BASIN BÜLTENİ “Asrın Projesi”nin açılışına Erdoğan da katılacak - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ “Asrın Projesi”nin açılışına Erdoğan da katılacak
Tarih: 16.10.2015 > Kaç kez okundu? 1143

Paylaş


Yapımı tamamlanan “Türkiye’den KKTC’ye Su Temin Projesi”nin açılışı, cumartesi günü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapılıyor.“Dünyada bir ilk” olduğu vurgulanan projenin açılış saati henüz netleşmezken, tören Çamlıbel Arıtma Tesisi’nde yer alacak.

Türkiye Devlet Su İşleri tarafından yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden, KKTC’ye askılı boru sistemiyle denizden su iletimini sağlayacak “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Su Temin Projesi” yaklaşık 1 milyar 600 milyon TL’ye mal oldu.

7 Mart 2011’de Alaköprü Barajı’nın temel atma töreniyle başlayan KKTC Su Temin Projesi; Türkiye tarafında Anamur Dragon Çayı üzerinde inşa edilen Alaköprü Barajı’nda depolanacak suyun Türkiye tarafı 23 km, deniz geçişi 80 km, bunun 66,5 km askılı borulu sistem ve KKTC tarafı 3 km olmak üzere toplam 106 km uzunluğundaki hat ile KKTC’de inşa edilen Geçitköy Barajı’na aktarılmasını içeriyor.

Bu çerçevede tamamlanan projenin açılışı cumartesi sabahı ilk önce Türkiye’de ardından da öğle saatlerinde KKTC’de yapılacak.

Proje ile KKTC’ye yılda 75 milyon metreküp su iletilecek ve bu suyun 37,76 milyon metreküpü içme-kullanma ve sanayi suyuna, geriye kalan 37,24 milyon metreküpünün sulama suyuna tahsis edilecek.

“Askılı boru sistemiyle deniz geçilerek su aktarılan dünyadaki tek proje” olan KKTC Su Temin Projesinde tamamlanan işler şöyle:“Türkiye’deki Alaköprü ve KKTC’deki Geçitköy barajları, KKTC Tarafı İçme suyu Arıtma Tesisi, 66,5 km’den oluşan Deniz Geçişi İsale Hattı, 24 km’den oluşan Türkiye Tarafı Kara Yapıları, 3,7 km’den oluşan KKTC Tarafı Kara Yapıları ve 67 km’den meydana gelen Geçitköy Terfi İstasyonu-Arıtma Tesisi- Lefkoşe Arası İsale Hattı.”

Devam eden işler ise; “161 km uzunluğundaki Girne Bölgesi İçme suyu İsale Hattı, 154 km uzunluğundaki Gazimağusa Bölgesi İçmesuyu İsale Hattı, 96 km uzunluğundaki Dipkarpaz Bölgesi İçmesuyu İsale Hattı.”

Türkiye Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilen Türkiye ve KKTC arasında denizin altından borularla su sağlanmasını sağlayan projenin deniz geçişi 80 kilometre 151 metre uzunluğunda, deniz yüzeyinden 250 metre derinlikte ve askıda geçiyor.

Deniz geçişi bin 600 milimetre çapındaki, yüksek yoğunluklu polietilen boru hattından oluşuyor. Proje kapsamında Anamur - Alaköprü Barajı'ndan alınan su, Anamuryum Dengeleme Deposuna getirilerek, Anamuryum Dengeleme Deposu'ndan kontrollü bir şekilde Deniz Geçişi İsale Hattı’na veriliyor.

KKTC'nin uzun vadeli su ihtiyacını karşılayacak proje, KKTC yanında Mersin'in Anamur ilçesinde 83 bin 600 dekar alanı da suya kavuşturacak.

KKTC’ye gelen suyun gelecek yılın ilk yarısında KKTC genelindeki tüm hatlara verilmesi planlanıyor. Açılışın ardından ilk su verilecek bölge ise Lefkoşa olacak.



Akıncı: "Bir başka toplumun hayır oyuyla çözümün ve AB'nin dışında kalmış başka bir toplum yok"



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, "Dünyada başka bir toplum ben bilmiyorum ki çözüme ve AB üyeliğine 'evet' dediği halde, bir başka toplumun 'hayır' oyuyla o çözümün ve AB'nin dışında kalmış olsun. Bunun bir örneği yoktur" ifadesini kullandı.

Akıncı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Terzioğlu Yerleşkesi Troia Kültür Merkezi'nde düzenlenen 2015-2016 akademik yılı töreninde "Kıbrıs Müzakerelerinde Son Gelişmeler" konulu açılış dersini verdi.

Konuşmasında, Ankara'daki terör saldırısına değinen Akıncı, "Ankara ağlıyorsa Lefkoşa da ağlar. Türkiye Cumhuriyeti yastaysa, KKTC de yastadır. Bu büyük acınızı paylaşıyorum" diye konuştu.

Müzakereler konusunda binlerce sayfalık dokümanların hazırlandığını, adada referandum yapıldığını anlatan Akıncı, şöyle devam etti:

"Referandumda Kıbrıslı Türkler yüzde 65 oranında 'evet' oyu verdi, yani çözüme ve AB üyeliğine 'evet' dedi. Rumlar ise yüzde 75 oranında 'hayır' dediler ve şöyle garip bir tablo çıktı ortaya. Rumlar 'hayır' dediği halde AB üyesi oldular, Türkler 'evet' dediği halde AB'nin dışında kaldılar. Dünyada başka bir toplum ben bilmiyorum ki kendi çözüme ve AB üyeliğine 'evet' dediği halde, bir başka toplumun 'hayır' oyuyla o çözümün ve AB'nin dışında kalmış olsun. Bunun bir örneği yoktur."

O günlerde bunları anlatamadıklarını ifade eden Akıncı, şunları söyledi:

"Şöyle bir siyaset izleniyordu o dönemde bizim tarafımızdan, deniyordu ki 'Rumlar kesinlikle giremez, Türkiye üye olmadıkça Rumlar giremez, almazlar, alamazlar.' Rumlar da diyordu ki 'biz çözüm olmadan da gireriz, biz zaten 1974'te kurban edildik, bir defa daha kurban edilmememiz gerekir.' Tabii şunu da unutmamak lazım, 1981 yılından itibaren Yunanistan Avrupa Birliği'nin üyesiydi. Dolayısıyla bir de hamisi vardı Rumların. Ben o dönemde dedim ki 'bizim yapmamız gereken şu çözümle birlikte AB'ye Kıbrıs Türklerinin haklarını alarak, eşitliğini sağlayarak, siyaseten eşit iki kurucu devletli bir yapıyı AB'ye girmesini savunmamız lazım. Ancak ona paralel bir süreçte de Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayabilmesi için de o tarihin verilmesini savunmamız lazım.' Ne yazık ki bu yol kabul görmedi."

11 yıldır Kıbrıs'ın bölünmüş haliyle AB'nin içinde bulunduğunu, çözüm yönündeki AB dinamiğinin de artık ortada olmadığını aktaran Akıncı, "Şimdi AB süreçlerini kullanarak bu sorunları çözelim diyemiyorsunuz. Çünkü artık Güney kesimi AB'ye girmiş. Bu kadar yıl içerisinde bizim görebildiğimiz ne yazık ki bu tanıma konusunda, bizi tanıyan bir tek Türkiye Cumhuriyeti oldu. Orada da çok samimi olarak düşüncemi sizinle paylaşmak istiyorum. Tabii ki burada gördüğümüz hüsnükabulü dünyanın başka hiçbir yerinde göremeyiz. Bu konuda kardeşlik duygularımız her şeyin ötesindedir" dedi.

Türkiye'nin de uluslararası kurallardan gelen sıkıntıları bulunduğunu, bunun bilincinde olduklarını söyleyen Akıncı, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

"Şöyle ki bir Türk takımı gelip mesela KKTC'de maç yapamıyor. Yani bizimle dostluk maçı bile yapamıyor. Neden? İstemediğinden mi? Hayır. Çünkü UEFA ve FIFA'dan ceza görecek. Güney Kıbrıs ile eşleştiği zaman gidip maç yapmak zorunda. Çok istediğinden mi? Gitmezse ceza görecek, dışlanacak. Bir tarihte oldu. Beşiktaş ile bir Güney Kıbrıs takımı eşleşti. Bu Güney Kıbrıs takımı gelmediği için diskalifiye oldu. Turnuvadan elendi, ceza gördü."

Eğri oturup, doğru konuşulması gerektiğini ifade eden Akıncı, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bizi Türkiye Cumhuriyeti resmen tanıdığı halde, bu tanımanın gereklerini her alanda yerine getiremiyor. Güney Kıbrıs'ı tanımıyor, ama Güney Kıbrıs'ı tanımama gereklerini her alanda yerine getiremiyor. En yakınınızın bile size siyaseten ve kardeşlik ilişkisiyle ne kadar bağlı olursa olsun, her ulusun, ülkenin kendine has sıkıntıları, dertleri var. Ve onlar bir şekilde KKTC'nin tanınmasının önünde bugüne kadar çok ciddi barikatlar oluşturdu. Bugün bu barikatlar halen yerinde duruyor. Şimdi ben kendime şu misyonu biçtim. Siyaset mümkün olanı elde etme sanatıdır. Siyaset bu mümkün olanı elde ederken, haklarınızı koruyarak elde etme sanatıdır. Gidip teslim olarak değil. O zaman bir şey elde etmiş olamazsınız. Çözüm elde etmiş olmazsınız zaten."

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, müzakere sürecinde parametrelerin üç aşağı, beş yukarı ortaya çıktığına vurgu yaparak, geriye kalanın siyasi irade, kararlılık ve bu kararlılık çerçevesinde yola devam etmek olduğunu kaydetti.

Akıncı, şöyle dedi:

"Bu kararlılık bizde var. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nde de var. Kendileriyle istişare içerisinde bu çalışmaları yürütüyoruz. Mesafe aldık mı? Evet aldık. Bu son 5 ayda. Yönetim ve güç paylaşımı, AB konuları ve ekonomi konuları yani 6 başlığın üçünde önemli gelişmeler sağlandı. Geriye kalan üç başlık var. Mülkiyet, toprak ve güvenlik konuları, en çetrefilli konulardır. Herhangi bir anlaşmada Kıbrıs Türkünün eşitliği, özgürlüğü ve güvenliği kesinlikle halledilmesi gereken konulardır. Bunu diğer toplum için de istiyorum."



Burcu: “Toprak görüşülmeye başlandı iddiası gerçek değil”



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, Kıbrıs müzakerelerinde mülkiyetteki tıkanıklığı aşmak üzere toprak konusunun görüşülmeye başlandığı yönünde bir Rumca gazetede yayımlanan haberin gerçekle ilgisi olmadığını açıkladı.

Burcu, yaptığı yazılı açıklamada, “Fileleftheros gazetesinde önceki gün çıkan bir habere göre mülkiyetteki tıkanıklığı aşmak üzere toprak konusunun görüşülmeye başlandığı yönünde iddialarda bulunulmuştur. Bu iddiaların gerçekle ilgisi yoktur” ifadelerine yer verdi.

Rum Filelefheros gazetesinde önceki gün yayımlanan “Toprak Aracılığıyla Formül - Kıbrıslı Türklerin Kendi Devletlerinde Çoğunluk Olması İçin Daha Çok Toprak İadesi” başlıklı haberde, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile pazartesi akşamı yaptığı görüşmeden sonra birlikte yediği akşam yemeğinde, mülkiyet konusunu büyük ölçüde çözecek, “toprakla aracılığıyla” bir formülden bahsettiği yazılmıştı.



Nuffel, iki toplumlu ad-hoc komitenin hazırlık çalışmalarına başladı



AB Komisyonu Başkanı’nın Kıbrıs’taki BM İyi Niyet Misyonu’ndaki Temsilcisi Pieter Van Nuffel, Kıbrıslı Türklerin AB normlarına uyumuna hazırlanmasını ele alacak iki toplumlu ad-hoc komitenin çalışmalarının ön hazırlığını yapma amacıyla Brüksel’de bir dizi temaslarda bulundu.

Rum Politis gazetesi, Brüksel’de, çözüm sonrasında AB normlarının uygulanmasının hazırlığının yapılmasını ele alacak komitenin düzenli görüşmelere ekim ayı sonlarına doğru başlaması beklentisinin olduğunu belirtirken ad hoc komitenin toplantılarına başlar başlamaz Komisyon’daki tüm birimlerden uzmanları çağırarak ilgili alanlarda neler yapılması gerektiği konusunda görüşlerini sunmalarını talep etmesinin de beklendiğini öne sürdü.

Öte yandan Rum Fileleftheros gazetesi, AB Bölgesel Politikalar Komiseri Corina Cretu’nun gazeteye verdiği söyleşide “Kıbrıslı Türklerin AB normlarına hazırlanmalarının aciliyetini” vurguladığını yazdı.

Habere göre, Cretu, gazetenin sorularına yazılı olarak verdiği yanıtlarda, “Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü sonrasında AB normlarının uygulanması için Kıbrıslı Türklerin hazırlanmasının aciliyeti konusunda tüm tarafların ve ilgililerin hemfikir olduğunu” belirtti.

Cretu, AB Kıbrıslı Türkler İçin Eylem Grubu’nun çok zor işlerde çok iyi iş çıkardığını, bunun da kendisini çok memnun ettiğini belirtirken, tüm hedeflerinin Kıbrıs’ın yeniden birleşmesini kolaylaştırmak olduğunu vurguladı.

Söyleşisinde doğrudan ticaret tüzüğüne de değinen Cretu, tüzüğün şu an için Avrupa Parlamentosu’nda beklemede olduğunu ve çözüm sürecindeki olumlu dinamizm göz önüne alındığında, bu sorunun en hızlı çözümünün Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasıyla olacağını savundu.

Cretu, Kıbrıslı Türklerin AB iç pazarına entegre edilmesinin en iyi yolunun Kıbrıs sorununun çözümü olacağını da ifade etti.



Siber Crans Montana Formu toplantılarına katılıyor



Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber Cenevre'de yapılan Crans Montana Formu toplantılarına davetli olarak katılıyor.

Cenevre'deki forumda, son yıllarda özellikle Ortadoğu ve Avrupa’yı insani, sosyal, güvenlik ve ekonomik açıdan etkileyen göç ve göçmenlik konuları ile global bir tehlike olan terör konusu tartışılıyor.

Birçok ülkenin üst düzey yetkililerinin görüş ve çözüm önerilerini sunduğu "Göç ve Evrensel Güvenlik" toplantısının ilk gününde konuşmacılar "Evrensel Güvenlik ve terör saldırıları, uyuşmazlıkların çözümü için bölgesel ve uluslararası işbirliği" konularında konuşmalar yaptı.

Konuşmaların esasında terör olaylarının artmasının insani yaşam koşullarını ve ayrıca hayatları da üst düzeyde olumsuz etkilemesi sonucu bir insanlık suçunun işlendiği belirtildi.

Özellikle terörün uluslararası bir sorun olduğu belirtilerek, adalete vurgu yapıldı.

Uluslararası alanda adaletin sağlanmaması durumunda ülkelerin güvenliğinin sağlanmasının zor olduğu kaydedildi.

Bu nedenle ülkelerin işbirliği yapmaktan kaçınmadan ve birbirlerine saygılı ve anlayışlı diplomatik ilişkiler çerçevesinde yardımcı olunmasının önemi üzerine duruldu.

Son yıllarda Ortadoğu'dan Avrupa’ya doğru yaşanan “bu insanlık dramına kayıtsız kalınmaması gerektiğini” ifade eden konuşmacılar, göçmen kabulüne yönelik de birçok dezenformasyonun olmasının ülkeleri moralen olumsuz etkilediğini kaydetti.

Toplantıların ilk günü Makedonya Cumhuriyeti Başkanı Gjorge Ivanov, Gana Devlet Bakanı Akwasi Opong-Fosu, Suudi Arabistan İçişleri Bakan Yardımcısı Ahmad Al Salem ve ISESCO Genel Direktörü Abdulaziz O. Altwaijari'nin ve BM temsilcilerin konuşmalarının ardından soru cevap bölümüne geçildi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı'nın resmi davetli olarak katıldığı toplantıya, bugün göç ve mülteci konularının tartışılacağı oturumla devam edilecek.



UBP’nin 6 Genel Başkan adayı parti organlarının toplanmamasını eleştirdi



Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) 6 genel başkan adayı, üye listelerinin kendilerine gerektiği şekilde verilmediğini iddia ederek, bu durumu ve parti organlarının toplanmamasını eleştirdi.

UBP’nin 31 Ekim’de yapılacak kurultayında başkanlık için yarışacak 6 aday bugün UBP Genel Merkezinde basın toplantısı yaparak, UBP yetkili organlarına bir an önce toplanarak kurultayla ilgili kararlar alma çağrısı yaptı.

Basın toplantısında sırasıyla, Zorlu Töre, Ersin Tatar, Ünal Üstel, Nazım Çavuşoğlu, Ersan Saner ve Oğuz Ceyda açıklamalarda bulundu.

Basın toplantısında İlk sözü alan UBP Genel Başkan adayı Milletvekili Zorlu Töre, UBP Kurultayına 15 gün kaldığını anımsatarak, çalışmaların ne durumda olduğunu bilmediklerini, birçok konuyu da gazetelerden öğrendiklerini söyledi.

Kurultay düzeninin nasıl olacağını genel başkan adaylarıyla ilçe başkan adaylarının bir araya gelerek belirlemesi gerektiğini ifade eden Töre, “UBP’de bugüne kadar yapılan bütün kurultaylarda böyle yapılırdı” dedi.

UBP Genel Başkan adayı Milletvekili Ersin Tatar ise, bu hafta sonu ilçe kongrelerinin ilçe başkanlarının ve ilçe yönetim kurullarının, 15 gün sonra da parti başkanının seçileceğini söyleyerek, hala imzalı mühürlü üye listelerinin kendilerine ve ilçe başkan adaylarına verilmediğini ileri sürdü.

Tatar, 15 Ağustos’ta 7 bin 500 olan üye sayısının şu an 9 bin 224 olduğunu; kendilerinin talep ettiği kimseler üye yapılmazken 1700’e yakın kişinin üye yapıldığını ileri sürerek, kendilerine verilen listelerdeki üyelerin adres ve telefon numaralarının da bulunmadığını ve bunun üyelere ulaşamamaları için kasıtlı yapıldığına inandıklarını belirtti.

UBP Genel Başkan adayı Milletvekili Ünal Üstel de, iki aydır sürekli UBP’yi ve kurultayı konuşmaktan dolayı üzüntü duyduğunu belirterek, “Memleketin ekonomisinde, hayvancısında tarımcısında sıkıntı varken biz sadece kurultayla ilgileniyoruz” dedi.

Kimsenin halkın bu kadar zamanını çalmaya hakkı olmadığını savunan Üstel “bizim genel başkanımız hem bizim hem halkın zamanını çalıyor. Reform hükümeti kurmasına rağmen kurultayla uğraşmaktan ülke için hiçbir şey yapamadığını söylüyor” ifadelerini kullandı.

Nazım Çavuşoğlu konuşmasında, eşitlik temelinde bir hükümet ve eşit şartlarda yarış motivasyonuyla çıkılan yolda sıkıntılar yaşandığını kaydederek, halkın sorunlarına çare olacağını düşünen ve “hükümete başlık yapacağını iddia edenlerin bugün partiye dahi başlık yapamadığını” söyledi.

Genel Başkan Özgürgün’ün partiyi tek başına iktidar hedefinden uzaklaştırdığını, halkı kucaklayamadığını ve anti-demokratik uygulamalarıyla partiye hiçbir katkı sağlayamadığını savunan Çavuşoğlu, Özgürgün’ün, patiyi ileriye taşımada başarısız ve yetersiz olduğunu ileri sürdü.

Başkan adaylarından H. Ersan Saner de, UBP’nin bu şekilde gündemi meşgul etmesinden üzüntü duyduğunu dile getirerek, kendisi ve 5 diğer adayın partiden istedikleri bilgi ve belgelere ulaşmakta zorluk çektiklerini, 2 gün sonra yapılacak ilçe seçimleri ve daha sonra yapılacak kurultayla ilgili belirsizliğin kendilerini rahatsız ettiğini söyledi.

Tüm partililerden özür dileyerek, bugün yarattıkları durumun tamamıyla hak arama durumu olduğunu söyleyen Saner, “tüzükte çalışan bir milletvekili olarak” da tüzüğün çiğnendiğini iddia etti. Tüzüğün 6. maddesinde bölgeler, örgütler ve sandıklar arasında bir proratadan söz edildiğini ve bunun hiçbirine uyulmadığını basın yoluyla öğrendiklerini kaydetti.

Saner, 2 gün öncesine kadar üye yazımının devam etiğini ve Genel Başkanın bayramda açıkladığı 7 bin 500 rakamının 9 bin 224’lere gelmesinin üye yazımının nasıl tüzüğe aykırı yapıldığının göstergesi olduğunu savundu.

Başkan adaylarından Oğuz Ceyda, Kıbrıs konusunda ciddi gelişmeler yaşandığı bugünlerde partinin geldiği durumun “içler acısı” olduğunu söyledi.

Devleti kuran ve sonuna kadar KKTC’nin arkasında duracağını söyleyen partinin son iki kurultay döneminde oldukça “kan kaybettiğini” anlatan Ceyda, geçtiğimiz kurultay neticesinde 2 kişinin cezaevine düştüğünü hatırlattı ve “yine böyle bir duruma düşersek hepimize yazıklar olsun; değer mi?” şeklinde konuştu.

Ceyda, Başkan ve yetkili kurullardan tek talepleri olduğunu ifade ederek, kurultayın sağlıklı olabilmesi için bir araya gelme, değerlendirme yapma ve listelerden partili olmayanları “ayıklama” çağrısında bulundu ve bunu yapmanın zor olmadığını söyledi.



Özgürgün: “Benim dönemlerimde müdahale olmaz, beni kimse yönetemez”



Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Hüseyin Hüseyin Özgürgün, partiye dıştan müdahaleler olduğunu, bunun partinin bağımsız bir parti olmaktan çıkmasına yol açtığını söyledi. Özgürgün, “Benim dönemlerimde müdahale olmaz, beni kimse yönetemez” diye konuştu.

Genç TV’de canlı yayına konuk olan Özgürgün, şu ifadeleri kullandı:

“2006 yılında Başkan oldum, hemen ardından yerel seçimler gelmişti ve partimiz o seçimlerden birinci parti çıkmıştı. Yine büyük sıkıntıların olduğu bir dönemde 2013 yılında bana yeniden Başkan olmam için teklif gelmişti. Ben de o dönemde ‘aday olurum ama şartım var. Tek Aday olursam aday olurum. Ayrıca Başkan olduktan sonra bana bir genel seçime kadar fırsat vereceksiniz ki ben de partimi bir genel seçime götüreyim ve partiyi birinci parti olarak sandıklardan çıkarayım. Eğer birinci parti olarak çıkarmazsam ben başkanlıktan istifa ederim ve partimde çalışmaya devam ederim’ demiştim. Arkadaşlar da bunu kabul etmişti ve ben tek aday olarak Genel Başkan oldum. Ama gelin görün ki bu arkadaşlar sözlerinde durmadılar ve 31 Ekim tarihinde yapılacak olan kurultayımızda karşıma altı arkadaş rakip olarak çıktı. Bana 2013 yılında bir genel seçime kadar süre vereceklerini söyleyenler aday oldular. Bu olmadı. Ben başkan olacağım, iki yıl sonra daha bir seçime gitmeden bana ‘git’ diyeceksiniz. Bu benim ağrıma gitti.”

Geçmişte olduğu gibi UBP’ye dıştan müdahalelerin olduğunun kesin olduğunu ifade eden Özgürgün, “Bu dıştan müdahalelerle partimizi maalesef bağımsız bir parti olmaktan çıkmıştır. Bu da partiye çok şeyler kaybettirir” dedi.

Partideki kararların şimdiye kadar hep oybirliği ile alındığını belirten Özgürgün, “Ama bugün durum değişik, olayın arkasında bireysel bir şeyler vardır. Bu kurultay her şeyi ortaya koyacaktır. Artık üyelerimiz bu kurultayımızda partimizin dıştan mı, içten mi yönetileceği kararını verecektir. Benim dönemlerimde müdahale olamaz. Beni kimse yönetemez. Siyaset bütünlüklü olarak gidebilir. Kararlar da bütünlüklü olarak alınır. Dıştan müdahale olursa ben ona ‘dur’ derim. Durduramazsam ben giderim” ifadelerini kullandı.

Ülkenin en büyük iki partisinden birinin UBP olduğunu kaydeden Özgürgün, “En büyük iki parti ortak olarak bir hükümet kurmuştur. Bu devrim niteliğindedir. Halk da bu iki partiden, dolayısıyla bu hükümetten çok şeyler beklemektedir. Ben iki buçuk ay önce bu hükümet protokolüne imza attım. Şimdi ‘bırakıp kaçtı’ dedirtmemek için Genel Başkanlığa yeniden aday oldum. Yoksa altı adaylı bir kurultayda ben asla aday olmazdım” dedi.

Özgürgün, şöyle devam etti: “Yapılan anketlerde halkın yüzde 72’si bu hükümetin kurulmasına ‘evet’ demiştir. Dolayısıyla halkın yüzde 72’si bu hükümeti onaylıyor ve hükümetten de haklı olarak çok şey beklemektedirler. Ben tüm şartları parti meclisine götürdüm ve dedim ki ‘her şey burada, onaylarsanız hükümeti kurarız, onaylamazsanız bu hükümeti kurmayız’ demiştim. Bir arkadaş hariç bunu onaylamıştı ve biz 40 yıllık siyasi rakibimiz CTP ile halkımızın beklentisi doğrultusunda hükümeti kurduk. Bu hükümet de eşit bir hükümettir. Her iki partinin en az üç bakanının olmadığı bir karar asla alınamaz. Tüm konularda birlikte karar verilir. Tek taraflı kararlar alınmaz. Şu anda da hükümet çok iyi gitmektedir. Tüm konular hakkında birlikte toplantı yaparak kararlar alıyoruz.”

Özgürgün, partinin tüzük değişikliğinin de oybirliğiyle geçtiğini hatırlatarak, “Bu tüzük değişikliği üzerinde 1998 yılından beri çalışılmaktadır. Eski tüzükte köhnemiş bir delege sistemi vardı. Kurultay Delegesi, İlçe Delegesi. Halbuki yeni tüzüğümüze göre artık tüm üyeler kurultaylarda oy kullanacaktır. Eskiden bir köyde 1-2-3 delege varken şimdi bu sayılar her köyde en az 75-80 olmuştur. Dolayısıyla artık bu tüzükle partimize tam demokrasi gelmiştir” ifadesini kullandı.

Özgürgün, şunları kaydetti:

“10 bine yakın üye oy kullanacaktır. Hazırlanan üye listeleri MYK kararı sonrası ilçelerde 7 gün süreyle itiraz için asılı kalmıştır. Bu süre sonrası itirazlar 3 gün süre ile ilçelerde değerlendirilmiş ve MYK’ya gönderilmiştir. Eski tüzüğe göre kurultaya gitmiş olsaydık bu kurultayımıza herhalde 700 kurultay delegesi ile giderdik ki bu ben bu 700 delegenin en az 351’nin oyunu alırdım. Bu kurultaya 10 bin kişinin iki bin kişisi gelse ve ben bin bir oy alarak başkan olsam inanın sevinmem. Ama bu 10 bin kişinin tamamı veya tamamına yakını bu kurultaya gelsin ve ben başkan olmayayım, ona sevinirim. Çünkü UBP’de bütünlüğü sağladığımıza inanacağım.”

Üyelikler konusuna da değinen Özgürgün, şöyle devam etti:

“Üyelik için kişiler örgütlere ilçelere veya genel merkeze müracaat ederler, bunlar değerlendirilir ve üye kaydı yapılır. Bugünkü liste de en az hatayla hazırlanmış bir listedir. Aday olan arkadaşlar geçen günlerde geldiler ve partiyi bastılar. Ben bu kişilerin yönlendirildiklerine inanıyorum. Bütün örgüt başkanlarımızda örgütlerin, dolayısıyla üyelerimizin listesi vardır. Eğer çalışmak isteyen aday olsalardı, giderlerdi örgüt başkanlarına ve üye listelerini alırlardı. Geldiler partiye ve ‘bunların hepsini birleştirin ve mühürleyerek bize verin’ dediler. Birleştirdik tüm üyelerin listesini, onlara CD’de verdik. Karşıma altı adayın çıkması beni ürkütmüyor. Ben çok koltuk meraklısı değilim. Eğer koltuk meraklısı olsaydım bugün Başbakan Yardımcısı olurdum. Ben bugüne kadar partimin bana verdiği her görevi yaptım. Hiç kimse herhangi bir görevi yapmadığımı söyleyemez, ispat ederse ben şimdiden istifa ederim. Bir milletvekili olmasam bile partime yine çalışırım. Parti Başkanlığına yeniden güçlü bir şekilde gelirsem göreve devam ederim.”

Özgürgün, geçmiş Cumhurbaşkanlığı seçimine de değinerek; “Biz Cumhurbaşkanımız Dr. Derviş Eroğlu’nun sonuna kadar yanında olduk. Eroğlu bu seçimleri de kazansın diye partimizi borçlandırdık ve kendi seçimimde çalıştığımın 5 mislini harcadım; bunu herkes bilir. Partimiz içerisinde de kendisini desteklemeyen gruplar vardı. Biz kazanması için çok mücadele ettik, benim çevrem de çok çalıştı ama olmadı. Takdir halkındır” dedi.

Su konusuna da değinen Özgürgün, “Su konusu bu ada için hayatidir. 40 yıl önce var olan dereler bugün yoktur. 40 yıl sonraki su durumumuz çok sıkıntılı olacaktır. Anavatanımız Türkiye bunu düşünerek bize suyu sağlamıştır. Bu gerçekleştirilen projeyi dünyada ancak 4-5 ülke gerçekleştirebilirdi. Bu çok büyük bir projedir. Su yönetimi yasayla devletindir. Bu proje gelecekte çocuklarımız için de gereklidir” ifadelerini kullandı.

Özgürgün, Kıbrıs konusunda ise, “Ulusal Birlik Partisi’nin duruşu bellidir. Elbette CTP’nin de bellidir. Partiler misyonları ve aldıkları kararlar doğrultusunda görüş belirtmekte, açıklama yapmakta, tavır takınmakta serbesttir” diye ekledi.



ABD’nin raporunda din özgürlüğünü ilerletme çabalarına vurgu yapıldı



2014 Uluslararası Din Özgürlüğü Raporu’nda (IRFR), Kıbrıs’taki din adamlarının, din özgürlüğünü ilerletme, karşılıklı saygı, katılım ve tolerans konularındaki çabalarına vurgu yapıldı.

ABD Hükümetinin hazırladığı IRFR raporu önceki akşam yayımlandı.

Diğer ülkelerle hükümetlerini ve sivil toplumları, evrensel bir insan hakkı olan din özgürlüğünün korunması gereğiyle ilgili bir diyaloga katma fırsatı sunmanın amaçlandığı raporda, Kıbrıs’taki din özgürlüğü konusundaki dini yerlerin erişimi ve restorasyonunun esas alındığı belirtildi.

ABD Elçiliği yetkililerinin adanın her iki yanındaki dini yerlere erişimi de içeren din özgürlüğü konularını görüşüp, detaylandırdığı kaydedildi.

Amerikan Elçiliği çalışanlarının, Kıbrıslı Türklerle de görüşüp, Kıbrıslı Türkler tarafından yönetilen bölgede sınırlama olmaksızın dini yerlerin erişimi ve bu yerlerde dini törenler

yapılabilmesi konusunu ele aldığı belirtildi.

ABD’nin diğer ülkelere yönelik politikalarını belirlemede önemli rolü olan IRFR raporunda, adı geçen ülkelerdeki ‘dini özgürlüklerin istismarı, dinin demografisi, yasal yükümlülükler ve dini özgürlüklere yönelik toplumsal tutumu’ ve ABD’nin o ülkelere yönelik politikaları yer alıyor.

ABD Elçiliği’nin açıklamasına göre, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, raporla ilgili şunları söyledi:

“Bu raporun temel mesajı, halklar haklarından tamamen yararlandıkları zaman ülkeleri de bundan faydalanır. Bu, umut vaat eden bir teori değil, kanıtlanmış bir gerçektir. Kişiler kendi içlerindeki inancı uygulama, değiştirme ve açık şekilde icra etme hakkından mahrum bırakılırsa, ülkeleri de sahip oldukları potansiyeli tam anlamıyla kullanamaz.”



INTERPA 9. Yürütme Kurulu toplantısı KKTC’de yapıldı



Uluslararası Polis Akademileri Birliği (INTERPA) 9. Yürütme Kurulu Toplantısı, 12–13 Ekim tarihlerinde KKTC’de gerçekleştirildi.

Polis eğitim kurumları arasında işbirliği ve koordinasyon sağlamayı amaçlayan INTERPA’nın Yürütme Kurulu Toplantısı, Polis Okulu Müdürlüğü ev sahipliğinde yapıldı.

Toplantıya INTERPA Başkanı, Türkiye Polis Akademisi Başkanı; INTERPA Başkan Yardımcıları, Sudan Polis Akademisi Başkanı, Malezya Polis Akademisi Başkanı ve Suudi Arabistan Polis Akademisi Başkanı ile Brezilya ve Kazakistan’dan INTERPA Yürütme Kurulu üyelerinin katıldığı belirtildi.

9.Yürütme Kurlu Toplantı sonucunda,10. Yürütme Kurulu Toplantısı’nın Mart 2016’da Sudan Polis Akademisi ev sahipliğinde yapılmasına ve konferans teması olarak “mülteci” konusunun ele alınmasına karar verildi.



Stelios Vakfından liderlere davet



Kıbrıslı Rum işadamı Stelios Hacıyoannu’nun kurucusu olduğu “Stelios Hayırseverlik Vakfı’nın” (Stelios Philanthropic Foundation), iş alanında iki toplumlu işbirliğinin geliştirilmesi için, her yıl Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından oluşturulan ortaklıklara dağıttığı ödüllerin, bu yıl 26 Ekim’de sahiplerini bulacağı ve törene liderlerin de davet edildiği haber verildi.

Stelios Vakfı tarafından, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından oluşturulan 30 ortaklığa, ortaklık başına 10 bin Euro ödül verileceğini yazan Rum Politis gazetesi, önceki gün yayımlanan basın bültenine dayanarak, Stelios Hacıyoannu’nun, 26 Ekim Pazartesi günü düzenlenecek olan törene Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis ile Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı da davet ettiğini söylediğini iletti.



Rum Kesimi ile İsrail arasında “Paylaşım” anlaşmazlığı



İsrail ile Güney Kıbrıs arasında, Rum MEB’indeki 12’inci parselde bulunan “Afrodit” yatağının kalkındırılması konusunda var olan anlaşmazlığın, iki ülke arasındaki “orta sınır çizgisinin her iki yanında bulunan hidrokarbon kaynaklarından ortaklaşa istifade” anlaşmasının imzalanmasını geciktirmekte olduğu ifade edildi.

Rum Simerini gazetesi, İsrail’de yayımlanan ekonomi gazetesi “Globes’un” sayısına dayandırdığı, haberinde, ortaya çıkan teknik zorluklar yüzünden, iki ülke arasındaki ortaklaşa istifade anlaşmasının 5 yıldır tamamlanamadığına dikkati çekti.

Gazete, İsrail Ulusal Alt Yapı, Enerji ve Su Kaynakları Bakanı Yuval Steinitz’in, “East Med boru hattı” (Avrupa’ya doğal gaz ihraç edilmesi için ortak bir boru hattı inşa edilmesi planı) ve “Euroasia Interconnector” (İsrail ile Güney Kıbrıs arasında deniz altından elektrik kablosu döşenmesi) projelerinin ileriye götürülmesini görüşmek için Güney Kıbrıs’a davet edildiğini ancak Steinitz’in, yaklaşık 5 yıldır gelişme aşamasında bulunan ilgili müzakereler tamamlanana kadar, Güney Kıbrıs’a yapacağı seyahati ertelediğini belirtti.

“İsrail’in hakikatte, (kendi ifadesiyle) kısmen kendi sularında bulunan Afrodit yatağının kalkındırılmasının onaylanmasında bir role sahip olmayı istediğini” yazan gazete, Rum hükümetinin ise bu konuyu görüşmeye istekli olduğunu, ancak İsrail’in isteğinin anlaşmanın imzalanmasını geciktirmekte olduğunu kaydetti.

Gazete, Globes’un haberine dayanarak, iki ülke arasındaki doğal kaynaklardan ortaklaşa istifade edilmesine dair anlaşmanın, deniz sınırlarının (MEB) belirlenmesiyle ilgili anlaşmayla birlikte 2010 yılında imzalanmasının amaçlandığını ancak çeşitli teknik konular ve sorunlar yüzünden anlaşmanın geciktiğini izah etti.









Enformasyon Dairesi



BASIN BÜLTENİ





“Asrın Projesi”nin açılışına Erdoğan da katılacak



Yapımı tamamlanan “Türkiye’den KKTC’ye Su Temin Projesi”nin açılışı, cumartesi günü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapılıyor.“Dünyada bir ilk” olduğu vurgulanan projenin açılış saati henüz netleşmezken, tören Çamlıbel Arıtma Tesisi’nde yer alacak.

Türkiye Devlet Su İşleri tarafından yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden, KKTC’ye askılı boru sistemiyle denizden su iletimini sağlayacak “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Su Temin Projesi” yaklaşık 1 milyar 600 milyon TL’ye mal oldu.

7 Mart 2011’de Alaköprü Barajı’nın temel atma töreniyle başlayan KKTC Su Temin Projesi; Türkiye tarafında Anamur Dragon Çayı üzerinde inşa edilen Alaköprü Barajı’nda depolanacak suyun Türkiye tarafı 23 km, deniz geçişi 80 km, bunun 66,5 km askılı borulu sistem ve KKTC tarafı 3 km olmak üzere toplam 106 km uzunluğundaki hat ile KKTC’de inşa edilen Geçitköy Barajı’na aktarılmasını içeriyor.

Bu çerçevede tamamlanan projenin açılışı cumartesi sabahı ilk önce Türkiye’de ardından da öğle saatlerinde KKTC’de yapılacak.

Proje ile KKTC’ye yılda 75 milyon metreküp su iletilecek ve bu suyun 37,76 milyon metreküpü içme-kullanma ve sanayi suyuna, geriye kalan 37,24 milyon metreküpünün sulama suyuna tahsis edilecek.

“Askılı boru sistemiyle deniz geçilerek su aktarılan dünyadaki tek proje” olan KKTC Su Temin Projesinde tamamlanan işler şöyle:“Türkiye’deki Alaköprü ve KKTC’deki Geçitköy barajları, KKTC Tarafı İçme suyu Arıtma Tesisi, 66,5 km’den oluşan Deniz Geçişi İsale Hattı, 24 km’den oluşan Türkiye Tarafı Kara Yapıları, 3,7 km’den oluşan KKTC Tarafı Kara Yapıları ve 67 km’den meydana gelen Geçitköy Terfi İstasyonu-Arıtma Tesisi- Lefkoşe Arası İsale Hattı.”

Devam eden işler ise; “161 km uzunluğundaki Girne Bölgesi İçme suyu İsale Hattı, 154 km uzunluğundaki Gazimağusa Bölgesi İçmesuyu İsale Hattı, 96 km uzunluğundaki Dipkarpaz Bölgesi İçmesuyu İsale Hattı.”

Türkiye Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilen Türkiye ve KKTC arasında denizin altından borularla su sağlanmasını sağlayan projenin deniz geçişi 80 kilometre 151 metre uzunluğunda, deniz yüzeyinden 250 metre derinlikte ve askıda geçiyor.

Deniz geçişi bin 600 milimetre çapındaki, yüksek yoğunluklu polietilen boru hattından oluşuyor. Proje kapsamında Anamur - Alaköprü Barajı'ndan alınan su, Anamuryum Dengeleme Deposuna getirilerek, Anamuryum Dengeleme Deposu'ndan kontrollü bir şekilde Deniz Geçişi İsale Hattı’na veriliyor.

KKTC'nin uzun vadeli su ihtiyacını karşılayacak proje, KKTC yanında Mersin'in Anamur ilçesinde 83 bin 600 dekar alanı da suya kavuşturacak.

KKTC’ye gelen suyun gelecek yılın ilk yarısında KKTC genelindeki tüm hatlara verilmesi planlanıyor. Açılışın ardından ilk su verilecek bölge ise Lefkoşa olacak.



Akıncı: "Bir başka toplumun hayır oyuyla çözümün ve AB'nin dışında kalmış başka bir toplum yok"



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, "Dünyada başka bir toplum ben bilmiyorum ki çözüme ve AB üyeliğine 'evet' dediği halde, bir başka toplumun 'hayır' oyuyla o çözümün ve AB'nin dışında kalmış olsun. Bunun bir örneği yoktur" ifadesini kullandı.

Akıncı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Terzioğlu Yerleşkesi Troia Kültür Merkezi'nde düzenlenen 2015-2016 akademik yılı töreninde "Kıbrıs Müzakerelerinde Son Gelişmeler" konulu açılış dersini verdi.

Konuşmasında, Ankara'daki terör saldırısına değinen Akıncı, "Ankara ağlıyorsa Lefkoşa da ağlar. Türkiye Cumhuriyeti yastaysa, KKTC de yastadır. Bu büyük acınızı paylaşıyorum" diye konuştu.

Müzakereler konusunda binlerce sayfalık dokümanların hazırlandığını, adada referandum yapıldığını anlatan Akıncı, şöyle devam etti:

"Referandumda Kıbrıslı Türkler yüzde 65 oranında 'evet' oyu verdi, yani çözüme ve AB üyeliğine 'evet' dedi. Rumlar ise yüzde 75 oranında 'hayır' dediler ve şöyle garip bir tablo çıktı ortaya. Rumlar 'hayır' dediği halde AB üyesi oldular, Türkler 'evet' dediği halde AB'nin dışında kaldılar. Dünyada başka bir toplum ben bilmiyorum ki kendi çözüme ve AB üyeliğine 'evet' dediği halde, bir başka toplumun 'hayır' oyuyla o çözümün ve AB'nin dışında kalmış olsun. Bunun bir örneği yoktur."

O günlerde bunları anlatamadıklarını ifade eden Akıncı, şunları söyledi:

"Şöyle bir siyaset izleniyordu o dönemde bizim tarafımızdan, deniyordu ki 'Rumlar kesinlikle giremez, Türkiye üye olmadıkça Rumlar giremez, almazlar, alamazlar.' Rumlar da diyordu ki 'biz çözüm olmadan da gireriz, biz zaten 1974'te kurban edildik, bir defa daha kurban edilmememiz gerekir.' Tabii şunu da unutmamak lazım, 1981 yılından itibaren Yunanistan Avrupa Birliği'nin üyesiydi. Dolayısıyla bir de hamisi vardı Rumların. Ben o dönemde dedim ki 'bizim yapmamız gereken şu çözümle birlikte AB'ye Kıbrıs Türklerinin haklarını alarak, eşitliğini sağlayarak, siyaseten eşit iki kurucu devletli bir yapıyı AB'ye girmesini savunmamız lazım. Ancak ona paralel bir süreçte de Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayabilmesi için de o tarihin verilmesini savunmamız lazım.' Ne yazık ki bu yol kabul görmedi."

11 yıldır Kıbrıs'ın bölünmüş haliyle AB'nin içinde bulunduğunu, çözüm yönündeki AB dinamiğinin de artık ortada olmadığını aktaran Akıncı, "Şimdi AB süreçlerini kullanarak bu sorunları çözelim diyemiyorsunuz. Çünkü artık Güney kesimi AB'ye girmiş. Bu kadar yıl içerisinde bizim görebildiğimiz ne yazık ki bu tanıma konusunda, bizi tanıyan bir tek Türkiye Cumhuriyeti oldu. Orada da çok samimi olarak düşüncemi sizinle paylaşmak istiyorum. Tabii ki burada gördüğümüz hüsnükabulü dünyanın başka hiçbir yerinde göremeyiz. Bu konuda kardeşlik duygularımız her şeyin ötesindedir" dedi.

Türkiye'nin de uluslararası kurallardan gelen sıkıntıları bulunduğunu, bunun bilincinde olduklarını söyleyen Akıncı, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

"Şöyle ki bir Türk takımı gelip mesela KKTC'de maç yapamıyor. Yani bizimle dostluk maçı bile yapamıyor. Neden? İstemediğinden mi? Hayır. Çünkü UEFA ve FIFA'dan ceza görecek. Güney Kıbrıs ile eşleştiği zaman gidip maç yapmak zorunda. Çok istediğinden mi? Gitmezse ceza görecek, dışlanacak. Bir tarihte oldu. Beşiktaş ile bir Güney Kıbrıs takımı eşleşti. Bu Güney Kıbrıs takımı gelmediği için diskalifiye oldu. Turnuvadan elendi, ceza gördü."

Eğri oturup, doğru konuşulması gerektiğini ifade eden Akıncı, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bizi Türkiye Cumhuriyeti resmen tanıdığı halde, bu tanımanın gereklerini her alanda yerine getiremiyor. Güney Kıbrıs'ı tanımıyor, ama Güney Kıbrıs'ı tanımama gereklerini her alanda yerine getiremiyor. En yakınınızın bile size siyaseten ve kardeşlik ilişkisiyle ne kadar bağlı olursa olsun, her ulusun, ülkenin kendine has sıkıntıları, dertleri var. Ve onlar bir şekilde KKTC'nin tanınmasının önünde bugüne kadar çok ciddi barikatlar oluşturdu. Bugün bu barikatlar halen yerinde duruyor. Şimdi ben kendime şu misyonu biçtim. Siyaset mümkün olanı elde etme sanatıdır. Siyaset bu mümkün olanı elde ederken, haklarınızı koruyarak elde etme sanatıdır. Gidip teslim olarak değil. O zaman bir şey elde etmiş olamazsınız. Çözüm elde etmiş olmazsınız zaten."

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, müzakere sürecinde parametrelerin üç aşağı, beş yukarı ortaya çıktığına vurgu yaparak, geriye kalanın siyasi irade, kararlılık ve bu kararlılık çerçevesinde yola devam etmek olduğunu kaydetti.

Akıncı, şöyle dedi:

"Bu kararlılık bizde var. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nde de var. Kendileriyle istişare içerisinde bu çalışmaları yürütüyoruz. Mesafe aldık mı? Evet aldık. Bu son 5 ayda. Yönetim ve güç paylaşımı, AB konuları ve ekonomi konuları yani 6 başlığın üçünde önemli gelişmeler sağlandı. Geriye kalan üç başlık var. Mülkiyet, toprak ve güvenlik konuları, en çetrefilli konulardır. Herhangi bir anlaşmada Kıbrıs Türkünün eşitliği, özgürlüğü ve güvenliği kesinlikle halledilmesi gereken konulardır. Bunu diğer toplum için de istiyorum."



Burcu: “Toprak görüşülmeye başlandı iddiası gerçek değil”



Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, Kıbrıs müzakerelerinde mülkiyetteki tıkanıklığı aşmak üzere toprak konusunun görüşülmeye başlandığı yönünde bir Rumca gazetede yayımlanan haberin gerçekle ilgisi olmadığını açıkladı.

Burcu, yaptığı yazılı açıklamada, “Fileleftheros gazetesinde önceki gün çıkan bir habere göre mülkiyetteki tıkanıklığı aşmak üzere toprak konusunun görüşülmeye başlandığı yönünde iddialarda bulunulmuştur. Bu iddiaların gerçekle ilgisi yoktur” ifadelerine yer verdi.

Rum Filelefheros gazetesinde önceki gün yayımlanan “Toprak Aracılığıyla Formül - Kıbrıslı Türklerin Kendi Devletlerinde Çoğunluk Olması İçin Daha Çok Toprak İadesi” başlıklı haberde, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile pazartesi akşamı yaptığı görüşmeden sonra birlikte yediği akşam yemeğinde, mülkiyet konusunu büyük ölçüde çözecek, “toprakla aracılığıyla” bir formülden bahsettiği yazılmıştı.



Nuffel, iki toplumlu ad-hoc komitenin hazırlık çalışmalarına başladı



AB Komisyonu Başkanı’nın Kıbrıs’taki BM İyi Niyet Misyonu’ndaki Temsilcisi Pieter Van Nuffel, Kıbrıslı Türklerin AB normlarına uyumuna hazırlanmasını ele alacak iki toplumlu ad-hoc komitenin çalışmalarının ön hazırlığını yapma amacıyla Brüksel’de bir dizi temaslarda bulundu.

Rum Politis gazetesi, Brüksel’de, çözüm sonrasında AB normlarının uygulanmasının hazırlığının yapılmasını ele alacak komitenin düzenli görüşmelere ekim ayı sonlarına doğru başlaması beklentisinin olduğunu belirtirken ad hoc komitenin toplantılarına başlar başlamaz Komisyon’daki tüm birimlerden uzmanları çağırarak ilgili alanlarda neler yapılması gerektiği konusunda görüşlerini sunmalarını talep etmesinin de beklendiğini öne sürdü.

Öte yandan Rum Fileleftheros gazetesi, AB Bölgesel Politikalar Komiseri Corina Cretu’nun gazeteye verdiği söyleşide “Kıbrıslı Türklerin AB normlarına hazırlanmalarının aciliyetini” vurguladığını yazdı.

Habere göre, Cretu, gazetenin sorularına yazılı olarak verdiği yanıtlarda, “Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü sonrasında AB normlarının uygulanması için Kıbrıslı Türklerin hazırlanmasının aciliyeti konusunda tüm tarafların ve ilgililerin hemfikir olduğunu” belirtti.

Cretu, AB Kıbrıslı Türkler İçin Eylem Grubu’nun çok zor işlerde çok iyi iş çıkardığını, bunun da kendisini çok memnun ettiğini belirtirken, tüm hedeflerinin Kıbrıs’ın yeniden birleşmesini kolaylaştırmak olduğunu vurguladı.

Söyleşisinde doğrudan ticaret tüzüğüne de değinen Cretu, tüzüğün şu an için Avrupa Parlamentosu’nda beklemede olduğunu ve çözüm sürecindeki olumlu dinamizm göz önüne alındığında, bu sorunun en hızlı çözümünün Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasıyla olacağını savundu.

Cretu, Kıbrıslı Türklerin AB iç pazarına entegre edilmesinin en iyi yolunun Kıbrıs sorununun çözümü olacağını da ifade etti.



Siber Crans Montana Formu toplantılarına katılıyor



Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber Cenevre'de yapılan Crans Montana Formu toplantılarına davetli olarak katılıyor.

Cenevre'deki forumda, son yıllarda özellikle Ortadoğu ve Avrupa’yı insani, sosyal, güvenlik ve ekonomik açıdan etkileyen göç ve göçmenlik konuları ile global bir tehlike olan terör konusu tartışılıyor.

Birçok ülkenin üst düzey yetkililerinin görüş ve çözüm önerilerini sunduğu "Göç ve Evrensel Güvenlik" toplantısının ilk gününde konuşmacılar "Evrensel Güvenlik ve terör saldırıları, uyuşmazlıkların çözümü için bölgesel ve uluslararası işbirliği" konularında konuşmalar yaptı.

Konuşmaların esasında terör olaylarının artmasının insani yaşam koşullarını ve ayrıca hayatları da üst düzeyde olumsuz etkilemesi sonucu bir insanlık suçunun işlendiği belirtildi.

Özellikle terörün uluslararası bir sorun olduğu belirtilerek, adalete vurgu yapıldı.

Uluslararası alanda adaletin sağlanmaması durumunda ülkelerin güvenliğinin sağlanmasının zor olduğu kaydedildi.

Bu nedenle ülkelerin işbirliği yapmaktan kaçınmadan ve birbirlerine saygılı ve anlayışlı diplomatik ilişkiler çerçevesinde yardımcı olunmasının önemi üzerine duruldu.

Son yıllarda Ortadoğu'dan Avrupa’ya doğru yaşanan “bu insanlık dramına kayıtsız kalınmaması gerektiğini” ifade eden konuşmacılar, göçmen kabulüne yönelik de birçok dezenformasyonun olmasının ülkeleri moralen olumsuz etkilediğini kaydetti.

Toplantıların ilk günü Makedonya Cumhuriyeti Başkanı Gjorge Ivanov, Gana Devlet Bakanı Akwasi Opong-Fosu, Suudi Arabistan İçişleri Bakan Yardımcısı Ahmad Al Salem ve ISESCO Genel Direktörü Abdulaziz O. Altwaijari'nin ve BM temsilcilerin konuşmalarının ardından soru cevap bölümüne geçildi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı'nın resmi davetli olarak katıldığı toplantıya, bugün göç ve mülteci konularının tartışılacağı oturumla devam edilecek.



UBP’nin 6 Genel Başkan adayı parti organlarının toplanmamasını eleştirdi



Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) 6 genel başkan adayı, üye listelerinin kendilerine gerektiği şekilde verilmediğini iddia ederek, bu durumu ve parti organlarının toplanmamasını eleştirdi.

UBP’nin 31 Ekim’de yapılacak kurultayında başkanlık için yarışacak 6 aday bugün UBP Genel Merkezinde basın toplantısı yaparak, UBP yetkili organlarına bir an önce toplanarak kurultayla ilgili kararlar alma çağrısı yaptı.

Basın toplantısında sırasıyla, Zorlu Töre, Ersin Tatar, Ünal Üstel, Nazım Çavuşoğlu, Ersan Saner ve Oğuz Ceyda açıklamalarda bulundu.

Basın toplantısında İlk sözü alan UBP Genel Başkan adayı Milletvekili Zorlu Töre, UBP Kurultayına 15 gün kaldığını anımsatarak, çalışmaların ne durumda olduğunu bilmediklerini, birçok konuyu da gazetelerden öğrendiklerini söyledi.

Kurultay düzeninin nasıl olacağını genel başkan adaylarıyla ilçe başkan adaylarının bir araya gelerek belirlemesi gerektiğini ifade eden Töre, “UBP’de bugüne kadar yapılan bütün kurultaylarda böyle yapılırdı” dedi.

UBP Genel Başkan adayı Milletvekili Ersin Tatar ise, bu hafta sonu ilçe kongrelerinin ilçe başkanlarının ve ilçe yönetim kurullarının, 15 gün sonra da parti başkanının seçileceğini söyleyerek, hala imzalı mühürlü üye listelerinin kendilerine ve ilçe başkan adaylarına verilmediğini ileri sürdü.

Tatar, 15 Ağustos’ta 7 bin 500 olan üye sayısının şu an 9 bin 224 olduğunu; kendilerinin talep ettiği kimseler üye yapılmazken 1700’e yakın kişinin üye yapıldığını ileri sürerek, kendilerine verilen listelerdeki üyelerin adres ve telefon numaralarının da bulunmadığını ve bunun üyelere ulaşamamaları için kasıtlı yapıldığına inandıklarını belirtti.

UBP Genel Başkan adayı Milletvekili Ünal Üstel de, iki aydır sürekli UBP’yi ve kurultayı konuşmaktan dolayı üzüntü duyduğunu belirterek, “Memleketin ekonomisinde, hayvancısında tarımcısında sıkıntı varken biz sadece kurultayla ilgileniyoruz” dedi.

Kimsenin halkın bu kadar zamanını çalmaya hakkı olmadığını savunan Üstel “bizim genel başkanımız hem bizim hem halkın zamanını çalıyor. Reform hükümeti kurmasına rağmen kurultayla uğraşmaktan ülke için hiçbir şey yapamadığını söylüyor” ifadelerini kullandı.

Nazım Çavuşoğlu konuşmasında, eşitlik temelinde bir hükümet ve eşit şartlarda yarış motivasyonuyla çıkılan yolda sıkıntılar yaşandığını kaydederek, halkın sorunlarına çare olacağını düşünen ve “hükümete başlık yapacağını iddia edenlerin bugün partiye dahi başlık yapamadığını” söyledi.

Genel Başkan Özgürgün’ün partiyi tek başına iktidar hedefinden uzaklaştırdığını, halkı kucaklayamadığını ve anti-demokratik uygulamalarıyla partiye hiçbir katkı sağlayamadığını savunan Çavuşoğlu, Özgürgün’ün, patiyi ileriye taşımada başarısız ve yetersiz olduğunu ileri sürdü.

Başkan adaylarından H. Ersan Saner de, UBP’nin bu şekilde gündemi meşgul etmesinden üzüntü duyduğunu dile getirerek, kendisi ve 5 diğer adayın partiden istedikleri bilgi ve belgelere ulaşmakta zorluk çektiklerini, 2 gün sonra yapılacak ilçe seçimleri ve daha sonra yapılacak kurultayla ilgili belirsizliğin kendilerini rahatsız ettiğini söyledi.

Tüm partililerden özür dileyerek, bugün yarattıkları durumun tamamıyla hak arama durumu olduğunu söyleyen Saner, “tüzükte çalışan bir milletvekili olarak” da tüzüğün çiğnendiğini iddia etti. Tüzüğün 6. maddesinde bölgeler, örgütler ve sandıklar arasında bir proratadan söz edildiğini ve bunun hiçbirine uyulmadığını basın yoluyla öğrendiklerini kaydetti.

Saner, 2 gün öncesine kadar üye yazımının devam etiğini ve Genel Başkanın bayramda açıkladığı 7 bin 500 rakamının 9 bin 224’lere gelmesinin üye yazımının nasıl tüzüğe aykırı yapıldığının göstergesi olduğunu savundu.

Başkan adaylarından Oğuz Ceyda, Kıbrıs konusunda ciddi gelişmeler yaşandığı bugünlerde partinin geldiği durumun “içler acısı” olduğunu söyledi.

Devleti kuran ve sonuna kadar KKTC’nin arkasında duracağını söyleyen partinin son iki kurultay döneminde oldukça “kan kaybettiğini” anlatan Ceyda, geçtiğimiz kurultay neticesinde 2 kişinin cezaevine düştüğünü hatırlattı ve “yine böyle bir duruma düşersek hepimize yazıklar olsun; değer mi?” şeklinde konuştu.

Ceyda, Başkan ve yetkili kurullardan tek talepleri olduğunu ifade ederek, kurultayın sağlıklı olabilmesi için bir araya gelme, değerlendirme yapma ve listelerden partili olmayanları “ayıklama” çağrısında bulundu ve bunu yapmanın zor olmadığını söyledi.



Özgürgün: “Benim dönemlerimde müdahale olmaz, beni kimse yönetemez”



Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Hüseyin Hüseyin Özgürgün, partiye dıştan müdahaleler olduğunu, bunun partinin bağımsız bir parti olmaktan çıkmasına yol açtığını söyledi. Özgürgün, “Benim dönemlerimde müdahale olmaz, beni kimse yönetemez” diye konuştu.

Genç TV’de canlı yayına konuk olan Özgürgün, şu ifadeleri kullandı:

“2006 yılında Başkan oldum, hemen ardından yerel seçimler gelmişti ve partimiz o seçimlerden birinci parti çıkmıştı. Yine büyük sıkıntıların olduğu bir dönemde 2013 yılında bana yeniden Başkan olmam için teklif gelmişti. Ben de o dönemde ‘aday olurum ama şartım var. Tek Aday olursam aday olurum. Ayrıca Başkan olduktan sonra bana bir genel seçime kadar fırsat vereceksiniz ki ben de partimi bir genel seçime götüreyim ve partiyi birinci parti olarak sandıklardan çıkarayım. Eğer birinci parti olarak çıkarmazsam ben başkanlıktan istifa ederim ve partimde çalışmaya devam ederim’ demiştim. Arkadaşlar da bunu kabul etmişti ve ben tek aday olarak Genel Başkan oldum. Ama gelin görün ki bu arkadaşlar sözlerinde durmadılar ve 31 Ekim tarihinde yapılacak olan kurultayımızda karşıma altı arkadaş rakip olarak çıktı. Bana 2013 yılında bir genel seçime kadar süre vereceklerini söyleyenler aday oldular. Bu olmadı. Ben başkan olacağım, iki yıl sonra daha bir seçime gitmeden bana ‘git’ diyeceksiniz. Bu benim ağrıma gitti.”

Geçmişte olduğu gibi UBP’ye dıştan müdahalelerin olduğunun kesin olduğunu ifade eden Özgürgün, “Bu dıştan müdahalelerle partimizi maalesef bağımsız bir parti olmaktan çıkmıştır. Bu da partiye çok şeyler kaybettirir” dedi.

Partideki kararların şimdiye kadar hep oybirliği ile alındığını belirten Özgürgün, “Ama bugün durum değişik, olayın arkasında bireysel bir şeyler vardır. Bu kurultay her şeyi ortaya koyacaktır. Artık üyelerimiz bu kurultayımızda partimizin dıştan mı, içten mi yönetileceği kararını verecektir. Benim dönemlerimde müdahale olamaz. Beni kimse yönetemez. Siyaset bütünlüklü olarak gidebilir. Kararlar da bütünlüklü olarak alınır. Dıştan müdahale olursa ben ona ‘dur’ derim. Durduramazsam ben giderim” ifadelerini kullandı.

Ülkenin en büyük iki partisinden birinin UBP olduğunu kaydeden Özgürgün, “En büyük iki parti ortak olarak bir hükümet kurmuştur. Bu devrim niteliğindedir. Halk da bu iki partiden, dolayısıyla bu hükümetten çok şeyler beklemektedir. Ben iki buçuk ay önce bu hükümet protokolüne imza attım. Şimdi ‘bırakıp kaçtı’ dedirtmemek için Genel Başkanlığa yeniden aday oldum. Yoksa altı adaylı bir kurultayda ben asla aday olmazdım” dedi.

Özgürgün, şöyle devam etti: “Yapılan anketlerde halkın yüzde 72’si bu hükümetin kurulmasına ‘evet’ demiştir. Dolayısıyla halkın yüzde 72’si bu hükümeti onaylıyor ve hükümetten de haklı olarak çok şey beklemektedirler. Ben tüm şartları parti meclisine götürdüm ve dedim ki ‘her şey burada, onaylarsanız hükümeti kurarız, onaylamazsanız bu hükümeti kurmayız’ demiştim. Bir arkadaş hariç bunu onaylamıştı ve biz 40 yıllık siyasi rakibimiz CTP ile halkımızın beklentisi doğrultusunda hükümeti kurduk. Bu hükümet de eşit bir hükümettir. Her iki partinin en az üç bakanının olmadığı bir karar asla alınamaz. Tüm konularda birlikte karar verilir. Tek taraflı kararlar alınmaz. Şu anda da hükümet çok iyi gitmektedir. Tüm konular hakkında birlikte toplantı yaparak kararlar alıyoruz.”

Özgürgün, partinin tüzük değişikliğinin de oybirliğiyle geçtiğini hatırlatarak, “Bu tüzük değişikliği üzerinde 1998 yılından beri çalışılmaktadır. Eski tüzükte köhnemiş bir delege sistemi vardı. Kurultay Delegesi, İlçe Delegesi. Halbuki yeni tüzüğümüze göre artık tüm üyeler kurultaylarda oy kullanacaktır. Eskiden bir köyde 1-2-3 delege varken şimdi bu sayılar her köyde en az 75-80 olmuştur. Dolayısıyla artık bu tüzükle partimize tam demokrasi gelmiştir” ifadesini kullandı.

Özgürgün, şunları kaydetti:

“10 bine yakın üye oy kullanacaktır. Hazırlanan üye listeleri MYK kararı sonrası ilçelerde 7 gün süreyle itiraz için asılı kalmıştır. Bu süre sonrası itirazlar 3 gün süre ile ilçelerde değerlendirilmiş ve MYK’ya gönderilmiştir. Eski tüzüğe göre kurultaya gitmiş olsaydık bu kurultayımıza herhalde 700 kurultay delegesi ile giderdik ki bu ben bu 700 delegenin en az 351’nin oyunu alırdım. Bu kurultaya 10 bin kişinin iki bin kişisi gelse ve ben bin bir oy alarak başkan olsam inanın sevinmem. Ama bu 10 bin kişinin tamamı veya tamamına yakını bu kurultaya gelsin ve ben başkan olmayayım, ona sevinirim. Çünkü UBP’de bütünlüğü sağladığımıza inanacağım.”

Üyelikler konusuna da değinen Özgürgün, şöyle devam etti:

“Üyelik için kişiler örgütlere ilçelere veya genel merkeze müracaat ederler, bunlar değerlendirilir ve üye kaydı yapılır. Bugünkü liste de en az hatayla hazırlanmış bir listedir. Aday olan arkadaşlar geçen günlerde geldiler ve partiyi bastılar. Ben bu kişilerin yönlendirildiklerine inanıyorum. Bütün örgüt başkanlarımızda örgütlerin, dolayısıyla üyelerimizin listesi vardır. Eğer çalışmak isteyen aday olsalardı, giderlerdi örgüt başkanlarına ve üye listelerini alırlardı. Geldiler partiye ve ‘bunların hepsini birleştirin ve mühürleyerek bize verin’ dediler. Birleştirdik tüm üyelerin listesini, onlara CD’de verdik. Karşıma altı adayın çıkması beni ürkütmüyor. Ben çok koltuk meraklısı değilim. Eğer koltuk meraklısı olsaydım bugün Başbakan Yardımcısı olurdum. Ben bugüne kadar partimin bana verdiği her görevi yaptım. Hiç kimse herhangi bir görevi yapmadığımı söyleyemez, ispat ederse ben şimdiden istifa ederim. Bir milletvekili olmasam bile partime yine çalışırım. Parti Başkanlığına yeniden güçlü bir şekilde gelirsem göreve devam ederim.”

Özgürgün, geçmiş Cumhurbaşkanlığı seçimine de değinerek; “Biz Cumhurbaşkanımız Dr. Derviş Eroğlu’nun sonuna kadar yanında olduk. Eroğlu bu seçimleri de kazansın diye partimizi borçlandırdık ve kendi seçimimde çalıştığımın 5 mislini harcadım; bunu herkes bilir. Partimiz içerisinde de kendisini desteklemeyen gruplar vardı. Biz kazanması için çok mücadele ettik, benim çevrem de çok çalıştı ama olmadı. Takdir halkındır” dedi.

Su konusuna da değinen Özgürgün, “Su konusu bu ada için hayatidir. 40 yıl önce var olan dereler bugün yoktur. 40 yıl sonraki su durumumuz çok sıkıntılı olacaktır. Anavatanımız Türkiye bunu düşünerek bize suyu sağlamıştır. Bu gerçekleştirilen projeyi dünyada ancak 4-5 ülke gerçekleştirebilirdi. Bu çok büyük bir projedir. Su yönetimi yasayla devletindir. Bu proje gelecekte çocuklarımız için de gereklidir” ifadelerini kullandı.

Özgürgün, Kıbrıs konusunda ise, “Ulusal Birlik Partisi’nin duruşu bellidir. Elbette CTP’nin de bellidir. Partiler misyonları ve aldıkları kararlar doğrultusunda görüş belirtmekte, açıklama yapmakta, tavır takınmakta serbesttir” diye ekledi.



ABD’nin raporunda din özgürlüğünü ilerletme çabalarına vurgu yapıldı



2014 Uluslararası Din Özgürlüğü Raporu’nda (IRFR), Kıbrıs’taki din adamlarının, din özgürlüğünü ilerletme, karşılıklı saygı, katılım ve tolerans konularındaki çabalarına vurgu yapıldı.

ABD Hükümetinin hazırladığı IRFR raporu önceki akşam yayımlandı.

Diğer ülkelerle hükümetlerini ve sivil toplumları, evrensel bir insan hakkı olan din özgürlüğünün korunması gereğiyle ilgili bir diyaloga katma fırsatı sunmanın amaçlandığı raporda, Kıbrıs’taki din özgürlüğü konusundaki dini yerlerin erişimi ve restorasyonunun esas alındığı belirtildi.

ABD Elçiliği yetkililerinin adanın her iki yanındaki dini yerlere erişimi de içeren din özgürlüğü konularını görüşüp, detaylandırdığı kaydedildi.

Amerikan Elçiliği çalışanlarının, Kıbrıslı Türklerle de görüşüp, Kıbrıslı Türkler tarafından yönetilen bölgede sınırlama olmaksızın dini yerlerin erişimi ve bu yerlerde dini törenler

yapılabilmesi konusunu ele aldığı belirtildi.

ABD’nin diğer ülkelere yönelik politikalarını belirlemede önemli rolü olan IRFR raporunda, adı geçen ülkelerdeki ‘dini özgürlüklerin istismarı, dinin demografisi, yasal yükümlülükler ve dini özgürlüklere yönelik toplumsal tutumu’ ve ABD’nin o ülkelere yönelik politikaları yer alıyor.

ABD Elçiliği’nin açıklamasına göre, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, raporla ilgili şunları söyledi:

“Bu raporun temel mesajı, halklar haklarından tamamen yararlandıkları zaman ülkeleri de bundan faydalanır. Bu, umut vaat eden bir teori değil, kanıtlanmış bir gerçektir. Kişiler kendi içlerindeki inancı uygulama, değiştirme ve açık şekilde icra etme hakkından mahrum bırakılırsa, ülkeleri de sahip oldukları potansiyeli tam anlamıyla kullanamaz.”



INTERPA 9. Yürütme Kurulu toplantısı KKTC’de yapıldı



Uluslararası Polis Akademileri Birliği (INTERPA) 9. Yürütme Kurulu Toplantısı, 12–13 Ekim tarihlerinde KKTC’de gerçekleştirildi.

Polis eğitim kurumları arasında işbirliği ve koordinasyon sağlamayı amaçlayan INTERPA’nın Yürütme Kurulu Toplantısı, Polis Okulu Müdürlüğü ev sahipliğinde yapıldı.

Toplantıya INTERPA Başkanı, Türkiye Polis Akademisi Başkanı; INTERPA Başkan Yardımcıları, Sudan Polis Akademisi Başkanı, Malezya Polis Akademisi Başkanı ve Suudi Arabistan Polis Akademisi Başkanı ile Brezilya ve Kazakistan’dan INTERPA Yürütme Kurulu üyelerinin katıldığı belirtildi.

9.Yürütme Kurlu Toplantı sonucunda,10. Yürütme Kurulu Toplantısı’nın Mart 2016’da Sudan Polis Akademisi ev sahipliğinde yapılmasına ve konferans teması olarak “mülteci” konusunun ele alınmasına karar verildi.



Stelios Vakfından liderlere davet



Kıbrıslı Rum işadamı Stelios Hacıyoannu’nun kurucusu olduğu “Stelios Hayırseverlik Vakfı’nın” (Stelios Philanthropic Foundation), iş alanında iki toplumlu işbirliğinin geliştirilmesi için, her yıl Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından oluşturulan ortaklıklara dağıttığı ödüllerin, bu yıl 26 Ekim’de sahiplerini bulacağı ve törene liderlerin de davet edildiği haber verildi.

Stelios Vakfı tarafından, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından oluşturulan 30 ortaklığa, ortaklık başına 10 bin Euro ödül verileceğini yazan Rum Politis gazetesi, önceki gün yayımlanan basın bültenine dayanarak, Stelios Hacıyoannu’nun, 26 Ekim Pazartesi günü düzenlenecek olan törene Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis ile Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı da davet ettiğini söylediğini iletti.



Rum Kesimi ile İsrail arasında “Paylaşım” anlaşmazlığı



İsrail ile Güney Kıbrıs arasında, Rum MEB’indeki 12’inci parselde bulunan “Afrodit” yatağının kalkındırılması konusunda var olan anlaşmazlığın, iki ülke arasındaki “orta sınır çizgisinin her iki yanında bulunan hidrokarbon kaynaklarından ortaklaşa istifade” anlaşmasının imzalanmasını geciktirmekte olduğu ifade edildi.

Rum Simerini gazetesi, İsrail’de yayımlanan ekonomi gazetesi “Globes’un” sayısına dayandırdığı, haberinde, ortaya çıkan teknik zorluklar yüzünden, iki ülke arasındaki ortaklaşa istifade anlaşmasının 5 yıldır tamamlanamadığına dikkati çekti.

Gazete, İsrail Ulusal Alt Yapı, Enerji ve Su Kaynakları Bakanı Yuval Steinitz’in, “East Med boru hattı” (Avrupa’ya doğal gaz ihraç edilmesi için ortak bir boru hattı inşa edilmesi planı) ve “Euroasia Interconnector” (İsrail ile Güney Kıbrıs arasında deniz altından elektrik kablosu döşenmesi) projelerinin ileriye götürülmesini görüşmek için Güney Kıbrıs’a davet edildiğini ancak Steinitz’in, yaklaşık 5 yıldır gelişme aşamasında bulunan ilgili müzakereler tamamlanana kadar, Güney Kıbrıs’a yapacağı seyahati ertelediğini belirtti.

“İsrail’in hakikatte, (kendi ifadesiyle) kısmen kendi sularında bulunan Afrodit yatağının kalkındırılmasının onaylanmasında bir role sahip olmayı istediğini” yazan gazete, Rum hükümetinin ise bu konuyu görüşmeye istekli olduğunu, ancak İsrail’in isteğinin anlaşmanın imzalanmasını geciktirmekte olduğunu kaydetti.

Gazete, Globes’un haberine dayanarak, iki ülke arasındaki doğal kaynaklardan ortaklaşa istifade edilmesine dair anlaşmanın, deniz sınırlarının (MEB) belirlenmesiyle ilgili anlaşmayla birlikte 2010 yılında imzalanmasının amaçlandığını ancak çeşitli teknik konular ve sorunlar yüzünden anlaşmanın geciktiğini izah etti.









Enformasyon Dairesi







Yorumlar









Aktif Ziyaretçi 19
Dün Tekil 1258
Bugün Tekil 567
Toplam Tekil 2560186
IP 54.237.249.90






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































14 Zi'l-ka'de 1440
Temmuz 2019
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Başka dile uymaz ananın sesi, Her sözün ararsan vardır Türkçesi
(Ziya GÖKALP)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2019 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 8.821 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu