NEFES FİLMİ VE TÜRK ASKERİ - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









NEFES FİLMİ VE TÜRK ASKERİ - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 06.11.2009 > Kaç kez okundu? 3364

Paylaş


29 Ekim Cumhuriyet bayramında seyirci rekorları kıran NEFES filmini izleme imkanı buldum. Silahlı Kuvvetlere karşı Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ”un deyimiyle planlı bir Asimetrik Psikolojik Savaş”ın yürütüldüğü bir zamanda ve ortada dolaşan belgelerle ordunun komuta kademesine karşı medyatik saldırıların yoğun bir şekilde sürdüğü bir ortamda böyle bir filmin vizyona girmesini Türk ordusunu yüceltecek bir gelişme olarak görüyordum. Ama izleme rekorlarını alt üst eden NEFES filmini pek çok yönü ile beğenmedim. Hatta Org.Başbuğ”un kuvvet komutanları ile birlikte filmi izledikten sonraki çok başarılı buldukları şeklindeki söylemlerini de yadırgadım.

Aslında film son derece iyi hazırlanmıştı ve büyük bir emeğin ürünü olduğu da açıkça görülüyordu. Filmde daha önce görmeğe alışık olmadığımız çok gerçekçi sahneler vardı ve oyuncular da olağanüstü başarılıydı. Vizyona giriş zamanlaması da iyiydi. Halkımıza kendi bağrından çıkardığı ordusuna yapılan anlamsız saldırıların yoğun olduğu bir dönemde ordunun gerçek gücünü göstereceği için bu film çok önemliydi. Ama iki saati aşan süre sonunda ben bu filmden almak istediğim mesajları alamadım. Gurur duymak için koşarak gittiğim filmin sonunda gururu değil, hayal kırıklığını yaşadım..

Türk ordusu, Türk milletinin bütün özelliklerini bünyesinde toplamış ve milletin bağrından çıkmış öz evlatlarından oluşan müstesna bir kurumdur. 12000 yıllık şanlı tarihimizden gelen Ordu-Millet karakterini hâlâ bünyesinde yaşatmaktadır. Milletimizin bütün fertlerinin bir şekilde bu kurum ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır. Çünkü ailesinden ve yakın çevresinden bir yakını mutlaka silah altındadır. İşte bu yüzden milletin daima güçlü görmeği arzu ettiği ordumuz ile ilgili gerçekler senaryo haline getirilirken kamuoyunun beklentilerine uyulması zorunluluğu vardır. Bu gerçekleşmediği takdirde izleyenlerde büyük imaj kırılması yaratılır. Toplumda psikolojik travma meydana getirilir. Nefes filmini izleyenlerde ortaya çıkan durum böyle bir psikolojik çöküntüdür.

36 yıl üniforma giymiş ve ordunun tanıtılması amacıyla film yapma görevi almış eski bir asker olarak diyorum ki; keşke çekim hazırlıklarından önce hedef kitleye verilecek mesajlarla ilgili olarak filmin senaryosu üzerinde daha detaylı çalışılsaydı ve profesyonel askerlere danışılsaydı. O zaman belki de şimdi yaşadığımız hayal kırıklığı ile karşılaşmamış olacaktık.

1983 Nisan sonlarıydı. Genelkurmay Başkanı Org. Nurettin Ersin”den aldığım emir meâlen şöyle idi; “Halkımızın askerlerin sağladığı huzur ve güven ortamından memnun olduğunu görüyoruz. Fakat askeri yönetimi istemeyenlerin olduğu bize iyi gözle bakılmadığını da biliyoruz. Şimdi sana görev veriyorum. 30 Ağustos”a kadar silahlı kuvvetlerimizi, özellikle kara kuvvetlerini tanıtan bir film hazırlayacaksın. Bu film ile Türk halkı Ordu-Millet olmanın gururunu duyarken, düşmanlarımız bizden korkacak ve çekinecek. Bunun için KKK. Foto-Film Merkezi ve TRT bütün imkanları ile sana yardımcı olacak. Birliklere yardımcı olmaları için gerekli emri yaz getir ve hemen işe başla.”

Ben harp sanatını bilen ve öğreten muharip bir kurmay subaydım. Görsel sanatlarla ilgili o güne kadar hiçbir deneyimim olmamıştı. Ve bana ihtilâl dönemindeki Türk Silahlı Kuvvetlerini halka tanıtıp sevdirmem için film yapma görevi veriliyordu. Gerçekten sorumluluk isteyen bir görevdi. 12.000 yıllık bir Ordu-Milleti ve bu milletin ordusunu lâyıkı ile tanıtabilmek kolay değildi. Senaryo yazımı, çekimlerin plânlanması ve tamamlanması, filmin kurgulanması ile geçen üç ayı aşkın uykusuz geceler sonunda VATAN BORCU bitti. 26-27 Ağustos 1983 gecesi TRT”de 55”er dakikalık iki bölüm halinde yayınlandı.

Üniforma taşıyan profesyonel bir asker olmama rağmen ordumuzun gerçek gücünü ben ancak bu film çalışmalarım sırasında görebildim. Bu kutsal ocağı bütün unsurları ile yeniden tanıma fırsatı bulabildim. Binlerce yıldan bu yana nesilden nesile aktarılarak gelen geleneklerin bir daha söküp atılamayacak şekilde bu kutsal ocakta nasıl kökleştiğini görerek gururla ürperdim.

Şimdilerde ise kendini medeni sanan medeniyet yoksunu küresel güçlerin elinde oyuncak olan kişilerin ordumuza saldırılarını, demokrasi adı altında bize insanlık ve askerlik dersi vermelerini içimize sindirmemiz mümkün değildir. Evladını davul-zurnalı şölenlerle asker ocağına uğurlayan ve şehitlik mertebesine ulaşarak Türk bayrağına sarılı olarak evine dönen evladını “vatan sağolsun” diyerek karşılayan engin yürekli halkımın da aynen benim duygularımı paylaştığını biliyorum. Cumhuriyetimizin gerçek sahibi Türk halkının; dış güçler ne derse desin, küresel mihrakların istekleri doğrultusunda yöneticilerimiz ne yaparsa yapsın, kendi bağrından çıkardığı ordusuna ve dolayısıyla devletine sahip çıkacağına inanıyorum.

Şimdi gelelim NEFES filmi ile ilgili izlenimlerime;

Film Irak sınırındaki bir dağın tepesinde yer alan sınır karakolunda bir komando yüzbaşısı ile emrindeki 40 kişilik müfrezenin yaşamını konu ediyor. Bir kaç gün önce dağdan inen PKK”lıların davul zurna ile kahraman olarak karşılanma törenlerini şaşkınlıkla izleyen halkımız ayni günlerde vizyone giren Nefes filmi ile ayni örgüt üyelerinin Türk bayrağının dalgalandığı ve hükümranlık haklarımızı korumakla görevli bir askeri tesisimize vahşice saldırılarını gördü. Orada yaşayan askerlerimizin ruh hallerini ve günlük yaşamda çektiği sıkıntıları iliklerine kadar hissetme fırsatı buldu. Askerliğin yan gelip yatma yeri olmadığının ispat edildiği sahneleri görerek evlatları ile gururlandı. Ama bütün bu görüntüler filmin tamamı içinde çok az etkili olabilmişti..

Film, çatısında “Cesuruz, Güçlüyüz, Hazırız” yazan bir sınır karakolunda PKK kurşununa hazırlıksız yakalanan askerlerin hikayesiydi. Yapılan baskın ile panik içinde dağılan karakol personelinin durumları ise film teknikleri açısından çok iyi canlandırılmasına rağmen gerçeği yansıtmıyordu.

Film, askerlerin aslında 45 saniyelik şehit cenazesi haberleriyle “kahraman” olduklarını, onun dışında yiyip içen, gülüp ağlayan, yaşayan ve ölen insanlar olduğunu bir kere daha hatırlattı. Kahramanlık hikâyelerinin altındaki gerçeğin gözler önüne serilmesi de önemli bir vurguydu.

İnternette bu filmi eleştirenlerin filmin son bölümünde gösterilen karakola saldırı sahneleriyle “Türk askerinin korkak, PKK”nin ise güçlü gösterildiği” imajının yaratıldığı genel değerlendirmelerine katılıyorum. Ayrıca bu filmin “ Kürt açılımına destek vermek için hazırlandığı” şeklindeki görüşlere de katılıyorum.

Tecrübeli bir komando yüzbaşısının komuta ettiği bir müfrezenin saldırı geleceğini bile bile bu saldırıya hazırlanılmaması ve yapılan baskın ile darmadağın oldukları hususu gerçeklere uygun değildir. Uzun süre bir arada bulunan ve birbirlerini çok iyi tanıyan askerlerin oluşturduğu bir birlikte emir komuta sisteminin ilk saldırı anından itibaren dağılması ve tam bir panik havası içinde saldırıya gerekli karşılığın verilememesini yansıtan karakola saldırı sahnesini kabul etmek ise mümkün değildir. Bu şekilde ki sahneler ancak PKK terör örgütünün kendi elemanlarını eğitmek için kullandıkları özel hazırlanmış propaganda filmlerinde eğitim vasıtası olarak kullanılabilirler.

Bu filmin izlenme rekorları kırdığı ve daha uzun süre vizyonda kalabileceği belirtiliyor. Şimdi siz bu filmi izleyen evladı askerde olup filmdeki şartlarda bulunan ana-baba ve asker yakınları olarak nasıl bir ruh hali içine girersiniz. Bunun düşüncesi dahi insana azap veriyor.

Film tim komutanı yüzbaşı üzerine kurgulanmış. Başlangıç kısmında karakolda uyuyan askerlere karşı yaptığı etkileyici konuşma dışında bu yüzbaşının tim komutanı olarak tutum ve davranışları tamamen yanlış seçilmiş. Söylemleri yanlış anlamalara meydan verecek şekilde düzenlenmiş.

Filmde zayıf karakterli bir yüzbaşının hatalı tutumları yüzünden yenilmez diye kafalara kazıdığımız Türk komandosu yeniliyor, Türk bayrağı yırtılıyor, Atatürk büstü alaşağı ediliyor, karakolumuz yıkılıyor. Evet bu bir senaryodur ve senaristin hayalgücü ile sınırlıdır. Ve senaryolar her zaman gerçekleri yansıtmazlar. Bu husus belki doğal olarak görülebilir. Ama bu senaryo içinde bulunduğumuz şartlara göre zamansız bir çıkış olmuştur. Bugün değil, ama belki elli yıl sonra çok güzel bir film senaryosu olabilir.

Özetlersek, sıcak savaş devam ederken gerçek dahi olsa böyle bir sahnenin gündeme getirilmesi anlaşılır gibi değildir.

Yanlışlarımızı göstermek her zaman doğru değildir. Çünkü o karakollar askerlerimize saldırılsın ve öldürülsünler diye yapılmamıştır. Subayların öncelikli görevi emrine verilen vatan evlatlarının canlarının her ne pahasına olursa olsun korunmasını sağlamaktır. Bütün ömrünü çatışmalar içinde dağda geçirmiş tecrübeli Türk komando subayları bu hususu çok iyi bilirler.

Askerler için vatanın her karış toprağı bir karakoldur. Türk askeri kendisine saldırılacağını bile bile asla saldırıyı beklemez. Kendisi gider saldırganı bulur ve onu etkisiz hale getirir. Günümüzde teröre karşı mücadelede yapılan budur. Oysa filmde bunun tam tersi uygulanmıştır. .

Bu filmin tek iyi yönü teröre karşı mücadele eden askerlerin içinde yaşadıkları ortamın tam olarak yansıtmasıdır. İnsanlarımız geç de olsa dağları, dağda yaşananları, askerlerin duygularını, öfke ve sevinçlerini, gazilik ve şehitlik kavramlarının nasıl kazanıldığını açıkça görmüşlerdir.

Ben inanıyorum ki; filmden çıkanların tamamının gözlerinden yaşlar süzüldü.

Herkes, düşünmeye ve kendini sorgulamaya başladı. İnsanlarımız, kendi sıcak yuvasındaki yaşamını düşündü ve filmde olduğundan daha güzel gösterilen karakol, dağ ve çatışma sahnelerinin ayrıntılarını sorguladı. Sonunda inanıyorum ki, insanlar evlerine birer suçlu gibi dağıldı.

Şimdi ordumuzun “Asimetrik Psikolojik Savaş” ile karşı karşıya bulunduğunu defalarca tekrarlayan Genelkurmaydan bu film ile ilgili detaylı bir açıklama gelmesini bekliyorum. Filmi izleyen Türk insanının böyle bir açıklamaya ihtiyacı olduğunu değerlendiriyorum.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 22
Dün Tekil 790
Bugün Tekil 429
Toplam Tekil 1639971
IP 54.211.82.105






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































8 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Benim Hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir.
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.478 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu