Tuva Cumhuriyeti Hakkında Genel Bilgiler - Gazi/TÜRKİYAT - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









Tuva Cumhuriyeti Hakkında Genel Bilgiler - Gazi/TÜRKİYAT
Tarih: 27.09.2009 > Kaç kez okundu? 4283

Paylaş


Günümüzde Rusya Federasyonu içerisinde özerk bir yapısı bulunan Tuva Cumhuriyeti; 49-45°-53.46° kuzey paralelleri ve 88.49°-98.56° doğu meridyenleri içerisinde yer alır. Güneyinde Moğolistan Cumhuriyeti, Doğusunda Buryat Özerk Cumhuriyeti, Kuzeydoğusunda İrkutsk Oblastı, Kuzeyinde Krasnoyarsk Oblastı ve Hakas Özerk Cumhuriyeti, Batısında Altay Özerk Cumhuriyeti ile sınırlırdır. Ülkenin kuzeyini boydan boya çevreleyen Sayan Dağları; adeta Rusya”yla doğal bir sınır teşkil etmektedir. Bu dağları aşma güçlüğünden dolayı, Sibirya”nın hemen bütün yerlerine ulaşan demiryolu ağı Tuva Cumhuriyetine girememiştir. Ülkenin güneyinde ise Altay Dağlarının Doğu sınırı olan Tannu-ula sıradağları bulunur.



"Ülke topraklarının % 82si dağlık, %18i ise ovalarla kaplıdır. En yüksek silsile 3976 metreyle Möñgün Tayga (Gümüş Orman)dır". Dağlık bölgelerin büyük bölümü aynı zamanda ormanlarla kaplıdır

Dini



Daha eski Türk döneminde Budizmin ilk yayılma dalgaları ile tanışan Tıva Türklerinin ataları, bu bölgede güçlü olan kamlık inancının etkisiyle tabiiki bir ölçüde, Güneyden gelen bu inancı kabul etmediğinden bu din yeterince yaygınlık kazanamadan sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte Lamaizm”in esas yayılma dönemi Moğol ordularının bölgeye fiili olarak girmesini takip eden zamanlarda, yani XIII. yüzyılda başlamış olup (Tıvalı bilim adamı Marina Monguş”a göre) XVIII. yüzyılda Tıva Türklerinin resmi dini hâline gelmiştir.



Budizmin, söz konusu bölgede yayılmasında Moğolların Orta Asya”yı istilası ve bundan kaynaklanan ya da oluşan koşulların yanı sıra Budizm”in esnekliği ve hoşgörüsü gibi etkenlerin rolü de küçümsenemez derecede etkili olmuştur. Hatta bu bağlamda Budizm ile Şamanlık arasındaki sürtüşmeler de zaman zaman meydana çıkmış olsa dahi bu gerilimler üstte sayılan etkenlerden ötürü hafif olmuştur. Ancak ne ilginçtir ki, Hakas Türklerinin ataları olan Kırgızlar da aynı bölge ve koşullarda yaşarken onlarda bu dinin Şamanlığın karşısında etkili olamamıştır. Belki de bunda Tıva”daki nüfusun Budizm ile tanışıklığının daha eskilere ve daha uzun zaman dilimine dayanıyor olması gibi etkenlerin tesiri söz konusudur. (Davlatov)



Tuvaları diğer Türk topluluklarından ayıran en belirgin özellikleri Budist-Lamaist oluşlarıdır. Budizm Tuva”ya 13-14. yüzyıllarda gelmiş fakat yaygınlaşması XVIII. yüzyılın ilk yarısından itibaren olmuştur. Tuva”da Budizm inancı kabul edilmekle birlikte, kamlık inancı da ortadan kalkmamış, iki inanış birlikte yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Budizm-lamaizm ile kamlık arasındaki temel farklılıklar şu şekilde sıralanabilir: 1. Budizmde sadece erkekler lama olabilirler. Oysa kamlıkta kadınlar da kam olabilir. Hatta bazı kadın kamların erkeklerden daha güçlü olduğuna inanılır. 2.Budizm kitaba dayanır, lamalar Budizm kitaplarından bölümler okuyarak mesleklerini icra ederler. Kamların yazılı kaynakları yoktur. Tefiyle, tokmağıyla o anda aklına gelen alkışlarını söyleyerek kamlık ederler. 3.Lamalar Buda”ya dua ederler. Kamların çeşitli eerenleri vardır. Eerenler kamın ruhlarla bağlantı kurmalarına yardımcı öğelerdir. Kamın tefinden giyimine, elbisesinin üzerindeki yılanlara, kuş tüylerine, halkalara varıncaya kadar hepsi kamın yardımcılarıdır. Her kamın irtibat kurduğu ruhlar ve bu ruhların güçleri de farklı olduğundan, her kamın tedavi edeceği hastalık türleri de farklılık gösterir. İyi bir kam kendinin tedavi edemeyeceği bir hastayı, o konuda uzman olduğunu düşündüğü farklı bir kama gönderir.



Budizm-lamaizm ve kamlık inancının bu farklı yönleri bulunmasına karşılık, içinde yaşadığımız tabiata saygılı olarak, onunla uyum içerisinde yaşama felsefesi her iki inanç sisteminde de ortak özelliktir ve bir arada yaşamalarını sağlar.



1928 yılında Tuva”da 3500 lama vardı. (Aynı tarihte Tuva”nın nüfusu 65 bin kadardı.) Çünkü her aile erkek çocuklarından birinin lama olmasını istiyordu. Aynı şekilde 1920”li yılların başında 20 tane hüree (Budist tapınağı) bulunuyordu. 30”lu yılların başında bu tapınakların ve lamaların sayısı hızla azaldı. 1931 yılında Tuva”da 787 lama ve 725 kam kalmıştı. Bu kamların yarıya yakını kadındı. (Fridman, 2003, s.181) Özellikle 1930”lu yıllarda lamaların ve kamların faaliyetleri yasaklanmış bu yasaklara uymayanlar ağır şekilde cezalandırılmıştır. 1944 yılına gelindiğinde Tuva”da hiç lama kalmamış, kamlar açık bir şekilde mesleklerini icra edemez olmuşlardır. Bu durum SSCB”nin dağılmasına kadar devam etmiştir. Sovyetler Birliğinin çöküşüyle Tuva”nın başkenti Kızıl”da ve Kızıldağ kasabalarında hüreeler açılmış ve buralarda lamalar çalışmaya başlamışlardır. Aynı şekilde kamlar da etnograf ve yazar Monguş Kenin Lopsan önderliğinde bir dernek kurmuşlar, başkentte Düngür (kam tefi) adını verdikleri bir tedavi merkezi açmışlardır. O zamandan beri iki inanç sistemi de yaygınlaşarak varlıklarını devam ettirmektedir.



Bizde yaygın olarak kullanılan şaman kelimesi Tuva”da ve Sibirya”nın diğer Türk topluluklarında kullanılmaz. (Şaman kelimesinin kökeni hakkında bak. Günay, Güngör s.137-142) Bunun yerine “kam” kelimesinden gelen “ham” kelimesi kullanılır. Kamların yaptığı iş ise hamnaar “şamanlık etmek” fiiliyle karşılanır.



“Tuva”da uygulandığı biçimiyle Şamanizm, insanları şaman aracılığıyla yukarı ve aşağı dünyanın ruhlarına bağlayan bir inanç sistemidir. Şaman vecd haline (hipnoz durumu da denir) geçiş sayesinde atalarının ve doğanın ruhlarıyla konuşarak kehanette bulunabilen ve geleceği tahmin edebilen, ruhlarını kaybetmiş ya da hastalıktan ıstırap çeken kişileri iyileştiren ve topluluğun sağlığı için ayinler yapan dinsel uygulayıcıdır. (Fridman, 2003, s.182)



Kamlar kamlık kökenlerini sanatlarını icra ederken dile getirirler. Bu daha çok törenin başladığı sırada, kamın kendisini tanıtması sırasında olur. Kam kökeninin gücünü belirtirken, kendilerine seslendiği ruhlara daha inandırıcı gelmekte, onların sözünü niçin yerine getirmeleri gerektiğini belirten açıklamalar yapmaktadır.



1. Kalıtım Yoluyla kam olanlar (Izıguur salgaan hamnar)



Büyük Türkolog W.Radloff Sibirya”da yaptığı gözlemlere dayanarak kalıtım yoluyla kamların erginlenmesini çok güzel şekilde tarif eder. “Şamanlık bilgisi ırsîdir ve babadan oğla intikal eder… Cetlerin kuvvetiyle şaman olarak tespit edilen şahıs, azalarında birdenbire bir gevşeklik hisseder, bu hal şiddetli bir titreme ile kendini gösterir. Onda kuvvetli bir gayri tabii esneme başlar, göğsünde ağır bir tazyik hisseder, birdenbire şiddetli seslerle bağırma ihtiyacı duyar, sıtmalı gibi titrer, gözleri şiddetle döner, birdenbire yerinden sıçrayarak deli gibi etrafında dönmeye başlar, nihayet ter içerisinde yere yuvarlanır ve saralı çırpınmalarla kramp içerisinde kıvranır. Azaları bir şey duymaz, eline ne geçerse yakalar ve yutmaya bakar… Şamanlığa tayin edilen kişi cetlerin arzusuna karşı gelir ve Şamanlık yapmak istemezse korkunç ıstıraplara katlanır veya azgın bir şekilde delirerek kısa zamanda kendisine kıyar veya hastalığının artmasından ölür.” (Radloff, 1994, s.19)

Günümüz Tuva kadın kamlarının en ünlüsü olan Ay Çürek”in öyküsü de şöyledir: Ay Çürek”in doğduğu gün çok kötü bir fırtına varmış. Ay Çürek”in ilk ağlaması duyulduğunda fırtına birdenbire dinmiş ve bulutların arkasından ay görünmüş. Bu yüzden ailesi ona Ay Çürek (Ay Yürek) adını vermiş. Ay Çürek”in annesi kammış ve onun yetenekleri Ay Çürek”e geçmiş. Çocuk yaşlarda ruhlarla bağlantı kurmaya başlamış. Sık sık hastalanıyormuş. Ailesi onu pek çok kez psikologa götürmüş ise de derdine çare bulunamamış. İlk çocuğunu doğurduktan sonra sağlığı daha iyiye gitmiş. 1993 yılında katıldığı kamlar toplantısında Kamlar derneğinin başkanı M.Kenin Lopsan tarafından yeteneği keşfedilmiş. Bu sırada otuz yaşındaymış ve o zamandan beri kamlık yapıyormuş. Her geçen gün kamlık yeteneği artmış, yeteneğiyle birlikte şöhreti de. İtalya”da bir büro açmış. Orada Tuva kamlık geleneğini batılılara tanıtmaya çalışıyormuş. (Deusen, 2000)

Kalıtım yoluyla kam olduklarını kamlar alkışlarında dile getiriyorlar. Bu alkışlarda bazen doğrudan kamlık alınan kişiden bahsedilirken, bazen kamlar yedi atadan beri kamlık genlerini taşıdıklarını gururla söylüyorlar. İşte bu alkışlardan bazı bölümler:



2. Gökten kamlayanlar. (Deer uktug hamnar)



Sibirya Türk topluluklarında göğün çeşitli katlardan oluştuğu inancı yaygındır. Tuva inancına göre gök dokuz katlıdır. Dokuz kat göğün en üst katında Hayırakan (Kayra Kan) yaşar. Yedinci katta ise Hayrakan”ın yardımcıları, göklerin halklarından olan Azarlar ve Hoorlar olarak adlandırılan topluluklar vardır. Bazı kamlar kamlık yeteneklerini bu gökyüzündeki topluluklardan almaktadır. Hastaları tedavi ederken kendi köklerinden olduklarına inandıkları bu toplulukları yardıma çağırırlar.



3. Yer, su iyelerinden. (Çer, sug eezinden hamnaan hamnar)



Tuvaların inancına göre yer, dağ, aşıtlar, şifalı sular, kam ağaçların iyeleri (sahipleri) vardır. Bu sahiplerin kızdırılmaması, onlara saygı gösterilip dua edilmesi gerekir. Bu iyelerle iyi geçinilerek tabiatın insana sunduğu yararlı ürünleri artırılması sağlanabilir.



4. Aza ve Buk soyundan. (Aza uktug hamnar)



Azalar ıssız yerlerde, eski yurt ve obalarda, nehir kıyılarında, çukur yerlerin ağzında bulunur. Daha çok akşam kızıllığında ortaya çıkarlar. Bazen sadece sesleri duyulur. Çoğunlukla insan kılığındadırlar. Bunun dışında köpek, kuş, yabanî hayvan kılığında da olabilirler.

Azaya benzeyen diğer bir ruh da buk”tur. İnsanların daha önce yaşadığı ve halen yaşamakta oldukları çadırlarda görülürler. İşkence görmüş insan tipindedir. Ortaya çıktığı yerde kötü kalpli insanın bulunduğuna inanılır. Korkutucu ve zehirlidir. Bu yüzden buk”la karşılaşan insan hastalanabilir. Bu durumda kam çağrılmalıdır. Buklu yerlerden atla geçilirse at hareket edemez olur. Atı yeniden hareket ettirmek için atın dört tabanının bastığı yerin çevresindeki toprak bıçakla kesilir gibi çizilmelidir.



5. Albıs ve Diiren soyundan. (Albıs uktug hamnar)



Albıs”lar insanların yaşamadığı ıssız yerlerde guruplar hâlinde görülür. Albısların yeri yurdu, obası oymağı vardır. Kendi aralarında misafirliğe gidip, tanışıp düğün yapıp evlenirler. Albıs”la karşılaşınca bazı kişilerin anlayışı zayıflar, hatta müzmin hastalığa yakalanabilirler.



Tuvalıların Dokuz Kutsalı



1.Güneş: Güneş olmadan hayat olamayacağından hayatımızın kaynağı güneştir. Güneş ışığıyla yeryüzünü aydınlatır ve ısıtır.Bu yüzden sabah kalkınca kaynatılan sütten güneşe saçılır.

Tuva insanı güneşten mutluluğunu, ruhunun derinliklerinden iyi dileklerinin yerine gelmesini ister:





2. Ay: İhtiyarların anlatımlarında ay eskiden beri, günleri, ayları ve yılı belirlemeye yarayan güçlü bir ışıktır. Ay, güneş, anne, baba kelimeleri Tuva geleneklerinde birbirleriyle karşılaştırılarak verilir. Bir dörtlükten örnek verelim.



Çıkan ayın aydınlığını gören, okuma yazması olmayan Tuva insanları, o ayın durumundan nasıl bir yağış olacağını, karın yağacağını, rüzgârın eseceğini veya havanın güneşli olacağını bilirlermiş. Günlük veya yıllık takvimler ortaya çıktıktan sonra, ailenin büyüklerinin aya bakarak havanın nasıl olacağını tahmin etme gelenekleri ortadan kalkmıştır.



3. Gök: Eski Tuvalar göğü “hayırakan” diye adlandırmıştır. Burada “hayırakan” “ilk”, “ön” anlamındadır. İnsanın yaratılması inancına göre Tuvalar göğü “ata” olarak görmüştür. “Gök- atam” terkibi buradan doğmuştur. Eski Tuvalara göre canlıların var olmasında göğün kendine has bir yeri vardır. Ak gökte “Azarlar” ve “Hoorlar” adlı topluluklar yaşarlar. Tuva kamlık geleneklerine göre kökeni, gökte bulunan Azarlar veya Hoorlar adlı topluluklara dayanan kamlar en güçlüleridir. Bu yüzden kam alkışlarında gök en önemli kahramanlardan biridir.



Gök insanın atasıdır. Göğün meyvesi ak damlalardır. Bu damlalar yer anaya düşünce hayat olur. Bu yüzden Tuva insanı eskiden beri göğe tapınmıştır.



4. Yer: Yeryüzü güneşin sabah doğup, akşam olunca battığı yerdir. İnsanın doğduğu yer yeryüzü ile gökyüzü arasındadır. İnsanoğlu yeryüzüne bağlıdır. Çünkü doğduğu zaman göbek bağı doğduğu yere gömülmüştür.



Yeryüzü insanoğlunun dokuz kuşaktan beri yaşadığı yer. Bu sebeple “atalarımızın yurdu” denir. İnsanın ata yurdu ayla, güneşle eş değerdedir. İnsanoğlu doğduğu yeri kötüleyemez. Çünkü orası atalarının yattığı yerdir.



Yeryüzü, bu gökyüzünün altında nehirler, dağlar, ovalar ve çadır yerinin bulunduğu yerdir. Yeryüzü olmazsa insanoğlu yaşayamaz. Ormanda geyik besleyenler ormanlarını kutsayıp yaşarlar. İnsanoğlunun ata yurdundan kıymetli ne vardır.



“Yer anam!” Sözü Tuvaların yeryüzüne ettikleri duadır. Çadır yeri, doğulan yer, eski yurt yerleri, ihtiyarların cesetlerinin gömüldüğü yerler, avlanılan ormanlar, otlaklar, ekin ekilen tarlalar hep ”Yer” adlı kutsal kelimeyle karşılanır. “Yer” insanın anasıdır. Bu yüzden kutsal saydığı yerlere Tuva insanı yalvarır.



5. Su: Eski Tuva geleneklerinde suyun “sahib”i vardır. “Su başı yeryüzünün nabzıdır. Herhangi bir kimsenin kışlağının veya yaylasının yanında su başı varsa, o insan çok zengin olur. Su başına rastlayan insan sudan üç avuç içerek, üç defa dua ederse yolu ak olur. “



“Suyun sahibi vardır. Su gece gündüz akar. Su başı gündüz fısıldanır, o zaman onun sahibi güneşten saklanır. Su başı gece çağlar. O zaman sahibi ortaya çıkarak konuşur. Su başı kirletilirse , sahibi kızdırılmış olur. Suyun sahibini kızdıran kişinin kolu bacağı eğilir. Bu sebepten su başı kirletilmez, ona saygı gösterilir.



6. Aşıt: Aşıtlar “eelig” (sahipli)”dir. Acelesi olan insan aşıta geldiğinde atından iner. Dağ sahibine duasını ettikten sonra, atının kuyruğundan kılı keserek taşların üzerinde bulunan kuru ağacın bir koluna bağlar. Aşıda gelen insan taş kümesinin içine mutlaka bir taş bırakmalıdır. Yanında bulunan yemeklerden bir parça taş yığının yanına bırakılır. İçeceklerden dua eşliğinde bir miktarı saçılır. “Aşıt aşılırsa, hayatın bir zorluğu atlatılır.” diye atalarımızın sözü var. Atalarımız aşıt üzerinden ağaç kesmemişler, çiçek yolmamışlardır.



7. Ayı: İnsanoğlu akıllıdır. Çok eskiden ayı hayırakan Kurbustu”da Azarlar yurdunda yaşarmış. Daha sonradan yeryüzüne inmiştir. Ayının huyu insana benzer. Bu sebepten ayının adı doğrudan söylenmez. Benzetme yoluyla ayıdan bahsedildiği anlaşılır.



Çok eski zamanlarda Yeryüzünde Çılbıga adlı, insan eti yiyen, insan kanı içen bir kişi yaşarmış. Çılbıga bütün insanları yemiş, sadece ihtiyar bir karı koca kalmış. Çılbıga acıkınca ihtiyar karı kocayı yemek için çadırlarına gitmiş. Çılbıga”yı gören karı kocadan her biri bir yöne kaçmış. Ormanın içine doğru kaçan koca değişerek ayı oluvermiş. O günden beri ayı, insan gibi akıllı bir yaratık olmuştur. Karısı günümüzdeki Ulug-Hemçe (Yenisey”e) girivermiş ve lota balığı olmuştur. Kadın çadırdan çıkarken kaptaki yağı koynuna sokup, piposunu ağzına alarak gittiği için lota balığının burnu pipoya benzemektedir ve karnı da yağlıdır.



Ayıya tapınma tarihin bilinmeyen zamanlarından kalan bir inançtır. Ayıdan eerenlerin (putların) bulunması bunun için bir işarettir. Güçlü Şamanların evinde ayıdan put mutlaka bulunur.



8. Yedigir: İhtiyarlardan derlediğimiz bilgilere göre Yedigir yıldızı, eskiden yeryüzünde yaşamış yedi oğlandır. Yedi oğlan gökyüzüne uçup çıkmıştır. Bu yedi oğlanla ilgili efsane şöyledir:

Yer ve gök oluştuğu, insanoğlu yeryüzüne geldiği zaman imiş. Bir karı kocanın yedi sarı başlı (saçlı) oğlu varmış. Karı koca çadırlarında ölüp kalmışlar. Bir ahır dolusu yılkı bozkırda kalakalmış. Tan atarken kardeşler kavga etmişler. Hiç kimse yılkının yanına gitmek istemiyormuş. Ağabeyin sözünü kardeş, kardeşin sözünü ağabey dinlemiyormuş. Yedi sarı saçlı kardeş birbirleriyle inatlaşarak çadırlarında otururken gökyüzüne doğru uçuvermişler. Yedigir olup gökyüzünde kalmışlar. O zamandan beri yedi kardeş, Yedigir olup bir arada bulunsa da birbirleriyle hiç konuşmazlarmış.



Bu efsaneden “insanların akrabalarıyla aralarını açmamaları gerektiği” öğüdü ortaya çıkmaktadır. Eski Tuva şarkılarında Yedigirle ilgili olanları da vardır:





9. Süt: Süt ak renklidir ve Tuva insanı onun kendisine en faydalı şeylerden biri olduğuna inanmıştır. “Süt gibi temiz insan” sözü kalbinde kötülüğü olmayan, insanlara faydası dokunan kimseler için kullanılır. “Sütle dolu kova devrilmez, mutluluk kaybolur.” Bu sözde ise sütün hem kutsallığı vurgulanmakta, hem de sütün zenginliğin işareti olduğu belirtilmektedir.



Yeryüzünde ak ile kara varolduğundan beri insanın hayatında iyilikler ve kötülükler ortaya çıkmıştır. Gökyüzünün öfkesini süt geçirir. Bu sebepten Tuva geleneğine göre süt yere dökülmez. Gök gürleyip şimşek çakmaya başladığında sütten saçı saçılır. Böylece yıldırım çakmasının önüne geçilmiş olur.



Akşamleyin ve gece çadırın içerisinden dışarıya süt çıkarılmaz. Çıkarılırsa emzikli kadının sütü çekilir.



Sütle dolu kazan ocağın üzerinden devrilirse oymak, otlak kuru kalır. Süt dolu tencere devrilirse, insan kötü bir ölümle ölür. Sütle dolu kabın yanına ninem bizi yaklaştırmazdı.



Süt! Ak süt! Tanrı içeceği süt! Tuva insanının ak sütü saçıp yalvarma inancı eskiden beri var olagelmiştir Bundan sonra da devam edecektir. Tanrısına süt saçan kişi, çoluk çocuğunun sağlıklı, tok yaşamasını diler.



“Süte saygılı olunuz” sözü mal besleyiniz, zengin yaşayınız demektir. “Süt dökme, karnın acıkır.” Sözü mal beslemezsen aç kalırsın demektir. Atalarımız süte karşı saygılı olmuşlar. Bu geleneği devam ettirmeliyiz.







Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 563
Toplam Tekil 1639315
IP 54.158.119.60






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 4.410 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu