Türkiye ve Türk Dünyasının Bilim Araştırmalarındaki Yeri - H. Okan Balcıoğlu - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Türkiye ve Türk Dünyasının Bilim Araştırmalarındaki Yeri - H. Okan Balcıoğlu
Tarih: 05.12.2008 > Kaç kez okundu? 2042

Paylaş


Bir ülkenin gelişmişlik seviyesi ve bilim açısından dünyada ki konumu üniversiteleri ile enstitülerinde yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan ve yayınlanan bilimsel kitap, makale sayısıyla tespit edilebilir. Ne yazık ki bu hususta durumumuz hiç iç açıcı değildir. 2006 Rakamlarına göre dünya 33 üncüsü olan Türkiye yazılan yıllık makale sayısında bırakın ABD ve Kuzey Avrupa Ülkelerini bu birliğin en küçük üyesi olan 443 bin nüfusluk Lüksemburg’un bile gerisinde bulunmaktadır.

Peki bunun sebepleri nelerdir?

Buna başlıca neden olarak bilimsel heyecana sahip olmamayı gösterebiliriz. Tabi ki başka etmenlerde var. Sözgelimi maddiyat ve takdir açısından karşılığını görememek kaygısı, çalışmaya ön yargılı yaklaşılacağı bu nedenle de ağır eleştiriye uğranacağı, yapmış olduğu çalışma veya yazdığı makale yüzünden kendisine belli klişeler yapıştırılacağı, bu yüzden de ileride mesleki anlamda yükselmelerinin ve kariyer yapmalarının engelleneceği düşünceleri gibi. Bunun dışında bütün olumsuzlukları göğüslemeye hazır olan akademisyen – araştırmacıların seçtikleri araştırma konularının bölüm başkanlıklarınca ve üniversite senatosunca araştırmaya layık görülmemesi – yeterli bütçenin ayrılmaması ile yazılan makalenin onaylanıp – yayımlanmamasını ekleyebiliriz.

Demek ki üniversitelerimizde öncelikli olarak oturmuş görüşler – yerleşik tahammüller bulunmaktadır. Bu tür akademik ortama yakışmayan ön yargılardan, yafta yapıştırmalardan uzak kalınması alınan eğitimin ve işgal edilen konumun gereğidir. Ne yazık ki üniversitelerimizde ki akademisyenlerin çoğu ön yargılıdır. Hatta ön yargı hususunda bazen eğitimsiz veya az eğitimli insanlarımızın sahip olduğu bağnazlığı bile gösterebilmektedirler.

Sosyoloji, tarih, ilahiyat, filoloji gibi dallar, özellikle II. dünya savaşından sonra gelişmiş ülkelerin kendi halkları ama daha çok başka halklar üzerinde uyguladığı ve kuramcısı olarak 1841 – 1931 yılları arasında yaşamış olan Gustave Le BON’un kabul edildiği toplum mühendisliğinin ana metaryelleridir. Bahsettiğim ülkeler menfaatleri olan coğrafya ve bölgelerde yukarıda belirtmiş olduğum dalların verilerini derleyerek hareket etmekte adeta milletler – ülkeler üzerinde oyunlar oynamakta, projeler geliştirmekte böylelikle arzu ettikleri menfaatlerine en uygun olacak ortamı oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Bu tür gelişmelerin sağlanması için çalışmalar yapan istihbarat kuruluşlarının yegane laboratuar malzemeleri kendi ülkelerinde ki üniversite ve enstitülerin ilgilendikleri bölgelerle ilgili yapmış oldukları araştırma sonuçları ile üzerinde projeler geliştirilen ülkenin içinde bulunan gerek maddi gerek ise başka sebeplerden dolayı kendilerine sıcak bakan enstitü ve üniversitelerindir. Bu yerlerde görev alan eğitimli kesimin bilerek - bilmeyerek onların işine yarayacak altlık kullanacakları bilgilerin çoğu bahsettiğim akademisyenlerin bölümleri dahilinde yaptırdıkları çalışmaların sonuçlarıdır. Daha sonra bu işte uzman olan kadro toplanan bilimsel verileri birbiri ile mukayese ederek sonuçta azami kardan asgari riske kadar bir değerlendirme yaparak uygulayacağı programı mükemmelleştirir.

Bu tür çalışmalar yeni değildir. İlk görüldüğü yer İngiltere dönem ise 16. yüzyıl sonudur. Bilindiği gibi bu dönem İngiltere’nin deniz hakimiyetini tesis ettiği ve yayılmacılığa hız verdiği dönemdir. O dönemden itibaren İngiltere’de gidilen ulaşılan yerler hakkında ki bilgiler özenle araştırılmış o topraklarda ki veya temas edilen her coğrafyadaki halklar hakkında bilgiler toplanmıştır. Bu çalışmaları yapanlar genelde misyonerler ve tüccarlardı. Bir örnek vermek gerekirse o yüzyıldan itibaren her sene Osmanlı İmparatorluğunda olan gelişmeler Londra’ya yıllık olarak rapor edilmekte idi. İngiltere bu verilere iyi derleyip kullanma sayesinde güneşi batmayan imparatorluk vasfını almıştır. Bunun dışında özel ve üniversitelere bağlı enstitüler de bireysel çalışmalar yapıyor, sonuçlarını dış işleri ile paylaşıyordu. Bu sayede İngiltere gelişmiş, bir dönem dünyanın 4/2 sini yönetmiştir. Yoksa ordusunun azameti ve kuvveti ile değil. Örneğin İngilizler Hindistan’a geldiğinde nüfusu 120 milyondu. Bu o zaman için İngiltere nüfusu ile mukayese edilemeyecek bir rakamdı. Ama İngiliz’ler biz Türklerce de malum entrikaları ile koca toprak parçasını 250 yıl ellerinde tutmayı başarmışlardır. Günümüz İngiltere’sinin dış işleri bile aynı sağlam tarihi temeller üzerinde oturmaktadır.

II. Dünya savaşı sonucunda bir çok sömürgesi üzerinde fiili hakimiyetini kaybetmesi ve savaştan yıpranmış olarak çıkması süper güç rolünü aynı Anglo-sakson geleneğinden gelen güçlü – genç bir devlete yani Amerika Birleşik Devletlerine devretme zorunluluğunda kalmıştır. Bugün dünyayı yönetme iddiasında bulunan ABD dış işleri prensiplerini ve disiplinini İngiltere’den almıştır. Artık ABD Irak dolayısıyla karadan bize komşudur. Çok yakında kendini ABD menfaatlerine adamış Gürcistan ve Bulgaristan’ın ona vereceği üsler ile bizim iç denizimiz sayılan Karadeniz’den de komşu olacağız. Bunun yanın da ön bahçemiz sayılan ( sayılması gereken ) Balkanlarda – Kosova’da dünyadaki en büyük üssünü kurmak için çalışmalarına devam etmekte. Doğrusunu isterseniz Kosova müdahalesini orada yaşayan bir avuç Müslüman Arnavut için yapmayacağı gün gibi ortada idi. Yazık ki zayıf millet olmanın psikolojisini yanıltmadan çizen Kosovalı Arnavutlar o topraklar üzerine yerleşen Amerikalıları birer fatih ve kurtarıcı olarak görmüş – görmektedir.

Dün bizim olan bugün ise bizden olması gereken eski topraklarımız bu durumda iken biz ne yaptık? Ne yapıyoruz? Ne yapmalıyız?

Burada bir tespit yapmak istiyorum. Koloniciliğe geçen yüzyılın ortasında son vererek ana topraklarına çekilen İngiltere, Fransa gibi sömürgeci ülkelerin terk etmiş oldukları ülkelere gidildiğinde onların hala sevildiğini, biraz korku ile karışık büyük bir saygınlık duyulduğunu görmek insanı şaşırtıyor. Oysa bizim de onlardan takriben 20 – 30 sene önce çekildiğimiz topraklar üzerinde yaşayan insanlardan niye aynı saygıyı ve sevgiyi göremediğimiz bir gerçektir. Aksine ne biz o kolonist ülkeler gibi ne o halka dilimizi dayattık, ne onları sürüler ile askere alıp hiç adlarını bilmedikleri ülkelere veya çöllere savaşmak için gönderdik, nede dinlerine karıştık. Herhalde bizim idarecilik zayıflığımız burada kendini gösteriyor. Çünkü bu ülkeleri ele geçirdiklerinde onların yaptığı ilk şey hakimiyetleri altındaki milleti çeşitli nedenler ile bölmek, ayrıştırmak sonra onları birbiri ile sorunlu hale getirerek kapıştırmak en sonunda da araya girerek sözde onların arasını bulup onları barışa zorlamaktır. Onun için bir çok sömürge ülkesi insanı için o dönemler bu günlerine göre bile huzurun ve güvenliğin daha iyi olduğu dönemlerdir.

Yine ülkemizdeki bilimsel araştırma konusuna dönersek, yazımın başında da ifade ettiğim gibi toplum mühendisliğinin için en önemli 4 enstrüman olan sosyoloji, tarih, ilahiyat ve filoloji dallarından birinde komşu veya eski coğrafyamızdaki ülkelerde üniversitelerimiz kaç çalışmaya öncülük etmiş, destek olmuştur? Bugün bırakın o ülkelerin sosyal veya dini yapılarının araştırılmasını, o topraklarda yaşayan soydaşlarımızın durumları bile çok az akademik araştırmaya konu olmuştur. Gürcistan’da ki Acaralı ve Borçalı Türkleri, Makedonya’da ki Torbeş ve Goralılar, Suriye’de ki Türkler, Kafkasya’da ki Dağıstan, Nogay ve Karaçay Türkleri, Bulgaristan’da ki Boğmak ve Moldavya’da ki Gökoğuzlar üzerine kaç tane bilimsel araştırma yapıldı, makale yayımlandı? Ama sizi temin ederim ki bu konularda Bulgaristan, Yunanistan üniversite ve enstitülerinde kendi ulusal menfaatlerini gözeten binlerce çalışma yapılmıştır, yapılmaktadır. O kadar değil sözgelimi Yunanistan Selanik kentinde bulunan üniversitesinde bir pontos kürsüsü açılmış ayrıca bunu desteklemek için de bir enstitü kurulmuştur. Amaç doğu Karadeniz bölgemizde yaşayan insanlarımızın Yunan kökenli olduğunu ispat etmek. Yine aynı bölgede yaşayan insanlarımızın Gürcü kökenli olduğunu ispat etmek için çalışmalar yapan Gürcistan üniversiteleri de bulunmaktadır.

Günümüzde bile o ülkelerin sosyal durumu hakkında bilgi edinmek isteyen bir akademisyenimiz, ABD’de bulunan strateji enstitülerinin kaynaklarına, verilerine müracaat etmektedir. Bu bizim için ayıp bir şeydir. Yakında tarihte yayımlanan bir gezi dergimizin Suriye Türkleri ile ilgili yazısı bu konuya meraklı kesimin ilgisini çekmiş, gündem oluşturmuştu. Oysa bu konuda ABD ve diğer ülkelerde ki gerek üniversiteler gerek ise enstitüler uzun zaman önce onlar ile ilgili bilgileri kayda geçirmiş, onları istatistik olarak takip etmekteydiler.

Burada sorulması gereken neden bizim bilim adamlarımız – araştırmacılarımız onlar gibi duyarlı davranıp çevremizdeki gelişmeleri takip etmiyor. Oysa ülkemizin kurucusu Atatürk ;

Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir.

Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.

Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez.

Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.

Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilir.

Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir.

İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...

Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır.

Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.

Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir.

Hazırlanmak lazımdır.

Milletler buna nasıl hazırlanır ?

Manevi köprülerini sağlam tutarak.

Dil bir köprüdür...

İnanç bir köprüdür...

Tarih bir köprüdür...

Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.

Onların (Soydaşlarımızın) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz.

Bizim onlara yaklaşmamız gerekli."

Dememiş miydi? Peki bu köprüler nasıl kurulacaktı akademik çalışmalar, araştırmalar yapılarak. Bu çalışmalar derlenecek bir çalışma programı oluşturulacak, bu yol üzerinde yürünülecek hazırlanılacaktı. Fakat varılan sonuç nedir? Bırakınız Türkistan coğrafyasını düne kadar bize ait olan semalarında ayyıldızlı al bayrağın dalgalandığı topraklara bile yabancı olduk. Dahası geçenlerde Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret eden ve mecliste milletvekillerimize belki orada bulunan bazı millet vekillimizden bile daha güzel bir Türkçe ile onlara anadili ile hitap eden Türk kökenli Makedonyalı bakana vekillerimiz bu kadar güzel Türkçe’yi nereden öğrendiniz diye soracak kadar yabancılaştık. Allah bilir belki o soruyu soran milletvekilimizin dedesi Balkan harbinde Kosova’da veya Makedonya’da şehit düşmüştür. Ama biz o topraklardan sadece fiziken değil bilinç ve ruhsal anlamda da koptuk koparıldık. Ama nasıl? burada yine Atatürk’e atıf yapmak istiyorum. Atam diyor ki;

Öğretmenler gelecek nesil sizin eseriniz olacaktır.

Peki bu ülkenin öğretmenleri, akademisyenleri neredeler, neredeydiler? Milli eğitimdeki değişim neden kaynaklandı? Tabi ki bu başka bir yazının konusu olacak kadar uzun bir mevzuudur. Ama bilinmelidir ki cumhuriyet tarihimizdeki kırılma İ.ÖNÜNܒnün cumhurbaşkanlığı süreci ile başlamış A.MENDERES’in başbakanlığı döneminde ise perçinlenmiştir.

Konuya döner ve günümüzde özellikle vakıf – özel üniversiteleri ile enstitülere bakarsak genelini tenzih etmekle beraber büyük kısmının Avrupa Birliği kurumları ile dirsek teması halinde bulunması ve bu birliğin fonlarından istifade etmesi bu eğitim – araştırma kurumlarını ülkenin ulusal menfaatlerini – bekasını ilgilendiren konuları onların arzu ve talepleri üzere irdelemesine, araştırmalar yapmasına, yine onların arzuları doğrultusunda ülkeyi zora sokucu, uluslar arası platformda köşeye sıkıştırıcı ülkenin şartları ile uyuşmayan, yanlı raporlar yayımlamalarına sebep olmaktadır. Ne yazık ki ülkemizin yetiştirdiği bu eğitimli insanlar batı literatüründe bulunan aydınlar ihanetini sergilemektedir. Enteresan olan ulusal değerlere ve coğrafyalarına bu kadar yabancılaşmış eğitimli insanların nasıl bir araya gelerek organize olabildikleridir. Ne yazık ki yine bu insanların büyük kısmı üniversitelerde bölüm başkanlıkları ve öğretim üyelikleri yapmaktadır. Üniversitelerde bulundukları süresince bu yanlılıklarını korumakta, Türk isminin geçtiği hiçbir bilimsel çalışmaya olumlu bakmamakta, ya yetersiz veya gereksiz bulmaktadırlar.

Oysa yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi sadece büyük ülkeler değil ( İlginçtir bunların arasında İsveç, Hollanda, Almanya gibi ülkelerde vardır.) komşumuz olan bize göre çok küçük ülkelerin araştırmacıları ve akademisyenleri ülkemiz coğrafyasında cirit atmakta, yanlı bilgiler toplayarak, insanlarımızın toplumsal hafızalarını deforme ve tahrip etmeye çalışmaktadır.

Halihazırda ki mevcut durumu ifade etmişken yapılması gerekenleri de burada belirtmeliyim.

• Samimi, ülkesini seven, Türklük ülküsünü paylaşan akademisyen ve araştırmacıların her türlü ego dan kurtularak bir araya gelmesi, bilgilerini paylaşmaları gereklidir. Bu nedenle yazılarını her türlü dergi ve web sitesine göndermeli bu bilgilerini paylaşıma açmalıdırlar.

• Düzenli sempozyum ve paneller tertiplenmelidir. Yurt dışında yapılan bu alanlardaki her tür çalışma ve toplantılar takip edilmelidir.

• Büyük şirketler - vakıflar yurt dışında ve içinde araştırma yapacak akademisyen ile araştırmacılara sahip çıkmalı çalışmalarında parasal destek sağlamalıdır.

• Yurt dışı ve içi çalışmalarda edinilen bilgiler derlenmeli, eksik olan yanlar belirlenerek onların da tespitine gidilmelidir.

• Ülkemiz üzerinde çalışmalar yapan ve onlara alet olanlar kadar cesur davranılmalı alanlarında uzmanlaşacak yeni enstitüler kurulmalıdır. Bunlara ve daha önce kurulmuş iyi niyetli enstitülerin yaşaması ve faaliyetlerini aktif olarak sürdürebilmeleri için finansal destek sağlanmalıdır.

• Ülkesi ve mensubu bulunduğu millet hususunda hassas kişilerin yönetimindeki şirket ve holdinglerin bu tür çalışmalara destek vermesi sağlanmalıdır.

• Yurt dışında yayın yapan History channel, Civilization Channel, Discovery Channel gibi sadece kültürümüz, tarihimiz ve coğrafyamız ile ilgili yayın yapan bir belgesel kanalı kurulmalıdır.

• Yurt dışı araştırmaya yapacak olan bilim insanlarına o coğrafyadan göçmüş ve yine coğrafya ile bağları bulunan dernekler vakıflar sahip çıkmalı o kişi veya kişilere bulunduğu ülkede rahat çalışma yapabilmesi için ona imkanlar sunmalıdır.

• Arzu ettikleri dalda araştırma yapmayı arzu ettiği halde bunu üniversite ortamında gerçekleştiremeyenlere enstitüler sahip çıkmalıdır.

• Üniversite de okuyan ve tez çalışması hazırlığında olan öğrencilere enstitülerin araştırma konusu önermesi çok önemli bir mevzudur. Araştırma sonucunu enstitü ile paylaşması ve elde edilen diğer araştırmalar ile mukayese edilmesi sonucu ile daha doğru – analiz edilmiş bilgiye ulaşılabilecektir.

Yazımı son verirken şunu belirtmeliyim ki devletler canlı organizmalara benzerler. Kendilerini bulundukları ortama göre sürekli yenilemek hayatta kalmanın yegane yoludur. Bu anlamda şu bilinmelidir, gelişme kaygısını hissetmeyen bir devlet geri kalmayı ve küçülmeyi göze almış demektir. Bunun ise intihar olacağı kesin olduğundan herhangi bir devlet tarafından kabul edilmesi imkansıdır. O zaman bulunduğumuz bu kıymetli coğrafyada varlığımızı devam ettirebilmemiz için bahse konu bilim dallarına önem vermemiz şarttır. Bir dönem medyaya yansıyan eski CİA başkanının katılmış olduğu bir konferans da ifade ettiği samimi bir itiraf hala aklımdadır. Bu emekli ajan – Meslek hayatımda etki gücünü ( Batı Avrupa’dan – Doğu Türkistan’a ) kıskandığım yegane ülke Türkiye’dir. – demişti. ülkemizin ve dünya Türklüğünün uluslar arası bir güç olması gerek bulunduğu coğrafya gerek ise dünyada söz sahibi olarak bulunması bu tür akademik – bilimsel araştırma sonuçlarının derlenmesi ile oluşturulacak politikanın ısrarla uygulanmasına bağlıdır. OKAN





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 13
Dün Tekil 763
Bugün Tekil 354
Toplam Tekil 1636648
IP 54.163.94.5






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































4 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır.
(MEVLANA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.002 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu