Türk ‘ün Türküsü - Av. Suat BULUT - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Türk ‘ün Türküsü - Av. Suat BULUT
Tarih: 30.10.2009 > Kaç kez okundu? 2280

Paylaş














Müziğini değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır.



Eflatun







---Giriş----







Müziğin, toplumlar için önemine açık ve net bir vurgu yaptığı açıkça görülen Eflatun ‘a ait yukarıdaki bu tespitin yerindeliği tartışma götürmez bir gerçektir. Müziğin elbette ki insan ruhu bakımından ifade ettiği değer hakkında oldukça fazla çalışma ve araştırma yapılmıştır. Müzik bireysel/ psikolojik olarak insanı etkileyen bir olgudur.







Ancak sadece bu yönüyle müziği değerlendirmek konuya eksik bir yaklaşım olacaktır. Bu sebeple oldukça önemli bir sosyolojik olgu sayılması gereken müziğin bu her iki yönü ile değerlendirilmesi mecburiyeti söz konusudur.







Yukarıda da kısmen izah edildiği üzere müziğin, insan ruhu ve iç dünyasında meydan getirmiş olduğu etkiler müspet niteliktedir. Oysa müziğin söz konusu bu bireysel etkisinin yanı sıra insan fiziği üzerinde de oldukça önemli etkileri olduğu artık tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Müziğin insan fiziği üzerindeki etkisi, hormonların, DNA yapısının ve özellikle hücre protoplazmasının etkilediği son yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir.







Bu tespitin bizi götürdüğü önemli sonuçlardan birisi ise hiçbir şekilde değişmez denilen DNA ‘nın müziğin niteliği ve çeşidine göre değişebilmesidir.( Bu değişimi bir de bilgi sağlamaktadır.) İnsan ruhu ile fiziksel bedeni arasındaki bağlantı ya da etkileşimi hormonlar sağlamaktadır. İnsan vücudunun hormon sağlama mekanizması dikkate alındığında, müziğin insanın iç dünyasındaki etkilerinin hormonal salgıları harekete geçirdiği ve söz konusu bağlantı sebebiyle insan fiziğinin de bu yönde etkileşime açık olduğu bilinmektedir. Bu sebeple dinlenilen veya icra edilen müziğin etkisi ve önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.







Müziğin fert üzerinde meydana getirdiği bu ruhsal / fiziksel etkinin önemi daha geniş bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. Ancak şurası bir gerçektir ki; günlük ve sıradan bir meşgale olarak değerlendirdiğimiz ve çoğu zaman “ eğlence “ amacıyla dinlediğimiz müziğin oldukça ciddiye alınması gerekmektedir.











Ülkemiz özelinde, müziğin durumuna baktığımızda ise, tıpkı eğitim, ekonomi, siyaset ve benzeri pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da olumlu ve ciddi şeyler söyleminin zorluğu ortadadır. Müziğin kitleleri nasıl etkilediğini gerek dünyada ve gerekse Ülkemizde görmek mümkündür. Bu gün dünya genelinde eğlence sektörünün en fazla istismar ettiği olgu müziktir.



Oysa Doğu ‘da bundan yüzyıllar önce, bir başka ifadeyle Batı’nın “ Orta çağında” Müslümanların kurmuş oldukları üniversitelerde (medreseler),müzik, matematik, optik ve geometri ile aynı kategoride kabul edilerek (Quadrivium=Dörtlü ) bir bilim dalı olarak okutulmuştur. Nitekim bu çalışmaların sonuçlarında olup bir musiki aleti olan “kanun” Farabi tarafından icat edilmiştir.







Doğru olan da zaten müziğin bir bilim olduğudur. Müziğin bir eğlence aracı olarak algılanması ve kullanılması, amacı dışında kullanılan her şey gibi, müziği de gerçek niteliği ve amacından saptırmış ve müzik bu haliyle insana ve insanlığa vermesi mümkün olan katkı bir yana, tahrip edici bir boyuta taşınmıştır. İşte bu sebepten olsa gerek ; “ Musiki âlimin ilmini, cahilin cehlini arttırır.” denilmiştir.











--- Müziğin Toplumsal Boyutu---







Müziğin kollektiviteyi kavraması, “ duygudaşlık” kavramında kendisini bulur. Bireysel niteliği ağır basan müzik “ duygudaşlık “ sürecinde kitleler arasında önemli bir asgari müşterek olarak karşımıza çıkar. Müşterek algının bir adım ilerisini teşkil eden duygudaşlığın, duygudaşlığın insanların bir araya gelmesinde ve bu birlikteliğin devamı ettirilmesinde önemli bir etken olduğu inkâr edilemez.







Aynı müziği dinleyen insanların, aralarında bir yakınlık hissettiği, harcı âlem bir bilgi olmakla beraber, dinlenen müziğin insanın kişiliği, dünyaya bakışı ve algılayışı ve ruh dünyası hakkında ciddi bir ölçü ya da veri olduğu unutulmamalıdır.







Bu sebeple, müziğin eğitimde ciddi bir mevki tuttuğunu ve “ zevklerin ve renklerin tartışılamayacağı” saçmalığının tutarlı bir yanının bulunmadığını gözden uzak tutmamalıyız.







Her türlü seviyesizliğin referansı ve meşrulaştırma gerekçesi olan bu söz popülist amaçlarla kullanılan ve “kitle kültürünü “ zımnen onaylayan bir içeriğe sahiptir.







Müzik gündeminin en önemli konularında birisi de “ tek sesli “ ve “çok sesli “ müzik tartışmasıdır. Bu çerçevede “ çok sesli “ müzik lehine bir ağılık taşıyan bu tartışma konusunun en önemli argümanlarında birisi ise, “ çok sesli” müziğin daha çağdaş olduğu yönündeki snobik değerlendirmedir.



Oysa burada her iki yapıdaki müziğin kendi içinde değerli olduğu ve bu noktada yapılacak bir tercihin, tercih edilemeyen diğer tarzı dışlamamasıdır.







Müziğin tek ya da çok sesliliği elbette ki bir algı, anlayış ve kültür meselesidir. Bu sebepten olsa gerek, Doğulu toplumlarda müziğin, eğitim ve terbiye süreci içinde yer alarak bilim olarak kabulünün, kollektif bilinçaltında yer alması ve tek sesli müziğin “ telkin “ etkisinin çok sesliye göre baskın oluşu bu tarzın tercih edilmesini sağlamıştır.







Doğu müziklerinde ve özellikle Türkülerde, söz ile müzik bir aradadır. Tabiatla iç içe olmanın ve kâinatın armonisi ile ahenk sağlamanın amaçlandığı Türkülerde, müzikal açıdan tabii seslerin arandığı çok açık görülmektedir.







Türk çalgılarının hemen hemen tamamında ( bağlama, kaval, davul, tar,… gibi) seslerin tabiiliği ve mekanik olmayışı dikkat çeker, mesela Âşık Veysel’in çaldığı bağlama ile Mozart’ın eserlerindeki melodik paralelliği görmemek imkânsızdır. ----Bu tespit bazılarına, hamaset gibi geliyorsa, o bazıları müzikten anlamıyor demektir. ----







Eflatun ‘un yazının başlığına aldığımız sözü ile birlikte değerlendirildiğinde, toplumların dinlemiş oldukları müziğin niteliğinin, söz konusu bu toplumun da niteliği hakkında ciddi ipuçları verdiği sonucuna varılmaktadır.







O halde toplumsal bir yapının analizinde, müziğin de, incelenmesi gereken bir araştırma sahası olacağından hareketle, Türk toplumu hakkında, “ Türkülerimizin “ değerlendirilmesi suretiyle önemli sonuçlara ulaşmamız mümkün görünmektedir.































--- Türk’ü Söyler Türküler---











Dünyanın hiçbir milletinin, kendi adıyla andığı, bir müzik kategorisi bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, pek çok milletin “ halk şarkıları “ olsa da bir millet adı olarak Türkü ‘de olduğu gibi bir isimlendirme yoktur.







Bilindiği gibi, “Türkü” , Türk isminden türetilmiş bir başka isimdir. Yani isimden (Türk ),isim (Türkü ) türetilmiştir. Bunun anlamı ise, Türklerin, Türkülerini müstakil bir varlık olarak kabul edip, bu şekilde bir değerlendirmeyle isimlendirmiş ( nitelendirme değil) olmalarıdır.







Oysa “ halk şarkısı “ tabiri genel ve anonim bir anlam ifade etmekle nitelendirilmiş bir ifadedir. Bu etimolojik ve filolojik tespit bile, Türk Milletinin “Türküsüne “ verdiği değeri ve ona yüklediği anlamı ifade ettiği gibi, Türkünün sadece, Türklere has ve O’na ait olduğunun da bir göstergesidir.







Bir müzik formu olarak Türküler pek çok çalışmaya konu edilmiş, ağız, yöre, tavır, makam gibi teknik boyutuyla incelenmiştir. Bu gerekli çalışmaların yanında yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Türkülerin sosyolojik yönünün ihmal edildiği bir gerçek ve önemli bir eksikliktir.







Tarihi süreç içinde Türk tahayyül ve tasavvurunun somutlaşmış biçimleri olan Türküler, Türklerin kadim zamanlardan buyana taşımakta oldukları dünya görüşü ve algısının günümüze taşımasında önemli bir fonksiyon icra etmişlerdir.







Türklerin gerek İslamiyet öncesindeki Şamanist / animistik inançları ve gerekse İslamiyet sonrasında da bu anlayışın devam ederek, eşyalara ve cansız varlıklara ruh izafe etmeleri, hayatı ve evreni algılamalarına da yansımış ve bu yansıma haliyle Türküler de yansımıştır.



Kâinatın devamlı hareket halinde olduğu, varlıkların karşılıklı etkileşimi Türklerin en önemli kozmolojik inançlarından birisidir.







Bu algı paradigması içinde, kâinatın hiçbir yönü cansız ve statik değil hep dinamik bir etkileşim içindedir. Bu yaklaşımın Türkülerde oldukça fazla örneğine rastlamak mümkündür.







Öyle ki, Türkler, Türküler vasıtasıyla bazen bir dağla dertleşmiş, bazen engel gördüğü bir akarsuya beddua etmiş, bazen de taşlarla konuşulmuştur. Cansız varlıklara “ruh izafe etme” inancı Şamanist bir gelenek olmakla beraber, İslamiyet’e de uzak olmayan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım çok önemlidir.







Bunun yanı sıra yapılan son bilimsel araştırmalar,(Kuantum Fiziği bağlamında ),cansız varlıkların ( ruhları olmasa bile ) dinamik olduklarını, etkilenme ve etkileme niteliklerinin bulunduğunu göstermektedir.







Türkülerin, Türklerin hayatında bu derece önemli yer tutmasının en önemli sebeplerinden birisi belki de tarihi süreç içinde, sözlü kültür geleneğinin baskın oluşudur.







Yazılı olarak kayda geçirilemeyen, olay, olgu ve problemlerin, Türkü formunda ve müzik eşliğinde, hafızada çok kolay ve en az kayıpla tutulabilmesi, Türkülerin bir müzik olgusu olmasının yanında, kolektif hafıza olmasını da sağlamaktadır.







Gerçekten de müzikle beraber belirli bir düzen de (şiir formunda ) anlatılan olguların, akılda kalıcılığı daha kolay olmaktadır. Sadece şiir formatında bir eseri aklıda tutmak ile müzik eşliğinde akılda tutmak arasında oldukça fark olduğu bireyse tecrübe ile anlaşılabilecek bir tespittir. Bu perspektif ile Türkülerin sosyolojik olarak incelenmesinin yeterli olarak yapılmadığı yukarıda ifade edilmişti.







Türkülere, antik eserler gibi bakmanın ve incelemenin doğru bir tavır olmadığını, Türkiye ‘de Türküler -- ve daha pek çok şey --hakkında yapılan çalışmaların bu nitelikte olduğunu – istisnaları elbette vardır—ifade edilebilir. Çünkü Türküler güncel ve hayatın içindedirler ve tahminlerin çok ötesinde zengin, tarihi, sosyolojik, psikolojik, kozmolojik, politik, dini… Vs. veriler taşımaktadırlar.







Bu ihmalin önemli sebeplerinden birisi ise, modernleşmeyle gelen toplumsal değişimlerin, Türkü üretimini büyük oranda ortadan kaldırmasıdır. Bu tespit her ne kadar anonim Türküler için daha fazla gerçeklik payı taşısa da, bestelenmiş Türküler, âşıklık geleneği kapsamındaki Türkülerimiz için de bu zorluğu kabul etmek gerekmektedir.







Ancak bu “üretim krizinin” kısmen aşılmaya başlanmış olması sevindirici gelişmelerdendir. Türk toplumundaki hızlı şehirleşme elbette ki değişik algı biçimleri oluşturmakta ve bu algı kapsamında yeni ve bireysel çabalarla, Türkü formunda değişik nitelikli çalışmalara rastlanmaktadır.











Türküler konu bakımından incelendiğinde, hayatın her alanına dair konular hakkında Türkü yakıldığı, söylendiği görülür. Türküler, aşk, ayrılık, ölüm, hasret gibi konuları içermekle beraber, bunların yanı sıra, ekonomik faaliyetler, mizahi ve toplumsal konular gibi hayatın tamamını kuşatan muhtevalara da sahiptirler.







Bu yönüyle Türkler için “ Hayatı Türküleştirmiş Millet “ denilebilir. Dolayısıyla, Türkülerin sadece duygusal bir temele dayanmayıp, realist bir anlayışla “kendini ifade etme” formu olarak da kullanıldığı görülmektir. 20.10.2009



Suat BULUT





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 13
Dün Tekil 828
Bugün Tekil 369
Toplam Tekil 1638258
IP 54.205.87.3






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































6 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.
(Alpaslan TÜRKEŞ)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.502 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu