YÖK: Özgürlük ve Özerklik Kısıtlamaları, Mesleğe ve Onura Yakışmayan Ücret ve Özlükler - Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









YÖK: Özgürlük ve Özerklik Kısıtlamaları, Mesleğe ve Onura Yakışmayan Ücret ve Özlükler - Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Tarih: 08.11.2013 > Kaç kez okundu? 1326

Paylaş


YÖK: Özgürlük ve Özerklik Kısıtlamaları, Mesleğe ve Onura Yakışmayan Ücret ve Özlükler

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,

Çukurova Üniversitesi, iortas@cu.edu.tr



Ülkemiz genç nüfusu birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazladır. 20 milyon yaklaşan öğrencinin 4,5 milyonu yüksek öğrenim ve lisansüstü aşamasında bulunuyor. Devasa bir genç nüfusumuz var. Ama kendiliğinden bir güç de değil bu durum. Ancak yetişmiş olursa büyük bir potansiyel oluşturabilir, aksi takdirde büyük bir sorun yumağına da dönüşme riski taşıyor. Bilgi çağının en büyük sermayesi artık yetişmiş insandır. Genç insan potansiyeli yüksek olan bu ülkenin bu potansiyeli iyi değerlendirerek kendi ekonomik büyüklüğündeki ülkelerin bilimsel gelişmişlik düzeylerini yakalaması gerekir. Gelişme için üniversiteler ve bilimsel araştırmaların teknolojiye dönüştürmesi merkezi önemdedir. Üniversiteler bu anlamda bir toplumların demokratikleşmesinde ve kalkınmasında motordurlar. Üniversiteler her şeye koşuşturur. Bilim, sanat, kültür, sosyal yaşantıyı iyileştirmek için araştırır ve bulgularını toplumun refahı için kullanır. Üniversiteleri güçlü olan ülkeler bilimin yarattığı etkiyi topluma gösterebildikleri için toplum tarafından da benimsenmişlerdir. Bu ülkelerde bilim ve toplum birbirine sinerjik etki yaratarak sanat ve sosyal alanda da ilerlemektedirler. Bilimsel olarak ileri olan toplumlar insani gelişmişlik endeksi yüksek, demokratik ve gelişmişlerdir. Bir ülkenin bekli de ilk övünecekleri kurumalarının başında bilim yuvaları gelmektedir. Bilimsel araştırmaları ve nitelikli eğitimi ile toplumun gereksinim duyduğu nitelikli insan yetiştiren, toplumun önünü açması konusunda sorun çözen üniversiteler ülkemizde her nedense bir türlü yeterince gelişemedi ve nitelikli konuma getirilemedi.

Bilimden yararlanamayan ülkelerin gelişmişlik ve demokrasi standartlarının durumu ortada. Bu ülkelerde, toplum bilime değer vermiyor, bilim de toplumdan kopuk görülüyor. Bu tür ülkeler sürekli başkasının ürettiği ürünleri satın almak zorunda kalmaktadırlar. Bu süreç zamanla bu ülkeleri borçlu duruma getirmekte ve bunu takip eden sosyal adaletsizlik ve pek çok başka sorunlar yaşamaktadırlar.

Ülkemiz de maalesef potansiyeli olup da bilimden yaralanamayan ülkelerin başında gelmektedir. Cumhuriyeti kuran kadroların çağdaş medeni bir ülke olma yolunda ilk önceliği eğitim ve bilime vermiş olmalarına rağmen istenilen hedefe ulaşılamamıştır. Türkiye, Cumhuriyetin kuruluşu ile hedeflediği aydınlanma sürecini maalesef 1940’lı yılardan sonra sürdürememiş ve 1950’li yılardan sonra soğuk savaşın etkisi ile daha da geriletilmiştir. Son 60-70 yıldır ülkede uygulanan politikaların sonucu bugün ülkemiz eğitim alanında tam bir çıkmazdadır. Ülkemizde 1960 yılından bu yana yaşanan son üç olağan üstü dönemde ilk hedef üniversiteler olmuştur. Üniversitelerdeki dinamikleri kontrol etmek için yükseköğretim yasası özerklikten ve bilim politikasından uzak ve birey özgürlüğünü kısıtlayan maddeleri özenle hazırlanmıştır.

1981 yılında 2547 sayılı yasa, üniversiteleri YÖK kontrolünde yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yapıya sokmuştur. Üniversite rektörleri tek yetkili olup, atama ile göreve getirilmektedir. Zamanla YÖK yasasında bazı değişmeler olması yanında çok değerli bilim adamalarının YÖK başkanı ve/ya rektör olmasına rağmen, halen mevcut yasanın YÖK ve rektörlere verdiği yetki, bir türlü yerleşemeyen liyakate dayalı üniversite yapılanması nedeniyle üniversitelerde çok sayıda sorun yaşanmaktadır.



Temel Sorunlardan Biri Her Yönü İle Özerk Olmayan Yapı

Son 32 yılda üniversite özerkliği talebi bütün siyasi partiler tarafından programlarında olmalarına rağmen her nedense bir türlü hayata geçirilemedi. Özerklik kurumların bağımsız bir biçimde kendileri haklında idari, bilimsel ve mali konularda serbestçe karar verebilmeleridir. Doğal olarak özerklik talebi eden kurumun seçimini özgürce yapabilmesi için siyaset üstü bir anlayışla bilinçli ve istekli olması gerekir. Ancak üniversiteler maalesef 12 Eylül döneminde özerkliği benimsemediklerini belirtmişlerdir. 12 Eylül sonrası ehlileştirmek istenen kurumların başında gelen üniversitelerin temsilcileri dönemin genelkurmay başkanı Sayın Kenan Evren’in “herkese özerklik verilirse kargaşa çıkar” sözüne dönemin yöneticileri “evet” diyorlar. YÖK’ün mimarı sayın Prof. Dr. İhsan Doğramcı, ben ve benim arkadaşlarımın “rektörlerin özerklik talebi yoktur” diyor (20 Ekim 2005, Kanal 7 TV). O gün talep edilmeyen özeklik ve üniversite otonomi talebi şimdi de bir başka şekilde talep edilememektedir. Hiçbir iktidar bu bağlamda üniversitelerin merkezi otoriteden özerk kalmasını pek istemektedirler.

YÖK yasasının rektörlere verdiği hiyerarşik yapılanma ve tek yetkili konumu maalesef ülkemiz eğitim sitemini ileriye taşıyamadığı gibi kendi içinde birçok sorun yaşanmıştır. Rektör merkezli yapılanma üniversiteleri temelden verimsizleştirmiştir. Özellikle sonradan kurulan üniversitelerin siyasilerin ataması ile başlayan ve rektör merkezli kadrolaşma beraberinde verimsiz ve üniversite kültürü gelişmeyen ortam sürekli eleştiri konusu olmuştur. Kaldı ki ortak aklın tartışmanın hâkim olması gereken üniversitelerde tek kişinin kara verici olması çelişki yaratmaktadır. Senato ve yönetim kurullarının istenilen ölçüde katılımcı olamaması ayrıca ciddi sorun. Ancak son dönemde atanan yeni YÖK başkanı ve bazı rektörlerin iyi niyeti çabalarlarına rağmen bütün olup biten birkaç düzelemeden öteye gidememiştir (Ortaş, 2007).



Üniversitelerimiz Ne Kadar Özerk?

Üniversitelerin özerk yapıda olmamaları (batı ölçütlerinde 10 üzerinden ülkemizdeki özerklik 1.5) üniversitelerde bilimsel dinamiklik yerini statik yapıya dönüştürmüştür. Öğrencisini kendisi belirlemeyen, kaynak yaratamayan, kadro yaratmayan, kendi içinde dinamik program, bölüm, araştırma merkezi açamayan bir üniversitenin özerkliğinden bahsetmek kolay değildir. YÖK yasası ile üniversitelerde başlayan maddi ve manevi baskı sonucu üniversitelerin önemli bir kısmında verimsizlik yaratmış ve bütün bunlar üniversitelerin bugünkü durumu yaratmıştır.

YÖK yasasının yarattığı sorunlar, bir türlü reformu yapılmayan yükseköğretim yasası nedeniyle bir türlü çağına yakışır duruma gelemeyen üniversiteler uzun zamandır tartışma konusu olmaktaydı. Bu durum üniversiteleri günden güne verimsileştirmektedir. Sayısal olarak üniversite sayısı, öğrenci sayısı bilimsel makale sayısı artmış ancak kalite olarak aynı şeyi söylemek yine rakamlarla ölçülen ölçütler ekseninde mümkün değildir.



Özerklik Yeterince Anlaşılmadı

Özerklik sorunu; YÖK’ün üst yönetim olarak diğer organlara karşı özerkliğinden çok, her bir birimin özerk çalışabilmesi anlamına gelmeli ki, YÖK de bu güne kadar akademik özgürlükleri ve üniversitelerin özerkliğini savunmadı. Bu durum işin belki de en acı yanını oluşturuyor.

Bugün birçok üniversitesinde da yaşanan sorunun temelden YÖK yasası gereğince rektörler verilen sınırsız yetkileri iyi niyetli yöneticileri dahi olumsuz yönde etkilemiştir. Üniversite yöneticileri alanları olmadığı halde holding bütçesine yakın bütçeleri yönetmek zorunda kalmaktadır. Üniversitelerin her türlü inşaat, alım satım ve ihale işlemleri rektörleri neredeyse belediyecilik yapmaya zorlamaktadır. Rektörler verilen yetki ve trilyonluk bütçeler ve bina yapımından tutun da kaldırım yapımına kadar ilgi ve alanı olmayan işlerle iştigal edilmesi beraberinde beklenilmeyen sorunları da yaşatmaktadır. Bu arada bilime ne kadar zaman ayrılıyor oda merak konusu.



Asistanı, Hocası Yoksulluk Sınırında

YÖK’ün üniversite sistemine verdiği önemli zararlardan biride akademik personelin özlük ve maaşlarının düşürülmesi olmuştur. Kaynak yetersizliği ve öğretim üyelerinin maaşlarının yetersizliği nedeniyle üniversiteliler ek kaynak yaratma yollarına düşmüşlerdir. Üniversitelerde ek ders, ikinci öğretim, döner sermaye üzerinden para kazandırmak üniversite bilincine zarar vermiş ve hocaları rencide edecek düzeylere taşınmıştır. Araştırma görevlilerinin maaşının açlık sınırının çok altında olduğu, profesörün yoksulluk sınırında maaş aldığı bir ortamda çok da fazla bir şey beklememek gerekir. Tıp doktoru bir arkadaşımızın ifadesi ile “bugün üniversite hastaneleri bu kaygı nedeniyle bilimsel araştırma yapmak yerine devlet hastanesi gibi muyanehaneciliğe dönmüş durumdadır”. Özel muyane, ameliyat, yarı zamanlılık gibi bilimsel gelişmeye zarar veren durumlar yaratılmıştır. Bazı diğer mesleklerde şirket danışmanlığı, komisyonculuk, yönetim kurulu üyelikleri akademisyenliğe zarar verir hale gelmiş, bilimsel çalışmalarda da gerilemeler yaratmıştır. Bugün yoksulluk sınırında yaşayan akademik personelin durumu aşağıda Eğitim-Sen tarafından yapılan değerlendirmeye göre diğer mesleklere göre 2001 ve 2012 arasında en az değişen gurup olarak görülüyor. Avukatın maaşı 2001 yılından 2012 yılına kadar % 977 artarken, Ar-Gör %633 ve Profesör maaşı %509 oranında artmıştır. Mevcut maaş çizelgesinde Ar-Görevlilerin maaşı memurlar içinde en düşük maaş olması ülkemizin bilime verdiği önemi göstermesi bakımından önemli. Bu konusunda geniş bir çalışmayı yakında bilginize sunacağım.

2001–2012 Kamu Çalışanları Ücret Değişim Oranları

Unvanlar 2001 (TL) 2012 (TL) % Artış

Memur 163 1.956 1100

Avukat 358 3.856 977

Öğretmen 225 2.381 958

Şube Müdürü 330 3.322 907

Daire Başkanı (Bakanlık) 527 5.312 908

Daire Başkanı (Üniversite) 444 3.743 743

Vaiz 255 2.560 904

Doktor 326 3.243 895

Polis Memuru 283 2.714 859

Mühendis 365 3.394 830

Uzm. Doktor 433 3.896 800

Baş komiser 373 3.049 717

Ar ş. G ör evlis i. 324 2. 376 633

Yardı mcı Doçe nt 438 2. 731 524

Doçen t 552 2. 876 421

Pr ofe sör 677 4. 124 509



Kaynak: Eğitim Sen Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırması Raporu, 5.DEK Çalışmaları



Çözüm

Bugün üniversitelerin sorunu Türkiye’nin sorunudur. Her şeye rağmen, ülkemiz bütün bu zorlukların üstesinde gelecek güçte genç ve dinamik bir insan potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin üniversitelerde her yönü ile iyi yetiştirilerek hayata hazırlanmaları gerekir. Ancak bugün üniversitelerimiz her yönü ile (idari, mali ve bilimsel özerklik yönünden) sıkıştırılmış durumdadırlar. Üniversitelerin temel çelişkilerini derinden sorgulayarak ülkemizde bilim yapmanın ve bilim kültürünün yerleşik duruma getirilmesi için öncelikle kendilerini masaya yatırmaları gerekir. Bunun birinci basamağı, üniversitenin kendi anlayış ve reformunu kendisinin biçimlendirecek duruma gelmesi olacaktır. Hükümetin veya başka bir gücün yükseköğretimi düzeltmeye kalması hiçbir sorunu çözemeyecektir. Zaten bugün yaşadığımız sorunun temelinde yüksek öğretim yasalarının hep dışarıdan zorlama ile yapılması önemli bir etmendir. Üniversitelerin hazırlayacakları yasanın kamuoyunda tartışmaya açılımsı ve zaman geçirilmeden siyaset üsttü bir anlayışla, en azından bilimsel-pedagojik ölçülerle gerçekleşmesi gerekir.

Sorunun çözümünde ilk basamak özerklik sorunudur. Kaynak sorunu ve kullanım şekli de ciddi bir sorundur. Ülkemizin bilim ve teknolojiye ayırdığı payı, girmeye çalıştığımız AB normları düzeyine çıkarması gerekir. Üniversite personel yasası maaşları da dikkate alınarak yeniden hazırlanmalıdır. Üniversiteler her yönü ile özgür ortamlar olarak farklı düşüncede kişilerin düşüncelerini ifade edildiği ortamlar olmalı ki, çeşitlilik açısından da önemli kişilerin farklılıklardan etkilenmeleri bakımından da bu önemlidir. Yeter ki, üniversitelerdeki kişiler bilgi bakımından yetersiz olmasın.

Çoğumuz YÖK'ün 32 yıllık faaliyetleri sonucu geldiği noktayı benimsemiyoruz. Ta başından bu yasanın ülkemizin bilimini ileri götürmeyeceği vurgulanmıştır. Sağlıklı yeni yükseköğretim ve üniversite yasaları da bir türlü hayata geçirilememiştir. Bildiğim kadarı ile başta devletin üst yetkilileri, YÖK Başkanı neredeyse bütün rektör ve üniversite hocaları ve duyarlı toplum kesimleri artık bu yasa ile üniversitelerin yönetilemeyeceğini biliyorlar ve değişimin artık kaçınılmaz olduğu belirtiliyor. Ancak bir güven eksikliğinin olduğunu da gizlemiyorlar. Bu da siyasilerin sorunudur. YÖK tarsısı mevcut yapı Türkiye üniversitelerine ve bilime zarar vermektedir. Siyaset üstü anlayışla yeni bir yükseköğretim yasasının hazırlanması kaçınılmazdır. Umarım ülkemiz bu dinamik genç nüfusa ve ekonomik yapısına uygun yükseköğretim yasasını en kısa sürede geçekleştirir. Ancak zaman da hızla ayağımızın altında kaymaktadır.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 23
Dün Tekil 813
Bugün Tekil 655
Toplam Tekil 1641010
IP 54.159.129.152






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































9 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
(Kaşgarlı MAHMUT)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.098 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu