HORASAN TÜRKLERİ HAKKINDA TANITICI BİLGİ - Yrd. Doç. Dr. Elnur Hasan MİKAİL(Derleyen ve Editleyen) - TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi - http://www.turansam.org









HORASAN TÜRKLERİ HAKKINDA TANITICI BİLGİ - Yrd. Doç. Dr. Elnur Hasan MİKAİL(Derleyen ve Editleyen)
Tarih: 19.07.2013 > Kaç kez okundu? 17230

Paylaş


Horasan Türkleri

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Atla: kullan, ara

Horasan Türkleri

(خراسان توركلرى)

North khorasanTurkic.jpg

Horasan bölgesinde ██ Horasan Türkleri ██ Türkmenler

Toplam nüfus

1.000.000[1]

Önemli nüfusa sahip bölgeler

İran İran (Horasan)

Diller



Horasan Türkçesi

Din



İslam (Şii ve Sünni)

İlgili etnik gruplar



Türkmenistan Türkmenleri, Türkiye Türkmenleri



Horasan Türkleri ya da Horasan Türkmenleri (kendilerince خراسان توركلرى , Farsça: ترکان خراسانی), İran'ın kuzeydoğusunda Kuzey Horasan, Razavi Horasan ve Güney Horasan olarak üçe bölünmüş olan eski Horasan bölgesinde yaşayan Kızılbaş ya da Sünni Türk halkı. Anadilleri olan Horasan Türkçesi, Türkmence ve Azerice arasında olup Türkmenceye daha çok yakınlık göstermektedir.[2]

Kaynakça



^ Iranicaonline

^ Tulu, Sultan (2010). Horasan Türkçesi il e İlgili Folklor Çalışmaları.



***



HORASAN TÜRKLERİ



Müge ÇETİNKAYA



Bugünkü Orta Asya adıyla tabir edilen geniş , asırlarca Türk hâkimiyetine sahiplik etmiş coğrafyadan Batı’ya doğru akın eden Türk boyları, Horasan'ın Kuzey'ini kendilerine yer edindiler. Bugün bile sayıları 4.000.000 'dan fazla Türk bu bölgede yaşamaktadır. Bölgede ki Türk nüfusu İran baskıları nedeniyle kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bu 4.000.000’luk rakam en az’dır. İran gibi işgalci bir devletin,içindeki Türklerin sayısını olduğundan az göstermesi olağandır. Horasan Türkleri boy itibariyle Oğuz Türklerinin içindeki kolların harmanlanmasından olmuştur. İçlerinde değişik boylardan Türkler de bulunmaktadır. Horasan bölgesi ,kısa zamanda hızla Türkleşerek , müebbet bir Türk yurdu haline gelmiştir. Horasan'daki Türk boyları her zaman kendi kaderlerini kendi ellerine almış, yüce Türk devletçiliği geleneğini burada da işletmişlerdir.



Bu Türk yurdunda kurulmuş en önemli Türk devletlerinden biri Avşarlar’dır. Kaçar devleti hâkimiyeti altında da hüküm süren Horasan Türkleri tıpkı İran adlı ülkede yaşayan diğer Türk boyları gibi Iran zulmüne mazhar olmuslardır.İran devletinin Fars egemenliğine geçmesiyle,Güney Azerbaycan Türkleri gibi Horasan bölgesindeki Türklerde asimile siyasetinin kurbanı oldular. Türkistan'dan Horasan'a gelen Türklerin burada yayıldığı topraklar yaklaşık olarak 140.000 kilometre karelik bir yüz ölçüm ile ifade olunur. Horasan Türk topraklarının sınırları güneyinden Türkmenistan, güney batısı'nda Türkmen Sahra , güney doğusu'nda Afganistan ve Kevir çölü'ne kadar uzanır. Horasan'ın Kuzeyine düsen bölgeler tarihten bugüne Türklerin yasam alanı, Türklerin yurdu olmuştur. Tüm tarihi veriler göstermektedir ki Horasan soy itibariyle karışıksız bir Türk yurdu'dur. Türk kültür yapısını muzahafaza etmişler ve özelliklerini kıskançlıkla,şuurluca korumuşlardır.

Özellikle Cekana, Biryurd, Kuçan, Çağatay, Askan, Deregez, Sereks, Sirvan, Faric, Isfarayin, Raz, Bam Sefiabad, Nadirin Kelati ,Sebzivar ile Nisaburun, Geraili bölgeleri gibi Horasan şehir ve kısımları tarihten bugüne Türklük abîdesi olarak durmaktadır. Bu tarihi Türk kentlerinde ve köylerinde asırlardır ayakta duran tarihi eserler yabancı turist ve tarihçilerin dikkatini çekmekte ,pek çok tarihi incelemeler yapılmaktadır.



Sovyetler Birliği denilen Komünist Rusya'nın uydusu durumda ki devletlerin, bu zalim sisteminin yıkılmasıyla bağımsızlığına kavuşan beş tane Türk Cumhuriyeti, Horasan Türklerine ve diğer zulm, yabancı esareti altında sömürülen Türk yurtlarına örnek olmaktadır. Bugün Horasan Türkleri yoğun bir Iran baskısı altındadır. Bağımsızlık için çalışmaktadırlar ve millî özgürlüklerini almak istemektedirler. Manevi ve psikolojik işkencelerin yanı sıra Güney Azerbaycan denilen Iran işgalindeki Türk yurdunda da var olan diğer Türk boyları ile birlikte zulüm görmektedirler. Farslaştırma ve öz benlikten koparma siyaseti Horasan Türkleri üzerinde de oynanmakta ve bütün bunlara büyük bir Türk direnişi ile karşılık verilmektedir.



Horasan bir çok millî ayaklanmaya sahne olmuştur. Kolonel Muhemmed tagihan Pisyan(pesyan) önderliğinde,1921 yılının Nisan ayında Horasan Türklerinin ilk cumhuriyeti ilan edilmiştir. Ancak bu cumhuriyet sadece bir yıl ayakta kalabilmiş, Rus ve İngiliz devletlerinin emperyalizm propagandaları,işgalci siyasetleri ve Türk varlığına düşmanlıkları sebebiyle Fars – Kürt işbirliği ile yıkılmıştır. Horasan Türk cumhuriyetine karşı son derece namert şekilde saldırılan yapılmış sadece İngiliz ve Rus ordularının her birinden en az 3000 tane silâhlı asker cumhuriyeti yıkma hareketine katılmıştır. Horasan’ın Koçan şehrine bağlı Caferabat köyünde çıkan kanlı savaşta Horasan Türkleri korkusuzca ve yiğitçe,gözlerini daldan budaktan sakınmadan savaşarak kahramanlık destanı yazdılar. Onların böylesine yiğitliğine düşmanlar onursuzca ve korkakça karşılıklar veriyorlardı. İngilizlerin ve Rusların bütün askeri güçleri,yanlarına Farsları da alarak savaşa hile katmalarıyla yeni bir boyut daha kazandırdılar. Böylelikle hilekarlıklarının neticesinde savaşı namertçe kazandılar. Bu savaşta Muhammed Tagi Han Pişvan İngiliz, Rus ve Fars birliklerince şehit edildi ve mukaddes başı gövdesinden ayrıldı.



Büyük Türk devletlerinden Kaçar Türk devletinin son zamanlarında,Horasan’ı Deregez adlı şehrinde,tebasının sadakatle kendisine bağlı olduğu çiçi Han da Rus birlikleri ile savaşlar yapmış bir Horasan yiğididir. çiçi Han’da tıpkı büyük önder Pesyan gibi şehit edilmiştir. çiçi Han’ı şehit eden Rus birlikleri , oğlunu da Kürtlerin yardımıyla bulmuş ve şehit etmiştir. çiçi Han’ın aziz varlığına yakılan ağıtlardan biri de gayet dokunaklıdır.



çiçi Han, Hanlar Hanı,



Deregez’de yoktur şanı,



Yürekte kaldı Ermanı,



Heyif oldun, Sen öldün çiçi,



Senin tekin ana doğmaz,



Devlet senin gadrini bilmez,



Namert cevanmeti sevmez,



Heyif olsun sen öldün çiçi



Tarihten bugüne Türk'ten başkasının olmamış Horasan'ın üzerinde bir başka oynanan çirkin ve ezici politika da Kürtleştirilme politikasıdır. Horasan civarına yaklaşık 500 yıl önce gelmiş olan Kürtler, yabancı ve emperyalist devletlerin destekleri ile bugün Horasan'da yönetimi gayri resmi olarak ele geçirmiş durumdadırlar. Hızlı bir Kürtleştirme siyaseti ile sanki Horasan hiç Türk'ün olmamış burada hiç Türk yasamamış gibi, orada var olan Türkleri yok edilmeye çalışılmaktadır. Kimi zaman nüfus dengesini bozmak adına Türk köylerine yerleştirilen Kürt nüfus kimi zaman da , en açık şekilde kendisini gösteren şekliyle kültürel asimilasyon yollarına gidilmektedir. Mesela, Firdevsi Üniversitesi'nde yapılan sözde bilimsel araştırmalar ile bölge tamamen Kürtlerin yurdu olarak gösterilmektedir. Firdevsi Üniversitesi, Kürtlerin kaçakçılık ve gayri meşru yollardan çok paralar kazanarak, zengin olmuşlarından Rezevi Astanas'ın ve birçok Kürt'ün maddi yardımları ile bu sözde bilimsel incelemeleri yapmaktalardır. Bir üniversitenin,bilim yurdunun böyle yanlı bir siyasete alet olması dikkate şayandır. Ne kadar korkunç bir Fars- Kürt oyunudur ki bir Üniversite para karsılığı sözde bilimsel araştırma ve beyanatlar ifadeleriyle koskocaman bir Türk varlığını yok sayıp silmeye çalışıyor! Yine ayni üniversite tarafindan yayınlanan makale ve fikir yazılarında sürekli olarak bölgenin Kürt olduğunu , tarihten bugüne bu bölgede sadece Kürt varlığına rastlandığını neşreden talihsiz ve hain emellere hizmet eden yazılar kaleme alınıyor. Horasan Türklüğü üzerine oynanan bu Kürtleştirme politikası Fars, Kürt, Ermeni işbirliği ile gerçeğe geçirilmekte olup tüm dünyayı Horasan Türklerinin tarihi ve kültürel izlerini sürmeye davet ediyoruz.



Tarihin hiçbir devresinde ve zamanında bir devlet , bir otorite sahibi olamamış, bir kültür yaratamamış insanlığın en ilkel kavimlerinden ve Türk soyunun en büyük , en kalleş düşmanlarından olan Kürtlerin buradaki varlığı sözde bilimsel araştırmaların verileri diye lanse edilerek , Fars üniversitelerinden kendilerine dayanak buluyor. Günümüzde Horasan civarında yaşayan Kürtlerin sayısı 200.000 olarak istatistiklere yansımaktadır. Kuzey Horasan'da yaşayan bu Kürtler Kirmançi (Gurmançi) olarak ifade edilirler . Bu Kirmançi Kürtler nüfus olarak Türklerin yanında çok az olarak kalmalarına rağmen Faşist Fars hâkimiyeti'nin göz bebeği durumundadırlar. Bütün devlet işleri ve yüksek memurluklar Kürtlere verilmekte ve onların zenginlik, müreffeh içinde yaşamaları sağlanmaktadır. Sayıları 200.000 olan bu Kürt nüfusun Horasan'a ilk gelip yerleşmeleri, Safavi Türk İmparatorluğu zamanında olmuştur. Kuzey Horasan'a sürülerek gelen bu Kürtlerin geldikleri yerler İran'ın doğusuna düşen çöllük mevziler olarak bilinmektedir. Kuzey Horasan ile Türkmen Sahra arasına yerleştirilen bu Kürtler göçebe olarak yaşamlarını sürdürmüşler , Rıza Pehlevi'nin zamanına kadar da bu şekilde yaşayıp onun emri ile yerleşik hayata geçirilmişlerdir. Bu Kürtleri yerleşik hayata geçirme siyaseti çok önemli bir asimile politikasını bağrında barındırır. Kirmançi Kürtleri olarak bilinen bu kavim Türk şehirlerinin içine ve Türk nüfusun hemen yanına yerleştirilmiştir. Bu yerleştirme bilinçli bir Fars devlet siyasetinin ürünüdür. Türk şehirlerine yerleştirilen Kürt nüfus ile bölgedeki Türk nüfus dengesinin bozulması ve karışmaların olmasıyla Türk bölgelerinin hızla Kürtleştirilmesi hedef alınmıştır. Türk düşmanı Fasist Fars hâkimiyeti sürekli olarak bu sinsi politikayı izlemiş ve Horasan bölgesini Kürtleştirmek adına Kürtlere maddi, manevi destekler vermiştir. Horasan'daki Kürt grupları Iran hâkimiyetinin ve Farsların temsilcisi, hanedanı olarak Türkleri üzerine baskı kurmuşlardır. Iran hâkimiyetinin en sıkı temsilcileri olan Kürt gruplarından Fars hâkimiyetine muhalefet eden olmamakta ve Iran devleti Pkk adlı Kürt terör örgütüne sonsuz destekler verip , askeri egitimlerini sağlamaktadır. Iran tarafindan beslenen ve Türkiye Cumhuriyeti üzerine salınan bu Kürt terör örgütü ta ki Iran'ın topraklarına göz dikene kadar Iran bu örgütü koruyup beslemiştir. Alınan son bilgilere göre Iran Kandil dağında konuşlanan Pkk militanlarına baskın yaparak, çok ağır kayıp verdirmiştir. Çünkü yıllarca besleyip üzerimize saldığı Pkk,artık İran topraklarına da göz dikmiştir. Kendi toprağına göz dikeni anında yok edecek kadar millî benlik sahibi Fars milleti derhal operasyonlar düzenlemiş ve bu Kürt örgütüne taaruza geçmiştir.



Geraili bölgesi olarak adlandırılan Horasan Türklerinin nüfus yoğunluğu itibariyle aslî unsur olduğu Türk bölgelerinden biri de tamamen Kürtlerin olarak gösterilmiş ve Kürtler sözde buradaki Türkler ile savaşıp , onları yenip burayı kendilerine yurt edinmiş ve devlet kurmuşlardır şeklinde yazılar yayınlanmıştır. Hiçbir tarihi dayanağı olmayan bu tezlerin sayıklamadan öteye gitmemesi gerekirken Iran hâkimiyeti tarafından daha da coşturulmaya çalışılmaktadır.. Bu dayanaksız, Kürt emperyalizmi kokan hayallerini gerçekmiş gibi sunup savunmak için de,var olduğundan beridir Türkçe adlar taşıyan yerlerinin, tabiî bölgelerinin, çaylarının, sularının, dağlarının adlarını değiştirerek Kürtçe adlar verip bir cinayete daha imza atmaktadırlar. Horasandan Türk varlığını tamamen silmek ve bu Türk yurdunu tamamen Kürtleştirmek uğruna, adları Türkçe olan bütün yerlerin adları Kürtçe yapılmaktadır. Sözde Kürtçe diye bir dilin dünya dil aileleri arasında yeri bulunmadığını, kendilerini Kürt olarak ifade edenlerin bile bu sözde dil ile kendi aralarında anlaşamadıklarını belirtmekte gerek vardır. Kürtçe olarak dillere dolanan sözde dil Farsça, Arapça, İbranice gibi Sami diller grubuna dahil bir karmaşadır. İçinde en çok Farsça kelimeleri barındırır. Örnek olarak, Kürtçe de ‘Namirin’ diye telafuz edilen ve yazılan, Türkçe ‘ölümsüzlük’ anlamına gelen kelime, Farsça da ‘Nemirini’ dir ve aynı anlamın karşılığıdır.. Bu sebeple Türkçe olan yerlerin adları değiştirilirken eğer sözde Kürtçe olarak karşılık bulunamazsa Farsça adlar verilmekte ve aslında etnik olarak Farsların bir kolu olan Kürtler devlet kurmuş, yaşatmış olarak hak sahibi ilân edilemeye çalışılmaktadır. Tarihten bugüne Türkçe olan ancak Fars ve Kürt tecavüzleri ile değiştirilmiş olan bazı yerlere örnek olarak; En büyük Türk şehirlerinden olan Bir yurd'un adı önce 'Bijanyurd'a sonra 'Bijangerd'e ve en nihayetinde de' BijanKürd' haline getirilmiştir. Karavul dağı ' Sirkuh dağı', Deregez şehri 'Derexer' haline ve sonra da 'Muhammed Abad' adı ile anılır hale getirilmiştir.



Bütün Türkçe yer adlarının değiştirilmesi sadece küçük bir eritme siyasetlerinin ürünü gibi görülmelidir. Çünkü Kürtleştirme politikası çok büyük bir boyutta oynanmaktadır. Horasan Türk tarihi üzerinde büyük izler bırakmış, devletler kurup idare etmiş Türk büyükleri Kürt veya Fars soyundan olarak ilân edilmekte ve Türklükleri üzerinde şâibeler yaratılmaya çalışılmaktadır. Türklüğü su götürmez bir gerçek olan, Nadir Sah Avsar'ın hatta ünlü Türk hükümdarlarından Oğlan Budagı'nın bile Kürt olduğunu iddia etmektedirler. Horasan'da yaşamış bütün Türklerin aslında Kürt olduklarını iddia edebilecek kadar bilimden ve tarihten kopmuş bu hainler topluluğunu tarih yargılayacaktır.



KAYNAKÇA: http://www.asilkan.org/sabit/horasan.htm

Müge ÇETİNKAYA



***







Horasan ,bugün İran sınırları içinde bulunan bir bölgeye verilen ad. Bu adla anılan bir de şehir var. Hazar denizi'nin güneydoğusunda yer alan Horasan, Türkistan'ın güneyinde yer alıyor. Yani Horasan, Türkistan Anadolu İpekyolu'nun zorunlu durağı. Horasan; Türkistan,Özbekistan, Kazakistan'ın güneye açılan kapısı sayılır. O bölgenin kavimler kapısı. Hazar Denizi'nin, bizim Karadeniz büyüklüğünde bir iç deniz olduğu düşünülürse bu kapı daha da anlam kazanır. Horasan ,İran sınırları içinde olmasına karşın orada bugün dahi yaşayan ve Anadolu Alevilerinin geleneklerini sürdüren Aleviler var. Yani Şii olmayan, Anadolu Alevilerinin geleneklerini sürdüren Aleviler var. Yani Şii olmayan, Anadolu Alevileri ile aynı özellikte Alevilik bugünde yaşıyor. Bunlara; "Ali Allahiler" ve "Ehli Haklar'' deniyor.Bunlar Kürt ve Türk kökenli Alevilerdir. Burada bir şeyi yinelemekte fayda var. Aleviliğin kökeninin Horasan olduğu söylenince hemen arkasından ''O zaman tüm Aleviler Türktür '' ifadesi her şeyi çözmüyor. Çünkü Horasan ' dan gelen Aleviliği sadece Türk diye adlandırmak , gerçeği anlatmada tek yanlı kalıyor. Şu anda Horasan ' da yaşayan Kürt Aleviler olması demek ki bu sav için yeterli bir anlatım sayılmaz. Horasan ' dan Anadolu ' ya hem Türk hem de Kürt kökenli Aleviler gelmiş. Aradan yaklaşık 800 yıl geçtiği halde bugünde varlıklarını sürdürdüklerine göre geçmişte neden olmasın. İstanbul ' da okuyan İran' lı bir öğrenciyle tanışmıştım. Kendisini Alevi olarak nitelendiriyordu. Ben , ' Yani Şii misin?' diye sorunca , ' Hayır , Şii değil Aleviyim ' demişti.Ben sizin ' Alevilik Olayı ' kitabınızı okudum. Biz işte öyle Aleviyiz.' Merak edip 16 Ağustos' ta geleneksel Hacı Bektaş Veli'yi anma törenlerine katılmıştı. İzlenimleri çok ilginçti. Demişti ki ' Ben kendimi bir Anda İran'da ( kendi bölge ve şehirlerinin adını vererek ) hissettim.' Ama anlattığı Humeyni İran'I değildi , Aleviliğin hala kısmen yaşadığı Alevi İran'dan söz ediyordu. 'Bizde de ozanlar var ' diyordu. Pir Sultan ' dan , Hatayi ' den , Kerbela üstüne , 12 imamlar ve Ehlibeyt üstüne nefesler söylerler. Bizde cemevine ' hankah' denir. Bizim de dedelerimiz var. Bizide aşure törenleri Şiilerden farklıdır , çok anlamlı ve görkemli geçer. Şiiler de , bizim farklılığımızın farkında , O nedenle bize dokunmazlar. Bizi öyle kabul ederler. Bizde de hankahlarda cem yapılır. Bizde de tıpkı sizdeki dedeler gibi sakal bırakıp hiç traş olmayan dedeler vardır. Bizdeki kadın erkek ilişkileri , Şiilere değil , sizlere benziyor. Bizde de camiye gidilmez vs , vs…' İşte İran'da hala yaşayan bu Alevilik , Şah İsmail Hatayi döneminde Anadolu'ya koşut olarak yaşayan bu Alevilikti. Çaldıran Savaşı' da Safevilerin yenilgisiyle olaydan sonra Şiileşen İran' ın ardında kalan ve 500 yıldır Şiiliğe karşı direnip yaşamaya çalışan bu Alevilikti. Anadolu Aleviliğinin kökenine ilişkin saptamalarda Türkistan kadar Kürdistan vurgusunun da sıkça yapılması , bazı kaygı verici çağrışımlara yol açmaktadır. Çünkü Anadolu hangi ulustan , hangi ırktan , hangi inançtan olursa olsun , tüm insanlara , tüm dervişlere , tüm ermişlere kapısını ardına dek açmış , onlara derin sevgi ve saygı göstermiştir.Anadolu bir uygarlıklar zinciridir. Ondan bir halka eksilirse yapı bozulmuş olur. Anadolu insanı tek renkle yetinmemiş , başkalarından aldığıyla kendi özelliklerini yoğurmuş , ortaya yeni bir öz ve biçim çıkarmıştır. Çok tanrılı , tek tanrılı tüm dinler , Anadolu ' da buluşmuş , karışmış , yeni bir inanç ve düşünce tarih sahnesine çıkmıştır. İslamiyet de Anadolu toprağına ekilince farklılaşmış , yeni biiçerik kazanmıştır. Kendine has özellikler taşıyan bir oluşum ortaya çıkmıştır. İşte bu sentezin en belirgin olgusu Alevi Bektaşi düşünce ve inanç bütünlüğüdür. Anadolu Aleviliğinde , İslamiyet içindeki Hz. Ali sevgisi ve yandaşlığından kaynaklanan damar , Asya ' dan akan tasavvuf ırmağıyla birleşmiş , yakın coğrafyalardan bu ırmağa yeni sular karışmış , Anadolu ' nun klasik uygarlıklarından renkler eklenmiş ve bir sentez ortaya çıkmış. Bu olguyu sadece Türkistan kaynaklı göstermeye , Türk - İslam sentezine eklemlemeye çalışanlar yanılıyorlar. Alevilik esas mayasını Türkistan ' dan almış olsaydı , neden bu maya o coğrafyada tutmamıştır? Türkistan ' da yaşayan İslam , esas olarak Sünni islam kabul edilen Emevi Müslümanlığıdır. Biraz daŞiiliktir. Türkistan ' da esas olarak Alevilik - Bektaşilik yoktur. Türkistan için söylediğimiz Kürdistan için de doğru sayılır. Aleviliği ' Kürt kültürünün patlaması ' olarak niteleyenlerden en az Türk - İslamcılar kadar yanılgı içindedirler. Çünkü Kürtler , İslamı kabul ettikten sonra esas olarak Şafii Müslümanlığı seçmişlerdir. Kürdistan ' da Aleviler azınlıktadır. Bu nedenle Anadolu Aleviliği , Türk - İslam sentezine de , Kürt - İslam sentezine de sığmıyor. Biçilen elbiseler Aleviliğe dar geliyor kanısındayım. Alevilik , 72 milleti , 18 bin alemi kendisine yurt edinmiş bir oluşumdur. Aleviliği bu kulvarın dışına çekip milliyet çiftlerine hapsetmeye çalışmak , ona karşı saygıda kusur etmektir.



kaynak:www.karacaahmet.com



***



HORASAN TÜRKLERİ



image00127.jpg











































İran İslâm Cumhuriyetinin sınırları içinde bulunan Kuzey Horasan toprağının yüz ölçümü 140000 km2 olup , nüfusu 4 milyon civarındadır. İran’ın şeker tüketiminin % 45’i , kırmızı et tüketiminin %38’i , Horasan bölgesinden karşılanır. Kuzey Horasan’da yaşayan nüfusun etnik kökeni , Türk’tür.



Tarihi Türkistan coğrafyasının batı toprakları olan Horasan’ın maddi zenginlikleri cezbedicidir. Verimli topraklara ve çalışkan nüfusa sahip olmasına rağmen , kaynaklarının tamamı hakimiyet tarafından kullanılmaktadır. Milli kültürlerini korumak ve varlıklarını tanıtmak için örgütlenen Horasan Türklerinin , ana dil uğruna verdikleri savaş , Güney Azerbaycan Türklerinden az değildir. Güney Azerbaycanlılar kadar milli uyanıklığa sahip olmasalar da , milli benliği arayış vardır.



Horasan Türk Edebiyatının en canlı örnekleri , sözlü olarak halk arasında yaşar. Ata sözleri , deyişleri ve dillerinden düşürmedikleri türkülerinin içeriği , bütün Türk topluluklarında olduğu gibi köklüdür. Ata sözleri , Anadolu Türkleriyle yakın benzerlikler arz eder.



‘Her şeymiyi it yiyir boynumuyu bit’,



‘Oğlaqım ölme bahar gelir qarpuz ile xeyar gelir’ ,



‘ Oqlah otdan döyer ne yaxisi sözden’ ,



‘İp sozulan yerden üzülür’ ,



‘Atası torda yatır oğlu kervansaray qimet edir’ ,



‘ Anasına bax qızını al dezesin bax bezini al’



‘Aq qızın aq derdi var qara qızın qara derdi’ ,



‘ Tanrı dağını görür qarını yağır’ ,



‘ Qazan gezer gezer qabağını tapar’ ,



‘İtin lap lapı ile denizin suyu batmaz’.. gibi .



Önce Pehleviler , daha sonra İslâm hâkimiyeti tarafından milli varlıkları kabul edilmeyen Horasan Türkleri , bugün ana dillerini unutmak tehlikesiyle yaşıyor.



Horasan’ın maddi kaynaklarını kullanan hakim idare , ahalisi Türklerden elde ettiği ekonomik güçle Farsça kitaplar bastırıyor ve ücretsiz olarak Tacikistan , Afganistan gibi ülkelerdeki Fars dilli topluluklara gönderiyor. İran dışında Fars dilini yaymak için kültürel açılma amacına yönelik propaganda yapan hâkimiyet, çeşitli ülkelerde de ücretsiz Farsça kursları düzenliyor. Hindistan , Pakistan , Bangladeş’de , Farsça kurslarını takip edenlere teşvik amaçlı ücretler ödeniyor. En az 6000 rupi maaş alan öğrenciler , Fars dilini ve edebiyatını okuyorlar. Hiçbir ulusun varlık hakkına ve kültürüne karşı kin beslemiyoruz. Her milletin kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. Bu hakkını kullanırken , başka ulusların ve kültürlerin varlık hakkına tecavüz etmeyen bir anlayıştan yanayız. Yabancı devlet ve idarelerini eleştirdiğimiz yer, dış Türklerin milli varlıklarını tanımıyor olmalarıdır. Fars milleti de her millet gibi , dilediği kadar kültürünü tanıtma , yayma , yaşatma hakkına sahiptir. Fakat ; doğal ve masum haklar , emperyalizmin , faşizmin , nasyonal sosyalizmin , Komünizmin , Enternasyonalizmin , din istismarcılığının karanlığına bürünmüşse , orada dur deme ve mücadele etme hakkı doğar.



Horasan merkezli milli teşkilatlardan yapılan açıklamalara göre ; Horasan’da yaşayan Türklerin , ana dili ile öğrenim görecek okulları yoktur. Ana dillerini ve edebiyatlarını öğrenecek eğitim müfredatları yoktur. İran’ın dışarıya sattığı doğalgazın büyük bölümü , Güney Azerbaycan Meşrutiyet hareketinin mimarı Settar Han’ın doğduğu yer Karadağ bölgesinden çıkarılmaktadır. Yine yurt dışına satılan halı ve kilimlerin %25’i Horasan menşelidir. İran ekonomisinin bel kemiği denilebilecek Horasan’da , Türk asıllı ve dilli 4 milyondan fazla nüfus yaşamaktadır. Milli kaderini tayin hakkından yoksun olan Horasan Türkleri , Türk dünyasında yeterlice tanınmak ve soydaşlarıyla kaynaşmak istiyor.. Horasan Türklüğü , bizleri bekliyor..



Müge Çetinkaya Karahanlı



HORASANLI BÜYÜK ŞAHSİYET : AHİ EVRAN



image00214.jpg



Ahi Evranı Veli (1215-1308) Şeyh Mahmud Nasuriddin



13 yüzyılda Horasandan Anadolu’ya göç eden Ahi Evran’ın Kimliği hakkında Hacıbektaş Velayet namesinde; Ahi Evran Büyük Alaaddin Keykubat’ın çağdaşı olarak gösterilir. 1260 yılında Kırşehir’e gelen Osmanlı dönemi Anadolu’sunda bütün sanatların piri kabul edilen Ahi Evran için, Gülşehri bir mesnevi yazmıştır. Kırşehir ve çevresine aydınlık olmuş, Anadolu’yu bölünmez bir bütün olarak ayakta tutmayı başarmıştır. 13.yüzyılda Anadolu da fikri hayatın iman ve inanç birliğini sağlayan, örgütleyen, yöneten ve manevi güç ile kuvvetlendiren, esnaf ve sanatkarımızın piri Ahi Evran 93 yaşında Kırşehir de vefat etmiştir. Çok sevdiği Kırşehirlilerden ölünce mezarı yanına bir zaviye yapılmasını, buna bir de mescit eklenmesini istediği anlaşılmaktadır. Bugün Kırşehir de; Türk işçi esnaf ve zanaatkarı’nın 13 yüzyıldan beri Ahi Evran’ın felsefesi ve esnaf önderliğini festivallerle kutlamaktadır.

- See more at: http://www.yenidenergenekon.com/183-unutulan-turkler-6-horasan-turkleri/#sthash.UJ0AxGvs.dpuf



KAYNAKÇA: http://www.yenidenergenekon.com/183-unutulan-turkler-6-horasan-turkleri/



***







***







HORASAN TÜRK HALK İNANÇLARI

Yaşar Kalafat

Bu yazı katılmış bulunduğumuz birisi Türkiye’de Diğeri İran’da iki müteakip uluslar

arası sempozyum münasebetiyle derlediğimiz bilgilerden oluşmuştur. Tespitlerimiz arasında

doğal olarak halk inançları ön plana çıkmıştır. Daha evvel İran’da birisi Kum merkezli ve

diğeri Güney Azerbaycan merkezli seyahatlerimiz olmuştu. Bu defa İran Türkmenistan’ı veya

Batı Türkistan’da bulunduk.

İran Türkmenleri Türkmen ansiklopedisi hazırlamaktadır. Vermiş olduğumuz

Malazgirt Savaşı (Anadurdi Kerim) Tuğrul Bey ve Halifeler Kütüphanesi (Almaz

Yazverdiyev) Horasan ve Esderabat’ta Türkmenler (Esatullah Mattufi) Günbet Kenti Tarihi

(İbrahim Ketle) Yabku Tarihi (Annadurdi Ünsuri) Sivas Yöresinde Türkmen Halk Şairleri

(Doğan Kaya) Türkiye’de Türkmen Kültür Envanteri / Teorik Bibliyografya Denemesi 1995-

2005 (Yaşar Kalafat) Anayurttan Anadolu’ya Türkmen Göçleri (Tufan Gündüz) Estarabat ve

Türkmen Varlığı (Cemşit Kaimi) Tuğrul’un Dünya Görüşü (H. Alyar) Karakoyunlu Türkmen

Devleti (Aras Polat Akayev) Anadolu’da Varsak Türkmenleri (Ahmet Gökbel) X-XI.

Asırlarda Orta Asya’da Doğu Selçukluları (Lokman Baymatar) gibi bildiriler bu

ansiklopediye girecekler.

Sempozyum programında yer alan C. Türkel, İ. Ünver, A. Atar, A. Taşkın, A Şamil,

M, Uslu, B. M. Gerey, A. B. Soyyer, M. Arıkan, H. Kurbanov, M. Şahin, N. Şahin, U. Çaycı,

M.N. Sınacı, İ. Yasin, P. Dönmez, Z. Taştan, E. Mehmetova katılamamışlarken sempozyumda

ayrıca başka tür gruplarda bildiriler vermiştir. Protokol konuşmaları arasında Türkmen

milletvekili Dr. İri’de bir konuşma yapmıştır. Türkmen Sahra Partisi’nden İran

parlamentosuna 2 Türkmen milletvekili daha girmiştir. Türkmen ansiklopedisi için biz ayrıca

“Ruhmane Türkmenistan ve Türkmenbaşı”,” Halkbilimi İtibariyle Türkmen Milli Kültüründe

Devamlılık” isimli evvelce Serhat Kültürü dergisinin Fahretin Kırzoğlu hatıra sayısında yer

alan 2 yazımızı, Türk Dünyası Türkmen Halk İnançları Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a , Türk

Halk İnançları ve İran Türklüğü isimli 3 kitabımızı armağan ettik. A. Gökbel’in Kıpçak kitabı

ile bizim Türkmen Halk İnançları kitabımızın Farsça’ya çevrilerek yayınlanması üzerinde

durulmaktadır.

Gülistan tv kanalı birkaç arkadaşımızdan bu arada da bizden mülakat aldı. Daha ziyade

İran’a kaçıncı kez geldiğimiz, neden geldiğimiz, sempozyumun amacı gibi konular üzerinde

duruldu. Ayrıca bazı Türkmen yerel gazeteleri ve üniversitenin ayda bir çıkmakta olan

dergisine tebliğimizin özetini verdik. TRT İNT’in Kaşkayiler konusunda yapmış olduğu

kültür programı burada bir hayli olumlu etki yapmış Esatullah Mattufi Merdani’nin 5000’i

bulan kelime derlemesi çalışmasını görüştük. Burada herhangi bir resmi makamdan hiçbir

baskı görmedik.

Biz Gürkan sempozyumuna 1. Uluslar arası Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi

Sempozyumu (7-11 Eylül 2005) na katıldıktan sonra iştirak ettik. Burada “Doğu Anadolu

Halk Kültürü’nde Kurt” konulu bir bildiri verdik. Kurtla ilgili tespitlerimiz bu sempozyum

münasebetiyle de gelişme imkanı buldular. Kars yöresinde varlığı bilinen “Sende kurt büzüyü

mü var? Her toplumda kabul görüyorsun sözün insana batmıyor.” sözünün Sivas yöresinde de

varlığını öğrendik.

Kurtla ilgili başka halk inançları da derledik. Yasin Kılıç’ın aktardığı tespitinde; bir

gün köpek kurda Süleyman peygamber ziyafet veriyormuş biz de gidip nasiplenelim der. Kurt

bu teklifi kabul eder. Ziyafet yerine varıldığında köpek Süleyman peygamberin ayaklarını

yalar kuyruğunu sallayarak dalkavukluğun her çeşidine başvurur. Bu manzarayı hayretler

içerisinde izleyen kurt köpeğe sana yazıklar olsun bir lokma ekmek için bu kadar

dalkavukluğa değer mi ben rızkımı Rabbimden isteyeceğim diyerek ziyaret yerini terk eder ve

Allah’tan rızkını ister. Bunun üzerine gökten kendisine lavaş ekmeği ve kudret helvası

gönderilir. Kurdun bu hareketi bölgede mertliğe örnek olarak gösterilmektedir.

Kudret helvası İslam kaynakları ve Türk halk inançlarında da yer almaktadır. Kurtla

köpeğin yaltaklanarak beslenme konusundaki ihtilafı kurdun boynunun neden kalın olduğuna

dair anlatılan hikâyelerde de yer almaktadır.

Çıldır yöresindeki bir anlatıya göre ağzı bağlanmışken bağı açılmış kurt belirli bir

yerde durur gözlerini gökyüzüne diker e ulur. Uluması bitince gökten kendisine helva ve

ekmek yağarmış. (Kaynak kişi: Ali Murat Aktemur, Doğu Beyazıt 9.9.2005)

Mustafa Aksoy’un Sıraç Türkmenleri arasında halk kültürü tespitleri yaparken

derlediği bir bilgiye göre; Sıraç Türkmenleri’nden bir fakir kadın çeşmeden su alırken

çeşmeye bir kurt gelir ve ağzı ile getirdiği eti orada bırakır gider. Eti alıp yiyen kadın etten

hamile kalır. Sıraçlar buradan çoğalırlar. Sıraçlar’ın bugün de bağlı oldukları ocağın adı “Kurt

Oğlu Ocağı”dır. Zile’de bugün soyismine kurt, kurtlu, kurdoğlu olan pek çok aile vardır ve

kendilerini Kurdoğlu Ocağı’nın varisi bilirler.(Kaynak Kişi: Dr. Mustafa Aksoy, kültür

tarihçisi 12.9.2005 Tebriz) Biz daha evvel tespitini yaptığımız bir bilgiye göre at izi, nal

yerinin kutsal kabul edildiğini görmüştük. Bu tespitimizi kurt izi ile ilgili aynı mahiyetteki

inançlar izlemişti. Bu kere Tahsin Parlak’ın bir tespitine şahit olduk. T. Parlak kitabına pişmiş

tuğla parçalarında kurt izlerini almıştı. Korkut Ata Devlet Üniversitesi Uluslararası Korkut

Ata Mimarisi İlmi Araştırma Merkezi neşrettiği kitaba bu tespiti almıştır. (Tuğfan’dan Tuğran

Denizi’ne Tuğran Denizi’nden Günümüze Aral’ın Sırları) Parlak’ın verdiği bilgiler arasında

bu tür kurt izleri İslami inançlı halkın türbe duvarlarına taşındığı hususu da vardır. Topkapı

Müzesi’nde Hz. Muhammed’in ayak izlerine ait taşın bulunduğunu biliyoruz. Keza İran’da

İmam Rıza‘nın ayak izleri olduğuna inanılan “Kadengah”ın ziyaret olduğu da bilinmektedir.

Kurt izinin kutsal kabul edilmiş oluşu kurda atfedilen kutsiyetin önemini göstermektedir. Halk

inançlarımızda “uğurlu ayak”,”kademli olmak” inançları bu inanç sisteminin bir parçasıdır.

Kaşkayi Türkleri’nde kurt ile inançları biz evvelce muhtelif vesilelerle yazmıştık. Kaşkayi

halk inançlarına dair Esatullah Mendani’den yeni bilgiler derledik. Bu konulara ilerde

değineceğiz. Söz inançlarımızda kurt bahsine açılmış iken Kaşkayiler’deki kurt ile ilgili yeni

tespitlerimizi aktarmak istiyoruz. Kurt tükü(kurt kılı)na Ezrail tükü(tüyü) denilmektedir. Bu

kıl kurdun alnında bulunmaktadır. Kurdu öldürüp o tüyü kılı koparıp evine getiren kimsenin

evine ölüm meleğinin girmeyeceği inancı vardır.

Kaşkayi(Kaş+kai) Türeleri’nde kurdun pençesi uşakların(çocukların)

nennisine(beşiklerine) asılır. Kurt pençesinin beşikte yatmakta olan çocuğu koruduğuna

inanılır.

Kurdu diğer hayvanların avlanılmasında olduğu gibi silahla pusu kurarak veya

izleyerek avlamak mümkün değildir. Kurdu avlamak için ondanmış gibi görünmek gerekir.

Bunun için avcı “kurt kurt kurt” diye seslenir. Bu beni tanıyan birisi yabancı değil dermiş ve

güvenini kazandıktan sonra kurt vurulabilirmiş şeklinde bir inanç vardır. Esatullah

Mendani’ye göre Kaşkayiler Asena taifesindendirler. Kaşkayi Türkleri arasında ismi kurt olan

bir Kaşkayi zümresi vardır. İran Türkmenleri’nde ve Kaşkayi Türkleri’nde kurt ağzı bağlama

inanç ve uygulaması yaşamaktadır. Kaşkayi Türkleri’nde ihlâs, kulabbinrasi, kulabbinfelak

sureleri okunur ve her okunuşta çakı bıçağına üflenir. Çakının ağzı bağlanır (çakı bıçağı

kapatılır.) “Bu bıçak ile birlikte kurun da ağzı bağlandı.” denilir.

Kurban S. Badahşan’dan alınan bilgi de İran Türkmenleri kurdun ağzını bağlamak için

bildiği duaları okur, bıçağa üfler ve bu bıçağı toprağa saplarlar. Böylece kırda kalmış

koyun,eşek ve diğer evcil hayvanlar korunmuş olur. Kurt onlara zarar verememiş olur. Ayrıca

İran Türkmenleri’nden “kurdu anarsan kurtla karşılaşırsın” inancı vardır.

Kurt izinin kutsallığı Ergenekon Destanın’daki izi takip edilerek kurtuluşu sağlayan

bozkurtu düşündürüyor. Kurdun mertçe savaşılarak alt edilemeyeceği inancı da bize ilginç

gelmiştir. Kurt taifesi veya boyuna biz diğer Türk kesimlerinin iç yapılanmalarında da

rastlamıştık. Kurt ağzı bağlanırken toprak kültü ile bağlantı kurulması da bizim için yeni

sayılır. Kurdu anarsan kurtla karşılaşırsın inancının izahı bize göre, çekinilen veya yarımı

umulan güçlerin anılması ile onların gelebilecekleri inancıyla yapılabilir.”Yetiş ya pir!” “İyi

sıhhatte olsunlar” gibi…

Doğan Kaya, kurt konusu konuşulurken Köroğlu’ndan bazı parçalar okudu;

“Osmanlı koşumu gelir kurt gibi

Kaç get Acemoğlu kalma bu yolda

Başır geder yurdun kalar pul”

X

“Olan Acemoğlu kaçmaz bu yerden

Başı gider yurdu kalar kanlı kurt gibi”

Bu arada edindiğimiz bilgiye göre Celal Aydınlı Köroğlu’nun Bektaşi kolu varyantını

bulmuştur. Bu konuda Eli Şamil temmuz ayındaki Erzurum Sempozyumu’nda verdiği bilgide

açıklama yapmıştı.

Bu seyahat münasebetiyle Emel Esin hocamızın “Türk Kozmolojisine Giriş” ve “Orta

Asya’dan Osmanlı’ya Türk Sanatında İkonografik Motifler” isimli yeni kitaplarını edindik.

Bu iki eserde de kurt içerikli bilgiler vardı. Temininde yardımcı olan Mustafa Aksoy dostuma

teşekkür ediyorum.

Diğer taraftan İran’ın Türkmen şehirlerinden Gummbetikavus’deki devlet müzesinde

bölgede yapılmış arkeoloji araştırmalarından çıkarılmış mağdenden kurt heykelciği vardır.

Ahmet Bögbel hocanın “İnanç Tarihi Açısından Sivas” isimli kitabı ise Anadolu inanç tarihi

çalışmaları itibariyle nefis bir metodoloji formatı niteliğindeydi. Bu kitap da ilgililere teslim

edildi.

Sivas ve Kayseri yöresinde söylenilen bir darbı meseli de Doğan Kaya hocamızdan

öğrendik. Buna göre “Kurt, ulusundan gördüğünü işler.” Kurt, kurtvari yaşam tarzını

büyüklerinden öğrendiğini yaparak meydana getirir. “İlk ile alamete kurt ile kıyamete” sözü

Doğu Anadolu Türk halk kültüründe de yaşamaktadır. Kıyamet ile kurdu bir arada müteala

eden bizim başka tespitlerimiz de olmuştur.

İran ve Türkiye’de kurtla ilgili söylenene bir söze göre “Burada öyle kış olur ki kurt

dünyayı götürür.” Bununla ortamın amansızlığı anlatılır. Azerbaycan’daki kurtla ilgili bir

sözde de “Adam var ki diyerler kurt kimidir(gibidir) doymur.”

Bize hediye edilen kitaplar arasında “Beşikten Mezara Kırgız Türkleri’nde Gelenek ve

İnanışlar” isimli kitap da vardı. Kemal Polat bu çalışmasına Kırgız Türk halk inançlarını

ayrıntılı olarak incelerken Türk halk inançları çalışmalarına yeni katkılarda da bulunmuştur.

İran Türkmenistanı’nda; Türkmenistan Tarihi 2,3. ciltleri, Taganderdi-Tagu-

Purmant’ın Şordantapuldu-Goşgular, Gumbetikavus 2004 isimli eseri, Atalar Sözü isimli

eserler Kurban Suhhat Şifai Türkmen edebiyatı, Farsça-Türkmence yazı kuralları, Hadi

Harmani’nin Bazı Mandegan isimli eseri Maşat Gulu Guzel, Atalar Nakalı isimli çalışması

Gülistan-Deryekinigah isimli doküman armağan edildi. İran Türkmenistan’ında Türkmenlerin

kitap bastırma imkanı var. Ayrıca Aşkaabat’ta eski harflerle Türkmence basım da

yapılabilmektedir.

Başkanlığını Araz Muhammen Sarlı’nın yaptığı Mahdumgulu Enstitüsü’nün bugüne

kadar 300 civarında yayını olmuş ve 5 yıldan beri faaliyet göstermektedir. Dini litaretür de

iletmek istemektedirler. Hazırlanmakta olan Türkmen ansiklopedisi tarih, dil, din, edebiyat,

folklor, coğrafya bölümlerinden oluşacak veya bu konularda bilgiler içerecektir.

Araz Mehmet diğer adıyla Siğrus Babeyağni şuurlu bir kültür milleiyetçisidir. Daimi

adresi Gumbet-Gülistan fakat Gürkan’da çalışmaktadır. Azerbaycan Türkiye ve Türkmenistan

gibi İran dışı Türklerle ve İran’daki yerel Türkmen şuurlanmasının dışında kalan Halaç,

Kaşkayi, Kaçar, Avşar gibi Türk kesimlerle milli, teknik teması kuran genç bir

akademisyendir. Türkmen ansiklopedisinin faal elemanlarından aynı zamanda Mahtumgulu

Araştırma ve Yayınevinin idarecilerinden Türkmenler’in çıkarmakta oldukları yaprak

dergisinin yöneticilerindendir. Sempozyumun düzenlenme fikri büyük ölçüde kendisine aittir.

Türkiye’den beklentileri arasında yayın gönderilmesi İran Türkmenleri’nin de Türkiye’deki

sempozyum türü faaliyetlere davet edilmeleri, İran Türkmen bölgesinden gençlere de

Türkiye’nin üniversite eğitimi kontenjanından pay ayrılması gibi hususlar vardır.

İran Türkleri’nin üzerindeki kimliğini yaşama baskısı 4-5 yıldır kısmen kaldırılmış bir

takım kültürel etkinlikler gösterebiliyorlar. Fars alfabesinin dışında yeni bir alfabe

oluşturmuşlar. Bu alfabe daha ziyade Türkiye ve Türkmenistan alfabeleri ile paralellik

arzediyor. Fars alfabesi doğal olarak kullanılırken 34 harfli bu alfabe ile de 2 yıldır yayın

yapmaya çalışıyorlar. Yüksek tahsil yapma imkanları var. Her türlü vatandaşlık haklarını

kullanabiliyorlar. Ancak Türkmen kimliği ile değil parlamentoya girmiş bulunan Türkmen

Sahra partisi’nden 3 Türkmen milletvekili Türkmen kimliklerini resmen kullanamıyorlar.

Kültürel etkinlik gösterirlerken prensip olarak siyaset yapmayı aralarında yasaklamışlar.

Gülistan’ın Gürkan , Kumbetikavus bölgesinde 1 milyon ve Horasan’ın Meşet bölgelerinde

1.5 milyon olmak üzere İran’da toplam 2.5 milyon Türkmen bulunduğu ifade edilmektedir.

Türkmenlere sağlanan bu demokratik serbestliğin İran’da muhtemel bir Sünni direncini

kırmaya muatıf olduğu ifade edilmektedir. İran halkının %20sinin Sünni olduğu bu kesimi bir

kısım Araplar Belüçler, büyük çoğunluğu ile Kürtler ve Türkmenler oluşturmaktadır. Bir

diğer iddia ise Türkmenlere gösterilen bu serbestliğin sebebi İran Türkçü potansiyeli

Türkmen-Azeri olarak bölmektir. İran’da Sünni inançlılık ortak paydasında muhalefet

oluşturmak oldukça zordur. Zira Sünni kesimin etnik farklılıkları, dil ayrılıkları ve coğrafi

yerleşim bölgeleri tamamen farklıdır. Türkmenler’e sağlanan bu avantajın İran Türkmenistan

dostluğunun devamlılığını sağlamaya muhatıf olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır. Zira

Türkmenler Türkmenistan sınırından Hazar Denizi’ne kadar olan bölgede yaşamaktadırlar.

Gülistan ve Horasan gibi eyaletlerin halkı tamamen Türkmen olan şehirleri de vardır.

Türkmenler bu bölgeyi Selçuklular dönemi evveli itibariyle yurt tutmuşlar sonradan yerleşme

değillerdir. Ekonomik durumları ise İran ekonomik hayat ortalamasının altında değildir.

Türkmenler Türkiye’den kültür alanında destek bekliyorlar.”TİKA’nın 10.000 öğrenci

projesinden Türkmenlere ayrı kontenjan ayrılsın.” Diyorlar. Türkiye’de yapılan sempozyum

gibi faaliyetlere davet edilmek master ve doktoralarını Türkiye’de yapabilmek ve her alanda

özellikle Türklük bilimi içerikli yayın gönderilmesini istiyorlar.

Türkmen Ansiklopedisi araştırma merkezi ve Mahdumkulu Araştırmaları Kurumu

Türkmen işadamlarından da destek görmektedir. Daimi yayın organları olan yaprak 19-20

sayı çıkmış olup yayın hayatına devam etmektedir. Katıldığımız sempozyuma

Türkmenistan’dan da Maşat Gulu Guzel ve kızı olmak üzere iki Türkolog katılmıştı. Diğer

katılımcılardan bir tarihçi vardı. Azerbaycan’dan katılması beklenen 10 Türkologa son anda

vize verilmediği için İran’a giremedikleri açıklandı.

Yaprak Dergisi İran Türkmen kültürünü araştıracak kimseler için bir hazinedir.

Sayılarından birisini Türkmen musikisi ve musikişinaslarına ayırmıştır. Aktüel kültürel

konular, tarihi, edebi, felsefi ve sair konularda yapılmış araştırmalara yer vermektedir.

Mahdum gulu ve diğer Türkmen fikir ve sanat adamlarına dair her sayısında bilgi bulmak

mümkündür. Kitap tanıtımları yapılmakta ve Türkmenistan Türkmenleri’nden hiç farklılık

göstermeyen halk kültürü içerikli konulara da yer vermektedir. Ayrıca Puragu isimli bir

yayınları vardır. Bunun alanı hemen hemen aynıdır. Sahibi ve müdürü Araz Muhammed Sarlı

baş dedektörlüğünü ise İdi Hammuda Niyazi yapmaktadır. A.M. Sarlı yükün ağırlığını

omuzlayanların başında geliyor.

Mahdumgulu derneği her Çarşamba günü toplantı yapıp meselelerini tartışmaktadır.

Bir dönem yönetimden baskı gördüklerini fakat şimdi bunları aştıklarını ifade ediyorlar.

Ancak sorunları bitmemiş. İran Türkmenliği konusunda lisansüstü çalışmaların

yapılamadığını böylece birçok gerçeğin siyasi amaçlı tutumlarla oldu bittiye getirilip yok

sayıldığını ifade ediyorlar. Mesela Kaşkayi tarihinin Safavi döneminden evvelki safhasının

yok sayılamsı Kaşkayi adının geçmişinin araştırılmaması Kaşkayileri üzüyor. Bu tür

uygulamaları Türk zumrelerin Farslaşmalarının kolaylaştırdığını kanaatini taşıyorlar.

Araştırmalarda ortak akademik kariyer doktora seviyesindedir. Doktoralıların yaş

ortalaması ise 60 civarındadır. Milli kimilik konusunda adeta kendilerini yeni keşfediyorlar.

“Kültürümüzün öğrencisiyiz yeni yeni öğreniyoruz.” Diyorlar. Kültürel kimliğin önemini

savunan yeni sevdalılar yeni dava adamı adayları çıkmaya başlamış. Bu sempozyumda Azeri-

Türkmen kültürel kimlik farklılığı iddiasını giderecek gelişmeler oldu. Sempozyumun

sonunda otelde yapılan yakından tanışma toplantısını Tövhit Melikzade düşündü ve yönetti.

İyi de oldu. Katılımcılar kısaca kendilerini tanıtırlarken yaptıkları çalışmalar ve ileriye

yönelik tasarılarını anlattılar.

Biz yaptığımız konuşmada İran-Türk halk kültürü çalışmalarının İran Türklüğü’nün

ortak kimliğinin belirlenip korunması açısından ne denli önemli olduğunu halk kültürü

köprüsünün İran Türklüğü ile dünya Türklüğü’nün kültürel zeminde birleştiğini belirttik. Batı

Türklüğü içerisinde açılmış tarihi mezhep farklılığı gediğinin günümüzde büyük ölçüde

kapatılmış olduğunun gelinen bu noktanın kültürel kimlik bütünlüğü itibariyle çok önemli

olduğunun bu şuurla Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safevi gibi Türk devletleri tarihlerinin

yeniden yazılmaları gerektiğinin F. Sümer, O. Turan, Köymen , A. Taneri, İ. Kafesoğlu, A.

Sevim benzeri Selçuklu tarihçilerinin eserlerinin Mahdumgulu Araştırma Merkezi’ne

kazandırılması gerektiği gibi hususları üzerinde durduk. Aynı gün oturum başkanlığı yaparken

Tövfik Melikzade’den Türkmen Türk ihtilafı konulu bir soru almıştık. Yaptığımız açıklamada

Türkmenliğin Oğuzlukla eş anlamda olduğunu Batı Türklüğü’nün %80’i ile Türkmen

Türklüğü’nden meydana geldiğini Türklüğün sadece Türkmenlerden ibaret olmadığını

Kırgızlar, Kazaklar, Tatarlar’ın da Türk olduklarını ve fakat Türkmen olmadıklarını

Türkmenliğin zamanla Azeri Türklüğü gibi isimler de türettiğini Türkmenliğin genel

anlamdaki karşılığının yanı sıra özel anlamda yerel isimler de aldığını Anadolu’da

Tahtacılar’ın, Sınaşlar’ın, Manavlar’ın buna misal teşkil ettiğini söyledik.

Tövhid Melikzae İran Türklüğü’nün kuzeyi ve güneyinde İran yönetimince farklı

stratejiler uygulayarak İran Türklüğü’ndeki bütünlüğü sarsmayı amaçlıyor. Azerbaycan

Türkleri’nin Fars oldukları iddiasından yola çıkarak Azeri kimliğini Fars halka Moğolların

Türkçe’yi öğretmesi ile meydana geldiğini ileri sürdükleri, Prototürk dönemden başlanılarak

İran Türklüğü’nün ortak tarihi geçmişi anlatılmalıdır dedi.

Ermenistan-İran ilişkileri münasebetiyle ilgili dinlediğimiz bir değerlendirmede

İran’ın Ermenistan ile ilgili ilişkilerine özel önem verme sebebinin, ABD-Ermenistan

ilişkilerinden kaynaklandığının, ABD’nin İran’a kuzeyden girme ihtimaline karşı İran’ın bu

kapıyı Ermenistan dostluğunu güçlü tutarak kapalı tutmayı amaçladı belirtiliyordu.

Gürkan’a indiğimiz 10 Eylül 2005 tarihinde gece Türkmen ansiklopedisi hazırlama

merkezine gittik. Burası içerisinde kütüphanesi, matbaası ve idari bölümü olan bir bina idi.

Mensupları mütevazı imkanlar içerisinde heyecanla çalışıyorlardı. Üst kattaki evde yönetim

kurulu üyelerinden birisi oturuyordu. Buradaki toplantıda yönetim kurulu üyeleri ile tanıştık.

İlgili metinlerimiz o gece incelendi ve böylece sempozyum programı belirlendi. Yönetim

kurulu üyeleri ve yazarlar sahalarında güçlü insanlardı. İmkan sağlanılması halinde bu kadro

İran kültürüne Türkmen alanında büyük hizmetler verebilir.

Sempozyum konuşmaları besmele ile başlatılıyordu. Ben de bu kurala içtenlikle

uydum. İran İstiklal Marşı’ndan evvel kürsüden Kuran’ı Kerim okundu. Salonun üst orta

tavanın Türkmen kilim motifi ışıklandırılmıştı. Türkmence bildiriler de verilebiliyordu.

Türkmenistan’dan katılan uzmanlar konuşmalarında Türkmenbaşına övgüler yağdırdılar.

Esedullah Mendani Kaşkayiler konulu bildirisinde bir Türk kültür milliyetçisi kimliği

sergiliyordu. Bir Türkmen halk ozanı sahnede saz çalıp Türkmence bir parça okudu.

Sempozyum binasının önünde Fahrettin Gurgani’nin heykeli vardı. Türkmen tarihi

şahsiyetlerinin heykellerine müsaade edilmediği söylenilmesine rağmen biz Mahdumgulu’nun

ve Şehriyar’ın heykellerine de rastladık.

İran’da gayrimüslimler azınlık kabul edilmiş ve bunlara inanç güvencesi verilmiştir.

Hristiyanlar, Museviler ve Zerduştler bu kapsamdadır. İran bunların dışında azınlık kabul

etmemektedir. İran’da Türk etnik kesimleri arasında Türklüğe mensubiyet duygusu ve şuuru

itibariyle bir birlik olmadığı gibi fert bazında da etnik kimliğine sahip çıkma bakımından bir

bilinçlilik yeteri kadar yoktur. Aralarında tartışırlarken Türkçe konuşan Azeri hanımlar

toplum içerisine konuşurlarken veya resmi görevlilerinin bulunabileceği ortamlarda Farsça

konuşmayı yeğeliyorlar. Mensubiyet şuuru itibariyle İran etnisitisindeki en gelişmiş kesim

İran Kürtleridir. 15 yıl kadar evvel Irak Kürtçü hareketinin feodal yapı arzeden kısmını

Barzani ve ideolojik muhtevalı kısmını ise Talabani temsil ederken İran’daki Kürtçü hareket

daha feodal karakterli ve Kasım Loo Kürtçü çizgisi teorisyensiz olarak bilinirdi. Bizim

gözlediğimiz İran Kürtçüleri Irak’taki Kürt yapılanmayı alkışlayarak takip etmektedirler.

Türkiye’deki PKK’nın faaliyetleri örnek harekat olarak alınıyor. İran Kürtlerine göre dünyaın

hiçbir yerinde Kürtlere hakları verilmemiştir. Ulusal baskı artması haline İran Kürtlerinin de

dağa çıkma hakları vardır. Bu arada yoğun dezenformasyon, beyin yıkama ve tek yönlü

propaganda yapılmaktadır. Türkiye’de ilk defa Turgut Özal’ın Kürtlerden yana tavır koyduğu

ve onun da bu tutumundan sonra 3.5 ay içerisine işinin bitirildiği propagandası hayret

edilecek şekilde taraftar bulmuştur. Eylül ayının başında PKK’nın İran’da partileşme

girişimleri İran devleti tarafından sert tepkilerle karşılanmış birkaç köy birkaç gün devamlı

topa tutulmuştur.

İran Türk kimliğinin bütünlüğünün sağlanılması ve korunması adına yapılacak bir

çalışma alanı da musikidir. Bize yapılan açıklama da Azerbaycan halk ezgileri derlenilip batı

enstürümanları da katılarak Amerika’da Farsça pop müziği yapılıp İran müziği adına klipler

hazırlanmaktadır. Etnomüzikologlarımıza bu alanda büyük görevler düşmektedir.

İran’da çeşitli çevrelerle görüştük Erdebil’de üniversite çevresindeki Türkçü birkaç

teorisyenle istememize rağmen tanışamadık. Erdebil’e sinmiş bir Safevi Şiesi folklorik

İslamı’nı gözlemek mümkün. Safevi Şiası’nın İmamet Şia’sı veya İran İslam devrimi İslam

algılayışına yenik düştüğünü bir kenara turistik bir olgu olarak itildiğini görmek zor değil. Bu

gelişmeye Safeveliğin Türklüğün bir boyutu olarak görülmesinin de etkisi var. Bütün bunlara

rağmen İran Türklüğünün kırsal kesiminde ciddi bir sözlü kültür, halk kültürü birikimi var. Bu

birikim İranlılık çerçevesi içerisinde İran Türklüğünün Farslığa karşı insiyatif sahibi olmasını

sağlayabilir.

Biz Erdebil’de güzel bir etnografya müzesi gezdik. Burası geçmişte tarihi bir

hamammış. Fon müziği olarak yanık bir ney çalıyordu. Akustik de müsait olunca

dinlenmesine doyulmuyor.

İran’da İranlılıktan hareketle Türklüğü mağdur eden ve Farslık lehine gelişen iç

politikayı, İran ve yakın çevresi halk kültüründen hareketle ters çevirmek İranlılığı Türklüğün

lehine döndürmek mümkündür. Böylece İran’da Türk analar Farslık için oğul doğurmuş

olmayacaktır.

İran Türkmenistan’daki kültürel şuurlanmayı Türkmenlerin Sünni inançlı oluşu ve

yapılanmanın bir sonucu olarak Şii idare yapılanmasından ciddi baskı gördüğü baskının ise

azınlık psikolojisinin bir sonucu olarak şuurlu örgütlenmenin doğurduğu şeklinde izah eden

arkadaşlar da dinledik.

İran’da görülmeye yüz tutan bu halklara demokratik davranışı İran yönetimin bir

stratejisi olarak değerlendirenler de var. İran bu serbestliği sık sık tanımakta ancak devamlılık

arzetmesine fırsat vermemekte etnisite ve azınlıklardaki serbesti kriz noktasına gelince tavır

koymakta tedbir almaktadır. İran Türkmen bölgesinden ve İran Azerbaycan’ında sert

uygulamalar yaşanmıştır.

İran’ın Türk veya diğer etnisiteye karşı hoşgörü gösterir gibi davranmasının

sebeplerinin birisi de dolaylı ortaklık stratejisi ile izah edilmketedir. İran’da rejim muhalifi

olarak ; Şah yanlılar, solcular, halkın mücahitleri ve benzerlerinin olduğu düşünülünce

Tahran’ın sürekli olarak gayrı Fars unsurları karşısına alması beklenemezdi.

Etnisite ile olan ilişkisi itibariyle İran-Fars yönetimini irdeleyen teorisyenler Kürt

konusunda Tahran’ın strateji değiştirdiğni söylemektedirler. İran Bölge ülkeleri ile ilişkileri

itibariyle Kürt kozunun olmasını istiyor ve Kürt örgütlenmeye destek sağlıyordu. Süper güç

bölgeye gelince ve Kürt konusunda insiyatifi eline geçirince İran örgütleyip silahlandırdığı

PEJEK’i imha etmek zorunda kaldı görüşündedirler.

Biz bağımsız devletini oluşturmamış Türklerin birlikte yaşadıkları halkalra muber

olmalarına karşıyız. Bu prensibimiz Türklerin hakim oldukları yani devletin kurucu unsuru

oldukları haller için de geçerlidir. Bize göre halklar kültürel kimliklerini yaşayabilmelidirler.

İçinde yaşadıkları devletin hakim güçleri ile ihtilafa düşmek istemeleri ayrı bir şeydir ve o

husus o halkın bizzat kendisini ilgilendirir. Biz demokratik zeminde halkların kültürel

kimliklerine karşılıklı saygıdan yanayız. Bu hal onları birlikte anti-emperyalist güçlerini

arttıracaktır.

Kumbetikavus şehri Türkmen kültürü itibariyle daha ağırlıklı bir şehirdir. Burada

Azadi üniversitesi var. UNESCO’nun koruma altına aldığı Kümbet 55 metre olup dünyanın

en yüksek Kümbetidir. Ayrıca 15 metresi de yer altında devam etmektedir. Çapı içten 9.60

metre dıştan ise 18 metredir. 5 metre açığındaki bir noktada durularak sesin yankısı takip

edilebiliyor. Bize yapılan izaha göre ölen kimsenin ruhunun bir müddet havada kalması onun

cennete gitmesini sağlar. Bu itibarla ruhun burada definden evvel bir müddet havada kalması

amaçlanmaktadır.

Kümbetin iklimi daha mutedil burası Gürkan’a 100 Hazar Denizi’ne 125 ve

Türkmenistan sınırına ise 80 km mesafededir.

İran’da Türkler arasında kimlik yitirimi Türk boylarının ezeli topraklarından

ayrılmalarıyla başlamış. Kaçarlar İran Türkmenistanı’ndan Horasan-Gülistan eyaletlerinden

Gürkan-Kümbetikavus’tan göçünce İran geneline dağılmış ve Farslaşmışlardır. İrandaki Türk

zumrelerin arasında yaşanmış kavgalardan Fars asimilasyon politikası şuurlu bir biçimde

yararlanmış. Milli birliklerini koruyabilmiş Türk kesimleri kırsal kesimde olanlar olmuştur.

Büyük şehirlerde Farslılaşmanın önüne geçilememektedir. 12-13 milyonluk Tahran’da 6-7

milyon Türk’ün Farslaştığı ifade edilmektedir. Türk aydınlar Tebris’te Farslaşmanın önüne

geçilemezken Tahran’da Türk kültürel kimliğinin muhafazasını ummak hayaldir

demektedirler. Yakın geçmişte Azerbaycan eyaletine uygulanan ekonomik baskı oradan halkı

göçe zorlamış ve bu hal Farslılaştırılarak asimile etmeyi kolaylaştırmıştır. Kaşkayilerin

asimilasyonları ise yarı göçebe yaşamlarına son verilerek onların yerleşik hayata geçmelerinin

sağlanması ile olmuştur. İran’da her 5-10 yılda bir Türk kesimi Farslılık içerisinde eriyip

gitmektedir. 10 yıla kalmaz Halaçlar da tarihe karışırlar. İran’da Fars yönetimi derin devletin

felsefesini çok sağlam oluştururken Şii Caferi İslam algılayışından ciddi güç almış buna İran

İslam devletinin inşası anlayışı da katkıda bulunmuştur. En önemlisi bu devlet felsefesinin

oluşmasına İran Türklüğü doğal olarak destek sağlamış ancak uygulamada Fars kesim

pramitin tepesinde insiyatif sahibi olmuştur.

Gürkan’dan Tebris’e gelirken Erdebil’e geçtik. Buraya yol Bostanağbat’tan

ayrılıyordu. Yaklaşık 600 km yol katederek gidip geldik. Sorap şehrinde güvercinlerin iki ayrı

parkta heykellerini gördük. Bu havalinin insan dokusu tamamen Türk-Türkmendir. Güvercin

şehitliğin ak-pak ruhların temsilcisi olarak kabul ediliyor. Yolda Şah Abbas’ın yaptırmış

olduğu bir kervensarayı gezdik. İfadeye göre 999 kervansaray yaptıran Şah Abbas’a “Neden

1000 değil?” diye sormuşlar. O da “1000 basit bir ifade olur. 999 hörmetli.” demiş.

Türkmen halk kıyafetleri bilhassa bayanlarda Farslar’ınkinden çok farklı.

Türkmenler’in bayan giysileri şal ağırlıklı Farslar çadır(çarşaf) örtünüyorlar. Bu durum

Kemalkasin’de daha bariz. Okullarda ve resmi mahalli giysiye karşı bir baskı var. Biz camiye

kadınların şal ile değil de çarşafla girmelerini öğütleyen afişler resimledik.

Erdebil’de Şeyh Safuuddin Türbesi ve müzesini gezdik. Restore ediliyordu. İran’da

Şii-Caferi şuur Şah İsmail-Şeyh Safuuddin’e mensubiyet şuurundan 10 kat daha güçlü.

Burada Şah İsmail’in ve babası Şeyh Safuuddin’in türbesi de var. İki rekat namaz kılmak

istedik. Mescit kısmı restore edilen kısımda olmadı. Camiini bulamadık. Adeta Şah İsmail’in

itibari Azerbaycan’da daha fazla. Türbede Hz. Ali’nin aile halkını temsil eden açık elin taşa

yansımasını resimledik.

Seyahatimizde Halaç Türkleri müzesinde de durmaya çalıştık. XVI. Türk Tarih

Kurumu’na götüreceğimiz bildirimde Halaç halk kültürünün tarihi seyrini ele alacağımızdan

bazı tespitler yapmaya çalıştık. Gürbulak’a girildikten sonra 70-80 kilometre sonra Halaç

bölgesinden geçiliyor. Buradaki iki Halaç köyünden içerisinden yol geçen köyün halkı Azeri

Türkü ve 70-80 hanelik bir köy. Bu köyün halkı Şii-Caferi inançlı Müslümanlardan oluşuyor.

Hemen bitişiğinde yolun iç tarafındaki Halaç köyünde halk Kürtçe konuşuyor ve bunlar Sünni

Hanefi İslam mezheplerine mensuplar. Aralarında kız alıp verme türünden ilişkiler vardır.

İran’ın sair yerlerinde Türk Halaçlardan bir hayli varken Kürtçe konuşan ve Sünni-Hanefi

inançlı yegane Halaç köyü bu köydür. Biz İran Türklüğü Jeokültürel Boyut isimli kitabımızda

Halaç köylerinin halk inançlarını literatürden takip ederek aktarmıştık. Bu defa inceleme

imkanı bulamamış olsak da görme imkanı bulduk. Düz arazide hayvancılık ve ziraat yapılan

köylerdi bunlar.

Save Türkleri Tahran’ın batısında ve kuzey batı bölümünden miktarları 500 bin

civarında. Bu bölgedeki Save ve kimi Türkler Şii inançlı Müslüman Türklerdir. Hemen

hemen %100 Farslaşmışlardır. Hamedan Türkleri 1.5 milyon kadarken şehir merkezinde

yaşayanlar tamamen Farslaşmıştır. Kırsal kesimlerde halk anadili Türkçe’yi kullanır. Şii

İslam’a mensupturlar. İran’ın Sünni inançlı Türkleri sadece Türkmenlerdir. Hazer Türkleri

köylerde Şii inançlı Müslümanlardan oluşmuştur. Kimlik şuuru olmayan İran Türk kesimleri

arasında Halaç Türkleri de önemli yer tutmaktadır. Halaç Türklerinin de diğer Türk kesimlerle

mensubiyet dayanışması yok. Daha ziyade Kum ve SAve bölgesinde yaşamaktadırlar. Save

bölgesinde Farslaşan 50 bin türk nokta hedef olara tespit edilebiliyor. En önemlisi

Farslaşmaya karşı etno-sosyal yapıdan fikir üretecek ideolog, teknisyen ve stratejik yok.

İran’da Şii inançlı Müslüman Kürtler devletle beraber hareket etmektedirler.

İstanbul’dan sonra dünyanın en büyük Türk şehri olan 12-13 milyonluk şehirde 7 milyon Türk

kültürel hayat itibariyle soluk alamamakta erimektedir. Gürkan’da yapılan kurultayın isminde

Türkmen değil de Türk olsa idi faaliyet izni alamazdı. Resmi ideolojiyi Türklere Türkçe’yi

sonradan öğrenmiş Farslar veya Moğollar gözü ile bakmaktadırlar. Okullarda Türkçe eğitim

yok. Kürtler de Farslaşma karşısında kimliklerinde direnme şuuru daha fazladır.

Türkmenlerin Horasan bölgesindekiler Şii inançlı oldukları için resmi ideolojiyi ile

ihtilafları bu noktada yok. Gülistan bölgesindeki Türkmenler Sünni inançlı olduklarından

Tahran yönetimi ile ilişkilerde limonilik yaşayabiliyor.

Türkmenlerin kesimde şuurluluk daha ziyade üniversite gençliğinde Tebris’te,

Urmiye’de, Zencan’da, Erdebil’de gözlenebiliyor.

Haydarbaba’dan yakından tanıdığımız Karaçimen caddesi gibi birçok yerin içinden

veya yakınından geçtik. Bu bölgede de Halaçlar yaşıyor ve yöre El Halaç olarak biliniyor.

Burada 10.000 kadar Halaç Türkü köylerde 2.000 kadar da şehir merkezinde yaşamaktadır.

Halaçlar konusunda Ali Kevreli’nin “İran Türkleri Mecmuası”nda Dr. Rıza Heyet’in İran

Türkleri kitabında, Dr. Zöhrabi’nin Şair Selimhanlı/TEbris 2003) eserinde bilgi olduğu ifade

edildi.

Gürkan kuzey batısında Gürkan’a yakın bir Kayı köyü var. 100 haneli bu köyün halkı

kendisini Kayı Türkü olarak biliyor. Yekekaz isimli bu köye 1 saatte gidilebiliyor. Yakın olsa

idi biz gitmeyi düşünmüştük.

Gürkan pazar yerinde dolaşırken kutsal kabul edilen bir mekana rastladık. Burada Şii-

Caferi inanç içerikli İslami posterler satılıyordu. Muslukların bir kısmından erkekler bir

kısmından da kadınlar su içiyordu. Musluklara zincirle bağlanmış toplu halde kilitler vardı.

Burası Hz. Ebulbez’in makamı idi. Çok güzel biri suyu vardı. Biz de su içip fatiha okuduk ve

bu mekanı resimledik. Burayı görünce Makedonya’daki türbeye kilitleri, Mezar-ı Şerif’teki

türbeye açılan kilitleri Türkiye’deki akarsuya atılan kilitleri hatırladım. Hepsi bağlanmış

bahtların kısmetlerin açılması inancı ile yapılıyordu.

İran’da Şii-Caferi bölgede bu inanç doğal olarak folklorik İslam’a da yansımıştır. Biz

bu gerçeği “Vatam İran Turan ve Caferi İnançları” isimli çalışmamızda da belirtmiştik.

Bostanhama’da seyir halindeki bir şoför kaza yapmış bir meslektaşını görünce biraz ağırlar.

Sadaka niyetine cebinden birkaç kuruş çıkarır başının etrafında 3 defa dolandırı ve ilk fırsatta

bir fakire verilecektir. Başına dolandırırken “Başıma dolanım ya İmam Rıza’yı Garip“ der.

Neden İmam Rıza ve neden garip diye sorulunca verilen cevap da;

“Seher seher at oynatan meydandı

Muhammed şehrinde dökülen kandı

Evvel ki imamın şehidi Merdan elidir.”

denilir.

Azeri Türk halk inançlarında “godi-godi” uygulaması ise “çömçe gelin” uygulaması

arasında farklı mesajlar olduğuna dair tespitlerimiz oldu. Adeta “çömçe gelin” yağmurun

yağması ve “gobi-gobi” çok yağan yağmurun durması anlamında uygulanıyor. Gobi Gobi’de;

Gobi Gobi

Gün buralara

Gölge dağlara

Günüm gelip su içmeye

Mavi donun değişmeye

Judi geler ha

Judi geler ha

Godu-Godu Gök Tanrı’nın yeryüzünde görevlendirdiği kimse, ruh, güçi iyedir.

Sümerler yer Tanrısal gücüne veya Tanrısınca Goda derlerdi. Çeçenistan’da “Gud ermez.”

Diye bilinen dağlar vardır. Bunlar Tanrı dağları olarak da geçer. Bölgenin eski inanç

sisteminde en(=gök, göğün ruhu), ki(=yer, yerin ruhu) en-ki=yerin ve göğün ruhu olarak

bilinir. Şamanizm’de akşam karanlığının bastırma saatinde şaman da korku yaşar bu saatten

çekinir, ürperir.(Kaynak kişi Cemal Ayrimi)

Anadolu’da akşam azenının okunma saatinde anneler dışarıda oynamakta olan

çocuklarına “girin içeri yer-gök mühürlendi” derler. Bu saatten sonra defin yapılmaz, dışarıya

sıcak su dökülmez. Kırkı çıkmamış çocuğun çamaşırı asılmaz. Kars yöresinde bu saate

“göğün eşine kavuşma saati” denir.

Makü’den başlayıp Tebris, Tahran, Gürkan, Kümbetikavus, Bostanabat, Erdebil,

Tahran, Tebris ve Makü güzergahı ile tamamlanan 6-7 günlük karayolculuğu yaptığımız

seyahatte halk inançları da derledik. Bu derlemede Azerbaycan Türkleri’ne ait bilgileri Cemal

Ayrimi Kaşkayi Türklerine ait bilgileri Esatullah Matufi, İran Türkmenistan’ı Türkmenleri’ne

ait bilgileri Gurban Sehhet Bedahşani’den aldık.

Kaşkayi ve Azeri Türkleri’nde bir çocuk dünyaya gelince yeni bir gelin getirilince

“kademi mübarekli=ayağı uğurlu olsun” veya “dırmağı berk olsun” denir. Çocuklar için

“analı babalı büyüsn” denilir. Taziyeye gidilmiş ise Kaşkayilerde “inşallah bu ayak ile

gelmeyek” denir. Anadolu’da “daha mutlu günlerde görüşmek üzere” veya “bizi acılar bir

araya getirmesin” gibi eş anlamlı sözler söylenir.

Biçim üzerine gelen bir kimse biçenlere “Allah bereket versin” veya “bereketli olsun”

der. Böyle hallerde “enam” alınır. Tarla sahibi bir bağ ekin alır eline orağı veya tırpanı havaya

kaldırır ve “biçim mi kesim mi?” der bir miktar para alır ve biçer. Buna enam denir.

Nikah vakti gelinin başına bir bez gerilir. Bu bezin üzerine kelle şeker kırılır. Kırılan

şekerin büyük parçasını bekar gençlerden biri kaçırır. Kızın anası para ödeyerek bu şekeri geri

alır. Azeri Türklerinde gelinin sandığına ayna konulur. Damat için “damat hamamı” yapılır.

Gerdeğe girmeden evvel yapılan bu hamama damatla birlikte sağdıç ve soldıç da götürülür.

Hamamın parasını bizzat küregen damat der. Hamama gelenlerin kamı(tümü) küregenin

konuğudur. Eskiden bu hamamlarda müzik de olurdu. O günün akşamı gelin küregenin evine

götürülür.

Kaşkayi Türklerinde de “başına dönmek” inanç ve uygulaması vardır. Kurban olmak

anlamındadır. Nezir olarak da başına dönme nezr edilir. Şifa bulmak amaçlıdır. “kubanın

olam” sözü il kötü bela bana gelsin anlamındadır.

“Darısı başına” sözü Kaşkayi Türklerinde de vardır. İzahı yapılırken saçıdaki darı sana

da nasip olsun demektir. Sen de gelin veya damat ol, senin de gelinin veya damadın olsun,

gelinin başına saçılan darı sana da kısmet olsun, sen de o mutluluğu yaşa olarak

yapılmaktadır.

Alevi kesimde dede köye gelince onun önüne getirilecek elma sıradan elma olmamalı

“kızıl elma” olmalı inancı vardır. Dede kızıl elma bağlantı inançlar Anadolu Alevi-Bektaşi

inançlı kesimlerde de vardır.

Kaşkayilerde hamile gelinin bebeğinin cinsiyetini tayin için 13-14 yaşlarında bir kız

çocuğuna ölü bir yılan verilir. Çocuk yılanı gelinin başından sırtı istikametinde geriye doğru

atar. Yılan sırtı üstüne düşerse oğlunun karnının üzerine düşer ise kızının olacağına inanılır.

Kaşkayi Türklerinde “avı açılmak” inanç ve uygulaması vardır. Bu tatbikat bir türlü

avlanamayan avdan eli boş dönen avcılar için yapılır. Bu tür avcılara “tüfeği bağlı” denir. Bu

durumda olan avcının tüfeği 13-14 yaşlarındaki bir genç kızın giysisinin üstünden aşağıya

doğru sarkıtılır iki memesinin arasından geçirilir ve bacaklarının arasından çıkarılır. Böylece

tutuk, kapalı veya bağlı kabul edilen tüfek açılmış, bağı çözülmüş olur. Böylece avcı da

avlanabilecektir.

Esatullah Matufi Merdani Kaşkayileri anlatırken Kaşkayilerin bir eli yoktur. Kaşkayi

Türkleri 5 vilayette yaşarlar demektedir. Kaşkayilerin arasında Halaçlar da vardır. Onlar da

Şii inançlıdırlar. Uzun Hasan’ın torunu han olduğu dönemde bu bölgenin Türkleri Şii oldular

demektedir.

Karapapak Türklerinde 40. günde gelinin ve damadın kerki dökülür. Bu gün hamama

gidilir. Ayrıca boy abdesti de alınmış olur. Dede Korkut’ta kızın okunun düştüğü yerde

“gerdek otağı” kurulduğu geçer. Kerk dökülünce evde yemek içmek olur. Şenlik yapılır.

Hediyeleşmek olur. Eş dost davet edilir. Nir, Şahseven bölgesidir. Burası iki çay arasıdır.

Ağlayan ve Berekli çayları.

Kına gelin kıza, oğlana(damat adayına) ve arkadaşlarına yakılır. Bu bölgede ağ(ak)

güvercin şekilleri ruhu temsil eder. Anadolu’da Şah İsmail taraftarları Kızılbaş olarak bilinir.

İran Türklerinde Şah İsmail taraftarları Şahseven onlara karşı olanlar ise Kızılbaş olarak

biliniyorlar.

Azeri Türklerinde hayırla başlayıp hayırla bitmesi istenilen her işte besmele ile birlikte

ehliyetin de ismi zikredilir. Arabasını çalıştırmadan evvel bir sefer

“bismilllahirrahmanirrahim Allah, Muhammed, ali, Fatma, hasan ve Hüseyin Pence-i aba” der

sonra arabasını çalıştırır.

Çocuğa adı Kur’an-ı Kerim okunarak konulur. İsimler daha ziyade dini

karakterlidirler. Halk sözlü kültürü itibariyle İran Türk kesimleri ile Anadolu veya

Azerbaycan Türkleri arasında hiçbir fark yok. Ancak örnek zenginliği var. “Devem yorulup

sermanım ölüm.” “unu eledik kattık kepeğe” “eleyim elenip kalburun göğe fırlanıp” gibi…

İran Türkmenleri halk inançları denince hatıra Kurban Sukkat Bedahşan geliyor.

Birkaç kitabı çıkmış birkaç kitabı da yayına hazır durumda. Bizden hiçbir şeyi esirgemedi.

Ben Uluğ Türkistan diğer bölgelerindeki halk bilimcilerden gördüğüm özveriyi Batı

türkistanda da gördüm. Türkmen halk tefekkürüne göre dünya bir öküzün boynuzunun

üzerindedir. Öküz dünyayı bir boynuzundan ötekine aktarırken yer sarsıntısı olmaktadır.

Türkmen inancına göre ruh bakidir. Bu dünyada vücudu terk etmesi onun olduğu

anlamına gelmez. Ruh vücudu ölen kimsenin burnundan çıkarak terk eder. Ölüm

meleği(Azrail)in can alacağı kimseye geldiğinde çok heybetli göründüğü inancı vardır.

Türkmenlerde ninni karşılığında hudi, mehtaplı gecelerde kızların özel türkülerine

lehle deniliyor. Bu Anadolu’daki yaşlı ve neşeli günlerdeki kadın ve kızların ellerini

kullanarak yaptıkları zılgıta benziyor. Bunlar parmakla gırtlağa vurularak, elin yan tarafı ile

gırtlağa vurularak, ağza vurularak çeşitli şekillerde yapılabiliyorlar. Zılgıtın vatanının Arap

coğrafyası mı yoksa Türkistan mı tartışması konusu olabilir.

Badahşan Hoca Türkmen ertekileri(efsaneleini) de derlemiş.

İran Türkmenlerinin halk inançları konusunda Kurban Suhhat Bedahşan “Türkmen

İremeleri” isimli bir kitap hazırlamıştır. Bizden esirgemediği kitabı gözden geçirirken bazı

sorularımızı cevapladı.

Türkmenlerde yedi ene(ana) ve yedi ana hakkı vardır. Her Türkmenin yedi anası

vardır. Bunlar; hava(heve) ene/ana, bibi ene/ana, süt ene(kemik ene) öz anası, göbek ene,

eneke ene(talim terbiye enesi), kaynana, yenge ene, sırdaş ene…

İran Türkmenlerinde “seç gece” uygulaması vardır. Bu gece od/ateş yakılır. Her yıl bu

gecede herkesin kısmetinin belirlendiğine inanılır. Bu gece ayı/meret ayında berat

gecesindedir. Od yakılırken;

Şaman od

Boldum şad

Korlap(parlamak) üstümden döktüm

Zorkap(yalvarmak) günahlarımı döktüm

Hayır kıl sen işimi

Gorap(görüp) sakla başımı

Kem etmegil aşımı

Uzak(çok) yaşat yaşımı

Sığındım sana Zalap

Kaymağın meni Horlap(horlanmak)

diyerek birisi ak(uzun) bir gömlek giyip başının üzerine bir cam kap koyar. Camı şakırdatarak

od/ateşin etrafında döner. Günahlarının azalacağı inancı ile bu ateşin etrafında dönülür.

İran Türkmenlerinde “yedi görgü” olarak bilinen bir inanç vardır. Bunlara sahip

kimsenin yeterliliğine inanılır. Bunlar;

Bar görgüsü, dünyaya gelmenin görgüsü

Bimar görgüsü, yetiştiği aileden alınan görgü

Ker görgüsü, iş,işyeri görgüsü

Yar görgüsü

Er görgüsü

Ar görgüsü

Gor görgüsüdür.

İran Türkmen inancına göre Adem’in bedeninden ayrılan 3 şey vardır ki bunlar saç,

tırnak ve diştir. Bunları bastırmak(yereğimmek) gerekir. İnanca göre aynı günde hem el hem

de ayak tırnağı kesilmez. İnsanın burnu kaşınmıssa toy olur. Burnunun ucu kaşınırsa misafir

gelir. Burnunun kenarları kaşınan kimse kef çeker. Bir kızın dirseği ağrırsa o anda onu bir

erkek yatlıyor(anıyor) inancı vardır. Dilini dişleyen kimsenin gıybetinin yapıldığına inanılır.

Pazartesi hapşıran kimse hürmet alır.

Anadolu’daki bir inanca göre Allah iki sandalye yaratmış en iyi gelinin ve diğerine de

en iyi kaynananın oturmaları için halen ikisi de boşmuş diyen Doğan Kaya sözü Dede

Korkut’a getirir.

“Geline ayran

Ayrana doyuran

İğneye diken

Dikene söken” derler diyor.

Özel not: Nevzat Bey bu yazı benim Gülensoy armağan kitabı için hazırladığım yazıdır.

Sevgiler, saygılar

Yaşar Kalafat





KAYNAKÇA: http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/kalafat_horasan.pdf



Yaşar KALAFAT





Yorumlar








Aktif Ziyaretçi 17
Dün Tekil 825
Bugün Tekil 81
Toplam Tekil 1635612
IP 54.158.83.210






TURAN-SAM PRINTED ISSN: 1308-8041
TURAN-SAM ONLINE ISSN: 1309-4033
Journal is indexed by:

































































3 Rebiü'l-Evvel 1438
Aralık 2016
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil, fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
(ATİLLA)


Ekle Çıkar









Anasayfa - Amaç - Misyon - Vizyon - Faaliyetler - Tüzük - Yönetim - Yasal Uyarı - İletişim

Her Hakkı Saklıdır © 2007 - 2017 TURAN-SAM : TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi
Sayfa 2.002 saniyede oluşturulmuştur.

TURAN-SAM rssTURAN-SAM rss
Google Sitemap

Sayac

"Bu site en iyi mozilla firefox'ta 1280x960 çözünürlükte görüntülenir."

Turan Portal v1.3 | Tasarım TURAN-SAM , Kodlama Serkan Aygün

Turan Nedir?, Bilimsel Dergiler, En popüler Bilimsel Dergi, Endeksli Bilimsel Dergiler, Saygın Bilimsel Dergi, Türk Dünyasının en popüler ve en saygın Bilimsel Hakemli Dergisi, SSCI, SCI, citation index, Turan, Türk Devletleri, Türk Birligi, Türk Dünyası, Türk Cumhuriyetleri, Türki Cumhuriyetler, Özerk Türkler, Öztürkler, Milliyetçi, Türkçü, Turancı, Turan Askerleri, ALLAH'ın askerleri, Turan Birliği, Panturan, Pantürk, Panturkist, Türk, Dünyası, Stratejik, CSR, SAM, Center for Strategical Researches, Araştırma, Merkezi, Türkiye, Ankara, İstanbul, Azer, Azeri, Azerbaycan, Bakü, Kazakistan, Alma-Ata, Astana, Kırgız, Bişkek, Kırgızistan, Özbekistan, Özbek, Taşkent, Türkmen, Türkmenistan, Turkmenistan, Aşxabad, Aşkabat, Ozbekistan, Kazakhstan, Uzbekistan, North, Cyprus, Kıbrıs, MHP, AKP, CHP, TURKEY, Turancılık, KKTC, Vatan, Ülke, Millet, Bayrak, Milliyet, Cumhuriyet, Respublika, Alparslan Türkeş, Atatürk, Elçibey, Bahçeli, Aytmatov, Bahtiyar Vahabzade, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, İsmail Gaspıralı, Gaspırinski, Nihal Atsız, Alptekin, Kürşad, Tarih, Kardeş, Xalq, Halk, Milletçi, Milliyetçi, Yürek, Ürek, Türklük, Beynelxalq, Arbitrli, Elmi, Jurnal, Nüfuzlu