BASIN BÜLTENİ Çolak temaslarına Washington’da devam ediyor - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









BASIN BÜLTENİ Çolak temaslarına Washington’da devam ediyor
Tarih: 10.10.2015 > Kaç kez okundu? 1233

Paylaş


Dışişleri Bakanı Emine Çolak, 70. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantıları çerçevesinde New York’ta gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından Washington’a geçti. Bakan Çolak, Washington’daki temaslarının ilk gününde Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile biraraya gelerek Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecinde gelinen son aşama hakkında muhataplarına bilgi vererek görüş alışverişinde bulundu.Dışişleri Bakanı Çolak, temasları çerçevesinde ayrıca ABD Senatosu’nda Senatör Roger Wicker ve Washington’da faaliyet gösteren medya kuruluşları ile biraraya geldi.Bakan Çolak, Türkiye Cumhuriyeti Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç’ın onuruna verdiği akşam yemeğine de katıldı.Dışişleri Bakanı Çolak Washington temaslarının ikinci gününde ‘Center for American Progress’ isimli düşünce kuruluşunda düzenlenen yuvarlak masa toplantısına da katıldı. ABD Kongresi’nden danışmanların, Washington’daki önemli düşünce kuruluşlarının temsilcilerinin, politika belirliyicilerin ve medya temsilcilerinin bulunduğu toplantıda konuşan Çolak, Kıbrıs sorunu ve sürdürülmekte olan müzakere sürecinin son durumu hakkında katılımcılara bilgi verdi. Bakan Çolak, konuşmasında, müzakerelerde önemli bir dönemeçte olunduğunu ve Kuzey’de çözüm yanlısı bir hükümetin bulunduğunu dile getirerek Sayın Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle yeni bir fırsat penceresinin açıldığını söyledi. Çolak ayrıca, 11 Şubat 2014 tarihli ortak açıklama çerçevesinde yapılandırılmış görüşmelerin çok olumlu ve yapıcı bir atmosferde sonuç odaklı olarak sürdürüldüğünü, yönetim, yasama ve yargı konularında taraflar arasında büyük oranda bir mutabakata ulaşıldığını vurgulayarak Avrupa Birliği ve ekonomi konularında da ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti.

Kapsamlı çözümün, iki kesimli ve iki toplumlu yapının AB Hukuku içerisinde güvenceye alınmasının gerekliliğine dikkat çeken Çolak, halihazırda görüşülmekte olan ve önemli başlıklardan biri durumunda bulunan mülkiyet ile ilgili olarak ise, Ada’nın her iki tarafındaki sosyo-ekonomik yapıyı bozmayacak formüllerin önemini vurguladı. Bakan Çolak, çözümün maliyetine ilişkin olarak mali kaynak yaratılması hususunda uluslararası toplumun çalışmalara başladığının gözlemlendiğini de söyledi.

Konuşmasında müzakerelere paralel olarak yürütülen Güven Yaratıcı Önlemlere de değinen Bakan Çolak, bahsekonu önlemlerin hayata geçirilmesinin son derece yararlı olacağına dikkat çekerek, kapsamlı bir çözüme ulaşılmasına Kıbrıs Türk tarafının bağlılığını bir kez daha teyit etti. Çolak, Ada’da ulaşılacak çözümün bölge barışı ve istikrarına katkı sağlayacağını ve bölgedeki enerji kaynakları konusunda işbirliği ortamı yaratılmasına imkan vereceğini vurguladı.



Philip Hammond: “Garantiler konusunda esneğiz, mali destek vermeye hazırız”



İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond’un, Londra’nın garantiler konusunda esnek davranacağını ve Kıbrıs sorununun çözümüne mali destek vermeye hazır olduğunu açıkladığı bildirildi.

Rum Fileleftheros gazetesi, Hammond’un bu yıl “Kıbrıs’ın Muhafazakar Dostları” grubunun organizasyonunda Pazar gecesi Manchester’de düzenlenen Muhafazakar Parti kongresinde yaptığı konuşmanın satırbaşlarına yer verdi.

Habere göre, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide ile geçen hafta New York’ta yaptığı görüşmede, Kıbrıs sorununun çözümünün şu anda olanaklar dahilinde olduğu izleniminin doğrulandığını söyleyen Hammond, ülkesinin, bir çözümde uzlaşılmasına her şekilde yardımcı olmak kararlılığında olduğunu belirtti.

Hammond, konuşmasının garantilerle ilgili bölümünde “Elbette Kıbrıs anayasasının garantör güçlerinden biriyiz. Bu konuya dair gelecekteki rolümüz ve Kıbrıs’la ilişkimiz konusunda tamamen esneğiz. Yardımı olacaksa, müdahil tarafların uzlaşacağı herhangi bir seçeneği inceleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Devamla, mülkiyet meselesinin çözümünde mali destek gerekebileceğine de işaret eden Hammond “Uluslararası toplumun, bir çözüme gerekli mali desteği vererek hareket edebilecek durumda olmasını sağlamak için AB’deki ortaklarımız ve ABD ile işbirliği görevini üstlendik” dedi.

Çok yüklü bir meblağ gerektiğine inanıldığını ancak iki ay önce ABD’li mevkidaşı John Kerry’yle bu konuyu görüştüklerini ve bölgede alışık olunmayan uzun süreli bir anlaşmazlığın çözümü için zahmete değeceği görüşünde birleştiklerini anlattı. Hammond “Zannederim, çözümün desteklenmesinde ortaklık konusunda gerek Birleşik Krallığa, gerek ABD’ye ve AB’ye güvenebilirsiniz” dedi.

Hammond 4-5 aylık çabadan sonra gelecek yıl bir referandum ihtimali bulunduğu kanaatini de dile getirdi ve “tarihi bir an olacak. Şimdi bir fırsat penceresi var. Bunu kaybedersek yıldızlar bir daha asla aynı şekilde sıralanmaz” ifadesini kullandı.



BM İnanç ve Din Özgürlüğü Raportörü Bielefeldt Kıbrıs’a geldi



Birleşmiş Milletler (BM) İnanç ve Din Özgürlüğü Özel Raportörü Heiner Bielefeldt, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan dini liderler, milletvekilleri ile insan hakları savunucularının katılacağı, “Din kullanılarak yapılan şiddettin engellenmesi için ülkeler arası işbirliğini güçlendirme” gündemiyle Kıbrıs’ta yapılacak bazı toplantılara katılmak üzere adaya geldi.

“Sınır Ötesi İletişimi Geliştirme” adı altında düzenlenen toplantılar, dün ve bugün Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de yer alacak.

Adada dinler arası diyaloğun geliştirilmesi için çalışan “Kıbrıs Çözüm Sürecinde Dinler Arası Diyalog” girişimi ile de işbirliği yapmakta olan Birleşmiş Milletler İnanç ve Din Özgürlüğü Özel Raportörü Bielefeldt, konuyla ilgili açıklamasında, “İletişim, toplumlarda güvenin güçlenmesine, önyargıların ve olumsuz basmakalıp düşünceleri engellemek için önemli bir unsurdur” dedi.

Bielefeldt, adada önde gelen din adamlarının işbirliğinin adanın bütününde din ve inanç özgürlüğünün gelişmesine katkı koyduğunu da belirtti.

Din kullanılarak yapılan şiddetin sınır ötesi ilişkilerin geliştirilmesiyle engellenebileceğini kaydeden Bielefeldt, adada yapılacak toplantılarla amaçlarının; adada dinler arası ilişkilerin gelişiminden esinlenerek, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki yetkililere ulaşmak ve tecrübelerini paylaşmaya yardımcı olmak olduğunu ifade etti.

Özel raportör, toplantının sonucuyla ilgili 8 Ekim Perşembe günü ara bölgedeki Dayanışma Evi’nde basın toplantısı düzenleyecek.



Eroğlu: “Arzumuz bu tesisin özel sektör tarafından çok kalifiye elamanlarla işletilmesidir”



Türkiye Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'den KKTC'ye su temini projesi kapsamında suyun Kıbrıs'a aktığını belirterek, "Test çalışmaları başladı. Ayın 20'sine kadar açılırsa isabet olur diye durumu arz ettim. Şimdi sayın Cumhurbaşkanımız ile Başbakanımızdan uygun bir tarih bekleniyor" dedi.

Bir dizi programa katılmak üzere Afyonkarahisar'a giden Eroğlu, basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, “Arzumuz bu tesisin özel sektör tarafından çok kalifiye elamanlarla işletilmesidir” diye konuştu.

Proje için Türkiye'nin 1 milyar 600 milyon lira harcadığını ifade eden Eroğlu, "Büyük bir proje. Tabii bunun işletilmesi var. Pompa istasyonları, arıtma tesisinin arıtma masrafları, elektrik masrafları, işletme masrafları var. Bunların karşılanması gerekir" diye konuştu.

Eroğlu, bununla ilgili bir teklif sunduklarını belirterek, şunları kaydetti:

"Türkiye'de biliyorsunuz özel sektör marifetiyle bazı hizmetler yürütülüyor. Belediyeler kontrol etsin, hükümet kontrol etsin… Bir kontrol ekibi kuralım ama bu işletme eksiğini, gerekirse ilave yatırımlarını özel sektör yapsın. Yani yap-işlet-devret şeklinde yatırımları biz yaptık. Onlarda bir problem yok. Şu anda su Kıbrıs tarafına akıyor. Alaköprü Barajı'ndan Geçitköy Barajı'na... Orada çok muhteşem bir içme suyu arıtma tesisi kurduk. Onun test çalışmaları başladı. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Başbakanımıza 'ayın 20'sine kadar açılırsa isabet olur' diye durumu arz ettim. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız ile Başbakanımızdan uygun bir tarih bekleniyor. Niyetimiz Alaköprü tarafında bir merasim yapmak. Sonra Geçitköy arıtma tesisinde de açılış yaparak suyun geldiğini görmek. Ama karşılıklı görüşmelerle bunlar çözülecek."

Türkiye'nin su konusunda dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğunu dile getiren Eroğlu, Türkiye'den aktarılacak suyun Kıbrıs'a hayat vereceğini söyledi.

Bu tesislerin Kıbrıs'ta da sağlıklı bir şekilde işletilmesini arzu ettiklerini anlatan Eroğlu, "Arzumuz, eksiklikler varsa bunların tamamlanması. Kanalizasyon, atık su arıtma tesisi, şebeke... Eksikliklerin modern bir şekilde, kayıplar asgari düzeyde olacak şekilde özel sektör tarafından yapılması ve özel sektör tarafından çok kalifiye elamanlarla bu tesisin işletilmesidir arzumuz. Esasen bu maksatla kilit personel için 13-15 tane mühendisi almak suretiyle bunları Türkiye'de eğitiyoruz, Kıbrıs'ta eğitiyoruz" ifadelerini kullandı.



BESKİ Yönetim Kurulu oluşturuldu



28 belediyeden 26’sının katılımıyla kurulan ve Türkiye’den gelen su ile ülkedeki su kaynaklarının yönetimine talip olan “KKTC Su ve Kanalizasyon İşletmeleri” (BESKİ), resmiyet kazanmasının ardından yönetim kurulunu oluşturdu. BESKİ Başkanlığı’na Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli seçildi.

Benli, Türkiye’den gelen suyun önemine işaret ederek “Bu çok önemli gelişmeyi ve heyecanı, farklı tartışmaların gölgelemesine izin vermeyelim” derken KKTC ile TC arasında su konusunda imzalanan çerçeve anlaşmasının BESKİ’yi reddetmediğini; suyun dağıtımının BESKİ tarafından yapılmasına engel olmadığını söyledi.

Ahmet Benli, Türkiye’den su gelmesiyle su fiyatlarında ciddi bir oynama olmayacağını, bir fiyat artışı öngörülmediğini de açıkladı.

Bu sabah gerçekleştirilen ilk BESKİ Genel Kurulu’nun ardından yapılan Yönetim Kurulu toplantısında BESKİ’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’na, Belediyeler Birliği Başkanı ve Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli getirildi. Benli başkanlığındaki Yönetim Kurulu’nun ilk basın toplantısı da Lefkoşa Merit Hotel’de yer aldı.

Benli, basın toplantısında yaptığı konuşmada bu sabahki genel kurulda, BESKİ Yönetim Kurulu’na Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı, Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü, Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter, İskele Belediye Başkanı Hasan Sadıkoğlu, Dikmen Belediye Başkanı Yüksel Çelebi, Alsancak Belediye Başkanı Fırat Ataser ve Geçitkale Belediye Başkanı Hasan Öztaş’ın getirildiğini; oluşuma Yeniboğaziçi ve Lapta Belediyelerinin henüz dahil olmadığını, profesyonel yönetim kadrosunun ise henüz belirlenmediğini söyledi.

Benli, BESKİ’nin, halka kaliteli ve uygun fiyata su temin etmek, yılda yaklaşık 200 milyon TL’lik kaynağın yurt içerisinde kalmasını sağlamak, yeni yönetim modeliyle sıkıntı içindeki belediyelere yardımcı olmak, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme iradesini yerine getirmek gibi hedefleri olduğunu kaydetti.

Benli, ülkede ilk kez 28 belediyenin 26’sının, diğer bir deyişle halkın yüzde 93’ünün ikamet ettiği belediyelerin meclislerinin kararı ile ülkedeki suyun yönetiminin belediyelerin oluşturacağı bir şirketle yönetilmesi kararı üretildiğini kaydeden Benli, kararı “tarihi bir duruştur” şeklinde değerlendirdi.

Türkiye tarafından yapılan KKTC’ye Su Temin Projesi’yle tarihin akışını değiştirecek bir buçuk milyon Euro’luk yatırım yapıldığını kaydeden ve yatırım için Türkiye’ye teşekkür eden Benli, Anamur-Dragon Çayı üzerinde inşa edilen Alaköprü Barajı’ndan suyun ülkeye geldiğini kaydederek, “Bu çok önemli gelişmeyi ve heyecanı, farklı tartışmaların gölgelemesine lütfen izin vermeyelim” dedi.

Benli, “BESKİ’nin partizan ya da siyasal tercihlere dayalı bir yapısı olmayacaktır. BESKİ tümüyle profesyonel bir işletme olarak çalışacak, bilimsel verilerle ilerleyecek, şeffaflıkla görev yapacak ve attığı her adım ölçülebilir kriterler üzerinden olacaktır” dedi.

BESKİ’nin ülkedeki ve Türkiye’den gelecek su kaynaklarının idaresi için kurulduğunu ifade eden Benli, 131 bin su abonesine verilen hizmet hakkının BESKİ’ye devredilmesini ve kaynakların paylaşılmasını öngördüklerini kaydetti.

Benli, BESKİ’nin hedeflerinin arasında kanalizasyon şebekesinin tüm ülkeye yaygınlaştırılmasının da yer aldığını belirtti.

Türkiye hükümetlerinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üretilen bilimsel projelere ve yönetim iradesine destek vereceğine inandıklarını kaydeden Benli, “Su yönetiminde ‘yerinden yönetim’ ilkesinin dışına çıkılması düşünülemez. Öylesi bir durumda yerel yönetimlerin varlık nedeni, halkımızın iradesi sorgulanır bir noktaya gelir” dedi.

Benli, “Biliyoruz ki, içme ve kullanım suyu ile atık su yönetiminde ihtiyaç duyulan gerekli yatırımların hayata geçirilmesi, bu yatırımların bakım, idame ve yenilenmesi, altyapıdaki eksikliklerin tamamlanması ‘sürdürülebilirlik’ açısından önemlidir” dedi.

Belediyeler Yasası’nda su yönetiminin belediyelere verildiğini, su yönetimi konusunda BESKİ’ye verilmemesi halinde tutumun ne olacağı yöndeki soruya karşılık Benli, hükümette bu yönde bir irade oluşmaya başladığını ifade etti.

Ahmet Benli, kaynak konusunda bir soru üzerine de, şebekede yüzde 40 dolaylarında bir kayıp bulunduğunu, 40 milyonluk bir krediyle kaybın en çok olduğu noktaya müdahale edip kaybı kaynağa dönüştürme gibi bir yaklaşımları olduğunu söyledi.

Alternatif modellerin konuşulduğunu ancak belediyelerin bir çatışma içinde olduğunun doğru olmadığını ifade eden Benli, KKTC ile TC hükümetleri arasında Su Temini Çerçeve Anlaşması imzalandığını, ancak bunun BESKİ’yi reddetmediğini, su dağıtımının BESKİ tarafından yapılmasına engel olmadığını belirtti.

Benli, www.sukibris.com sitesinde tüm proje hakkında bilgilerin bulunduğunu da belirtti.

Su temininde enerji maliyetlerinin toplam maliyetin yüzde 90’ını oluşturduğunu kaydeden Benli, “Su fiyatlarında ciddi bir oynama olmayacak” dedi. Benli, yatırımlardan dolayı bir fiyat artışının öngörülmediğini belirtti.

Su yönetiminin BESKİ’ye verilmemesi durumunda ne olacağının sorulması üzerine Benli, “360 belediye işçisinin işini kaybetmesi ve suyun fiyatlarının artması…” cevabını verdi.

Hükümetin tutumu hakkındaki bir soru üzerine Benli, hükümetin iradesinin oluşmaya başladığını ancak net olmadığını, sürecin başında herkesin belediyelerin oluşturacağı bir oluşumun suyu yönetecek kapasitede olamayacağı düşüncesi bulunduğunu ancak bugün, ‘BESKİ dururken diğer seçenekler düşünülemez’ görüşünün geniş bir kabul gördüğünü kaydetti.

LTB Başkanı Mehmet Harmancı, proje ile çatışmaya değil, gerçekler ışığında “ev ödevini tamamlamış bir kurum olarak su yönetimine talip” olduklarını ifade etti.

29 Ekim’de suyun Lefkoşa’ya verilmesinin öngörüldüğünü ancak hükümetin bir karar üretmiş olmamasının ne gibi bir durum doğurabileceğinin sorulması üzerine Harmancı, belediyelerin suyu yönetmeye talip ve hazır olduğunu, belediyelerin su yönetimini uzun zamandır yaptığını, bugün için bunun yöntemlerini çağdaşlaştırdıklarını belirterek, “Soru işareti diğer kısımdır, biz de soruyoruz” dedi.

Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü de KKTC’ye Su Temin Projesi’nin Kıbrıs’ın kaderini değiştirecek bir yatırım olduğunu, bu noktada çözüm yönünde fikirlere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Kıbrıs Türkü’nün proje üretemez yönündeki anlayışının BESKİ ile aşılabileceğine inandığını kaydeden Güngördü, “Bugün suyu doğru yönetebilir, popülist yaklaşımlardan uzak yönetebilirsek belki yakın zamanda katı atık üzerinde de bir çalışma yapabiliriz” dedi.



TDP - AKEL Ortak Komitesi toplandı



Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ile Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) arasında kurulan ortak komite çalışmalarını sürdürüyor.

TDP Lefkoşa Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirilen görüşme sonrasında yapılan açıklamada, 2 bölgeli, 2 toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm için müzakereleri yürüten liderlerine yardımcı olmak, iki toplumun hem yakınlaşmasına katkı koyacak 2 toplumlu etkinlikler düzenlemek, hem de toplumları bilgilendirmeye yönelik etkinlikler düzenlemek amacıyla kurulan komitenin, dünkü toplantıda mülkiyet ana başlığı altında kriterler konusunu görüşmeye devam ettiği belirtildi.

Bir sonraki toplantının 26 Ekim Pazartesi AKEL Genel Merkezi’nde yapılmasına ve mülkiyetle ilgili görüşmelerin sürdürülmesine karar verildi.



CTP Dış İlşkiler Komitesi: “Derinya geçiş noktasının açılmalı”



CTP Dış İlişkiler Komitesi, Derinya geçiş noktasının açılmasını istediklerini, bu yöndeki çalışmaları desteklediklerini belirtti.

Komite, Kıbrıs’ta uzun bir süredir devam eden mevcut statüko ve bunun yarattığı koşulların değiştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu kaydetti.

CTP Dış İlişkiler Komitesi’nden yapılan yazılı açıklamada, 11 Şubat 2014’te iki toplum lideri tarafından imzalan belgede Güven Yaratıcı Önlemlere de atıfta bulunulduğu ve bu bağlamada tarafların çalışma yapmalarının öngörüldüğü hatırlatılarak, iki toplumun ilişkilerini geliştirecek en önemli etkenlerden bir tanesinin Adanın bölünmesiyle beraber oluşan fiziki engellerin ortadan kaldırılması olduğu ifade edildi.

Açıklamada, bu engellerin ortadan kaldırılmasıyla iki toplum arasında ulaşımın kolaylaştırılması, ekonomik ilişkilerin artırılması ve ortak mekânların oluşturulmasının mümkün olacağı savunuldu.

Açıklamada Gazimağusa’da kentin Kuzeyi ve Güneyini bağlayan ve 41 yıldır kapalı olan Vahit Güneri Caddesi üzerindeki Derinya geçiş noktasının açılmasıyla kentteki ulaşımın oldukça rahatlayacağı ve sürenin kısalacağı ifade edildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İki toplumun, İngiliz Üsleri bölgesini kullanarak ve yaklaşık 20 km kat ederek gittiği mesafe yerine 1 km’lik bir bağlantı ile Mağusalılar daha rahat ve kolay bir ulaşıma sahip olacaktır.

Derinya geçiş noktasının açılması sadece sosyal, kültürel ve psikolojik değil aynı zamanda ekonomik olarak da bölgeye rahatlık getirecektir. Kentin güneyine her yıl gelen 2 milyon turistin büyük bir kısmının Gazimağusa Sur içi ve civarındaki tarihi ve turistik mekânları, turistik ve ticari amaçlarla gezip görmeleri kolaylaşacaktır.

Gazimağusa Sur içi esnafının kepenk kapatarak destek verdiği ve tüm siyasi partilerin ilk kez sivil toplumla beraberce bir araya gelip ortak irade beyan ettiği Derinya Kapısı’nın tekrar hayat bulması, bu konuda anlaşan ve müzakere sürecini götüren iki liderin de talepleri doğrultusunda partimiz CTP’nin de ortak isteğidir.

CTP bu konudaki girişimleri açıkça desteklemektedir. Derinya kapısının açılmasının ulaşımın kolaylaşması, Gazimağusa kale içinin ekonomik-sosyal anlamda canlanması ve iki toplumun ortak mekânlarda buluşmasına ve federal kültürün oluşmasına katkı sağlayacağına inanmaktayız.”



“Anastasiades’in açıklamaları görüşme sürecinin ruhuna aykırıdır”



Kıbrıs müzakere sürecinde görev alan eski müzakereciler Osman Ertuğ ile Ergün Olgun, Rum Lider Nikos Anastasiades’in BM Genel Kurulu ve diğer platformlardaki bazı konuşmalarının Kıbrıs gerçekleriyle bağdaşmadığı, gibi devam eden görüşme sürecinin kararlaştırılmış çözüm parametreleri, amacı ve ruhuna da aykırı olduğunu kaydetti.

Eski müzakereciler, Rum liderin esas muhatabı olan Kıbrıs Türk tarafı resmi yetkililerinin, bu beyanlar karşısında sessiz kaldığını ileri sürerek, BM Genel Kurulu çalışmaları çerçevesinde bunların yanıtlanmamasının anlaşılabilir bir tutum olmadığını iddia etti.

Ertuğ ile Ergün, Anastasiades ve Rum yetkililerin bütün uluslararası platformlarda izlediği bir diğer çelişkili yaklaşımın da olası bir anlaşma konusunda Türkiye’yi muhatap alma çabaları olduğunu ifade ederek, “Bu Kıbrıs Rum tarafının esas muhatabı olan Kıbrıs Türk tarafına açık bir saygısızlık olduğu kadar bu konuda bir hedef saptırma gayreti içinde olduklarını da göstermektedir” dedi.

Eski müzakereciler Osman Ertuğ ile Ergün Olgun, Kıbrıs müzakere süreci ve BM Genel Kurul çalışmalarına yönelik ortak açıklama yaptı.

Açıklamada, “BM Genel Kurul kürsüsünü tüm Kıbrıs adına işgal eden Rum Lider’in Kıbrıs Türk halkı veya Kıbrıs'ın tümü adına konuşmaya hak ve yetkisi yoktur” diyen eski müzakereciler, uluslararası toplumun buna müsaade etmesinin “dünya örgütü tarafından Kıbrıs Türk halkına karşı 52 yıldır sürdürülen tarihi bir hatanın, bir haksızlığın tekrarlanması” olduğunu kaydetti.

1963'te iki toplumlu ortaklık cumhuriyetinden silah zoruyla dışlanan ve tüm hakları gasp edilen, bugün dahi gayrı insani izolasyon ve kısıtlamalar altında tutulan Kıbrıs Türk halkının, kendi meşru yetkilileri ve kurumları dışında kimseye kendisini dışta temsil etme hak ve yetkisini vermediği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Kıbrıs sorununu karşılıklı kabul edilebilir kapsamlı bir uzlaşıyla sonlandırmaya yönelik görüşmelerin devam etmekte olduğu bir dönemde sayın Anastasiades'in görüşmelerin amacını ‘Türk işgalini sona erdirmek’ olarak tanımlaması; ‘Türk askerlerinin tümü çekilmeden’ ve ‘yerleşikler’ diye tanımladığı vatandaşlarımızın ‘adadan ayrılmadan çözüm olmaz’ demesi; Kıbrıslı Türkleri mutlak toplu imhadan kurtarmış ve ENOSİS’i engelleyerek etkinliğini kanıtlamış olan garanti sistemini ‘modası geçmiş’ olarak tanımlaması ve iptalini talep etmesi; bunların yanında mülkiyet sorununun çözümünde ‘bireysel hakları’ ileri sürerek ve düzenlemelerde ilk tercih hakkının eski mal sahiplerinde olmasını şart koşarak iki kesimliliği ortadan kaldıracak taleplerde bulunması; dahası amaçlanan iki kesimli, iki toplumlu, eşit statüde iki Kurucu Devlet'ten oluşacak, siyasi eşitliğe dayalı federal yapının kendi tekellerine geçirdikleri ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dönüşümüyle ortaya çıkacağını iddia etmesi, onun uzlaşı konusundaki ciddiyet ve samimiyetini temelden sarsacak niteliktedir.

Somut bir örnek olarak halen görüşülmekte olan ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’ başlığı altında yer alan ve temel BM parametreleri olan siyasi eşitlik ve iki kesimlilik konularında sayın Anastasiades Kurucu Devletlerde ‘ilgili toplumun nüfus çoğunluğunu değil, iç vatandaşlık bazında siyasi haklara sahip olanların çoğunluğunu görüşüyoruz’ demekle ve ‘dört özgürlüğün sınırsız uygulanmasında’ ısrar etmekle aslında iki kesimliliğe temelden meydan okumakta, özde bu temel kavramın içini boşaltmaya çalışmakta, her halükarda kalıcı bir düzenleme olamayacağını ileri sürmektedir.

Bunlar Kıbrıs Rum tarafının Ada'da ileriye dönük değil, geriye, yani 1974 öncesine dönüşün peşinde olduğunun kanıtıdır.”

Ertuğ ve Olgun’un ortak açıklamasında, iki kesimlilik ilkesini delmeye yönelik başka bir arayışın da; Kıbrıs Rum tarafının Kurucu Devletler içinde kararlaştırılacak düzenlemelerden muaf olacak “Özel Rejim Bölgeleri” yaratma girişimi olduğu ifade edildi.

Başta Karpaz bölgesi olmak üzere bu bölgelerde mülkiyet, yerleşim/nüfus çoğunluğu ve yönetsel konularındaki düzenlemelerden muafiyetler elde edilmeye ve iki bölgelilik ilkesini delecek bir nevi kantonlar yaratılmaya çalışıldığı savunulan açıklamada, şunlar dile getirildi:

“Kalıcı derogasyonların olmayacağı bir Kıbrıs'ta dört özgürlüğün sınırsız uygulanmasını savunan Rum Lider, ne gariptir ki nüfus konusuna gelince, sözcüsü kanalıyla pervasızca ‘1960'taki demografik dengeyi yeniden oluşturmaya çalışıyoruz’ demekte ve bunun, yani 4'e 1 nüfus oranının kalıcı bir nüfus dengesi olması gibi hem mantıksız hem de temelde ırkçı bir yaklaşım sergilemekten çekinmemektedir.

Kıbrıs Türk halkını bütün ekonomik ve diğer olumsuz sonuçlarıyla birlikte kalıcı bir sayısal dezavantaja mahkum etmeye yönelik bu hakimiyetçi zihniyeti yetkililerimizin iyi değerlendireceğini umuyoruz. Kıbrıs Rum tarafının Türkiye’nin olası AB üyeliğinden sonra Kıbrıs bağlamında Yunan ve Türk vatandaşları için de 4'e1 nüfus oranının uygulanmasında ısrar etmesi AB normları konusunda çelişkili yaklaşımlarının başka bir kanıtıdır.”

Açıklamada, Anastasiades ve Rum yetkililerin bütün uluslararası platformlarda izlediği bir diğer çelişkili yaklaşımın da; olası bir anlaşma konusunda Türkiye’yi muhatap alma çabaları olduğu belirtilerek, bunun Kıbrıs Rum tarafının esas muhatabı olan Kıbrıs Türk tarafına açık bir saygısızlık olduğu ve Rumların bu konuda bir hedef saptırma gayreti içinde olduklarını gösterdiği kaydedildi.

Kıbrıs'ta kapsamlı bir anlaşma konusunda Anavatan ve Garantör Türkiye'nin rolünün belli olduğu ve Türkiye’nin bir uzlaşı konusundaki yapıcı tutum ve desteğini her zaman ortaya koyduğu belirtilen açıklamada, “Temennimiz, yine bir Anavatan ve Garantör konumunda olan Yunanistan'ın da benzer bir yaklaşım sergileyerek çözüm konusundaki desteğini samimi olarak ortaya koymasıdır” denildi.

Ortak açıklamalarında, eski müzakereciler Ertuğ ile Olgun, Rum Lider Anastasiades’in son açıklamalarının devam eden görüşmeler sürecinin amaç ve ruhuna ters düşen, atmosferi zedeleyen bir tutum olduğunu dile getirerek, Kıbrıs Türk tarafının resmi yetkililerin ise buna herhangi bir tepki göstermediğini, bunun düşündürücü olduğunu ileri sürdü ve şunları kaydetti:

“Sürecin karşılıklı suçlamalardan menfi yönde etkilenmemesi, ancak her iki tarafın da bu kurala uyması halinde mümkün olabilir. Yoksa, sadece bir tarafın iddialarının kamuoyunun gündemine yansıdığı, diğer tarafın ise sessiz kaldığı bir ortam, iki tarafın kamuoyları açısından dengeden yoksun olur ve kaçınılmaz olarak sessiz kalan tarafın aleyhine çalışır.”



Kayıp Şahıslar Komitesi Muratağa-Sandallar ve Atlılar'da kazılara önümüzdeki günlerde başlıyor



Kayıp Şahıslar Komitesi (KŞK), 14 Ağustos 1974’te öldürülen ve toplu olarak gömülen toplam 126 kişinin bulunduğu Muratağa-Sandallar ve Atlılar köylerindeki iki ayrı şehitlikte kimlik tespiti için kazılara önümüzdeki günlerde başlıyor.

Komite’nin Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, bu kazılarla,“günümüzde bilimin olanaklarından faydalanarak DNA ile kimliklendirme olanağına kavuşacak ailelerin kayıplarına ayrı ve insan haklarına uygun birer kabir verileceğini” belirtti.

Küçük, Komite’nin 1981 ile 1995 yılları arasında yürüttüğü müzakerelerden sonra oy birliğiyle kabul edip yayımladığı resmi kayıplar listesinde de yer alan 126 kaybın kazısına, hazırladıkları kazı programı çerçevesinde başlanmasına karar verildiğini açıkladı.

Bu planlama yapılırken Muratağa, Atlılar ve Sandallar’daki kayıp ailelerini temsil eden dernekler ve ailelerle temasa geçildiğini, süreç anlatılarak işbirliğine gidildiğini kaydeden Gülden Plümer Küçük, üç hafta önce, bu kazı planlandığında, ilk gömü yerlerinde KŞK iki toplumlu kazı ekiplerinin kazı yaptığını ve 4 kişiye ait kalıntılara ulaşıldığını; bunun da bir kere daha bilimsel ve profesyonel çalışmanın önemini gösterdiğini ifade etti.

Küçük, yaptığı yazılı açıklamada ve TAK muhabirinin soruları üzerine, kazı yapılacak yerlerle ilgili uzun bir prosedür bulunduğunu; resmi kayıp listesinde yer alan ve komitenin kazı programına giren Muratağa-Sandallar ve Atlılar için diğer yerlerde olduğu gibi gerekli izin prosedürünün tamamlandığını söyledi.

Bu köylerdeki şehitliklerin Anıtlar Yüksek Kurulu’na bağlı olmasından dolayı bu makamdan izin alındığını kaydeden Gülden Plümer Küçük, “Buralar kazı programımızdadır ve önümüzdeki günlerde başlanacak” dedi.

Küçük, 14 Ağustos 1974 tarihinde Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerinden aralarında 0-1 yaş arası 3 bebeğin de olduğu, 54 çocuk, 55 kadın ve 17 erkek olmak üzere toplam 126 kişinin öldürülerek iki ayrı bölgeye gömüldüğünü, fark edildikten sonra Muratağa ve Sandallar köyünden kayıp edilen kişilerin 16 gün sonra BM gözetiminde açılarak çıkarıldıklarını anlattı.

Atlılar çukurunun ise, 3 ay sonra BM gözetimi olmaksızın açıldığına işaret eden Küçük, her iki yerdeki kalıntıların karışık ve tanınmaz olduklarını, o dönemdeki bilimsel imkansızlıklar nedeniyle kimliklendirilemeyerek, hatta sayı bile net olarak belirlenemeden, kişiler ayrıştırılamayarak iki ayrı gömü yerine toplu olarak gömüldüklerini kaydetti.

Başlatılacak kazı süreciyle, günümüzde bilimin olanaklarından faydalanarak DNA ile kimliklendirilme olanağına kavuşacak ailelerin kayıplarına ayrı ve insan haklarına uygun birer kabir vereceklerini ifade eden Plümer Küçük, toplu halde gömüldükleri bilinse de, bu kişilerin bilimsel yollarla kimliklendirilerek kayıp olmaktan çıkarılmasının ve her birinin kabri olmasının, hem kayıpların, hem de ailelerinin hakkı olduğunu vurguladı.

Küçük, ailelerin talebinin de bu olduğunu ifade etti.

Gülden Plümer Küçük, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin insan haklarına saygılı ve tüm kayıpların bulunması için çalışan bir komite olduğuna dikkat çekerek, bu bağlamda bu köyleri kapsayan konularda açıklama yapılırken ailelerin yıpranmaması ve duygularının incitilmemesi için gerçek olmayan veya bilinmeyen haberlerin kullanılmamasının önemine vurgu yaptı.

Küçük, 1981-1995 yılları arasında Kayıp Şahıslar Komitesi üyeleri ve otoritelerin onayı ile 14 yıl boyunca sürdürülen müzakerelerden sonra oy birliği ile kabul edilen ve yayımlanan resmi kayıplar listesinde yer alan 126 kayıp kazısına, Kayıp Şahıslar Komitesi’nde yapılan kazı programlanması çerçevesinde başlanmasına karar verildiğini belirtti.

Bu planlama yapılırken Muratağa, Atlılar ve Sandallar kayıp ailelerini temsil eden dernekler ve aileler ile temasa geçilerek, sürecin anlatıldığını ve işbirliğine gidildiğini ifade eden Küçük, bu kazı planlandığında, ilk gömü yerlerinde Kayıp Şahıslar Komitesi’nin iki toplumlu kazı ekiplerinin kazı yaptığını ve 4 kişiye ait kalıntılara ulaştığını kaydetti.

Küçük, “Bu bir kere daha bize bilimsel ve profesyonel çalışmanın önemini göstermiştir” dedi.

Kayıp Şahıslar Komitesi Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, dün itibarıyla Lefkoşa Merkezi Cezaevi arkasındaki askeri bölgede devam eden kazılarda insan kalıntılarına ulaşıldığını da belirterek, buradan 20 civarında kayba ait kalıntı beklendiğini yineledi.

Küçük yazılı açıklamasında, iki toplumlu kazı ekiplerinin her gün, Güney’de ve Kuzey’de 9 bölgede kazılar yaptığını belirterek, hem Kuzey hem de Güney’de kayıpların gömü yerleri ile bilgisi olan herkesi bilgilerini paylaşmaya çağırdı. Küçük, göz şahitlerinin bilgilerinin gizlilik ilkesine sadık kalınarak alınacağını vurguladı.



Rum Maliye Bakanı Haris Yeorgiadis: “Yılsonundan önce piyasalara girmemizi temenni ediyorum”



Rum Maliye Bakanı Haris Yeorgiadis, Güney Kıbrıs’ın yıl sonundan önce yeniden piyasalara girmesine ilişkin temennisini dile getirdi.

Rum Alithia gazetesine açıklama yapan Rum Maliye Bakanı Haris Yeorgiadis, Financial Times’ta yer alan “Rum Hükümeti’nin, 10 yıllık tahvil basılması aracılığıyla piyasalara geri dönerek 1.5 milyar Euro para sağlamayı hedeflediği ” şeklindeki haberi yorumladı.

Habere göre Yeorgiadis, Hükümetin stratejik hedefinin, yeni tahvil basılmasıyla, Güney Kıbrıs’ın kredibilitesinin yeniden itibar kazanması olduğunu belirtti.

Yeorgiadis, 2015 yılı içerisinde uluslararası piyasalara yönelik yeni tahvil basmayı planladıklarını, bu planlamanın hayata geçirilmesinin ise uluslararası piyasalarda hakim olan olgulara bağlı olduğunu da ifade etti.

Öte yandan Politis gazetesi “Son Test” başlıklı haberinde, Güney Kıbrıs’ın, yıl sonundan önce yeniden girmeyi planladığı uluslararası piyasalara, Mart 2011’den sonra üçüncü kez gireceğini belirtti.

Gazete Güney Kıbrıs’ın uluslararası piyasalara girişinin, 2016 yılı başında çıkacağı memorandum öncesinde yatırımcılar ve piyasalar için son testi de teşkil edeceğini yazdı.

Habere göre Rum Hükümet Sözcüsü Nikos Hristodulidis, bir açıklama yaparak, Financial Times’ın haberini doğrularken tahvil süresinin ve tam olarak ne zaman basılacağının henüz belirlenmediğini ifade etti.

Hristodulidis, piyasa koşulları imkan sağladığı sürece, 2015 yılı içerisinde yeni tahvil basılmasının ileriye götürüleceğini belirtti.



Akıncı’nın ABD temasları değerlendirmesi Rum basınında



Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ABD temaslarıyla ilgili değerlendirmesi Rum basınında geniş ölçekte ve çeşitli başlıklarla yer buldu.

Akıncı’nın, tarafların, bugün müzakerelerde görüşülmekte olan mülkiyet kriterlerinde uzlaşması halinde oldukça yol kat edileceğini ve geriye toprak düzenlemeleri, mülkiyet ve garantilerin kalacağı, çözüm için finansman arayışlarına başlanmasının da çok önemli olduğu değerlendirmelerini öne çıkaran Rum gazeteleri şu başlıkları attı:

Alithia: “‘Kriterlerde Anlaşırsak Yol Açılacak’... Kıbrıslı Türk Lider Mustafa Akıncı, New York Temaslarını Değerlendirirken, Kıbrıs Sorununun Çözümü İçin Finansman Arayışlarının Başlamasını Çok Önemli Gelişme Olarak Niteledi.”

Simerini: “İslam Sponsorluğuyla İki Bölgelilik... İşgal Lideri Mayıs’taki Genel Seçimlerden Önce Çözüm Referandumu İçin Bastırıyor... Mustafa Akıncı İslam Camiasının ve İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri’nin Tazminatların Finansmanına katkı Koyacağı İnancını Dile Getirdi.”

Fileleftheros: “Akıncı: Çözüm İçin Para Aranıyor... Genel Seçimlerden Önce Anlaşma.”



RMMO’da Türk domatesi iddiası



Güney Kıbrıs piyasasında, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun (RMMO) mutfağına kadar giren Türkiye menşeli olduğu iddia edilen domateslerin saptandığı ileri sürüldü.

Rum Fileleftheros gazetesi “Askerlerimiz, Türk Domatesiyle Besleniyor!” başlığıyla verdiği haberinde, bazı tüccarların, Güney Kıbrıs piyasasında domates eksikliği yaşanması, aynı zamanda fiyatlarının da çok yüksek olmasından dolayı “Evroagrotikos” adlı çiftçi örgütü vasıtası ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın verdiği belgeyle KKTC’den Güney Kıbrıs’a 16 ton domates geçirildiğini yazdı.



Rum Savunma Bakanlığı’nın 2016 yılı bütçesinde tasarruf



Rum Savunma Bakanlığı 2016 bütçesinin, geçmiş yıllardaki tasarruflarla, hemen hemen aynı düzeyde olduğu belirtildi.

Rum Fileleftheros gazetesi, Rum hükümeti tarafından hazırlanan ve meclise sunulan Savunma Bakanlığı’nın 2016 yılı bütçesinin 319 milyon Euro olduğunu yazdı.

Gazete, önemli kategorilerden biri olan savunma kategorisinde tahmini maliyette, 2 milyon Euro’luk bir artış oldu.

Donanıma ilişkin ödeneğin geçen yıl 69 milyon Euro olduğunu belirten gazete, 2016 yılı için bu rakamın 72 milyon Euro öngörüldüğünü yazdı.

Habere göre, Rum Savunma Bakanlığı bütçesinin 6.8 milyon Euro’su personel maaşları ve bakanlığın diğer gereksinime, 131.5 milyon Euro’su “Kıbrıs Ordusu”na ve 108.7 milyon Euro’su da RMMO’ya ayrıldı.



Bazı sendikalar Türkiye’den gelecek suyun “yönetiminin özelleştirilmesine” karşı çıktı



Türkiye’den gelecek suyun yönetimiyle ilgili dün Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası’nda toplantı yapan bazı sendikalar, “suyun yönetiminin özelleştirilmesine” karşı çıktı.

Söz konusu toplantıya katılan sendikalar Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN) aracılığıyla ortak bir açıklama yaptı.

Ortak açıklamada, asrın projesi olarak nitelendirilen projenin sürecinin Kıbrıslı Türklerin iradesi dışında geliştiği ifade edilerek, suyun yönetimiyle ilgili tartışmalara dikkat çekildi.

Açıklamada, “proje bedeli dahi ilan edilmeyen ve suyun ücretinin saklandığı bir ortamda suyun yönetiminin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin belirleyeceği özel bir şirkete devredilmesinin” konuşulduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:

“Getirilmesi planlanan su ile aynı miktarda ve kalitede suyun ülkemizde arıtma sistemi ile üretilebilirliği dahi konuşulmadan, bir dayatma ile karşı karşıya bulunuyoruz. Hem de öyle bir dayatma ki su borularının geçtiği yerlerdeki toprağın mülkiyetini bile talep edecek boyutta!”

Ülkedeki su şebekesinin tümünün özel bir şirkete devredileceği, belediyelerin kendi kaynaklarından su satışının yasaklanacağı ve bundan sonra da özel şirketin insafıyla belirlenecek fiyata su satışına başlanacağı iddia edilen açıklamada, Kıbrıs Türk halkının, iradesi dışında belirlenecek bir fiyattan su almak zorunda kalacağı ileri sürüldü.

“Konuyu ‘Türkiye’nin getirdiği suyu istemiyorlar’ şeklinde yorumlamak, Kıbrıs Türk halkının aklı, varlığı ve iradesi ile alay etmektir” denilen açıklamada, yerel kaynaklar da dahil olmak üzere özel sektör vasıtası ile Kıbrıs Türk halkına iradesi dışında su satma girişiminin kabul edilemez olduğu belirtildi.

Ortak açıklamada, “Gelecek olan suyu satın alıp almama tercihine bile sahip olmayan bir toplum var olabilir mi? Böylesi bir dayatmaya karşı onurlu duruş sergileyerek ‘biz suyu nereden almak istersek alma hakkına sahip olmalıyız ve kendi su kaynaklarımızın mülkiyetini özel sektöre devretmek istemiyoruz’ diyen bir halka ‘nankör’ denebilir mi? Kıbrıs Türkü artık varlığına ve iradesine saygı gösterilmesini yüksek sesle talep etmektedir. Buna da herkesin artık kulak vermesinin zamanı gelmiştir” denildi.









Enformasyon Dairesi







Yorumlar









Aktif Ziyaretçi 21
Dün Tekil 1138
Bugün Tekil 256
Toplam Tekil 2634085
IP 18.207.136.184






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:































































18 Muharrem 1441
Eylül 2019
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü, Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü.
(Hüseyin Nihal ATSIZ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Hedefimiz - Mefkuremiz - Faaliyetler - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2019 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 9.059 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu