DEMOKRASİ ADALET İLE KAİMDİR - Mustafa Nevruz SINACI - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









DEMOKRASİ ADALET İLE KAİMDİR - Mustafa Nevruz SINACI
Tarih: 07.09.2013 > Kaç kez okundu? 1386

Paylaş


İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler 18 Temmuz 2013 günü TBMM Başkanlığına "Milletvekili Seçim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"ni sundu. Teklif, Milletvekili Seçimi Kanunu’nun “genel baraj ve hesaplanması” başlıklı genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde, geçerli oyların yüzde 10'unu geçmeyen partilerin milletvekili çıkaramayacaklarını düzenleyen 33. maddesinin yürürlükten kaldırılmasını öngörüyor.



Teklifin gerekçesinde, temsili demokrasinin olmazsa olmazı demokratik temsilin, yani “temsilde adalet ve yönetimde istikrar” sağlanması için, partilerin parlamentoda temsilini engelleyen yüzde 10’luk ülke barajının kaldırılması ile milli iradenin parlamentoda tam ve eksiksiz temsilinin sağlanmasının amaçlandığı belirtildi.



Gerekçede, barajın tamamen ortadan kaldırılması ile daha önce barajı geçebilecek durumda olup kendine yakın hissettiği bir diğer partiye oy verenlerin gerçek siyasi iradesiyle hareket eder hale geleceği belirtilerek; “Sonuç olarak barajın kalkmasıyla temsilde adalet sağlanmış olacak seçmenin siyasal hayata katılmasının da önü açılacaktır” denilmekte…



Gerekçede yer alan ifadeler kısaca ve öz olarak şöyle:



“Örneğin 2002 seçimlerinde parlamentoda seçmenlerin yüzde 54'ü temsil edilebilmiş ve temsilde ciddi bir haksızlık ve demokratik temsilde meşruiyet tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Seçimlerde yüzde 34.3 oranında oy alan AKP, Meclis’teki sandalyelerin yüzde 66’sını elde ederek tek başına hükümet olmuş, seçmenin yüzde 46’sı Meclis dışında kalmış ve temsil edilememiştir.”



TEMSİLDE ADALET, YÖNETİMDE İSTİKRAR



Namuslu, demokrat ve dürüst siyaset adamlarının hâkim olduğu yahut icra-i faaliyette bulunduğu “demokrasinin bütün kurum ve kuruluşlarıyla dürüstçe yerleştiği ülkelerde”; diğer bir anlatımla “demokratik hukuk devletlerinde” seçimler halkın, hükümetlerin, devletin ve yetkili-görevli Yüksek Seçim Kurulları’nın namusu, şeref, onur, karakter ve haysiyeti olup.; Seçim sonuçlarının adaletli, dürüst, “temsilde adalet ve yönetimde istikrar”ı sağlar nitelikte gerçekleşmemesi halinde halk aldatılmış; Hükümet, iktidar partisi ve seçim kurulu fahişelik yapmış demektir.



Bunun anlamı: Onursuzluk, sorumsuzluk, hırsızlık ve yolsuzluk iktidarıdır.



Dolayısıyla nitelikli, şerefli ve kaliteli siyaset yapılan ülkelerde doğru, dürüst ve adil bir seçim sistemi vardır. Seçim sistemi sıkça değiştirilen “puştluk” cinsi değil; Tıpkı ABD ve İngiltere de olduğu gibi asırlık bir yasadır. Almanya ve Fransa da da öyle tabi... Aksi takdirde her seçim döneminde veya sıkça değiştirilen-dönüştürülen bir seçim yasası, kanun olmaktan çıkmış, mütegallibenin oyuncağı olmuş demektir.



Şu hala nazaran: Seçim Barajının tamamen kaldırılmasını öngören söz konusu kanun teklifinin TBMM'de yasalaşmasını sağlamak elbette önemli, gerekli olmakla beraber: Bunun yanı sıra, "temsilde adalet"in daha iyi bir şekilde sağlanabilmesi için seçim sisteminde bir dizi reformun da yapılması zorunludur. Çok açık bir biçimde ifade etmek gerekirse:



1. Yüzde 10 seçim barajı ya bütünüyle kaldırılmalı veya: TBMM Grup karşılığına iblâğ edilmelidir. Günümüzde bu sayı: 550 : 20 = % 2.75’dir. Baraj sabit kalacaksa bu defa Grup kurma sayısı 55 olmak zorundadır. Adalet ve hukukta “objektif norm” önemlidir. Bir başka ölçü veya keyfiyet ileri sürenler ya işgalci, ya kripto veya dahili bedhahtırlar.



2. Yapılması zorunlu seçim kanunu düzenlemesi ile "Vekilimi Ben Seçmek İstiyorum" diye haykıran halkın “haklı, hukuki, doğru ve meşru” isteklerine kulak verilerek:, Önce siyasi parti nam organize tertip ve teşekküllerin, adi şirket statüsünden çıkartılıp “kitle partisi” vasfı kazandırılması zorunludur. Böylece: Sahip sultası, vesayet tasallutu, eş veya dış güdüm belâsı ile çıkar istilâsından arındırılarak, lânetli hegemonya unsurlarından temizlenmesi şarttır.



3. Ayrıca, hazine yardımı denilen soygun ve vurgun derhal kaldırılmalıdır.



TOPRAK SATIŞLARINDA KARARTILAN



BİLGİLER VE RAKAMLAR



Mustafa Nevruz SINACI



Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın konu ile ilgili önergesine karşı verilen cevap, halkı tatmin etmekten uzaktır. Daha öncede buna benzer soru önergelerine verilen yanıtlar da birbiriyle çelişkili idi. Bugüne kadar karşılıklılık ilkesine dayalı satış yapıldığı belirtilerek, asla İsrail’e toprak satılmadığı ile övünülürken onu da kaldırarak hem karşılıklılık ilkesi ve hem de İsrail yasağı kaldırıldı. Zaten İsrail bu yasağı tanımıyor, alımları dolaylı dolaysız gerçekleştiriyordu. Daha sonra neredeyse tüm ülkelere karşılıksız satışlar için bir torba yasa gece yarısı operasyonuyla çıkartıldı.

Bakan’ın İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’ya verdiği başka bir yanıt:



Ülke genelinde Yunanlılar toplam 2.8 milyon m2 taşınmaz satın almış bulunuyor.



Bursa’da 4.738 Yunanlı 1.1milyon m2, İstanbul’da 3.646 Yunanlı 447 bin m2, Manisa’da 349 Yunanlı 401 bin m2, şeklinde devam ederek, diğer illere göre durumu şu şekilde açıklamıştır: İzmir 178 bin 702 m2., Yalova 122 bin191 m2., Edirne 106 bin 843 m2., Çanakkale 93 bin 252 m2 ., Balıkesir 85 bin 538 m2 ., Tekirdağ 57 bin 101 m2 ., Aydın 39 bin 200m2., Kocaeli 26 bin 349 m2 ., Muğla 19 bin 280 m2 ., Hatay 18 bin 483 m2 ., Antalya 6 bin 328m2., Mersin 5 bin 023 m2 ., Eskişehir 3 bin 308 m2 ., Ankara 2 bin 791 m2 ., Sakarya 2 bin 387 m2 ., Nevşehir bin 119 m2 ., Kayseri 450 m2 ., Konya 125 m2 şeklind…



Taşınmaz satın alan ülkeler:



ABD, Avusturalya, Avusturya, Almanya, Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, Gabon, Malta, İngil tere, Belçika, Bolivya, Bosna–Hersek, Filipinler, Finlandiya, Fransa, Guatemala, Guyana, Gürcüstan Hırvatistan, Hindistan, Hollanda, İngiltere, KKTC, G.Kore, Kuveyt, Libya, Lübnan, Lüksemburg, Mısır, Malezya, Macaristan, Makedonya, Arjantin, Brezilya, Cezayir, Bulgaristan, Danimarka, Dominik, Çek Cumhuriyeti, İtalya, İspanya, İrlanda, Kanada, Japonya, Suudi Arabistan, Meksika, Şili, Mol dovya, Norveç, İsrail, Pakistan, Ukrayna, Endonezya, Polonya, Portekiz, Roman ya, Rusya, Peru, Sırbistan-Karadağ, Slovenya, Suriye, Yeni Zelanda, Panama, Orta Afrika, Türkmenistan El Salvador gibi 183 ülke vatandaşı ülkemizden toprak satın almaktadır…



Tarım arazileri yağmalanıyor:



Bakanın daha önce açıkladığı rakamlar: Toplam, 125 bin 452 kişi, satılan alan 89 bin 297 dekar olarak bildirilmektedir. Satılan alan miktarı 2004 yılındaki alandan neredeyse üç misli azdır. Kişi sayısı üç misli artmasına karşın verilen alanın azalması rakamların gerçeğe aykırı olduğunu gösteriyor. Kaldı ki 2004 yılında toprak satın alan ülke sayısı da 68 iken, bugün verilen sayı 183’e çıkmış bulunuyor. Demek ki mütekabiliyet, yani karşılıklılık koşuluna bu sayılarla uyulmadığı açık olarak ortaya çıkmaktadır.



Önceki verilerde bulunmayan ülke vatandaşları yeni listede yer almış görünüyor. Zaten İsrail’e satış yapılmadığı kamuoyuna defalarca medya aracılığı ile yansıtılmasına karşın aynı resmi verilerde 100 İsrail vatandaşına 136 taşınmaz satıldığı açıkça görünmektedir.” Verilere bakıldığında 2004 yılına göre Konya’da satışın arttığı ortada. İsrail’in Konya Karapınar ve çevresin de onlarca köyün arazisi için ve Mersin Alata Çiftliği’nin 4 bin 56 dekarlık arazisi satın almak için yaptığı çalışmalar artık kamuoyunca bilinmektedir. Ülke toprakları Lozan delinerek yabancılara duyarsızca satılmaya devam edilecek. ’Milli Emlâk’ zenginliklerimiz ve varlıklarımız, yapısı da yok edilerek, kapitülasyon uygulamasıyla devrediliyor. Misak-ı Milli sınırları büyük bir hızla adeta yok ediliyor.



Batman’a Alman ilgisi: Bayraktar, Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçiliği’nin Beşiktaş’ta bin 91 metrekare alan satın aldığını, yabancı sermayeli Türk ticaret şirketi olan Abu Dabi Gayrimenkul Geliştirme Yönetim ve İnşaat Limitet Şirketi’nin ise Kocaeli’nin Darıca ilçe sinde 64 bin 524 metrekare alan satın aldığını açıkladı.

Milli Emlâk’in bu şekilde ve mütekabiliyetsiz satışı vatana ihanetle bir’dir. Biline..



***



LÂNETLİ DİNCİLER VE SURİYE BATAKLIĞI

Mustafa Nevruz SINACI

Aziz Mübarek bir Ramazan ertesi… Gönül huzuru içinde milli bir meseleyi işlemek ve genç nesilleri yakın tarih konusunda aydınlatmak ve yaklaşık dört haftadır gazete’mde tefrika edilen “David Rockefeller’in İtirafları” hakkında çok özel ve bu güne kadar bilinmeyen bazı ayrıntılara girmekti. Hani, şeytan ayrıntılarda gizli ya!...

Tam bu konuda hazırlık yaparken; (30 Ağustos 2013) Ahlulbeyt Haber Ajansı’ndan bir haber mail kutuma düştü. Doğrulanmasını istedim. Derhal teyit edildi ve doğrulandı. Beni karar değiştirmeye sevk eden ve tüyler ürperten haber şöyle: Aynen yayınlıyorum…

SELEFİ ŞEYHİ; “Kız Kardeşle Evlilik Caiz” FETVASI VERDİ!...

“Selefi Şeyhi Nasır el Ömer, Şia karşıtı yayınlar yapan “Visal” kanalında yaptığı bir açıklamada: “cihat nikâhının kıyılması ve yaygınlaştırılması” fetvasını verdi ve Suriye’de savaşan muhaliflerin “kendi kız kardeşleri ve mahremleri ile nikâhlanabileceklerini” söyledi.

ŞAM- Selefi şeyh Nasır el Ömer, Şia karşıtı yayınlar yapan “Visal” kanalında yaptığı açıklamada şunları söyledi: ” Silahlı mücahitler, namahrem kadınlar bulamıyorlarsa, o zaman kendi mahremleri (ailesinden kadınlar) ile evlilik akdi kıysınlar…”

Tekfirci Selefi Şeyh Nasır el Ömer: “Yorgunluk bilmeyen mücahitlerin küfür karşıtı, Suriye-İran zulüm rejimlerine karşı savaştıkları için kendilerine teşekkür ediyorum. Bazıları, Suriye’deki kardeş mücahitlerin hizmetine yönelik yayınlanan fetvaları eleştirmekte ve tepki göstermektedirler. Ancak kadınların ve çocuklara yönelik cinayetlerden bahsetmiyorlar”

Selefi Şeyhi Nasır el Ömer daha önce de yayınladığı fetvasında “Şia ve Alevi kızlarının esir alınarak cihatçı gruplar arasında adil bir şekilde paylaşılması fetvası” vermişti.

İNANILIR GİBİ DEĞİL!..

Evet, elbette inanılır gibi değil. Lâkin yukarıdaki “rezillik, ahlâksızlık ve kâfirlik” olayı, bizi aşağıda ki habere inanmayı zorunlu kılmaktadır. Bir de bu habere bakın lütfen..

KİMYASAL BULGU YOK…

ÇOCUKLARI TERÖRİSTLER KATLETTİ

Şam Üniversitesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Yuva ve Dr. Bessam Ebu Abdullah, Birleşmiş Milletler Heyeti ile Şam'da görüştüler. (Gazete ve Ajanslar, 29 08 2013) Şam'da kaldıkları Four Seasons Oteli'nde kendisiyle görüşülen Angela Kane başkanlığındaki BM Heyeti 2 önemli saptama yaptı. Buna göre:

"1) Doğu Guta'da kimyasal bomba kullanıldığına dair herhangi bir bulgu yok.

2) Nasıl öldükleri henüz anlaşılamayan çocuklar, ailelerinin ifadesi ile, Özgür Suriye Ordusu'nun (yani teröristlerin) rehinesi idiler.

Şam yönetimi bizimle tam bir işbirliği içinde… Ölenlere enjekte edilen veya solutulan maddenin ne olduğunu anlamak için doku numunelerinin sonuçlarını bekliyoruz."

Suriye Devletinin daveti üzerine, BM Heyeti, teröristlerin 19 Mart 2013'te Halep'teki Han Esal Köyü'nde yapmış oldukları 26 kişinin ölümü ile sonuçlanan kimyasal silah saldırısını araştırmak üzere Şam'a geldi.

Ancak, terör gurupları, "BM Heyetini köye sokmayacağız" diye tehdit açıklamaları yaptıkları için, Heyet o bölgeye bir türlü gidemedi. Teröristler, Han Esal'de görgü tanıklarını da katlettiler. Tam bu sırada, teröristler ve bilumum Haçlı tayfası, "Esad Şam'ın Doğu Guta bölgesinde 21 Ağustos'ta kimyasal silah kullandı, 1300 kişi öldü" yaygarası kopardılar. Suriye Devleti, Han Esal için gelmiş olan BM Heyetine Doğu Guta'yı da araştırması için izin verdi.

Araştırma için Doğu Guta'ya yaklaşan BM konvoyuna teröristler keskin nişancılar kullanarak ateş açtı. Bunun üzerine geri dönen BM Heyeti, ertesi gün, 27 Ağustos'ta, Suriye Devleti'nin verdiği zırhlı araçlara binerek ilk incelemelerini yaptılar.

İlk belirlemelere göre ölenler 1300 değil, 300 kişi civarında.

BM Heyetinin cevap aradığı sorular şunlar:

(Bak yarın: Her şey Yalan ve iftira üzerine kurulu)

HER ŞEY YALAN VE İFTİRA ÜZERİNE KURULU

Mustafa Nevruz SINACI

1) Kimyasal silah kullanıldığı iddia edilen Duma, Raybin, Ayn Torma ve Maadamiya semtlerinde ordu ile teröristler arasında yoğun çatışmalar sürüyor iken, yapılaşmanın hemen hemen bulunmadığı bu bölgede o kadar çocuk ne arıyordu.

2) Eğer bir kimyasal saldırı oldu ise, Suriye Ordusu askerleri ve teröristler neden etkilenmedi? 21 Ağustos'ta rüzgâr Şam'da saatte 23 - 25 km. hızla esiyordu. Bu hava şartı, teknik olarak, kimyasal silah kullanımına uygun değil. Eğer o gün kimyasal silah kullanılmış olsa idi, Şam'ın diğer bölgelerine de sirayetle ölümlere yol açacaktı. Hal bu ki, olayın vuku bulduğu iddia edilen bölgeye birkaç yüz metre mesafede olanlar bile etkilenmemişlerdi.

3) BM Heyeti, ölen çocukların bazılarının aileleri ile görüştü. Aileler, çocuklarının ölümünü haber aldıktan çok kısa bir süre sonra olay yerine gittiklerini söylediler. Çocukları öldüren kimyasal silahlar aileleri nasıl etkilemedi? Fotoğraflarda, sivillerin ve doktor olduğu iddia edilen kişilerin cesetlerin vücutlarına ve elbiselerine dokundukları, korumasız olarak gezdikleri görülüyor. Hal bu ki bunları yapmak intiharla eşdeğerdir.

4) Çocuklar başka bir yerde kapalı bir mekânda öldürülmüş olup cesetleri Doğu Guta'ya getirilmiş olabilir mi? Çocuklara bir madde enjekte edilmiş olabilir mi? Çevrede atıldığı iddia edilen kimyasal silahtan etkilenen, ölen diğer canlılar (hayvan, mikroskobik canlı ve böcek) var mı? Heyet üyeleri, bu sorulara cevap bulmak için, çevreden alınan örneklerin ve ölenlerin doku örneklerinin inceleneceğini söylediler.

Ancak teröristlerin araştırmaya karşı koymaları bile, ölümlerden hangi tarafın sorumlu olduğunu açıkça göstermektedir. Öyle ya, Esad kimyasal silah kullandı ise, bırak BM Heyeti incelesin, suçlu Esad ise bulsun. Sen suçsuz isen, neden engel oluyorsun?

Amerika, Avrupa "Esad BM Heyetine izin versin" diye yaygara koparırken, Esad'ın izin verdiği BM heyeti teröristler tarafından engellenmektedir. İkiyüzlülük, tuzak apaçıktır.

Suriye muhalefetinin Paris'te yayımladığı El Hakika da iddialara kuşku ile yaklaşıyor ve soruyor: "Bir okulda, kreşte veya oyun sahasında bile bu kadar çocuğu bir araya getirmek zor iken, bu kadar çocuk ölmek için aynı anda nasıl ve niçin bir araya gelmiş? Konvansiyonel silahlarla günlerdir çatışmaların sürdüğü bu bölgelerden bir tek çocuk ölümü görülmezken ve bölge çatışmalar yüzünden sivillerden arındırılmış iken nasıl oluyor da bu bölgede onlarca çocuğun cesedi bulunuyor? Nasıl oluyor da aileleri cesetlerin başında ağıt yakmakta ve poz vermekte? Bu silahlar sadece çocukları öldüren, aileleri sağ tutan geliştirilmiş silahlar mıdır?"

Yaygaralar, gerçekleri örtme kabiliyetine sahip değildirler.

Dr. Abdullah, şu iki noktaya dikkat çekiyor:

1) Türkiye sınırına yakın, dağlık, derin vadier ve ormanlık alanlardan oluşan Cebel El-Zaviye bölgesinden sızan 3 bine yakın ağır silahlarla donatılmış terör gurupları ile klasik askeri çatışmaya girilmiş, günlerce süren çarpışmalarda Suriye Ordusu onlarca şehit vermişti.

Suriye Devleti eğer kimyasal silah kullanacak olsaydı, burada kullanırdı ve bu çukurda bu terör gurubunu birkaç saat içinde yok ederdi. Niçin birkaç gün içinde alabileceği bir bölgenin teröristlerin olmadığı bir bölümüne sivil öldürmek için kimyasal bomba atsın? Bunun hiçbir askeri getirisi yok.

2) Kimyasal gazın atıldığı iddia eden 21 Ağustos'tan bir gün önce, onlarca internet sayfasında "Esat kimyasal silah kullandı, katliam" haberleri çıkmıştı. Bir gün önceden saldırıyı nasıl biliyorlardı?

21 Ağustos'ta ise, Haçlı cephesi hep bir ağızdan, daha bir tahkikat yapılmamışken, ortak bir merkezden operasyon yürütür gibi Suriye Devletini suçlayarak savaş çığırtkanlığına girişmişti. Kurulan tezgâh apaçık ortadadır. Bilumum AKP yöneticileri, bu arada bazı bakan ve dahi bakanların başı da timsah gözyaşları dökmüşlerdir. Bu gözyaşları gerçekten samimi, doğru ve gerçek ise, bu katliamların destekçisi AKP bir an önce hesaba çekilmelidir.

Şunu unutmayalım ki; Osmanlı’nın bir tane dahi yalanı, ifrat ve iftirası olmamıştır.





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 15
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 342
Toplam Tekil 1635873
IP 54.167.142.229






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 3.004 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu