3 KASIM(LAR)'A DAİR - Alp Tümen ARSLAN - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









3 KASIM(LAR)'A DAİR - Alp Tümen ARSLAN
Tarih: 08.11.2013 > Kaç kez okundu? 1351

Paylaş


3 Kasım 2002 tarihi, Türk siyasî hayatı ve Türkiye Türkleri için sıradışı bir gün. Daha doğru bir ifadeyle sıradışılıkların açıkça belirmeye başladığı bir milat. Bu tarihte yapılan genel seçimlerde AKP, % 34'ün üzerinde oy alarak tek başına iktidara geldi. Kısa süre içinde biten hükümet çalışmaları neticesinde kurulan hükümet, 2007 ve 2011 genel seçimleriyle birlikte kurulan ardışık AKP hükümetlerinin ilki olma özelliğini taşıyordu. Bu ilk hükümetle birlikte Türkiye, pek çok "ilk"i de yaşamaya başladı. Bunlar içinde en önemlilerinden biri, "Türk devletiyle hesaplaşma ve ulus devleti tasfiye etme hevesi"dir.

Üç dönem üst üste iktidara gelen AKP, ilk iktidarından itibaren adım adım bu hesaplaşmayı hayata geçirdi. İlk dönem olan 2002-2007 arasında, AB kalkanını kurarak müesses nizam olarak nitelediği ulus devlet anlayışıyla kendi hesaplaşma sürecini başlattı. Öncülü olan Millî Görüş çizgisinin aksine AB ile flört kararı alan ve “Ankara’nın şerrinden, Brüksel’in şefaatine sığınmak” şeklinde özetlenen stratejiyle işbaşına koyulan AKP, ikinci dönemi olan 2007-2011 arasını ise "demokratikleşmecilik, özgürlükçülük, açılımcılık" gibi soslarla süsledi. Bu arada, artık çok da lazım olmayan AB çıpasından ise yavaş yavaş sıyrıldı. Hatta AB coğrafyasında yaşanan ekonomik daralma ve kriz sebebiyle "İyi ki AB'ye girmemişiz."e dönüşen bir söylemi esas alarak AB'yi gündemin dışına ittirdi ancak kendi özel gündemini, örtülü bir şekilde muhafaza etmeye devam etti.

AKP'nin 2011 genel seçimleriyle başlayan ve hâlen içinde bulunduğumuz üçüncü dönemi ise "yenici" bir dönemdir. Önce "yeni anayasacı" bir gündemle başlayan bu dönemde, daha sonra "yeni açılımcı" bir tema daha hayatımıza girdi. Bu son temanın ise aslında gizli ajandada daha önce varolduğu ve hatta mevcut MİT Müsteşarı Hakan FİDAN'ın 2006 yılından itibaren Başbakan'ın özel temsilcisi sıfatıyla Oslo'da terör örgütü KİP (PKK) temsilcileriyle yaptığı görüşmelerin basına yansımasıyla gizli bir şekilde işletildiği ortaya çıktı. Zaman içinde ortaya çıkan bir başka husus da yeni açılımcılığın aslında, yeni anayasacılığın içinde bir alt başlık olarak yer almasıydı. İçinde bulunduğumuz bu üçüncü dönem şu aralar, yaklaşan yerel seçimler sebebiyle siyasî partilerin adaylarla ilgili olarak yaptığı çalışmalara kilitlenmeye başlamıştır. Ancak bu durum, üçüncü dönemin temalarını etkilememektedir. Zira her gün, "yeni anayasacı" ve "yeni açılımcı" stratejinin kartları masaya gelmekte ve/veya getirilmektedir. Bu temalar da yine, başından beri işletilen özel gündemin "yeni" şifreleridir.

3 Kasım 2003 tarihinden itibaren her 3 Kasım'da, bu tarihin AKP iktidarının yıldönümü olduğu vurgulanmaktadır. Yazılı ve görüntülü basın için 3 Kasım, iyi bir haber konusu teşkil etmektedir. Bu tarihlerde, o güne kadarki AKP iktidarı uygulamaları değerlendirilmiş ve ilgili basın kuruluşunun konumuna göre olumlu veya olumsuz ya da "hem nalına hem mıhına" vuracak yorumlar ve tahliller gerçekleştirilmiştir. Bu süre içinde dikkat çeken önemli bir husus da basının serencamıdır zira önemli orandaki basın kuruluşu ve mensubu ya görüşlerinden çark ederek hidayete ermiş ya da farklı iş kollarında da faal olan patronlarının genel cirolarını düşürmeme gayretiyle maçı idare etmişler/etmek zorunda kaldıklarını ifade etmişlerdir. Yıllar geçtikçe, AKP iktidarının değerlendirildiği 3 Kasım'larda, başka bir 3 Kasım yavaş yavaş gündemden düş(ürül)müştür. Gündemden düşen bu 3 Kasım, bir zamanlar neredeyse her vesileyle malzeme niyetine kullanılan ve yıldönümünde özel bir yer verilen 3 Kasım 1996'dır yani Susurluk kazasıdır. 3 Kasım 1996 tarihinde Balıkesir'in Susurluk ilçesinde meydana gelen/getirilen bu kaza aslında, yukarıda özetlediğimiz ve hâlen gözlemlediğimiz gelişmelerin miladıdır. Diğer bir ifadeyle 3 Kasım 2002, AKP'nin iktidara gelişinin tarihidir ancak AKP'nin uygulamaya soktuğu bütün icraatlarının işaret fişeği, 3 Kasım 1996 gecesi atılmıştır. Bu fişek, o geceden başlamak üzere "ulus devlet"in Türkiye topraklarından silinmesi yani Türk devletinin ve Türklüğün bu toprakların siyasî öznesi olmaktan çıkarılmasıdır. Kaza sonrasında ortaya serilen pek çok olay, psikolojik operasyon malzemesi olarak kullanılmış; hukuk devleti çerçevesinin dışına çıkan bazı yanlış adımlar, ulus devlet anlayışının tasfiyesine gerekçe yapılmıştır. Bugün itibarıyla bakıldığında, "yeni anayasa" ve "yeni açılım", adlarından da anlaşıldığı üzere, "yeni bir devlet"e karşılık gelmektedir. Ancak bu yeni devletin inşa sürecinin başlangıcı ise 3 Kasım 2002'ye değil, tasfiye kararının alındığı 3 Kasım 1996 gecesine denk düşmektedir.

AKP'nin hayata geçirdiği tasfiyenin 3 Kasım 1996'dan itibaren adım adım temellendirildiğine ilişkin bu tez, itirazlara yol açabilir. Türk halkı, AKP hükümetlerinin icraatlarına bakarak bu hesaplaşmanın 3 Kasım 2002’den itibaren başladığını düşünebilir. Bununla birlikte, kazadan itibaren Türkiye'de yaşananlara farklı bir gözle bakıldığında, tasfiye kararının Susurluk kazasıyla birlikte alındığı anlaşılacaktır. Susurluk'ta meydana gelen/getirilen kazada, arabanın içinde yer alan şahısların kimliğinden yola çıkarak öncelikle kişiler ve kurumlar üzerinden bir infaz süreci başlatılmıştır. Kişiler üzerinden "Türk Milliyetçiliği", resmî kurumlar üzerinden "Türkiye Cumhuriyeti Devleti", kişilerin ve kurumların terörle mücadele kapsamındaki bazı faaliyetlerinden dolayı "Türk devlet sistemi" sorgulamaya alınmıştır. Aslında sorgusu yapılan, görmesini bilen gözler için "Türk ulus devleti" ve onun üzerinden "Türklük"tür. Sorgulamanın araçları olarak ise cazibesine karşı koymanın mümkün olmadığı, "hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi" kavramları belirlenmiştir. Kısacası, 3 Kasım 1996 gecesinden itibaren, bütün millî kavramların ve güçlerin yıpratılarak tahrip edilmesi süreci başlatılmıştır. Bu niyetin karartılması için de uzun bir süre, her gece ışıklar açılıp kapatılmış ve istenen hedef saptırma bu yolla gerçekleştirilmiştir. Işık açma-kapama gösterilerinin sloganı ise tam da bu karartma stratejisine uygundur: "Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" (Aslında şöyle değil midir?: "Sürekli karanlık için bir dakika daha karanlık").

Öte yandan, yine aynı dönemden başlamak üzere, terör örgütü KİP'in faaliyetleri de karartmaya uğratılmış ve KİP için meşrulaştırma süreci başlatılmıştır. O dönemde ve devam eden birkaç yılda, "Susurluk kazasının Türkiye Cumhuriyeti Devleti içindeki ayrık otlarını ayıklama" işlevi gördüğü ifade edilmiştir. Bu süre zarfında, silahlı çatışma gücü felce uğrayan terör örgütünün değişen stratejisi gözlerden kaçırılmış; terör örgütünün elebaşısının paketlenip Türkiye'ye teslim edilmesine basit bir operasyon süsü verilmiştir. Ancak bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Türkiye'nin adım adım AB yörüngesine sokulması ve nihayet AB'ye aday ülke statüsüne kavuşturulması farklı bir makyajla piyasaya sürülmüştür. Oysa ki AB adaylığı kıskacına giren Türkiye'nin düştüğü asıl tuzak, "Türk kimliğinin ve o kimliğin en güçlü örgütlenmesi olan Türk ulus devletinin tasfiyesi"dir. Bugün "yeni anayasa" ve "yeni açılım" sürecini destekleyen AB'nin Türkiye'yi adaylığa heveslendirmesi ve bu işin oyun kurucularından ABD'nin, o dönemde Türkiye'nin AB'ye aday olarak kabul edilmesini desteklemesi, bir tesadüf olmasa gerektir. Dolayısıyla aslında ayıklanan, ayıklanmak istenen "Türk devleti"dir. Bu konuda da "içerideki/yerli-yabancı ortaklar" ile "dışarıdaki/yabancı ortaklar" hemfikirdir. Nitekim AB'nin bütün resmî belgelerinde ve Türkiye ile ilgili hazırlanan düzenli resmî raporlarında, her vesileyle "Türk ulus devleti" sorgulanarak yeni reçeteler yazılmıştır. ABD’nin başını çektiği küresel egemenler ve uluslararası sermaye de her fırsatta bu hususu dile getirmiş, yerli acenteleri aracılığıyla da tazyikini arttırmıştır. Hasta olmadığı hâlde hastalık hastası yapılan ve ısrarla tavsiye edilen doktora gönderilen hastanın, kendisine önerilen reçeteyle iyi olacağı düşüncesinin de aşılanmasıyla birlikte artık hasta için teslim olmaktan öte bir şey yapma şansı kalmamıştır. Bu süre zarfında, hastanın önerilen ilaçları kullandıkça iyileşmek yerine, neden kötüleştiğini anlamaması da hastanın doktor değiştirmesi için yeterli olmamıştır. Eski Başbakan Bülent ECEVİT'in, "Apo'yu bize niye teslim ettiler, hâlâ anlayabilmiş değilim." demesi, işte tam da böyle bir ruh hâlinin ürünüdür. Zira görünürde ve söylemde "ulus devlet" yanlısı Karaoğlan'ın, önce Apo'yu teslim alarak kahraman ilan edilmesi ve ardından AB üyeliğine heveslendirilerek AB adaylığını kabul eden 57. Hükümet'in başı olması, hasta-doktor örneğindeki açmaza karşılık gelmektedir.

Susurluk kazasıyla başlayan ve günümüze kadar gelen "Türk ulus devletinin tasfiyesi" sürecinde, oyun kurucuların hesap etmediği bazı gelişmeler de yaşanmıştır. Bunlardan biri de 18 Nisan 1999 seçimleriyle beklenmedik bir çıkış yapan MHP'dir. Başlangıçta kaygı yaratan bu engel, MHP'nin iktidarın ortanca ortağı yapılmasıyla giderilmiştir. "AB'nin devlet politikası ve çağdaşlık zemini olarak takdimi", MHP'yi zor durumda bırakmıştır. Bir yandan kendi siyasî geleneğiyle ve tabanıyla çelişkiye düşürülen MHP, diğer yandan iktidarda kalma isteği arasında sıkıştırılmıştır. Üstüne bir de başarısız iktidar performansı eklenince, toplumsal düzlemde kan kaybına uğramış ve 2002 genel seçimlerinde TBMM dışında kalarak küresel oyun kurucuların ayak bağı olmaktan tamamen çıkmıştır. Türk ulus devletinin gerçek manadaki yegâne temsilcisi MHP'nin bu sürece karşı durduğu ve hâlihazırdaki siyasî kompozisyonda Türkiye'deki bütün kozmopolit ve enternasyonalist güçlere karşı, siyasî düzlemde tek başına durduğu bilinmektedir. Ancak süreci başından tahlil edemeyip önce iktidarın ortanca ortaklığını, daha sonra da AB sürecinin önünü açmayı kabul etmesi, affedilmez bir hata olarak yerini korumaktadır. Öte yandan iktidarı döneminde yaşanan 2001 ekonomik krizi ise Türk toplumu için ayrı ve acı bir yaradır. O tarihte siyaset yapan partiler içinde tasfiye olmayan ve genel başkanı değişmeyen tek parti niteliğindeki MHP, Türk ulus devletini sahiplenen söyleminde yeterince etkin olamamıştır/olamamaktadır. Kavramların kimyasıyla oynanması ve suni anlam kay(dır)maları da MHP'nin izlediği politikaları akim kılmıştır. Buna bir de vatandaşlar üzerindeki ekonomik kriz baskısı eklenince, 2001'de cebinden eksilenin acısını tekrar yaşama korkusuyla seçmen, etkisini tam olarak hissetmediği ve sonuçlarını kestiremediği kan kaybına razı olmaktadır.

Manzara-i umumiyeye bakıldığında, ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır. Hastanın durumu iyi değildir ve sürekli kan kaybetmektedir. Uzun süredir, tedavi ettiği iddiasıyla hastayı oyalayan doktorun hastaya önerdiği reçete ise kan değişimidir, yeni kandır. Bu sebeple kan kaybı, hasta için yeni bir hayatın başlangıcı olarak takdim edilmekte ve hastaya, tedaviye devam etmesi yönünde güçlü bir tazyik yapılmaktadır. Hasta kendisini bu reçeteye mahkûm hissetti(rildi)ği için razı olmaktadır. Aslında hasta ara-sıra, tanıdığı başka bir doktora daha kulak kabartmaktadır. Mevcut teşhisi ve tedaviyi ölümcül bir durum olarak niteleyen, akıbeti anlatan ve farklı bir tedavi öneren bu tek doktor ise daha önce aynı hastaya doğru teşhis koyamadığı için bir süredir rağbet görmemektedir. Dolayısıyla bu kısır döngüden çıkmanın yolu, biraz zor ve karmaşık görünmektedir. Ancak hastamız, daha önce zorlukları ve karmaşaları aşma konusunda tecrübeli olduğu için kendisine önerilen bu doğru tedaviyi, zamanı geldiğinde reddetmeyecektir. Yeter ki reçetenin ehil ellerden çıktığına inansın ve güvensin.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 26
Dün Tekil 863
Bugün Tekil 386
Toplam Tekil 1639138
IP 50.16.107.222






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































7 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


TÜRK, Yıldırımdır, kasırgadır, Dünyayı aydınlatan güneştir
(Mustafa Kemal ATATÜRK)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.193 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu