çalışma



Rum Politis gazetesi “Kıbrıs İçin Yeni Güvenlik Çerçevesi… Garantilerin Tasfiyesi İçin Verimli Diyalog Yürütülüyor” başlığıyla manşete çekilen haberde, kıbrıs için güvenlik ve garantiler konusuyla ilgili yeni bir çerçeve üzerinde çalışıldığı iddia etti.

Nihai görüşmesi garantör güçler düzeyine yapılacak garantiler ve güvenlik konusunda bir süredir –iki toplumun, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin bilinen tezleri temelinde- Kıbrıs için yeni bir güvenlik çerçevesi şekillendirilmekte olan yoğun bir perde gerisi yaşandığı haber verildi.

Rum Politis gazetesi “Kıbrıs İçin Yeni Güvenlik Çerçevesi… Garantilerin Tasfiyesi İçin Verimli Diyalog Yürütülüyor” başlığıyla manşete çekilen haberde, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Kasım ayındaki yoğunlaştırılmış görüşmelerinde garantiler ve güvenlik konularına, fikirler ve muhtemel formüllerle, derinine girmeden dokunduklarını yazdı.

Şekillendirilmekte olan çerçevenin iç istikrarın sağlanması için Avrupa müktesebatını ve muhtemelen Lizbon Sözleşmesi’nin 42’nci maddesini değerlendirdiği haber verildi.

Konunun Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ile ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin aklında bulunduğu ve adayı ziyaretleri sırasında görüşüleceğini belirtildi.

Habere göre, Sergei Lavrov’un gündeminde, yeniden birleşmiş devletin güvenliğinin Güvenlik Konseyi tarafından garanti edilmesine Rusya’nın yapabileceği yardım konusu da bulunuyor. Kerry’nin ise çözümün ekonomik yönünü ve hayata geçirilmesinin bir defaya mahsus finanse edilmesi konularını görüşmesi; ABD’nin, mülkiyetteki mali tazminatları karşılayacak fona yardım ederek yatırım fonları bulma çabasına katılarak katkı koyması bekleniyor.

Gazete özetle şu detayları verdi:

“Görüşme sırasında Türk tarafından, sadece Kıbrıs Türk oluşturucu eyaletinin Türkiye tarafından garanti edilmesi fikri işitildi. Bu, Kıbrıs Rum tarafının, malum nedenlerle kabul etmediği bir şeydir.

Güvenilir diplomatik bir kaynak Türk yetkililerin, güvenlik çerçevesinin 1960’lı yıllardaki statüsünde kalamayacağını ve bu çerçevenin askeri boyutunun olamayacağını teslim ettiğini söyledi.

Tarafların Duruşu: Kıbrıs Rum tarafı, ilkesel ve iç politika nedenleriyle, yeniden birleşmiş federal Kıbrıs’ın güvenliğinin üçüncü ülkeler tarafından garanti edilemeyeceği ısrarından başlıyor. Garantilerle ilgili kamuoyuna yönelik açıklamalar, özellikle de Yunanistan’ın garantörlük rolünü açıkça reddettiği açıklaması Türkiye’yi rahatsız ediyor. Üs topraklarını kullanmaya devam edeceğini kastederek, çerçeve değişikliğinden rahatsız olmadığını söylemekle yetinen İngiltere’nin tavrı da dikkat çekicidir. Öte yandan Kıbrıs Türk tarafı –bir kez de Kıbrıslı Türk liderinin sözcüsünün aleni açıklamasıyla- garantilerin tabu olmadı işaretini verdi.

Yeni Çerçeve: Güvenlik konusu, nelerin kimler tarafından güvence atına alınması gerektiği sorusuna cevap vermeye başladığımızda çözülebilir olacak. Özellikle Kıbrıslı Türklerin, haklarının ve varlıklarının çoğunluk tarafından ihlal edilmesinden korunma endişelerine; etnik azınlık gruplarının korunmasını güvence altına alan Avrupa müktesebatı ve kurulduğu günden beridir içinde iç çatışma çıkmasını istemeyen AB tarihi cevap veriyor.

Uygulama düzeyinde görüşülen, katılım oranının yüzde 50- yüzde 50’ye kadar olacağı küçük bir federal ordu ve federal polis örgütü olması da federal devletin kendisini Kıbrıslı Türklerin garantörü haline getiriyor.

Garantilerin dış boyutu, Kıbrıslı Rumları ve Kıbrıslı Türkleri, geniş ölçekte de yeniden birleşmiş federal Kıbrıs’ın bağımsızlığını Türkiye’den kimin koruyacağı sorusuna verilecek cevapla alakalıdır. Burada cevap, gerek üye ülkelerin, ‘silahlı saldırı kurbanı’ (aggression) olan ortağa yardım etme yükümlülüğünü öngören Lizbon Sözleşmesi’nin 42’nci maddesiyle, gerekse garantilerin geçici de olsa Güvenlik Konseyi tarafından sağlanması çabasıyla ilgilidir.

Başkan Anastasiadis’in Lavrov ile görüşmesi bu açıdan merakla bekleniyor. Bu önerinin Rusya tarafından –Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın Politis’e verdiği mülakatta- geldiğini hatırlatalım.”



Anastasiadis, David Cameron ile görüştü



İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) toplantısı için Malta’da bulunan Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in, cuma akşamı İngiltere Başbakanı David Cameron ile bir araya geldiği belirtildi.

Rum Alithia gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis ile İngiltere Başbakanı David Cameron arasındaki görüşmede Kıbrıs sorunu ve AB reformuna ilişkin İngiliz önerilerinin ele alındığını yazdı.

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in bu sabah ise, Türkiye ile AB üyesi ülke devlet başkanları arasında sığınmacı krizine ilişkin yapılacak zirveye katılmak için Brüksel’e gideceğini anımsatan gazete Anastasiadis’in dün ise sığınmacı krizine ilişkin olarak Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ile telefon görüşmesi yaptığını belirtti.

Habere göre, Rum Hükümet Sözcüsü Nikos Hristodulidis, konu hakkında yaptığı açıklamada, hükümetin Brüksel ile sürekli temas halinde olduğunu belirterek, Türkiye’nin mülteci krizinde oynayacağı rol nedeniyle düzenlenecek önemli bir zirvenin söz konusu olduğunu ifade etti.

Anastasiadis-Çipras arasındaki telefon görüşmesine de değinen Hristodulidis, görüş alış verişinde bulunulduğunu ve Güney Kıbrıs ile Yunanistan’ın zirve sırasında hareket edeceği çerçevenin belirlendiğini belirtti.

Rum Simerini gazetesi ise Anastasiadis’in Brüksel’deki zirvenin ardından bugün öğleden sonra, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi Taraflar Toplantısı için Paris’e geçeceğini yazdı.

Anastasiadis’in 1 Aralık’ta döneceğini yazan gazete, Rum liderin adaya gelişinin ardından 1-2 Aralık’ta Güney Kıbrıs’ı ziyaret edecek Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile önemli bir görüşme yapacağını belirtti.

Rum Alithia gazetesi aynı haberinin içerisinde, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin, Global Shapers Community’nin Lefkoşa şubesinin Ledra Palace’ta düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşmaya yer verdi.

Habere göre, Eide, Kıbrıslılara çözüm fırsatını yakalamaları çağrısında bulundu.

Kıbrıs sorununa ilişkin yıldızların ayını hizada olduğunu söyleyen Eide, iki liderin müzakerelerde kaydettiği ilerlemeden ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Kıbrıs sorunun çözümüne ilişkin sarf ettiği çabalardan da bahsetti.

Bir grup Rum öğrencinin Kıbrıslı Türklere yönelik saldırılarına da değinen Eide, eğitim konusundaki karardan ve liderlerin tavrından cesaretlendiğini dile getirdi.



Kostas Kadis: “Kıbrıslı Türklere saldırılar ırkçı, insan haysiyetini zedeleyen davranışlardır”



Rum Eğitim ve Kültür Bakanı Kostas Kadis, Rum öğrencilerin 16 Kasım’da düzenledikleri protesto yürüyüşleri sırasında KKTC plakalı araçlara saldırıp 3 Kıbrıslı Türkü yaralamalarını “ırkçı, insan haysiyetini zedeleyen” davranışlar olarak niteledi ve “vatanımızı kurtarma ve yeniden birleştirme çabasına olumsuz etkileri kesindir” dedi.

Rum Politis’in, “Eğitimimiz Barışı Teşvik Edecek” başlığıyla aktardığı söyleşide Kadis, Kıbrıslı Türklere saldırılarla ilgili kendisine ve bakanlığına yapılan eleştiriler hatırlatıldığında, bakanlığının veya şahsının icraatlarının değil Rum eğitim sisteminin ve sistemin bunca yıl Rum gençlerin kişiliğinin şekillenmesine yaptığı katkının eleştirildiğine dikkat çekti.

Kadis, Bakanlığının, kin ve ırkçılığa karşı tavır ve davranış işlenmesi gereğini teslim ederek bu eğitim yılının başında - saldırı olaylarından önce- Avrupa Konseyi’nin kin söylemine karşı seferberliği çerçevesinde ırkçılıkla ve kinle mücadele için inisiyatif geliştirme uygulamasına başladığını, halen okullarda bu yönde birçok faaliyet yürütüldüğünü söyledi.

Faaliyetlerin neler olduğu sorusuna karşılık “Örneğin öğretmenlere yönelik ‘Barış Kültürü İçin Eğitim’ konulu Tarihi Diyalog ve Araştırma Kulübü programına destek veriyoruz. Program UNESCO tarafından belirlenen ‘Barış için Eğitim’ ilkelerine dayanıyor ve öğretmenlerimizden çok olumlu tepkiler aldı” dedi.

Kadis Rum okullarının 7’sinde halen “Irkçılığa Karşı Davranış Kuralları ve Irkçı Vakaları Saptama ve Yönetme Kılavuzu”nun pilot uygulama şeklinde uygulandığına ve olumlu sonuçlar aldıklarına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in son görüşmelerinden sonra yapılan Eğitim Teknik Komitesi kurulması açıklamasıyla ilgili değerlendirmesi sorulduğunda , çok olumlu bulduğunu söyleyen Kadis, bakanlık olarak halen “Kıbrıslı Türklerin ve Rumların karşılıklı fayda sağlayacağı, ortak geleceği sağlam temeller üzerine kurma vizyonu ve isteğini yansıtan bir dizi somut öneri sunduğunu söyledi.

Kostas Kadis, “Barış eğitimi, hem geniş eğitim politikası düzeyinde hem de öğretmenler ve öğrenciler arasında uygulanabilir. Dikkatimizi gerilim kaynağı olmayan konulara yoğunlaştırarak halen okullarımızda uygulanan iyi örnekleri teati edebiliriz” dedi.

Kadis’e, öğrencilerin Grivas’ın sığınağına götürülmesiyle ilgili okullara gönderilen genelge de soruldu. “Bu konunun çarpıtılması için yoğun bir çaba harcanıyor, bu çabanın devam etmesini istemiyorum” diyen Kadis özetle şunları ekledi:

“Sadece şunu izah etmek isterim ki, bahse konu genelge Bakanlığın, maksatlı olarak ima edilen söz konusu yere götürülmesiyle ilgili değil. EOKA Tarihi Anı Konseyi tarafından önerilen, EOKA mücadelesiyle bağlantılı onlarca yere, zorunlu değil, mümkünse ziyaretler yapılmasıyla ilgilidir. Bu gezi alanları listesinde Afksentiu’nun sığınağı ve mücadeleyle bağlantılı diğer birçok yer var.

Şunu da vurgulamak isterim ki okullarda öğrencilere okutulan malzemede yasadışı EOKA-B örgütünün faaliyetleri açıkça kınanıyor.”



CTP ve TDP Sosyalist Enternasyonal toplantısına katıldı



Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Sosyalist Enternasyonal toplantısına katıldı.

Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Dış İlişkiler Sekreteri Muhittin Tolga Özsağlam, Kıbrıs’ta varılacak kalıcı bir çözümün tüm Akdeniz’e barış ve istikrar getireceğini belirtti.

CTP Basın Bürosu’ndan verilen bilgiye göre, Özsağlam CTP’yi temsilen Angola’nın başkenti Luanda’da düzenlenen Sosyalist Enternasyonal toplantısına katıldı.

Burada bir konuşma yapan ve Kıbrıs sorununda gelinen son aşamayı değerlendiren Özsağlam, “Akdeniz’de kaos ortamı yaşandığından” da bahsetti.

Dünyada şu an birçok sorun olduğunu ifade eden Özsağlam, etnik uyuşmazlıklar, savaşlar, terörizm ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin bu sorunlardan yalnızca birkaçı olduğunu söyledi.

Kıbrıs sorununun da bu sorunlardan bir tanesi olduğuna vurgu yapan Özsağlam, hem Kıbrıslı Türklerin hem de Kıbrıslı Rumların geçmişte birçok acılar yaşadıklarını anlattı. Bugünlerde ise Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerin arasında yürütülen bir müzakere süreci olduğunu anımsatan Özsağlam, CTP olarak iki toplumlu iki kesimli bir federal devletin kurulmasına destek verdiklerini ifade etti.

Buna rağmen sürecin yavaş ilerlediğine dikkat çeken Özsağlam, güven yaratıcı önlemlerin de hayata geçirilemediğinin gözden kaçmadığını söyledi.

Akdeniz’de Kıbrıs sorununun yanı sıra mülteci krizinin de baş gösterdiğini işaret eden Özsağlam, birçok insanın çatışma bölgelerinden kaçabilmek için denizde hayatını kaybettiğine dikkat çekti. Kıbrıs sorununun varlığından dolayı mülteci – sığınmacı dramına ilişkin yeterli ve etkili önlemler alamadıklarını belirten Özsağlam, Kıbrıs’ta her iki tarafa da mülteci dramına ilişkin işbirliği yapma çağrısı yapılması gerektiğinin altını çizdi. Özsağlam, bunun güven yaratıcı önlemlerin bir boyutu olduğunu dile getirdi.

Terörizmin dünyada çok ciddi boyutlara ulaşan bir sorun olduğunu ifade eden Özsağlam, terörizmin kaynaklarının kesilmesi gerektiğini vurguladı ve özellikle bazı batılı ülkeler ve kurumların Suriye – Irak gibi konularda pozisyonlarını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini anlattı.

Ülkelerin iç işlerine, güç kullanarak veya bazı gruplara güç bağlamında destek vererek sorunların çözülemeyeceğini ifade eden Özsağlam, gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek ve demokrasi için dünya genelinde mücadelenin devam etmesi gerektiğini belirtti.

TDP Basın Bürosu’nun açıklamasına göre, TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs müzakere süreci ile bölge sorunlarına yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Kıbrıs'ta iki lider arasında sürdürülmekte olan müzakerelerin önemine değinen Özyiğit, TDP olarak iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal bir çözüme her zaman destek olduklarını ve olacaklarını belirtti.Özyiğit ayrıca, güven artırıcı önlemlerin de barış sürecinin başarıya ulaşmasında önemli bir rol oynayacağını vurguladı. Sosyalist Enternasyonal’in dünyadaki terör, yoksulluk, ayrımcılık ve her türlü ayrımcılığa karşı hareket etmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Özyiğit, TDP için bu örgüte üyeliğin bu yüzden çok önemli olduğunu vurguladı.

TDP Basın Bürosu’nun açıklamasına göre, Özyiğit’in konuşmasının ardından söz alan Sosyalist Enternasyonal Başkanı Yorgos Papandreu, TDP’nin barış ve çözüm çabalarını selamladıklarını belirtti. Sosyalist Enternasyonal olarak sürece destek belirten Papandreu, yakın bir gelecekte verilen çabaların karşılığının alınmasını diledi. Papandreu, adada bulunacak çözümün bölgeye getireceği istikrarın önemine de dikkat çekti.



LTB Başkanı Harmancı, Brüksel’de temaslarda bulundu



Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Mehmet Harmancı, Avrupa Birliği’nin başkenti Brüksel’de bir dizi temaslarda bulunarak, 4 günde 20 üst düzey yetkiliyle yaptığı görüşmelerde; LTB’nin yasal pozisyonunu anlattı, hibelerden eşit pay istedi.

LTB’den verilen bilgiye göre, Harmancı, Brüksel’de yaptığı 4 günlük yoğun diplomasi trafiğinde çeşitli AB yetkilileri ve Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekilleri, Avrupa Komisyonu yetkilileri, Eurocities örgütü yetkilileri, Norveç’in Brüksel Büyükelçisi ve bölge belediye başkanı ile verimli görüşmeler yaptı.

Bu ziyaretler sırasında Kıbrıs konusuyla ilgili son gelişmeler, uluslararası aktörlerin özellikle bölünmüşlükten en çok etkilenen Kıbrıslı Türk Belediyeleri ile Kıbrıslı Rum Belediyeleri’ne çözüm sürecinin pozitif bir atmosferde devam ettiği bu günlerde nasıl katkı koyabilecekleri, LTB’nin AB ve Lefkoşa Rum Belediyesi ile devam etmekte olan projeleri, teknik destek istenebilecek konular görüşüldü, ayrıca birçok yetkili ile ikili ilişkiler yapıldı.

Açıklamada, “Bir süre önce Lefkoşa’ya gelen ancak Lefkoşa’nın iki belediyesine protokol olarak eşit muamele göstermediği için farklı eleştirilere maruz kalan” Avrupa Bölgesel Politika Komiseri Corina Cretu’nun, LTB Başkanı Harmancı’yı makamında kabul ettiği belirtildi.

Görüşme, Kıbrıs Türk Masası Şefi Michaela Di Bucci’nin katılımıyla yapıldı.

Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleşen toplantıda Harmancı tarafından LTB’nin projeleri ve ortak düşünülen projeler hakkında Cretu’ya detaylı bilgi verdi.

Açıklamada Cretu’nun ise, iki bölgedeki Belediye Pazarı’nı birleştirmenin ortak projelerin teşvik edilmesi başlığında çok güzel bir başlangıç olabileceğini ayrıca bunun toplumların ekonomisinin kalkınmasına da büyük katkı sağlayacağına inandığını vurguladığı belirtildi.

Tüm bu ve buna benzer ortak projelerin gerçekleştirilmesi için adada şu anda barış ve çözüm süreci ile ilgili mevcut ivmenin kullanılmasının ve bunun kaybedilmemesinin önemine vurgu yapan Cretu, yıllardır barışla ilgili atılan adımlar arasında şu anki durumun çok önemli bir adım ve zamanlama olduğunu da belirtti.

Cretu, ayrıca barışın gerçekleşmesi halinde Kuzey tarafından fonlardan kolaylıkla yararlanabileceğini ancak bu durumun gerçekleşmemesi veya ertelenmesi halinde adanın kuzeyi için özel bir hibe çalışması yapabileceklerini ve bu konuda çalışacaklarını söyledi.

Açıklamada, AP Bölgesel Kalkınma Komitesi Başkanı Iskra Mihaylova ile de görüşen Başkan Harmancı’nın, Komite Başkanı’na LTB’nin uluslararası yasallığıyla ilgili ve iki şehir arasındaki eşit dağıtılmayan hibelerin yarattığı sıkıntılar hakkında detaylı bilgi verdiği kaydedildi.

Mihaylova ise, Komisyonun hem AB üyelerine hem de AB üyesi olmayanlara hibeler verdiğini ve bunun üzerinde bir çalışma yapılarak yeni bir kalem için öneride bulunabileceklerini belirtti. Mihavlova, AB Komisyonu’na bu konuda resmi bir soru yönelteceğini ve onları hızlandırmak konusunda çalışacağını belirtti.

Eurocities Genel Sekreteri Anna Lisa Bonia ile yapılan görüşmede ise LTB’nin üyesi Eurocities’den fazla teknik düzeyde bilgi paylaşımı yapabileceği konusunda görüşüldü. LTB’nin üyelik şeklinin geliştirilip geliştirilemeyeceğinin de görüşüldüğü toplantıda bir üst üyeliğe geçmenin farklı bir şekilde ele alınıp alınamayacağı da bu görüşmede ele alındı.

Avrupa Komisyonu Bölgesel Politikalar Genel Yardımcısı Normunds Popens ile görüşen LTB Başkanı Mehmet Harmancı bu toplantıda özellikle LTB’nin Yapısal Fonlar’dan (Structural Funds) yararlanamadığı ancak LTB’nin yasal durumu göz önüne alındığında bu konuda hak sahibi olabileceği konusu üzerinde durdu.

Lefkoşa’nın özellikle yapısal anlamda bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini belirten Harmancı, altyapı ve çevre gibi sorunların sınırlarla bölünemeyeceğini ve yakın bir gelecekte barış olması halinde bu farklılığın iki belediyenin entegre çalışmalarını çok fazla zora sokacağını dile getirdi.

Popens, bu bilgilendirmelerin ardından LTB Başkanı Mehmet Harmancı ve Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Konstantinos Yorgacis’le birlikte kendisinin ve Di Bucci’nin katılacağı bir toplantıyı Brüksel’de gerçekleştirmek istediğini ve bu şekilde iki bölgeyi de ilgilendiren yapısal durumların daha detaylı görüşülebileceği ve yeni kalemler eklenebileceğini belirtti.

Bu bağlamda önerilen toplantının Brüksel’de veya Lefkoşa’da olabilmesi konusunda gerekli çalışmalar yapılmasına karar verildi.

Bölgeler Komitesi Üyesi, Muhafazakarlar Grup Başkanı Gordon Keymer ile yapılan görüşmede ise LTB’nin yasal tanınmışlık durumu anlatılarak, bu bağlamda Lefkoşa’nın mevcut veya yeni hazırlanacak olan bütçedeki hibelerden yasal olarak daha fazla almaya hakkı olması gerektiği belirtildi.

Gordon Keymer’in de 2016 Nisan ayındaki Kıbrıs ziyaretinde Kuzey Lefkoşa’yı da görmek istediğini belirttiği ifade edilen açıklamada, LTB tarafından davet edilip ziyaret gerçekleştireceği konusunda anlaşıldığı dile getirildi.

Bölgeler Komitesi Yöneticileri Alfonso Alcolea Martinez ve Klaus Hullman ile yapılan görüşmede ise; “Bölgeler Komitesi’nin nasıl çalıştığı ve dünyadaki şehirlerde ne tür projeler yaptıkları” konusunda sunum yapıldığı belirtildi.

Avrupa Belediyeler Konseyi Genel Sekreteri Frederic Valley ile Avrupa Belediyeler Konseyi binasından gerçekleşen toplantıda da, Harmancı’nın belediyenin yasal durumu ve ortak projelerle ilgili bilgi verdiği, ayrıca Avrupa Belediyeler Konseyi’nin 2016 yılında Lefkoşa’da gerçekleştirecekleri konferansta iki Belediye Başkanı’nın orada olması gerektiği konusunun konuşulduğu ifade edildi.

LTB Başkanı Harmancı, Norveç’in Brüksel Büyükelçisi Ingrid Schulerud ile de görüştü.



İki Toplumlu Barış İnisiyatifi - Birleşik Kıbrıs "Barış ve yeniden birleşme yürüyüşü" düzenledi



İki Toplumlu Barış İnisiyatifi-Birleşik Kıbrıs, Lefkoşa'nın iki kesiminde de "Barış ve Yeniden Birleşme Yürüyüşü" düzenledi.

Onlarca Kıbrıslı Türk ve Rum örgütünün temsilcileri Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasidis’e Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi taleplerini içeren birer mektup sundu.

İki Toplumlu Barış İnisiyatifi-Birleşik Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs'ta başlattığı barış yürüyüşünü Güney Kıbrıs'ta Rum Başkanlık Sarayı’nda tamamladı.

İlk olarak Cumhurbaşkanlığı’nda toplanan yaklaşık 200 kişilik inisiyatif, burada Türkçe, İngilizce ve Rumca "Barış Şimdi" yazılı pankart açtı, İki Toplumlu Koro barış şarkıları söyledi, "Kıbrıs’ta barış engellenemez" sloganları attı.

İnisiyatif temsilcilerini kabul eden Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da, Kıbrıs'ta siyasi kararlılık, istek ve süreçteki hızın devam etmesi durumunda federal bir çözüme aylar içerisinde ulaşılabileceğine inandığını belirterek, Kıbrıs’ta federal bir yapıya kavuşmak için tüm kesimlerden “umutları herkesin umutları yapmak için” destek istedi.

Barış yürüyüşü, Rum Başkanlık Sarayı’nda sona erdi.

İnisiyatif yetkilileri burada Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'ya sunduğu mektubun aynısını yurtdışında bulunan Rum Lider Nikos Anastasiadis'e iletilmek üzere Başkanlık yetkilisi Kypros Kiprianu'ya sundu.

Kiprianu ile İnisiyatif adına Şener Elcil ve Takis Hadjidimitriu başkanlığındaki heyet görüştü.

Hadjidimitriu ve Elcil, burada yaptıkları konuşmada, çözüm süreci ve liderlere destek belirterek, sivil toplum örgütleri olarak adada çözüme ulaşılana kadar süreci desteklemeyi ve domine etmeyi sürdüreceklerini vurguladı.

Hadjidimitriu ve Elcil, inisiyatifin ülkede barışa ve çözüme inanan ve yıllardır bu yönde çalışan örgütler tarafından oluştuğunu ifade ederek, ülkede birleşik Kıbrıs’ın kurulması için barış projesini desteleyeceklerini vurguladı, bu tür etkinlikleri barışa ulaşılana dek sürdüreceklerini söyledi.

Kiprianu da inisiyatifin çözüme verdiği desteğe teşekkür ederek, çözümün en kısa sürede başarıyla sonuçlanmasını temenni etti.



Türkiye’nin 64. hükümetinin güvenoylaması bugün



Türkiye Cumhuriyeti’nin 64’üncü hükümetinin güvenoylaması bugün yapılacak.

Geçen hafta programı okunan ve üzerinde görüşmeler yapılan Başbakan ve AK Parti Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki 64. Hükümet'in güven oylaması yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda yapılacak.

TBMM Başkanı İsmail Kahraman başkanlığında toplanacak Genel Kurulda Meclis komisyonları da belirlenecek.



Terör önlemlerinin ardından Rusya-Türkiye krizi önlemleri



Güney Kıbrıs, son zamanlarda yaşanan terör olayları nedeniyle çeşitli düzeylerde aldığı önlemleri, Türkiye ile Rusya arasındaki krizin ardından artırmaya gitti.

Haftalık yayımlanan Rum Kathimerini gazetesi, Ankara ile Moskova arasındaki ilişkilerin giderek kötüleştiğine dikkat çekerek, Güney Kıbrıs’ın bu durum karşısında kayıtsız kalmadığını belirtti.

Rus-Türk ilişkilerinin siyasi, ekonomik, hukuki ve özellikle askeri düzeyde daha da “keskinleşmesi” olasılığı karşısında teyakkuza geçildiğini kaydeden gazete, Rum makamlarının, terör saldırılarına karşı aldığı önlemlerin ötesinde, iki ülke arasındaki sıcak hesaplaşmanın olası risk ve uzantılarını değerlendirmeye başladığını yazdı.

Bu çerçevede, Rum Krizle Mücadele Konseyi’nin Perşembe günü olaylarla ilgili bir ilk değerlendirme yapmak ve Rum Yönetimi’nin nasıl hareket edeceğine dair kararlar almak için Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) Genel Kurmaylığı’nda bir toplantı gerçekleştirdiğini aktardı.

Habere göre, toplantıya Dışişleri, Savunma, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlıkları, RMMO, Polis ve İstihbarat Teşkilatı (KİP) yetkilileri katıldı.

Saatlerce süren toplantıda, gerek Güney Kıbrıs içinde, gerekse Güney Kıbrıs dışında yetkili makamların hareket edeceği beş temel unsur üzerinde anlaşmaya varıldığını aktaran gazete, her krizde alınan önlemlerin ötesinde, iki ülkenin perde gerisindeki ve doğrudan Kıbrıs’la ilgili olan hareketlerinin takibi ve eylem çerçevesinin de belirlendiğini kaydetti.

Habere göre, strateji belirlenmesinde, konunun ekonomik boyutu da göz ardı edilmedi.

Gazete, toplantıda masaya konan ve Güney Kıbrıs’ı ilgilendiren bir diğer konunun da, İngiliz Üsleri’nin terörle mücadeleye müdahil olması olasılığının sonuçları karşısında “Kıbrıs hakimiyetini” güçlendirilmesi olduğunu aktardı.

Gazete, saatlerce süren tartışma ve analizlerin ardından hazırlanan listede polis, asker ve diplomasi düzeyinde 4+1 önlemin bulunduğunu belirtti.

1’incisinin “Yeşil Hat boyunca gözetimlerin artırılması ve barikatlardaki sıkı önlemlerin yoğunlaştırılması” olduğunu aktaran gazete, kontrol işini polisle işbirliği içerisinde RMMO’nun üstleneceğini kaydetti.

Ordu kuvvetlerinin Yeşil Hat sınırına, nöbet kulübelerinin bulunduğu noktalara ve Rum tarafına yasadışı girişlerin olabileceği “zayıf” noktalara odaklanacağını aktara gazete, polis kuvvetlerinin ise KKTC’ye giriş-çıkışlara ve sıkı denetimlerin yapılmasına odaklanacağını belirtti.

Gazete, 2’inci önlem olarak, Kıbrıs’a yasal giriş-çıkış kapılarında (limanlar, havaalanları) kontrollerin yoğunlaştırılacağını yazdı.

Bu önlemin zaten uygulandığını ve son zamanlarda seyahat edenlerin de bu kontrollerin farkına vardığını belirten gazete, Güney Kıbrıs’a giriş ve çıkışlarda yapılan kontrollerin yolcular için oldukça yorucu bir süreç olduğunu kaydetti.

3’üncü önlemin “İşgal bölgelerinde, özellikle işgal kuvvetlerinin tarafına doğru hareketlerin sıkı takibi” olduğunu yazan gazete, güvenlik makamlarının dikkatlerinin, Türkiye’nin KKTC’de muhafaza ettiği ve kara, deniz ve hava kuvvetleriyle ilgili askeri kuvvetlerin olası değişikliklere (rakam ya da davranış olarak) daha fazla odaklandığını yazdı.

4’üncü önlemin “İngiliz Üsleri ve Rus çıkarları” olduğunu yazan gazete, Rum yetkili bakanlıkları ve dairelerin Güney Kıbrıs’ta bulunan Rus çıkarları ve hedef olma risk dereceleriyle ilgili bilgiler verdiğini belirterek, aynı dalda İngiliz Üsleri faktörüne göz atıldığı kaydedildi.

Gazete, bu konunun “İngilizlerin ‘katkısı’ ne olacak ve bu ‘katkı’ Kıbrıs Cumhuriyeti’ni nasıl etkileyecek? ” temel sorusu şeklinde ortaya konduğunu belirtti.

Habere göre, son önlem ise “Özellikle Kıbrıs geniş bölgesinde Türkiye’nin diplomatik hareketlerinin takibi. Rus-Türk ilişkileriyle ilgili bilgilerin” toplanması ve analizidir.

Öte yandan, Rum Alithia gazetesi yukarıdaki başlıkla verdiği haberinde, son zamanlarda yaşanan terör saldırılarından dolayı Rum halkının “bir gözü açık uyuduğunu” belirterek, Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Yonas Nikolau’nun terör önlemleri konusunda Güney Kıbrıs’taki önlemlerle ilgili verdiği bilgileri ve Rum halkının endişelerini aktardı.

Habere göre, Nikolau, IŞİD ve bazı yabancı militanların faaliyetlerinin, son zamanlarda tüm AB’yi ilgilendiren bir mesele olduğunu belirtti.

Tüm Avrupa’ya yönelen tehdit karşısında kendilerinin kayıtsız kalmadıklarını belirten Nikolau, Şubat ayından bu yana bazı önlemler aldıklarını ancak endişelerinin yatışmadığını belirterek, önlemlerin sürekli değerlendirilip yoğunlaştırıldığını ifade etti.

Konuya herhangi bir müdahillikleri olmasa da coğrafi konum dolayısıyla bölgeye yakın olunduğuna işaret eden Nikolau, adada birçok İslamcının bulunduğuna dikkat çekerek, bu kişilerin, bu tür saldırılara katılabilecek radikalleşmiş kişiler düzeyinde incelemeleri gerektiğinden söz etti.

Şu anda IŞİD’in faaliyetleri çerçevesinde radikalleşen ya da IŞİD’e katılan 8 bin Avrupalının bulunduğunu da söyleyen Nikolau, bu binlerce kişinin ayırt edilmesi için Europol ve AB’nin terör örgütü tarafından bir prototipin oluşturulduğu bilgisi verdi.

Gazete, halk arasında yaptıkları küçük bir araştırma neticesinde, adada olası bir saldırıya ilişkin bazı endişelerin hakim olduğunun görüldüğünü de yazdı.

Habere göre, gazeteye konuşanlardan bazıları terör saldırılarından dolayı seyahat planlarını ertelediğini ya da ne çarşıya, ne de ne de yürüyüşe gittiğini söylerken, bazı kişiler Güney Kıbrıs’ta herhangi bir terör endişesinin olmadığını belirtti.

Rum Alithia gazetesi bir başka haberinde, Larnaka Arama ve Kurtarma Merkezi’nin, Cuma günü “Arama Kurtarma Operasyonları Sırasında Uçuş Güvenliği” konulu bir seminer düzenlediğini yazdı.

Habere göre, seminere Kıbrıs’taki BM Barış Gücü, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) ve Güney Kıbrıs dairelerinden yetkililer katıldı.



Atalay: “Psikolojik bölücü engelleri kaldıralım”



KKTC Din İşleri Başkanı Talip Atalay, dini liderler olarak temel görevlerinin, siyaset değil, siyaset ve diplomasinin olumlu çalıştığı uygun zemini yaratmak olduğunu ifade etti.

Rum Kathimerini gazetesi, KKTC Din İşleri Başkanı Talip Atalay ile yapmış olduğu söyleşiye geniş bir şekilde yer verirken Atalay’ın ilk kez söyleşi verdiğine de dikkati çekti.

Kıbrıs sorununda bir momentumun oluştuğu ve bir dini lider olarak bu dönemi nasıl yaşadığına dair bir soru üzerine Din İşleri Başkanı Talip Atalay, dini liderler olarak, bu yeni dönem başlamadan önce de barış ve diyalog için çaba sarf ettiklerini ifade etti.

Siyasi alandaki durgunluğa karşın, kendilerinin çabalara devam ettiğini ifade eden Atalay, dini liderler olarak esas görevlerinin diplomasi ve siyasetin olumlu çalıştığı uygun zemini yaratmak olduğunu, görevlerinin siyaset olmadığını belirtti.

Atalay, dini liderler olarak kendilerinin, dikkatlerini, psikolojik engellere yoğunlaştırması gerektiğini, bu engellerin kaldırılmasının ardından gerçek sorunları görüşme fırsatına sahip olunacağını ifade etti.

Atalay, bu hedefin, Rum Kilisesi ile diyaloğun başlangıç noktasını teşkil ettiğini belirtti.

Bir soru üzerine Atalay, Rum Kilisesi ile diyalog içerisinde bir işbirliği modeli yaratmaya çalıştıklarını, işbirliği mesajı yaydıklarını, önceliklerinin ise birlikte var olma ve birarada yaşama olduğunu ifade etti.

Güney Kıbrıs’taki Müslüman mirasın korunmasına ilişkin taleplerinin ne olduğu şeklindeki bir soru üzerine Atalay, Kıbrıs’ın Güney kısmındaki, Müslüman eserleri ve çalışmalarına ilişkin ilgili birimle iyi işbirliğini muhafaza ettiklerini ayrıca Ada’nın güney kısmındaki binlerce Müslüman’ın gereksinimlerini karşılamak için çaba sarf ettiklerini söyledi.

Bazı alanlarda sorunlarla karşılaştıklarını söyleyen Atalay, buna örnek olarak camilerin dışında abdest almak için çeşme ve tuvaletlerin bulunmamasını gösterdi.

Atalay, sözlerinin devamında ancak olumlu gelişmelerin de bulunduğunu, Başpiskoposluğun bu alanlarda çaba sarf ettiğini ifade etti. Atalay, Türk vatandaşlarla birlikte Hala Sultan Tekkesi’ni ziyaret ettiklerini de anımsattı.

Atalay, ayrıca mümkün olduğu kadar çok kilisenin yeniden faaliyete geçmesine destek sağlamaya devam ettiklerini, Saint Barnabas Manastırı’nda artık yılda altı ayin yapılması olanağının bulunduğunu belirtti.

Yeni dönemde Başpiskopos II.Hrisostomos ile sıkı bir işbirliğini muhafaza ettiği ve bu ilişkiyi nasıl nitelendirdiğine dair bir soru üzerine Atalay, bunun ne kendisi ne de Başpiskopos için kolay bir çalışma olmadığını ancak birbirlerini tanımayı başardıklarını belirtti.





Yorumlar








Web-Site'miz AA-Anadolu Ajansı Abonesidir.



Aktif Ziyaretçi 29
Dün Tekil 1008
Bugün Tekil 981
Toplam Tekil 2381171
IP 54.210.61.41






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:



































































11 Cemaziye'l-Ahir 1440
Şubat 2019
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28


Körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2019 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.192 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu