20 TEMMUZ 1936 MONTREUX BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ ve TÜRKİYE’NİN BOĞAZLAR POLİTİKASI - Dr. Tahir Tamer KUMKALE - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









20 TEMMUZ 1936 MONTREUX BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ ve TÜRKİYE’NİN BOĞAZLAR POLİTİKASI - Dr. Tahir Tamer KUMKALE
Tarih: 24.07.2013 > Kaç kez okundu? 1533

Paylaş


Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar istifade etsin, varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve azami derecede faydalanabilmek için de bütün yaratıklardan esirgediği zekayı, aklı insanlara vermiştir.-Gazi Mustafa Kemâl Atatürk-( 1923)





Çanakkale ve İstanbul Boğazları birlikte Türk Boğazları adı ile tanınmıştır. Bu boğazlar 200 yılı aşkın bir süredir Türkiye'ye yöneltilen dış tehditlerin başlıca kaynağını oluştururken, genellikle de Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik önemini arttırıcı ve bazen de belirleyici bir rol oynamıştır.



1774'de Kaynarca Türk-Rus Andlaşmasına kadar Karadeniz ya­bancı devlet gemilerine kapalı Osmanlı iç denizi niteliğinde iken bu andlaşma ile yalnız Rus ticaret gemilerine Boğazlardan serbest geçiş hakkı tanınmıştır. 1841 yılında Londra Sözleşmesi ile Boğazlara uluslararası bir statü kazandırılmıştır. Montrö Sözleşmesine dek Bo­ğazlar rejimi ortalama her 16 yılda bir değişikliğe uğramış, anlaşmalarda yer alan ilkeler ve hükümlere göre Osmanlı devleti zayıfladıkça Boğazlardaki Türk egemenliğini azaltmıştır. Hattâ 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi bile Türkiye'nin istemediği bazı hükümleri ihtiva etmiştir.



Türkiye, 1921’den itibaren SSCB ile dostluk ilişkileri sürdürmüş ve 1925 Saldırmazlık Paktına uygun tutum ve dav­ranışlar sergilemiştir. 1935 yılında İngiltere ile de Akdeniz'de İtal­yan tehlikesine karşı dayanışma içine girilmiştir.



Bu ortamda Atatürk; Lozan Boğazlar Sözleşmesiyle askerden arındırılmış Boğazlar bölgesine asker yerleştirilmesi için ha­rekete geçme zamanı geldiğine karar vermiştir. Atatürk; İngiltere, Fransa ve SSCB’nin desteğinin sağlanacağına inanıyordu. Türk hükümetince önce bu üç büyük devlet ve Türkiye'nin Bal­kan Paktı müttefikleri Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile görüşmelerden sonra, 11 Nisan 1936'da Lozan Boğazlar Sözleşmesi imzacısı tüm devletlere birer nota verilmiştir. Bu notada Akdeniz'de barışın tehlikede olduğu, dolayısıyla Boğazlara asker yer­leştirilmesi gereği belirtilmiş, değişen bu siyasal durum karşısında hükümlerin de değişmesi gereğiyle bir konferans toplanması istenmişti. 22 Haziran- 20 Temmuz arasındaki toplantı sonunda Montrö Bo­ğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır.



Montrö Sözleşmesi 1923 Lozan Barış Andlaşmasına bağlı olan "Boğazlar Sözleşmesi"nin yerine geçmiştir. İmzacıları Türkiye, Sov­yetler Birliği, Romanya, Bulgaristan, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan ve Yugoslavya'dır. Montrö'de ayrıca, İngiltere ile birlikte Avustralya da Sözleşmeyi imzalamıştır.



Montrö Sözleşmesi, Lozan'da olduğu gibi 1 nci maddesinde Boğaz­lardan ticaret gemisi, savaş gemisi ayırımı gözetmeden ‘geçiş ser­bestliği’ ilkesini koymuştur. Hatta bu kuralın süresinin sonsuz ol­duğunu da açıklamıştır.(Md.28) Ancak bunun yanı sıra, ilk kez Tür­kiye'nin ve Karadeniz devletlerinin güvenliğinin korunması’ ilkesini de ortaya koymuştur.



Bu ikinci ilkenin Türkiye bakımından en önemli göstergesi olarak sözleşmenin sonuna eklenen bir protokol ile Boğazların yeniden askerleşmesi kabul edilmiştir. Montrö de; Türkiye için yeni ve önemli bir kazanç da; "Türkiye savaş durumunda bir savaşan devlet ise, Lozan'daki gibi düşman ge­mileri ve uçaklarının geçişini yasaklama olanağına sahip olmanın ötesinde, kendisini pek yakın bir savaş tehlikesiyle karşılaştığı ka­nısında bulunuyorsa tıpkı savaşta imiş gibi geçişleri yasaklayabilecek" bir konuma gelinmesiydi.



Antlaşmada Karadeniz devletlerinin güvenliği ilkesinin göstergesi ise, barış zamanında bu ülkelerin savaş gemileri Boğazlardan her zaman ve tonilatoları ne olursa olsun geçebilirken, diğer ülkelerin savaş gemilerinin Karadenize girmelerinin kısıtlanmış olmasıdır. Güvenlikle ilgili bu hükümlerin yanısıra, Boğazlardan geçişin de­netimi işini üstlenmek üzere Lozan'da kurulan Uluslararası Ko­misyon kaldırılıp yetkilerinin Türk hükümetine bırakılması (Md.24) Boğazlar'da Türk egemenliğine konulan bir başka kısıtlamanın sonu olmuştur.



Geçiş rejimine gelince: Barış döneminde, ticaret gemilerinin ge­çişi için Lozan'daki düzen gibi tam bir serbestlik (sağlık denetimi dışında) ortaya konulmuştur. Kuşkusuz bu yöntem hem Ka­radeniz ülkelerinin hem de öbür ülkelerin işine gelmiştir. Ancak 2. Dünya Savaşından sonra Boğazlarda deniz trafiği 1936'dan beri 10 kat artınca Türkiye büyük tehlikelerle karşılaşmıştır.



Buna göre; Türkiye savaş içinde olduğu zaman, Lozan'da olduğu gibi düşman ticaret gemilerinin geçişini yasaklayabilecektir (Md.5)



Savaş gemilerinin geçiş rejimine gelince; Montrö'nün getirdiği barış zamanı ile ilgili olarak önemli bir değişiklik hem Türkiye hem de Karadeniz ülkelerinin güvenlikleri için koruyucu ön­lemlerdir. Bunlar; Geçişlerden Türkiye'ye önceden haber verilmesi, Boğazlarda transit gemi tonajı toplamının sınırı, tek tek geçişler vb. ile Karadeniz'de kıyısı olmayan ülkelerin Karadeniz'e çıkacak savaş gemilerinin sayı ve tonajlarının 30 ve 45 bin ton olarak sınırlanmasıdır(Md.10-18).



Savaş zamanı: Türkiye savaşan durumda ise ya da kendisini yakın bir savaş tehdidi karşısında his­sediyorsa yabancı savaş gemilerinin geçişi tümüyle onun kararına bağlı olacaktır. Kendisi savaşan değilse, savaşan ülkelerin geçişi yasaklanacak, savaşmayan taraf savaş gemileri ise geçebilecektir (Md.19,20 21).



Montrö Sözleşmesinin savaş gemileriyle ilgili bu geçiş düzeni şimdiye kadar iyi işlemiş, ciddi bir protestoya ve hatta yakınmaya neden ol­mamıştır. Uzmanlara göre 2. Dünya Savaşından sonra karadan, havadan ve deniz altından fırlatılabilen değişik menzilli füzeler öylesine gelişmiştir ki, Ka­radeniz gibi kapalı bir denizde bir donanmanın vurulması kolaylaşmış, deniz üstü gemilerle büyük deniz savaşları çıkması ih­timali azalmıştır.



2. Dünya Savaşından sonra Boğazlardan geçiş trafiğinin giderek artması ile özellikle İstanbul Boğazında kazalar sıklaşmış, bu arada petrol tankerlerinin kazaları bütün İstanbul'u tahrip edebilecek tarzda korkunç bir hal almıştır. Ayrıca gemilerin yarattığı kirlilik, boğaz sularında çok büyük boyutlara varmış, Marmara denizi deniz turizmine kapanmış ve balık nesli neredeyse tükenmiştir. Bu ciddi durumun temelinde Sözleşmenin 2. Maddesi yatmaktadır. Bu maddeye göre ticaret gemileri; Gece ve gündüz, hamulesi ne olursa olsun, sağlık denetimi dışında hiçbir işleme bağlı olmaksızın (durma vb.) ve ücret alınmaksızın geçiş serbestliğine" sahiptir. Türk klavuz ve römorkör alınması da isteğe bağlı kılınmıştır.



Bugünkü koşullarda böylesine sınırsız bir geçiş serbestliği yabancı gemilerden çok Türkiye'ye zarar vermektedir. 14 milyon nüfusa sahip İstanbul'u korkunç tehlikeler karşısında bırakmaktadır. Ayrıca Tür­kiye elindeki bu imkanı ekonomik olarak kullanama­maktadır. Klavuz hizmetleri dışında geçişte ücret dahi alınmamak­tadır. Hatta pek çok geçişte Türkiye'ye haber dahi verilmemektedir.



Montrö Boğazlar Antlaşması Üzerinde Değişiklik Çalışmaları :



Montrö 77 yıldır uygulanmaktadır. Bir savaşın sonunda değil barış döneminde, ama yine de savaş tehditlerinin başladığı bir za­manda yapılmıştır. Bu yeni sözleşmenin girişimi Türkiye'den gel­miştir. Sovyetler Birliğinin o sırada Türkiye ile olduğu gibi İngiltere ve Fransa ile de düzgün ve güvenli ilişkiler sürdürmesi dolayısıyla Türkiye ile birlikte,"Karadeniz ülkelerinin güvenliği" kavramının ilk kez bir anlaşmaya geçirtmesini sağlamıştır. Sözleşmenin giriş kesimindeki bu temel ilke Tür­kiye ile Rusya arasında sağlıklı bir bağlantının varlığını ortaya koymuştur.



Montrö görüşmeleri sırasında bir ara Sovyet Dışişleri Bakanı Litvinov boğazların birlikte savunulması konusunda Türkiye temsilcilerinin ağ­zını aramışsa da,Türk hükümetinin buna yanaşmayacağını an­layınca ısrar etmemiştir. 2. Dünya Harbinin galibi Sovyetler bu isteklerini 1948'da resmen dile getirmişlerdir. Ancak, Sovyet Rusya'nın güçlü olduğu bir sırada yaptığı bu girişim Amerika'yı harekete geçirerek Truman Doktrinini ortaya koydurmuş ve Türkiye'nin NATO'ya girmesini sağlamıştır. Bunun üzerine Sovyet yönetimi 1953’te is­temlerini geri aldığını açıklamıştır.



Bugün Türk boğazlarından her dört dakikada bir petrol yüklü tankerler dahil büyük tonajlı gemiler geçmektedir. 14 milyon insanın yaşadığı İstanbul’da ticaret gemileri trafiğinin artışı yüzünden karşılaşılan ciddi güvenlik sorunları Boğazlar statüsünün yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Türkiye, doğal deniz geçitlerinden serbest geçiş ilkesinin karşısında değildir. Ayrıca özel­likle Karadeniz devletleri için bu geçişlerin hayati önemi haiz ol­duğunun da bilincindedir. Öte yandan Rusya ile eskisine oranla daha iyi ilişkiler sürdürebilmesi bakımından bugünkü uluslararası konjonktürün her iki taraf için elverişli bir fırsat oluşturduğu ka­nısındadır. O nedenle Boğazlardan ticaret gemilerinin geçiş düzeni konusunda Türkiye'ye zarar vermeyen bir formül bulunması için Moskova'dan anlayış beklemektedir.



Türkiye, muhtemel tehlikeleri önlemek ve daha gü­venli bir geçiş sağlamak için "Boğazlar ve Marmara'da Deniz Trafik Düzenine" ilişkin bir tüzük hazırlamış ve bunu 1 Temmuz 1994'de yürürlüğe koyduğunu dünyaya açıklamıştır. Montrö Sözleşmesi hükümlerine göre kaleme alınan yeni tüzük Moskova'da bazı kuşkular uyandırmıştır. Oysa, Lozan Boğazlar Söz­leşmesi 16. Madde ile bu düzenlemeler için Ulus­lararası Komisyon yetkili kılınmasına rağmen bu komisyonun yetkileri Montrö'nün 24. maddesiyle Türk hükümetine devredilmiştir ve ortada yanlış bir durum yoktur.



Her özgürlük ve serbestinin mutlaka sınırları olmalıdır. Burada da geçiş serbestliğine "Güvenli (secure, safe) ve Zararsız (innocent) geçiş" kavramlarının eklenmesi önem kazanmıştır. Böyle bir geçiş tüm ül­kelerin gemileri için yararlıdır. Zararsız geçiş kuralı karasularında bile kabul edildiğine göre, Türkiye'nin tam egemenliği altındaki bir bölgede bunun uygulanması kaçınılmazdır. Montrö serbest geçiş ilkesine savaş gemileri için bazı sınırlamalar getirilmiştir. Bugünkü koşullarda ticaret gemilerine de getirilmesi doğal olarak kabul edilmek zorundadır.



Yeni Tüzüğün tüm sorunların çözümü için yeterli olmadığı da açıktır. 2. Maddedeki "hamule-yani taşınan madde ne olursa olsun ve hiç bir işlem yapılmaksızın" hükümleri ve Türk pilot alınmasının isteğe bağlı tutulması konusuna yenilikler getirilmedikçe sorunlar devam edecektir. Montröde tartışılmakla birlikte, Türk delegasyonunun o zaman yeterince üzerinde durmadığı bu hükümler bugünkü ihtiyaçları da karşılamaktan uzaktır. Bunun için Boğazlarda daha büyük felaketler beklenilmemelidir. Bu gerçeğin her platformda dünyaya anlatılması gerekmektedir.



Montrö Boğazlar Antlaşmasının Türkiye'nin milli çıkarlarına göre yeniden düzenlemesi için değişikliklerin yapılması uygun mütalaa edilmektedir.(1)



- Gece ve gündüz” kelimeleri metinden çıkmalıdır. Gece ge­çişleri çok tehlikeli olabileceğinden (13 Mart 1994 tanker kazası bunu göstermiştir) zamanlama işleri yeni uygulamaya konulan tüzük çerçevesinde çözümlenebilir.



- “Hamulesi ne olursa olsun" kelimeleri maddenin en tehlikeli kesitidir. Eğer bir gemide uluslararası sözleşmelerce ya­saklanan kimyasal ve bakteriolojik silahlar, zenginleştirilmiş uran­yum gibi radyasyon kaynağı maddeler, patlayıcı ve uyuşturucular, hatta Türkiye'ye karşı kullanılmak üzere terör örgütlerine gönderilen silahlar varsa ya da varolduğu kuşkusu bu­lunuyorsa, bunları önlemek gerekir. Gerek kendimiz ve gerekse diğer ülkeler açısından bu hususta kı­sıtlamalar getirilmelidir.



- "Hiç bir işlem (formalite) olmaksızın" kelimesi de tehlikeler ortaya koyabilir. Türk makamları gerektiğinde bir ticaret gemisini durdurabilmeli, konşimentosunu isteyebilmeli ve kuş­kulanırsa taşınan malları görebilmelidir. Bu bizim en tabii hükümranlık hakkımız olarak kabul edilmelidir.



- Türk pilot istenmesi mutlaka zorunlu duruma ge­tirilmelidir.



- Petrol tankerlerinin geçişi Boğazların yıllık kapasitesi gözönünde tutularak sınırlandırılmalıdır.



- İmzacı devletlerden Yugoslavya ve Yunanistan 1. Dünya Savaşındaki müttefikler olarak Lozan'da ve Montrö'de yer almışlardır. Bugün bunlara gerek yoktur. Buna karşılık, II.Dünya Savaşından sonra Karadeniz Devletlerini dengeleyecek Batı Devletlerine ABD ve Almanya'nın katılması gerekir. Öte yanda yeni Karadeniz Devletlerinin (Ukrayna ve Gürcistan) Boğazlar Sözleşmesinde yer almaları doğaldır.



- Sözleşme ve eklerinde savaş gemilerinin çeşitleri ve tanıtımlarına ilişkin hükümlerin de güncelleştirilmesi kolaydır



- Geçiş ücreti alınmamakla birlikte, Türkiye'nin kat­landığı harcamaların karşılığı için genel bir formül bulunabilir. Türkiye tarafından verilecek hizmetler (sağlık denetimi, fenerler, şamandralar, kurtarma, radyo frekansları, pilotaj, römorkör , sahil koruma gemilerinin, radar hizmetlerinin vb. karşılığı hizmetlerin bedeli de düşünülmelidir.



- Serbest geçişin kazalar, çevre kir­lenmesi vb. bakımından yarattığı sorunları karşılayacak tazminat ve sigorta sistemi ile ilgili yeni hükümlere de gerek vardır.



Yukarıda açıklanan hususların; Montrö Boğazlar Antlaşmasının günümüzün gelişen teknolojik şartlarına ve boğazları kullanan ül­kelerin ihtiyaçları gözönüne alınarak yeniden gözden geçirilerek uygulama alanına konulması ülkemizin yararınadır. Bununla hü­kümranlık haklarımız pekiştirildiği gibi, emniyetli geçiş sağ­lanabilecek ve sonunda bundan ülkemiz önemli ölçüde maddi ka­zançta sağlayabilecektir.



Bu bir ticari işlemdir. Türkiye, en doğal hakkı olarak boğazları kullanan devletlerle karşılıklı oturup boğazları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmalıdır. Bu doğal hakkını kullanırken elbetteki başta Rusya Federasyonu olmak üzere Karadeniz ülkeleri bu yolu kullanan diğer ülkelerle de ortak çıkar çizgisinde birleşebilmelidir. Çünkü bu yolun kapatılması Karadeniz ülkeleri için fevkalade kötü sonuçlar doğurabilir. Dikkatle ve özenle orta yolda anlaşılmalıdır.



















(1) İsmail Soysal; Türk Boğazları ve 1936 Montreux Sözleşmesi, Harp Akademileri Komutanlığı Bilgi Notu 146,11 Mayıs 1994, SS.1-7





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 16
Dün Tekil 936
Bugün Tekil 104
Toplam Tekil 1642275
IP 54.87.114.118






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































11 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir.
(Mete'nin Oğlu)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 1.907 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu